
İKTİDARIN VE CHP’NİN DEM PARTİ ÇIKMAZI – Ruhittin SÖNMEZ
İKTİDARIN VE CHP’NİN DEM PARTİ ÇIKMAZI - Ruhittin SÖNMEZ
Önceki yazımda, devletin ve PKK/DEM/Kandil tarafının beklentileri, sürecin takvimi ile İran ve Suriye’de olan gelişmeleri değerlendirip, “2. çözüm sürecinin de anlaşma ile sonuçlanma ihtimali giderek azalıyor” demiştim.
Gerçekten PKK uzantısı olan PYD/YPG’nin Suriye’de, PJAK’ın İran’da beklentilerinden çok uzak bir etki alanı oluşturabildiği görüldü. ABD ise İran’la savaşmaktan pişman. Bu durumda 4 parçalı Kürdistan’ın Türkiye ayağına dair proje konusunda Türkiye’ye baskı yapma imkanları azaldı.
Zaten R.T. Erdoğan “süreç”e karşı biraz mesafeli duruyordu. O’nun birinci önceliği yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olabilmek ve yeniden Cumhurbaşkanı seçilmek.
Erdoğan’ın aday olabilmesi için; ya seçimin erkene alınması veya anayasa değişikliği gerekiyor.
Seçimin öne alınması daha kolay ve daha maliyetsiz seçenek. İktidar kanadından (AKP ve MHP) “erken veya öne alınmış seçimin olmayacağına” dair açıklamalar yapılıyor.
Önceki seçimlerden biliyoruz, iktidarın "erken seçim yok" açıklamaları "erken seçime hazırlık" veya “muhalefeti hazırlıksız yakalama” içindir.
İkinci seçenek yani anayasa değişikliği için (milletvekili transferlerine rağmen) gerekli çoğunluk oyu sağlanmasının DEM Parti oyları ile mümkün olabileceği öngörülüyor. DEM/PKK/Öcalan bu kozu kullanarak müzakere sürecinde dillendirdikleri taleplerinin yerine getirilmesi için iktidarı zorluyor.
HAYATI ANLAMLI YAŞAMAK – Seyfettin KARAMIZRAK
HAYATI ANLAMLI YAŞAMAK - Seyfettin KARAMIZRAK
Mutlu olmak, hayatımızın en büyük amacı. Attığımız her bir adımı aslında mutlu olmak için atıyoruz.
Yeni bir işe girerek kariyerimize katkı yaptığımızda, farklı bir şehre taşındığımızda veya kendimizi ödüllendirmek için bir yemeğe çıktığımızda amacımız hep aynı: Mutluluk.
Ama mutluluk dediğimiz süreç biliyoruz ki sürekli değil. Çünkü hayat; değişimler, aşılması gereken zorluklar ve yeni yollar ile dolu.
Bu zor yollardan geçerken olumsuz düşüncelere kapılmamak gerekir. Olumsuz düşünceler, attığımız her bir adımın daha da zorlayıcı olmasına neden olur.
Pozitif düşünme alışkanlığı edinmek ve olumsuz düşüncelerimiz ile baş etmemiz gerekir. Negatif duygularımızı içimizde tutmak, mutsuzluğumuzu daha da büyütür.
Üzülmek için her zaman geçerli nedenlerimiz olacaktır.
HER YASAL OLAN HAK HELAL DEĞİLDİR – Ruhittin SÖNMEZ
HER YASAL OLAN HAK HELAL DEĞİLDİR - Ruhittin SÖNMEZ
Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mustafa Bozbey'in tutuklanarak görevden alınmasının ardından bu belediye de CHP’den AKP'ye geçti.
AKP Sözcüsü Ömer Çelik olayı şöyle değerlendirdi:"Belediye Başkanının yargısal süreçler neticesinde görevden alınmasından sonra anayasanın, yasaların öngördüğü demokratik mekanizma işledi. Orada Cumhur İttifakı'nın adayı, Cumhur İttifakı'nın oylarını ve bağımsızların oylarını alarak milletin verdiği irade neticesinde bu sonucu elde etti.”
Milletin seçtiği onlarca muhalif belediye başkanlarını yargı kararı ile gözaltına alacak veya tutuklayacaksınız ve yerine ya AKP’den birini seçtirecek veya kayyım atayacaksınız ve buna da “millet iradesinin neticesi” diyeceksiniz.
“Son iki yılda görevden almalar, kayyım atamaları ve parti değişiklikleriyle toplam 85 belediye el değiştirmiş. 19 belediye başkanı tutuklu yargılanıyor.”
Bu kadar hoyratça yapılan antidemokratik uygulamaları savunanlara rahmetli Alev Alatlı’nın o sarsıcı uyarısını hatırlatmak gerekir:
"Her yasal olan hak helal değildir. Asıl olan helalleşmektir. Yasaların boşluklarından yararlanıp elde edilen kazanımlar, şeklen hukuka uygun olsa da vicdan terazisinde kul hakkıdır."
Aslında iktidar kanadının uygulamaları yasaların boşluklarını kullanmaktan da ötedir. Kul hakkı iktidar partilerine farklı, muhalefete farklı hukuk (muhalefete göre “düşman hukuku”) uygulanmasından kaynaklanıyor.
İktidar partilerinin belediyelerinde sanki hiç yolsuzluk yapılmıyor gibi -“parsel parsel şehri satanlar, “metal yorgunluğu” gerekçesiyle görevden alınanlar da dahil- yargılanmıyorlar. Çok istisnai yargıya taşınan olaylarda da gözaltı ve tutuklama olmadan yargılanıyorlar. Hatta şaibe iddiaları çıkan muhalif belediye başkanları iktidar partisine geçince yargılanmaktan kurtuluyorlar.
Muhalif belediye başkanları ise hemen görevden alınıyor, derhal gözaltı veya tutuklama uygulanıyor. Oysa ceza hukukunda -masumiyet karinesi gereği -“asıl olan tutuksuz yargılamadır, tutuklama istisnai bir tedbirdir.” Herkes yargılanabilir ancak bu temel hukuk kuralına uyulması gerekir.
Alev Alatlı’nın muhteşem bakış açısına göre, onbinlerce hatta milyonlarca seçmenin iradesinin bir imza ile yok sayılması, sadece idari veya yargısal bir tasarruf mudur, yoksa tarihin en büyük 'kul hakkı' operasyonları mıdır?
Eğer bir karar, kanun maddelerine uygun kılıfına uydurulmuşsa ama halkın vicdanında derin bir yara açmışsa, orada "yasal bir zulüm" ve devasa bir "kamusal kul hakkı" doğmuş demektir.
GENÇLER, YURTDIŞINA KAÇIP GİTMEYİN! MİRASINIZA SAHİP ÇIKIN, ONU YÜCELTİN! – Gürkan AVCI
GENÇLER, YURTDIŞINA KAÇIP GİTMEYİN!
MİRASINIZA SAHİP ÇIKIN, ONU YÜCELTİN! - Gürkan AVCI
Sevgili Genç Kardeşlerim, bugün size, kalbinin her atışında Türkiye’nin yarınlarını taşıyan bir ağabeyiniz, bir dostunuz olarak sesleniyorum. Sizler; 10 yaşında internetin kapısını aralayan, 12’sinde dünyanın nabzını WhatsApp’la tutan, 15’inde yapay zekâyı, kodlamayı, küresel trendleri avucunun içi gibi bilen Batılı gençlerden hiçbir eksiğiniz yok, aksine sizler aklı özgür, hayalleri sınırsız, cesareti muazzam Türk gençlerisiniz. Sizde eksik olan hiçbir şey yok. Eksik olan, sadece size yakışır bir politik vizyon, size açılan kapılar ve size güvenen bir siyaset eksikliğidir.
TÜRKİYE’NİN BÖLÜNME RİSKİ AZALDI MI? – Ruhittin SÖNMEZ
TÜRKİYE’NİN BÖLÜNME RİSKİ AZALDI MI? - Ruhittin SÖNMEZ
2015 yılında kaleme aldığım,"İki Bin Devletli Bir Dünya" başlıklı yazıda,Prof. Dr. Anıl Çeçen’in verileriyle bazı tespit ve öngörüleri ortaya koymuştum:
Yirminci yüzyıla geçerken dünyada sadece yirmi devlet vardı. Yirmi birinci yüzyıla geçerken iki yüz civarında devlet ortaya çıktı.
Yirminci yüzyıl içinde gerçekleşen üç büyük dönüşüm sayesinde, imparatorluklar parçalanarak ulus/milli devletler ortaya çıktı. Yeni siyasal yapılanmalarla devlet sayısı on misli arttı.
Bazı uzmanlar, küresel emperyalizmin hedeflerine göre, iki yüz devletin yeterli olmadığını, geçen yüzyılda olduğu gibi devlet sayısının on misli daha artırılması yani 2000 devletli bir dünya olması gerektiğini ileri sürmekte.
Devlet sayısının artması mevcut ulus/milli devletlerin bölünmesiyle mümkün olabilecektir.
Alt kimlikleri ve etnik grupları ön plana çıkaran mikro milliyetçilikler batı kapitalist sistemi tarafından kışkırtılacaktır. Var olan ulus devletler parçalanarak, dünyanın her bölgesinde yeni eyalet devletçikleri oluşturulacaktır.
Bu geçişi sağlamak için Ulus devletlerin dışa açılmaları teşvik edilmekte, etnik gruplar ve cemaatler büyük para imkânları ile desteklenmektedir.
Daha sonraki aşamada dünya haritasında yer alan küçük eyalet devletleri, kıtalar düzeyinde yada büyük bölgesel oluşumların çatısı altında kurulacak makro devletler yapılanmasının içinde bir araya getirilecek.
Sonunda, iki bin eyalet devleti bir dünya konfederasyonu çatısı altında birleştirilecek. Böylece yüzyıllardır ultra zenginlerin hayal ettiği sınırsız, gümrüksüz bir dünya devleti yapılanmasına geçilecek.
Uyan Ey Halkım; İktidar Muhalefet Elele Ülkeyi Soyuyor! – Gürkan AVCI
Uyan Ey Halkım; İktidar Muhalefet Elele Ülkeyi Soyuyor! – Gürkan AVCI
Türkiye, yolsuzluk bataklığında boğulmaktadır. İçişleri Bakanı Mustafa Çitçi’nin açıkladığı veriler, utanç verici bir tabloyu gözler önüne sermektedir: Son dönemde 3.224 inceleme yapılmış, 1.298 belediye hakkında soruşturma izni verilmiş ve bunların 591’i AKP’li belediyelere aittir. Bu oran, soruşturmaların yaklaşık %46’sının iktidar partisiyle ilgili olduğunu göstermektedir. CHP’li belediyeler 321, MHP’li 102, diğer partiler ise kalan sayıyla sıralanmaktadır. En fazla soruşturma izni verilen belediyeler AKP’li olanlardır.
SİYASİ AKTÖRLERİN BİRBİRLERİNE GÜVENİ VE İTTİFAKLAR – Ruhittin SÖNMEZ
SİYASİ AKTÖRLERİN BİRBİRLERİNE GÜVENİ VE İTTİFAKLAR - Ruhittin SÖNMEZ
Siyasetin aktörlerinin birbirlerine karşı duyduğu güvensizlik en basit sorunları çözümsüzlüğe mahkûm ederken, siyasi aktörlerin birbirlerine güveni en karmaşık sorunları çözüme götürebilir.
Çatışma çözümlerinde en büyük engel, aktörlerin birbirini "sıfır toplamlı bir oyunun" (birinin kazancı diğerinin kaybıdır) parçası olarak görmesidir. “Benim kazanmam için onun kaybetmesi lazım” mantığı yerine “birlikte kazanabiliriz, çatışma yerine işbirliği ile hepimiz kazanabiliriz” anlayışı gereklidir.
Francis Fukuyama güveni, sadece ahlaki bir kavram olarak değil, ekonomik ve siyasi başarının temelindeki "sosyal sermaye" olarak tanımlar.
Fukuyama’ya göre güven, bir toplumun veya grubun üyeleri arasında paylaşılan, dürüstlük ve işbirliği beklentisidir. Bu beklenti, ortak normlara dayanır.
Siyasette güven olduğunda, her adımın hukukla veya zorla denetlenmesi gerekmez. Aktörler birbirine güvenmediğinde, her mutabakat için onlarca sayfalık protokoller, garantörler ve denetim mekanizmaları gerekir; bu da süreci hantallaştırır. Çoğu zaman da bu belgeler işe yaramaz.
Almanya, Japonya gibi bazı toplumlar yüksek güvenlidir. Kurumlara duyulan güven sayesinde krizler kolay aşılır. Siyasi kültür “uzlaşma ve ortak çıkar” odaklı oluşmuştur.
İtalya, Rusya, Çin ve Türkiye gibi düşük güvenli toplumlarda ise kurumlara değil, liderlere olan kişisel sadakat ön plandadır; siyasi kültür “Biz ve Onlar" ayrımı veya kutuplaşma ekseninde oluşmuştur.
Bu bakımdan ülkemizde ittifak arayışlarında, aktörler "kendiliğinden" bir araya gelemez çünkü aralarında güven düşüktür. Aktörler seçim barajı veya 50+1 zorunluluğu gibi bir tehdit karşısında yan yana gelebiliyor. Bu gerçek bir güven değil, stratejik bir zorunluluktur. Stratejik zorunluluklar ise ilk fırsatta bozulmaya mahkumdur.
HÜRMÜZ KİLİDİ VE İSTANBUL BOĞAZLARININ STATÜSÜ – Ruhittin SÖNMEZ
HÜRMÜZ KİLİDİ VE İSTANBUL BOĞAZLARININ STATÜSÜ - Ruhittin SÖNMEZ
ABD/İsrail- İran Savaşı Hürmüz Boğazı’nda düğümlendi. Bu durum dünya ekonomisini sarsıyor ve daha da derinden etkileme potansiyeli var. Trump “İran Hürmüz Boğazını açarsa İran cephesinden çekileceğini” söyledi.
Dünya ekonomisinin %20-30 civarındaki petrol trafiğinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kilitlenmesi, "boğazların statüsü, mülkiyeti ve güvenliği" konusunu hatırlattı.
Bu kapsamda İstanbul Boğazlarının statüsünü belirleyen, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin önemini kavramamız gerekiyor.
Birkaç gün önce nokta TV’de Geniş Açı adlı programımda, E. Türk Tarih Kurumu Başkanı ve halen Kutlu Parti Genel Başkanı olan Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu konuğum oldu. Halaçoğlu "Montrö olmasaydı Türkiye “Rusya-Ukrayna savaşında” taraf olmak ve savaşa girmek zorunda kalabilirdi" dedi.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN MİLLİ ÜLKÜ VE İDEALLERİ – Dr. Şahin CEYLANLI
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN MİLLİ ÜLKÜ VE İDEALLERİ - Dr. Şahin CEYLANLI
Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı, Avusturya-Macaristan, Çarlık Rusya v.b. büyük imparatorlukların yıkılarak yeni dünya düzenine uygun milli ( ulus ) devletlerin doğacağını söyleyen ender kişilerden biridir. Yaşadığı zamanın gerçeklerini herkesten önce kavramış ve her eylemin Türk için, Türk’e göre ve Türk tarafından olması gerektiğini her fırsatta söylemiştir. Çöküş süreci içindeki Osmanlı İmparatorluğu üzerine Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak her alanda gerçekleştirdiği inkılaplarla tüm dünya kamuoyunu kendisine hayran bırakan büyük bir otorite, bir dahi, usta bir stratejist ve büyük bir devlet adamıdır.
İdealist kişiler, yapacakları mücadelelere hedeflerini belirleyerek başlarlar. Belirlenecek hedef bir milletin yücelmesi ve yüceltilmesi ise yapılacak olan mücadele çok daha büyük bir anlam kazanır. Toplumsal ve ulusal nitelikte olan hedefler, milli idealler ve ülküler olarak adlandırılır. Milli Mücadeleden sonra Fransızların elinde kalan Hatay için Adana’da yapılan bir konuşma sırasında, bir Türk kızının “ Hatay’ı kurtar “ demesi üzerine; Mustafa Kemal Atatürk şöyle diyerek: “ Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde kalmaz “ karşılık vermiş ve konuyu Milletler Cemiyeti’ne taşımıştır. Milletlerin büyük insanlara ihtiyaç duyması, en çok buhranlı ve bunalımlı dönemlerde ortaya çıkmıştır. Bu büyük devlet adamlarından biri de Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bu konuda Fransız Prof. Dr. Maurice Baumart şöyle söylüyor: “ Eski Osmanlı İmparatorluğu bir hayal gibi ortadan silinirken, milli bir Türk Devleti’nin kuruluşu, bu çağın en şaşırtıcı başarılarından birisidir. Mustafa Kemal, yüce bir eser ortaya koymuştur. Atatürk’ün parlak başarısı bütün sömürgeler için bir örnek olmuştur.” Aynı konuda ünlü bir Alman tarihçisi olan Prof. Dr. Herbert Melzig’de diyor ki: “ Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak isteyenler, Atatürk’ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar.” Prof. Dr. Hüseyin Nail Kübalı’ya göre: “ Atatürk bir milli mücadele gerçeğidir.” Fikir ve idealleriyle Milli Mücadele’ye güç katmış ve yön vermiştir. Milli Mücadele’nin lideri olmasının sebebini kişisel üstünlüğünde, milli düşüncelerinde ve dehasında aramak gerekir. Alman filozof Dankwart A. Rustow’un açıklamalarına göre Atatürk : “ Çağımızın şartları içinde bunalımlı bir dönemde karizmatik önderliği ve liderliği temsil eden kişidir.” Bu özelliklerinden dolayı , bütün Türk Dünyası ve özellikle Azerbaycan Türkleri tarafından da takdirle karşılanmıştır. O’nun Türk Dünyası’na olan ilgisi, muhabbeti ve hasreti, bu konudaki düşünceleri Türklük ve Türk Milliyetçiliği duyguları ile alakalıdır.
ÇÖZÜM SÜRECİNİN AKTÖRLERİ VE HEDEFLERİ – Ruhittin SÖNMEZ
ÇÖZÜM SÜRECİNİN AKTÖRLERİ VE HEDEFLERİ – Ruhittin SÖNMEZ
Önceki yazımda Öcalan’ın “umut hakkı” gerekçesiyle tahliye edilmesi ihtimalini değerlendirdim. Yazının sonunda yaptığım şu tespitten devam edelim:
“Türk halkının en hassas olduğu konu Öcalan'ın serbest bırakılması ve siyaset yapmasına imkân verilmesidir.”
DEM ve MHP için seçim kazanmak öncelikli değildir.Ancak AKP için ana motivasyon iktidarını korumaktır. Yani Erdoğan’ın yeniden CB adayı olabilmesini sağlamak ve seçim kazanmaktır.
AK Parti, kamu vicdanının bu kadar hassas olduğu bir konuda, seçim atmosferine girmeye aylar kala,somut bir tahliye adımı atarak büyük bir risk almaz.Çünkü Türk seçmeni bu konuyu affetmez.
Muhtemelen 2027’de yapılacak seçimde, Erdoğan'ın yeniden adaylığı ve CB seçilmesi ile AK Parti'nin meclis aritmetiğini koruması için, AKP, DEM Parti'nin desteğini hayati önemde görüyor.
DEM/PKK kanadı Erdoğan’ın bu durumunu hedeflerine varmak için bir fırsat olarak görüyor. Hedefleri Öcalan'ı serbest bıraktırmak, Türkiye'nin anayasal sistemini dış müdahaleye açık hale getirmek ve/veya üniter-milli yapıyı bozmak. “Kürt bölgesini biz, kalan Türkiye’yi hepimiz yönetiriz” hayalini gerçekleştirmek.
Bu ayrılıkçı gruplara ABD'nin cesaret verdiği açık: "ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Terörsüz Türkiye süreci, "Dört büyük ülkedeki Kürtleri bir araya getirmek için bir fırsattır"açıklaması tesadüf değildir. ABD yetkililerinin bu gibi söylemleri,PKK ve türevlerinin“uluslararası konjonktür lehimize” diye düşünmesine yol açıyor.
İlk etapta Irak ve Suriye’de kurulan ve İran’da kurulacak yapılar ile Türkiye içindeki tasarladıkları yapıyı "konfedere" hale getirmek isteyebilirler. Bu, Türkiye'nin bölünmesi veya dış müdahale ile belirlenen bir "çözüm"e zorlanması demektir.İsrail açısından ise güvenliğini tahkim eden bir garnizon devletin kurulması anlamına gelir.
İçerideki anayasa tartışmalarını dış beyanlardan bağımsız düşünmek saflık olur.
Türkiye’deki bazı "görevli" siyasilerin, bu dış projeyi "Türkiye’nin bekası için en iyi yol bu" diyerek pazarlaması, istihbarat terminolojisinde tipik bir yönlendirme (manipülasyon) faaliyetidir.
Eğer süreç "dört parçalı Kürdistan" haritasını gerçekleştirmek için yürütülüyorsa, bu Türkiye'nin, Sevr şartlarını dayatan, bir kuşatma altına girdiğini gösterir. Süreçte görevli siyasi aktörlerin bu tehlikeli kuşatmaya rehberlik etmesi üzücüdür.
MUTLULUK BİR YOLCULUKTUR – Seyfettin KARAMIZRAK
MUTLULUK BİR YOLCULUKTUR - Seyfettin KARAMIZRAK
Hayatımız bir yolculuktur aslında, doğumdan itibaren başlayan.
Bu yolculuğun ilk kısmını ailemizle yaparız, ayaklarımızın üzerine basana kadar. Bu kısımdaki yolculukta, yolu seçen annemiz babamızdır. Ya da onların yerine bu görevi üstlenen birileridir.
Bizim adımıza, çıkacağımız yolu belirleyenler, bir bakıma çoğumuzu da bu yola devam etmeye mecbur ederler.
Bazılarımız da, ayaklarının üzerine bastıktan sonra yolculuğa kendileri karar verirler.
Doğuştan kendi iradeleri dışında bu yolu belirleyenlere uymayarak, başka bir yol seçer ve kafileden ayrılırlar. Başka bir yola girerek seyahate devam ederler.
İşte hangi yol olursa olsun, bütün yollar, bizim mutluluk ya da mutsuzluk yolculuğumuzdur.
O yüzden, yolun belirlenmesinde doğru ve isabetli tercih yapılması gerekir. Çünkü hayat çizgimizi belirleyen ve ömrümüzün sonuna kadar devam edecek bu yol, mutlu ya da
mutsuz olmamızda da belirleyici rol oynayacaktır.
Gittiğin Yol, Yol Değil! Tuttuğun Dal, Dal Değil! – Gürkan AVCI
Gittiğin Yol, Yol Değil! Tuttuğun Dal, Dal Değil! - Gürkan AVCI
Efendim Merhabalar. Ankara Eğitim Konferansı ve eş etkinliklerinin üçüncüsü ile bir kez daha birlikteyiz. Bugüne kadar hiç aksamadan devam etti bu periyod. Çok çeşitli şartlarda ve zamanlarda sürdürdük. Hep ifade ettiğim gibi, herhangi bir popülerlik endişesi taşımadan, bir “okul” olarak daha da kurumsallaşması için sizlerin de eşsiz katkılarıyla çalışıyor, yolumuza devam ediyoruz.
Anaokulundan üniversiteye kadar tüm eğitim kurumlarını gezdik, eğitimcilerle konuştuk, öğrencilerin gözlerindeki yorgunluğu ve umudu gördük, LGS ve YKS arenalarını izledik, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modelini" inceledik ve MEB ila YÖK’ün son yıllardaki “reformlarını adım adım takip ettik. Gördüklerimiz bizi derinden sarstı.
ÖCALAN’A VERİLEN CEZANIN GEREKÇESİ VE UMUT HAKKI – Ruhittin SÖNMEZ
ÖCALAN’A VERİLEN CEZANIN GEREKÇESİ VE UMUT HAKKI - Ruhittin SÖNMEZ
29 Haziran 1999’da Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), İmralı Adası’nda görülen dava
sonucunda, Abdullah Öcalan’a İDAM cezası verdi. Daha sonra yasal değişikliklerle idam kaldırıldığından, ceza “ağırlaştırılmış müebbet hapis”olarak güncellendi.
Mahkeme, Öcalan’ı eski Türk Ceza Kanunu’nun (765 sayılı TCK) 125. maddesi uyarınca suçlu bulmuştu. Bu madde “vatana ihanet” ve “devletin birliğini bozma” suçlarını kapsıyordu:
“Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hakimiyeti altına koymaya veya devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmaya veya devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf bir fiil işleyen kimse ölüm cezası ile cezalandırılır. “
Mahkemenin gerekçesinde şu temel noktalar öne çıkarılmıştır:
Örgüt Liderliği: Sanığın PKK’nın kurucusu ve tek karar vericisi olduğu, örgütün tüm silahlı eylemlerinin sanığın emir ve talimatları doğrultusunda gerçekleştirildiği belirtilmiştir.
Bağımsız Devlet Amacı: PKK’nın amacının, Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bir kısmını ayırarak ayrı
bir devlet kurmak olduğu ve bu amacın TCK 125 kapsamında “ olduğu vurgulanmıştır.
Eylemlerin Vahameti: Kararda, 1984’ten davanın açıldığı tarihe kadar gerçekleştirilen binlerce silahlı saldırı, baskın ve katliam (sivil, asker, polis ölümleri) tek tek listelenmiş; bu eylemlerin vahametinin anayasal düzeni tehdit eder boyutta olduğu ifade edilmiştir.
RAMAZANIN ARDINDAN – Seyfettin KARAMIZRAK
RAMAZANIN ARDINDAN - Seyfettin KARAMIZRAK
Nadide bir ramazan ayını idrak etmenin ardından, bayramın uhrevi havasını bolca yudumladık. Oruçla yakaladığımız huzurun mutluluğunu, bayramla idrak ettik.
Umarım oruçla tattığımız; huzurun ve mutluluğun, bitmeyecek sandığımız eşsiz paylaşımların, aramaların, gönülden perçinleşmenin, hatır sormaların, tatlı tebessümlerin sonu
gelmez. Yaşantımız olur ömür boyu.
Güzel anlar hızlı yaşanır, çabuk bitermiş. Ramazanın güzellikleri de, “rüya gibi” geldi geçti.
“Alışılan uhrevi havanın, paylaşmanın, hatırlamaların, gönül almanın, sabrın, metanetin vefanın, heyecanlı buluşmaların, sürpriz sevinmelerin, hediyeleşmelerin” vb. iyiliklerin tadı damağımızda kaldı.
HALKIMIZ İRAN’IN YANINDA DEVLETİMİZ KARŞISINDA – Ruhittin SÖNMEZ
HALKIMIZ İRAN’IN YANINDA DEVLETİMİZ KARŞISINDA - Ruhittin SÖNMEZ
ABD/İsrail- İran Savaşı - taraflar arasında müzakereler devam ederken, 28 Şubat’ta - Amerika ve İsrail’in uluslararası hukuka ve teamüllere aykırı bir şekilde İran’a saldırmasıyla başladı.
Savaş, İran’ın beklenmedik yüksek direnci nedeniyle, hız kesmeden devam ediyor. Hatta her geçen gün kapsamı genişliyor. Dünya ekonomisini sarsma boyutuna gelebileceği anlaşılıyor. Hürmüz Boğazının kapanması, bölgedeki enerji tesislerinin zarar görmesi petrol, doğalgaz fiyatlarını artırdığı
gibi tedarik sorunlarına yol açabileceği öngörülüyor.
Daha başından beri “Trump’ın şerrinden korkan” dünya devletleri ABD/İsrail tarafını destekledi.
NATO’yu oluşturan devletler “bu bizim savaşımız değil” diyerek savaşa müdahil olmadılar. (Sadece İngiltere sonradan üslerini ABD kullanımına açtı.)
Çin ve Rusya ise Birleşmiş Milletlerde çekimser oy kullandılar ve doğrudan İran taraftarı görünmüyorlar. Buna rağmen İran’a teknik yardım, silah ve teçhizat desteği verdikleri anlaşılıyor.
İran’ın füze stoklarının bitmemesi ve geçen seneki 12 gün savaşına göre, füzelerin isabet oranının yükselmesi bu desteğe bağlanıyor.
Bu strateji Batı’nın Rusya- Ukrayna savaşındaki tutumuna benzetilebilir. Batı, teknik yardım ve silah desteği ile Ukrayna’nın direnç göstermesine katkı vermişti. Şimdi muhtemelen Çin ve Rusya benzer bir strateji ile İran’ın uzun süre ABD/İsrail saldırılarına direnebilmesine yardımcı oluyor.
CÜBBELİ AHMET BU DEFA DOĞRU SÖYLEMİŞ – Ruhittin SÖNMEZ
CÜBBELİ AHMET BU DEFA DOĞRU SÖYLEMİŞ – Ruhittin SÖNMEZ
Kamuoyunda 'Cübbeli Ahmet Hoca' olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü “Türkiye’de şeriatla ilgili bir referandum yapılsa yüzde 10 'şeriat istiyorum' sonucu çıkar mı şüpheliyim” dedi.
Cübbeli Ahmet bu kanaatini besleyen bazı tespitlerini de şöyle açıkladı:
“Türkiye’de keşke şeriat isteyenler çok olsa... Benim için uyar. Muhafazakâr camia, çocuklarını dindar yetiştirmekte yetersiz kaldı. Çocuklarda namaz oranı az, kızlarda tesettür oranı az. Hocaların, şeyhlerin, şıhların kızlarında açık seçik kızlar var.”
“Nice açık bayanlar namazında abdestinde, nice kapalı kadınlar da namaz kılmıyor.”
“Kemalistleri İslam'a çekelim derken, onlar bizi kendine çekti.”
Bu şahsın sözlerini ciddiye almamın sebebi “Türkiye’de kimse şeriat istemiyor" mealindeki çıkışı ile aslında Türkiye’deki sosyolojik bir gerçeğin, bizzat o çevrenin içinden itiraf edilmesidir.
Ancak bu durum, halkın dinden uzaklaştığını değil; "şekilci, baskıcı ve akıl dışı" bir din yorumunun artık modern hayatın ihtiyaçlarına cevap veremediğini gösteriyor.
Halkımız aslında genel olarak İslam inancından uzaklaşmamış, İslam’ı özünden koparan din yorumları ile arasına mesafe koymuştur.
Maturidi / Hanefi / Yesevi kültürü ile yetişmiş Anadolu insanı, Cennetin kapısında kendi tarikatlarına mensup olanların sorgusuz sualsiz içeri gireceği safsatasıyla kitleleri uyuşturan, yanmaz kefen tüccarı sözde din adamlarının din anlayışını reddetmektedir.
Cübbelinin tespit ettiği sosyolojik olgular “alnı secde görenlerin” iktidarında, adalet, liyakat, meşveret (ortak akıl) ilkelerinden uzaklaşılmasına karşı duruşun sonucudur. “Din bu ise ben bunların dininden değilim” tepkisinin dışa vurumudur.
Halkımız, dini bir 'siyasal baskı aracı' olarak kullanan, aklı devre dışı bırakan ve kadını hayattan koparan dar kalıpları elinin tersiyle itiyor.
Bu tavır genel olarak bir dinsizleşme değildir. Bu değişim bazı kesimlerde inanç kaybı şeklindedir. Ama çoğunlukta akıl, vicdan ve ahlaka dayalı bir din anlayışına duyulan özlemi yansıtıyor.
Gerçek Müslümanlık, bugün Cumhuriyet’in kazanımlarını koruyup onu ileri bir demokrasiyle taçlandırmak; yani İslam'ın değişmez ilkelerini (Adalet, Liyakat, Meşveret) çağdaş hukukla buluşturmaktır.
Kadir gecesi – Fahri SAĞLIK
Kadir gecesi - Fahri SAĞLIK
Rahman ve Rahîm olan Allah´ın adıyla;
“Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. (1) Bilir misin nedir Kadir gecesi? (2) Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. (3) O gece melekler ve ruh, rablerinin izniyle her bir iş için iner dururlar. (4) O gece tan yeri ağarıncaya kadar esenlik doludur. (5)” ( Kadr Suresi, 1-5 )
Kadr (dilimizde Kadir) kelimesi sözlükte “güç, hüküm, değer, şeref” gibi anlamlara gelir. Özellikle Kur’an’ın bu gecede indirilmesinin geceyi şereflendirdiğini ve kadrini yücelttiğini ifade etmek üzere ona bu isim verilmiştir.
Surenin ilk ayetinde Kur’an’ın bu gecede, Bakara suresinde de (2/185) ramazan ayında indirildiği belirtilmiştir. Buna göre Kadir gecesinin ramazan ayı içerisinde olduğu açıktır. Ramazan’ın hangi gecesine denk geldiği konusunda farklı görüşler vardır. Hz. Aişe’ye isnat edilen bir hadiste Hz. Peygamber’e ilk vahyin Ramazan’ın 27. gecesinde geldiği bildirilmiş; bu sebeple Kadir gecesinin Ramazan’ın 27. gecesi olduğu yönünde genel bir kanaat oluşmuştur.
MESAİ ve YOL ARKADAŞIMIZ İLBER HOCA – Adem ARI
MESAİ ve YOL ARKADAŞIMIZ İLBER HOCA – Adem ARI
Tarihçi İlber ORTAYLI hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Ben İstanbul’da Başbakanlık Devlet Arşivleri’nde çalışırken düzenli olarak gelir araştırma yapardı. Biz nemli, küflü ve de DDT ile ilaçlanmış zehirli yüzlerce yıllık Osmanlı Arşiv belgelerini İlber hoca gibi tarihçilerin, araştırmacıların hizmetine sunmak için çalışırken işimizi yapıyor olmanın huzuru içindeydik.
Araştırma salonunda bizimle çalışmaya başlar, bizimle mesai bitimine, araştırma salonu kapanana kadar çalışırdı. Elbette çok çalışır, çok yorulurdu. Boğaz vapuru ile birlikte evlerimize dönerdik. O Bebek’te iner, biz Paşabahçe’ye devam ederdik. Vapurun güvertesine çıkar Boğazın temiz havasını boğazı seyrederek içine çekerdi. Aynı vasıta ile seyahat etmek evlerimize ailelerimizin yanına dönmek bize huzur verirdi.
Tarihçiler, ülkeleri hakkında çok şey bilir. Hani Peygamber Efendimiz demişti ya; “Benim bildiğimi sizler bilseydiniz az güler çok ağlardınız”. Tarihçiler de öyle. Ülkesinin her karış toprağında yapılan mücadeleleri çok iyi bilirler. Nerede ne kadar şehit verdik? Nerede kimin ihanetine uğradık? Sokak başlarında verilen mücadeleleri, kirletilen namusları çok iyi bilirler.
İlber Hoca, vatanın ve vatandan ayrılmanın ne demek olduğunu çok iyi bilen bir entelektüel, milli bir tarihçi, iyi bir dış politika uzmanı, tarihi birikimiyle isabetli yorumlar yapabilen siyasete atılmamış ama siyasete yön verebilen bir aydın idi.
O İkinci Dünya Savaşından sonra vatanı Kırım’ı terk edip Türkiye’ye gelen bir ailenin çocuğu idi.
Ne yapmalı? – Nihal ÖZGİRGİN
Ne yapmalı? - Nihal ÖZGİRGİN
Son iki yazımda toplumda gittikçe artan sosyal çürüme ve derin yoksulluktan bahsetmiştim. Bu kavramlar birbirini besleyen sosyal olgular olduğundan bu yazımda gelişen bu sosyolojik yarayı önlemek adına neler yapılabileceğine dair görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
Her şeyden önce üretime dayalı istihdam yaratılmalıdır. Bu konuda en önemli politika ise tarıma dayalı üretimin artırılması olacaktır. Tarıma dayalı üretim insan gücünün en yoğun olarak kullanıldığı bir üretim biçimlerindendir. Ayrıca gıda temelli bir üretim kaynağı olduğu için derin yoksulluğu önleyici bir yöntem olarak karşımıza çıkar.
Bunun yanında önümüzdeki günlerin en önemli meselelerinden olan gıda üretim yetersizliği için de toplum olarak önlem almış oluruz.
Meslek edindirme kurs ve okulların nitelikli hale getirilerek eğitim seferberliği yapılması dar gelirli vatandaşların üretime katılması açısından önem arz eder. İlerleyen yıllarda dünyada zanaata dayalı mesleklerin ön planda olacağına dair teoriler söz konusu iken bu noktada meslek edindirme politikaları üretmek ülke ekonomisi açısından da verimli olacaktır.
Sosyal yardımlaşma ve belediyelerin sosyal yardım politikaları hali hazırda devam etse de döngüsel bir politika üretilerek verimliliğe ve devamlılığa dayalı bir süreç oluşturmak yoksulluğu azaltmak adına etkili olacaktır.
ÜÇ ÜLKE, ÜÇ FANATİZM VE KUTSAL SAVAŞ SİYASETİ – Ruhittin SÖNMEZ
ÜÇ ÜLKE, ÜÇ FANATİZM VE KUTSAL SAVAŞ SİYASETİ - Ruhittin SÖNMEZ
Birleşik Devletleri / İsrail ve İran arasındaki savaş sürerken, Oval Ofis’te, ABD Başkanı Donald Trump ile Evanjelist din insanları dua ayini yaptı.
Ülkenin farklı bölgelerinden gelen evanjelik papazlar gözlerini kapatıp ellerini Trump’a uzattı.
Koltuğunda oturan, kollarını masaya koymuş, gözleri kapalı, derin bir trans halindeki Trump için dua ettiler. Toplantıya Evanjelik çevrelerde öne çıkan isimler katıldı. Trump’ın “Tanrı’nın kılıcı” olmasını ve “bu zor zamanlarda Trump’ı ve askerlerimizi korumanı diliyoruz” dediler.
Toplantıdaki Evanjelik liderlerden Robert Jeffress’in şu sözü çarpıcıdır: “Tanrı, Trump’a şer odağı İran’ı yeryüzünden silme yetkisi vermiştir. Bu bir siyasi tercih değil, kutsal bir görevdir.”
Trump’ın ruhani danışmanlarından Paula White-Cain’in “saldır, saldır, zafere kadar saldır” şeklindeki cezbe haliyle yaptığı dua videosu da bu atmosferi tamamladı.