
HANGİ DERİN DEVLETİN AKLI? – Ruhittin SÖNMEZ
HANGİ DERİN DEVLETİN AKLI? - Ruhittin SÖNMEZ
Türkiye’de bir “derin devlet” yapılanması ve yapının siyasi gelişmeleri belirleyen “devlet aklı” denilen bir planlayıcı, uygulayıcı iradesi olduğuna dair tartışmalar yeniden alevlendi.
Çünkü son yıllarda siyasi gelişmelerin doğal seyrinde gitmediği açık. Daha önce tasavvuru dahi mümkün olmayan, hayatın olağan akışına aykırı bu sistematik olayların faili/ failleri olmalı.
Mesela, “Türk milliyetçiliğinin kalesi” olduğunu iddia eden MHP’nin bugünkü çizgiye geleceğini kim öngörebilirdi?
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Teröristbaşını “kurucu önder” ve “koordinatör”i lan etti. DEM/PKK taleplerini savunmaya devam ediyor.
Üç siyasi parti ve liderleri adeta eski MİT mensubu merhum Prof. Dr. Mahir Kaynak’ın şu sözlerini doğrulamak için gayret içindeler:
“Devlet, Türkiye'de dini ortadan kaldırmak isterse bunu en dindar/muhafazakâr parti eliyle yapar. Devlet, şeriatı veya dini kuralları getirmek isterse bunu laikliği savunan CHP eliyle yapar. Devlet, sınırları içerisinde bir Kürdistan kurulmasına karar verirse bunu milliyetçi/ülkücü MHP eliyle yapar.”
EĞİTİM ÖĞRETİMDE CEZANIN YERİ – Seyfettin KARAMIZRAK
EĞİTİM ÖĞRETİMDE CEZANIN YERİ - Seyfettin KARAMIZRAK / Eğitimci Yazar
Tarih boyunca, karşı çıkanlara rağmen, ceza eğitim ortamında her devirde kullanılmıştır. Bu gün ABD, Fransa, Almanya, Japonya gibi en ileri ülkelerde, ceza yasaklansa bile, eğitim ortamında işe koşulmaktadır.
Bizim eğitim dünyamızda ise; “Eti senin kemiği benim!..”, “Hocanın vurduğu yerde gül biter!..” gibi yanlış anlayışlar artık kalmadı.
Sevgi, bilgi ve özgürlük yaşanarak öğrenilir; yaşanmadan, bunlar yalnız bilinir; fakat uygulanamaz. Oysa çağlar boyunca okul sistemlerinde,“sevgiye” istendik düzeyde yer verilmemiştir.
Hala bazı okullarımızda dayak, baskı, otorite, aşağılama, alaya alma, tehdit, okuldan uzaklaştırma gibi cezalar görülebilmektedir. Böyle kurumlarda, öğrenci değil, öğretmen ve konular ön plandadır.
Sevginin, tutarlı bilgi ve özgürlüğün olmadığı eğitim ortamında, sevgi dolu, tutarlı bilgi ve becerilerle donanımlı özgür insanlar yetiştirilemez. Baskı, korku, tehdit, kin, nefret, öçalma vb. gibi duygulardan sevgi, acıma, hoşgörü, anlayış, içtenlik gibi duygular asla oluşamaz.
“Sevgi sevgiyi, korku korkuyu doğurur.”Geleneksel çocuk yetiştirme uygulamalarında, çocuğun olumlu davranışları değil, olumsuz davranışları izlenmektedir. Fizikî cezalarla, korkutma, ayıplama, ya da azarlama yoluyla, kötü ve istenmeyen davranışların yok edilmesine çalışılmaktadır.
TÜRKİYE UÇUYOR, YOLCULAR UYKUDA – Ruhittin SÖNMEZ
TÜRKİYE UÇUYOR, YOLCULAR UYKUDA - Ruhittin SÖNMEZ
Bundan üç yıl kadar önce, 31 Ağustos 2023’te, Türkiye’nin durumunu bir uçak metaforu üzerinden anlatmıştım. Seçimlerin hemen ardından ekonomide ve siyasette yaşanan şiddetli sarsıntılar üzerine kaleme aldığım yazının bugün maalesef hiç "eskimediğini" görüyorum. Uçağın rotasında, türbülansın şiddetinde ve yolcuların psikolojisinde değişen şeyler var elbet; ancak temel sorunlar yerli yerinde duruyor. Üç yıl önce yaptığım bu "uçuş değerlendirmesini" hatırlatıyor ve uçağın bugünkü rotası ve irtifasına dair birkaç yeni notu ise yazının sonunda sunuyorum.
ÖĞRENCİLERDE GÖRÜLEN DİSİPLİNSİZLİĞİN NEDENLERİ – Seyfettin KARAMIZRAK
ÖĞRENCİLERDE GÖRÜLEN DİSİPLİNSİZLİĞİN NEDENLERİ - Seyfettin KARAMIZRAK
Çocuklarda görülen disiplin dışı davranışların önemlileri şunlardır:
1. Yetkeye (otoriteye) karşı gelme: Bu, ana-baba ve öğretmen yetkesi olabilir. Biliyoruz ki, bunun normal sayılabileceği bir dönem vardır: Erinlik çağı. 2-3 yıl süren bu çağda çocuk, genellikle ortaokul yıllarında olur. Kimi çocuklarda bu süre biraz uzun sürebilir. Bu konuda çocuğa anlayışlı davranmak psikolojik bir gerekliliktir.
2. Toplumsal çevrenin dirlik ve düzenini bozma: Gereksiz sorular ve sözlerle sınıfın tinsel (manevî) havasını bozan öğrenciler olabilir. Bunlara, doğrudan doğruya ve sert olmamak koşulu ile kimi davranışlar göstermek gerekir. Sorduğu soru ile ilgili«araştırma yapmak» ödevini vermek gibi.
3. Akıl yerine duygularıyla hareket etme: Bu, bir eğitim sorunudur. Kolayca kesin sonuç alınamaz. Eğitimin,akıl ve mantığa uygun hareketlerle sağlanacağı, herhangi bir olaya hemen tepkide bulunmamak gerektiği, biraz düşünme zamanının bırakılmasının uygun olacağı her fırsatta öğrencilere telkin edilmelidir.
Disiplinsizlik olayları karşısında bu ve benzeri davranışlar görülür. Bunlara karşı eğitsel önlemler alınır.
Disiplinde, düzen ve başkalarının haklarına saygı göstermek şarttır. Bu bakımdan, iyi yetişen kuşaklardan oluşan bir toplum, üretici yeteneği gelişmiş, toplumsal bilince ulaşmış mutlu bir toplum olur.
Çocuğu disiplinsizliğe götüren nedenlerin çoğu toplumsaldır. Bunları denetim altına almak kolay değildir. Fakat öğretmen olarak, rehberlik yapabiliriz. Çocuğa rehberlik yaparken, disiplinsizlik nedenlerini gözden uzak tutmamak gerekir.
SİYASETİN GÖLGESİNDEKİ HUKUKUN AÇTIĞI YENİ YARALAR – Ruhittin SÖNMEZ
SİYASETİN GÖLGESİNDEKİ HUKUKUN AÇTIĞI YENİ YARALAR - Ruhittin SÖNMEZ
Özgür Özel ve ekibinin seçildiği CHP kurultayları hakkında istinaf mahkemesinin “mutlak butlan” yani kesin geçersizlik kararı vermesi Türk siyaseti ve hukuk sistemi açısından tarihe geçen bir kara lekedir.
Bu kapsamda verilen bütün kararlar ve CHP Belediyeleri üzerindeki yargı operasyonlarının bağımsız yargının kendi dinamikleri ile ve sırf kanun hakimiyetini ve adaleti tesis etme saikiyle olduğuna kimse inanmıyor.
Yazılan ve dile getirilen bazı yorumlarda öne çıkarılan bazı hususları hatırlayalım:
“Ekrem İmamoğlu, R.T. Erdoğan’ın Trump ile yaptığı bir telefon görüşmesi sonrasında tutuklanmıştı. İmamoğlu bir yılı aşkın süredir tutuklu. Bu defa da yine Trump ile yapılan bir telefon görüşmesinin hemen sonrasında, BAM 36. HD (İstinaf Mahkemesinin), CHP'nin 38. Kurultayı hakkında "Mutlak Butlan" kararı vermesi tesadüf olabilir mi?”
Bu yorumun bir dayanağı da ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın“ Başkan Trump’ın Erdoğan’a ihtiyacı olan meşruiyeti verdiği” şeklindeki sözleriydi.
ABD’nin “içeride ne yaparsan yap ama dış politika alanında bizim çizdiğimiz çerçeveden çıkma” anlamındaki tavrı ile CHP operasyonlarının bir ilişkisi varmıdır? Bu “meşruiyet verme” karşılığında ABD neler istemiştir? Bunları şimdilik bilmiyoruz. Ama -Barrack’ın ifadesiyle- ABD’nin bölgede demokrasi değil “müşfik monarşiler” istediğini biliyoruz.
Ayrıca ABD’nin Suriye, Irak, İran ve Ukrayna’daki plan ve hedefleri için Türkiye’nin katkısının çok önemli olduğu açıktır.
Zamanla Barış İmzaladım – Mesut NÖBETÇİGİL
Zamanla Barış İmzaladım – Mesut NÖBETÇİGİL
Ben zamanı saymaktan, onu sürekli hesaplamaktan ve en nihayetinde o bitmek bilmeyen yarışı kazanıp zamanı yenmeye çalışmaktan çoktan vazgeçtim. Çünkü fark ettim ki insan, ancak kenara çekilmeyi bildiğinde zamanın o yakıcı, yıpratıcı ve dramatik etkisinden kurtulabiliyor. Hayatı bir sınav salonu gibi görmeyi bıraktığımdan beri, karşıma çıkan ve cevabını bilemediğim soruları hızla geçiyorum; arkama bakmadan, “Vaktim olursa geriye dönerim,” diyorum rahatlıkla.
Aslında zaman, ne ise o… Süresini bir türlü kestiremediğimiz, akıp giderken nasıl geçtiğini asla tam olarak anlayamadığımız mistik bir nehir bu. Bizler bu akıntıya yön veremiyor ya da onun hızını kendi arzumuza göre ayarlayamıyoruz. Dolayısıyla akışa direnmek, sadece ruhumuzu hırpalamaktan başka bir işe yaramıyor.
İşte bu yüzden ben artık o nehrin hızını ölçmekle, saniyelerin çetelesini tutmakla değil; elimdeki imkânlarla sadece ve sadece o nehrin içini güzelliklerle doldurmaya çalışmakla meşgulüm. Zamanı alt etmeye çalışmak yerine onunla barış imzalamayı seçtiğimden beri hayat, çok daha duru ve çok daha anlamlı akıyor.
Sağlıcakla kalın
ZAMANI OY, SESİNİ SAKLA
Zamanı oy, sesini sakla.. Unutulmasın
Tarih düşür her yazdığının altına
Aynaya bak, yüzünü göm.. Unutulmasın
Bir gün küllerin savrulur nasılsa.
Bence sen bir günlük tutmalısın
Solgun güller kurutarak yapraklarında
Yağmurda yürü, izini koru.. Unutulmasın
Toprağı eşeleyen çocukların avuçlarında.
Şimdi şehirlerin yalınkılıç yalnızlığındasın
Geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil.. Unutulmasın
Dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
O fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın.
İyi çocuk ol, acınla büyü.. Unutulmasın.
1988
Ahmet Erhan
( 1958 – 2013 )
TÜRK’ÜN HUZURLA KAVGASI – Ruhittin SÖNMEZ
TÜRK’ÜN HUZURLA KAVGASI - Ruhittin SÖNMEZ
Okuduğum bir makale, uzun uzay görevlerinde astronotların vücutlarının sıra dışı şartlara nasıl adapte olduğunu anlatıyordu. Aylar boyunca yerçekimsiz ortamda yaşayan astronotların kasları eriyor, kemik yoğunlukları değişiyordu. Dünya’ya döndüklerinde "normal" yerçekimi onlara adeta bir eziyet gibi geliyordu.Ayakta duramıyor, adım atamıyor, ağırlaşmış bedenlerini taşıyamıyorlardı.
Hatta uçak yolculuklarında da ciddi değişimler söz konusuydu. Kabin içi nem, gürültü ve basınç şartları altında kimyası değişen vücudumuz adaptasyon sorunu yaşıyordu.
Bunları okuyunca düşündüm: Peki ya biz? Yani ömrünü Türkiye gibi her yeni güne yeni bir sürprizle uyanılan, gündemin ışık hızında değiştiği bir ülkede geçirenler? Bizim de ruhumuz bu yüksek devirli ortama uyum sağlamış olamaz mı? Acaba bizi alıp, her şeyin saat gibi işlediği, değişimin yok denecek kadar az olduğu bir Batı ülkesine koysalar, astronotların yaşadığı o "uyum sendromunun" bir benzerini yaşamaz mıyız?
Bana sorarsanız, kesinlikle yaşarız!
*************************************
19 MAYIS VE BAĞIMSIZLIK RUHU – Ruhittin SÖNMEZ
19 MAYIS VE BAĞIMSIZLIK RUHU - Ruhittin SÖNMEZ
30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Ordusu terhis edilmiş, silahlarına el konulmuş ve stratejik noktalar İtilaf Devletlerince işgale başlanmıştır. 15 Mayıs 1919'da İzmir Yunanlar tarafından işgal edilmiştir.
Bu arada 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa Anadolu’da bazı bölgelerde bozulan asayişi sağlamak üzere görevlendirilmiştir.Mustafa Kemal İstanbul’dan ayrılmadan önce (14 Mayıs), Genelkurmay Başkanı Cevat (Çobanlı) Paşa ile Sadrazam Damat Ferit Paşa’yı ziyaret ederek görev hakkında bilgi verirler, Sadrazamın endişelerini gidermeye çalışırlar.
Çıkışta Cevat Paşa samimi bir lisanla: “Bir şey mi yapacaksınız Kemal?” diye sorar. “Evet Paşam, bir şey yapacağım” der. Cevat Paşa; “Allah muvaffak etsin!”Mustafa Kemal“Mutlak muvaffak olacağız” diyerek birbirinden ayrılırlar.
****
Yok etmeye nereden başlanır? – Banu GÜRER
Yok etmeye nereden başlanır? - Banu GÜRER
- Çocuklarımıza ve gençlerimize adanan iki önemli bayramı bu sene bir acının akabinde, geleceğimizi yeniden düşünerek idrak ediyoruz.
Zira Kahramanmaraş’ta yaşanan vahim olay geleceğimizin inşası olan çocuklarımızı ve gençlerimizi yeniden tartışmaya açtı.
Ulusal egemenliği yani bir milletin geleceğini çocuklar ve gençler üzerinden anlamlandıran bayramların hemen öncesinde böyle acı bir hadisenin yaşanması ise ayrıca anlamlı.
Zira şiddet olayları ile gündeme gelen çocuk ve gençlerimizin kendilerine hakimiyet problemleri, milli hakimiyetin sağlanması açısından ayrıca tartışılabilir.
Esasında çocuk ve gençler arasında yayınlan şiddet, akran zorbalığı gibi sorunlar sadece Türkiye’de değil dünyada da tartışılan ve gündemde olan bir konu.
Hatta özellikle sosyal medyanın da etkisiyle adeta dünya çapında “akıma” dönen bazı şiddet türleri de oluşmaya başladı.
TÜRK MİLLETİ YERİNE “TAK” FEDERASYONU – Ruhittin SÖNMEZ
TÜRK MİLLETİ YERİNE “TAK” FEDERASYONU - Ruhittin SÖNMEZ
AKP Genel Başkanı R.T. Erdoğan sık sık bu devletin kurucu unsurlarıymış gibi “Türk - Arap - Kürt” birlikteliğini vurgulayan konuşmalar yapıyor. “Tarih Türk, Kürt ve Arap birliğinin tarihidir”, Malazgirt, İstanbul’un Fethi, Çanakkale, Millî Mücadelede bu birliktelik sayesinde başarıldı diyor.
Bazı yorumcular bu söylemlerin tarihi gerçeklere uymadığı, abartılı ve bağlamından koparılmış bir iddia olduğu, arka planında “Türkiye Cumhuriyeti’ni üç ortaklı bir devlete dönüştürme planına zihinleri hazırlamak” olduğu kanaatindeler. TAK, “Türk- Arap- Kürt” Federasyonu ibaresinin kısaltması olarak kullanılıyor.
Yeniçağ yazarı Arslan Bulut bu endişesini şu cümlelerle anlatıyor: “Fiilen kuruluş felsefesinden koparılan devletin, Anayasal olarak da bir federasyona çevrilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti yerine Türk – Arap - Kürt Federasyonu kurulması artık emperyalistlerin projesi olmaktan çıkmış, devleti yönetenlerin ‘sevda’sı haline dönüşmüştür. Türk Milleti’nin tarih sayfalarından bile çıkarılması hedeflenmektedir.”
Bu cümleden fazla “TAK” Federasyonu kurulmasının devleti yönetenlerin sevdası haline dönüşmüş olduğu” kısmı içimi yaktı.
Devletin "üniter/ tekil" kimliğini bir "bileşenler" toplamına dönüştürülmek isteyenler hep vardı ama böylesine cesur bir şekilde ifade edemiyorlardı. İktidar ortağı partilerin (AKP+MHP) temsilcileri son dönemde Öcalan/PKK taleplerine uygun beyanlarıyla milletimizi çileden çıkarıyorlar.
İktidarın“süreç ortağı” oldukları DEM/PKK yöneticileri ve seçim işbirliği yaptıkları HÜDAPAR’ı yönetenlerin Türk, Türk Bayrağı, Türk Tarihi, Türkçe gibi vatandaşlarımızı birarada tutan bütün değerleri ortadan kaldırmaya çalıştıkları görülüyor. Mesela DEM Parti milletvekilleri Türk Bayrağı var diye milletvekili rozeti bile takmıyorlar. HÜDA-PAR Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu “Türk Bayrağı'nın adı değişmeli" diyor.
1924 Anayasası ile perçinlenen "Türkiye Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür" tanımı, "Türkiyeli" veya "etnik gruplar koalisyonu" kavramlarıyla esnetilmeye çalışılıyor.
Türk adının anayasadan ve kamusal alandan silinmesi, federasyonun ilk psikolojik eşiğidir.
Anneler gününde anne acısı – Yüksel ERCAN
Anneler gününde anne acısı – Yüksel ERCAN
Birkaç gün önce sabah saatlerinde telefonumuz çaldı.
Anadolu’nun bir kentinde yaşayan sevdiğimiz bir dostumuz hıçkırıklar içerisinde "Reis annem vefat etti, Çok üzgünüm onunla beraber sanki bende öldüm, Annem hayata veda edeli henüz bir kaç saat oldu ancak onun vefatının beni bu kadar etkileyeceğini düşünememiştim, Senin annene olan sevgini ve vefatından sonra yaşadığın acıyı yazdığın yazılardan biliyorum, Böylesi bir zamanda ne yapacağımı şaşırdım aklıma ilk sen geldin" dediğinde bir anda bizimde kolumuz kanadımız düştü.
Kendisine "Yetimlik çok zor iş Allah sana sabır versin, günler geçtikçe daha derin acılar ile karşı karşıya kalacaksın" dedikten sonra telefonu kapattık.
EĞİTİMDE EŞİTLİK ÖLDÜ: DERSHANEYE GİTMEDEN, ÖZEL DERS ALMADAN BAŞARI HAYAL OLDU! – Gürkan AVCI
EĞİTİMDE EŞİTLİK ÖLDÜ: DERSHANEYE GİTMEDEN, ÖZEL DERS ALMADAN BAŞARI HAYAL OLDU! - Gürkan AVCI
Sayın Yusuf Tekin, 13 yıldır eğitim sisteminin mimarısınız. Bu süreçte eğitim sistemimizi ezberci bir test fabrikasına, dershanelerin ve özel ders endüstrisinin beslenme alanına dönüştürdünüz. Kaliteli eğitimi parası olanların, siyasi elitlerin ve bürokratik ayrıcalıklıların çocuklarına lüks bir hizmet haline getirdiniz.
Bakanlığı, vizyonsuzluğu sadakatle, kör ideolojik fanatiklikle ve torpilli referanslarla örtmeye çalışanlarla
doldurdunuz. Millî Eğitim Bakanlığı’nı milyonlarca çocuğun geleceğini karartan bir heyula canavara
dönüştürdünüz.
Oysa Türkiye’nin bu enkazı kaldırma ve Türkiye’yi 21. yüzyılın süper gücü yapacak devasa bir eğitim
vizyonuna en çok ihtiyacı olan bir zaman diliminden geçiyoruz. Müsteşarken dershaneleri kapattık diye
övündünüz; ama onları daha güçlü, daha pahalı ve daha sinsi biçimde sisteme yeniden yerleştirdiniz. Okullar
nitelikli eğitim veremez hale gelince aileler çaresizce özel derslere mahkûm oldu. Bugün bir öğrencinin sınavlarda başarılı olması, neredeyse zorunlu olarak özel ders, etüt ve kurs üçgenine girmesini gerektiriyor.
Eğitim “eşit fırsat” olmaktan çıktı; ekonomik statünün en acımasız pekiştiricisi haline geldi.
MEB bürokrasisini liyakatsiz, referanslı ve ideolojik kadrolarla doldurarak okulların kalitesini dibine
vurdunuz. Öğretmenler tükenmiş, öğrenciler stres canavarı, veliler borçlu ve umutsuz. PISA’da dipte
sürünmeye, genç işsizliğine ve mesleki eğitimin hor görülmesine rağmen hâlâ “başarı” hikayeleri atıyorsunuz. MEB, beceriksizlikten öte, sistematik bir vizyon fukaralığının cenderesinde can çekişiyor.
ANNE OLMA SANATI – Seyfettin KARAMIZRAK
ANNE OLMA SANATI - Seyfettin KARAMIZRAK
“Anneleri bir gün değil, her gün anmak dileklerimle….” “Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız, söyleyeyim: Annemdir.”
“Anne; aile, yuva, birlik olma, paylaşma, mutluluk devşirme”anlamlarına gelmektedir.
Annenin var olduğu evde zenginlik ve şatafat özlemi çekilmez. Çünkü anne; zenginlik, huzur, dayanışma, hayata tutunma, yaşama sevinci ve mutluluğun ta kendisidir.
Annenin var olmasının huzuru, tadı, konforu ve ayrıcalığı her an hissedilmektedir. Senede bir gün değil, her gün, hatırlayıp bu kıymetin hakkını vermeliyiz. Çünkü annesiz mekânlar ve yürekler haraptır, kuraktır, hüzünlüdür, adeta bir enkazdır.
Annelere karşı hissettiğimiz ilgi, sevgi, ihtimam, saygı ve değer verme gibi güzel duygularımızı, senede “sadece bir gün” hatırlamak, mutluluğumuzu ertelemek, huzurumuzu yeterince tadamamak anlamına gelmez mi?
Sevgi, yüreklerde çağlayan, sevilenleri kuşatan yüce bir nehirdir. O ferman dinlemez. Hissedilen yoğun duyguları istesek de erteleyemeyiz. Öyleyse sevdiklerimizi koşulsuz, beklentisiz ve kesintisiz hiç ertelemeden, her an bağrımıza basmayı bilmeliyiz.
Anne, var olmamızın şifresidir. Benliğimiz, irademiz, hayata tutunmamız, O’nun sayesindedir. Yüzümüzdeki tebessüm O, gönlümüzde yeşerttiğimiz en nadide çiçek O’dur.
SÜRECİN AKTÖRLERİ VE SİYASET SATRANCI – Ruhittin SÖNMEZ
SÜRECİN AKTÖRLERİ VE SİYASET SATRANCI - Ruhittin SÖNMEZ
Öcalan ve DEM Parti üzerinden PKK ile yürütülen müzakere sürecinden iktidarın beklentileri şunlar:
1- PKK’nın silah bırakmasını ve iktidarın taleplerine karşı Meclis’te DEM desteğini sağlamak. Bunun için Öcalan’ın terör örgütü üzerindeki nüfuzunu kullanmak.
a) İktidar taleplerinin merkezinde Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olabilmesi için Meclis’te DEM oylarıyla desteklenmesi yer alıyor.
b) Erdoğan aday olabilirse seçime girip kazanamama riskini minimize etmek zorunda.“Erdoğan’ın kazanamayacağı seçime girmez, kazanmak için ise DEM seçmenlerinin oylarını alabilmesi lazım” deniyor. %50+1 formülünde DEM seçmeninin "sandığa gitmemesi" veya "evet" demesi hayati önemde. Bu nedenle, seçim öncesi "Öcalan’a statü" veya "yeni anayasa" vaatleri, DEM seçmenini kazanma amacı taşıyor.
· Bunun için Öcalan’ın DEM seçmenine “oylarımız Erdoğan’a” çağrısı yapması gerekebilir. Bu noktaya gelinirse Öcalan bu çağrıya karşı taleplerinde el yükseltecektir.
· Öcalan böyle bir çağrı yaparsa, DEM ile böyle açık bir işbirliği yapılırsa milliyetçi - muhafazakâr seçmen kitlesinin tepkisi ile seçilememe riski artar. İktidarın milliyetçi kitlenin tepkisiz kalmasını sağlayıcı söylemler geliştirmesi gerekiyor.
2- Türkiye’de iktidar olabilmek için ABD desteğinin şart olduğuna dair genel bir kanaat var. ABD desteği şu aşamada Erdoğan’dan yana gözüküyor. Erdoğan Trump’ın dünyada ikili ilişkilerinin en iyi olduğu birkaç liderden biri. ABD desteğinin devamı için (ABD büyükelçisi Barrack’ın dillendirdiği gibi)“milli-üniter devlet”yerine“Osmanlı eyalet sistemi veya ümmet esaslı birliktelik modeline geçin” baskısı gelebilir. Bu model için gerekli anayasal değişiklik adımlarını atmaya en yatkın lider Erdoğan.
ÇOCUK VE DİSİPLİN – Seyfettin KARAMIZRAK
ÇOCUK VE DİSİPLİN - Seyfettin KARAMIZRAK
“Sevgi her zaman karşılık görür, kin de.” Dostoyevski “Suç, bir insana ömrünün ilk yıllarında öğretilirse, o insanın kişiliğine yerleşir kalır.”
Ovidius
Çocuk yetiştirmede dikkat edilecek noktaların başında ailenin ve okulun; sevgi, disiplin, ödül ve ceza anlayışları gelir.
İnsan sevgi ile büyür olgunlaşır, sevme yeteneğini sevilerek kazanır. Sevginin temel taşı kabul duygusudur.
Çocuğun tek dayanağı anne-babasının sevgisidir. Sevgi ihtiyacı ömür boyu sürer ve sürekli doyurulması gerekir.
Çocuğun yetiştirilmesinde iki temel nokta vardır. Bunlar çocuğun sağlıklı, kişilikli, şahsiyetli, onurlu ve başarılı olmasını sağlar.
Eğer bunlarda hatalar veya ihmaller yapılırsa çocuğun gelişiminde, ruh sağlığında, karakterinde, kişiliğinde ve davranışlarında telafisi zor ciddi sorunlar ortaya çıkar.
Bu iki temel nokta; SEVGİ ve DİSİPLİNDİR. Bu gün toplumumuzda bu iki hususta çok bariz hatalar yapılmakta ve çocuklarda ciddi tahribatlar meydana getirilmektedir.
BUGÜN KANDIRA İÇİN NE YAPTIN? – Adem ARI
BUGÜN KANDIRA İÇİN NE YAPTIN? – Adem ARI
Kocaeli Kandıralılar Derneği 32. Genel kurulunu yaptı. Rahmetli Erdal BAYKARA’nın 2022 yılında vefatı üzerine Sinan YOLCU başkanlığındaki yönetim kurulu listesine yedek listeden girmiş Salim YAŞAR başkanlığında yönetim kurulu üyeliğime devam etmiştim. Bu dönem yönetimde görev almayarak Onur Kurulu listesine terfi’ ettim.
Kocaeli Kandıralılar Derneği; Kandıra, Kocaeli veya ülkemize hizmette bulunmuş veya hizmetini devam ettirmekte olan Kandıralılarca kurulmuş bir dernektir.
Herhangi bir etnisiteyi ön plana çıkararak mikro milliyetçilik yapan bir dernek değildir ancak Türklük müşterekliğimiz vardır. Derneğin kuruluş ilke ve geleneklerini devam ettiriyor olması derneğin dayandığı sağlam temelleri gösterir. Kandıra’da doğup büyümeyle Kandıra’ya aidiyet göstermek Kandıralı olmak için yeterlidir.
Kurulduğundan bu yana öncelikle kurucu abilerimize teşekkür ederim. Geçen Genel Kurulda kurucu üyelerden iki ağabeyimizin hayatta olduğunu gördük.
ENERJİ GÜVENLİĞİ VE BAĞIMSIZLIĞI – Ruhittin SÖNMEZ
ENERJİ GÜVENLİĞİ VE BAĞIMSIZLIĞI - Ruhittin SÖNMEZ
ABD ve İsrail kaynakları İran’a saldırı sebebi olarak, “İran’ın nükleer silah yapmasını önlemek, İran’daki rejimi değiştirmek, İran’ın füze kapasitesinin İsrail’e tehdit oluşturmasına engel olmak” gibi gerekçeler anlattılar.
Bazıları, bu gerekçelere inandırmak için, ABD’nin en büyük petrol üreticisi olduğunu,savaş sebebinin “petrol ve doğalgaz kaynaklarını kontrol etmekle alakalı olmadığını” anlatmaktalar.
Bu savaş aşamasında olayın enerji boyutu sadece artan akaryakıt fiyatları, Hürmüz’de kilitlenen gemiler ekseninde tartışılıyor. Savaşta enerji kaynaklarının (petrol, doğalgaz ve türevlerinin) üretim ve iletimi, Boğazların önemi ve Türkiye’nin bu olanlardan çıkarması gereken dersleri konuşmamız gerekiyordu.
Ben nokta TV’de yaptığım Geniş Açı programına bu konuları anlatabilecek, Türkiye'nin enerji politikaları denince akla gelen en yetkin isimlerden biri olan Enerji Uzmanı Necdet Pamir dostumu davet ettim. Necdet Pamir her zamanki nezaketi ile davetimi kabul ettiği gibi bana bazı görselleri kullanmak için çok kapsamlı bir sunum dosyası gönderdi. Hem bu sunumdan ve hem de Geniş Açı programından kendi anlattıklarından edindiğim bilgilerden bir kısmını, anladığım şekliyle,sizlerle paylaşmak istedim.
CEZAEVİNDE 23 NİSAN – Adem ARI
CEZAEVİNDE 23 NİSAN – Adem ARI
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu olsun.
23 Nisan konusunda konuşma yapmak üzere Ferizli 3 no’lu L Tipi Cezaevi’ne üniversite tarafından görevlendirildim. Her önemli günde üniversite beni görevlendirir. Bu görevlendirmelerde Cezaevi yönetimi önce beni arar ben gelebileceksem Üniversiteye yazı yazarlar üniversite de beni görevlendirir. Bu zamana kadar gittiğim cezaevi konuşmalarımı yetişkin hükümlü veya tutuklulara yaptım. Ancak bu görevlendirmemde çocuklara konuşma yapmam istendi. 23 Nisan çocuklara armağan bir bayram olduğu için olması gereken de buydu.
Geçen hafta eğitim yuvalarımızdaki elim olaylar sonunda Bakanlık bu tür görevlendirmelerde çocuk hükümlü ve tutukluların eğitilmesini hedeflenmiş. Doğru bir karar ancak yetişkinleri de ihmal etmemek gerekiyor. Cezaevine eğitim için gelen her yüz, oradakiler için dışarısının havasının getirilmesi açısından ayrıca önemlidir.
Çocuk bayramını özgürlüğü kısıtlanmış çocuklara anlatmak.
Selamlama ve merhabalaşma sırasında karşıma dinleyici olarak getirilmiş çocuklar demeyeceğim gençleri süzdüm. İlgisiz bir genç haricinde diğerlerinin dinlemeye hazır olduklarını gördüm. Aydınlık, gülümseyen yüzler. Gençler cezaevinde mutlu görünüyordu.
DEMOKRASİ YERİNE MÜŞFİK MONARŞİ – Ruhittin SÖNMEZ
DEMOKRASİ YERİNE MÜŞFİK MONARŞİ - Ruhittin SÖNMEZ
ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, diplomatik kural ve teamüllere aykırı şekilde,Türkiye devlet sistemine dair hadsiz ve densiz tavsiyelerine devam ediyor. Son olarak Türkiye ve Ortadoğu ülkeleri için demokrasi yerine “müşfik/ merhametli monarşileri” tavsiye etti.
“Bölgede güçlü liderlik rejimlerinin/müşfik monarşi ve meşruti meşruti yönetimlerinin işe yaradığını, demokrasilerin başarısız olduğunu” söyledi.
Barrack’ın daha önce de “Türkiye için Osmanlı'nın millet/ümmet sistemi daha uygundur” sözünü de hatırlayalım. Barrack’ın "Osmanlı millet sistemi" önerisi, vatandaşlık esasına dayalı toplum yapısını yıkarak Türkiye’yi cemaat, tarikat ve aşiret odaklı bir "Ortadoğululuk" kimliğine hapsetme projesidir.
Önce soğukkanlılıkla kavramları netleştirelim ki “müstemleke valisi” gibi davranan ABD Büyükelçisinin maksadını daha iyi anlayalım:
“CUMHURİYET, devlet başkanlığının irsî olarak intikal etmediği devlet şekli ve MONARŞİ de devlet başkanlığının irsî olarak intikal ettiği devlet şekli olarak tanımlanabilir.”
İKTİDARIN VE CHP’NİN DEM PARTİ ÇIKMAZI – Ruhittin SÖNMEZ
İKTİDARIN VE CHP’NİN DEM PARTİ ÇIKMAZI - Ruhittin SÖNMEZ
Önceki yazımda, devletin ve PKK/DEM/Kandil tarafının beklentileri, sürecin takvimi ile İran ve Suriye’de olan gelişmeleri değerlendirip, “2. çözüm sürecinin de anlaşma ile sonuçlanma ihtimali giderek azalıyor” demiştim.
Gerçekten PKK uzantısı olan PYD/YPG’nin Suriye’de, PJAK’ın İran’da beklentilerinden çok uzak bir etki alanı oluşturabildiği görüldü. ABD ise İran’la savaşmaktan pişman. Bu durumda 4 parçalı Kürdistan’ın Türkiye ayağına dair proje konusunda Türkiye’ye baskı yapma imkanları azaldı.
Zaten R.T. Erdoğan “süreç”e karşı biraz mesafeli duruyordu. O’nun birinci önceliği yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olabilmek ve yeniden Cumhurbaşkanı seçilmek.
Erdoğan’ın aday olabilmesi için; ya seçimin erkene alınması veya anayasa değişikliği gerekiyor.
Seçimin öne alınması daha kolay ve daha maliyetsiz seçenek. İktidar kanadından (AKP ve MHP) “erken veya öne alınmış seçimin olmayacağına” dair açıklamalar yapılıyor.
Önceki seçimlerden biliyoruz, iktidarın "erken seçim yok" açıklamaları "erken seçime hazırlık" veya “muhalefeti hazırlıksız yakalama” içindir.
İkinci seçenek yani anayasa değişikliği için (milletvekili transferlerine rağmen) gerekli çoğunluk oyu sağlanmasının DEM Parti oyları ile mümkün olabileceği öngörülüyor. DEM/PKK/Öcalan bu kozu kullanarak müzakere sürecinde dillendirdikleri taleplerinin yerine getirilmesi için iktidarı zorluyor.