Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
17Eki/150

Türkiye’yi düşünmek – Feyzullah BUDAK

billclinton  Türkiye’yi düşünmek – Feyzullah BUDAK

Ah ne olurdu, Türkiye’deki sorumluluk mevkiinde olanlar, bu ülke ve bu milletin geleceği hakkında, hiç değilse dünyanın öbür ucundaki bir ülkeyi yönetenler kadar tefekkür ve irade sahibi olsalardı.

14Ağu/150

TÜRK ALFABESİ – Feyzullah BUDAK

TÜRK ALFABESİ - Feyzullah BUDAK

Türkiye’de pek çok kişi Cumhuriyetin ilanından sonraki harf devrimi ile kabul edilen yeni alfabenin “Latin Alfabesi” olduğunu zannediyor ve bunu böyle ifade ediyor. Halbuki gerçek bundan çok farklıdır. Cumhuriyetin ilanından sonra kabul edilen yeni alfabeye verilebilecek en doğru isim onun “Türk Alfabesi” olduğudur. Çünkü bu alfabede kabul edilen işaretlerin (harflerin) Türkçedeki karşılığı ile Latin Alfabesinde bu harflerin karşılığı olan sesler birbirinden tamamen farklıdır.

Ne demek istediğimizi örneklerle açıklayalım. Türkçede söylemek istediğiniz sesi, bu yeni alfabedeki tek bir harf ile yazarsınız ve her durumda, her kelimede o harften aynı sesi alırsınız. Sonuçta birkaç harften oluşan bir sözcük yazdığınız zaman her bir harfin verdiği sesi bir birine ekleyerek ortaya bir sözcük çıkarırsınız ve o kelimeye yazdığınız her harf seste karşılığını aynen bulur. Yani Türk Alfabesinde “A” harfi “A” sesini verir, “L” harfi de  “L” sesini verir. Dolayısıyla “AL” yazdığınız zaman bunu “AL” diye okursunuz. Aynı şeklide “AT” yazınca da bunu “AT” diye okursunuz. Türkçedeki tüm kelimeler de böyledir.

Şimdi bakalım Latin harflerini kullanan batı dillerinde de durum böyle mi? Latin harflerini kullanan batı dillerinde bir çok harf, o harfin bilinen ses karşılığını vermediği gibi, aynı harf farklı sözcükler içerisinde ve farklı yerlerde tamamen farklı seslerle okunur. Bazen de bizim çok kolay ve net şekilde bir tek harf ile ulaştığımız sese batı dillerinde birkaç harfi bir araya getirerek ulaşılır. Mesela Alman dilinde “güzel” sözcüğünü “şön” diye söylersiniz ama bunu yazarken “schön” şeklinde yazarsınız. Yani bu kelimede bir tek “ş” sesi için “sch” dan oluşan üçlü bir harf grubu yazarsınız.

18Eyl/140

EN BÜYÜK TÜRKOLOG – Feyzullah BUDAK

EN BÜYÜK TÜRKOLOG - Feyzullah BUDAK

Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin Mütevelli Heyet Üyeliği görevim sebebiyle Kazakistan’ın Türkistan Şehrinde bulunduğum günlerden birinde, Kazakistan’ın önemli ilim adamlarından Ahmet Yesevi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Kulbek Ergöbek “Emekli olduğu zaman alacağı emekli ikramiyesini kullanarak, babasından miras kalan evi Türkoloji Müzesi haline getirme” isteğinden bahsetti. Halen Türkistan’da boş olan bu evi bana göstererek, müzeyi nasıl düzenlemeyi düşündüğünü yerinde anlatmak ve benim de konuyla alakalı fikirlerimi almak istiyordu.

Evi birlikte gezdik. Özet olarak; değerli Kazak dostumuz kuracağı müzede bilinen her meşhur Türkolog için bir köşe ayırmayı, o köşede öncelikle duvarda bir pano ve onun önünde iki ayağıyla ön taraftan yere basan ve arka tarafından da duvardaki panoya monte edilmiş olan bir masa kurmayı, duvardaki her panonun tam ortasına ünlü bir Türkoloğun mümkünse bir büst veya maskını, bu mümkün olmazsa bir resmini yerleştirmeyi ve panonun diğer kısımları ile masayı ise O Türkoloğun eserleri ve ulaşabildiği şahsi eşyalarıyla donatmayı planlıyordu.

Kazak Türkolog dostum düşüncesini genel olarak anlattıktan sonra tam binadan çıkarken aniden evin girişinde sağdaki ilk odaya geri döndü ve odanın girişten sonraki ilk köşesinin önünde durarak “1 numaralı pano burada olacak ve burası Mustafa Kemal ATATÜRK köşesi olacak” dedi. Birden şaşırdım ve “Türkoloji Müzesi demiştiniz. Tek uğraşısı Türkoloji alanı olan bunca meşhur Türkolog dururken, öne çıkan özelliği askerlik, siyaset ve diplomasi olan ATATÜRK’ün 1 numaralı panoda olması nasıl olacak?” dedim. Kazak dostum içten gelen bir güven ve gururla;

“Doğrudur, Atatürk çok büyük bir asker, büyük bir siyasetçi ve diplomattır. Ama aynı zamanda O tarihin gördüğü en büyük Türkologdur. Eğer Mustafa Kemal ATATÜRK 1 numaralı panoda olmazsa burası doğru bir Türkoloji Müzesi olmaz” dedi.

22Ağu/140

SAMİMİ İNANÇ – GERÇEK DİN – Feyzullah BUDAK

SAMİMİ İNANÇ – GERÇEK DİN - Feyzullah BUDAK

Günümüzün İslam coğrafyasında yaşanan en büyük problem; hakiki ve samimi inanca dayalı gerçek  din anlayışından uzaklaşılarak, anlamına erilmemiş bazı kuru ritüellerde tatmin bulunması ve böylelikle dinin tamam olduğunun sanılmasıdır. Bu problem tüm İslam coğrafyasında olduğu gibi Türkiye’de de ayniyle yaşanıyor. Hem de asırlardan beri…İş anlamına erişilmemiş kuru ritüellere binince temel amaç gözden kaçırılıyor, insanın yüceliğine has ahlaki ve insani değerlerin önemi kalmıyor.  Problem tam da buradan başlıyor.

Bizim inanç tarihimizde bir Alevi – Bektaşi  gerçekliği var ama ne yazık ki toplumun büyük çoğunluğu bunun özünden habersiz. Bu mesele derin bir bilgisizlik içerisinde yapılan ileri derecede yorumlara ve hükümlere konu oluyor. Hatta bu hükümler çeşitli siyasi çekişmelerin ve kararların temelini oluşturuyor. Ortada öylesine acınası bir cehalet var ki; bu ülkede ordu komutanlığı yapmış, genel kurmay başkanı olmasına ramak kalmış, kendince aydın geçinen bir zat, İslam inancına duyduğu husumeti örtmek için hiç alakası olmadığı halde kendisini “alevi” olarak tanıtma gafletini sergiliyor ve böyle tanınmanın inanç zafiyetini örteceğini zannediyor.  Ne büyük bir gaflet…

14Ağu/140

TÜRK MİLLETİNE SİTEMİMDİR! – Feyzullah Budak

TÜRK MİLLETİNE SİTEMİMDİR! - Feyzullah Budak feyzullahbudak@hotmail.com

Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlandı. Seçim öncesinde yapılan ve ısrarla halka yansıtılan tüm anketler Recep Tayyip Erdoğan’ın oy oranını % 54 ile % 58 arasında gösteriyor ve dolayısıyla adeta yapılacak seçimin sadece bir formalite olduğu, Tayyip Erdoğan’ın bu seçimi kazanmış olduğu vurgulanmaya çalışılıyor, hatta bazı programlarda bazı yorumcular bunu açıkça ifade ediyorlardı. Buna kanan pek çok seçmen sandığa gitmeye özen ve gayret göstermedi.

Sonuçta 30 Mart yerel seçimlerinde oy oranı % 43,5 olan AKP’nin  adayı Recep Tayyip Erdoğan % 51,8 oy ile kazandı. 30 Mart yerel seçimlerinde toplam oy oranı aynı (% 43,5) olan CHP ve MHP’nin yanına diğer 12 partiyi de alarak aday gösterdiği Ekmelettin İhsanoğlu ise % 38,5 oy aldı. Bunun anlamı son derecede açık. CHP seçmeninden Recep Tayyip Erdoğan’a kayda değer bir oy gittiğini hiç kimse iddia edemeyeceğine göre bu sonuçlar gösteriyor ki, MHP ve BBP  seçmeninin bir kısmı RTE’ye oy vererek bu sonuca katkıda bulundu.

Bu arada sandığa hiç gitmeyen seçmenin oranı ise % 27 ve onlar da aynen RTE’ye oy veren MHP ve BBP seçmeni gibi bu sonuca katkıda bulundular. Şimdi partisinin gösterdiği ortak adaya değil de onun rakibine oy vererek veya sandığa hiç gitmeyerek bu sonucu gerçekleştirenlere şiddetli bir sitemim var… “Niçin?” mi? Diyorsunuz?

► Devlet yönetirken oğulların evlerine stoklanan ve sabaha kadar sıfırlamak için çabalanmasına, bir yerlere aktarılmasına  rağmen bir türlü sıfırlanamayan ve gün ışırken 30 milyon doları elde kalan kara paraları kolayca AK’ladıkları için…

16Tem/140

BAYRAK DEYİNCE… / Feyzullah BUDAK

BAYRAK DEYİNCE… / Feyzullah BUDAK

Dünya ülkelerinin bayraklarını tablo halinde önünüze koyup, tek tek inceleme gibi bir deneyiminiz oldu mu hiç, bilmiyorum? Eğer bunu yaptıysanız çok büyük bir bölümünün ne kadar sıradan ve iddiasız, estetik kaygıdan uzak ve çoğunun ne kadar az anlam içerdiğini de görmüşsünüzdür.

Mesela uzun kenarları sol-sağ istikametinde olan bir dikdörtgenin en üstüne siyah, ortasına kırmızı ve en altına sarı olmak üzere 3 paralel şerit çektiğiniz zaman bu bir Alman Bayrağı olur.

Ama bu bayraktaki sarı ile kırmızının yerini değiştirip, renk şeritlerini sağ-sol istikametinde değil de dikine tutarsanız bir Belçika Bayrağınız olur. Bu bayraktaki hiçbir şeye dokunmadan sadece siyah şeridi lacivert yaparsanız da bir Çad Bayrağınız olur. Eğer biraz dikkat ederseniz tablonun sonlarında şaşırtıcı bir şeyle karşılaşırsınız. Çünkü Romanya Bayrağı da bunun aynısıdır ve aralarında hiçbir ayırıcı fark yoktur.

Aynı şekilde uzun kenarları sol-sağ istikametinde olan bir dikdörtgenin en üstüne kırmızı, ortasına beyaz ve en altına mavi olmak üzere 3 paralel şerit çektiğiniz zaman bu bir Hollanda Bayrağı olur.

Ama bu defa hiçbir rengin yerini bile değiştirmeden bu bayrağı dikine tutarsanız artık karşınızdaki bir

Fransız Bayrağıdır. Ya da bu bayrağı dikine değil, yine şeritleri sağ-sol yönünde tutarsınız ama sadece ortadaki beyaz şeridin ortasına küçük bir sembol koyarsınız, bu defa bir Paraguay Bayrağınız olur.

Yine uzun kenarları sol-sağ istikametinde olan bir dikdörtgenin en üstüne kırmızı, ortasına sarı ve en altına yeşil olmak üzere 3 paralel şerit çekip, sarı şeridin ortasına da küçük bir yıldız koyduğunuz zaman bu bir Gana Bayrağı olur. Bu bayraktan sadece küçücük yıldızı kaldırınca o artık bir Bolivya Bayrağıdır. Aynı bayrağı dikine tuttuğunuzda Gine Bayrağı, ya da kırmızı ve yeşil şeritlerin yerini değiştirip, yeniden ortaya bir yıldız koyarsanız bu defa bir Etiyopya Bayrağı olur.

25May/140

SOMA TWİTLERİ – Feyzullah BUDAK

SOMA TWİTLERİ - Feyzullah BUDAK

Soma faciasının yarattığı derin acı sebebiyle bu konuda derli toplu bir yazı yazamadım. Şimdi ortaya çıkıyor ki; alınması gereken bir yığın tedbirin, maliyetleri düşürerek daha fazla oy için daha fazla kömür dağıtmak uğruna alınmaması sonucunda orada bir katliam yaşanmış.  Bunun için Başbakan hemen ilk günde “Bu kaderdir, ölüm madenciliğin fıtratında vardır” diyerek, sorumluluktan kurtulmaya çalışmış.

Bu konuda pek çok yazılar yazıldı ve uzun uzadıya tekrarlanacak sözler anlamını kaybetti. Onun için aşağıda Soma faciasıyla ilgili olarak yazdığım kısa tiwitlerimi, aynı konuda beğenerek tekrarladığım bazı tiwitlerle beraber bilginize ve arşivlere sunuyorum.

***

20 gün önce CHP’nin Soma’da Meclis araştırması önergesine ret oyu veren AKP milletvekilleri bununla nasıl yaşayacaklar, merak ediyorum.

Şamil Tayyar’ın “Tamam biz önergeyi reddettik ama CHP’de biraz daha zorlasaydı” dediği bana uydurma gibi geldi… Yoksa gerçek mi?

Favorim, “Karbonmonoksit çok tatlı bir ölümdür, hiçbir şey hissetmezsiniz” diyen profesördür. Klonlanıp her üniversiteye bir tane verilmeli.

10May/140

ŞAŞILASI SAVUNMALAR – Feyzullah BUDAK

ŞAŞILASI SAVUNMALAR - Feyzullah BUDAK

17 ve 25 Aralık operasyonları ile rüşvet ve yolsuzluk iddialarına muhatap olan ve daha sonra da görevlerinden istifa etmek zorunda kalan 4 bakan TBMM’de haklarındaki fezlekeler görüşülürken kendilerini savundular. Daha doğrusu bunlardan üçü savunma yaptı, biri kendisini savunmadı bile. Ama şimdi savunma yapan üç eski bakanın savunmalarına bakınca doğrusu insan dördüncünün savunma yapmamasının kendisi açısından daha hayırlı olduğunu anlıyor.

Esasen bu eski bakanlar TBMM’deki savunmalarını yapmadan önce aynı günün daha erken saatlerinde AKP Genel Merkezinde yapılan toplantıda kendi milletvekillerine savunma yapmışlardı. Başka bir ifade ile TBMM’de yapacakları savunmanın önceden provasını yapmışlardı. Tabii basına yansıyan savunmalardan anlaşılıyor ki; eski bakanlara partide yaptırılan bu savunma provalarını her kim akıl etmişse doğrusu akıllıca bir iş yapmış. Çünkü, bu prova en azından savunmaların ne kadar ciddiyetsiz ve halkı iknadan uzak olduğu görülerek, TBMM’de yapılacak konuşmaların Meclis TV’den naklen yayınlanmasını, böylece halkın bu savunmaları doğrudan kendi kulaklarıyla duymasını  önlemeye fırsat verdi.

Şimdi 3 eski bakanın Meclis’te yaptığı savunmaların özlerine kısaca bir bakalım;

28Mar/140

ALÇAKLARI-ALÇAKLARA – Feyzullah Budak

ALÇAKLARI-ALÇAKLARA - Feyzullah Budak

AKP’nin 30 Mart seçimleri için hazırladığı bayraklı reklam filmini izlediniz değil mi? Hani fonda Sayın Başbakan İstiklal Marşının 5.kıtasını okuyor. Daha ilk mısrada ne diyor Sayın Başbakan hiç dikkat ettiniz mi?

“Arkadaş! YURDUMU ALÇAKLARA uğratma, sakın;”

Halbuki o mısranın Mehmet Akif tarafından yazılmış olan doğru şekli nedir?

“Arkadaş! YURDUMA ALÇAKLARI uğratma, sakın;

Neden böyle oluyor dersiniz? Çünkü Koca Akif, “Yurduma, dışarıdan gelen alçakların tasallut ettiğini” biliyor ve bunun için “Yurduma alçakları uğratma” diyordu.

Ama Sayın Başbakan’ın bilinç altı başka bir şey söylüyor ve defalarca yapılan çekimlerden sonra kesinleşen reklam filminde bile bu bilinç altı düzelmiyor ve;

“Arkadaş!. Yurdumu zaten içerde var olan alçaklara uğratma, sakın:” diyor…!

Daha ne desin?

1Mar/140

İSLAMI 20 PENİYE SATMAK – Feyzullah BUDAK

İSLAMI 20 PENİYE SATMAK - Feyzullah BUDAK

Londra’daki caminin yeni imamı şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve evinin bulunduğu yere fazla sayıda sefer olmadığı için, çoğu zaman aynı otobüse denk geliyormuş. Bir gün, otobüsün biletçisi imama para üstü verirken yanlışlıkla 20 Peni fazla vermiş. (Peni: Sterlinin %1’idir, yani bizim kuruşumuz gibi) İmam yanlışlığı ancak yerine oturup parasını sayınca fark etmiş.  Kendi kendine “bu 20 Peniyi biletçiye geri versem mi? diye düşünmüş…  Ama içinden bir ses diyormuş ki “bu çok küçük bir para ve zaten biletçinin de umurunda değil. Koskoca otobüs şirketi için de 20 Peni ne fark eder ki?. Bu parayı Allahtan gelen bir hediye gibi düşünebilirim”

İneceği durağa gelince, imam bu 20 Peniyi biletçiye iade etmeme kararlılığı ile yerinden kalkıp kapıya yönelmiş ama tam inecekken aniden fikrini değiştirip biletçiye dönmüş ve “paranın üstünü fazla vermişsiniz” diyerek 20 peniyi biletçiye iade etmiş. Bunun üzerine biletçi gülümsemiş ve demiş ki : “Siz camiinin yeni imamısınız değil mi? Aslında uzun zamandır İslam’ı öğrenmek için sizi caminizde ziyaret etmek istiyordum ve bilerek size fazla para verdim, nasıl tepki vereceğinizi görmek istedim.”

İmam inerken nerdeyse bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmışçasına bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış. Gözlerinden yaşlar dökülerek kendi kendine mırıldanmış; “Allah’ım beni affet! Az daha İslam’ı 20 Peniye satıyordum!”

Şimdi: İslam adına, İslam bayrağıyla, İslam referansıyla siyaset yapanlar haram paraları ayakkabı kutularında saklıyor, rüşveti elbise torbaları içinde alıyor… Haram yoldan toplanan paraların suçüstü yakalanmaması için bu paralar sabaha kadar sağa sola dağıtılarak saklanmasına rağmen ertesi sabah elde bir yerlere taşınamamış 30 milyon Aurolar kalıyor. Eh artık herhalde bu zevatın da “Allah’ım az daha İslam’ı 20 Peniye satıyordum!” gibi bir pişmanlığı olmayacaktır!

7Şub/140

BİR GELECEK ANALİZİ – Feyzullah BUDAK

 BİR GELECEK ANALİZİ - Feyzullah BUDAK

Dr. Ülkü G. Öktem, Amerika’da Wharton School of Pennsylvania Üniversitesinde bir öğretim üyesi. Aynı üniversitede “Risk Analizi” konusunda kürsü sahibi olan Dr. Öktem bugünlerde Türkiye ile alakalı bir gelecek analizini e-mail yoluyla Türkiye’deki dostlarıyla paylaşıyor ve bu analiz bir kanaldan bana da ulaştı.

Peşinen belirteyim ki; Ben bu analizin hiçbir yerinde değilim. Yani onun ne içindeyim, ne de dışındayım. Onun yanında veya karşısında değilim. Dolayısıyla bu analizi sizlere ulaştırıyorum diye kimse beni bununla ve burada söylenenlerle  yargılamasın. Ben sadece siyasi gelişme ve değişmelere karşı çok duyarlı ve ilgili olduğunu, siyaseti izleme konusunda derin bir merak sahibi olduğunu bildiğim halkımızın, Türkiye’nin bu kritik günlerinde  böyle bir analizden haberi olsun istedim, o kadar. Malum, haberdar olmak ve bilmek her zaman iyidir. Ben sadece bu analizin 4 yerinde, aynen bu cümlede olduğu gibi  koyu italik yazıyla ve sonunda FB rumuzu ile okuyucunun dikkatini  çekmek için kısa notlar koydum.)

***

27Oca/140

YÖNETİMDE YOZLAŞMA – Feyzullah BUDAK

YÖNETİMDE YOZLAŞMA - Feyzullah BUDAK

Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin bu topraklara gökten zembille inmediğine, bu devletin bin yıllık Selçuklu- Osmanlı geleneğinden ve bunlardan da eski devlet birikimlerinden beslenen bir “devam devleti”olduğuna inananlardanız. Gerçi Osmanlı’da devlet yönetimiyle ilgili faziletli davranış örnekleri kadar,(bilhassa Kanuni’den sonra) rüşvet ve menfaat temini gibi yozlaşmalara da sıklıkla rastlandığınıbiliyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bilhassa Atatürk’lü dönemi ile onu izleyen uzun yıllar boyunca bu konuda bize onur duyulacak bir miras bıraktığı herkesin malumudur. Evet, Osmanlı’nın bilhassa son dönemlerinde, devlet işlerine rüşvet ve iltimasın ne denli girmiş olduğu ve bunun koskoca devletin çözülüp dağılmasına ne denli etkili olduğu, tarihimizin en ibret verici olaylarındandır. Ama Türkiye Cumhuriyetini kuran ve yöneten kadrolar uzun yıllar boyunca bu olaydan gereken dersi aldıklarını bize kanıtladılar ve bizlere bu konuda zirve diyebileceğimiz davranış örnekleri miras bıraktılar.

Önce bu örnek davranışlardan ikisini paylaşmak istiyorum.