Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
2Haz/26Kapalı

TÜRKİYE UÇUYOR, YOLCULAR UYKUDA – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

TÜRKİYE UÇUYOR, YOLCULAR UYKUDA - Ruhittin SÖNMEZ

Bundan üç yıl kadar önce, 31 Ağustos 2023’te, Türkiye’nin durumunu bir uçak metaforu üzerinden anlatmıştım. Seçimlerin hemen ardından ekonomide ve siyasette yaşanan şiddetli sarsıntılar üzerine kaleme aldığım yazının bugün maalesef hiç "eskimediğini" görüyorum. Uçağın rotasında, türbülansın şiddetinde ve yolcuların psikolojisinde değişen şeyler var elbet; ancak temel sorunlar yerli yerinde duruyor. Üç yıl önce yaptığım bu "uçuş değerlendirmesini" hatırlatıyor ve uçağın bugünkü rotası ve irtifasına dair birkaç yeni notu ise yazının sonunda sunuyorum.

26May/26Kapalı

SİYASETİN GÖLGESİNDEKİ HUKUKUN AÇTIĞI YENİ YARALAR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

SİYASETİN GÖLGESİNDEKİ HUKUKUN AÇTIĞI YENİ YARALAR - Ruhittin SÖNMEZ

Özgür Özel ve ekibinin seçildiği CHP kurultayları hakkında istinaf mahkemesinin “mutlak butlan” yani kesin geçersizlik kararı vermesi Türk siyaseti ve hukuk sistemi açısından tarihe geçen bir kara lekedir.

Bu kapsamda verilen bütün kararlar ve CHP Belediyeleri üzerindeki yargı operasyonlarının bağımsız yargının kendi dinamikleri ile ve sırf kanun hakimiyetini ve adaleti tesis etme saikiyle olduğuna kimse inanmıyor.

Yazılan ve dile getirilen bazı yorumlarda öne çıkarılan bazı hususları hatırlayalım:

“Ekrem İmamoğlu, R.T. Erdoğan’ın Trump ile yaptığı bir telefon görüşmesi sonrasında tutuklanmıştı. İmamoğlu bir yılı aşkın süredir tutuklu. Bu defa da yine Trump ile yapılan bir telefon görüşmesinin hemen sonrasında, BAM 36. HD (İstinaf Mahkemesinin), CHP'nin 38. Kurultayı hakkında "Mutlak Butlan" kararı vermesi tesadüf olabilir mi?”

Bu yorumun bir dayanağı da ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın“ Başkan Trump’ın Erdoğan’a ihtiyacı olan meşruiyeti verdiği” şeklindeki sözleriydi.

ABD’nin “içeride ne yaparsan yap ama dış politika alanında bizim çizdiğimiz çerçeveden çıkma” anlamındaki tavrı ile CHP operasyonlarının bir ilişkisi varmıdır? Bu “meşruiyet verme” karşılığında ABD neler istemiştir? Bunları şimdilik bilmiyoruz. Ama -Barrack’ın ifadesiyle- ABD’nin bölgede demokrasi değil “müşfik monarşiler” istediğini biliyoruz.

Ayrıca ABD’nin Suriye, Irak, İran ve Ukrayna’daki plan ve hedefleri için Türkiye’nin katkısının çok önemli olduğu açıktır.

22May/26Kapalı

TÜRK’ÜN HUZURLA KAVGASI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

TÜRK’ÜN HUZURLA KAVGASI - Ruhittin SÖNMEZ

Okuduğum bir makale, uzun uzay görevlerinde astronotların vücutlarının sıra dışı şartlara nasıl adapte olduğunu anlatıyordu. Aylar boyunca yerçekimsiz ortamda yaşayan astronotların kasları eriyor, kemik yoğunlukları değişiyordu. Dünya’ya döndüklerinde "normal" yerçekimi onlara adeta bir eziyet gibi geliyordu.Ayakta duramıyor, adım atamıyor, ağırlaşmış bedenlerini taşıyamıyorlardı.

Hatta uçak yolculuklarında da ciddi değişimler söz konusuydu. Kabin içi nem, gürültü ve basınç şartları altında kimyası değişen vücudumuz adaptasyon sorunu yaşıyordu.

Bunları okuyunca düşündüm: Peki ya biz? Yani ömrünü Türkiye gibi her yeni güne yeni bir sürprizle uyanılan, gündemin ışık hızında değiştiği bir ülkede geçirenler? Bizim de ruhumuz bu yüksek devirli ortama uyum sağlamış olamaz mı? Acaba bizi alıp, her şeyin saat gibi işlediği, değişimin yok denecek kadar az olduğu bir Batı ülkesine koysalar, astronotların yaşadığı o "uyum sendromunun" bir benzerini yaşamaz mıyız?

Bana sorarsanız, kesinlikle yaşarız!

*************************************

19May/26Kapalı

19 MAYIS VE BAĞIMSIZLIK RUHU – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

19 MAYIS VE BAĞIMSIZLIK RUHU - Ruhittin SÖNMEZ

30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Ordusu terhis edilmiş, silahlarına el konulmuş ve stratejik noktalar İtilaf Devletlerince işgale başlanmıştır. 15 Mayıs 1919'da İzmir Yunanlar tarafından işgal edilmiştir.

Bu arada 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa Anadolu’da bazı bölgelerde bozulan asayişi sağlamak üzere görevlendirilmiştir.Mustafa Kemal İstanbul’dan ayrılmadan önce (14 Mayıs), Genelkurmay Başkanı Cevat (Çobanlı) Paşa ile Sadrazam Damat Ferit Paşa’yı ziyaret ederek görev hakkında bilgi verirler, Sadrazamın endişelerini gidermeye çalışırlar.

Çıkışta Cevat Paşa samimi bir lisanla: “Bir şey mi yapacaksınız Kemal?” diye sorar. “Evet Paşam, bir şey yapacağım” der. Cevat Paşa; “Allah muvaffak etsin!”Mustafa Kemal“Mutlak muvaffak olacağız” diyerek birbirinden ayrılırlar.

****

15May/26Kapalı

TÜRK MİLLETİ YERİNE “TAK” FEDERASYONU – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

TÜRK MİLLETİ YERİNE “TAK” FEDERASYONU - Ruhittin SÖNMEZ

AKP Genel Başkanı R.T. Erdoğan sık sık bu devletin kurucu unsurlarıymış gibi “Türk - Arap - Kürt” birlikteliğini vurgulayan konuşmalar yapıyor. “Tarih Türk, Kürt ve Arap birliğinin tarihidir”, Malazgirt, İstanbul’un Fethi, Çanakkale, Millî Mücadelede bu birliktelik sayesinde başarıldı diyor.

Bazı yorumcular bu söylemlerin tarihi gerçeklere uymadığı, abartılı ve bağlamından koparılmış bir iddia olduğu, arka planında “Türkiye Cumhuriyeti’ni üç ortaklı bir devlete dönüştürme planına zihinleri hazırlamak” olduğu kanaatindeler. TAK, “Türk- Arap- Kürt” Federasyonu ibaresinin kısaltması olarak kullanılıyor.

Yeniçağ yazarı Arslan Bulut bu endişesini şu cümlelerle anlatıyor: “Fiilen kuruluş felsefesinden koparılan devletin, Anayasal olarak da bir federasyona çevrilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti yerine Türk – Arap - Kürt Federasyonu kurulması artık emperyalistlerin projesi olmaktan çıkmış, devleti yönetenlerin ‘sevda’sı haline dönüşmüştür. Türk Milleti’nin tarih sayfalarından bile çıkarılması hedeflenmektedir.”

Bu cümleden fazla “TAK” Federasyonu kurulmasının devleti yönetenlerin sevdası haline dönüşmüş olduğu” kısmı içimi yaktı.

Devletin "üniter/ tekil" kimliğini bir "bileşenler" toplamına dönüştürülmek isteyenler hep vardı ama böylesine cesur bir şekilde ifade edemiyorlardı. İktidar ortağı partilerin (AKP+MHP) temsilcileri son dönemde Öcalan/PKK taleplerine uygun beyanlarıyla milletimizi çileden çıkarıyorlar.

İktidarın“süreç ortağı” oldukları DEM/PKK yöneticileri ve seçim işbirliği yaptıkları HÜDAPAR’ı yönetenlerin Türk, Türk Bayrağı, Türk Tarihi, Türkçe gibi vatandaşlarımızı birarada tutan bütün değerleri ortadan kaldırmaya çalıştıkları görülüyor. Mesela DEM Parti milletvekilleri Türk Bayrağı var diye milletvekili rozeti bile takmıyorlar. HÜDA-PAR Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu “Türk Bayrağı'nın adı değişmeli" diyor.

1924 Anayasası ile perçinlenen "Türkiye Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür" tanımı, "Türkiyeli" veya "etnik gruplar koalisyonu" kavramlarıyla esnetilmeye çalışılıyor.

Türk adının anayasadan ve kamusal alandan silinmesi, federasyonun ilk psikolojik eşiğidir.

5May/26Kapalı

SÜRECİN AKTÖRLERİ VE SİYASET SATRANCI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

SÜRECİN AKTÖRLERİ VE SİYASET SATRANCI - Ruhittin SÖNMEZ

Öcalan ve DEM Parti üzerinden PKK ile yürütülen müzakere sürecinden iktidarın beklentileri şunlar:

1- PKK’nın silah bırakmasını ve iktidarın taleplerine karşı Meclis’te DEM desteğini sağlamak. Bunun için Öcalan’ın terör örgütü üzerindeki nüfuzunu kullanmak.

a) İktidar taleplerinin merkezinde Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olabilmesi için Meclis’te DEM oylarıyla desteklenmesi yer alıyor.

b) Erdoğan aday olabilirse seçime girip kazanamama riskini minimize etmek zorunda.“Erdoğan’ın kazanamayacağı seçime girmez, kazanmak için ise DEM seçmenlerinin oylarını alabilmesi lazım” deniyor. %50+1 formülünde DEM seçmeninin "sandığa gitmemesi" veya "evet" demesi hayati önemde. Bu nedenle, seçim öncesi "Öcalan’a statü" veya "yeni anayasa" vaatleri, DEM seçmenini kazanma amacı taşıyor.

· Bunun için Öcalan’ın DEM seçmenine “oylarımız Erdoğan’a” çağrısı yapması gerekebilir. Bu noktaya gelinirse Öcalan bu çağrıya karşı taleplerinde el yükseltecektir.

· Öcalan böyle bir çağrı yaparsa, DEM ile böyle açık bir işbirliği yapılırsa milliyetçi - muhafazakâr seçmen kitlesinin tepkisi ile seçilememe riski artar. İktidarın milliyetçi kitlenin tepkisiz kalmasını sağlayıcı söylemler geliştirmesi gerekiyor.

2- Türkiye’de iktidar olabilmek için ABD desteğinin şart olduğuna dair genel bir kanaat var. ABD desteği şu aşamada Erdoğan’dan yana gözüküyor. Erdoğan Trump’ın dünyada ikili ilişkilerinin en iyi olduğu birkaç liderden biri. ABD desteğinin devamı için (ABD büyükelçisi Barrack’ın dillendirdiği gibi)“milli-üniter devlet”yerine“Osmanlı eyalet sistemi veya ümmet esaslı birliktelik modeline geçin” baskısı gelebilir. Bu model için gerekli anayasal değişiklik adımlarını atmaya en yatkın lider Erdoğan.

28Nis/26Kapalı

ENERJİ GÜVENLİĞİ VE BAĞIMSIZLIĞI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

ENERJİ GÜVENLİĞİ VE BAĞIMSIZLIĞI - Ruhittin SÖNMEZ

ABD ve İsrail kaynakları İran’a saldırı sebebi olarak, “İran’ın nükleer silah yapmasını önlemek, İran’daki rejimi değiştirmek, İran’ın füze kapasitesinin İsrail’e tehdit oluşturmasına engel olmak” gibi gerekçeler anlattılar.

Bazıları, bu gerekçelere inandırmak için, ABD’nin en büyük petrol üreticisi olduğunu,savaş sebebinin “petrol ve doğalgaz kaynaklarını kontrol etmekle alakalı olmadığını” anlatmaktalar.

Bu savaş aşamasında olayın enerji boyutu sadece artan akaryakıt fiyatları, Hürmüz’de kilitlenen gemiler ekseninde tartışılıyor. Savaşta enerji kaynaklarının (petrol, doğalgaz ve türevlerinin) üretim ve iletimi, Boğazların önemi ve Türkiye’nin bu olanlardan çıkarması gereken dersleri konuşmamız gerekiyordu.

Ben nokta TV’de yaptığım Geniş Açı programına bu konuları anlatabilecek, Türkiye'nin enerji politikaları denince akla gelen en yetkin isimlerden biri olan Enerji Uzmanı Necdet Pamir dostumu davet ettim. Necdet Pamir her zamanki nezaketi ile davetimi kabul ettiği gibi bana bazı görselleri kullanmak için çok kapsamlı bir sunum dosyası gönderdi. Hem bu sunumdan ve hem de Geniş Açı programından kendi anlattıklarından edindiğim bilgilerden bir kısmını, anladığım şekliyle,sizlerle paylaşmak istedim.

24Nis/26Kapalı

DEMOKRASİ YERİNE MÜŞFİK MONARŞİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

DEMOKRASİ YERİNE MÜŞFİK MONARŞİ - Ruhittin SÖNMEZ

ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, diplomatik kural ve teamüllere aykırı şekilde,Türkiye devlet sistemine dair hadsiz ve densiz tavsiyelerine devam ediyor. Son olarak Türkiye ve Ortadoğu ülkeleri için demokrasi yerine “müşfik/ merhametli monarşileri” tavsiye etti.

“Bölgede güçlü liderlik rejimlerinin/müşfik monarşi ve meşruti meşruti yönetimlerinin işe yaradığını, demokrasilerin başarısız olduğunu” söyledi.

Barrack’ın daha önce de “Türkiye için Osmanlı'nın millet/ümmet sistemi daha uygundur” sözünü de hatırlayalım. Barrack’ın "Osmanlı millet sistemi" önerisi, vatandaşlık esasına dayalı toplum yapısını yıkarak Türkiye’yi cemaat, tarikat ve aşiret odaklı bir "Ortadoğululuk" kimliğine hapsetme projesidir.

Önce soğukkanlılıkla kavramları netleştirelim ki “müstemleke valisi” gibi davranan ABD Büyükelçisinin maksadını daha iyi anlayalım:

“CUMHURİYET, devlet başkanlığının irsî olarak intikal etmediği devlet şekli ve MONARŞİ de devlet başkanlığının irsî olarak intikal ettiği devlet şekli olarak tanımlanabilir.”

21Nis/26Kapalı

İKTİDARIN VE CHP’NİN DEM PARTİ ÇIKMAZI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

İKTİDARIN VE CHP’NİN DEM PARTİ ÇIKMAZI - Ruhittin SÖNMEZ

Önceki yazımda, devletin ve PKK/DEM/Kandil tarafının beklentileri, sürecin takvimi ile İran ve Suriye’de olan gelişmeleri değerlendirip, “2. çözüm sürecinin de anlaşma ile sonuçlanma ihtimali giderek azalıyor” demiştim.

Gerçekten PKK uzantısı olan PYD/YPG’nin Suriye’de, PJAK’ın İran’da beklentilerinden çok uzak bir etki alanı oluşturabildiği görüldü. ABD ise İran’la savaşmaktan pişman. Bu durumda 4 parçalı Kürdistan’ın Türkiye ayağına dair proje konusunda Türkiye’ye baskı yapma imkanları azaldı.

Zaten R.T. Erdoğan “süreç”e karşı biraz mesafeli duruyordu. O’nun birinci önceliği yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olabilmek ve yeniden Cumhurbaşkanı seçilmek.

Erdoğan’ın aday olabilmesi için; ya seçimin erkene alınması veya anayasa değişikliği gerekiyor.

Seçimin öne alınması daha kolay ve daha maliyetsiz seçenek. İktidar kanadından (AKP ve MHP) “erken veya öne alınmış seçimin olmayacağına” dair açıklamalar yapılıyor.

Önceki seçimlerden biliyoruz, iktidarın "erken seçim yok" açıklamaları "erken seçime hazırlık" veya “muhalefeti hazırlıksız yakalama” içindir.

İkinci seçenek yani anayasa değişikliği için (milletvekili transferlerine rağmen) gerekli çoğunluk oyu sağlanmasının DEM Parti oyları ile mümkün olabileceği öngörülüyor. DEM/PKK/Öcalan bu kozu kullanarak müzakere sürecinde dillendirdikleri taleplerinin yerine getirilmesi için iktidarı zorluyor.

14Nis/26Kapalı

HER YASAL OLAN HAK HELAL DEĞİLDİR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

HER  YASAL OLAN HAK HELAL DEĞİLDİR - Ruhittin SÖNMEZ

Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mustafa Bozbey'in tutuklanarak görevden alınmasının ardından bu belediye de CHP’den AKP'ye geçti.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik olayı şöyle değerlendirdi:"Belediye Başkanının yargısal süreçler neticesinde görevden alınmasından sonra anayasanın, yasaların öngördüğü demokratik mekanizma işledi. Orada Cumhur İttifakı'nın adayı, Cumhur İttifakı'nın oylarını ve bağımsızların oylarını alarak milletin verdiği irade neticesinde bu sonucu elde etti.”

Milletin seçtiği onlarca muhalif belediye başkanlarını yargı kararı ile gözaltına alacak veya tutuklayacaksınız ve yerine ya AKP’den birini seçtirecek veya kayyım atayacaksınız ve buna da “millet iradesinin neticesi” diyeceksiniz.

Son iki yılda görevden almalar, kayyım atamaları ve parti değişiklikleriyle toplam 85 belediye el değiştirmiş. 19 belediye başkanı tutuklu yargılanıyor.”

Bu kadar hoyratça yapılan antidemokratik uygulamaları savunanlara rahmetli Alev Alatlı’nın o sarsıcı uyarısını hatırlatmak gerekir:

"Her yasal olan hak helal değildir. Asıl olan helalleşmektir. Yasaların boşluklarından yararlanıp elde edilen kazanımlar, şeklen hukuka uygun olsa da vicdan terazisinde kul hakkıdır."

Aslında iktidar kanadının uygulamaları yasaların boşluklarını kullanmaktan da ötedir. Kul hakkı iktidar partilerine farklı, muhalefete farklı hukuk (muhalefete göre “düşman hukuku”) uygulanmasından kaynaklanıyor.

İktidar partilerinin belediyelerinde sanki hiç yolsuzluk yapılmıyor gibi -“parsel parsel şehri satanlar, “metal yorgunluğu” gerekçesiyle görevden alınanlar da dahil- yargılanmıyorlar. Çok istisnai yargıya taşınan olaylarda da gözaltı ve tutuklama olmadan yargılanıyorlar. Hatta şaibe iddiaları çıkan muhalif belediye başkanları iktidar partisine geçince yargılanmaktan kurtuluyorlar.

Muhalif belediye başkanları ise hemen görevden alınıyor, derhal gözaltı veya tutuklama uygulanıyor. Oysa ceza hukukunda -masumiyet karinesi gereği -“asıl olan tutuksuz yargılamadır, tutuklama istisnai bir tedbirdir.” Herkes yargılanabilir ancak bu temel hukuk kuralına uyulması gerekir.

Alev Alatlı’nın muhteşem bakış açısına göre, onbinlerce hatta milyonlarca seçmenin iradesinin bir imza ile yok sayılması, sadece idari veya yargısal bir tasarruf mudur, yoksa tarihin en büyük 'kul hakkı' operasyonları mıdır?

Eğer bir karar, kanun maddelerine uygun kılıfına uydurulmuşsa ama halkın vicdanında derin bir yara açmışsa, orada "yasal bir zulüm" ve devasa bir "kamusal kul hakkı" doğmuş demektir.

10Nis/26Kapalı

TÜRKİYE’NİN BÖLÜNME RİSKİ AZALDI MI? – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

TÜRKİYE’NİN BÖLÜNME RİSKİ AZALDI MI? - Ruhittin SÖNMEZ

2015 yılında kaleme aldığım,"İki Bin Devletli Bir Dünya" başlıklı yazıda,Prof. Dr. Anıl Çeçen’in verileriyle bazı tespit ve öngörüleri ortaya koymuştum:

Yirminci yüzyıla geçerken dünyada sadece yirmi devlet vardı. Yirmi birinci yüzyıla geçerken iki yüz civarında devlet ortaya çıktı.

Yirminci yüzyıl içinde gerçekleşen üç büyük dönüşüm sayesinde, imparatorluklar parçalanarak ulus/milli devletler ortaya çıktı. Yeni siyasal yapılanmalarla devlet sayısı on misli arttı.

Bazı uzmanlar, küresel emperyalizmin hedeflerine göre, iki yüz devletin yeterli olmadığını, geçen yüzyılda olduğu gibi devlet sayısının on misli daha artırılması yani 2000 devletli bir dünya olması gerektiğini ileri sürmekte.

Devlet sayısının artması mevcut ulus/milli devletlerin bölünmesiyle mümkün olabilecektir.

Alt kimlikleri ve etnik grupları ön plana çıkaran mikro milliyetçilikler batı kapitalist sistemi tarafından kışkırtılacaktır. Var olan ulus devletler parçalanarak, dünyanın her bölgesinde yeni eyalet devletçikleri oluşturulacaktır.

Bu geçişi sağlamak için Ulus devletlerin dışa açılmaları teşvik edilmekte, etnik gruplar ve cemaatler büyük para imkânları ile desteklenmektedir.

Daha sonraki aşamada dünya haritasında yer alan küçük eyalet devletleri, kıtalar düzeyinde yada büyük bölgesel oluşumların çatısı altında kurulacak makro devletler yapılanmasının içinde bir araya getirilecek.

Sonunda, iki bin eyalet devleti bir dünya konfederasyonu çatısı altında birleştirilecek. Böylece yüzyıllardır ultra zenginlerin hayal ettiği sınırsız, gümrüksüz bir dünya devleti yapılanmasına geçilecek.

7Nis/26Kapalı

SİYASİ AKTÖRLERİN BİRBİRLERİNE GÜVENİ VE İTTİFAKLAR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

SİYASİ AKTÖRLERİN BİRBİRLERİNE GÜVENİ VE İTTİFAKLAR - Ruhittin SÖNMEZ

Siyasetin aktörlerinin birbirlerine karşı duyduğu güvensizlik en basit sorunları çözümsüzlüğe mahkûm ederken, siyasi aktörlerin birbirlerine güveni en karmaşık sorunları çözüme götürebilir.

Çatışma çözümlerinde en büyük engel, aktörlerin birbirini "sıfır toplamlı bir oyunun" (birinin kazancı diğerinin kaybıdır) parçası olarak görmesidir. “Benim kazanmam için onun kaybetmesi lazım” mantığı yerine “birlikte kazanabiliriz, çatışma yerine işbirliği ile hepimiz kazanabiliriz” anlayışı gereklidir.

Francis Fukuyama güveni, sadece ahlaki bir kavram olarak değil, ekonomik ve siyasi başarının temelindeki "sosyal sermaye" olarak tanımlar.

Fukuyama’ya göre güven, bir toplumun veya grubun üyeleri arasında paylaşılan, dürüstlük ve işbirliği beklentisidir. Bu beklenti, ortak normlara dayanır.

Siyasette güven olduğunda, her adımın hukukla veya zorla denetlenmesi gerekmez. Aktörler birbirine güvenmediğinde, her mutabakat için onlarca sayfalık protokoller, garantörler ve denetim mekanizmaları gerekir; bu da süreci hantallaştırır. Çoğu zaman da bu belgeler işe yaramaz.

Almanya, Japonya gibi bazı toplumlar yüksek güvenlidir. Kurumlara duyulan güven sayesinde krizler kolay aşılır. Siyasi kültür “uzlaşma ve ortak çıkar” odaklı oluşmuştur.

İtalya, Rusya, Çin ve Türkiye gibi düşük güvenli toplumlarda ise kurumlara değil, liderlere olan kişisel sadakat ön plandadır; siyasi kültür “Biz ve Onlar" ayrımı veya kutuplaşma ekseninde oluşmuştur.

Bu bakımdan ülkemizde ittifak arayışlarında, aktörler "kendiliğinden" bir araya gelemez çünkü aralarında güven düşüktür. Aktörler seçim barajı veya 50+1 zorunluluğu gibi bir tehdit karşısında yan yana gelebiliyor. Bu gerçek bir güven değil, stratejik bir zorunluluktur. Stratejik zorunluluklar ise ilk fırsatta bozulmaya mahkumdur.

3Nis/26Kapalı

HÜRMÜZ KİLİDİ VE İSTANBUL BOĞAZLARININ STATÜSÜ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

HÜRMÜZ KİLİDİ VE İSTANBUL BOĞAZLARININ STATÜSÜ - Ruhittin SÖNMEZ

ABD/İsrail- İran Savaşı Hürmüz Boğazı’nda düğümlendi. Bu durum dünya ekonomisini sarsıyor ve daha da derinden etkileme potansiyeli var. Trump “İran Hürmüz Boğazını açarsa İran cephesinden çekileceğini” söyledi.

Dünya ekonomisinin %20-30 civarındaki petrol trafiğinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kilitlenmesi, "boğazların statüsü, mülkiyeti ve güvenliği" konusunu hatırlattı.

Bu kapsamda İstanbul Boğazlarının statüsünü belirleyen, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin önemini kavramamız gerekiyor.

Birkaç gün önce nokta TV’de Geniş Açı adlı programımda, E. Türk Tarih Kurumu Başkanı ve halen Kutlu Parti Genel Başkanı olan Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu konuğum oldu. Halaçoğlu "Montrö olmasaydı Türkiye “Rusya-Ukrayna savaşında” taraf olmak ve savaşa girmek zorunda kalabilirdi" dedi.

31Mar/26Kapalı

ÇÖZÜM SÜRECİNİN AKTÖRLERİ VE HEDEFLERİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

ÇÖZÜM SÜRECİNİN AKTÖRLERİ VE HEDEFLERİ – Ruhittin SÖNMEZ

Önceki yazımda Öcalan’ın “umut hakkı” gerekçesiyle tahliye edilmesi ihtimalini değerlendirdim. Yazının sonunda yaptığım şu tespitten devam edelim:

“Türk halkının en hassas olduğu konu Öcalan'ın serbest bırakılması ve siyaset yapmasına imkân verilmesidir.”

DEM ve MHP için seçim kazanmak öncelikli değildir.Ancak AKP için ana motivasyon iktidarını korumaktır. Yani Erdoğan’ın yeniden CB adayı olabilmesini sağlamak ve seçim kazanmaktır.

AK Parti, kamu vicdanının bu kadar hassas olduğu bir konuda, seçim atmosferine girmeye aylar kala,somut bir tahliye adımı atarak büyük bir risk almaz.Çünkü Türk seçmeni bu konuyu affetmez.

Muhtemelen 2027’de yapılacak seçimde, Erdoğan'ın yeniden adaylığı ve CB seçilmesi ile AK Parti'nin meclis aritmetiğini koruması için, AKP, DEM Parti'nin desteğini hayati önemde görüyor.

DEM/PKK kanadı Erdoğan’ın bu durumunu hedeflerine varmak için bir fırsat olarak görüyor. Hedefleri Öcalan'ı serbest bıraktırmak, Türkiye'nin anayasal sistemini dış müdahaleye açık hale getirmek ve/veya üniter-milli yapıyı bozmak. “Kürt bölgesini biz, kalan Türkiye’yi hepimiz yönetiriz” hayalini gerçekleştirmek.

Bu ayrılıkçı gruplara ABD'nin cesaret verdiği açık: "ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Terörsüz Türkiye süreci, "Dört büyük ülkedeki Kürtleri bir araya getirmek için bir fırsattır"açıklaması tesadüf değildir. ABD yetkililerinin bu gibi söylemleri,PKK ve türevlerinin“uluslararası konjonktür lehimize” diye düşünmesine yol açıyor.

İlk etapta Irak ve Suriye’de kurulan ve İran’da kurulacak yapılar ile Türkiye içindeki tasarladıkları yapıyı "konfedere" hale getirmek isteyebilirler. Bu, Türkiye'nin bölünmesi veya dış müdahale ile belirlenen bir "çözüm"e zorlanması demektir.İsrail açısından ise güvenliğini tahkim eden bir garnizon devletin kurulması anlamına gelir.

İçerideki anayasa tartışmalarını dış beyanlardan bağımsız düşünmek saflık olur.

Türkiye’deki bazı "görevli" siyasilerin, bu dış projeyi "Türkiye’nin bekası için en iyi yol bu" diyerek pazarlaması, istihbarat terminolojisinde tipik bir yönlendirme (manipülasyon) faaliyetidir.

Eğer süreç "dört parçalı Kürdistan" haritasını gerçekleştirmek için yürütülüyorsa, bu Türkiye'nin, Sevr şartlarını dayatan, bir kuşatma altına girdiğini gösterir. Süreçte görevli siyasi aktörlerin bu tehlikeli kuşatmaya rehberlik etmesi üzücüdür.

27Mar/26Kapalı

ÖCALAN’A VERİLEN CEZANIN GEREKÇESİ VE UMUT HAKKI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

ÖCALAN’A VERİLEN CEZANIN GEREKÇESİ VE UMUT HAKKI - Ruhittin SÖNMEZ

29 Haziran 1999’da Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), İmralı Adası’nda görülen dava
sonucunda, Abdullah Öcalan’a İDAM cezası verdi. Daha sonra yasal değişikliklerle idam kaldırıldığından, ceza “ağırlaştırılmış müebbet hapis”olarak güncellendi.

Mahkeme, Öcalan’ı eski Türk Ceza Kanunu’nun (765 sayılı TCK) 125. maddesi uyarınca suçlu bulmuştu. Bu madde “vatana ihanet” ve “devletin birliğini bozma” suçlarını kapsıyordu:

“Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hakimiyeti altına koymaya veya devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmaya veya devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf bir fiil işleyen kimse ölüm cezası ile cezalandırılır. “
Mahkemenin gerekçesinde şu temel noktalar öne çıkarılmıştır:

Örgüt Liderliği: Sanığın PKK’nın kurucusu ve tek karar vericisi olduğu, örgütün tüm silahlı eylemlerinin sanığın emir ve talimatları doğrultusunda gerçekleştirildiği belirtilmiştir.

Bağımsız Devlet Amacı: PKK’nın amacının, Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bir kısmını ayırarak ayrı
bir devlet kurmak olduğu ve bu amacın TCK 125 kapsamında “ olduğu vurgulanmıştır.

Eylemlerin Vahameti: Kararda, 1984’ten davanın açıldığı tarihe kadar gerçekleştirilen binlerce silahlı saldırı, baskın ve katliam (sivil, asker, polis ölümleri) tek tek listelenmiş; bu eylemlerin vahametinin anayasal düzeni tehdit eder boyutta olduğu ifade edilmiştir.

24Mar/26Kapalı

HALKIMIZ İRAN’IN YANINDA DEVLETİMİZ KARŞISINDA – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

HALKIMIZ İRAN’IN YANINDA DEVLETİMİZ KARŞISINDA - Ruhittin SÖNMEZ

ABD/İsrail- İran Savaşı - taraflar arasında müzakereler devam ederken, 28 Şubat’ta - Amerika ve İsrail’in uluslararası hukuka ve teamüllere aykırı bir şekilde İran’a saldırmasıyla başladı.

Savaş, İran’ın beklenmedik yüksek direnci nedeniyle, hız kesmeden devam ediyor. Hatta her geçen gün kapsamı genişliyor. Dünya ekonomisini sarsma boyutuna gelebileceği anlaşılıyor. Hürmüz Boğazının kapanması, bölgedeki enerji tesislerinin zarar görmesi petrol, doğalgaz fiyatlarını artırdığı
gibi tedarik sorunlarına yol açabileceği öngörülüyor.

Daha başından beri “Trump’ın şerrinden korkan” dünya devletleri ABD/İsrail tarafını destekledi.

NATO’yu oluşturan devletler “bu bizim savaşımız değil” diyerek savaşa müdahil olmadılar. (Sadece İngiltere sonradan üslerini ABD kullanımına açtı.)

Çin ve Rusya ise Birleşmiş Milletlerde çekimser oy kullandılar ve doğrudan İran taraftarı görünmüyorlar. Buna rağmen İran’a teknik yardım, silah ve teçhizat desteği verdikleri anlaşılıyor.

İran’ın füze stoklarının bitmemesi ve geçen seneki 12 gün savaşına göre, füzelerin isabet oranının yükselmesi bu desteğe bağlanıyor.

Bu strateji Batı’nın Rusya- Ukrayna savaşındaki tutumuna benzetilebilir. Batı, teknik yardım ve silah desteği ile Ukrayna’nın direnç göstermesine katkı vermişti. Şimdi muhtemelen Çin ve Rusya benzer bir strateji ile İran’ın uzun süre ABD/İsrail saldırılarına direnebilmesine yardımcı oluyor.

17Mar/26Kapalı

CÜBBELİ AHMET BU DEFA DOĞRU SÖYLEMİŞ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

CÜBBELİ AHMET BU DEFA DOĞRU SÖYLEMİŞ – Ruhittin SÖNMEZ

Kamuoyunda 'Cübbeli Ahmet Hoca' olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü “Türkiye’de şeriatla ilgili bir referandum yapılsa yüzde 10 'şeriat istiyorum' sonucu çıkar mı şüpheliyim” dedi.

Cübbeli Ahmet bu kanaatini besleyen bazı tespitlerini de şöyle açıkladı:

“Türkiye’de keşke şeriat isteyenler çok olsa... Benim için uyar. Muhafazakâr camia, çocuklarını dindar yetiştirmekte yetersiz kaldı. Çocuklarda namaz oranı az, kızlarda tesettür oranı az. Hocaların, şeyhlerin, şıhların kızlarında açık seçik kızlar var.”

“Nice açık bayanlar namazında abdestinde, nice kapalı kadınlar da namaz kılmıyor.”

“Kemalistleri İslam'a çekelim derken, onlar bizi kendine çekti.”

Bu şahsın sözlerini ciddiye almamın sebebi “Türkiye’de kimse şeriat istemiyor" mealindeki çıkışı ile aslında Türkiye’deki sosyolojik bir gerçeğin, bizzat o çevrenin içinden itiraf edilmesidir.

Ancak bu durum, halkın dinden uzaklaştığını değil; "şekilci, baskıcı ve akıl dışı" bir din yorumunun artık modern hayatın ihtiyaçlarına cevap veremediğini gösteriyor.

Halkımız aslında genel olarak İslam inancından uzaklaşmamış, İslam’ı özünden koparan din yorumları ile arasına mesafe koymuştur.

Maturidi / Hanefi / Yesevi kültürü ile yetişmiş Anadolu insanı, Cennetin kapısında kendi tarikatlarına mensup olanların sorgusuz sualsiz içeri gireceği safsatasıyla kitleleri uyuşturan, yanmaz kefen tüccarı sözde din adamlarının din anlayışını reddetmektedir.

Cübbelinin tespit ettiği sosyolojik olgular “alnı secde görenlerin” iktidarında, adalet, liyakat, meşveret (ortak akıl) ilkelerinden uzaklaşılmasına karşı duruşun sonucudur. “Din bu ise ben bunların dininden değilim” tepkisinin dışa vurumudur.

Halkımız, dini bir 'siyasal baskı aracı' olarak kullanan, aklı devre dışı bırakan ve kadını hayattan koparan dar kalıpları elinin tersiyle itiyor.

Bu tavır genel olarak bir dinsizleşme değildir. Bu değişim bazı kesimlerde inanç kaybı şeklindedir. Ama çoğunlukta akıl, vicdan ve ahlaka dayalı bir din anlayışına duyulan özlemi yansıtıyor.

Gerçek Müslümanlık, bugün Cumhuriyet’in kazanımlarını koruyup onu ileri bir demokrasiyle taçlandırmak; yani İslam'ın değişmez ilkelerini (Adalet, Liyakat, Meşveret) çağdaş hukukla buluşturmaktır.

10Mar/26Kapalı

ÜÇ ÜLKE, ÜÇ FANATİZM VE KUTSAL SAVAŞ SİYASETİ – Ruhittin SÖNMEZ

647738927_10165148941359523_2158909953906390999_n

ÜÇ ÜLKE, ÜÇ FANATİZM VE KUTSAL SAVAŞ SİYASETİ - Ruhittin SÖNMEZ

Birleşik Devletleri / İsrail ve İran arasındaki savaş sürerken, Oval Ofis’te, ABD Başkanı Donald Trump ile Evanjelist din insanları dua ayini yaptı.

Ülkenin farklı bölgelerinden gelen evanjelik papazlar gözlerini kapatıp ellerini Trump’a uzattı.

Koltuğunda oturan, kollarını masaya koymuş, gözleri kapalı, derin bir trans halindeki Trump için dua ettiler. Toplantıya Evanjelik çevrelerde öne çıkan isimler katıldı. Trump’ın “Tanrı’nın kılıcı” olmasını ve “bu zor zamanlarda Trump’ı ve askerlerimizi korumanı diliyoruz” dediler.

Toplantıdaki Evanjelik liderlerden Robert Jeffress’in şu sözü çarpıcıdır: “Tanrı, Trump’a şer odağı İran’ı yeryüzünden silme yetkisi vermiştir. Bu bir siyasi tercih değil, kutsal bir görevdir.”

Trump’ın ruhani danışmanlarından Paula White-Cain’in “saldır, saldır, zafere kadar saldır” şeklindeki cezbe haliyle yaptığı dua videosu da bu atmosferi tamamladı.

6Mar/26Kapalı

İSTİHBARAT VE DEVLET AKLI YÖNÜNDEN İRAN VE TÜRKİYE – Ruhittin SÖNMEZ

İSTİHBARAT VE DEVLET AKLI YÖNÜNDEN
ruhittin s

İRAN VE TÜRKİYE – Ruhittin SÖNMEZ

İran’da 5 gün önce (28 Şubat 2026) Dini Lider Ali Hamaney ile Genelkurmay Başkanı, Savunma Bakanı ve Devrim Muhafızları Komutanı dâhil 48 tepe yöneticisinin ABD-İsrail ortak operasyonuyla, aynı toplantıda yok edildi. Bu olay tarihe geçen en ağır istihbarat ve devlet aklı zafiyetlerinden biridir.

Devrim Muhafızlarının efsanevi Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’den bu yana, İran’ın komuta kademesi, son 6 yıl içinde sistematik olarak avlandı.
3 Ocak 2020’de Süleymani’nin, Bağdat havalimanında ABD SİHA’sı tarafından, öldürülmesiyle suikastlar zinciri başladı.
 İran nükleer programının “babası” sayılan Fahrizade, Tahran yakınlarında, Mossad tarafından yapay zekâ destekli, uydu kontrollü bir makineli tüfekle öldürüldü.
 Devrim Muhafızları’nın Suriye’deki en kıdemli komutanlarından Razi Musevi Şam’da İsrail hava
saldırısıyla yok edildi.
 İsrail, doğrudan Şam’daki İran Konsolosluğunu vurarak Zahidi ve beraberindeki 7 üst düzey komutanı öldürdü.
 31 Temmuz 2024’te Hamas lideri İsmail Haniye, Tahran’ın kalbinde, Devrim Muhafızları’nın koruduğu bir misafirhanede, odasına yerleştirilen bir bombayla öldürüldü. Bu iç sızmanın en net göstergesiydi.
 Hizbullah lideri Hasan Nasrallah Beyrut’taki sığınakta, İsrail sığınak delici bombalarıyla öldürüldü.
 Haziran 2025’te (12 Gün Savaşında), İran Genelkurmay Başkanı ve komuta kademesi ilk dalgada öldürüldü.
 28 Şubat 2026 Ali Hamaney ve 48 tepe yönetici, Tahran’daki yerleşkede, CIA’in nokta istihbaratı ve
İsrail/ABD savaş uçaklarının ortak operasyonuyla, savaşın ilk gününde yok edildi.

Adım adım örülen bu suikastlar zinciri, İran devletinin en mahrem hücrelerine kadar sızıldığını gösteriyor.

3Mar/26Kapalı

YENİ ORTADOĞU TASARIMINDA SIRA İRAN’DA – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

YENİ ORTADOĞU TASARIMINDA SIRA İRAN’DA - Ruhittin SÖNMEZ

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı beklenen bir felaketin gelişi gibi. Yaptıkları yığınak yeterli seviyeye gelince saldırıya başladılar. Daha ilk iki günde İran’ın ruhani lideri Ali Hamaney ile Savunma Bakanı, Devrim Muhafızları üst düzey komutanları dahil 48 İranlı lideri öldürmeyi başardılar.

Irak ve Suriye’den sonra İran’a saldırılar bir tarihsel sürecin parçalarıdır. ABD zaten I. Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin sürdürülemez olduğunu ve bu sınırların değişmesi gerektiğini savunuyordu.

1919-1920 yıllarında, İngiltere ve Fransa Ortadoğu'yu cetvelle çizerek paylaşmış, manda yönetimlerini oluşturmuştu.

ABD’nin dış politikasında çok önemli bir yeri olan eski Dışişleri Bakanı Henry Kissenger “Dünya Düzeni” adlı eserinde, Ortadoğu'daki devletlerin (Irak, Suriye, Lübnan vb.) Avrupa'daki gibi "ulus-devlet" bilinciyle değil, emperyal güçlerin çıkarlarına göre yapay olarak oluşturulduğunu, bu sınırların, etnik ve mezhepsel (Sünni, Şii, Kürt, Arap vs.) gerçeklikleri göz ardı ettiğini savunuyordu.

ABD bu ülkelerin sınırlarının radikal İslamcılar, mezhep savaşları, etnik kimlikler üzerinden buharlaşmasına yardımcı olmakta.

ABD/İsrail'in bölgesel harita mühendisliğinde bir kilometre taşı 2001 tarihli Pentagon planıdır. ABD'li Emekli General Wesley Clark, 2007'de; 11 Eylül'den hemen sonra Pentagon'da "7 ülkenin (Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan ve İran) hükümetlerini devirme" planını gördüğünü anlatmıştı.

Bugün yaşanan ABD/İsrail - İran savaşı, bu 25 yıllık planın son halkasıdır. (7. Ülke) İran fazının uygulanmaya geçişidir.

Kissinger’ın yıllar önce dillendirdiği ve bugün Tom Barrack veya Netanyahu gibi isimlerin sözcülüğünü yaptığı Amerikan/İsrail vizyonunun özü şudur: Ortadoğu'da üniter ve merkezi güce sahip ulus-devletler, ABD/İsrail ve emperyal projeler için birer engeldir.

Bölge ancak daha küçük, etnik/mezhepsel parçalara bölünmüş, zayıflatılmış konfederal veya federatif yapılarla yönetilebilir.

Suriye iki eski teröriste (Ahmet Şara ve Mazlum Abdi) verilen statülerle şekillendirilirken, İran’da mevcut rejimin yıkılması ve “bölünmüş bir İran” hedefine giden yolların taşlarının döşenmesi tesadüf değildir.

Türkiye’de teröristbaşı Öcalan’a devlete muhatap bir başmüzakereci statüsü verilmesi ve milli üniter devletin yıkılarak federasyona götürecek altyapının kurulmaya çalışılması da bu projeden bağımsız değildir.

Çünkü bu proje askeri güçle parçalamayı, parçalanamayan Türkiye’de ise "barış, kardeşlik, bölgedeki Kürtlerle büyütme ve federasyon" vaadiyle milli üniter yapıyı içeriden dönüştürmeyi öngörür.