İKTİDARIN VE CHP’NİN DEM PARTİ ÇIKMAZI – Ruhittin SÖNMEZ
İKTİDARIN VE CHP’NİN DEM PARTİ ÇIKMAZI - Ruhittin SÖNMEZ
Önceki yazımda, devletin ve PKK/DEM/Kandil tarafının beklentileri, sürecin takvimi ile İran ve Suriye’de olan gelişmeleri değerlendirip, “2. çözüm sürecinin de anlaşma ile sonuçlanma ihtimali giderek azalıyor” demiştim.
Gerçekten PKK uzantısı olan PYD/YPG’nin Suriye’de, PJAK’ın İran’da beklentilerinden çok uzak bir etki alanı oluşturabildiği görüldü. ABD ise İran’la savaşmaktan pişman. Bu durumda 4 parçalı Kürdistan’ın Türkiye ayağına dair proje konusunda Türkiye’ye baskı yapma imkanları azaldı.
Zaten R.T. Erdoğan “süreç”e karşı biraz mesafeli duruyordu. O’nun birinci önceliği yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olabilmek ve yeniden Cumhurbaşkanı seçilmek.
Erdoğan’ın aday olabilmesi için; ya seçimin erkene alınması veya anayasa değişikliği gerekiyor.
Seçimin öne alınması daha kolay ve daha maliyetsiz seçenek. İktidar kanadından (AKP ve MHP) “erken veya öne alınmış seçimin olmayacağına” dair açıklamalar yapılıyor.
Önceki seçimlerden biliyoruz, iktidarın "erken seçim yok" açıklamaları "erken seçime hazırlık" veya “muhalefeti hazırlıksız yakalama” içindir.
İkinci seçenek yani anayasa değişikliği için (milletvekili transferlerine rağmen) gerekli çoğunluk oyu sağlanmasının DEM Parti oyları ile mümkün olabileceği öngörülüyor. DEM/PKK/Öcalan bu kozu kullanarak müzakere sürecinde dillendirdikleri taleplerinin yerine getirilmesi için iktidarı zorluyor.
Öcalan/PKK/DEM taleplerinin iki ön şartı var:
a) Öcalan'a resmi bir statü verilmesi yani fiilen af.
b)(200 üst düzey yönetici dahil) Dağdaki PKK’lıların affı ve bunlara kamu görevi ve siyaset yapma imkanlarının verilmesi.
Bu iki ön şart kabul edilerek Erdoğan’ın adaylık yolu açılırsa, bu defa seçimde kazanma ihtimali çok azalır.
AKP/MHP DEM ittifakı ile seçime girerse, seçim hesaplarının devletin temel kolonlarını (üniter yapı, eşit vatandaşlık) sarsacağını gören milliyetçi seçmeni karşı tarafa iter.
AKP seçmeni içinden bile Erdoğan’ın adaylığı için ödenecek bedelin, milli birlik ve bütünlüğe zarar verdiğini görenler çıkacaktır.
"Erdoğan’ın adaylık yolunu açma" hedefi ile seçimlerde kazanabilmek için "milliyetçi seçmeni küstürmeme" arasındaki ince ipte yürüme stratejisi, 2026 siyasetinin ana omurgası olacak.
Erdoğan’ın aday olabilmek için DEM’i masada tutması ve seçime kadar DEM’in taleplerini tam karşılamadan, onları "süreç" umuduyla pasifize etmesi gerekiyor.
Bence yapılacak seçiminin kaderini, DEM değil, süreci değerlendiren milliyetçi seçmen psikolojisi belirleyecek.
AKP/Erdoğan AKP/MHP/DEM ittifakı görüntüsü vermemeyi ve CHP’yi "DEM ile iş birliği" yapan taraf gibi göstermeyi başarmak zorunda. Bu seçim kazanmak için klasik ama bu sefer çok daha riskli bir "oyun."
Oyunun adı: DEM ile değil, CHP’yi DEM’le vurarak seçim kazanmak.
DEM yetkilileri bu durumun farkında. Bu yüzden “Öcalan’a statü” ve “eve dönüş yasası” için “Temmuz’a kadar yasal düzenleme olsun” diye bastırıyor.
*********************************
CHP’NİN DEM DENGESİ VE YÜZDE 50+1 OY İHTİYACI
Önceki analizlerimde CHP ayağını eksik bıraktığımı biliyorum. CHP’nin tutumu birçok açıdan önemli ve belirleyici olacak:
Öncelikle, “Çözüm süreci/Öcalan’la müzakere süreci” dediğimiz çalışmaların sonucu için çok önemli.
CHP TBMM Komisyonuna üye ve Komisyon Raporuna katkı verdi. Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun “Kürt Sorunu” başlıklı konuşmaları DEM’e cesaret verici nitelikte. Atatürkçü/ ulusalcı/ milliyetçi kesime “bu CHP Atatürk’ün partisi olamaz” dedirtmekte.
Yine de CHP, PKK/DEM’in ön şart olarak belirttiği taleplerinin yerine getirilmesi için açıkça destek olmaya çekinecektir.
Seçim öncesi DEM'e destek vermesi, seçimde milliyetçi seçmen oylarını kaybettirir ve %35'i aşan oy oranını yeniden %25 ve altına indirebilir. Bu politikanın CHP içinde çalkantılara yol açması ihtimali büyük olacaktır. Hatta Mansur Yavaş gibi figürleri partisinden veya ittifakından koparabilir.
CHP muhtemelen "insan hakları ve genel demokratikleşme" çerçevesinde kalıp, "Öcalan’a statü” ve “PKK’ya özgü af" gibi taleplerden kaçınacaktır. Ancak bu durumda, DEM’in desteği CHP’ye değil,AKP’ye olur.
Bu sebeplerle CHP net olmak ve Atatürk’ün partisi olduğunu tüm Türkiye seçmenine göstermek zorundadır.
*********************************
CHP’NİN CUMHURBAŞKANI ADAYI
Yargı operasyonlarıyla her gün bir CHP'li belediye başkanının göz altına alınması devam ediyor. İmamoğlu ve hapiste olan diğer belediye başkanlarının durumu ortada. Operasyonların Mansur Yavaş'a da uzanması ihtimali zayıf değil.
İktidarın belediyeler üzerinde yürüttüğü operasyonlar, CHP’yi "başsız bırakma" hamlesidir. Aynı zamanda AKP’nin devlet imkanlarına karşı, CHP’nin belediye imkanları ile seçim kampanyası yürütme imkanının elinden alınmasıdır.
CHP belediyesiz ve Cumhurbaşkanlığında güçlü adayları hapiste iken seçime gitmek zorunda kalabilir. Bu durumda Özgür Özel “madem öyle ben Cumhurbaşkanı adayıyım” der mi derse kazanabilir mi?
Bu seçimde de Özgür Özel “kazanacak aday” değildir.
Muhalefetin Cumhurbaşkanı seçtirebilmesi için ortak ve doğru bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarması şart. Ancak milletvekili seçiminde muhalefetin birden fazla ittifak oluşturması mümkündür.
Eğer İmamoğlu diskalifiye edilirse, en güçlü CB adayı Mansur Yavaş olur. Operasyonların ona uzanması, Milliyetçi seçmende iktidara karşı büyük bir ters tepki (boomerang etkisi) yaratabilir.
İYİ Parti, Zafer Partisi, Kutlu Parti liderlerinin ifadelerinden Mansur Yavaş aday olabilirse tereddütsüz destekleyecekleri anlaşılıyor. Zaten bu partilerin tabanları hatta BBP, Anahtar Parti ve diğer milliyetçi partilerin tamamının tabanları her hal ve şartta Mansur Yavaş’a oy verecektir.
Ancak Özel’in liderlik arzusu göstermesi ve iktidarın Mansur Yavaş üzerindeki muhtemel yargı baskısı belirsizlik yaratıyor.
Muhalefet, "parlamentoda çok sesli” olabilir ama “Cumhurbaşkanlığında tek yumruk" olamazsa, Erdoğan’ın adaylık ve seçilme yolu -DEM desteğine bile gerek kalmadan- açılabilir. Mutfaktaki yangın dahi bu sonucu değiştiremeyebilir.
20.04.2026