Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

10Tem/26Kapalı

TRUMP’IN DOSTLUĞUNUN TÜRKİYE’YE BEDELİ – Ruhittin SÖNMEZ

Görüntü 2

TRUMP'IN DOSTLUĞUNUN TÜRKİYE'YE BEDELİ - Ruhittin SÖNMEZ

Donald Trump’ın Ankara’daki NATO Zirvesi sırasında da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “sadık dost”, “güçlü lider” ve “her istediğimi yapan” biri diyerek övdü.

“Türkiye birçok açıdan, sadık olduğunu düşündüğümüz diğer ülkelerden çok daha sadık bir müttefik oldu.”

“Dostum Erdoğan çok güçlü bir lider.İ lk tanıştığımız günden beri anlaştık. Bir pastörümüz vardı... Rahip Brunson... Uzun hapis cezasına çarptırılmıştı... Cumhurbaşkanını aradım ve hemen serbest bıraktı. Evanjelik camia bunu asla unutmayacak...”

“Onu seviyorum. İran'la savaşa girmek için başlıca adaylardan biriydi. Belki İran tarafında, çünkü İsrail'in büyük bir hayranı değil, biliyorsun. O’na dışarıda kalmasını rica ettim ve O da yaptı.”

Trump’ın Rahip Brunson ile ifadeleri Türkiye’nin bir hukuk devleti olmadığı, yargının tarafsız ve bağımsız olmadığı kanaatini pekiştiriyor. İran savaşı bağlamında “rica ettim, dışarıda kaldı” ifadeleri de Erdoğan’ın milli menfaatlere göre değil, talimatlara göre hareket eden bir lider olduğu algısı oluşturuyor. Türkiye’nin dış politika özerkliğini sorgulatıyor.

Resmi yetkililerin bu tabloya karşı suskun kalması ise “güçlü ve bağımsız ülke”iddiamızı gölgeliyor. Kısa vadeli savunma ve ekonomik kazanımlar umudu, uzun vadede stratejik maliyetleri beraberinde getirebilir.

Trump'ın anlatımında "Ne istersem yapıyor ve yaptırıyorum"mesajı iki devletin ilişkisinin özü olarak görünüyor. "EverythingI’ve ever askedhimfor, he’sdone" ("Ondan istediğim her şeyi yaptı") gibi ifadelerle bunu netleştiriyor. Bu, kişisel sadakat + karşılıklı fayda eksenli Trump'ın tarzına uyuyor

Trump’ın bu sözleri ve Erdoğan’ın suskunluğu, Türkiye’nin manevra alanını daraltıyor. Kamuoyunda ve uluslararası arenada “ABD’ye bağımlı” algısı güçleniyor. Bu, NATO üyesi bir ülkenin bölgesel liderlik iddiasıyla çelişiyor.

**********************************

TRUMP TÜRKİYE’YE NE VEREBİLİR?

Trump “Yaptırımları kaldıracağız... Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz” dedi. Ancak CAATSA yaptırımları(Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası) Trump’ın birinci döneminde (2017-2021) Türkiye'nin Rusya'dan S-400 alımı nedeniyle uygulanmıştı. CAATSA ile Rusya, İran, Kuzey Kore ve Türkiye’ye karşı yaptırımlar uygulandı.

Yine o dönemde Türkiye F-35 programından çıkarılmıştı.

2019'daki utanç verici ünlü mektupda Trump tarafından yazılmıştı. Suriye operasyonu öncesi Erdoğan'a "Don’t be a toughguy. Don’t be a fool!" ("Sert adam olma. Aptal olma!") diye başlayan ve Türkiye ekonomisini yok etmekle tehdit eden bir mektup göndermişti. Bu mektup halen ABD’de Trump Tower'da bir "güç gösterisi" olarak sergileniyor.

Trump’ın ikinci döneminde, Erdoğan’a bakış açısını değiştiren ne oldu?

Trump’ın bugünkü övgülerinin Türkiye'nin bağımsız politikalarına duyulan bir saygıdan değil, tam aksine Türkiye'nin ABD çıkarlarına (ve Trump'ın taleplerine) boyun eğmesinden duyduğu bir "patron memnuniyeti" olduğu anlaşılıyor. Demek ki, Trump'ın talepleri ile Ankara'nın tavizleri arasındaki uyum ABD Başkanını mutlu ediyor.

****

CAATSA Yasasına göre yaptırımların tamamen kalkması için Kongre’nin onayı, Türkiye'nin S−400'lere "sahip olmadığını veya bunları işletmediğini" doğrulaması ya da sistemleri tamamen elinden çıkarması gerekiyor.

Bu yüzden yaptırımları tam kaldırma ihtimali çok düşük, kısmi muafiyet daha mümkün. Yani KAAN’lar için F110 motorları alımı için ilerleme umudu var. Ancak CAATSA engeli devam ederse seri üretim ve ihracat sınırlı kalır.

Belki parasını verdiğimiz ve yıllardır hangarda bekletilen 5 adet F35’i alabiliriz. Ancak ilk baştaki şartlara yani yeni filo ve programa tam dönüş S-400 sorunu çözülmeden gerçekçi değil.

F-35 ve F110 motorları"müjdesinin" arkasında, Türkiye'nin kendi beşinci nesil savaş uçağı KAAN'ın seri üretimini baltalama ve uçağı ABD üretimi F110 motorlarına bağımlı kılarak kontrol altında tutma stratejisi yatıyor olabilir.

**********************************

TRUMP TÜRKİYE’DEN NE İSTEMİŞ OLABİLİR?

Trump tamamen "al-ver" mantığıyla çalışan bir iş insanı - siyasetçi. O’nun karşılıksız övgü dizmeyeceği gerçeğinden hareketle, kapalı kapılar ardında nelerin masaya sürüldüğünü tahmin etmeye çalışalım:

Ekonomik/Stratejik Taviz: Dünyanın en büyük rezervlerinden biri olan Eskişehir’deki Nadir Toprak Elementleri’nin (NTE) işlenmesi ve tedarik zincirinin, ABD’nin kontrolüne veya ortaklığına sunulması ihtimali. Bu Çin’e karşı küresel bir maden savaşı yürüten ABD için çok önemlidir. Ukrayna NTE’den sonra muhtemelen Türkiye’nin kaynaklarını da kontrol etmek isteyeceklerdir.

İdeolojik/Siyasal Model (Tom Barrack Vizyonu): ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın daha önce ifade ettiği "Laik cumhuriyet” yerine bölgeyi domine edecek “Osmanlı modeli" tezine uygun adımlar atmak. ABD/Trump ilk etapta yeni anayasanın Türkiye’yi üniter-milli devlet olmaktan çıkaran, “Türk – Kürt - Arap federasyonu” tasarımıyla örtüştüğünü görmek isteyecektir.

Bölgesel/Askeri Taviz (Suriye ve İran Cephesi): ABD, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde ve İran geriliminde, ABD/İsrail ekseninin dışına çıkmayacağı sözünü vermesini istemiş olabilir.

Bu başlıklar ve başka hususlarda verilen tavizler varsa bunları hemen tam olarak öğrenmemiz mümkün olmayabilir. Ama yakında kokusu çıkmaya başlar.

**********************************

DEVLETİN KURUMSAL HAFIZASI VE ATATÜRK PUSULASI

Türkiye’nin köklü devlet geleneği ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi, bu süreçte rehber olmalıdır. Türk dış politikası "liderlerin kişisel dostluklarına" ve anlık ruh hallerine indirgenmemelidir. Köklü devlet geleneği, güçlü ordusu ve stratejik konumuyla Türkiye, çok yönlü diplomasiyi sürdürmelidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği tam bağımsızlıkçı, kurumsal ve mütekabiliyete dayalı rasyonel dış politika çizgisine dönmek gerekir.

CAATSA’dan kurtulurken KAAN’ı yerli motorla bağımsız geliştirmeye devam etmek, F-35/Eurofighter/KAAN üçlüsünde çeşitlilik sağlamak ve ABD yakınlaşmasını Rusya, Çin, AB dengesiyle korumak şarttır.

İçerde demokratik kurumları ve hukuk devleti yapısını güçlendirmek, dış politikada itibarlı duruşu pekiştirir.

Trump’ın Erdoğan’la kişisel dostluğunun sunduğu geçici rahatlamaya kanmak doğru değil. Devletimizin kurumsal yapısını ve vakur duruşunu korumamız şarttır. Türkiye, “kişisel diplomasi” tuzağına düşmeden milli menfaatleri önceliklendirmelidir.

Gerçek kazanç, Trump’ın havuç politikasının eseri olan kısa vadeli müjdelerde değil, kalıcı bağımsızlık ve güçte yatar.

09.07.2026

Bu yazıyı beğendiniz mi?

RSS Kaynağımıza abone olun!

Yorumlar (0) Geri izlemeler (0)

Üzgünüz, yorum formu şu anda kapalı.

Geri izleme yok.