Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım… Şikayet edeceğine sen de alternatifini oluştur.

ahsen okyar
1Nis/200

İNSANIN ÜLKESİNİ VE TOPLUMUNU SEVMESİ – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2İNSANIN ÜLKESİNİ VE TOPLUMUNU SEVMESİ - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Dünya sadece Çin’den yayılarak bugün için merkezini Amerika’ya taşıyan, en fazla ölümün ise Avrupa’da olduğu koronavirüs salgını ile sarsılmadı. Daha önce de veba, kolera, İspanya nezlesi tehlikesi ve frengi hastalığını yaşadı. Ardından AIDS, kuş gribi, tavuk gripleri geldi. Bu salgında Amerikalı oyuncu Rock Hudson gibi bir çok ünlü hayatını kaybederken, bazıları da bir sonraki nesle ders çıkarır diye günlük tuttu, notlar çıkardı, sonra da yayınladı. Salgınlar Hollywood sinemasına da konu oldu. Türkiye’de bu filmler; Kolera Günlerinde Aşk ve Veba ismiyle gösterime girdi, kapalı gişe oynadı bu prodüksiyonlardan ikisi.

KİLİS’TE BİR ALMAN PAŞASI VE KÖRLER ÇARŞISI                                                      Önemli bir asker olan Almanya Genelkurmay Başkanlarından Orgeneral Helmut Karl Bernherd Von Moltke(1800-1891) aynı zamanda Osmanlıya askeri uzman ve danışman olarak hizmet verdi. Birikimi ve donanımı itibariyle alim olarak da bilinen bu asker Türkiye’de General Moltke veya Moltke Paşa olarak da tanınır. Osmanlı yurdunda epeyi süre kaldı ve hizmet verdi. “Türkiye Mektupları” adıyla da anılarını yayınladı(Remzi Kitapevi-2. Baskı 2017).

Halep, Gaziantep ve Kilis’te bulunduğu zaman diliminde Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu Kavalalı İbrahim Paşa Mısır ordusunun başında Konya’ya yürüyordu. General Moltke, İbrahim Paşa ile Kilis Ovasında savaştı ve yenildi.

General Molkte hatıralarında, İbrahim Paşa’nın askerlerinden bölgeye trahom salgını başladığını ve hızla yayıldığını anlatır. Bulaşıcı bir hastalık olan trahomdan bölge halkının çocukları gözlerini kaybetmeye başlar. Kilis’in İstanbul ile olan iletişimi o yıllarda aylar değil belki yıllar sürebiliyordu. Kilis’in ve bölgenin yöneticileriyle ileri gelen maruf aydınları, trahom salgını dolayısıyla din adamlarının “caiz değil” veya tehaffuzhane (karantina) tartışmalarının kader yahut “vacip” olduğu görüşünü değerlendirirken tedbiri de ihmal etmiyor. Özellikle çocuklar korunmaya alınıyor. Görme özürlü olanlar için önce hafızlık eğitimi veriliyor, motive ediliyor, hayatın devam ettiği anlatılıyor. Daha bir yetişkinler için ise Arasa’da “Körler Çarşısı” kuruluyor. Görme özürlüler sazlıklardaki ince kamışlarla hasır, zembil, kova örüyor, meslek sahibi olarak hayata tutunuyor, namerde değil merde bile muhtaç olmamak için çalışıyorlar. Tarihe meraklı olan ve kentlerinde bir mantık mektebi bulunan Kilis’in maruf ve arif insanları maziden de biliyorlar ki Sultan İkinci Mahmut’un (1785-1839) son zamanındaki kolera salgınında en iyi ilaç ve tedbir “sirke” olmuştu. Salgın büyümeden bitirilmişti. Avrupa’da ise aynı dönemde batıyı sarsan ve 4 yıl süren kolera tehlikesi(1835-1839) bölgeyi sarmış, onlarca insan hayatını kaybetmişti.

31Mar/200

GERÇEKLER NEDEN KABUL EDİLMEZ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

GERÇEKLER NEDEN KABUL EDİLMEZ – Ruhittin SÖNMEZ

Covid-19 hastalığının yayılması sürecinde yapılan bazı hataları yazınca iktidar yanlısı bazı kişiler fena bozulmuş. Sosyal medyada “Böyle bir zamanda muhalefet yapıyorsun” diye bana ve diğer eleştirenlere ayar vermeye çalışıyorlar.

Esasen bu tepkileri anlayışla karşılıyorum. Çünkü insan psikolojisine dair okuduklarım bu tepkilerin altında başka sebeplerin olduğunu bana öğretti.

Daha önce de yazmıştım. “Emret Bakanım” adlı, 80’li yılların efsane bir TV dizisi vardı. Bu dizinin bölümlerinden birinde Bakan ile Müsteşar arasında şöyle bir konuşma geçiyordu:

Bakan: Demokraside vatandaşın bunu bilme hakkı var!

Müsteşar: Hayır, Sayın Bakanım. Bilmeme hakkı var. Bilmek sadece suça ortaklık duygusu verir onlara. Bilmemenin bir saygınlığı var.”

Anlaşılan dünyanın her yerinde insanlar kendi seçtikleri kişilerin / partilerin yaptıkları yanlış işler sonucu yaşadıkları kötü sonuçları duymak istemiyor.

Çünkü “suça ortaklık duygusu” içlerini kemiriyor.

30Mar/200

EVRİM, MUTASYON VE KORONA-19 – İskender ÖKSÜZ

SAM_0179

EVRİM, MUTASYON VE KORONA-19 - İskender ÖKSÜZ Öğretim Üyesi-Yazar - Prof. Dr.

Korona virüsünün asıl mekânı yarasalarmış, onun için yakında insanları bırakıp yarasalara geri dönmesi beklenirmiş.

Korona virüsü mutasyon geçirip ortadan kaybolacakmış.

Korona virüsü soğana gider, bizi bırakırmış.

29Mar/200

Araştırma: Kimler yanlış bilgiye inanmaya daha yatkın? – Kansu Ekin TANCA

Araştırma: Kimler yanlış bilgiye inanmaya daha yatkın? – Kansu  Ekin TANCA

Africa Check, Chequeado ve Full Fact’in birlikte yürüttüğü araştırma programı, teyitçilere ilişkin önemli verileri inceliyor. Araştırmanın konusunda sosyal medyadaki etkilerin nasıl güçlendirilebileceği, nasıl kalıcı bir şekilde yanlış iddiaların önüne geçilebileceği ve farklı topluluklardaki sosyal medya kullanıcılarına ulaşma yöntemlerine dair veriler ele alınıyor. Akademik dergiler ve bağımsız araştırmacıların yürüttüğü çalışmalardan elde edilen bulgularla hazırlanan rapor, yanlış bilgiye inanmaya ve paylaşmaya en çok kimin yatkın olduğunu sorguluyor.

Köşe yazısı vs haber

Rapora göre yaşça büyük bireyler, gerçekleri ve görüşleri birbirinden ayırt etme konusunda gençlere göre daha az başarı gösteriyor. Gençler arasındaki artan üniversite eğitimi oranı gibi etmenler bu genellemeyi desteklese de asıl başarı dijital okuryazarlık ile geliyor.

Bu yanılgının günlük olarak gözlemlendiği tipik bir örnek ise köşe yazısı (opinion) ve haber (article) arasındaki fark. Bu farkın medya kuruluşları tarafından okura tam olarak aktarılamaması ya da okurun bunu göz ardı etmesi, fikir ve görüş belirten içeriklerin nesnel gerçekler olarak ele alınmasına neden oluyor.

Kısaca değinmekte fayda var: Haberler kanıtlanabilir, nesnel bilgiler içeren ve genellikle 5N1K olarak adlandırdığımız soruların cevaplarını doğrudan veren yazılar. Bu yazılar gerçek ve doğru bilgiler barındırır ve tarafsız bir şekilde konunun farklı noktalarına değinir. En önemli ayırt edici özelliklerinden biri ise kullanılan sade dildir. Köşe yazılarında ise genelde yazar, belirli bir konu hakkında kendi fikirlerini belirttiği bir yazı kaleme alır. Gerçekleri, kişisel görüşleri, beklentileri ve önerileriyle harmanlar. Çoğu zaman köşe yazarı, kendi görüşü doğrultusunda öne çıkarmak istediği kısımlara odaklanır ve belirli noktaları vurgular. Bu nedenle köşe yazılarında hangi bilginin doğrulanabilir, hangisinin belli bir bakış açısından kaynaklandığını ayırt edebilmek zor olabilir. Türkiye’de köşe yazarları odaklı yanlışlama girişimi Malumatfurus.org, bu konuda okurlara yardımcı olabilir.

28Mar/200

EDEBİYAT ÜZERİNDEN AYRIŞMAK – Fazlı KÖKSAL

kutlu

EDEBİYAT ÜZERİNDEN AYRIŞMAK – Fazlı KÖKSAL

Dünyaya farklı pencerelerden bakabiliriz. Siyasi düşüncemiz farklı olabilir. Hatta farklı siyasi görüşte olduğumuz için farklı gazeteler okuyabilir, farklı televizyonlar da seyredebiliriz…

Ama romanda, şiirde, müzikte niye ayrışırız, haydi ayrıştık diyelim; farklı müzik dinleyene, farklı edebi eser okuyana niye karşı oluruz… Kitaba, yazara niye düşman oluruz gerçekten anlamıyorum…

Bu durum beni uzun süredir rahatsız eder. Diyebilirim ki, “Meyve Tadında Romanlar”ı yazmamın en büyük nedeni; farklı kamplara ayrılmış, birbirinin okuduğuna ilgisiz kitap okurunun tek renkten oluşan kişisel kütüphanelerinin farklı renklerle tanıştırma kaygısıydı. Kitabın sunuş yazısında bu düşüncemi şöyle belirtmiştim:

“Okumayan bir toplumuz. Evlerin çok azında kitaplık var. O az sayıdaki kitaplık da çoğu zaman, aynı renkte, hatta tek rengin aynı tonundan seçilmiş kitaplardan oluşuyor. Kitapları, yazarları, bizden olanlar/bizden olmayanlar diye ayırıyoruz. Bu da, zaten yeterli düzeyde olmayan kültürel birikimimizin yarısından haberdar olmamamıza, toplumsal kutuplaşmalara ve hatta düşmanlıklara yol açıyor. Bu durumu, siyasi kitaplarda bir noktaya kadar mazur görmek mümkünse de, romanları bizim/onların diye ayrılmasını, okunmamasını, yok sayılmasını algılamakta güçlük çekiyorum.

27Mar/200

Korona salgını bitince – Murat YAZAN

unnamed

Korona salgını bitince – Murat YAZAN

Küresel tarihin en büyük belalarından biriyle karşı karşıyayız. Öldürücü ve hızlı bulaşan Covid 19… Zaten okuduğunuz ya da dinlediğiniz tıbbı söylem ve önlemlerden söz etmeyeceğim. Salgının günümüzde toplum üzerindeki etkisi ve salgın bittikten sonra olabileceklere dair öngörülerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Toplum olarak salgına çok hazırlıksız yakalanmadık. Başka ülkelerde ortaya çıkan salgın ülkemize rötarlı geldi. Binlerce yıllık yaşam alışkanlıklarımız hem avantajımız, hem de dezavantajımız oldu.

Her toplumun genel geçer davranış ve alışkanlık setleri vardır. Biz toplum olarak iletişimi, teması ve dokunmayı severiz. Bu alışkanlıklarımız salgın hastalığın yayılması için olumsuzluk teşkil ediyor. Tüm uyarılara rağmen sokaklarda halay çekenler, banklarda yan yana oturup sohbet edenler durumun vahametini ortaya koyuyor. Birbirimizden bir türlü “uzaklaşamıyoruz”. Bu alışkanlığa bir süre son vermemiz şart. Davranış setimizde bize kazandıran taraf paylaşımcı ve yardımsever bir toplum olma, felaketler karşısında hızla refleks gösterebilme özelliğimiz. Örneklerini Marmara depremi ve 15 Temmuz darbe kalkışmasında gösterdik. İnsanlarımız zarar gördüğünde toplum olarak gerek insan kaynağı gerekse maddi kaynaklarımızı hızla harekete geçiriyoruz.

Yaşamakta olduğumuz felaket küresel bir travmadır. Dünyanın herhangi bir yerinde bir felaket yaşandığında genelde yereli etkiler (deprem, çığ, vs.) felakete maruz kalmayanlar en fazla biraz üzülür sonra unuturlar. Bu kez durum çok farklı. Dünya üzerinde salgından etkilenmeyecek tek toplum ya da ülke yok. Herkes önce bulaşma, sonra ölüm korkusu yaşıyor. Yakınlarımızı yitirmekten korkuyoruz. Küresel ekonomi çökmek üzere. Üretim büyük darbe alırken tüketim kısıtlandı. İnsanlar “aç kalabileceklerini” düşünüyor. Küresel bir korku ve kaygı hâkim. Uzmanlar salgının birkaç ay daha sürebileceğini söylüyorlar. Yani durum bugünden yarına değişmeyecek.

27Mar/200

SALGININ EKONOMİK TAHRİBATINI AZALTMAK – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sSALGININ EKONOMİK TAHRİBATINI AZALTMAK - Ruhittin SÖNMEZ

Koronavirüs (Kovid-19) salgını için alınan sağlık tedbirleri kadar ekonomik destek tedbirleri de önemli.

Çünkü sağlık tedbirleri yüzünden daha ilk günden zarar gören hatta aç kalma riski taşıyan milyonlarca insanımız var.

Salgının kontrol altına alınması için okullar tatil edildi. Kafeler, restoranlar vd insanların biraraya geldiği işyerleri kapatıldı. “Evde kal” kampanyası yüzünden iş yapamayan AVM, mağazalar ve diğer işyerleri de kendiliğinden kapandı. Buralarda çalışanların bir kısmı işinden oldu, çoğu ücretsiz izne çıkarıldı.

Türkiye’de 6 milyon civarında insan simitçi, ayakkabı boyacısı, işportacı, günübirlik çalışanlar vb sokak ekonomisinin bir parçası olarak evine ekmek götürmekte.

Bu insanlarımızın içinde bir gün dahi evine para götüremezse aç kalacaklar var. Bazıları da en fazla bir hafta, bir ay veya birkaç ay dayanabilecekler. Bunlar için çok acil ekonomik destek lazım.

Diğer ülkelerden bizim nüfusumuza yakın büyüklükteki olanlar, bizim devletimizin açıkladığı destek paketinin 40 katı, 50 katı ekonomik destek paketleri açıkladı. Bazıları herkese 1000’er dolar verdi.

Almanya, Fransa, Kanada Başbakanları vatandaşlarına garantiler verdiler. “Siz evde kaldığınız sürece her türlü maddi ihtiyacınızı devlet karşılayacak, hiçbir şirket iflas etmeyecek, kimse işsiz kalmayacak, hiçbir temel ihtiyaç malzemesinde kıtlık olmayacak” dediler.

26Mar/200

ÇİP ÇAĞI VE KOMÜNAL KAPİTALİZM – Süleyman PEKİN

ÇİP ÇAĞI VE KOMÜNAL KAPİTALİZM – Süleyman PEKİN

Geçen hafta KORONAVİRÜS ÜZERİNDEN YEPYENİ BİR ÇAĞ SÜRÜMÜ demiştik; bu hafta da
adını koyup karakteristiğini öngörmeye çalışalım. Fakat Dünya ölçeğinde kayıtlı Vaka Sayısının yarım milyona doğru, Kayıp Sayısınınsa 20 bine doğru yol aldığını; sürecin kaç ay süreceğinin ve dünya ekonomilerinin, özellikle de ‘Gelişmiş Batı’ ekonomilerinin ne kadar kayba uğrayacağının bilinmezliğinde analiz yapma zorluğunu akıldan çıkarmadan.

‘Ortaçağ korkudur, şiddettir’ diyordu Yalçın Küçük 30 küsur yıl önceki YİRMİNCİ YÜZYILIN
ORTA ÇAĞI makalesinde ve ekliyordu: “Bir çağa geçmek için yıkım gerek!” Korona’nın korku esiri olduk, sanki sokaklarda dolaşan biri her an uzaylı bir yaratık tarafından kapılacakmış gibi
hissediyoruz. Yaratık deyince aklıma geldi; HOMO-DEUS 1 tipler insanlık için kimbilir daha neler yarattılar (creation) ve üzerimizde kimbilir daha neler planlıyorlar?

İnanç posalarından kendine din edinmeye çalışanlar hâlâ Tanrı’nın lâneti veya Allah’ın bir
musibeti gibi görüyorlar. Oysa bu, insanların bir musibeti.. Bkz. NİSA 79: “Sana gelen her iyilik Allah’tan, sana gelen her kötülük ise kendindendir.” Yani hayır Allah’a, şer insanlara ait.

Bunu kul yapısı görürsen arkadaki resmi de görme imkânı bulursun ve arkadaki resmi
görürsen ya o iradeye teslim olursun ya da isyankâr olursun. Teslim olan çip taktırır, yaşamını
garantiye aldığını düşünür ve Modern Mankurt olarak görece var olur. Âsiler korosu ise bu kendini Mevlâ yerine koyanların şerrî düzenlerini yıkmanın altyapısını hazırlar. “Dini Allah’a has kılmak” 2 demek medeniyeti / uygarlığı da Sünnetullah denilen tabiat ve kâinat kanunlarına ve dahi fıtrata yani yaratılışa döndürmektir; Dünya nüfusunu 5-10-15 kat tıraşlamayı düşünenlere biat değil.

25Mar/200

Enfeksiyon Hastalıkları Covit-19 ve Zinciri kırmak – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN

h i kahramanEnfeksiyon Hastalıkları Covit-19 ve Zinciri kırmak – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN

İnsanın bir başka canlı tarafından hastalandırılması enfeksiyondur. Bu dünyada insanoğlu hayatını diğer canlılarla birlikte sürdürür. Bakteriler ve virüsler de bunlardandır. Bu birliktelik çoğunlukla karşılıklı faydalanma ve canlılığı birlikte sürdürme şeklindedir.

Cildimizdeki, burnumuzdaki, boğazımızdaki ve tüm boşluklarımızdaki trilyonlarca bakterilerle birlikte yaşamaktayız. Son yapılan araştırmalar bağırsaklarımız bu bakterilerimiz sebebiyle 2. beyin olarak tarif edilmektedir. Vücudumuzdaki bakterilerimiz sağlıklı olmamızı, hatta hastalıklardan korunmamıza katkı verdikleri bilinmektedir.

Ne oluyor da hastalık oluyor sorusunun cevabı ise mikrobun olmaması gereken yerde olması, bünyemizin direncinin kırılması veya hastalık yapıcı bir mikropla fazla süre ve miktarda karşılaşmış olduğumuzu düşünürüz. Çoğumuzun ağzında bulunan uçuk virüsü sessizce durur iken bir travma sonrası(mekanik, psikolojik) hastalık yapıcı etkisini gösterir ve uçuk ortaya çıkar. Hatta yol bulup kanımıza karışırsa beynimize giderek öldürücü bir hastalığa bile sebep olabilir. Aynen Corona virüslerinin insan tipleri de zaman zaman nezle dediğimiz basit şikayetlerle atlattığımız hastalıkları yaparlar. Bunun sebebi insan biyolojisinin bu virüsleri tanımasıdır.

24Mar/200

BAŞARILIYIZ DEMEK İÇİN ÇOK ERKEN – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sBAŞARILIYIZ DEMEK İÇİN ÇOK ERKEN - Ruhittin SÖNMEZ

Koronavirüs (Kovid-19) salgını ile mücadelede başarılı veya başarısız olduğumuzu söylemek için çok erken. Çünkü henüz sürecin başındayız.

İlk vakanın Türkiye’de görüldüğü (daha doğrusu tespit edildiği) tarihin Çin, İran, Kore, Japonya, Singapur ile İtalya, İspanya, Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinden daha sonra olması önemliydi. Bu bize ciddi bir zaman kazandırdığı gibi o ülkelerin tecrübelerinden faydalanma imkânı da verdi.

Böyle olunca ülkemizde alınan tedbirlerin çok başarılı olduğu gibi bir algı oluştu. Acaba gerçek tam olarak böyle mi?

Devletlerin bu alandaki başarısının en önemli ölçüsü Kovid-19’un öldürme oranı. Vaka sayısı da önemli ama bu yapılan test sayısına göre değiştiği için gerçek bir mukayese sağlamıyor.

Şu ana kadar salgının başlangıç ülkesi olan Çin’de Kovid-19’dan ölüm oranı yüzde 4,2 iken, İtalya’da halen yüzde 9, İran’da yüzde 7,5 oldu.

İran’daki ölüm oranının yüksekliğinde ABD ambargosunun, İtalya’da ise nüfusun çok yaşlı olmasının tesiri büyüktür. Ama her iki ülke de başlangıçta salgını çok ciddiye almadıkları gibi süreci de iyi yönetemediler. Yanlış ve eksik kararlarla hastalığın tüm ülkeye yayılmasına sebep oldular.

23Mar/200

Atatürk’ün Balıkesir Hutbesi

98047,1391

Atatürk'ün Balıkesir Hutbesi

Atatürk'ün Balıkesir'i ziyaretleri 7 kez oldu. Bunlardan ilki, 6 Şubat 1923'te gerçekleşti. İzmir'den trenle Balıkesir’e gelen Mustafa Kemal Paşa'nın beraberinde eşi ve Kâzım Karabekir Paşa ile diğer zevat bulunuyordu.

21Mar/200

Dede Korkut Atamızın ilhamıyla; NEVRUZ DUASI – Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER

süleyman coşkuner

Dede Korkut Atamızın ilhamıyla; NEVRUZ DUASI – Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER

Bismillahirrahmanirrahim…

Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın (C.C.) adıyla…

Ey hanlar hanı,
Ey ulular ulusu Kadir Tanrım;
Sen yücelerden yücesin, kimse bilmez nicesin…
Nice cahil seni gökte arar, yerde ister,
Sen bütün inananların gönlündesin…
Sen anadan doğmadın,
Sen atadan olmadın,
Her yerde Tek’sin, yücelerden yücesin!..
Hani övdüğümüz beyler, erenler?
Dünya benim diyenler?
Ecel aldı, yer gizledi, fani Dünya kime kaldı?
Gelimli-gidimli Dünya, sonucu ölümlü Dünya,
“Allah Allah”” denmeyince işler olmaz,
Kadir Tanrı vermeyince er zengin olmaz,
Ecel-vade gelmeyince kimse ölmez…
En nihayet uzun yaşın ucu ölüm, sonu ayrılık!
Yerimiz bu kara yer…
Her şeye kadir Tanrım; Bizi ari imandan ayırmasın,
Ak pürçekli analarımızın yeri uçmak olsun,
Ak sakallı atalarımızın yeri Cennet olsun,
Cümle günahlarımız derlenip, toplansın,
Adı güzel, kendi güzel Hz. Muhammed Mustafa (SAV) aşkına bağışlansın…
Ey gözden uzak, gönle yakın, her şeye kadir olan Yüce Tanrım…
Karşı yatan Kara Dağ’ımız yıkılmasın,
Gölgelice ağaçlarımız kesilmesin,
Karlı buzlu akan görklü sularımız kurumasın,
Ektiğimiz göversin, diktiğimiz yeşersin,
Çevremiz ağaç, çiçek, böcek dolsun…
Altın perçemli oğullarımız,
Sırma saçlı kızlarımız olsun,
BOZKURT Soyumuz artsın, çoğalsın,
Dünya durdukça yayılsın,
Uzayan kol bizden olsun…

20Mar/200

EL ÖPME BABINDA – Mehmed Veysî DÖRTBUDAK

m veysi dörtbudakEL ÖPME BABINDA - Mehmed Veysî DÖRTBUDAK 

EL ÖPME BABINDA Bir anekdotla başlamak istiyorum. Vakarıyla tanınan son devrin büyük hafız ve kurralarından Abdurahman Gürses hoca efendi, elini öptürmeyi sevmezmiş. Kendisiyle görüşen öğrencileri veya yaşça küçük olanlar elini öpmek istedikleri vakit, elini karşısındakinin eline dokundurur ve çekermiş. Bunu bilen bir öğrencisi hocaya elini uzatır ve öpmek için eğilmeyip tokalaşmak ister. Hoca hemen sorar “Neden elimi öpmedin?”. Öğrencisi de “Hocam elinizi öptürmüyorsunuz, o sebepten öpmedim.” deyince, “Sen elimi öpmekle mükellefsin, öptürmek veya öptürmemek bana kalmıştır evlat.” şeklinde nâzikçe ikâzda bulunur.

Bizim kadim Türk kültüründe büyüklerin ve saygı duyulan kişilerin elleri öpülür. Bu bir saygı ve sevgi göstergesidir. Maalesef günümüzde bu saygı gösterisi kalkmış, bırakın öğrencinin öğretmeninin elini öpmesini, evlat bile babasının elini öpmez olmuştur. El öpmek tabasbus, yaltaklanma, yalakalık yapmak olarak kabul edilmiştir.

Canım herkesin de eli öpülmeli midir dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet, herkesin eli öpülmemelidir ancak saygı duyulan, üzerimizde hakkı ve emeği olan kişilerin de elini öpmekten kaçınmak da uygun değildir.

20Mar/200

BAŞKANIN ADAMLARI NELER YAPABİLİR? – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sBAŞKANIN ADAMLARI NELER YAPABİLİR? – Ruhittin SÖNMEZ

Bir bilim kurgu romanının içinde yaşıyor gibiyiz. Covid-19 adı verilen bir virüs türü bütün dünyalıların hayatını değiştirdi. Oysaki bu elle tutulur, gözle görülür olmayan yaratıkla ilgili pek bir şey bilmiyoruz.

Virüsün etkisine dair duyduklarımız da hep belli kaynaklardan çıkan bilgilerin yayılmasıyla bize ulaşıyor.

İnsanlar bu bilgilerin bir kısmına güvenip inanırken, bazılarını güvenilir bulmadığı için inanmıyor.

Koronavirüs (Covid-19) salgınının gerçek olduğunu ve çok ciddi sonuçları olduğunu görüyoruz, biliyoruz.

Salgının sadece sağlık sorunları, kitlesel ölümler yanında ekonomik etkilerinin de ölümcül
olabileceği anlaşılıyor.

Ben günlerdir medyada her yönüyle tartışılan bu konuları değil, başka bir hususu düşünmeden duramıyorum.

Hastalık salgını, biyolojik saldırı ve başka konularda kamu otoritelerinin manipülasyon yapması halinde ne gibi sonuçları olabileceğini düşündükçe aklıma “Başkanın Adamları” isimli 1997 yapımı film geliyor.

19Mar/200

KORONAVİRÜS ÜZERİNDEN YEPYENİ BİR ÇAĞ SÜRÜMÜ – Süleyman PEKİN

KORONAVİRÜS ÜZERİNDEN YEPYENİ BİR ÇAĞ SÜRÜMÜ – Süleyman PEKİN

İnsanlık tarihinde bazı milâtlar var. Meselâ tarih, yazının bulunmasıyla başlar; yazıdan öncesi
tarih öncesi devirler olarak kabul edilir. Yani Y.Ö. aynı zamanda T.Ö. Yada herkesin bildiği M.Ö. ile M.S.

Hz.İsa’nın ışığına 3 asır sırt çeviren Batı Medeniyeti sonradan onu tarih gezegeninin ekvatoru yaparak günah çıkardı; öyle ki milâdın doğum olduğunu bilmeyen bile o ayrımı biliyor.

Bir de Eski (İlk) – Orta – Yeni – Yakın gibi Çağ tasnifleri ve Kavimler Göçü, İstanbul’un Fethi,
Fransız İhtilâli gibi dönüm noktaları var. Kısala kısala akıllı telefon gibi cebimize giren çağ dönümlerine de artık milletler değil akıl satarak para ve güç kazanan üst akıl’lılar karar veriyor. Ve huzurlarınızda 2020 itibariyle yepisyeni bir çağ: Akıl Oyunları (Mind Games) Çağı.
İsmail Türüt’ün türküsündeki gibi bizimle kedi yavrusu gibi oynayacaklar ve oynuyorlar.

Tanrısal Şirketler (Godly Company) yani Allah’tan rol çalarak menfaatlerine uygun ilâhi senaryolar kurgulayanlar önümüzdeki otuz yılda bütün saklı deneylerini üzerimizde uygulayacaklar. Ne mi meselâ; an itibariyle 7 milyar 771 milyon olan dünya nüfusunun kimine göre 1.5 milyar, kimine göre 500 milyona indirilmesi:

18Mar/200

Dijital Diplomasi, Küresel Algı ve Türkiye* – Dr. Oğuz GÖKSU

Dijital Diplomasi, Küresel Algı ve Türkiye* - Dr. Oğuz GÖKSU

16 Mar 2020ü

Gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan Türkiye için dijital araçların aktif şekilde kullanımı Türkiye’nin kendisini dünyaya anlatması noktasında kritik öneme sahiptir. Türkiye, imajını restore etmek üzere küresel algıları değiştirmeyi hedeflemelidir. Bu bağlamda, en kolay ve en hızlı sonuç alınabilecek yöntem dijital diplomasisinin işlevsel hale getirilmesidir....

Özet
Gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan Türkiye için dijital araçların aktif şekilde kullanımı Türkiye’nin kendisini dünyaya anlatması noktasında kritik öneme sahiptir. Türkiye, imajını restore etmek üzere küresel algıları değiştirmeyi hedeflemelidir. Bu bağlamda, en kolay ve en hızlı sonuç alınabilecek yöntem dijital diplomasisinin işlevsel hale getirilmesidir. Dijital mecralardaki en önemli konunun kaynağın güvenilirliği olduğu kabul edilmektedir. Buna bağlı olarak ülkelerin kendileri hakkındaki en doğru bilgilerin online ortamlarda dolaşımını sağlayabilmesi için dijital diplomasiyi stratejik biçimde kullanması gerekmektedir.
Çalışmanın amacı, kamu diplomasisi ekseninde dijital diplomasinin dünyadaki ve Türkiye’deki uygulamalarını mercek altına almaktır. Ülkelerin dijital mecradaki faaliyetleri araştırmanın sınırlılıklarını oluşturmaktadır. Çalışmanın araştırma safhasında, dünyadaki dijital diplomasi faaliyetleri incelenerek Türkiye’de dijital diplomasi perspektifiyle neler yapıldığı incelenmiştir. Ayrıca devlet eliyle ve sivil toplum inisiyatifiyle hangi uygulamaların geliştirildiği irdelenmiştir. Sonuç olarak Türkiye’nin gelecek yıllarda dijital diplomasiden nasıl faydalanması gerektiğiyle ilgili önerilerde bulunulmuştur. Bu çalışma, dijital diplomasi konusunda ampirik araştırmalar yapılarak dijital diplomasinin hangi hedef kitlelerde, ne gibi karşılıklara sahip olduğunun tespit edilmesi gerektiğini göstermiştir. Diğer yandan, dijital kamu diplomasisi kavramına odaklanılarak bu olgunun kamu diplomasisi zemininde Türkiye’nin yabancı kamuoylarının algılarını yönetmede bir araç olarak kullanılması öngörülmektedir.
Anahtar Sözcükler: Dijital diplomasi, kamu diplomasisi, Türkiye, küresel algı

17Mar/200

İYİ YÖNETİLEN KRİZ FIRSATLAR YARATIR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sİYİ YÖNETİLEN KRİZ FIRSATLAR YARATIR – Ruhittin SÖNMEZ

Küresel Koronavirüs Salgını ciddi bir kriz. Bizden daha gelişmiş ve zengin ülkelerde bile ciddi zararlara yol açıyor.

Bu kriz iyi yönetilmezse bedeli çok ağır olur. İyi yönetilirse ve her boyutu ile ilgili doğru tedbirler alınırsa, küresel rekabette avantajlar sağlanması söz konusu olur.

Salgının etkilediği vatandaş sayımızın resmi rakamdan fazla olduğuna dair iddialar var. Fakat aksini ispatlayan bilimsel bir veri ortaya konulamadı.

Vatandaşlarımızın devlet kurumlarına olan genel güvensizliğinin haklı ve makul gerekçeleri olsa da bu defa durum farklı gibi. Bu krizde siyasi sorumlu bulunan Sağlık Bakanlığı’nın bir Bilim Kurulu oluşturması bu güvensizliği azalttı.

Çünkü bu Bilim Kurulu sadece iktidar yanlısı kişilerin değil, siyaseten muhalif tavırlı tıp uzmanlarının da ehliyetli, liyakatli kabul ettiği tıp profesörlerinden oluşuyor. Ve krizin yönetim merkezi olarak görev yapıyor.

Türkiye’de tıp bilimi diğer bilim dallarından daha fazla gelişmiştir. Doktorlarımız dünyadaki meslektaşları ile mukayese edildiğinde övünülecek bir seviyededir. Yeter ki, bu alanda yetişmiş bilim adamlarına yetki verilsin, siyasetçiler oy kaygısıyla güven aşındıran beyanlarda bulunmasın. Bu krizi en az zararla atlatabilecek yetişmiş insanımız ve tıbbi altyapımız vardır.

Şu ana kadar alınan tedbirlerin biraz gecikmeli olsa da doğru olduğu tıp uzmanları tarafından kabul ediliyor.

16Mar/200

Kandıra Anadolu Lisesi öğrencisi Derinsu Akıncı,‘gururumuz’ oldu – Galip ATAMAN

avatarKandıra Anadolu Lisesi öğrencisi Derinsu Akıncı,‘gururumuz’ oldu - Galip ATAMAN

Sosyal, kültürel ve sportif alanlarda farkındalık yaratan toplumsal projeleri yazarken büyük keyif alıyorum.

Hayırsever kişi ve kurumların eğitim ve sağlık başta olmak üzere her alanda imzaladıkları sosyal sorumluluk projelerinden fazlasıyla etkileniyorum.

Eğitimde kaliteyi arttıran, başarı çıtasını yukarıya taşıyan, öğretmen ve okul yöneticilerinin motivasyonlarını arttıran model projeleri üreten Milli Eğitim İl Müdürü Fehmi Rasim Çelik ve ekibinin performansını takdir ediyorum.

Akademik eğitimde ki başarılarının yanında katıldıkları ulusal ve uluslararası kültür, sanat, spor yarışmalarında Kocaeli ve Türkiye adını dünyaya duyuran öğrencilerle gurur duyuyorum.

15Mar/200

“Feministlere İnovatif Öğütler!” ve “Feministlikten Kurtulma Kılavuzu..” – Gürkan AVCI

wwwbagimsizozgurmedyacom_18728_1583752660

“Feministlere İnovatif Öğütler!” ve “Feministlikten Kurtulma Kılavuzu..” – Gürkan AVCI

En son İstanbul Sözleşmesi üzerinden Türk toplumuna dayatılan feminizm kaynaklı bozgunculuk, kargaşa, ifsat ve huzursuzluk tohumlarının ve retorik söylemlerinin etki ve orijinalliğinin farkındayız hepimiz. Ancak, bu soruyu bugün sormasak yarın altına cevapları sıralayamayacağız. Gün, bugün. Anlamak, farkına varmak hatta çözüm için kolları sıvamak için.

14Mar/200

Kamu Diplomasisi Perspektifiyle Gaziantep’in Suriyeli Mültecilere Yönelik Planları, Eylemleri ve Uygulamaları – Dr. Oğuz GÖKSU

unnamedKamu Diplomasisi Perspektifiyle Gaziantep’in Suriyeli Mültecilere Yönelik Planları, Eylemleri ve Uygulamaları - Dr. Oğuz GÖKSU

2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş nedeniyle Suriyeliler komşu ülkelere göç etmeye başlamışlardır. Türkiye en fazla Suriyeliye ev sahipliği yapan ülke konumundadır. Suriyeliler başta Ortadoğu ülkeleri olmak üzere Avrupa’nın çeşitli ülkelerine göç etmişlerdir....