Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
3Mar/26Kapalı

YENİ ORTADOĞU TASARIMINDA SIRA İRAN’DA – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

YENİ ORTADOĞU TASARIMINDA SIRA İRAN’DA - Ruhittin SÖNMEZ

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı beklenen bir felaketin gelişi gibi. Yaptıkları yığınak yeterli seviyeye gelince saldırıya başladılar. Daha ilk iki günde İran’ın ruhani lideri Ali Hamaney ile Savunma Bakanı, Devrim Muhafızları üst düzey komutanları dahil 48 İranlı lideri öldürmeyi başardılar.

Irak ve Suriye’den sonra İran’a saldırılar bir tarihsel sürecin parçalarıdır. ABD zaten I. Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin sürdürülemez olduğunu ve bu sınırların değişmesi gerektiğini savunuyordu.

1919-1920 yıllarında, İngiltere ve Fransa Ortadoğu'yu cetvelle çizerek paylaşmış, manda yönetimlerini oluşturmuştu.

ABD’nin dış politikasında çok önemli bir yeri olan eski Dışişleri Bakanı Henry Kissenger “Dünya Düzeni” adlı eserinde, Ortadoğu'daki devletlerin (Irak, Suriye, Lübnan vb.) Avrupa'daki gibi "ulus-devlet" bilinciyle değil, emperyal güçlerin çıkarlarına göre yapay olarak oluşturulduğunu, bu sınırların, etnik ve mezhepsel (Sünni, Şii, Kürt, Arap vs.) gerçeklikleri göz ardı ettiğini savunuyordu.

ABD bu ülkelerin sınırlarının radikal İslamcılar, mezhep savaşları, etnik kimlikler üzerinden buharlaşmasına yardımcı olmakta.

ABD/İsrail'in bölgesel harita mühendisliğinde bir kilometre taşı 2001 tarihli Pentagon planıdır. ABD'li Emekli General Wesley Clark, 2007'de; 11 Eylül'den hemen sonra Pentagon'da "7 ülkenin (Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan ve İran) hükümetlerini devirme" planını gördüğünü anlatmıştı.

Bugün yaşanan ABD/İsrail - İran savaşı, bu 25 yıllık planın son halkasıdır. (7. Ülke) İran fazının uygulanmaya geçişidir.

Kissinger’ın yıllar önce dillendirdiği ve bugün Tom Barrack veya Netanyahu gibi isimlerin sözcülüğünü yaptığı Amerikan/İsrail vizyonunun özü şudur: Ortadoğu'da üniter ve merkezi güce sahip ulus-devletler, ABD/İsrail ve emperyal projeler için birer engeldir.

Bölge ancak daha küçük, etnik/mezhepsel parçalara bölünmüş, zayıflatılmış konfederal veya federatif yapılarla yönetilebilir.

Suriye iki eski teröriste (Ahmet Şara ve Mazlum Abdi) verilen statülerle şekillendirilirken, İran’da mevcut rejimin yıkılması ve “bölünmüş bir İran” hedefine giden yolların taşlarının döşenmesi tesadüf değildir.

Türkiye’de teröristbaşı Öcalan’a devlete muhatap bir başmüzakereci statüsü verilmesi ve milli üniter devletin yıkılarak federasyona götürecek altyapının kurulmaya çalışılması da bu projeden bağımsız değildir.

Çünkü bu proje askeri güçle parçalamayı, parçalanamayan Türkiye’de ise "barış, kardeşlik, bölgedeki Kürtlerle büyütme ve federasyon" vaadiyle milli üniter yapıyı içeriden dönüştürmeyi öngörür.

27Şub/26Kapalı

KİTAPTA YAZAN BAŞKA UYGULAMA BAŞKA – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

KİTAPTA YAZAN BAŞKA UYGULAMA BAŞKA - Ruhittin SÖNMEZ
Anayasamızda “kuvvetler ayrılığı”, “yargının bağımsız ve tarafsız olduğu”, “Cumhurbaşkanının, görevini tarafsız icra edeceğine” dair hükümler var.

Ama bu Türkiye’de uygulanan Cumhurbaşkanlığı sisteminde kuvvetler ayrılığı olduğu anlamına gelmiyor. Partili Cumhurbaşkanının görevini tarafsız icra etmesini de sağlamıyor. Yargının tarafsız ve bağımsız olduğuna da inananların oranı çok düşük.

Anayasamızın 2. Maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin “insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı”, “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” olduğu açıkça vurgulanmış.

Uygulamada bu niteliklerin hangi oranda kaldığını herkes kendisi sorgulasın lütfen.

Demek ki, anayasa hükümleri uygulanmayınca Anayasa kitapçığında yazan kavramlar birer kelimeden ibaret kalıyor.

26Şub/26Kapalı

RAMAZANI KARŞILARKEN – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrak

RAMAZANI KARŞILARKEN - Seyfettin KARAMIZRAK

İslam’ın beş şartından biri de, Ramazan ayında, her gün oruç tutmaktır. Oruç, hicretten 18 ay sonra, Şaban ayının onuncu günü, Bedir gazasından bir ay evvel farz oldu.

Ramazan, “yanmak” demektir. Bu ayda oruç tutanların, ibadet ve iyilik yapanların, tövbe edenlerin günahları yanar, yok olur.

Ramazanın ilk günleri rahmet, ortası af ve mağfiret ve sonu Cehennemden azat olmaktır.

Kur’an-ı kerim, bu ayda indi. Bin aya bedel olan Kadir Gecesi” bu ayın içindedir.

Affın, ihsanın, bereketin, iyiliklerin, güzelliklerin, manevi atmosferin yağmurlar gibi yüreklere aktığı eşsiz müjdelerin dolu olduğu bir aydır.

Ramazan, sabır ayıdır. Bu ay, iyi geçinme, öksüz ve düşkünlere, kimsesizlere, komşulara, akrabaya, kendi ailesine ve çocuklarına iyilik yapma, gönül alma ayıdır.

O yüzden insanları “kırmamalı, üzmemeli, rencide olabileceği kaba söz, gıybet, alaya alma, küçük görme, aşağılama” vb. kötü söz ve davranışlardan kaçınmalıdır. Kendisine kötülük edenlerden, kırıcı söz söyleyenlerden, “ben oruçluyum” diyerek uzak durmalı kesinlikle kalp kırmamalıdır.

Oruç tutmak, belli bir süre midemizin aç susuz kalması anlamına gelmez. Ya da en leziz ve haddinden fazla yemeklerle nefisimizi doyurup, sahura kadar eğlenip, öğleye kadar
uyuyarak günü doldurmak hiç değildir.

25Şub/26Kapalı

CHP’NİN KOCAELİ MİTİNGİNDE GÖRDÜKLERİM – Uğur ULUSOY

uğur ulusoy

CHP’NİN KOCAELİ MİTİNGİNDE GÖRDÜKLERİM - Uğur ULUSOY

Miting alanına yaklaşık bir saat, belki de bir buçuk saat önce gittim.

Gazetecilik refleksi işte… Kalabalık gelmeden alanı görmek gerekir. Sadece kalabalığı değil, organizasyonu görmek gerekir. Çünkü mitingin kendisi kadar, o mitingin nasıl hazırlandığı da size çok şey anlatır.

İzmit Real Miting Alanı’na vardığımda ilk dikkatimi çeken şey düzensizlik değil, aksine düzen oldu.

Girişler planlanmıştı. Bariyerler doğru yerleştirilmişti. Güvenlik noktaları hazırdı. İnsanlar alana rahatça girip çıkabiliyordu. Bir mitingin en kırılgan noktası girişlerdir. Çünkü kalabalık arttıkça kontrol zorlaşır. Ama o gün, daha ilk andan itibaren organizasyonun ciddi şekilde planlandığı belliydi.

Alan küçüktü ama orada bence en az 30 bin kişi vardı...

Gazeteciler için ayrılan alan ise ayrı bir dikkat çekiyordu.

Basın mensupları için özel olarak tahsis edilmiş büyük bir otobüs alana konuşlandırılmıştı. Bu sıradan bir otobüs değildi. Üst kısmı çekim için uygundu. Biz gazeteciler otobüsün üzerine çıkarak miting alanını geniş açıyla görüntüleyebildik. Kalabalığın hareketini, kürsünün konumunu, alandaki atmosferi net şekilde takip edebildik.

Ama asıl önemli olan otobüsün içiydi.

20Şub/26Kapalı

DİNİN RUHUNU ANLAMA ÇABASI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

DİNİN RUHUNU ANLAMA ÇABASI - Ruhittin SÖNMEZ
Bu sene Ramazan ayına girerken dinin özünü, ruhunu anlama çabamı yoğunlaştırmak, zihinsel yolculuğumu sizinle paylaşmak istiyorum.

Benimsediğimiz din yorumu bizim hayatı algılama ve yaşama biçimimizi belirler. Bunun farkında olsak da olmasak da.

Türk milletinin İslam’ı anlama, yorumlama ve yaşama biçimini, diğer Müslüman ülkelerin halklarından ayrıldığının çoğumuz farkındayızdır. Dini ve felsefi birikimi olmayan, hatta okuryazar dahi olmayan insanlarımızla, ilim irfan sahibi olanlarımızı da birleştiren böyle bir zihniyet nasıl oluştu?

Biz Müslüman Türklere göre, Bir insan günah işlese veya ibadetlerini aksatsa dahi, kalbinde inancı varsa dinden çıkmaz, “kafir” olmaz. Sadece “günahkâr mümin” olur. Bu yüzden ibadet etmeyen ancak ben Müslümanım diyen herkese sevgi ve saygı ile yaklaşırız.

Yine bizler, bir konuda Kur’an’da açık bir hüküm yoksa, İslam’ın genel ilkeleri çerçevesinde akıl yürüterek (kıyas) çözüm üretilebileceğini kabul ederiz. Allah’ın en önemli ayetinin akıl nimeti olduğunu kabul eder ve “Akıl, vahyi anlamak için bir anahtardır” diye düşünürüz.

Bu düşünce tarzı hiç “Maturidi” adını duymamış olsak da bizim “itikatta Maturidi mezhebinden” olmamızdan kaynaklanır.

Bizler ayet ve hadislerin sadece lafzına bakmayız, onları doğru anlamak için Allah bundan ne murat etmiş olabilir diye sorgularız.

Biz Türkler İslam’ın temel naslarına aykırı olmayan yerel kültür ve gelenekleri (örf) reddetmez, yerel ve milli gelenekleri bid’at saymaz, tam tersine hukukun bir kaynağı olarak görürüz.
Bu anlayış “İmam-ı Azam Ebu Hanife” adını duymamış ve “Hanefilik” hakkında hiç bilgisi olmayanlarımızın da içine yerleşiktir.

Çünkü bizler farkında olmasak da “amelde Hanefi mezhebindeniz.” (Farklı mezheplerden olanları da kötülemez, aşağı görmez ve dinden çıkmış saymaz, sevgi ve saygı duyarız. Daha da ötesi, “Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü.”)

Bizim dini anlama ve yaşama şeklimiz İmam Maturidi’nin inanç (itikad) sistematiği ve İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin hukuk (fıkıh/amel) metodolojisinde, ahlakta Yesevi çizgisinde saklıdır.
Bu yüzden bizim düşünce sistemimizi, din ve iman anlayışımızı ve tarihsel süreçte kaderimizi şekillendiren Maturidi- Hanefi- Yesevi anlayışına dair temel bilgileri özetlemeye çalışacağım.

18Şub/26Kapalı

DÜYÛN-U UMUMİYE VE ABDÜLHAMİD GÜZELLEMESİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

DÜYÛN-U UMUMİYE VE ABDÜLHAMİD GÜZELLEMESİ - Ruhittin SÖNMEZ
Yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Erzurum Valisi iken 31 Ağustos 2024 tarihinde, X (Twitter) üzerinden Valilik hesabından bir mesaj yayınlamış.

“Sultan Abdülhamid Han’ın tahta çıkışının 148. yıl dönümü kutlama mesajında” Abülhamid’in “iradesi, kararlılığı, dehası ve ileri görüşlülüğü” övülmüş.

Siyasal İslamcıların ve AKP’lilerin Abdülhamid hayranlığı bilinen bir durum. Abdülhamid’e övgülerini çok işittik.

Daha önce de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Abdülhamid Han döneminde bir karış toprak kaybedilmedi” ifadesi tarihçiler tarafından hayret ve şaşkınlıkla karşılanmıştı. Çünkü, bırakın bir karışı, Abdülhamid döneminde kaybedilen toprakların yüzölçümü bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin yaklaşık iki katı kadardı.

33 yıllık Abdülhamid döneminde, Tunus, Mısır, Sırbistan, Karadağ, Romanya, Teselya, Bulgaristan, Kars, Ardahan ve Batum gibi vatan toprakları, toplamda 1,5 milyon kilometrekarelik bir alan elden çıkmıştı. Kıbrıs, 1878’de tek bir kurşun atılmadan İngilizlere “kiralanmış”, karşılığında alınan para ise ne yazık ki yatırıma değil, dış borç faizlerine ve cari giderlere gitmişti.

Bu defa yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi Abdülhamid güzellemesine pek rastlamadığımız bir şekilde, “Düyun-u Umumiye İdaresini kurarak devletin borç yükünü hafifletmiş” olduğu gerekçesini de eklemiş. Bir İçişleri Bakanı/ Cumhuriyet Valisinin Düyun-u Umumiye İdaresi kurulmasını iyi bir şeymiş gibi sunması çok şaşırtıcı.

15Şub/26Kapalı

EĞİTİMDE KAST SİSTEMİ BAŞLADI: FAKİRİN ÇOCUĞU ‘ZOMBİ’, ZENGİNİN ÇOCUĞU ‘EFENDİ’ YETİŞTİRİLİYOR! – Gürkan AVCI

gürkanavcı

EĞİTİMDE KAST SİSTEMİ BAŞLADI: FAKİRİN ÇOCUĞU 'ZOMBİ', ZENGİNİN ÇOCUĞU 'EFENDİ' YETİŞTİRİLİYOR! – Gürkan AVCI

Bugün Türkiye’de eğitim, bir "kamusal hak" olmaktan çıkıp, yalnızca sermaye elitlerinin, siyasetin ve bürokrasinin seçkinlerin satın alabildiği bir "lüks tüketim nesnesi" haline gelmiştir. Türkiye’nin eğitim sistemi, ezilenlerin özgürleşmesi için değil, imtiyazlıların statükosunu korumak için bir araç kılınmıştır. Paran kadar eğitim, insanın varoluşsal değerini banka hesabına indirgeyen bir "insan dışılaştırma" sürecidir.

Yoksulun Çocuğu Aptal Olduğu İçin Değil, Eğitim Sistemi Adaletsiz Olduğu İçin Kaybediyor!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin "canlandırılacak köy" ve "üreten insan" idealinden bugün gelinen nokta; ezberci, kopyacı ve test odaklı bir "özel ders- dershane kuşatmasıdır." Devlet okulları, müfredatın hantallığı ve kalite kaybı nedeniyle artık birer eğitim yuvası değil, diplomalı işsizler yetiştiren depo alanlarına dönüşmüştür. Çocuğun potansiyeline saygı, yerini "sınav makinesine dönüşmüş çocuk" trajedisine bırakmıştır.

Türkiye’de bir çocuğun LGS veya YKS başarısını, o çocuğun zekâsı veya emeği değil, ailesinin posta kodu ve banka cüzdanı belirlemektedir. Özel ders ve ek kitap kaynak alamayan çocuklar, yarışa 1-0 değil, 10-0 geride başlamaktadır. Türkiye’de eğitimde fırsat eşitliği, artık bir "temenni" bile değil, ulaşılması imkânsız bir "ütopya" haline gelmiştir.

13Şub/26Kapalı

YOLSUZLUKLA MÜCADELE İDDİASI DA ÇÖKTÜ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

YOLSUZLUKLA MÜCADELE İDDİASI DA ÇÖKTÜ - Ruhittin SÖNMEZ

R. Tayyip Erdoğan’ın ve diğer AKP yetkililerinin uzun yıllar çok kullandığı söylemlerden biri, “Biz yola çıkarken 3Y ile mücadele dedik; yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar. Yolsuzluğa asla müsamaha göstermedik, göstermeyiz” sloganıydı.

Günümüzde “Yoksulluk ve yasakların” arttığını herkes kendi gözlemleriyle bile görebilir halde.

Özellikle CHP’li belediyeler üzerinden yürütülen ve adına “yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları” denilen yargı operasyonları ile yolsuzlukla mücadele edildiği iddia ediliyor.

Acaba yolsuzluk algısı bu iddialardan ne kadar etkileniyor?

Veri olmadan, ölçümler yapılmadan yapılan tartışmalardan sonuç çıkmaz. Artık sosyal parametreler de objektif ölçütler kullanılarak ölçülebiliyor. Uluslararası Şeffaflık Örgütü bu konuda ölçüm yapan en güvenilir örgütlerden biri. Her yıl tüm ülkelerde kamu sektörü yolsuzluk algısını 0 (yüksek yolsuzluk) ile 100 (tamamen temiz) arasında bir ölçekte değerlendiren kapsamlı bir rapor hazırlıyor.

Türkiye, “2025 yılı Yolsuzluk Algı Endeksi’nde” 100 üzerinden yalnızca 31 puan alabilmiş ve 182 ülke arasında 124. sıraya gerilemiştir. 2024 yılında 34 puanla 107. sırada yer alan Türkiye’nin sadece bir yıl içerisinde 17 basamak birden düşmesi son derece kritik bir uyarı olmalıdır.

Türkiye’de, yapısal reformlar rüzgarlarının estiği 2012-2013, Yolsuzluk Algı Endeksi puanının 50 ile zirvede olduğu yıllardı. Bu puanla küresel sıralamada 53. sırada, Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkeleri arasında lider konumda yer alıyorduk. Moody’s, Fitch gibi kuruluşların Türkiye’yi “yatırım yapılabilir ülke” ilan ettiği yıllardı.

Türkiye bu tarihten itibaren aralıksız bir kurumsal ve hukuksal erozyon sürecine sürüklendi. 2013’ten 2025’e kadar geçen 12 yıllık periyotta Türkiye, toplamda 19 puan kaybederek küresel sıralamada tam 71 basamak geriledi.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş sonrası yapısal düşüşün belirginleşmesi ile en çok gerileyen ülkeler arasına girdik. 2025’te de en sert düşüş gerçekleşti.

2025 yılı skoru ile Türkiye; Zambiya ve Gambiya’nın dahi gerisinde kalarak Avrupa Birliği üyelik sürecindeki ülkeler arasında açık ara en alt sıraya demirledi.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü raporu, Türkiye’deki bu gerilemenin son derece “keskin ve kalıcı” olduğunu, yolsuzluğun siyasal ve idari yapılara sistematik ve derin bir biçimde yerleşmesi
nedeniyle bu tablonun tersine çevrilmesinin artık son derece güçleştiğini vurgulamaktadır.

12Şub/26Kapalı

Derin yoksulluk – Nihal ÖZGİRGİN

201334105333_thumb

Derin yoksulluk – Nihal ÖZGİRGİN

Bir önceki yazımda sosyal çürümeyi genel hatları itibarıyla sizlere anlatmaya çalışmıştım. Sosyal çürümeye neden olan etkenlerden başında ise ekonomik daralmanın yattığını belirtmiştim.

Ekonomik daralma derin yoksulluk adı verilen sosyal ve iktisadi bir kavramı doğurmaktadır.

Derin yoksulluğu bir erişememe hali olarak tanımlayabiliriz.

Toplumun bir kesiminin hayatını idame ettirebilecek temel gereksinimlere erişememe hali olarak özetleyebileceğimiz bir durumdur.

Bu durum toplumda yaygınlaşmaya başlarsa sosyal bir kaos ve gerileme halinin yaşanması kaçınılmaz olmaktadır.

Yoksulluk konusu ele alınırken ölçüt olarak iki şeye bakılmaktadır.

Birincisi göreli yoksulluktur.

Bu ölçütte hanelerin kullanılabilir gelir düzeyine bakılarak bir veri elde edilmektedir.

Göreli Yoksulluk değerlerine bakıldığında Türkiye de bölgelere göre bu durumun değiştiği görülmektedir. Marmara bölgesinde bu durum daha azken Orta ve Güney Doğu bölgelerinde bu durumun yüksek olduğu görülmektedir.

10Şub/26Kapalı

BATAN GEMİNİN MALLARI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

BATAN GEMİNİN MALLARI - Ruhittin SÖNMEZ
Fatih ve Boğaziçi köprüleri ile 9 paralı yolun 25 yıllık geliri 5-7 milyar dolara satılmak isteniyor.

Bununla ilgili bir yabancı firma yetkilendirilmiş.

Diyelim ki iktidarın beklediği rakama satış gerçekleşirse, bu köprü ve otoyolların gelirinden 25 yıl mahrum kalması karşılığında, devletin kasasına 7 milyar dolar girecek.

“Eski Türkiye’nin” yaptığı bu son eserlerin gelirleri de satılırsa, dışarıdan bu kadar bir döviz girmesi bütçenin deliğine yama olabilecek mi?

Prof. Dr. Esfender Korkmaz’ın verdiği bilgilere göre;
“2025 Ocak-Kasım 11 ayda MB ödemeler bilançosuna göre, net hata ve noksan kaleminden çıkan ve kaynağı belirsiz döviz tutarı 18 milyar 29 milyon dolardır.”

Çünkü, yurt içi tasarrufların bir kısmı yurt dışına çıkıyor. Mesela “yurt dışında gayrimenkul alımı için çıkan yerli sermaye, gayrimenkul almak için giren yabancı sermayeyi geçti.”

“Son zamanlarda bazı aylarda yurt dışına çıkan doğrudan yatırım sermayesi de giren yabancı yatırım sermayesinden fazla oldu.”

“TÜİK verilerine göre, Türkiye’de hane halkı tasarruf oranı 2018’de yüzde 16,5 iken 2024’te yüzde 11,3’e geriledi. Bunun en önemli nedeni, maaş ve ücretlerin geçim seviyesinin altına düşmüş olmasıdır.

Demek ki bugün halkın ancak yüzde 89’u tasarruf edemiyor.

Geliri geçimine zor yetiyor. Ya da varsa tasarruflarından yiyor, söz gelimi malı mülkü varsa satıyor, yastık altı varsa bozduruyor veya
borçlanıyor.”

Yani çok zor para biriktirebiliyoruz. Ama bu paraları bile içeride tutamıyoruz.

Bu yüzden iktidar, sadece bir yılda dışarı kaçan döviz miktarı yaklaşık 20 milyar dolar iken, bunun 7 milyar dolarını köprüler ve otoyolların gelirlerinin satışıyla kapatmaya çalışıyor.

8Şub/26Kapalı

ÇETELER VE DOLANDIRICILAR CİRİT ATIYOR, DEVLET UYUYOR! – Gürkan AVCI

gürkan avcı

ÇETELER VE DOLANDIRICILAR CİRİT ATIYOR, DEVLET UYUYOR! - Gürkan AVCI
Türkiye'de dolandırıcılık olayları çığırından çıktı ve en önemli toplumsal mağduriyet sorunu haline geldi ve milyonlarca insan maddi-manevi büyük zararlar görüyor. Özellikle telefonla, internet üzerinden veya sahte vaatlerle; evde paketleme,
yatırım, kamu görevlisi taklidi vs. ile yapılan nitelikli dolandırıcılıklar son yıllarda patlama yaptı.
Devlet mekanizması, eleştirel bir tweet veya sosyal medya paylaşımı yüzünden gece yarısı ev baskını yapıp gözaltı kararı
çıkarabiliyor – hatta bazen 36 dakika gibi kısa sürede tutuklama talebiyle harekete geçebiliyor – ama milyonlarca insanı mağdur eden organize dolandırıcılık çeteleri söz konusu olunca süreç neden bu kadar yavaş ve yetersiz kalıyor?
Bugün, bir "temenni" için değil, bir isyan bayrağı açmak için basın açıklaması yapıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, kendi evlerinde, ellerindeki telefonlarla, dijital bir kuşatma altında her gün soyuluyor, yağmalanıyor ve onurları kırılıyor.
İNOSAM olarak ilan ediyoruz: Türkiye’de kamu düzeni dijital dünyada iflas etmiştir! Sokaklarımızda asayişten bahsedenler,
vatandaşın banka hesaplarının, hayallerinin ve geleceğinin yabancı şebekeler tarafından soyulmasına seyirci kalmaktadır.
Bu bir basın açıklaması değil; halkın çalınan alın terinin, intiharın eşiğine gelen babaların, dolandırılan emeklilerin ve umudu çalınan gençlerin çığlığıdır, yıllardır biriken öfkenin, adaletsizliğin ve ihmallerin patlamasıdır. Biz, İNOSAM olarak, bu dijital yağmaya "dur" demek için buradayız – çünkü sessizlik, suç ortaklığıdır!

6Şub/26Kapalı

SAPIK İLİŞKİLER, ŞANTAJ VE CASUSLUK ÖRGÜTLERİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

SAPIK İLİŞKİLER, ŞANTAJ VE CASUSLUK ÖRGÜTLERİ - Ruhittin SÖNMEZ
“Epstein Dosyaları” açıklandıkça dünyayı yönetenlerin içindeki sapıkların çokluğu, her türlü maddi zevke ve hazza erişme imkânı olanların “sübyancılık / pedofili” gibi iğrenç sapkınlıklar içinde olduğunu öğrenmek hepimizde şaşkınlık ve tiksinti uyandırıyor.
Ancak Amerikan Adalet Bakanlığı (DOJ) tarafından “Şeffaflık Yasası” kapsamında yayınlanan 3 milyon sayfalık belgelerin içeriği öğrenildikçe bu yapının “Pedofili üzerinden Küresel Siyaset Mühendisliği” yaptığına dair kuşkular yoğunlaşmakta.
Daha açık ifadeyle, Epstein örgütünün karar alıcıları “ahlaki zaafları” üzerinden esir alarak küresel politikaları tasarladığı ve düzenlediği kanaati güçlenmektedir.
Epstein’in kurduğu bu organizasyonun bireysel değil, arkasında İsrail gizli servisi Mossad ve ABD’nin CIA’in olduğu iddia ediliyor.
Epstein’in operasyonunun, seçkinleri (örneğin Little St. James adası gibi) mülklerine çekerek reşit olmayanlarla cinsel ilişkiye girmelerini sağladığı ve bunları koz olarak kullanmak üzere kayda aldığı iddia edilmekte.
Bazı araştırmacı gazeteciler bunun istihbarat ajansları için küresel kararlar üzerinde etki sağlamaya yarayan bir tuzak olduğunu savunmaktadır.
Belgeler, Epstein’in, sadece bir cinsel suçlu değil, Mossad ve kısmen CIA ile bağlantılı, küresel politikaları İsrail lehine şekillendiren bir istihbarat operatörü olduğunu gösteriyor.

3Şub/26Kapalı

YAŞ ALDIKÇA GENÇLEŞMEK – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

YAŞ ALDIKÇA GENÇLEŞMEK - Ruhittin SÖNMEZ
Orta yaşlarda iseniz önümüzdeki yıllar hastalıklarla, biyolojik yetersizliklerle uğraşacağım bir dönem olacak endişesi içinde olmayın. Artık “Türkiye daha yaşlı bir ülke haline geliyor” diye karamsar olmanız da gerekmeyecek. Varsın doğum oranları düşsün, yaşlı nüfus oranı büyüsün.
Çünkü önümüzdeki 15-20 yıl içinde hücrelerin gençleştirilmesi mümkün olacak. Böylece yaşlılıkla ortaya çıkan hastalıkların önüne geçilebilecek ve 70-80 yaşındaki bir insanın organları 30
yaşındaki gibi çalışacak.
Bu müjdeyi veren ABD’de Connecticut Üniversitesi Sağlık Merkezi ve Jackson Laboratuvarı’nda görev yapan Prof. Dr. Derya Unutmaz. Sadece yaşlanmanın gecikmeyeceğini, aynı zamanda
gençleşmenin başlayacağını söyleyen Unutmaz, “İnsanların çoğu gelecekte yüzyıllarca yaşayacak” diyor.
“Gelecek” olarak verdiği tarih ise çok iyimser. “Önümüzdeki 10-15 yıl çok kritik. Eğer bu sürede sağlığımızı koruyabilirsek, yapay zekâ (YZ) ve biyoteknolojideki devrimler sayesinde “Yaşlanmayı
Durdurma Hızı”na (Longevity Escape Velocity) ulaşabiliriz”diyor.
Tabii bu 15-20 seneyi bekleyeceğiz ve bu süre sonunda birden iyileşme olacak demek değil. Her yıl biraz daha gelişecek “teknoloji, her geçen yıl ömrümüze bir yıldan fazla süre ekleyecek hıza ulaşacaktır.”
Prof. Unutmaz, yaşlanmayı kaçınılmaz bir kader değil, çözülmesi gereken biyolojik bir veri sorunu olarak görüyor. Ona göre “insan vücudu inanılmaz derecede karmaşık bir makinedir ve
yaşlanma, bu makinedeki hasarların birikmesi ve onarım mekanizmalarının (bağışıklık sisteminin) yavaşlamasıdır.
Eğer biyolojik mekanizmaları tam olarak anlarsak, bu hasarları onarabilir ve yaşlanmayı durdurabilir, hatta geri çevirebiliriz.”
Sürecin bu kadar hızlı gelişmesini sağlayacak en önemli parametre ise yapay zekâ.
Çünkü “insan biyolojisi o kadar karmaşıktır ki (milyarlarca hücre, gen etkileşimleri, proteinler, mikrobiyom), insan zekâsı tek başına bu verileri analiz edip desenleri çözmekte yetersiz kalmaktadır.”
İşte bu noktada yapay zekâ devreye girer.
Yapay zekâ, genetik verileri, kan değerlerini ve bağışıklık sistemi haritalarını saniyeler içinde analiz ederek, insanların neden hastalandığını veya yaşlandığını moleküler düzeyde çözebilir.
Böylece ilaç keşfi için gerekli süreler kısalacaktır. Geleneksel yöntemlerle 10-15 yıl süren ilaç geliştirme süreçleri, yapay zekâ simülasyonları ile birkaç yıla, hatta aylara inmektedir.
Prof. Dr. Unutmaz, YZ’nın yaşlanmayı tersine çevirecek molekülleri bulmada kritik rol oynayacağını savunuyor.
Prof. Dr. Derya Unutmaz’a göre, Biyoloji bir yazılımdır. Yapay zekâ, bağışıklık hücrelerini (T-hücreleri) tıpkı birer “yazılım”gibi yeniden programlayarak, vücudun sadece kanserle değil, yaşlanmanın getirdiği hücresel yıkımla da savaşmasını hedefliyor. Yani vücut, kendi tamir mekanizmasını en üst sürümüne güncelliyor.
Yapay zekâ, biyolojik devrimlere (hücre yenilenmesi, kanser tedavisi vb.) ulaşmamızı ve gençleşmemizi sağlayacak olan “hızlandırıcı motor”dur.
Özetlersek, “100’lük gençler” hedefine, yapay zekâ sayesinde sandığımızdan daha hızlı ulaşabiliriz.

2Şub/26Kapalı

TELEVİZYON VE ÇİZGİ FİLMLERİN ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrakTELEVİZYON VE ÇİZGİ FİLMLERİN ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ - Seyfettin KARAMIZRAK
Çizgi filmler, çocukları hem eğlendirir, hem öğretir, hem de hayal dünyalarını besler.
Ancak bu olumlu etkiler her çizgi film için geçerli değildir. Gerek TV’lerde, gerekse de internette bulunan bazı çizgi film kanalları ve videolar, çocukların gelişimini son derece olumsuz etkileyecek zararlı içeriklerle doludur.
Elbette çocukların makul ölçülerde ve uygun bir zamanda teknoloji ile buluşması ve onu tanıması gereklidir. Günümüz dünyasında teknoloji, çocuklara oynama, keşfetme ve
öğrenme için çok fazla seçenek sunuyor.
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki ekranı çocuklara tamamen yasaklamak çözüm değildir. Önemli olan, çocukları büsbütün ekranlara terk etmeden, gerek TV’de gerekse internette nelerle meşgul olduklarını takip ederek, yönlendirici ve sorumlu ebeveynler olabilmektir.
Çünkü ekranlarda biyolojik, psikolojik, psikososyal ve kültürel açılardan çocukları ve gençleri etkileyen çok fazla risk var. “Bağımlılık, şiddet eğilimi, bencillik, narsisizm, amaçsızlık, sosyal hayattan kopukluk” vb. gibi.

30Oca/26Kapalı

KAZIKLANMA KORKUSU – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

KAZIKLANMA KORKUSU - Ruhittin SÖNMEZ

Prof. Dr. İskender Öksüz, Karar Gazetesi’ndeki 4 Ocak 2026 tarihli köşe yazısında, belki de en temel toplumsal sorunumuzu değerlendirmiş.

Pew Araştırma Şirketinin güven anketinde (https://bit.ly/pew-guven) Dünyanın dört bir yanında insanların birbirlerine en çok güvendiği ve en az güvendiği yerler araştırılmış.

Buna göre çevresine, vatandaşlarına, insanlara en az güvenen toplumun, bir başka deyişle, Toplumsal Güvenin en düşük olduğu ülkenin Türkiye olduğu ortaya çıkmış.

On yıllardır yapılagelen, insanların birbirine güvenini ölçen ankette şu iki seçenekten birini seçmesi isteniyor.

a- İnsanlara genellikle güvenilir.

b-  İnsanlara genellikle güvenilemez, insan ilişkilerinde dikkatli olmak gerekir.

Ankette (a) şıkkını seçen, yani çevresine, vatandaşlarına en çok güvenen 5 ülke şunlar: İsveç (%83), Hollanda (%79), Kanada (%73), Almanya (%72) ve Avustralya (%69).

Çevresine en az güvenen yani “İnsanlar Bizi Kazıklar” korkusunda olan 5 ülke Güney Afrika (%27), Brezilya (%22), Kenya (%20), Meksika (%18) ve sonuncu Türkiye (%14)…

Türkiye, “İnsanlara güvenirim” diyenlerin yani toplumsal güvenin en az olduğu (%14), “İnsanlara güvenilmez, insan ilişkilerinde çok dikkat gerekir” diyenlerin en çok olduğu (%84) ülke. 

Bu rakamlar ürkütücü. Toplumsal güvensizlik alanında şampiyon olmak çok berbat bir durumdur. Çünkü çok yüksek maliyetli bir toplumsal hastalıktır.

Öncelikle, ülkemin insanlarının yüzde 84’ünün "İnsanlar fırsatını bulursa beni istismar eder (kazıklar)" diye düşünerek, sürekli bir "tetikte olma" haliyle yaşadığını gösterir. Bu ruh hali hem sağlığımızı hem sosyal ilişkilerimizi ve hem de ekonomimizi bozar.

Toplumsal güven aslında sadece insanlar arası ilişkiler bakımından değil, İnsanlar ve kurumlar (özel ve devlet kurumları) ile kurumlar arası ilişkiler açısından da ölçülürse Türkiye’de benzer sonuçlar çıkacağını sanıyorum. Çünkü Türkiye’de devlet vatandaşlarına, vatandaşlar devletine, kurumlar vatandaşlara ve vatandaşlar kurumlara güvenmemektedir.

Bu durumu anketsiz, kendi gözlemlerimizle, çıplak gözle bile görebiliyoruz. Bu yüzden PEW Araştırma Şirketinin anket sonuçlarına hiç şaşırmadım.

27Oca/26Kapalı

İMRALI TUTANAĞI NEDEN ŞİMDİ AÇIKLANDI? – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

İMRALI TUTANAĞI NEDEN ŞİMDİ AÇIKLANDI? - Ruhittin SÖNMEZ

TBMM’den 3 milletvekilinin İmralı’da Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye ait 16 sayfalık tutanak yayınlandı. Görüşme 24 Kasım 2025'te gerçekleşmişti. Tutanağın, iki ay sonra, tam da Suriye'de PKK/SDG'nin tasfiyesi veya Şam rejimi ile entegrasyon sürecinin hızlandığı bir dönemde yayımlaması tesadüf değildir.

Nitekim Prof. Dr. Ümit Özdağ da “İmralı Tutanakların şimdi yayımlanmış olmasının politik bir hedefi var” dedi ama bu hedefi açıklamadı.

Zamanlama yani TBMM tarafından şimdi yayımlanması stratejik bir hamle olarak değerlendirilebilir.

25Oca/26Kapalı

TÜRKİYE DİJİTAL BAĞIMLILIKLA MÜCADELEDE ÇOK GEÇ KALDI! – Gürkan AVCI

DESAM YK Başkanı_ Gürkan Avcı (1)

TÜRKİYE DİJİTAL BAĞIMLILIKLA MÜCADELEDE ÇOK GEÇ KALDI! – Gürkan AVCI

Değerli Basın Mensupları, Saygıdeğer Eğitimciler, Aileler, Çocuklar ve Gençler,

Dijital dünya, sunduğu sınırsız imkanların ötesinde, denetimsiz algoritmalar ve kontrolsüz içeriklerle evlatlarımızın zihinlerini kuşatan, onları gerçeklikten koparan ve ruhsal bir uçuruma sürükleyen modern bir labirente dönüşmüştür.

Dijital çağın sunduğu sınırsız olanaklar, aynı zamanda çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğini tehdit eden karanlık birer dehlizler haline gelmiştir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın hazırladığı torba yasa taslağı –ki bu taslak, 15 yaş altındaki çocuklara sosyal medya hesaplarını yasaklamakta, 18 yaşına kadar filtreli içerik zorunluluğu getirmekte ve gece saatlerinde (22:00-06:00 arası) internet erişimini sınırlandırmaktadır– DESAM olarak bizlerin desteğimizi hak etmekle birlikte; dijital bağımlılıkla mücadelede Türkiye olarak daha bütüncül, yenilikçi ve kapsayıcı bir yaklaşım benimsemeliyiz. Yani bu taslak, yalnızca bir başlangıçtır.

16Oca/26Kapalı

KAMERALI DENETİM İHTİYACI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

KAMERALI DENETİM İHTİYACI - Ruhittin SÖNMEZ
Duydunuz mu? “Direksiyon sınavlarında kamera kaydı zorunlu oluyor.”
Bu haberin devamı şöyle: Bir vatandaş girdiği direksiyon sınavında “ilk parkuru başarıyla tamamlamasına rağmen ikinci parkurda ciddi bir hata yapmadığı halde başarısız sayıldığını” iddia etti. Yeniden sınav ücreti ödemek zorunda kalan ve maddi-manevi zarara uğradığını belirten
vatandaş sınav değerlendirmelerinin “keyfi ve objektiflikten uzak” yapıldığı gerekçesiyle Kamu Denetçiliği Kurumu’na başvurdu.
Kamu Denetçiliği Kurumu, sınav güvenliğini ve kamu hizmetine duyulan güveni artırmak amacıyla kamera kaydı sistemine geçilmesi yönünde karar verdi. Kurum tarafından
açıklanan kararda, sınavların kayıt altına alınmasının şu açılardan kritik bir ihtiyaç olduğu vurgulandı:
Keyfi Değerlendirmelerin Önlenmesi: Sınav görevlilerinin önyargılı veya mevzuata aykırı değerlendirme ihtimalinin azaltılması.
Somut Delil İmkânı: Adayların yapacakları itirazlarda ellerinde somut delil bulunmasının sağlanması.
Standardizasyon ve Güvenlik: Sınav sürecindeki uygunsuz davranışların engellenmesi, idari uygulamalarda standardın güçlendirilmesi.
KDK’nin bu tavsiye kararı üzerine, Millî Eğitim Bakanlığı, yönetmelikte değişiklik yaparak sınav sürecinin kamera ile kayıt altına alınması için çalışma başlattı.
Bu haber dikkatinizi çektiyse muhtemelen sizde de getirilmek istenen denetim tarzı hakkında olumlu bir düşünce oluşmuştur.
Ama kameralı denetim ihtiyacı direksiyon sınavlarından ibaret midir?
Diğer kamu hizmetleri için kameralı denetim ihtiyacı yok mu? Yapılırsa böyle bir denetim sonuç verir mi?
Bu kadar güvensizliğin hâkim olduğu bir toplumda, kameraları izleyerek karar verecekleri kim denetleyecek?
Daha da önemlisi, neden kameralara muhtaç bir toplum haline geldik?
Bu sorulara cevap bulmamız gerekmiyor mu?

9Oca/26Kapalı

MADURO, BAHÇELİ VE İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

MADURO, BAHÇELİ VE İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK - Ruhittin SÖNMEZ

Önceki yazımı şu cümle ile bitirmiştim: Venezuela, “İÇ KALEYİ” kaybettiği için kolayca işgal edildi. İç kalemizi tahkim etmek için, teröristbaşı ile müzakere çare değildir. Çare yoksulluğu yenmiş, adalete güvenen, kurumları sağlam ve birbiriyle barışık, kaynaşmış bir Türk milleti haline
gelmektir.
Bu cümleyi yazmamın sebebi, iktidar kanadından birilerinin “İç Cepheyi Güçlendirmek” deyince hemen “Terörsüz Türkiye” adıyla yürütülen politikayı savunma aracı yapacağını sezmiş olmamdı.
Aslında “PKK ve Öcalan’la Müzakere Süreci” denilmesi gereken sürecin, iç kaleyi tahkim etmeye ve iç cepheyi güçlendirmeye yaramadığı hatta tam tersi etki yarattığı ortada.
Çünkü eskilerin deyimiyle “kem alât ile kemalât olmazdı.” Yani kötü aletlerle iyi veya mükemmel sonuç elde edilemezdi.
50 bin kişinin öldürülmesinden sorumlu mahkumla ve terör örgütünün halen faal elebaşıları ile yürütülecek bir süreçten hayır da çıkmaz, sonuç da çıkmaz. Zaten bunların kendi özgür iradeleri yoktur, sahiplerinin iradesine tabi birer aparattırlar.

6Oca/26Kapalı

MESELE DEMOKRASİ VE KOKAİN DEĞİL, ENERJİ VE TEKNOLOJİ SAVAŞI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

MESELE DEMOKRASİ VE KOKAİN DEĞİL, ENERJİ VE TEKNOLOJİ SAVAŞI
- Ruhittin SÖNMEZ

ABD 03 Ocak 2026’da Venezuela’ya sıra dışı bir operasyon yaptı. Bu operasyonla Devlet Başkanı Maduro ve eşini alıp kaçırması, sonrasında “ülkeyi biz yöneteceğiz” açıklaması ve ülkenin petrol kaynaklarını ABD şirketlerinin işleteceğini ilan etmesi tarihi bir dönemeç niteliğindedir.
ABD, BM Güvenlik Konseyi kararı veya meşru bir gerekçe olmadan egemen bir devletin başkentini bombalayıp başkanını kaçırdı. Trump, Bush yönetiminin Irak işgalinde (2003) öne sürdüğü “kitle imha silahı” gibi kılıflar bile aramadı.
Buna uluslararası arenada, birkaç ülkenin kınaması dışında, ciddi bir tepki gösteren ülke olmadı.
BM sistemini felç eden bu tutuma karşı uluslararası camia sessiz ve çaresiz.
Sadece, ABD’de New York’un Müslüman Belediye Başkanı bu durumu “bir savaş eylemi ve hem federal hem uluslararası hukukun ihlali” olarak nitelendirdi.
E. Büyükelçi Tugay Uluçevik’e göre, bu eylem BM Yasası’ndaki “toprak bütünlüğüne saygı”; ve ”barışçıl çözüm” ilkelerini hiçe saymıştır. “Milletlerarası ilişkilerde meşruiyetin kaynağı ve ölçüsü artık BM Yasası değil, ABD Başkanı Trump’ın şahsi iradesi ve takdiridir”.
Trump, “Güvenli bir geçiş sağlanana kadar ülkeyi AB yönetecek”diyerek Venezuela’yı fiilen 51. eyalet gibi yönetmeye başladı. Bu durum, BM sisteminin iflası ve “orman kanunlarının” ilanıdır.