Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım… Şikayet edeceğine sen de alternatifini oluştur.

ahsen okyar
22Oca/200

“GÖNÜLLÜ KERİZLİK” ÜZERİNE – Süleyman PEKİN

“GÖNÜLLÜ KERİZLİK” ÜZERİNE – Süleyman PEKİN

Aralık 2007’de Sendika Genel Merkez Seçimlerinde adaylık konuşmasında beyan ettiğimiz ve akabinde Türk Eğitim Sen (Yıl:4, Sayı:44, sh. 14) ve Âhenk Dergisi (Yıl:10, Sayı: 25, sh. 26) mevkuteleri ile Kocaeli Aydınlar Ocağı sitesinde (Aralık 2007) yayınlanan, yeni bir zihniyet inşası adına kaleme aldığımız yazıyı onca yıl sonra paylaşmak isterim:

Bütün renkler aynı hızla kirleniyormuş, birinciliği beyaza vermişler.” İnsanı insan yapan değerler manzumesinin tepetaklak edildiği ve tersine çevrildiği bir çağdayız.

Çocuklarımız sınıfta inek muamelesi görmemek için ders çalıştığını gizlemek zorunda kalabiliyor. Askere giden gençlerimiz nöbetten yırttım, içtimadan yırttım replikleriyle “kerizolmadıklarını ispatlamaya çalışıyorlar. İşçimiz 15 dakikalık çay molasını nasıl yarım saate çıkardığıyla, memurumuz nasıl izin üstüne izin aldığıyla övünebiliyor.

Doğruluğun, dürüstlüğün, erdemin borsa veya döviz karşılığının olmadığı anlaşıldığında; zoraki kürtaja tâbi tutuldular. Ve birden namusluluk namussuzluk, namussuzluk da namuslulukmuş gibi algılanır oldu. Delilik suyundan içmek zorunda kalan akıllı gibi..

21Oca/200

Kandıralı yürüyorsa; Bu ciddi bir uyarıdır..! – İsmet ÇİĞİT

safe_imageKandıralı yürüyorsa; Bu ciddi bir uyarıdır..! – İsmet ÇİĞİT

Hepimiz biliriz…

Kandıralı uysaldır…

“Dur” dersin durur, “Kalk” dersin kalkar…

Bugüne kadar ilimizde pekçok ilçenin insanı, pekçok farklı konuda eylem yapmıştır da, Kandıralı hep evinde oturmuştur.

“Çöplük” lafı çıktığında, Gebzeliler, Dilovası halkı otobüslere binip Büyükşehir Belediyesi’nin kapısına dayanmışlardı da Belediye zabıtaları ne yapacaklarını şaşırmışlardı.

Suadiyeli kamyoncular, bölgedeki bir fabrikanın taşıma işi kendi kooperatiflerinden alınıp, başkasına verilecek diye Valiliği günlerce uykusuz bırakmıştı…

Çok örnekler verebilirim: eylemcidir, özgürlüğüne düşkündür Kocaeli Halkı.

Ama Kandıra hariç…

Kandıralı’ya söz verirler: “Sana hastane yapacağız” derler…

Aradan yıllar geçer, hastane yapılmaz ama, ses çıkmaz…

Kandıralı’ya söz verirler:”Sen turizm bölgesisin. Duble yol 2 yılda bitecek” derler.

Aradan 3 yıl geçer, duble yolun bir metresi bile yapılmaz.

Ama ses çıkmaz….

Kandıra’ya Kentsel Dönüşüm sözü verilir.

Sonra unutulur, sesleri çıkmaz…

Tarım arazileri yağmalanır.

Biraz belirlenen kamulaştırma bedellerine mırın kırın eder, yine ses çıkarmaz…

İstanbul’a götürülecek su için döşenecek borular yüzünden tarım toprakları alınır.

Gölet, baraj yapacağız diye Kandıralı evinden, yurdundan atılır.

Yine ses çıkmaz….

21Oca/200

TİYATRO SİYASETİ VE SİYASETİN TİYATROSU – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sTİYATRO SİYASETİ VE SİYASETİN TİYATROSU – Ruhittin SÖNMEZ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın eşiyle birlikte bir tiyatro izlediler. İzlenen oyun halen tutuklu olan Selahattin Demirtaş'ın yazdığı 'Devran' adlı kitabından sahneye uyarlanmıştı. Bu olay ve üç önemli siyasetçinin eşlerinin verdiği resim çok tartışıldı.

Olayı hukuki açıdan değerlendirdiğinizde bir sıkıntı görünmüyor.

HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş halen tutuklu olsa da kesinleşmiş cezası olmayan bir siyasetçi. Bu siyasetçinin partisi HDP halen TBMM’de grubu bulunan, devletten para yardımı alan, çok sayıda belediye başkanı olan bir parti.

Demirtaş bu partinin eşbaşkanı iken Cumhurbaşkanı adayı olmuş, seçimlere girmesinde sakınca bulunmamıştı.

Yine bu partinin önemli adamlarından Ahmet Türk hükümlü olarak hapiste iken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin talebi ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın affı ile hapisten çıkarıldı. 31 Mart 2019 yerel seçimlerine girmesine izin verildi ve HDP’den Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Daha sonra bu belediye ve başkaları kayyuma devredildi.

Ancak halen Ahmet Türk ve diğer belediye başkanları serbestçe siyaset yapmaya devam ediyor.

Hukuken sıkıntı olmasa da, “tiyatro izleme olayının” sıradan bir kültür faaliyeti kapsamında olmadığı ve verilen fotoğrafın siyasi mesaj içerdiği açık.

İşte bu aşamada tartışmaya katılan bütün siyasetçiler, birer tiyatro yazarı veya oyuncusu gibi davranıyorlar.

20Oca/200

KANDIRA’NIN ÇİLESİ BİTMEYECEK Mİ? – Mustafa KÜPÇÜ

mustafa kupcuKANDIRA’NIN ÇİLESİ BİTMEYECEK Mİ? – Mustafa KÜPÇÜ

Kandıra, annemin doğup büyüdüğü, çocukluk yıllarımın “mutlu kasabası” idi.

Toprağı bereketli, insanları çalışkan ve üretkendi. Keten, mısır ve ayçiçeği başta olmak üzere birçok ürün yetişirdi. Rahmetli anneannemin “keten tokaçlaması” hala gözlerinde ve belleğimde canlanır. O’nun “düzen” dediği tezgahta ürettiği keten bezinden çarşaflar, iç çamaşırları ile bir ömür yaşadık.

Kandıra’nın “manda sütü” karışımlı yoğurdu, peyniri tüm ülkede bir “marka” idi. Hindi denince akla “Kandıra Hindisi” gelirdi.

Türk sinemasının bir klasiği olan “BEYAZ MENDİL” Kandıra’da çekilmişti. Rahmetli Ömer Evin, bu filmde Fikret Hakan’ın yakın arkadaşı rolündeki başarısıyla anılır.

Kandıra’lıların “Yaşama keyfi” vardı. Özellikle yaz akşamları mahalle aralarında kurulan sofralar klarnet sesleriyle süslenirdi. “Kısır Geceleri” ile komşular bir araya gelirdi. Düğünlerin vazgeçilmesi “HEYAMOLA” alaylarını unutmak mümkün mü?

14Oca/200

Namaz Kılanı Sevmek – Av. Hicran GÖZE

10905-ea60ad98db0a271d9ce74c77ce5d2e2f

Namaz Kılanı Sevmek – Av. Hicran GÖZE

Ç…./…./1960 “Bulunmuş Defterden CUMA DÜŞÜNCELERİ” sh. 26, 27 Ergun Göze

DOĞDUĞUM kasabanın soğukları meşhurdur. Karı da fırtınası da. Yine öyle soğuk günleri yaşıyoruz. Kış günlerinde insanlar birbirlerine daha yakın ve sokulgan oluyorlar. Evler bile birbirine dayanmış, sığınmış gibiler. Aklıma eski kışlar geldi, çocukluğumun kışları… Kar üstünde yalınayak dilenen ihtiyar kadınlar. Sâdece ekmek isterlerdi. Ve kuru ekmeklere bile teşekkür ederlerdi. Yollar buzdan aynaya dönerdi. Bu buzdan aynalar üzerindeki çıplak ayaklar yürürken sanki ciğerime basardı. Çocuk mantığımla bu acıyı, bu hali izah edemez, üzüntümü içime iterdim.

9Oca/200

Sağlığımız ve Aşılar – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN

h i kahramanSağlığımız ve Aşılar – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN Bakterıyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

Son yıllarda aşılarla ilgili zıt fikirlerle çok karşılaşmaktayız.Aşıların faydalı olmayıp bazı kronik hastalıkların sebebi olduğuna kadar giden iddialar bunlardandır. Bu sebeple koruyucu çocuk aşılarını bile reddeden insanların olduğunu basın-yayın kuruluşlarının haberlerinden okumaktayız.

Günümüzde her bilginin kolayca yayılabilme özelliği sebebiyle doğru veya yanlış olduğuna bakılmaksızın kontrolsüz bir bilgilenme ile karşı karşıyayız. Temel bilgilerdeki yetersizlik durumunda, bu bilgilerin yanlış yorumlanması sebebiyle, bazı insanlar yanlış davranışlar gösterebilmektedir. İşte aşı konusu da bunlardan biridir.

Aşıların bulunması ve uygulanması tıp tarihinde devrim özelliği taşıyan bir gelişmedir. Aşılanmanın getirdiği bağışıklık, özellikle bulaşıcı bazı enfeksiyon hastalıklarına karşı, halk sağlığı alanında çok önemli ileri imkanlar sağlamıştır. Aşılar, çiçek, çocuk felci, kızamık gibi çok bulaşıcı olduğu için salgınları ile korkutucu olan, ölüm ve sakatlıklar bırakan; kuduz, tetanoz gibi dehşetli ızdırapları ve acılar içinde ölümlere sebep olan hastalıklarla mücadele ve korunmada önemli imkanlar sağlanmıştır. İnsanlar için tehlikeli, tıp adamları ve tüm sağlık hizmeti çalışanları için korkutucu olan bu ve diğer bazı hastalıklar aşılar sayesinde günümüzde sorun olmaktan çıkmıştır.

7Oca/200

KASIM SÜLEYMANİ’NİN ÖLDÜRÜLMESİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sKASIM SÜLEYMANİ’NİN ÖLDÜRÜLMESİ – Ruhittin SÖNMEZ

Kasım Süleymani çoğu yorumcuya göre İran’ın ikinci adamı sayılıyordu. Süleymani ve İran’ın Irak'ta oluşturduğu Haşdi Şabi örgütünün ikinci adamı ABD füze saldırısı ile öldürüldü. Bu olay zaten karışık olan Ortadoğu dengelerini bir kere daha değiştirdi. Bir İran/ABD savaşı hatta üçüncü dünya savaşı ihtimali üzerinde tartışılıyor.

Kasım Süleymani İran'ın, Irak, Suriye, Lübnan ve Afganistan'daki askeri operasyonlarını yöneten Kudüs Gücü Komutanı idi. Buralarda ABD’ye ciddi sıkıntılar yaşattı.

Haşdi Şabi örgütünün organizasyonuyla, Bağdat'taki Amerikan Büyükelçiliği basılmış ve ateşe verilmiş olması ABD için aradığı bahaneyi verdi. 10 kilometrekarelik "yeşil bölge"nin ortasında bulunan kale gibi korunaklı Büyükelçilik binasının basılması, ABD için gurur kırıcı bir olaydı.

ABD belki de iç politikasının belirlediği bir zamanlama ile (Trump’ın azledilme sürecinde güç kazanma amacı ile) bu sert karşılığı verdi.

Kasım Süleymani’nin öldürülmesi karşısında Türkiye’de tepkiler tereddütlerle dolu ve çok çelişkili oldu.

ABD’nin bu eylemini “İran’ın egemenlik haklarına saldırı” sayarak, “bu saldırıyı meşru görürsek, yarın işine yaramadığı zaman Türkiye’nin Genelkurmay Başkanı veya başka üst görevlerde bulunan birine suikast düzenlemesini de meşru mu sayacağız? diye düşünenler de var..

“Süleymani Türk ve Türkiye düşmanıydı” deyip sevinenler de..

“Konuyu Şiilik-Sünnilik açısından değerlendirenler” de var.

Arslan Bulut gibi “Meselenin Şiilik-Sünnilik açısından görülmesi, Amerikan saldırısını desteklemek anlamına gelir. Oysa İran Türkiye'nin komşusudur ve İran halkının yarısı Türk'tür. İran'a yönelik büyük bir Amerikan saldırısı, aynı zamanda Türklere yönelik bir saldırı demektir. Konuya Türklük açısından baktığınızda durum budur” diyenler de..

Hangi açıdan bakarsak bakalım, olayın Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) içinde bir parça olduğunu asla unutmamalıyız. Bu olaydan sonra ABD’nin Irak’a iyice yerleşeceği ve BOP’un İran ayağının uygulanması sürecinin başlayacağı kanaatindeyim. Yani İran artık Irak ve Suriye benzeri gelişmelerle parçalanmaya çalışılacak.

Fakat İran köklü bir devlet geleneği olan, daha gelişmiş bir ülke. Yani kolay lokma değil. İran’ın Suriyeleşmesi çok daha sancılı olacak. Türkiye de bu sancıdan etkilenecek.

5Oca/200

2019 yılına veda ederken – Mesut UĞUR

mesut uğur2019 yılına veda ederken – Mesut UĞUR 31-12-2019

Kıymetli dostlar,

Yıl sonu veda yazısı yazma alışkanlığımı sürdürmek için beynim aralık ayı başından beri telkinde bulunuyor. 2019 yılı nasıl geçti, neler yeni yazacağım yazının içinde olmalı diye genelde araç kullanırken aklıma geliyor. 2019 yılı film şeridi gibi gözümün önünden akıp gidiyor. Aklıma gelenleri unutmadan yazmalıyım diye kendi kendime telkinde bulunuyorum. Öncelikle 2018 vedası için yazdığım yazıyı bir okuyayım dedim. Tabiri yerindeyse 8 sayfa döktürmüşüm. 2018 yılı için güzel bir kayıt olmuş. 2019 bana neleri öğretti? Daha önce öğrendiklerimden değişenler oldu mu? Ben bildiklerimi istediğim şekilde paylaşabildim mi? Değişim ne kadar basit ne kadar zor? Ülkemizin içinde bulunduğu durumla alakalı ve dünyadaki gelişmeleri takip etmek için seminerlere, çalıştaylara, kongrelere, fuarlara katıldım. Literatür okudum. Yazılı, görsel ve sosyal medyayı izledim. Bunları irdelemeden önce bana kritik düşünmeyi öğreten Prof. Dr Frederic Vester’den bahsetmek isterim.

Prof. Vester geliştirdiği düşünme tekniği ağ düşünme tekniğidir. Almancası Vernetztes Denken, İngilizcesi Network Thinking dir. Bu tekniği öğrenenler yaptıkları bir işin başka işlere nasıl etkisi olabilir, etkileşimi nedir öğrenirler. Prof Vester bu düşünme tekniğini öğretmek için kişisel bilgisayarda çalışan “ECOPOLICY” diye sibernetik strateji oyunu geliştirmiştir. Hayatımda aldığım 3 bilgisayar oyunu budur. Önce MS-DOS işletim sisteminde çalışan sürümünü almıştım. Windows işletim sistemi çıkınca Almanca sürümünü aldım. Sonra çevremdekiler Almanca bilmiyor diye İngilizce sürümünü aldım. 1990 ların başında bu oyunu Türkiye’deki siyasilere ve bürokratların eğitimi için kullanma hedeflerim vardı. Ama kurduğum işler profesyonel yönetici eğitimiyle alakalı olmadığı için bu hayalim gerçekleşmedi. Kendi yaşamımda dünyayı değerlendirirken ağ olarak düşünme tekniklerinden çok istifade ettim ve halende etmekteyim. Bu beni sanırım faklı yapıyor. Birçokları beni müzmin muhalif olarak görebilirler. Oysa benim amacım muhalefet yapmak değil; yapılan eylemlerin daha farklı nelere nasıl etki edeceğini göstermektir. Tabi bu muhakemeleri yapmak için insanın belirli ölçüm mesnetleri olmalı. Bir örnekle anlaşılır şekle getirmek istiyorum: İGDAŞ’ın sloganı “Gökyüzüyle arkadaş”. Bundan kasıt havayı kirletmiyor demek. Doğalgaz diğer fosil yakıtlara göre daha az emisyon çıkarsa da sonuçta fosil yakıt. Karbon içerir, kükürt içerir.

1Oca/200

KANLI NOEL – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mcç ayhan katırcıkaraKANLI NOEL - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Rumların 56 yıl önce(1963) Kıbrıs Türk Alayı doktorlarından Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet Hanım, çocukları Murat, Kutsi ve Hakan’ı adadaki evlerinde şehit edilmişlerdi. Öyle ki Yunan Enosis militanlarınca Kıbrıslı Türklerin evleri basıldığında çocuklar bile saklandıkları banyoda kurşuna dizilerek katliama uğramışlardı. Bunun için her Aralık ayı sonu bu katliamın yıldönümüdür. Maalesef Rum militanlar bu saldırılarıyla Kıbrıs Adasını, Girit’teki taktiklerini uygulayarak Türk halkını soykırıma uğratacak, adının tümüne sahip olacaklardı. Hala da bu taleplerinden vaz geçmiş değiller.

31Ara/190

ALLAH’LA İLETİŞİMİN ARACILARI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sALLAH’LA İLETİŞİMİN ARACILARI – Ruhittin SÖNMEZ

Genel olarak, İslam’ın indiği coğrafyada cahiliye döneminde insanların çok sayıda putlara taptığını, İslamiyet’ten sonra çok tanrılı inanıştan tek ve yüce bir tanrı inancına geçildiği kanaati yaygındır.

Oysaki Prof. Dr. Mehmet Azimli’nin “Cahiliyye’yi Farklı Okumak” adlı eserinde belirttiğine göre;

Müşrikler de Allah kelimesini “yeri göğü yaratan” anlamında kullanıyordu. İslam öncesi bazı Arap şiirlerinde “Allahu ekber / Allah en büyüktür” denilmiştir. Ya Allah, Allahümme, Rahman gibi tabirleri kullanıyorlardı. Bir “Yüce Tanrı” inancına sahiptiler.

Cahiliyye döneminde Mekke’deki nüfusun büyük çoğunluğunun Allah inancı vardı. Onların Allah inancındaki sorun, Allah ile iletişim sorunu idi. Allah ile aralarına aracı varlık dedikleri putları koyuyor, bunların Allah’a yaklaştırıcı varlık olduğunu söylüyorlardı.

Yani Allah’ı gökte ve en büyük ilah kabul etmelerine karşın, makam ve mevki olarak O’nun altında gördükleri başka ilahları da vardı. Allah çok yüce, aşkın ve erişilmez olduğu için bu aracı ilahlar vasıtasıyla ona yaklaşacaklarını söylüyorlardı. Allah ile birlikte başka ilahlar da kabullendikleri için “ortak koşan” anlamında MÜŞRİK kelimesi ile nitelendirildiler.

Müslümanlar ile müşrikler arasındaki çatışmanın sebebi Bakara 170’de şöyle açıklanıyor: “Ne zaman onlara (Müşriklere): 'Allah'ın indirdiklerine uyun' denilse, onlar: 'Hayır, biz atalarımız neye uyduysa biz ona (geleneğe) uyarız' derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?”

28Ara/190

Mehmet Âkif Ersoy’un Ölüm Günü Münasebetiyle – Doç. Dr. Süleyman COŞKUNER

süleyman coşkuner

Mehmet Âkif Ersoy’un Ölüm Günü Münasebetiyle - Doç. Dr. Süleyman COŞKUNER

Doğum tarihi: 20 Aralık 1873, İstanbul-
Ölüm tarihi ve yeri: 27 Aralık 1936, İstanbul)

Mehmet Akif Ersoy'a cenaze töreni bile çok görülmüştü.

Mehmet Akif’in Cenaze namazına bir hukuk fakültesi öğrencisi iken katılan Prof. Dr. Sulhi Dönmezer  5 Ocak 1987 de Tercüman gazetesinde  “ Akif’in Cenaze Töreni” başlıklı yazısında o günü şöyle anlatacaktı :

‘…O zamanların ülkemizde egemen tek partinin otoriter düzeni içinde kimse idare ile çelişkiye düşmek istemediği için basında Mehmet Akif’in yurda dönüşü ve hastalığının seyri hakkında pek fazla haber yayınlanmazdı….

Bizler alana geldiğimizde, namaz saatinin yaklaşmış bulunmasına rağmen bir tabuta rastlamadık, hep birlikte bekliyoruz. Birden lokantanın ön kısmını bir cenaze otomobilinin geldiğini gördük, iki kişi üzerine örtü dahi konmamış bir tabutu indirdiler. Yoksul bir fakirin cenazesinin getirildiğini düşünerek bir kısım arkadaşlar yardıma teşebbüs ettiler. Fakat tabutun Mehmet Akif'e ait bulunduğu anlaşılınca bir anda yüzlerce genç ağlamaya başladı. …Gençler hemen Emin Efendi Lokantasının bayrağını alarak tabutun üstüne örttüler.

Sonra merhumun bir kısım arkadaşları gelmeye başladı ama ne vali, ne belediye reisi ve ne de tek partinin zimamdarlarından hiç kimse ortalarda yoktu.”

24Ara/190

DOST VE DOSTLUK ÜZERİNE – Dr. Şahin CEYLANLI

şahin ceylanlıDOST VE DOSTLUK ÜZERİNE - Dr. Şahin CEYLANLI

Dostu kısaca, sevilen ve güven duyulan, çok yakın kişi veya iyi ilişki içinde olan, dürüstlüğü kendine şiar edinen, erdem sahibi kimse olarak tarif edebiliriz.

Hayatta parayla, pulla, bir takım menfaatlerle satın alınamayacak en değerli şey; derdinizi kendi derdi gibi gören dosttur. Gerçek dost, yanlış yaptığınızda sizi uyaran ve sonrasında da sizi koruyan kişidir. Yaşadığımız hayatın hangi döneminde olursa olsun mutlaka bir dost ile karşılaşırsınız. Türkiye’nin pek çok yöresinde, insanlar muhtelif zamanlarda, diğer insanlarla değişik isimler altında kardeşlik bağları kurmuşlardır. Bu bağların en önemlilerinden birisi “ahretlik “ bağıdır. Bu söz konusu bağ, dost anlamında özellikle hanımlar arasında telaffuz edilmektedir. Günümüzde yok denecek kadar azalan ahretlik, ölüme kadar uzanan bir dostluk bağıdır.

23Ara/190

Erken çocuklukta oyunun önemi-1 / Rüyam Alankuş KARGILI

profileErken çocuklukta oyunun önemi-1 / Rüyam Alankuş KARGILI

Oyun çocuğun en ciddi işidir." der Montaigne. Bizim için duygusal bağlarımız, iş hayatımız,ekonomik bağlantılarımız hatta dini inançlarımız ne anlam ifade ediyorsa çocuk içinde oyun ortamı aynı maddi ve duygusal yoğunluğu içeriyor diyebiliriz. Çocukların oyun oynarken size anlamsız gelen noktalara aşırı tepkiler vermeleri aslında bu durumun göstergesidir. Oyun çocuğun en büyük işidir. Oyun, çocuğun zihinsel, bedensel ve sosyal gelişimini hızlandıran en önemli faaliyetlerden bir tanesidir.Çocuklar, yaş dönemlerine göre öncelikle beş duyularını kullanabilecekleri oyunlarla başlarlar.

20Ara/190

PROVOKASYON MU, PİŞMAN MI OLDU, KORKTU MU? – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sPROVOKASYON MU, PİŞMAN MI OLDU, KORKTU MU?  - Ruhittin SÖNMEZ

Şimdi benim de içinde bulunduğum bir grup arkadaşıma sosyal medya üzerinden yapılan tehdit ve hakaretin hikâyesini anlatacağım.

İstanbul Belediye seçimlerinin hemen öncesiydi. Millet İttifakı'nın İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu'na destek veren bir grup arkadaşımız, 'Demokrat Ülkücüler' imzalı bir bildiri ile görüşlerini kamuoyu ile paylaştılar. Bu bildiriye Kocaeli’den kamuoyunun çok yakından tanıdığı üç saygın arkadaşımız, Ahsen Okyar, Zekai Kahyaoğlu, Halil Konuşkan ve ben imza verdik.

Bu bildirinin açıklanmasından sonra, Ahmet Yiğit Yıldırım adına kayıtlı Twitter hesabından, bizim isimlerimizin de bulunduğu, içinde çok sayıda değerli ismin yer aldığı bir liste “hainler listesi”  tanımlamasıyla yayımlandı.

Devamında da, bu listede bulunanlar şu ifadelerle tahkir ve tehdit edildi:

“Milliyetçi- Ülkücü hareketin ismini kullanarak pkk işbirlikçilerine destek arayan bu HAİNLERİ unutmayacağız. YA TAM SUSTURACAĞIZ, YA KAN KUSTURACAĞIZ.”

Yetmedi.

Aynı şahıs, aynı hesaptan ve aynı tarihte ikinci bir tweet mesajında da hakaret ve tehditlerini sürdürdü:

Sözcü Gazetesinde yayımlanan bir haber resminin üzerine,  “Kendisini ülkücü olarak tanımlayarak PKK SEVİCİ EKREM PAPAZOĞLU’NA destek arayanlar er ya da geç ÜLKÜCÜ ADALETLE TANIŞACAKTIR. Demokrat Ülkücüler adı altında namussuzluğa imza atanların sonu bellidir. Çakallara haddini bildiren Bozkurtlara bin selam…” yazarak paylaştı.

Bu paylaşımın altında verilen resimde, “İYİ Parti’nin kurucularından Metin Bozkurt İstanbul’un Beylikdüzü ilçesinde 8 kişilik bir grubun saldırısına uğradı” metni ve saldırıya uğrayan Metin Bozkurt’un darp edilmiş, kan revan içindeki hali vardı.

Yani şahıs bu cümlelerle aynı zamanda işlenmiş olan suçu ve suçluları alenen övdü.

Bu hakaret, tehdit ile suçu ve suçluyu öven ifadelerin yayımlanmasından iki gün sonra da 22 Haziran 2019’da, şüphelinin “hainler listesi” diyerek tehdit ettiği listede yer alan isimlerden biri daha (Zihni Pamukçu) saldırıya uğradı.

17Ara/190

GÜÇLÜYE AYRI ZAYIFA AYRI TAVIR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sGÜÇLÜYE AYRI ZAYIFA AYRI TAVIR – Ruhittin SÖNMEZ

Yıllar önce bir grup işadamı ile iş toplantısı yapmak üzere gittiğimiz şehirde, turistik hediyelik eşyalar satan bir dükkâna girdik. İşadamı olan arkadaşlarımızın hepsi hali vakti yerinde insanlardı. Ama dükkândan aldıkları birkaç yüz liralık eşyalar için sıkı pazarlık yaptılar, belli miktarlarda indirim yaptırdıktan sonra bu hediyeleri satın aldılar.

Oysaki aynı işadamları ile birlikte yediğimiz iş yemeklerinden sonra, oldukça yüksek meblağlarda ücret yanında garsonlara, hediyelik eşya satan dükkânda yaptırdıkları indirimlerden kat kat fazlasını, cömertçe bahşiş verdiklerine şahit olmuştum.

Bu “psikolojiyi” yansıtan tavırları, farklı kesimlerde, sık sık gözlemliyoruz. Açık pazarda birkaç kilo sebze veya meyve aldığı köylü ile kıyasıya pazarlık yapıp, bir iki lira indirim yaptırmaya çalışan bazı kişilerin çok lüzumlu olmayan lüks tüketim harcamalarına şahit oluruz. Aynı kişilerin lüks bir kuaförde, pahalı bir restoranda bir defada bu köylünün aylık geliri kadar ödeme yaptığını ve üstüne de cömert bahşişler verdiklerini görürüz.

Bu tavır, zayıf olana karşı gücünü hoyratça kullanırken, güçlüye karşı alttan alan ve hatta O’na yaranma gayretkeşliğine dair davranışlarla tam bir benzerlik gösteriyor.

Kamu kurumunda veya özel bir şirkette çalışan amir durumundaki kişilerin astlarına karşı anlayışsız, acımasız, aşağılayan bir üslubun sahibi olduğu halde, kendi üstlerine karşı son derece yumuşak, saygılı ve takdir edici bir üsluba büründüklerine dair örnekleri hepimiz görmüşüzdür.

Benzeri tavırların sahiplerine siyasi yapılarda da, devletin üst kademelerinde de bolca rastlarız. Hatta buralarda olağan sayılan bir davranış biçimi olan bu örneklerden daha da ilerisine, bir şahsiyetsizlik derecesine düşmüş örnekler de oldukça çoktur.

Adam kendilerine hizmet ederken yere göğe sığdıramazlar. Her türlü övgüyü esirgemedikleri gibi, en şerefli makamları layık görürler. Yolları ayrılır ayrılmaz aynı adamı aşağılamak, lekelemek, hakaret etmekte beis görmezler.

Adamın ikbal günlerinde, kapısındaki köpeğinden daha sadık olduğunu göstermek için her türlü yalakalığı yaparlar. Aynı kişi makamdan aldığı gücünü kaybettiğinde ilk hakareti, ilk suçlamayı onlar yapar ve ilk tekmeyi onlar vururlar.

Devlet gücünü kendi vatandaşına karşı hoyratça kullanan, onların hak, hukuk, özgürlük taleplerine karşı sert ve cimri olan muktedirler, kendilerinden daha etkili iç ve dış güçler karşısında son derece mülayim, uzlaşmacı ve bonkör bir tavır gösterirler.

Oysaki ahlaki olan davranış şekli güçlü olanın değil, haklı olanın yanında olmak ve onu desteklemektir.

Oysaki dürüst olan kişilerin siyasi konumuna göre değil, ilkeler ve kurallara uyumu ile ürettiği iş ve hizmetlere göre değerlendirmektir.

Oysaki iyi yönetici ve lider olmak, kendine bağlı kurumların verimli çalışmasını, kuralların uygulanmasını, her türlü eylem ve işlemlerin ana kriterinin kamu yararına olmasını sağlamayı gerektirir.

15Ara/190

İNOSAM; "Dindar Nesil Projesi" Niçin Çöktü!.

indirNisan 2018 itibariyle Genç Demokratlar Vakfı statüsünde kurulan “İnovatif stratejik Ar-Ge Merkezi” (İNOSAM) tarafından düzenlenen "Dindar Nesil Projesi" Niçin Çöktü!" başlıklı Yuvarlak Masa Toplantısı İstanbul Ootte otelde gerçekleştirildi.

İNOSAM Başkanı Gürkan Avcı tarafından yönetilen oturum yurtdışı ve şehir dışından katılan uzman ve akademisyenlerin iştirakiyle gerçekleşti. Toplantı nihayetinde DESAM Genel Sekreteri Dr. Hasan Türkeli tarafından sunulan özet rapor bilgilerinize saygıyla takdim olunur.

13Ara/190

İNANAMADIĞIMIZ RAKAMLAR VE SAKLANAN GERÇEKLER – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sİNANAMADIĞIMIZ RAKAMLAR VE SAKLANAN GERÇEKLER – Ruhittin SÖNMEZ

Artık TÜİK’in, Hazine ve Maliye Bakanı’nın ve diğer kamu kurumlarının verdiği rakamlara inancımız kalmadı. Verdikleri rakamların “makyajlanmış, hesaplama yöntemi değiştirilmiş, oynanmış, kısmen örtülmüş” gibi sıfatlarla anılmasına alıştık. Rakamlarla o kadar çok oynadılar ki, en temel ekonomik göstergelerin gerçekten neyi ifade ettiğini anlamak için uzmanlar ciddi çabalar gösteriyor.

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, Kişi Başı Milli Gelir, Enflasyon, İşsizlik, İç ve Dış Borçlar gibi temel göstergelerin son 17 sene içinde nereden nereye geldiklerini mukayese için uzmanlık gerekiyor. Çünkü çıplak gerçeğe ulaşabilmek için öncelikle rakamların üstündeki ağır örtüleri kaldırmak zorunlu.

Halkımızın çıplak gerçeği öğrenmesi için bu örtüleri kaldırmayı görev edinmiş birkaç ekonomi yazarımız var. Ben bunların teknik açıklamalarını bir yana bırakıp sadece vardıkları sonuçları paylaşacağım.

Bazı rakamların ise Türk Milletinden gizlenmesine ve “ticari sır” gibi gerekçelerle vatandaşlarımızda saklanmasına da alıştık. Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) veya Yap-İşlet- Devret yatırımlarının gerçek maliyeti bu projelerin yükünü çeken vatandaşlarımıza açıklanmıyor.

Ancak çoğu zaman yorganın altından çıkan ayaklar gizlenenleri ele veriyor. Uzmanlar satır aralarına gizlenen bilgilerden, siyasetçilerin ağzından kaçırdıklarından ve diğer verilerle çapraz ilişkilerinden önemli gerçeklere ulaşıyor.

İşte bunlardan bazıları…

12Ara/190

YÖNETMEN İSMAİL GÜNEŞ VE ORHAN GENCEBAY’IN ANLATTIKLARI – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2YÖNETMEN İSMAİL GÜNEŞ VE ORHAN GENCEBAY’IN ANLATTIKLARI - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

İsmail Güneş; Film Yönetmenleri Derneği 2. Başkanı ve Sinema Eser Sahipleri
Meslek Birliği Başkanı. Çok sayıda beyaz perdeye yansıyan filmleri oldu; Ateşin
Düştüğü Yer, The İmam, Gün doğmadan, Beşinci Boyut, Ateş Böceği, Gülün Bittiği
Yer ve Kimsesiz Zaman Tasvirleri hemen akla gelenlerden bazıları.

1961 Samsun Doğumlu yönetmen İsmail Güneş’in en dikkat çekici filmi ise sözde
Ermeni soykırımını anlattığı Kervan 1915 oldu. Filmin mesajı da “biz soykırım
falan yapmadık” idi. Bir defa gösterildi. Sonra geri çekildi. Oysa evrensel boyutu
olan ilginç bir senaryosu ve sinema tekniği vardı. Maliyeti de 24 milyona varan
önemli bir meblağdı. Sebebi yorumculara göre siyasi olarak tescillendi. Çünkü
Ahmet Davutoğlu döneminde çekilmişti film. Bu filmin mutlaka yeniden vizyona
girmesi gerekiyor. Bu yasaklama zihniyeti artık çok geride kalmalı. Kervan 1915
filmi için Hükümeti ziyaret eden sinemacılara yetkililer “Sinema salonlarına
müdahale edemeyiz!” diye cevap vermişler! En büyük sıkıntı önce sinema
salonları, sonra da sinemada 5 milyon azalan seyirci olarak görünüyor.

Ne oldu Kemal Tahir’in Yorgun Savaşcı adlı romanından sinemaya uyarlanarak
Halit Refiğ tarafından çekilen filmi? 12 Eylül Darbe yönetimince yakıldı. Peki kim
kazandı? Hiç kimse.. herkes zarar etti. Ama hala Yorgun Savaşcı konu ediliyor ve
hatırlanıyor. Dolayısıyla Kervan Filmi de yeniden vizyona sokulmalıdır.

İsmail Güneş’i yıllardır ismen tanıyordum. Son yıllarda bazı sinema konulu
toplantılarda daha yakından tanıma fırsatım oldu. Yüz akı bir sinema yönetmeni.

6Ara/190

KANAL İSTANBUL KİMİN YATIRIMI? – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sKANAL İSTANBUL KİMİN YATIRIMI? – Ruhittin SÖNMEZ

Kanal İstanbul projesinin telaffuz edilmeye başladığı 2011 yılından beri hep “ekonomik tetikçilerin” Erdoğan’ı ikna etmesiyle gündeme geldiğini düşündüm. (Kanal İstanbul yerine Türkçe dil kurallarına göre İstanbul Kanalı demek doğrudur.)

Ancak ekonomik tetikçilerin bağlı olduğu devletin hangi saikle bu projeyi kabul ettirdiğini anlamakta güçlük çekiyordum. “Ülkemizin başına büyük sorunlar açacağı aşikâr olan, kıt kaynaklarımızı tükettirmeye yönelik bu girişimin arkasındakilerin” gerçek niyetini anlayamıyordum.

Çoğu kimse gibi, ben de olayı ekonomik açıdan, deprem riski, ekolojik denge, etrafında oluşacak yeni şehirleşme ile yaratılacak rant vb hususlar açısından düşündüm.

Var olan doğal suyolundan Montrö Sözleşmesi gereği serbestçe geçen ticari gemiler neden para ile Kanal İstanbul’dan geçiş yapmak istesin? Daha dar bir kanala, üstelik de ücretli geçişe zoraki yönlendirme şansımız olmayacağına göre, bu kanal yatırımı Osmangazi Köprüsü gibi verimsiz bir yatırım olarak kalmaz mıydı?

Trakya’yı kuzeyden güneye bir kanalla böldüğünüz zaman, iki kara parçasının irtibatını sağlamak için köprüler vd ciddi altyapı yatırımları ihtiyacı çıkacaktı. Jeofizik ve zirai açıdan birçok uzmanın aleyhe açıklamaları da ortadaydı.

Bütün bunlara ve yaşadığımız ekonomik sıkıntılara rağmen maliyeti 75 milyar TL olduğu söylenen bu projenin savunulmasını anlamak mümkün değildi.

Gerçi projeyi savunan ekonomiden sorumlu bir bakan değil, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu oldu. Çavuşoğlu "Kanal İstanbul'a kazmayı vurduğumuz zaman, dünyada denizcilik ve ulaşım bakımından tarih değişecek, dönüm noktası olacak" dedi.

Gerçekten dünyada Panama Kanalı, Süveyş Kanalı gibi kanal projeleri “dünyada denizcilik ve ulaşım bakımından dönüm noktası” olmuşlardı. Ama bu kanalların alternatifi yoktu, yepyeni ve ekonomik gemi güzergâhları yaratmışlardı. Oysa bizim doğal İstanbul Boğazımızın yakınında yapılacak Kanal İstanbul ekonomik bir suyolu yaratmayacak.

İşte bu ve benzeri sebeplerle Kanal İstanbul için akla uygun ekonomik bir gerekçe bulamıyordum. Tek ekonomik gerekçe, yaratılacak müthiş arsa ve inşaat rantına konma ihtirası olarak kalıyordu. Böyle bir rant için devletimizi yönetenlerin İstanbul’a ve Türkiye’ye ihanet etmeyeceğine inanmak istiyordum.

Fakat ben değerlendirmelerimde hep ticari gemileri dikkate alıyordum. Oysaki meselenin bir başka ve belki de daha önemli boyutu savaş gemilerinin geçişi idi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun açıklaması belki de Boğaz’dan geçişleri düzenleyen 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesinin değişebileceği veya iptalinin söz konusu olabileceğinin işareti olabilirdi.

3Ara/190

ORTODOKS VARŞOVA PAKTI VE KATOLİK NATO İLE RUSYA – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2ORTODOKS VARŞOVA PAKTI VE KATOLİK NATO İLE RUSYA - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Dersaadet Platformu her ayın son Cumartesi günü Üsküdar Uncular Caddesi’ndeki lokalde sabah kahvaltılı bir konuşmacıyı konuk eder. Daha önceleri yerel yöneticilerin görüşlerinin yansıtıldığı şehir ve kültür çerçevesindeki sohbetler, zaman zaman gündemle alakalı konuları da kapsıyor. Değerli Mehmet Kamil Berse’nin yönettiği toplantıda bu defa konuşmacı Çarlık Rusyası konusunda uzman ve yıllarca bölgede kalmış İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlyas Topkasal idi. Kendisinden çok uzun bir zaman dilimini kapsayan ve günümüze kadar uzanan Türkiye-Rusya arasındaki gelişme ve ilişkilerini dinledik.

Böylesi konuları çok ehemmiyetli ve hassas bir duyarlılıkla değerlendiren merhum Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ile sohbetimizde bir Rus Çarı’nın Hristiyan bir Tatar Türkü olduğunu söylediğinde şaşırmıştım. Bu sohbette bunun ipuçlarını verdi Sayın Prof. İlyas Topsakal.