Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım… Şikayet edeceğine sen de alternatifini oluştur.

ahsen okyar
20Nis/24Kapalı

BAYRAMIN ARDINDAN… – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrakBAYRAMIN ARDINDAN… - Seyfettin KARAMIZRAK
Eski bayramların özlenen tadını vermese de, bu yılki bayram yine de birçok mutluluğu birlikte yaşamamıza vesile oldu. Geçici olsa da çekirdek aileleri birleştirdi. Torun, dede, nine,
akraba ve dostları bir araya getirdi. Özlemlerin hüznü, sevince dönüştü. Değerli duygular paylaşılarak huzurun tadına varıldı. Ramazan ayında topladığımız güzel hasletleri bir nebze birlikte paylaştık.
Hele yalnızlıktan bunalan yaşlılarla cıvıl cıvıl torunların kavuşması tadına doyulmaz bir durumdu. Az da olsa çocukların şeker toplaması, büyüklerin harçlık dağıtmaları da
unutmaya yüz tutmuş mutluluk kırıntılarıydı doğrusu.
Bunlarla birlikte akrabaların, arkadaşların ve komşuların buluşması, yemeklerin topluca yenilmesi de ayrı bir huzur paylaşımıydı.

19Nis/24Kapalı

HAYRETTİN NUHOĞLU VE İYİ PARTİ’DE GELİŞMELER – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sHAYRETTİN NUHOĞLU VE İYİ PARTİ’DE GELİŞMELER - Ruhittin SÖNMEZ
Nokta TV’de yaptığım Geniş Açı programının konuğu bu hafta Hayrettin Nuhoğlu idi. Çünkü son günlerde siyasetin en dikkat çekici konusu İYİ Parti’deki gelişmeler idi ve bu gelişmeleri en iyi yorumlayabilecek yetkin kişilerin başında Hayrettin Nuhoğlu geliyor.
Hayrettin Nuhoğlu genç yaşlarından beri siyasetin içinde olan tecrübeli bir siyasetçi. İYİ Parti hareketini başlatan ilk birkaç isimden biri. İYİ Parti’nin programını hazırlamada görev yaptı. Partinin tüzüğünü yazan (ben, Tolga Akalın ve Günay Kodaz’ın da içinde bulunduğu) 22 kişilik tüzük
komisyonunun da başkanı idi. İYİ Parti’nin ilk Başkanlık divanında (Genel Başkan Yardımcısı statüsünde) Genel Muhasip idi. 27. Dönem İstanbul milletvekili olan Nuhoğlu halen Genel İdare Kurulu (GİK) üyesi.
31 Mart 2024 Yerel Seçimlerinden sonra İYİ Parti lideri Meral Akşener partisinin oy kaybının sorumluluğunu üstlenerek 27 Nisan’da Olağanüstü Kurultay yapma ve bu kurultayda aday
olmama kararı verdi.
Seçim başarısızlıklarından sonra parti liderlerinde görmeye alışık olmadığımız bir tavırdı bu. Bu karar her kesimi ilgilendiriyor. Çünkü İYİ Parti’nin varlığı ve yokluğu Türk siyasetindeki dengeleri tamamen değiştirebilecek bir olgu.
Mayıs 2023’te yapılan Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra seçimin kaybedenlerinin başında gelen CHP’nin, örgütleri ve seçmeninde de müthiş bir moral bozukluğu yaşanmıştı.
CHP Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası kongre yaptı ve tekrar aday olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yerine Özgür Özel Genel Başkan seçildi.
Cumhuriyet tarihimizde (Bülent Ecevit’in İsmet İnönü’ye karşı seçilmesi hariç) pek rastlanmayan böyle bir değişim sonrası, CHP 31 Mart Yerel Seçimlerinde büyük bir başarı kazandı. Yüzde 25’lik cam tavanı kırıp yüzde 38’e yakın bir oyla birinci parti oldu. Türkiye ekonomisinin yüzde 70’ini üreten il ve ilçeleri yönetir hale geldi.

16Nis/24Kapalı

İYİ PARTİ VE AK PARTİ’DE DEĞİŞİM ŞART – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

İYİ PARTİ VE AK PARTİ’DE DEĞİŞİM ŞART - Ruhittin SÖNMEZ
İdeoloji partileri hariç, partilerin sadık seçmen kitlesi genellikle lideri için oy verir. Seçmen, partisinin
“karizmatik liderine” çok geniş bir kredi açar ve bu aşamada çok sayıda hatasını görmezden gelir.
Bu durum zaman içinde parti liderlerini birer “seçilmiş kral” haline getirir. Liderin konumu ve gücü tartışılamaz hale geldiğinde “parti içi demokrasi” söylemleri lafta kalır.
Liderin her kararı, O’nu denetlemesi gereken partinin organları tarafından, “hikmetinden sual olunmaz” anlayışı ile kabul edilir. Zaten parti içindeki siyasi gücü dengelemesi ve denetlemesi gereken organların üyeleri de bizzat lider tarafından belirlendiği için bu durum yadırgatıcı değildir.
Karar Gazetesi’nde Semra Alkan’ın köşe yazısında belirttiği gibi bu aşamaya gelen partilerde “nevrotik bir örgüte doğru dönüşme eğilimi başlayabilir.” Yani bu partilerde “yaratıcılık yerine ya da değer katan ekipler yerine örgüt içinde ‘iç çekişmeler, çatışmalar, iletişim kopuklukları’ yaşanabilir.”
Semra Alkan “nevrotik örgüt belirtilerini AK Parti üzerinden örneklerle” anlatmış. Ben bu örnekleri son seçimin iki kaybedeni AKP ve İYİ Parti üzerinden anlatılabileceğini düşünüyorum.
Bugüne kadarki başarıların (ve son seçimdeki başarısızlığın) en büyük payı AKP’de R. Tayyip Erdoğan’a ve İyi Parti’de ise Meral Akşener’e aittir.

5Nis/24Kapalı

İYİ PARTİ VE MERAL AKŞENER – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

İYİ PARTİ VE MERAL AKŞENER - Ruhittin SÖNMEZ
31 Mart 2024 Yerel seçimlerine “hür ve müstakil” başka bir ifadeyle “özü başına” girme kararı alan İYİ Parti seçimden büyük kayıpla çıktı. 14 Mayıs 2023 Milletvekili Genel Seçimlerinde yüzde 9,9 oy alan İYİ Parti yerel seçimlerde yüzde 3,8 oy alabildi.
Sade bir vatandaş gözüyle bakınca, bana göre, oy kaybının sebebi seçim işbirliği yapılmamasından ibaret değil.
28 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Genel Başkan Meral Akşener’in konuşmalarında gelecek değil, hep geçmiş konu edildi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığında ısrar etmesi, altılı masada kendisine karşı bir nevi tuzak kurulmasının yani “Millet İttifakı’nın CB adayını 6 parti oy birliği ile belirleyeceğiz” diye yapılan mutabakata uyulmamasının Meral Akşener’de derin gönül kırıklığı ve
öfke yarattığı görüldü.
Bu duygularında haksız değildi. Ancak seçmen partilerin kendi içlerindeki ve birbirleriyle ilişkilerindeki olaylarla pek ilgilenmez. Seçmen geleceğe dair umut veren, heyecan veren ve devleti başarıyla yöneteceğine inandığı parti ve liderleri sever ve izler.
“Muhalefete muhalefet etmek” bir muhalefet partisine hiçbir şey kazandırmaz.
Son bir yılda, İYİ Parti Genel Başkanı, vatandaşa umut ve güven vereceğine, hırçın bir görüntü verdi.
CHP’nin sembol isimleri, iki büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’na karşı sert sözler ters etki yarattı. İstanbul ve Ankara’daki İYİ Partililerin neredeyse tamamının bu isimlere oy vermesine sebep oldu.

2Nis/24Kapalı

YUMUŞAK ATIN ÇİFTESİ PEK OLDU – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

YUMUŞAK ATIN ÇİFTESİ PEK OLDU - Ruhittin SÖNMEZ
Seçimden bir hafta önce yazdığım yazımın başlığı “SEÇİMİN KADERİ EMEKLİLERİN ELİNDE” ve son cümlesi “Yumuşak huylu atın çiftesi pek olur” idi.
Sessiz, sakin, mülayim ve uysal olan kesimlerin sinirlendiklerinde kendilerinden beklenmeyen şiddetli tepkiler verebileceklerini bu atasözümüzle hatırlatmıştım.
Dar ve sabit gelirli kesimlerin gelirleri hemen tamamı açlık ve yoksulluk sınırının altına düşmüştü.
Bunların içinde en kötü durumda olan emeklilerdi ve 16 milyon emeklimiz vardı.
Bunların çoğu Mayıs 2023’te AKP+ MHP’ye oy vermişti. Şimdi tavırları neden değişti?
Bu soru önemli. Çünkü AKP en düşük oy oranını gençlerden, en yüksek oy oranını da emeklilik yaşındaki seçmenlerden alıyordu. Bu seçimde muhtemelen en düşük oy aldığı yaş grubu emeklilerin yaş grubudur.
Çünkü Mayıs 2023’te “beka sorunu” olduğuna ve fakat yakın gelecekte ekonomik sıkıntılardan “Reis” sayesinde çıkacağına inandırılan bu kesim “aldatıldığını” gördü. Son seçimden bu yana geçen 10 ayda hayat pahalılığı dar gelirlileri / emeklileri silindir gibi ezdi. İktidar (Hazine tamtakır olduğu için) iyileştirici hiçbir önlem almadı / alamadı. Büyük çoğunluğu açlık sınırının ve asgari
ücretin altında ücret alan bu kesim sokağa çıkamaz oldu, adeta hayattan tecrit edildi.
Artık bardak dolmuştu, iktidara verilen kredi tükendiği gibi öfke ve “ders verme” duygusu yerleşti.
Demiştim ki, “Emekliler genellikle çalışma dönemlerinde iyi günler görmüş, yoksulluğu tatmamış insanlar. Bu yüzden emekliler ömür boyu yoksulluk içinde yaşayan, sosyal yardımlarla bağımlı hale getirilen kitlelere benzemezler.”
Elbette bu duyguya sahip olanlar sadece emekliler değildi. En yüksek ilk gelir grubundaki yüzde 20’lik bir kesim haricindeki herkeste az veya çok bu duygu oluşmuştu. Ancak en güçlü tepki emeklilerde idi. Ve her 4 seçmenden biri emekli idi.

29Mar/24Kapalı

RAMAZAN’DA SİYASİ AHLAK – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

RAMAZAN’DA SİYASİ AHLAK - Ruhittin SÖNMEZ
Uygar insanların ve inanmış Müslümanların “adalet, ahlak, eşitlik, kul hakkı” gibi kavramlarla özdeşleşmiş kişilikleri olması gerekir.
Adalet ve eşitlik talep etmeyen, ahlaksız bir dindarlık ve insanlık olabilir mi? “Kul hakkı” kavramını görmezden gelen bir hukuk sistemi veya dini inanca saygı duyabilir misiniz?
Ramazan ayında bu tür sorulara cevap arayıp duruyorum. Nokta TV’de yaptığım dini içerikli iki programımda konuk ettiğim Osman Oktay ve Doç. Dr. Banu Gürer’le sohbetlerimde de benzer sorular sordum.
Mübarek Ramazan ayının feyiz ve bereketinden anlamamız gereken ilk şey yaptığımız ibadetlerin ahlakımızı güzelleştirmesi olmalı.
Zira Hz. Peygamber “ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” diyerek İslam’ın temel amacını ortaya koymuş. Yani İslam’dan önce de güzel ahlaklı olanlar vardı, İslam bu güzel ahlakı daha da geliştirmek için gönderildi.
Oysaki toplumumuzda namaz, oruç gibi dini ritüelleri yapmanın dindar olmaya yeteceğine inananların oranı hayli yüksek. Ama bu çok değerli dini ritüellerin amacı güzel ahlakı beslemektir.
Bir Müslüman’ın en temel özelliği “güvenilir” olmasıdır. Hz. Peygamberin kendisine vahiy gelmezden önce sıfatı “Güvenilir Muhammed” (Muhammed-ül emin) idi. Oysaki, kendisine güvenilen, emin olunan insan olmayı başarabilenlerimizin oranı çok düşük. Toplumumuzun çoğunluğu sözüne güvenilmeyen, kendisine bir şey emanet edilemeyen, yalan söyleyen, aldatan, kandıran,
zulmeden bireylerden oluşuyor.
“Dosdoğru olması” emredilen bir ümmetin, “güvenilir” olması gereken Müslümanların “yaşadığı gibi inanmak yerine inandığı gibi yaşaması; verdiği sözlere sadık olması” gerekir. Ama yüzde kaçımız böyle?
Diyanet İşleri E. Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu bir araştırmadan bahsetmişti:
Araştırmada “Dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirir mi?” sorusuna cevap verenlerin yüzde 80’i “hayır, gerektirmez” cevabını vermiş. “Ahlaksız bir dindarlık” olabileceğini söyleyenlerin bu kadar yüksek oranlı olması vahimdir. “Bu soruya bir Müslüman ülkede “hayır efendim, bir insan dindarsa ahlaklıdır” denilmesi gerekirdi.”

26Mar/24Kapalı

SEÇİMİN KADERİ EMEKLİLERİN ELİNDE – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

SEÇİMİN KADERİ EMEKLİLERİN ELİNDE - Ruhittin SÖNMEZ
31 Mart 2024 yerel seçimine bir hafta kala en büyük belirsizlik şu: İktidar emeklileri ikna edebilecek mi?
Korkunç hayat pahalılığının en çok ezdiği kesim emekliler. İşçiler, köylüler ve diğer çalışanların durumu da hiç iyi değil. Ama bu kesimlere yapılan gelir artırıcı önlemler ve diğer sosyal yardımlar ile -durumları iyileşmediyse de- yoksullaşma hızı düşürüldü.
16 milyon emeklinin büyük çoğunluğu açlık sınırının ve asgari ücretin altında ücret alıyor.
Bu yıl en düşük emekli maaşı 10 bin lira oldu, açlık sınırı 16 bin lirayı aştı. Yoksulluk sınırı ise 53 bin liraya yakın. Asgari ücret 17 bin lira.
Kayıtlı seçmen sayısının yüzde 26,1’i emekli, yani kabaca her 4 seçmenden biri emekli.
Emekliler genellikle çalışma dönemlerinde iyi günler görmüş, yoksulluğu tatmamış insanlar. Fakat son yıllarda, özellikle Mayıs 2023 seçimlerinden bu yana derin bir yoksulluk içine itildiler. Eskiden asgari ücretin 1,5- 2 katı maaş alan emeklilerin maaşı asgari ücretin ve açlık sınırının altına düştü.
Bu yüzden emekliler ömür boyu yoksulluk içinde yaşayan, sosyal yardımlarla bağımlı hale getirilen kitlelere benzemezler.
Bundan önceki seçimlerde AKP en yüksek oyu yaşlı seçmenlerden alıyordu. Çoğunu emeklilerin oluşturduğu bu yaş grubu ilk defa kanaatkarlığın, şükretmenin son sınırına geldiler.
TV’de gördüğüm 80 yaşlarında bir hanımefendinin “Ramazan pidesi mis gibi kokuyor ama alamıyorum” derken, yüzünde gördüğüm acı ve yanındaki öfke milyonlarca emeklinin ortak yüz ifadesi gibiydi.
Tahammül edilmez yoksulluğu hak etmediğini düşünen, “ben yıllarca milletime hizmet ederken primlerimi eksiksiz ödedim. Ben lütuf veya ihsan istemiyorum, hakkımı istiyorum” diyen emeklilere haksızsın demek mümkün mü?

22Mar/24Kapalı

MHP İLE AKP NEDEN BİRLEŞMİYOR? – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

MHP İLE AKP NEDEN BİRLEŞMİYOR? - Ruhittin SÖNMEZ

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin 14. Olağan Kurultayında yaptığı konuşma ile AKP Genel Başkanına biat anlamına gelen sözler söyledi.

Önce “"Benim için bu bir final, yasanın verdiği yetkiyle bu seçim benim son seçimim” diyen Tayyip Erdoğan’a “Bizi bırakma” diye adeta yalvardı:

“Ayrılamazsın, Türk milletini yalnız bırakamazsın. Yeni yüzyılın kurtarıcı lideri olarak sizi görmek istiyoruz.”

Bahçeli’nin bu sözlerinde üç husus dikkat çekiyor:

İlk olarak “yasanın verdiği yetki” yani “Anayasanın ‘bir kişi iki dönemden fazla Cumhurbaşkanı adayı olamaz’ kuralını bir kere daha delmenin bir yolunu buluruz” mesajı vermek…

İkincisi, “Türk Milleti (“bu millet” mi desek acaba?) senin gibi lider bir daha çıkaramaz” mesajını vermek.

Üçüncü olarak da “Kurucu lider Atatürk” ifadesini “eski yüzyıl” sandığına kilitleyip, “yeni yüzyıl” için “kurtarıcı lider Erdoğan” sloganı yaratmak…

“Yeni yüzyıl”dan kasıt 21. yüzyıl olmasa gerektir. Muhtemelen AKP’nin “Türkiye Yüzyılı” sloganına göndermedir.

“Kurtarıcı lider” tanımının sebebini ben anlayamadım.

“Türk milliyetçisi” olmadığı gibi “milliyetçiliği ayakları altına alan” Tayyip Erdoğan “yeni yüzyılda” Türkleri kimden ve nasıl kurtaracaktır?

Benim bildiğim Devlet Bahçeli bu cümleyi kurduysa bir bildiği olmalı. Bundan sonraki aşamalarda siyasi hamlelerini yorumlayabilmek için bu cümle hep kafamızın bir köşesinde kalmalı.

15Mar/24Kapalı

KANDIR(MA) BİZİ EY İKTİDAR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

KANDIR(MA) BİZİ EY İKTİDAR - Ruhittin SÖNMEZ

Mayıs 2023’te yapılan seçimlerden önce seçim rüşveti olarak verilenlerin seçimden sonra burnumuzdan getirilecek şekilde geri alınacağını her aklı başında olan vatandaşımız biliyordu.

Buna rağmen “bana güzel bir şey söyle, varsın yalan olsun” şarkısının sözleriyle avuttu kendini. İstediği beyaz yalanı söyleyen, üstüne de Karadeniz gazı, Raman petrolü, TOGG, savunma sanayi soslarını da boca eden, iktidarı ödüllendirip tekrar seçti.

Ancak, 9 ayda iktidar halkımızı derin yoksullaşma silindirinin altında öylesine ezdi ki, Hükümetin güvencesi olan balık hafızamız bile yaşanan şokla değişime uğradı sanki. İktidarın başımıza geleceği değil hoşumuza gideceği söylemesinin faydasının olmadığı görüldü gibi.

Şimdi en fazla ezilen emekliler başta olmak üzere bir kesim acı gerçeğin farkına varmış gibi gözüküyor. Mayıs 2023’te de Erdoğan’a, AKP’ye veya MHP’ye oy vermiş olan tanıdığım bazı emekliler “bu defa asla” diyorlar. “Ben bayramda memleketime gidemiyorum, eve gıda alamıyorum” gibi şikayetler sormadan dile getirilir oldu.

Bu defa oylarını AKP/MHP’ye vermeyeceklerini söyleyen bu küskünlerin gideceği yer tek değil. CHP, İYİ Parti, ZP ve YRP’ye vereceklerini söyleyenler içinde ilçe belediye başkanlığında, büyükşehirde ve meclis üyeliklerinde farklı partilere oy vermeyi düşünenler de var.

31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçim öncesi halkı rahatlatacak bir şeyler veremeyen iktidarın halkı ekonomik açıdan daha da zora sokacak tedbirleri ertelediği ve Nisan’dan itibaren bugünleri de mumla arayacağımızın da herkes farkında.

Kapalıçarşı’da altın bulunamaz hale geldi, döviz kurları hükümetin bütün bastırma çabalarına rağmen yükselişte. Çünkü herkes seçimden sonra TL’nin sert bir değer kaybı yaşayacağı beklentisinde. Cebinde üç kuruşu olan bile parasını TL’de tutmak istemiyor.

Ekonomiden sorumlu bakan Mehmet Şimşek, yabancılara yönelik olarak İngilizce yayınladığı mesajında, “Yerel seçimlerin ardından orta vadeli programı sürdürmek için seçimsiz uzun bir dönem olacak” demedi mi? Bizim sevgili halkımızın bu açıklamanın “seçimlerden sonra çok daha acı bir ilacın içirilecek” anlamına geldiğini bilmesi gerekmez mi?

12Mar/24Kapalı

RAMAZAN AYINDA SİYASET – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sRAMAZAN AYINDA SİYASET - Ruhittin SÖNMEZ
31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçim çalışmalarının Ramazan ayına denk gelmesinden iktidar partisi
AKP’nin çok memnun olduğu kanaatindeyim. 2018 Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerini bir baskın seçim şeklinde erkene alırken de Ramazan’a denk getirmişlerdi. Çünkü Ramazan ayında yapılacak seçim çalışmalarının kendi lehlerine olacağını hesaplamışlardı.
Diyanet teşkilatı içindeki din görevlileri ile tarikat ve cemaatlerin geniş kitlelerle en etkili iletişim kurabildikleri aydır Ramazan. Bu ayda insanlarımız mübarek ayın feyiz ve bereketinden daha fazla nasiplenmek arzusu içinde olurlar. Bu yüzden Ramazan’da dini nasihatlerin içine
serpiştirilmiş siyasi mesajlara daha açık hale gelirler.
“Din görevlisi” veya “hoca” denilen şahısların çoğunluğunun AKP ile gönül veya menfaat birliği
kurmuş olduğu bilinen bir gerçek.
“Siyasal İslamcılar” bu camia içinde çok aktif çaba içindeler. Ama gerçek İslam’ı anlatma derdinde
olan hocalar yeterince etkin değiller.
İktidar partisi bu dev teşkilatı siyasi amaçla bir propaganda gücü olarak kullanmakta. Ayrıca tarikat
ve cemaat liderleriyle kurduğu iyi ilişkiler sonucu şeyhlerin, hoca efendilerin, gavsların, şıhların, melelerin mürit ve bağlılarına telkinleriyle blok oylar kazandığı biliniyor.
Oysaki ibadethanelerimizin, manevi terbiye vermesini beklenen mekanların siyasi görüş, mezhep ve meşrep farklılığına bakmaksızın manevi birlikteliğin sağladığı yerler olması lazım.
Hocaların kendilerini dinleyenlere daha iyi insan, örnek Müslüman olmak için eğitim ve telkinler vermesi gerekir.
Bu resmî veya yasal statüsü belirsiz organizasyonların, iktidarın birer uzantısı gibi hareket etmesi, din adı kullanılarak devleti ele geçirme, siyasi güç ve nüfuz sağlama çabalarına zemin hazırlamakta.
Zaman içinde manevî değerler dünyevî amaçlara ulaşmak için sadece birer araç olarak kullanılmakta ve bu organizasyonlar birer menfaat birlikteliğine dönüşmektedir. Bu durumda bu gruplara ve içinde görev alan kişilere halkın güveni azalmaktadır.

8Mar/24Kapalı

TÜRKİYE’Yİ TÜRKSÜZLEŞTİRME PROJESİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

TÜRKİYE’Yİ TÜRKSÜZLEŞTİRME PROJESİ - Ruhittin SÖNMEZ
“Bu ülkede nüfus artmıyor çünkü ekonomik durum ve beklentiler çok feci durumda. Millet çocuk yapacak bir ortam göremiyor.
Ülkeden beyin göçü hızla sürerken ülkeye vasıfsız ve savaşçı nitelikte eğitimsiz bir göç alınıyor.
Maalesef ki bunlar bizden de değiller: Yani ne Uygurlar ne Türkmenler ne de Özbekler.
Türkiye Yüzyılı aslında Türkiye’yi Türksüzleştirme projesi.
Yapısal çöküş yaşayan ülkemiz maalesef cehalet içinde sefalet yaşıyor ama aslında büyük felakete doğru koşar adım ilerliyor. Ve birileri de bunu milliyetçilik ve din adına Ülkeyi kurtarmak olarak sanıyor. Tam da BOP içeriğine uygun şekilde.”
Bu cümleleri İbrahim Kahveci’nin köşe yazısından aldım.

5Mar/24Kapalı

KURUMLAR VAR İŞLEVSİZ, KURALLAR VAR GEÇERSİZ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

KURUMLAR VAR İŞLEVSİZ, KURALLAR VAR GEÇERSİZ – Ruhittin SÖNMEZ
Prof. Dr. İskender Öksüz devletin trafik kurallarını uygulayamaması, depremde üç gün boyunca
müdahale edememesi, vergi toplayamaması gibi zafiyetlerinin sebebini sorguluyor:
“Devletin bu zafiyetleri kanun yokluğundan, mevzuat yetersizliğinden mi kaynaklanıyor? Katiyen.
Hatta bizde, başka ülkelere kıyasla yukarıda saydığım ve saymadığım konularda bol mevzuat var” diyor.
Öksüz, Francis Fukuyama’nın, “Devlet İnşası” kitabında, “Devlet işlevlerinin kapsamı” yani devletin hangi konulara müdahil olduğu ve “Devlet kurumlarının gücü” yani devletin bu mevzuatı çalıştırıp çalıştıramadığı yönünden devletleri sınıflandırdığını aktarıyor. Fukuyama’ya göre,
ABD az mevzuata sahip, fakat kanun varsa uygulanan devletlerden.
Rusya’da hem mevzuat yetersiz hem de uygulama zayıf.
Türkiye ve Brezilya ise “çok kanun, zayıf uygulama” olan devletlerden.
Prof. Dr. İskender Öksüz çok basitçe anlatıyor:
“Trafik mevzuatımız mı zayıf? Hayır. Gayet yeterli ve ayrıntılı. Uygulanıyor mu? Siz söyleyin.
Vergi mevzuatımız nasıl? Gayet güzel? Beyan ediliyor ve tahsil edilebiliyor mu? Bu becerilseydi, vergi gelirimizin %76’sı dolaylı vergilerden oluşur muydu?
Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanıp uygulanmaması da ‘devlet kurumlarının gücüne girer.”

1Mar/24Kapalı

SİYASETTE KADININ YERİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

SİYASETTE KADININ YERİ - Ruhittin SÖNMEZ
Kadınların seçme ve seçilme hakkına en erken kavuştuğu ülkelerden biri Türkiye’dir. Üstelik bu kadınlarımızın mücadele ederek, bedel ödeyerek kavuştuğu bir hak değildi.
Oysa bugün en medeni ülkeler dediğimiz Avrupa, ABD gibi memleketlerde kadınların siyasi haklarını büyük bedeller ödeyerek adeta söke söke aldığını biliyoruz.
Türk kadını 3 Nisan 1930’da belediye seçimlerine, 1933’te muhtarlık seçimlerine katılma hakkını kazandı. 5 Aralık 1934 tarihinde de milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde etti.
1924 Anayasasına göre “18 yaşını dolduran her Türk erkek” seçme ve seçilme hakkına sahipti.
1934’te yapılan değişiklikle SEÇME HAKKI “Milletvekili seçmek, yirmi iki yaşını bitiren kadın, erkek her Türk’ün hakkıdır” diye; SEÇİLME HAKKI da “Otuz yaşını bitiren kadın, erkek her Türk milletvekili seçilebilir” şeklinde düzenlendi.
Böylece 1934’e kadar sadece erkeklerin sahip olduğu seçme ve seçilme hakkı kadınlara da tanınmıştır.
Bu haklar Mustafa Kemal Atatürk’ün ileri görüşünün eseri olarak Türk kadınına adeta bir hediye gibi verildi. Atatürk zamanın Meclisinde çok ciddi karşı çıkanlar olmasına rağmen birer devrim niteliğinde olan bu değişiklikleri yaptı.
Türkiye’de kadınların seçme ve seçilme hakkına sahip olması birçok Batı ülkesinden önce gerçekleşti. Bu hak kadınlara İtalya’da 1948, Fransa’da 1944, Japonya’da 1950, İsviçre’de 1971 yılında tanınmıştır. Düşünebiliyor musunuz? Medeni kanununu aldığımız İsviçre‘de kadınlar siyasi haklarına Türk kadınından 37 sene sonra kavuşabildiler.
Bu haklar verildikten bir sene sonra yapılan -1935 seçimlerinde- 395 milletvekilinin 18’i kadın milletvekili idi. (Yüzde 4,6) Bu oran 1943’te yüzde 3,7 oldu. Bu oranlara erişilebilmesi kadınlara uygulanan pozitif ayrımcılıkla mümkün olabildi.
Çok partili sisteme geçilince siyasi rekabet pozitif ayrımcılığın kalkmasına yol açtı. 1950 seçiminde 487 milletvekilinin içinde sadece 3 kadın milletvekili seçilebildi. (Yüzde 0,6) 1957’den 1999’a kadar TBMM’de kadın milletvekili oranı yüzde 2’nin altında kaldı.
1999- 2007 arası bu oran yüzde 9 mertebesine, 2011-2015 arası yüzde 14’ün biraz üstüne çıktı.
Son olarak 7 Haziran 2018 seçiminde 600 milletvekilinin 103’ü kadın (yüzde 17), 14 Mayıs 2023 seçiminde ise 600 milletvekilinin 121’i kadın milletvekili (yüzde 20,2) oldu.
Görülüyor ki Türkiye’de seçilen kadın milletvekili sayıları ve oranları belli bir yükseliş trendinde.
Ancak bu genel ortalamayı yükselten esas faktör YSP (HDP veya son adıyla DEM Parti) Bu partinin
61 milletvekilinden 30’u kadın. Böylece kadın temsil oranı %49 ile diğer partilere göre en yüksek seviyede.
AK Parti’nin bir önceki seçimde %17,9 olan kadın milletvekili oranı %18,7’ye çıktı. CHP’nin, geçen
dönem %12,2 olan kadın milletvekili oranı %17’yi buldu.
İYİ Parti’nin, geçen dönem %6,9 olan kadın milletvekili oranı %13,7’ye yükseldi. MHP’nin ise %10
olan kadın milletvekili oranı daha da düşerek %8 oldu.

27Şub/24Kapalı

DÜŞÜK ZEKÂ İLE YÜKSEK MEDENİYET OLMAZ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

DÜŞÜK ZEKÂ İLE YÜKSEK MEDENİYET OLMAZ - Ruhittin SÖNMEZ
Bilim adamları toplam 115 ülke vatandaşları arasında 1 milyon 691 bin 740 kişinin zekâ testine dayanarak bir rapor hazırlamışlar. Bu raporda ortaya çıkan sonuç çok üzücü ve düşündürücü:
Türkiye IQ (zekâ seviyesi) sıralamasında 105 ülke arasında 73’üncü oldu.
Bilindiği gibi bir kişinin normal zekâsı 100 zekâ puanı baz alınıyor. 100’ün üzeri ortalama üstü; 100’ün altı ise ortalamanın altı olarak kabul ediliyor. 70 IQ’nun altı zihinsel engelli olarak tanımlanıyor.
Zekâ seviyesi sanıldığı gibi sabit kalmıyormuş. Bazı kişiler veya toplumlarda zekâ seviyesi artış gösterirken, bazılarında düşüş olabiliyormuş.
Uluslararası IQ Araştırması ve Tespiti’ne göre, Türkiye’nin IQ’su son bir yılda 1,5 puan düştü ve 95,63 oldu. Buna karşılık özellikle Avrupa ülkeleri ve Doğu Asya ülkeleri halklarının IQ’larında artış görüldü.
2023 yıl sonu itibarıyla, en zeki ülke vatandaşları 107.54 ortalama ile Güney Koreliler oldu.
Güney Kore’yi 106.99 ile Çinliler, 106.84 ile İranlılar, 106.18’le Japonlar izliyor.
İlk 10’da yer alan diğer ülkelerde zekâ seviyesi (IQ oranı) Singapur’da 106.18; Avusturya, Kanada, Almanya, Slovenya, Moğolistan 102 puan mertebesinde.
İlk 10’da yer alan ülkelerde -Japonya hariç- zekâ ortalamalarında artışlar görüldü. Zekâsı en
çok artanlar Fransızlar, İtalyanlar ve İspanyollar oldu.
Türkiye’nin büyük kısmı ise orta zekalı veya alt sınıra yakın görünüyor. Türkiye adına 42.801 kişi test edildi ve zekâ oranı bir yıl önceye göre 1,5 puan azaldı.
Bangladeş, Romanya, Filipinler, Azerbaycan, Moldavya, Peru gibi ülkeler zekâ ortalaması sıralamasında bizim üzerimizde. Listenin en altında IQ ortalaması 90’ın da altında olan Nikaragua, Guetamala, Kongo, Angola, Gabon gibi ülkeler bulunuyor.

23Şub/24Kapalı

GÜVENİLİR İNSAN OLMAK – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

GÜVENİLİR İNSAN OLMAK - Ruhittin SÖNMEZ
Halkın politikacıları ve özellikle devlet adamlarını “güvenilir insan” olarak görmesi çok önemlidir.
En azından gelişmiş ülkelerde bu böyledir. Bu ülkelerde vatandaşlar -kendileri bu vasıfları taşımasa da- ülkeyi yönetenlerin doğru sözlü olmasını, verdiği sözlere sadık olmasını her şeyden çok önemserler.
Türkiye bu ülkeler sınıfına girmiyor olmalı… Devlet adamlarının ve siyasetçilerin yalan söylemesini, önceki fikir ve beyanlarının tam tersini söyleyebilmesini, işbirliği yaptıklarıyla rakiplerinin yer değiştirmesini bizim halkımız çok önemli saymıyor.
Oysaki dinimiz İslam’ın peygamberi daha Allah’ın elçisi olmadan önce “güvenilir Muhammed (Muhammed ül emin)” olarak anılırdı. Bu sebeple ilk Müslümanlar görmedikleri, duymadıkları bir ilahın kendisine bildirdiğini söylediği mesajlara (vahye) inanmışlardı. 
Bu bakımdan bana göre Hz. Peygamberin Müslümanlara bıraktığı en önemli sünneti “güvenilir insan” olmaktır.
Bugün tıpkı manası “Barış” olan “İslam” deyince Müslümanlar arası savaşlar, terör, vahşet sahneleri ve insan haklarına aykırı iş ve eylemlerin uygulayıcıları akla geldiği gibi; Müslüman denince de yalan söyleyen, aldatan, hileci, merhametsiz, güvenilmez insan
tipi gözümüzde canlanır oldu.

20Şub/24Kapalı

YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA TÜRKİYE – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA TÜRKİYE - Ruhittin SÖNMEZ
OpenAI isimli yapay zekâ şirketi “Sora” markalı video üretim teknolojisinin tanıtımını yaptı. Bu teknolojiyi anlatan birkaç video izledim. Dünyanın bambaşka bir yere gittiğini, öngörülmesi çok güç hatta imkânsız bir geleceğin çok yakınımızda olduğunu gördüm. Açıkçası bu teknolojik gelişmeden dolayı sevinmemiz mi yoksa korkmamız mı gerektiğini bilemedim.
Bu yapay zekâ modeline verdiğiniz metin komutlarıyla, gerçekçi ve yaratıcı sahneler oluşturabiliyorsunuz. Ortaya çıkan videolar son derece gerçekçi, gördüğünüz olağandışı görüntülere bile inanabilirsiniz.
Üstelik sizin bir komutla yaptırdığınız bu videolar için ne oyuncu ne diğer nesneler ne senarist ve ne de yapımcı gerekiyor.
Aslında eskiden “görmeden inanmam” dediğiniz her şey için artık “görsem de inanmam” dedirtecek müthiş bir teknoloji bu.
İsterseniz İstanbul’da evinizde iken, Güney Amerika’da dansçılarla beraber dans ederken veya kutuplarda penguenler arasında çekilmiş videonuzu yaptırıp, sosyal medyada hava atabilirsiniz.
İsterseniz rakip siyasi parti liderini terör örgütü lideri ile Kandil’de şakalaşırken ve bir anlaşmaya imza atarken gösteren, son derece gerçekçi seslendirilmiş videolar üretebilirsiniz. Montaja gerek yok yani… Gerçek bir film gibi dev ekranlarda gösterip, seçim meydanlarını sallayabilirsiniz.
Hatta sadece bugünkü hali üzerinden değil filmin öznesi olan kişi veya kişilerin yıllar öncesi veya yıllar sonrası muhtemel görüntüleriyle de videolar oluşturulabiliyor. İsterseniz Emin Çölaşan’ı Fethullah Gülen’le kucaklaşırken gösteren videolar bile üretebilirsiniz.
Nil nehri kenarında kutup ayısıyla oynarken veya bulutlar üzerinde kitap okurken çekilmiş videolara da şaşırmayacaksınız.
Zaten diğer yapay zekâ uygulamaları ile şimdiden ölmüş sanatçıların kendi sesinden daha önce söylemedikleri; sözlerini, vokalini ve müziğini yapay zekanın yaptığı şarkıları dinleyebiliyoruz.
Bu tür teknolojilerin nereye evirileceğini öngörmek kolay değil. Bu kullanıcıların niyetleri ve bu konuda yapılması muhtemel kısıtlayıcı düzenlemelerin etkinliğine bağlı olacak…

16Şub/240

KANUNA DA AHLAKA DA UYGUN OLMALI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

KANUNA DA AHLAKA DA UYGUN OLMALI - Ruhittin SÖNMEZ
Geçen hafta, deprem bölgesinde yapılabilen konutlar bir kısım hak sahiplerine dağıtıldı.
Bunlardan iki tanesi tartışma yarattı. Evlerden biri AKP Urfa Milletvekili Cevahir Asuman
Yazmacı, bir diğeri ise yine AKP’den üç dönem milletvekilliği yapmış olan Şamil Tayyar’a
verildiği basına yansıdı.
Depremzedelerin tamamına yakını çadır veya konteynırlarda ve çok zor şartlarda yaşarken bu
evlerin milletvekili veya emeklisi maaşı alan iki tanınmış siyasetçiye verilmesi vicdanlarda kabul görmedi. Her iki milletvekili de ağır eleştirilere uğradı.
Evlerin depremzedeler arasında kura çekilerek verildiği söylense de tepkiler dinmedi. Hiç geliri olmayan, emekli maaşı ile geçinen veya asgari ücrete mahkum depremzedeler dururken en az 110 bin TL maaş (emeklilikle birlikte alanlar 230 bin TL maaş) alanların hak sahibi olarak müracaat etmiş olması bile vicdansızlık olarak görüldü.
Bunun üzerine Şamil Tayyar “Ev benim üzerime kayıtlıydı ve ağır hasar raporu vermişlerdi. Bir süre sonra da yıkıldı. Hak sahibi olarak deprem konutuna başvurduk. Kurada çıkan evi de
kardeşim aldı” dedi. Daha sonra da “hak sahipliğinden feragat ettiği” açıkladı.
AK Parti Milletvekili, iş insanı Cevahir Asuman Yazmacı ise sadece milletvekili maaşı ile geçinen biri değildi. İş insanı olan bu milletvekilinin otelleri ve restoranlarının olduğu biliniyordu.
Olay hakkında ilk açıklamasında “Her vatandaş gibi benim de hakkım, ikinci açıklamasında”
Daireyi bir depremzedenin kullanımına sunacağım” diyen Yazmacı, yaptığı üçüncü açıklamayla “konut hakkından feragat ettiğini” duyurdu.
Bu iki milletvekilini “hakkından feragat etmeye” zorlayan şey kendi vicdanlarının baskısı
değil, kamuoyunun tepkisi ile seçim öncesi oy kaybetme endişesi yaşayan partisinin de
talimatı olabilir.
Açıkça yasaların hatta anayasanın bile çiğnenmesine tepki göstermeyen halkımızın bu tepkisi
şaşırtıcı olsa da ümit verici idi.
Yasalara uygun olarak yapılmış bir eylemin dahi ahlaki olamayacağını gören bu toplumsal
vicdana saygı duydum.

13Şub/240

DİLBER’İ VE AYM’Yİ KAPATMAK LÂZIM – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

DİLBER’İ VE AYM’Yİ KAPATMAK LÂZIM - Ruhittin SÖNMEZ
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yine “kendisinden beklenen” sözlerle gündemin ön
sıralarında yer almayı başarıyor.
Bahçeli “Anayasa Mahkemesi artık milli güvenlik sorunudur. Mahkeme başkanı ve mahut
üyeler devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, toplumsal huzur ve güvenliğin muarızı haline gelmişlerdir. Böyle gidemez, böyle bir mahkeme yapısı Türkiye’de yüksek yargı
organları içinde yer alamaz, almamalıdır”; dedi.
Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurulara ilişkin yetkilerini daraltma hazırlığında olan AKP’ye (iktidara) uygun zemin hazırlama amaçlı bu tür beyanlar boşuna söylenmiyor.
“Erdoğan Anayasa uymuyorsa biz Anayasayı O’na uyduralım” diyerek Türkiye’yi tek adam
yönetimine iten birinden bu aşamada beklenen buydu.
Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum’un açıkladığı bir yasa
değişikliği çalışması var. Bu çalışmada “AYM’nin bir yargılamanın sonucunu doğrudan
değiştiren karar vermesi uygulaması ortadan kaldırılmalıdır” deniyor.
Taha Akyol bu hazırlık için son derece isabetli bir değerlendirme yaparak, “AYM’nin bireysel
başvurular üzerine verdiği bir ihlal kararı, evet, herkesi bağlamaz… Ama o ihlali yapmış olan
“tüm erkler bakımından bağlayıcılık” vasfına sahiptir. O yanlış kararı veren mahkemeyi
bağlar, onaylayan Yargıtay’ı bağlar, uygulayan Meclis’i bağlar…
Bunu kısıtlayacak bir kanun, iktidar partisi isterse yasalaşır ama Türkiye’nin hukuk devleti puanını çok daha aşağılara düşürür” diyor.
Yani bu kadar cüretkarlık karşısında “buna gücünüz yetebilir ama yönettiğiniz devletin ve
sizin itibarınız kalmaz” diye uyarıyor.

9Şub/240

YEREL VESAYET İTİRAFI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

YEREL VESAYET İTİRAFI - Ruhittin SÖNMEZ
Turgut Özal sonrası yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve merkezî yönetimle yerel
yönetimler arasında demokratik bir ilişkinin tesis edilmesi için önemli değişiklikler yapıldı.
Yönetim geleneğini Osmanlı Devleti’nden alan Türkiye’de geleneksel olarak güçlü ve örgütlü bir merkezi yönetim vardı. Yerel yönetimlerin ise idari sisteme entegre olmaya çalıştığı görülmekte idi. Özal bu yapının değişmesini savunuyordu.
Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, devletin idaresini elinde bulunduranların, yerel yönetimleri de kontrol altına alınması gereken bir parça olarak görmemesi gerekiyordu.
Bir başka ifadeyle, üniter yapının bir gereği olan ve “idarenin bütünlüğü ilkesi” doğrultusunda
benimsenen idarî vesayetin uygulamada “siyasî ve malî” vesayete dönüştürülmemesi
gerektiği söyleniyordu.
1980’lerden öncesi ile alakalı eleştirilen bir başka husus da belediyelerin merkezin taşra
örgütleriymişçesine yönetilmiş olmasıydı. Belediyelerin idari vesayet altındaki bu haline
ilaveten, zaman zaman bazı belediyelerin yönetimini mülkî idare amirleri üstlenebiliyordu.

6Şub/240

CADI AVLARINDAN CADILAR BAYRAMINA – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

CADI AVLARINDAN CADILAR BAYRAMINA - Ruhittin SÖNMEZ

Avrupa’da, Katolik Engizisyon yargılamalarında, dokuz milyon insanın büyücülükle suçlanarak asıldığı veya diri diri yakıldığı biliniyor.

Cadılık ve büyücülük inancı, her toplumda görülse de, 12. Yüzyıldan sonra özellikle 16. ve 17. Yüzyılda bu inançlar Avrupa’da çok yaygın ve tehlikeli bir boyuta taşınmıştı.

Sadece cahil bir halk kesimi değil, herkes cadılığın gerçek olduğuna inanıyordu. Protestan ve Katolik din adamlarının yanında, devlet adamlarından aristokratlara, köylülerden şehirdeki esnaflara kadar hemen herkes.

Avrupa’da cadı avlarının en büyük kaynağı olan eser Heinrich Kramer ve Jacob Sprenger adlı iki Katolik engizitörü tarafından yazılan “Cadıların Çekici” adlı kitaptı.

Bu eser cadılıkla kadınlar arasında güçlü bir bağ kuruyor, cadıların nasıl tespit edilmesi gerektiğini ve nasıl sorgulanacağını anlatıyordu. Cadılara itiraf etmeleri için işkence edilebileceğini, cadıların ölümle cezalandırılması gerektiğini savunuyordu.

Bu eser yayınlanmasından çok sonra da matbaanın yaygınlaşmasıyla tüm Avrupa’da cadı avcılığının kaynağı olmuştur.

Matbaanın icat edilmesinin böyle olumsuz sonuçlarının da olması talihin ve tarihin garip bir cilvesi olsa gerektir.