Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım… Şikayet edeceğine sen de alternatifini oluştur.

ahsen okyar
11May/210

YASAKLAYIN, SUSTURUN, KAPATIN, HAPSE TIKIN – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

YASAKLAYIN, SUSTURUN, KAPATIN, HAPSE TIKIN - Ruhittin SÖNMEZ

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, TÜİK'in Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) hakkında, “suç duyurusunda” bulunduğunu açıkladı.

Bağımsız ekonomistlerden oluşan ENAG (Enflasyon Araştırma Grubu) Eylül 2020 tarihinden bu yana enflasyon hesaplaması yapıyor ve sonuçlarını kamuoyu ile paylaşıyor.

Bu bilim adamlarının suçu, TÜİK 2020 yıl sonu enflasyonunu yüzde 14,60 olarak açıklarken, bu oranın gerçekte yüzde 36,72 olduğunu açıklamak.

4May/210

BİZİ KÖR KUYULARDA MERDİVENSİZ BIRAKTINIZ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

BİZİ KÖR KUYULARDA MERDİVENSİZ BIRAKTINIZ - Ruhittin SÖNMEZ

İktidar yanlıları sanıyorlar ki, memleketin içinde bulunduğu sıkıntıları dile getirince ferahlıyoruz. Sanıyorlar ki, kötü yönetim örneklerini ve bunun vatandaşa yansıyan acı sonuçlarını yazınca mutlu oluyoruz.

Hayır! Yazdığımız her sıkıntı, çözülemeyen her mesele beynimizde “bir zehirli kıymık” gibi bize acı veriyor.

Ülkemizin her alanda “kör kuyularda merdivensiz bırakılmış” olduğunu hissetmenin acısını, “denizler ortasında yelkensiz bırakılmanın” çaresizliğini hiç anlamıyorlar.

Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirindeki, (Münir Nureddin Selçuk’un bestelediği şarkıdaki) ruh halini sosyal alanda yaşıyoruz:

“Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın / Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın /

Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı / Beni sensiz bıraktın, beni bensiz bıraktın.”

Böyle bir “çaresizlik psikolojisini” yaşamanın kolay olduğunu sanıyorlar… Hayır, kolay değil.

Endişe içindeyiz…  Korkuyoruz!

30Nis/210

İYİ OLMAK YETMEZ İYİLİĞİ YAYMAK GEREK – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

İYİ OLMAK YETMEZ İYİLİĞİ YAYMAK GEREK - Ruhittin SÖNMEZ

Prof.Dr. Mehmet Okuyan ile Emre Dorman’ın konuşmacı olduğu bir Ramazan programında peygamberler hakkında söylenen birkaç cümle bana çok çarpıcı geldi.

Salih Peygamber ile alakalı bir ayet (Hud Suresi 62) üzerinden mealen şu açıklamalar yapıldı:

“Kavmi onun önceden de akıl, zekâ, şahsiyet ve bilgisiyle daha önce içlerinde itibarlı biri olduğunu itiraf ediyordu.”Fakat peygamber olarak iyiliğe ve ilahi mesaja davet edince kavminin tavırları değişmişti.

27Nis/210

TÜRKİYE’NİN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ ZAYIF – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

TÜRKİYE'NİN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ ZAYIF - Ruhittin SÖNMEZ

Koronavirüs tecrübesiyle iyice öğrendik ki, etrafımızda her an bizi hasta edebilecek mikrop, virüs gibi varlıklar, çeşitli kimyasal ve biyolojik etkenler var.

Fakat bu etkenlerle muhatap olduğumuzda, mücadele edebilecek güçlü bir bağışıklık sistemine sahipsek, hasta olmuyoruz. Bağışıklık sistemimiz kısmen etkili ise hasta olsak da ağır hasta olmuyoruz. Fakat bağışıklık sistemimiz yok veya çok etkisiz ise ölüme kadar giden sonuçlarla karşılaşıyoruz.

Devletler veya milletler de bünyelerini hasta edecek ve hatta onları tarihten silecek çok sayıda iç ve dış tehdit ile karşı karşıyadır.

Hele Türkiye gibi “üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla kuşatılmış” bir ülke iseniz ve tarihi mirasınız sebebiyle, “hain kontenjanı en yüksek” toplumlardan biri iseniz tehdit ve riskleriniz çok yüksektir.

ABD Başkanı Biden’ın 1915 olaylarını “soykırım” olarak nitelendiren ve İstanbul yerine "Constantinopol" olarak bahseden açıklamasını da bu açıdan değerlendirmek lazım.

Önceki dönemlerde ABD Başkanları Türkleri “soykırım” yapmakla suçlamaya cesaret edemezken, şimdi Biden’ın bu düşmanca tavrını açığa vurması, “bağışıklık sistemimizin” çökertilmiş olduğunu görmelerindendir.

23Nis/210

BİZE YASAK YOK, BİZ YAPARIZ! – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

BİZE YASAK YOK, BİZ YAPARIZ! - Ruhittin SÖNMEZ

Yıllar önceydi… Petkim’de bulunan fabrikalardan birinde (CBR Sentetik Kauçuk Fabrikasında) başmühendis olarak görev yapıyordum. Bu fabrikalar içinde binlerce ton yanıcı, parlayıcı ve patlayıcı kimyasal maddeler bulunduğu için yangın riskine karşı katı kurallar uygulanırdı.

Fabrika sahasını kuşatan ana yolların haricinde motorlu taşıtların fabrika içine girmesi yasaktı. Çok zaruri hallerde Teknik Emniyet görevlileri tarafından gaz ölçümleri yapılarak “giriş izni” verilirdi.

Sorumlu olduğum fabrika bakım duruşunda iken, fabrika sahası içine Fabrikalar Müdürünün aracının girdiğini gördüm. Aracın içinde Müdür ve iki yardımcısı vardı. Yanımda olan formeni (ustabaşı) hemen oraya gönderdim. Formen arkadaşımız kuralları hatırlatarak içeri girmemeleri için uyardı.

Bu uyarı karşısında Fabrikalar Müdürünün cevabı benim için tam bir hayal kırıklığı oldu: “Bize yasak yok, biz gireriz.”

Bu müdürümüz de, daha sonra Petkim’e Genel Müdür olan yardımcısı ve yine kamuda ve özel sektörde önemli makamlara gelen diğer yardımcısı da mühendisti. Yaşça ve kıdem itibarıyla benden büyük ve tecrübeliydiler. Fabrika sahasına araçla girmenin tehlikesini en az benim kadar biliyorlardı. Orada yangın çıkarsa benim kadar hatta benden önce onlar sorumlu olacaklardı.

Bütün bunlara rağmen şimdi rahmetli olan müdürüm nasıl bu cevabı verebilmişti? Hâlâ anlamakta güçlük çekerim.

21Nis/210

KAYBOLAN SADECE 128 MİLYAR DOLAR DEĞİL – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

KAYBOLAN SADECE 128 MİLYAR DOLAR DEĞİL - Ruhittin SÖNMEZ

T.C. Merkez Bankası’nın 128 Milyar dolar rezervinin kaybolması elbette çok önemli. Muhalefetin devletimizin bir yıllık bütçesi kadar muazzam bir paranın ne olduğunu sorması da çok kıymetli.

Ancak bu soruların gündeme gelmesine yol açan afişlerin yasaklanması ve devamında yaşananlar çok değerli başka kayıplarımızın olduğunu da gösterdi.

Önce savcılar afişlerin fonunda bulunan “Saray” silueti sebebiyle “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla soruşturmalar açtılar.

“128 milyar dolar nerede?” sorusunun muhatabı CB sisteminde bellidir. Sistem “tek kişilik hükümet sistemidir.”Bakanlar da Merkez Bankası Başkanı da Cumhurbaşkanı tarafından atanan ve istediğinde kolayca görevden alınabilen teknisyenlerdir.

O halde muhalefetin böyle bir soruyu soracağı en doğru kişi Cumhurbaşkanıdır.

18Nis/210

ÖNCEDEN SORULABİLSE 128 MİLYAR DOLAR KAYBOLMAZDI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

ÖNCEDEN SORULABİLSE 128 MİLYAR DOLAR KAYBOLMAZDI - Ruhittin SÖNMEZ

CHP’nin Merkez Bankası rezervinin eritilmesine dair sorusu bir kampanyaya dönüştü. CHP İl Başkanlıklarının astığı “128 Milyar Dolar Nerede?” afişleri savcılıklarca toplatılıyor. “Afişlerin fonunda Saray’ın silueti var” diye afişleri asanlar hakkında “Cumhurbaşkanına Hakaret” suçlaması ile soruşturmalar açılıyor.

İktidarın talimatı ile mi yoksa “işgüzar” savcıların kendi yetkilerini kötüye kullanmasından mı kaynaklandı bilemiyoruz. Ama afiş toplatma ve afiş asanlara soruşturma açma olayları ters tepti. “128 Milyar dolar Nerede?” sorusunun dalga dalga büyüyerek toplumun her kesiminde tartışılmasına yol açtı.

İktidar açısından çok da istenen bir sonuç değil bu.

13Nis/210

RİSK ALMAK BAŞKA RİSK YARATMAK BAŞKA… / Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sRİSK ALMAK BAŞKA RİSK YARATMAK BAŞKA… / Ruhittin SÖNMEZ

AKP Genel Başkanı R.T. Erdoğan risk almayı seven, aldığı risklerle çoğu zaman “krizleri fırsata dönüştürmeyi” başaran bir siyasetçi.

Bu özelliği sayesinde parlamenter sistem içinde önce Cumhurbaşkanının milletvekillerinin oylarıyla değil, milletin oylarıyla seçimle gelmesini sağladı. Daha sonra da “Cumhurbaşkanlığı Sistemi” denilen ve kendi gücünün sınırlarını acayip genişleten dönüşümü gerçekleştirdi.

AKP'nin 7 Haziran 2015 seçimlerinde Meclis'teki tek başına iktidar çoğunluğunu kaybetmesinin ardından koalisyona girmedi. CHP’yi “istikşafi görüşmelerle” oyaladıktan sonra erken seçime gitti. Teröre karşı verilen “hendek” çatışmalarının yarattığı milli duygu ve “siyasi istikrarsızlık endişesini” kullanarak 1 Kasım 2015’de yapılan seçimde, bir önceki seçimde kaybetmiş olduğu oyları geri aldı.

İstanbul Büyükşehir Belediye seçimini AKP kaybettikten sonra seçimin tekrar ettirilmesini sağlayarak yine risk aldı. Ama bu defa hesap tutmadı. Çok daha büyük farkla AKP adayı kaybetti.

Bunlar siyasette olağandır. Alınan risk bazen kazandırır, bazen kaybettirir.

R. Tayyip Erdoğan’ın bir siyasetçi olarak risk almaktan çekinmemesi kendisini ilgilendirir.

Fakat bir devlet başkanının şahsen aldığı riskler, millet veya ülke için risk yaratıyorsa bu hepimizi ilgilendirir.

9Nis/210

MELEKLERİN CİNSİYETİNİ TARTIŞMAYI BIRAKIN – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

MELEKLERİN CİNSİYETİNİ TARTIŞMAYI BIRAKIN – Ruhittin SÖNMEZ

Kuşatma altındaki Bizans’tan farkımız yok. Düşmek üzere olan devletin aydınları, din adamları ve yöneticilerinin tartıştığı konu meleklerin cinsiyeti yani erkek mi, dişi mi olduğu imiş.

Her yönüyle, ekonomik buhran, dış politika, terör, salgın, eğitim vd sorunlarla kuşatılmış, “beka problemi” olan ülkemizin gündemine bakınız.

104 EMEKLİ amiral bildiri yayınlayarak “darbe imasında” bulunmuş da “bunları lanetlemeyenler hain sayılsın mı, sayılmasın mı” diye tartışıyoruz.

Akıl, mantık bir tarafa bırakılmış koca koca insanlar, saraydan atılan işaret fişeği ile aynı şablon cümlelerle, sözde yorumlar yapıyor.

Daha düne kadar “Mavi Vatan” savunmasının mimarı gördüğümüz hatta bu kavramın isim babası olmuş komutanlar “hain”, FETÖ ile mücadelenin sembol isimleri “FETÖ’cü” oluvermiş.

“Askerin emekli olanı da olmayanı da darbeci olabilir” diyene, “ne ile hangi silahla, hangi silahlı birlikle? diye sormak bile mümkün değil.

“Türkiye darbelerden çok çekti, amiral emekli de olsa Millete seslenen bildiri ‘darbe iması’ barındırır” deniyor.

“İyi de Türkiye tarihinde, hatta dünya tarihinde, denizcilerin yaptığı (bırakın emekli olanı muvazzaf denizci komutanların yaptığı) bir tane darbe var mı?” diye düşünmek abes, bu düşünceyi dile getirmek suç sayılıyor.

6Nis/210

104 EMEKLİ AMİRALİN BİLDİRİSİ VE MAĞDURİYET DEVŞİRME – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s104 EMEKLİ AMİRALİN BİLDİRİSİ VE MAĞDURİYET DEVŞİRME – Ruhittin SÖNMEZ

Bu fırsatı kaçırmayacaklarını zaten biliyorduk. Her şeyi denediler yine de oylar düşmeye devam ediyor. Tencerelerde et değil, dert kaynıyor ve devleti yönetenler vatandaşın halini anlamaktan çok uzak. Böyle olunca müjdeler, paketler fayda etmiyor. Kör nefislerine mâni olup, vatandaşa koydukları yasaklara kendileri uymadığı için insanlar öfke içinde.

Anket firmaları onbeş gün içinde bile iktidara destek oranlarında ciddi kayıplar olduğunu ölçüyor.

104 Emekli Amiral Montrö Sözleşmesine dair görüşlerini açıkladılar ya! “Oh!” dediler… Can simidi bulmuş gibi oldular.

“Darbe imasında bulundular, eski Türkiye özleminde olanlar, askeri vesayet isteyenler” gibi sözlerle “haddinizi bilin!”, “göze alabilene hodri meydan!” gibi ifadelerle sözde meydan okudular.

Bu yazı kapsamında bildirinin ve tepkilerin siyaseten kime yarayacağı, zamanlaması, arka planında hangi güçlerin olduğu gibi hususlar değil, olayın hukuki çerçeveden değerlendirmesi yapılacaktır.

Bu amiraller muvazzaf olsa gösterilen tepkiyi haklı bulur ve tepkileri biz de gönülden desteklerdik. Çünkü muvazzaf subayların görüşlerini rapor sunarak bildirme imkanları ve hatta görevleri vardır.

Ama emekli amirallerin ellerinde silah yok yani emir ve komutası altında darbe yapabilecek askeri güçleri yok. Bizim gibi sade vatandaşlar. İsteseler bile darbe yapamazlar.

2Nis/210

“TÜRKSÜZ TÜRKİYE PROJESİ” DEVAM EDİYOR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s“TÜRKSÜZ TÜRKİYE PROJESİ” DEVAM EDİYOR - Ruhittin SÖNMEZ

Türkiye’de kendisini “Türk hissetmeyen” ve hatta Türk’e karşı “kindar” bir kesimin olduğunu biliyoruz.

Bunlar bazen “Ak Parti sayesinde hepimiz Türk olmaktan kurtulduk” diye ortaya çıkar. Bazen kamu kurumları isimlerinden T.C. ibaresinin kaldırılması kararını alarak kendini gösterir. Bazen de Anayasa’dan “Türk” kelimesini çıkarmak için teklifleriyle rengini belli eder.

Bunlar “Türk” kelimesinden ve hele “Ne mutlu Türk’üm diyene”,“ varlığım Türk varlığına armağan olsun” gibi veciz sözlerden nefret ederler.

Türk milletinden bahsederken “Kürt, Arap, Çerkez, Laz, Ermeni, Roman” gibi etnisiteyi ön plana çıkaran kavramları kullanırlar. Ortak kimliğimizi ifade eden Türk kavramını da bu etnisitelerle eşit bir etnik kavram olarak sıralarlar.

Her türlü etnisiteden olanlar bu alt kimliğini gururla öne çıkarırlarken “ben Türk’üm” diyene “ırkçılık yapma” diye ayar vermeye çalışırlar.

Bu kesim "Tarihimizle yüzleşmek" adı ile yürütülen kampanyalarla, Türklerin bırakın kimliğiyle gurur duymasını, utançtan başını kaldıramaz hale gelmesi için inanılmaz bir gayret sarf ederler.

Bunlar sayıca fazla değildirler. Ama iktidar partisi AKP içinde çok etkin oldukları için fazlasıyla cesur ve Türk Milletinin sinir uçlarıyla oynamaktan çekinmeyecek kadar pervasızdırlar.

Neden cesur olmasınlar ki, kendilerini “Türk Milliyetçiliğini” temsil eden parti olarak ifade eden MHP bütün bu cüretkâr saldırılara karşı adeta kalkan oluyor.

Bu yüzden her seferinde “artık bu kadarını da yapamazlar” dediğimiz şeyleri yapıyorlar.

30Mar/210

GÜVEN VE İSTİKRAR SLOGANLA GELMEZ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sGÜVEN VE İSTİKRAR SLOGANLA GELMEZ – Ruhittin SÖNMEZ

Ak Parti’nin son kurultay sloganı “Güven ve İstikrar” idi. Sloganı kullananların benim düşündüklerimden farklı bir kastı olabilir. Ama bana göre, doğru bir teşhisle isabetli bir tedavi yöntemini işaret eden bir slogan bu.

Ülkemizin içinde bulunduğu devasa meselelerin en başında devleti yönetenlere ve devletin kurumlarına olan güvenin kaybolması geliyor.

Devlete olan “güven” devleti yönetenlerin ve kurumların her hal ve şartta halka doğruları söylemesi ile mümkün olur.

Bu da yetmez. Devletin kurumlarının doğru bilgiye dayalı stratejik planları kısa, orta ve uzun vadeli olarak istikrarlı bir şekilde uygulayacağına halkın inanması gerekir.

Türkiye’de bunlar olmadığı için devlete “güven” yok!

Kurumların çalıştığına ve kuralların herkese eşit şekilde uygulandığına güven kalmayınca hukuktan, ekonomiye; sağlıktan, eğitime; ahlaktan, din anlayışına kadar her alanda çöküntü kaçınılmaz oldu.

Bu çöküşün kendilerini iktidardan edeceğini gören iktidar panik içinde, her geçen gün “daha otoriter bir yönetim anlayışını” uygulamaya başladı.

İktidarın “İstikrar” kavramından tek anladığı kendi koltuklarını korumak. Bu yüzden kendi sorumluluklarının üstünü örtmek için çabalamakta. Kurumların başına getirdikleri sadık taraftarlarını bile rahatça harcamaktan çekinmez oldu.

Devlet içinde “istikrar”da kayboldu.

“Güven” ve “istikrar” aranan iki kavram haline geldi.

26Mar/210

MİLLETİN CANI DA MALI DA FEDA OLSUN – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sMİLLETİN CANI DA MALI DA FEDA OLSUN – Ruhittin SÖNMEZ

Mademki Allah sizi bize lütfetti, “bu millet” size oy verdi, yönetme yetkisi verdi; milletin canı da malı da size feda olsun.

Yeter ki siz iktidarda kalın. Sizin dışınızdaki “zillet” dediğiniz kesimi temsil eden “terörist”, “yüzsüz”, “terbiyesiz adamcağızlar” sizi seçimlerde yenip makamınızdan etmesinler. Allah muhafaza böyle bir şey olursa sizin bütün “sırlarınızı” ifşa etmek ve hatta “hesap sormak” cüretini bile gösterebilirler.

Siz ki seçkin ve üstün özelliklerinizle bu millete hizmet etmek gibi bir fedakârlık içindesiniz. Milletin de sizin için canını, malını feda etmesinden daha doğal ne olabilir ki?

Sizler mübarek insanlarsınız. Baroların, derneklerin mensubu olan sıradan ve günahkâr insanların katıldığı kongrelerle,  sizin kongrelerinizdeki virüsün davranışı bir olabilir mi? Sizler okuma, üfleme, aşılama, test dahil maddi ve manevi bütün tedbirleri almışsınızdır.

23Mar/210

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEN ÇEKİLME KARARI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sİSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEN ÇEKİLME KARARI - Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanlığı Sistemine taraf olanlar “Cumhur İttifakı”, Parlamenter Sistem isteyenler “Millet İttifakı” içerisinde buluşmuşlardı. “Andımızın” okutulmasının yasaklanmasına karşı tepkiler ittifaklardan farklı yeni bir gruplaşma ortaya çıkardı.

“Siyasal İslamcı” ideolojiden türeyen AKP, SP, Deva Partisi ve Gelecek Partisi ile etnik ayrılıkçı HDP Andımızın okutulmasını istemeyenler sınıfında buluştu. Milliyetçi damardan beslenen CHP, İYİ Parti, MHP, BBP ise Andımızın okutulmasını savundular.

Bu olayın akabinde, gece çıkarılan bir “Cumhurbaşkanı Kararı” ile Türkiye “İstanbul Sözleşmesi”nden çekildi.

Aynı gece Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal görevden alındı.

Acaba bu iki önemli kararda “Andımız” kapsamındaki gruplaşma üzerinden bir hesap olabilir mi?

İstanbul Sözleşmesi ile imzacı devletler kadına yönelik şiddet ile aile içi şiddet, çocuklara karşı şiddet ve çocuk istismarını önlemek üzere gerekli tedbirleri almayı taahhüt etmektedir.

Bunlara ilaveten cinsel yönelimleri sebebiyle şiddete muhatap olan eşcinsellerin korunması da taahhüt edilmekte.

Türkiye İstanbul Sözleşmesi'nin ilk imzacı devletlerinden olup 24 Kasım 2011'de TBMM’de onaylanarak parlamentosundan geçiren ilk devlet olmuştu. Ak Parti bu sözleşmeyi kabul edenlerin öncüsü olmayı hep övünerek anlatıyordu.

Recep Tayyip Erdoğan tarafından TBMM'ye yollanan tasarının gerekçesinde de Sözleşmenin hazırlanması ve sonuçlandırılmasında Türkiye'nin "öncü rol" oynadığına dikkat çekilmişti.

Erdoğan, Sözleşmeye "taraf olunmasının ülkemize ilave bir yük getirmeyeceği ve ülkemizin gelişen uluslararası saygınlığına olumlu katkıda bulunacağı” iddia etmişti.

2015'te Turuncu adlı dergide Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle bir başmakale yazan Erdoğan, Türkiye'nin sözleşmeye "çekincesiz" imza koyduğunu, birçok ülkede çıkmayan uyum yasalarının Türkiye'de 6284 sayılı koruma kanunu ile çıkarıldığını ifade etmişti.

Şimdi ne oldu da bir gece yarısı çıkan CB Kararı ile sözleşmeden çekilme iradesi ortaya konuldu?

4,5 ay önce, döviz kurları artışı durdurulamadığı için, Merkez Bankası Başkanlığına getirilen Naci Ağbal, bu süre içinde faizleri yüzde 8,5 artırdı. Görevden alınma sebebi faiz artışı olarak gösteriliyor.

Andımızın okutulması kararına karşı çıkan SP, Deva Partisi ve Gelecek Partisi tabanının, İstanbul Sözleşmesine” karşı olduğu için AKP’yi destekleyeceği düşünülmüş olabilir.

Bu partilerin tabanının ideolojik olarak “faiz karşıtı” olduğu da gözetilerek bu iki hamle yapılmış olabilir.

Tek sebep bu değilse bile, önemli etkenlerden birinin bu hesap olduğunu düşünüyorum.

16Mar/210

KANUNLAR BİZİ BAĞLAMAZ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sKANUNLAR BİZİ BAĞLAMAZ - Ruhittin SÖNMEZ

“İçişleri Bakanı Soylu'nun annesinin cenaze töreninde İçişleri Bakanlığı'nın 'salgın' genelgesine uyulmadı!”

Bu haber bile ülkemizin hukuk devleti niteliğine dair bilgi vermeye yeter.

Devletin koyduğu, sadece sıradan vatandaşların uyduğu, uymadığı zaman cezalandırıldığı kurallar söz konusu.

Balzac, “Kanunlar örümcek ağı gibidir. Küçük sinekler takılır, büyük sinekler deler geçer” demiş.

Ama bizdeki “büyük sinekler” yani kurallara uymayanlar, bizzat kuralları koyanlar.

Süleyman Soylu’nun yönettiği İçişleri Bakanlığının genelgesine göre, salgın sebebiyle 'çok yüksek' ya da 'yüksek risk' kategorisindeki illerde cenaze törenine katılım en fazla 30 kişi olmak zorunda.

Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katıldığı, S. Soylu’nun annesinin cenaze töreninde de bu kurala uyulmadı. Kalabalık bir katılım oldu. Namaz mahalli “lebalep” doldu. Üstelik saflar gayet sıkı tutuldu, “sosyal mesafe kuralı” cami avlusuna giremedi. Tıpkı daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı diğer cenaze törenlerinde olduğu gibi.

Bu arada İçişleri Bakanlığı'nın sitesinde hâlâ “cenaze törenlerine katılımın 30 kişiyle sınırlı olduğu”yazmakta idi.

13Mar/210

SALDIRMA HAKKI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sSALDIRMA HAKKI - Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gösterişli bir törenle açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı (İHEP) içinde, “acaba muhalefet liderlerine ve muhalif gazetecilere saldırma hakkı diye yeni bir hak mı getiriliyor?” diye düşündüm.

Öyle ya, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik darp ve linç eylemlerinin failleri, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in evine kadar gelen saldırganlar, İyi Parti il yöneticilerine kalleşçe saldıranlar, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’a silahlı sopalı saldırı yapanların hiçbiri ceza almadı.

Muhalif gazetecilerin durumu da en az bunlar kadar vahim.

Sadece 10 Mayıs 2019’dan bu yana Yeniçağ yazarı Yavuz Selim Demirağ, gazeteci Sabahattin Önkibar, Korkusuz Gazetesi yazarı Ahmet Takan, Yeniçağ yazarı ve İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in basın danışmanı Murat İde, Yeniçağ yazarı Orhan Uğuroğlu, KRT programcısı Afşin Hatipoğlu saldırılara uğradılar. Son olarak da böyle namertçe bir saldırının mağduru gazeteci Levent Gültekin oldu.

Bu olayların ortak iki yönü var. Gazeteci mağdurlar tek başına iken, 5-25 kişilik grupların namertçe saldırılarına uğradılar, muhtelif derecelerde yaralar aldılar.

İkinci ortak yön, bu olaylarda saldırganlar tespit edildiler, sorgulandılar. Buna rağmen hiçbirine ceza verilmedi. Saldırganların hepsi darp ettikleri, yaraladıkları gazeteciler kadar bile karakolda tutulmadan serbest bırakıldılar.

Söylemeye dilim varmıyor ama bir üçüncü ortak yön de saldırganların ülkücü veya MHP’li olduğuna dair deliller olması ve bu saldırılara karşı MHP Genel merkezinden kınama yapılmaması idi.

Üstelik saldırıya uğrayan gazeteciler bu saydıklarımdan ibaret değil. Bunlar kamuoyunca daha çok bilinen isimler. Anadolu basınında da şiddet eylemleriyle sindirilmeye çalışılan çok sayıda gazeteci olduğu ifade ediliyor.

Yapılması gereken ilk şey, iktidarın küçük ortağı MHP’nin bu saldırıları şiddetle kınaması, Ülkücü gençlerin içindeki bu ayrık otlarını temizlemesidir. Bunu yaparsa “saldırganların azmettiricisi” olduğuna dair iddiaları da etkisizleştirmiş olur.

Bütün vatandaşların güvenliğini sağlamakla yükümlü bulunan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da, devletin bütün imkanlarını kullanarak, adil bir yargılama ile saldırganların cezalandırılmasını sağlaması gereklidir.

9Mar/210

HERKES BİLİYOR AMA ÇOK AZI DOĞRUYU SÖYLÜYOR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sHERKES BİLİYOR AMA ÇOK AZI DOĞRUYU SÖYLÜYOR - Ruhittin SÖNMEZ

Şair, yazar ve müzisyen Leonard Cohen’in şiirinde söylediği gibiyiz.

“Herkes biliyor, geminin su aldığını / Herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini…

Herkes biliyor, başının belada olduğunu… / Herkes biliyor, neler yaşadığını…”

Aydını, yazarı, gazetecisi, siyasetçisi, işçisi, işvereni, köylüsü, şehirlisi herkes biliyor.

Fakat çok azı bildiği gerçeği konuşabiliyor, yazabiliyor. Çünkü herkes haklıdan ve mazlumdan yana değil, güçlüden ve zalimden yana olmayı seçiyor.

“Herkes biliyor, zarların hileli olduğunu / Herkes biliyor, dövüşün hileli olduğunu…

Ve maalesef herkes şu öğrenilmiş çaresizliğin içinde: “Herkes biliyor, iyi adamların kaybettiğini…”

6Mar/210

BİZE YİNE REFORM SÖYLE VARSIN MASAL OLSUN – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sBİZE YİNE REFORM SÖYLE VARSIN MASAL OLSUN - Ruhittin SÖNMEZ

“İnsan Hakları Eylem Planı” adıyla, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan tarafından sunulan yeni hukuk reformu vaatleri kitapçığını okudum.

Öncelikle hakkını verelim. Kapsamlı bir çalışma olmuş ve adalet sistemindeki eksik ve yanlışların neredeyse tamamına yakınının tespiti doğru yapılmış.

“Adil Yargılamaya” dair sorunların çözümü için belirlenen ilkeler zaten evrensel hukuk metinlerinde, uluslararası sözleşmelerde yüzyıllardır var olan ve bizim Anayasa dahil güncel mevzuatımızda tekrarlanan ilkeler. Gerçekten bu ilkelerden sapmayan düzenlemeler ve uygulamalarla bir hukuk devleti olabiliriz.

Yargımız yavaş çalışıyor, “Makul Sürede Yargılanma Hakkı” açıkça ihlal ediliyor. Görüldü ki, Kanuna “işe iade davaları 2 ay içinde sonuçlandırılır” gibi ibareler yazmak sorunu çözmüyor. (Uygulamada 2 yıl gibi süreler söz konusu olunca, “dava ivedilikle sonuçlandırılır” diye değiştirmek zorunda kalındı.)

Bir kısım değişiklik vaatleri bu soruna yönelik Adalet Bakanlığı bünyesinde devam eden (faydalı ve değerli bulduğum) çalışmaları anlatıyor. Yargının hızlandırılması, alternatif çözüm yollarının geliştirilmesi, yargılamada dijital işlemlerin artırılması gibi hedeflere ulaşmak için yapılan çalışmalar vaat olarak tekrarlanmış.

Peki, Anayasamızda ve temel kanunlarımızda olan temel ilke ve kuralları tekrarlamakla ve güncel işleyişle ilgili bazı sıkıntıları gidermeye çalışmakla reform mu yapmış olacağız?

1Mar/210

HDP’YE DEVLET BAKIŞI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sHDP’YE DEVLET BAKIŞI – Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan kendisini sıkıntıya sokan bazı kararlarda,“bu bir devlet projesidir” anlamına gelen açıklamalar yapar. Eğer işin sonu başarılı olur ve siyasi rant getireceği anlaşılırsa derhal sorumluluğu üstlenir. “Biz yaptık” vurgusuyla oy kazanmaya çalışır. Bu yüzden soyut bir devlet kavramı ile yapılan açıklamalara ihtiyatlı yaklaşırım.

Ancak Türkiye’de hala bürokratik kademelerde, (kararları belirleyen değilse de) karar alma mercilerini etkileyen bir “devlet aklının” olduğunu düşünüyorum. Son derece kritik dönemlerde alınan stratejik kararlarda kendini hissettiren bir vakıadır bu.

Halen HDP ismiyle devam eden,PKK terör örgütü güdümündeki siyasi partilerin faaliyetlerine bugüne kadar izin verilmesi, müsamaha gösterilmesi (doğru da bulsak yanlış da olsa) böyle bir devlet aklının eseridir.

Bu partiye her yıl milyonlarca lira (2021 bütçesinde 57,5 milyon TL) Hazine yardımı yapılmakta. Halkımızın çoğu Hazine yardımına ve partinin milletvekillerine yapılan ödemelere kızmasına rağmen devlet HDP’nin kapatılması için harekete geçmedi.

Çünkü bu konu çok boyutlu ve çözümü çok karmaşık bir meseledir. PKK/HDP’nin ABD/AB ve Rusya başta olmak üzere ciddi dış destekleri vardır. PKK ve uzantıları ABD’nin bölge tasarımındaki iş ortaklarıdır.

26Şub/210

DOĞUM ORANLARINDA KESKİN DÜŞÜŞ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sDOĞUM ORANLARINDA KESKİN DÜŞÜŞ - Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en doğru iki politikasını söyle derseniz cevabım: “kamusal alanda sigara içme yasağı” ve “üç çocuk tavsiyesi” olur.

İçme alanları azaltıldı diye sigara tüketimi azaldı mı tam bilemiyorum. Ama rakamlar “üç çocuk tavsiyesinin” etkili olmadığını gösteriyor.

Yıllık nüfus artış hızımız, 2019'da binde 13,9 iken 2020'de binde 5,5'e geriledi.

Bir kadının doğurgan olduğu dönem (15-49 yaş grubu) boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısına "toplam doğurganlık hızı" deniyor.

Bir toplumda Toplam Doğurganlık Hızı (TDH) 2,1 seviyesinde iken nüfus ancak kendini yenileyebilmekte ve durağan hale gelmektedir. Türkiye’de TDH 2001'de 2,38 çocuk iken 2019'da 1,88 çocuk olarak gerçekleşti.

Bu durumda “Türkiye’nin nüfusu hiç bir zaman 100 milyona ulaşamayacaktır.” Daha da kötüsü, doğurganlık, nüfusun yenilenme seviyesi olan, 2,1'in altında kaldığı için nüfusumuz azalacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan son açıklanan TÜİK rakamlarından sonra “Nüfus artış hızımızın yarı yarıya düştüğünü gördük. Nüfusumuz azalmaya dahi başlayabilir. Avrupa ülkeleri bu tehditle uzunca bir süredir karşı karşıya. Türkiye'nin aynı akıbete duçar olmasına izin vermeyeceğiz. Bu iş öyle parayla pulla olmaz. Aileye sahip çıkmaktan geçiyor" dedi.

“Aileye sahip çıkmak” ne demek? Açıklanmaya muhtaç bir söz bu. Galiba ailelerin çocuklarına ekonomik destek vermesi kastediliyor.

Zaten sosyal bir patlama yaşamıyorsak ailelerin işsiz veya ekonomik sıkıntı içindeki genç evlatlarına sahip çıkmasından değil mi? Milyonlarca gencimiz ailesine muhtaç ve boynu bükük, özgüveni kaybolmuş bir durumda. Böyle iken varını yoğunu evlatlarıyla paylaşan dar gelirli aileler daha ne yapsın?

Önce teşhisi doğru koymak lazım. Nüfus artış hızı ve doğum oranları neden hızla düşüyor?