Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım… Şikayet edeceğine sen de alternatifini oluştur.

ahsen okyar
26Şub/210

DOĞUM ORANLARINDA KESKİN DÜŞÜŞ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sDOĞUM ORANLARINDA KESKİN DÜŞÜŞ - Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en doğru iki politikasını söyle derseniz cevabım: “kamusal alanda sigara içme yasağı” ve “üç çocuk tavsiyesi” olur.

İçme alanları azaltıldı diye sigara tüketimi azaldı mı tam bilemiyorum. Ama rakamlar “üç çocuk tavsiyesinin” etkili olmadığını gösteriyor.

Yıllık nüfus artış hızımız, 2019'da binde 13,9 iken 2020'de binde 5,5'e geriledi.

Bir kadının doğurgan olduğu dönem (15-49 yaş grubu) boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısına "toplam doğurganlık hızı" deniyor.

Bir toplumda Toplam Doğurganlık Hızı (TDH) 2,1 seviyesinde iken nüfus ancak kendini yenileyebilmekte ve durağan hale gelmektedir. Türkiye’de TDH 2001'de 2,38 çocuk iken 2019'da 1,88 çocuk olarak gerçekleşti.

Bu durumda “Türkiye’nin nüfusu hiç bir zaman 100 milyona ulaşamayacaktır.” Daha da kötüsü, doğurganlık, nüfusun yenilenme seviyesi olan, 2,1'in altında kaldığı için nüfusumuz azalacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan son açıklanan TÜİK rakamlarından sonra “Nüfus artış hızımızın yarı yarıya düştüğünü gördük. Nüfusumuz azalmaya dahi başlayabilir. Avrupa ülkeleri bu tehditle uzunca bir süredir karşı karşıya. Türkiye'nin aynı akıbete duçar olmasına izin vermeyeceğiz. Bu iş öyle parayla pulla olmaz. Aileye sahip çıkmaktan geçiyor" dedi.

“Aileye sahip çıkmak” ne demek? Açıklanmaya muhtaç bir söz bu. Galiba ailelerin çocuklarına ekonomik destek vermesi kastediliyor.

Zaten sosyal bir patlama yaşamıyorsak ailelerin işsiz veya ekonomik sıkıntı içindeki genç evlatlarına sahip çıkmasından değil mi? Milyonlarca gencimiz ailesine muhtaç ve boynu bükük, özgüveni kaybolmuş bir durumda. Böyle iken varını yoğunu evlatlarıyla paylaşan dar gelirli aileler daha ne yapsın?

Önce teşhisi doğru koymak lazım. Nüfus artış hızı ve doğum oranları neden hızla düşüyor?

23Şub/210

YAŞAYAN DEĞERLER VE GÜVENİLİR OLMAK – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sYAŞAYAN DEĞERLER VE GÜVENİLİR OLMAK - Ruhittin SÖNMEZ

Taha Akyol son yazısındaDiyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Görmez’in, bir konferansında “günümüzde dindarlık ahlak üretmiyor”dediğini aktardı. 

Akyolbu kapsamda “mesela ihalelerde şeffaflık, sınavlarda, atamalarda adam kayırmama gibi ahlaki ilkelerindindar insanlar tarafından dikkate alınmaz hale geldiğini” tespit ediyor.

Ve“Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycoğlu’nun, 1999’daki araştırmalarında,Türkiye’nin derin bir “anomi” (kural tanımazlık, değerler aşınması) krizi yaşadığını ortaya koyduklarını” hatırlatıyor.

Devleti yönetenlerin açıktan yaptığı ibadetlerle görüntülenmesi ve sözlerinde kullandıkları dini telkin ve tavsiyeler hiç bu boyutta olmamıştı.İmam Hatipler, İlahiyat Fakülteleri, Camiler, Kur’an Kursları, cemaat ve tarikatların eğitim kurumları ve yurtlarında verilenler de dahil edildiğinde, “dini eğitim”veren ve alanların sayısı rekorlar kırmaktadır. Dünyada bu çapta “dini eğitim” verilen başka ülke olduğunu sanmıyorum.

Ama toplumdaki ahlaki çözülme ve değerler sisteminin aşınmasıartarak devam ediyor.

Peki, bütün bu aşınma sürecini19 yıldır dini ve milli değerlerimizi savunduğu iddiasında olan bir siyasi iktidar döneminde daha yoğun yaşamamızın sebebi ne?

İktidara geldiklerinde“3Y yani Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasakları”kaldırmayı vaat edenlerin ülkemizi tek başına yönettiği dönemde yolsuzluk ve yoksulluklar hiç olmadığı kadar arttı. Yasaklar da öyle.

TÜİK verileri esas alınarak hazırlanan “Türkiye’de sosyal bozulma raporu”da (Karabıyık, 2017) toplumun ortak değer sisteminin zayıflamasının acı sonuçlarını ortaya koymuştur.

Rapora göre, Türkiye’de madde bağımlılığı, 2011 yılından beri, 6 yılda 17 kat artarken, antidepresan kullanımı 2003 yılına kıyasla iki kat arttı.

Dünyada son 10 yılda AIDS hastalığının en çok arttığı ülke, %426 ile Türkiye oldu.

Rapora göre, boşanmalar %37, fuhuş %790, adam öldürme %261, çocukların cinsel istismarı %434, uyuşturucubağımlılığı %678, cinsel taciz %449, kadına şiddet %1400 arttı.

Neden böyle oldu?

“Görünür dindarlık” artarken “yaşanan Müslümanlık”neden azalmakta?

18Şub/210

GARA TALİHİMİZ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sGARA TALİHİMİZ – Ruhittin SÖNMEZ

Gara’da operasyonda verdiğimiz şehitlerin acısı içimizi kararttı. Fakat “Gara (Kara)Talihimiz” başlığını atmama sebep sadece şehitlerimizin kaybı değil. Aynı zamanda ortak yas yerine seviyesiz siyasi polemikler ve parti kongrelerinden yapılan siyasi şovlardır.

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin Gara’da yaptığı operasyonda, PKK tarafından 5-6 yıldır rehin tutulan 7’si asker, ikisi polis, dördü sivil memur 13 vatandaşımız infaz edilerek şehit edildi. 2’si yüzbaşı üç kahraman askerimizde çatışma esnasında şehit oldu.

Fakat nedense ilk açıklamalarda “13 sivil vatandaşımız” denildi.

Böylesine ağır bir travma karşısında tavrımız millî kenetlenme ve ortak acının paylaşılması olmalıydı. Fakat heyhat!

Operasyon başarılı olsa ve rehineler kurtarılsa idi müjdeyi CB verecekti. Nereden biliyoruz? Çarşamba günü “müjde” vereceğini söylemişti. Operasyon başarısız olunca, kara haberi verme görevini Malatya Valisine yaptırdı. Geçen sene İdlib’te 33 askerimizin şehit olduğunu da Hatay Valisi açıklamıştı.

16Şub/210

YENİ ANAYASA TALEBİNİN ARKASINDAKİ NİYET – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sYENİ ANAYASA TALEBİNİN ARKASINDAKİ NİYET - Ruhittin SÖNMEZ

“Yeni Anayasa” tartışması gündem değiştirip ekonomik buhranın acı sonuçları olan işsizlik, yoksulluk hatta açlık sıkıntılarının tartışılmasını önlemek maksadıyla çıkarılmış olabilir.

Çünkü ne yaparlarsa yapsınlar, içinde aş değil, dert kaynayan tencerenin sesini kesemiyorlar. Anketlerde AKP ve destekçisi MHP birer mum gibi eriyorlar.

Ayasofya’nın ibadete açılması, Karadeniz’de doğalgaz bulundu müjdesi, yerli otomobil projesi erimeyi durduramadı. 2 yıl içinde Ay’a yerli roket gönderme projesi ortaya atıldı.Uzay çalışmalarının maliyeti ve süresi hakkında birazcık bilgisi olanlar kadar, yokluk içinde ay sonunu getiremeyen kitleler de müjdeye ilgi göstermedi.

“Yeni Anayasa” için bütün partilerin mutabakatı ve milletin büyük çoğunluğunun desteği lazım. Bunun için Cumhur İttifakının ne halk desteği ve ne de Meclis’teki milletvekili yeterli değil.

İktidarın, her gün “vatan haini” ilan ettiği, “terörist” olmakla suçladığı muhalefet partileriyle oturup bir Anayasa yapmaya çalışması hem anlamsız ve hem de imkânsız.

Millet gayet farkında. Yeni Anayasa talebi ya tutarsa kabilinden ortaya atılmış bir gündem değiştirme konusu.

Bu anayasayı üç defa değiştiren AKP zaten ne istediyse o maddeleri koydu ve halka onaylattı. Erdoğan’ı Osmanlı padişahlarından daha yetkili hale getirdiler.

Şu anda Cumhurbaşkanının yetkisinin az geldiği, yapmak isteyip de yapamadığı bir şey yok!

Hak ve özgürlükleri artırmak isteseler mâni olan bir anayasa kuralı var mı? Yok!

Ülkenin gelişmesi için yapmak istedikleri eğitimde, sanayide, tarımda, bilimde, sanatta gelişme sağlayacak bir projeleri var da anayasa mı engel oluyor? Hayır!

Zaten işine gelmeyen anayasa kurallarını uygulamıyor, var olan kuralları bazen istedikleri şekilde yorumluyorlar. Kuralların arkasından dolanıyorlar.

O halde ülkenin gelişmesi ve selameti için “Yeni Anayasa” istendiğine inanmamız mümkün değil.

Erdoğan’ın parlamenter sisteme dönmek istemesi söz konusu olamaz.

ABD sistemindeki gibi bir Başkanlık da Erdoğan’ı çok sıkar. Çünkü o sistemde kuvvetler ayrılığı çok sert uygulanır, Başkanın yaptıklarını denetleyen ve gücünü dengeleyen sistemler vardır.

Yeni Anayasa talebinin altındaki ilk sebep gündem değiştirmektir. Ama inanıyorum ki, ikinci temel sebep iktidarının devamı için anayasal engeli aşma arzusudur.

14Şub/210

YİNE, YENİDEN, YENİ ANAYASA – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sYİNE, YENİDEN, YENİ ANAYASA - Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yine, yeniden, “Yeni Anayasa” tartışmalarını başlattı. Oysaki referanduma götürmek suretiyle Türkiye’nin yönetim sistemini ve anayasal kurumlarının yapısını değiştirerek Cumhurbaşkanını sınırsız, sorumsuz bir güç ve yetkiye kavuşturalı çok olmadı.

En son 2017 referandumu ile Anayasa’da köklü değişiklikler yapılmış ve “Cumhurbaşkanlığı Sistemi” veya “Türk Tipi Başkanlık Sistemi” kabul edilerek yürürlüğe girmişti.

Bu defa istenen “Anayasa değişikliği “değil, “Yeni Anayasa.

Yeni Anayasalar genellikle bir devletin kuruluşu sırasında veya tarihi olaylardan sonra ülkede birliği sağlamak için bir kurucu meclisin çalışmalarıyla gerçekleştirilir.

Türkiye’yi otokratik bir tek adam yönetimine götüren sistem değişikliği için bile 18 maddelik kısmi bir Anayasa değişikliği yetti. Acaba bundan daha kapsamlı bir değişiklik talebi mi var ki Yeni Anayasa talep ediliyor?

Yoksa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3. defa ve belki de ömür boyu Cumhurbaşkanı olmasının yolu mu açılmak isteniyor?

5Şub/210

BOĞAZİÇİ OLDU NAHOŞ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

BOĞAZİÇİ OLDU NAHOŞ - Ruhittin SÖNMEZ

Boğaziçi hep güzel duygular uyandıran bir kelime olmuştur. Boğaziçi’ni hep “şen gönüller yatağı” olarak tasavvur eder, “yamaçlarını sanki cennetin bağına” benzetiriz. Oranın “mehtabı hoş, güneşi hoş, günü hoş”tur. Bu yüzdendir ki, şairin “Boğaziçi herkesi eder sarhoş” demesi tam da duygularımızın yansımasıdır.

Boğaziçi Üniversitesi de güzel duygular uyandıran bir isim olmuştur. Türkiye’nin en zeki gençlerinin okumak için yarıştığı en seçkin üniversitemiz olarak bize hep güzel duygular yaşatmıştır.

“Sanat ve beşerî bilimlerde Türkiye’de ilk sırada yer alan Boğaziçi ayrıca bilgisayar bilimleri- bilgi sistemleri; sosyal bilimler- yönetim; ekonomi ile eğitim alanlarında Türkiye’den en iyi ikinci dereceyi elde etmektedir.”

Ancak son yıllarda üniversitelerimizin genelinde görülen seviye kaybı devam ediyor. Liyakate değil partiye sadakate göre yapılan atamaların sonucu hiç de iyi değil. 2020 yılında sadece bir üniversitemiz dünyada ilk 500’e girebildi.

Boğaziçi dünya üniversiteleri arasında ilk 500’e girebilen nadir üniversitelerimizden biri idi. 2020 yılında dünyanın 20 bin üniversitesinin değerlendirildiği sıralamada ilk 1000 üniversite arasına ise sadece 9 üniversitemiz girebildi. Boğaziçi de ilk 700 arasında yerini aldı.

Buna rağmen Boğaziçi Üniversitesi, sanat ve beşerî bilimlerde dünyada 385’inci, Mühendislik- teknoloji listesinde 308; bilgisayar bilimleri-bilgi sistemleri; ekonomi ve eğitimde 251-300; makine, havacılık-imalat mühendisliği ile kimya mühendisliğindeyse 301-350 sıra bandında yer aldı.

Şimdi Boğaziçi hoş yönleriyle değil nahoş olaylarla gündemimizde.

Olayların nahoş yönü, öğretim üyelerinin de desteklediği, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin “İstenmeyen Rektör Eylemleri” veya “Kayyum Rektör İstemiyoruz” protestoları değil.

Bu gibi idari kararlara karşı toplum içinden demokratik tepkiler olması sağlıklı bir toplum yapısının göstergesidir. İdarenin yanlış bulunan kararlarına karşı tepkisiz kalan bir toplum asla sağlıklı değildir.

Toplumlar bazen yanlış uygulamalardan ancak bu tepkiler sayesinde kurtulabilir. Bir zamanlar başörtüsü yasağı getiren idari kararlara karşı demokratik tepkiler olmasaydı, muhtemeldir ki bugün hala başörtüsü yasak olacaktı. Aynı Boğaziçi Üniversitesi’nin erkek öğrencileri de başörtüsü takarak yasağın kalkması için eylem yapmıştı.

“Bu tür demokratik tepkilere herkesin, en başta da devletin saygı duyması gerekir.”

22Oca/210

TÜRKÇEMİZİ KATLEDENLER – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sTÜRKÇEMİZİ KATLEDENLER - Ruhittin SÖNMEZ

Uzunca bir zamandır TV’lerde haber sunanlar, yorum yapanlar ve bu mecralarda konuşan birçok ünlünün konuşmasında bir ahenksizlik ve insanı rahatsız eden bir tuhaflık hissediyoruz.

Türkçemizde konuşma ve okuma esnasında bir şiiriyet, bir iç musiki ve ahenk katan uzatma, inceltmeve düzeltme işâreti olan (^), şapka Türk Dil Kurumu tavsiyesiyle yazı dilinde kullanılmıyor. Bu biraz da önce daktilo, sonra da ilk bilgisayarlarda bu işaretleri koymanın zorluğu sebebiyle mecburen uygulanıyordu.

Fakat bu işaretler olmasa da konuşurken mesela “işaret” yazılsa da “şa” hecesi; “musiki” yazılsa da “mu” ve “ki”heceleri; dünya yazılsa da “ya” hecesi uzatılarak telaffuz ediliyordu.

Bu yapılmadığında dilin ahengi bozulmakla kalmıyor, bazı kelimelerin anlamları da tamamen değişiyordu.

“Adet – âdet, ala – âlâ, alem – âlem, Ali – âli (yüksek), ama (fakat) – âmâ (kör), dâhi – dahi, haya – hayâ, kar – kâr, nar – nâr, vakıf – vâkıf, yar – yâr… kelimelerinde olduğu gibi…”

Oğuz Çetinoğlu Üstadımızın verdiği bu örneklerden sonra şu açıklaması konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır:

“Bâzı yazarlar ‘^’ işâretinin yalnızca yazılışı aynı olmakla birlikte mânâları farklı kelimeleri birbirinden ayırt etmek için kullanılabileceğini, başka bir grup da buna gerek olmadığını, cümlenin gelişinden anlaşılabileceğini iddia ediyordu.

Fakat onlar, ‘Fatma hala gelmedi’ cümlesinden, ‘Fatma isimli, bilinen kişinin henüz gelmediğini mi, yoksa babamızın kardeşi olan Fatma’nın gelmediğini mi anlamalıyız’ sorusunu cevaplandıramamışlardı.”

Böyle durumlar hariç, en azından cümlenin gelişinden anlaşılarak,“şapka işareti” olmasa da uzatma, inceltme ve düzeltme için kullanılması gereken şapka işareti varmış gibi telaffuz etmek gerekiyordu. (Ben genellikle bu yöntemi kullanıyorum.)

Bu “suretle” (“u” şapkasız yazılsa bile şapkalı imiş gibi uzatılmalı) evlât, gâvur, hilâl, ilâç, kâfir, kâğıt, Kâmil, kâr, mahkûm, mekân, rüzgâr, tezgâh gibi kelimelerin ahengi korunabiliyor, “Kar” ile “kâr”, “hala” ile “hâlâ” ayırt edilebiliyordu.

Böylece kelimelerin ahengi, cümlelerin iç musikisi muhafaza edilerek estetik ve zarif bir dili konuşmanın ve dinlemenin lezzetini hissediyorduk.

Ancak resmi bir talimat mı geldi bilmiyorum, son yıllarda Türkçemizi en iyi konuşan sunucular/ spikerler dahil olmak üzere, Türkçe konusunda hassas olması gerekenlerin çoğu,Türkçemizi katleden bir yanlışlık içindeler. ‘^’ işâretinin uzatma, inceltme ve düzeltme etkilerini tamamen ortadan kaldıran telâffuz yaygın bir uygulama oldu.

TV’lerde dinlediğimiz Türkçe takır tukur, yanlış anlamalara yol açan, kaba bir kabile dili haline geldi.

Hadi sıradan insanlarda kabul edelim ama mesela ben Sağlık Bakanını, kelimeleri yanlış ve kötü telaffuzu yüzünden, dinleyemiyorum.

Bu Türkçe ile yetişen gençlerimizin “kendi dilinde okuduğunu anlamak ve meramını ana dilinde ifade etmek” konusunda dünyadaki yaşıtlarına göre en sonlarda yer alması tesadüf değil.

19Oca/210

DEVLET BAŞKANINI KİM VE NEDEN DİNLEMİYOR? – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sDEVLET BAŞKANINI KİM VE NEDEN DİNLEMİYOR? - Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan dünyada en yüksek faiz oranlarının uygulandığı ülkelerden biri olan Türkiye’nin devlet başkanı. Bakın kendisi bu gerçekten nasıl yakınıyor:

“-Birçok yatırımcı, girişimci faiz yükü altında eziliyor. Bu bankaların sizi nasıl sömürdüğünü biliyorum.”

“-Şu anda dünyaya bakalım. ABD'de faiz oranı ne. Japonya'da ne? Avrupa'da eksi, İsrail'de eksi. Bütün bunlar ortadayken biz yüksek faizlerle övünüyoruz. Birçok şirketimizi adeta batırmakla övünüyoruz.”

“-Beni dinlerler dinlemezler... Ama ben yüksek faize karşıyım.”

“-Faizi ne kadar aşağı çekerseniz enflasyon o kadar düşer.”

Bu yakınmanın sahibi, şikayetçi olduğu yüksek faiz oranlarını belirleyen kurumların başındaki görevlilerin tamamını atayan kişi.

Bundan önceki Ekonomi Bakanı ile Merkez Bankası Başkanını alıp yerine, faizleri yükseltmek üzere, yenilerini getiren O.

Biz Recep Tayyip Erdoğan’ı çok partili dönemin en güçlü Cumhurbaşkanı olarak biliyoruz. Acaba yanlış mı biliyoruz?

Peki, kudretli Cumhurbaşkanımızın sözünü dinlemeyen kişi veya kurumlar kim?

Erdoğan kudret ve gücünün büyüklüğünün farkında olunmasından hoşnut olan bir siyasetçidir. Nasıl olur da “beni dinlemezler ama” diye bir cümle kurabilir?

Devlet kadroları içinde de özel şirketlerde de O’nun sözünü dinlemeyen birilerinin olacağı kanaatinde değilim. 

Ama emin olduğum bir şey var ki, Cumhurbaşkanı dövize, faize ve enflasyona söz geçiremiyor.

Çünkü hiçbir ekonomistin kabul etmediği “Faizi ne kadar aşağı çekerseniz, enflasyon o kadar düşer” şeklinde bir itikadî teori temelinde ekonomiyi yönetmeye çalışıyor.

Ekonomiyi bilimden, dünya tecrübesinden uzak, “şahsi inancı” ekseninde aldığı kararlarla yönetmeye çalışınca da sonuçlara sözünü geçiremiyor.

Çok haklı olarak “Bana yatırım, istihdam, üretim, ihracat lazım” diyor. Ama yatırımlar durdu, istihdam alanı yaratılamıyor, üretim geriledi.

Milli geliri büyütemediği gibi küçültüyor, işsizliğin ve yoksulluğun artmasına çare bulamıyor.

Dünya sıralamasında ülkemizin geri sıralara düşmesini önleyemiyor.

8Oca/210

Ruhittin Sönmez başkanımızın 19 Mayıs 2009 tarihli yazısı

z

4Oca/210

MERKEL, İNÖNÜ, DEMİREL, ERDOĞAN – Ruhittin SÖNMEZ

image

MERKEL, İNÖNÜ, DEMİREL, ERDOĞAN – Ruhittin SÖNMEZ

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ev alışverişini kendisinin yaptığına, görevli olarak diğer ülkelere giderken tarifeli uçak kullanmasına dair haberleri gıptayla okuyoruz.

Bir çok defa süpermarkette alışveriş yaparken cep telefonu kameralarına takılan Merkel’in aldıklarını, özel korumasına veya şoförüne taşıtmadığını, arabasına kendi yerleştirdiğini görüyoruz.

Merkel2005 yılından bu yana dünyanın en büyük 4. Ekonomisi olan Almanya’yı yönetiyor ve “dünyanın en güçlü kadını” unvanını taşıyor.

Time dergisinin verdiği bilgiye göre, bu dünya liderinin birsarayı veya köşkübile yok. 120 metrekarelik bir evdekocasıyla birlikte yaşıyor. Kapı zilinde de kocasının adı yazılı.

Merkel ailesini, arkadaşlarını, hatta çalışanlarını titizlikle gözlerden uzak tutuyor.

“Almanların ona başta taktığı Mutti (anne) lakabını aşarak güvenilir bir kişi imajı yarattı. Mert, dürüst, dikkatli...”

“Avrupa Birliği’nin fiili lideri” Merkel’iseven de çok sevmeyen de. Ancak O’nun hakkında “yalancı” diyen, yolsuzluk iddiasında bulunan olmadı.

Ülkesinin menfaati için gereken her türlü kararı alırken, “sakin güç” olma özelliğini korudu. Hiçbir ülke liderine ayar vermeye kalkmadı. Ama çok lideri hizaya soktu. Kimseye bağırıp çağırmadı. Trump gibi sürekli tweet atmadı ama çok kararlı ve etkili bir diplomasi yürüttü.

“İsmi istikrar ile özdeşleşti. Merkel adı çokları için öngörülebilirlik, sağduyu, uzlaşma, soğukkanlılık, ciddiyet ve tevazu anlamına geliyor.”

Almanlar böyle bir liderleri olduğu için şanslı bir dönem yaşadılar. Bakalım bu sene görevden ayrılacak olan Merkel’in yerini doldurabilecek bir lider bulabilecekler mi?

31Ara/200

YENİ YILA DEĞİL PARALEL EVRENE GEÇMEK – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sYENİ YILA DEĞİL PARALEL EVRENE GEÇMEK - Ruhittin SÖNMEZ

Bazı bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz gibi gerçekten paralel evrenler var mı?

NASA destekli bazı araştırmalarda,bizimkiyle aynı büyük patlamada yaratılmış ve paralel olarak var olan karmaşık ve başka bir evrenin varlığına dair ipuçları bulunmuş.

Araştırmacılara göre, “bahsi geçen bu paralel dünyada, her şey ters bir şekilde pozitif-negatif olarak, sol-sağ olarak işliyor ve zaman geriye doğru gidiyor.”

Film senaryolarını yazanların hayal gücüne inanırsak, paralel evrende bizler yine yaşıyoruz. Fakat hem bizim ve hem de çevremizde bulunan herkesin sosyal, psikolojik ve ekonomik statüleri çok farklı oluyor. Bu dünyada mutlu olanlar paralel evrende de mutlu olabildiği gibi tersi de olabiliyor.

Her yeni yıla geçişte insanlar tarafından belirlenmiş takvimin son günlerinde, yeni takvim yılına geçiş esnasında yepyeni umutlar beslemek bize iyi geliyor.

Sanki kurgu filmlerdeki gibi görünmez bir kapı açılıp paralel evrene geçeceğiz ve bu evrende daha mutlu olacakmışız gibi geliyor.

Ancak bu defa yeni yıla girerken, ülkemin ve milletimin tamamına yakınının yaşama sevincinin adeta kaybolduğunu görüyorum.

Toplum olarak yaşama sevincimizi yeniden kazanabilmemiz için, 2021 yılını sanki bir paralel evrene geçiyormuşuz umuduyla karşılamak istiyorum.

22Ara/200

KM SAYACINI OYNAMAK MOTORU İYİLEŞTİRMEZ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sKM SAYACINI OYNAMAK MOTORU İYİLEŞTİRMEZ - Ruhittin SÖNMEZ

Bazı kişi veya suç örgütleri kilometresi yüksek ya da ticari taksi olarak kullanılmış ikinci el araçları düşük fiyatlara satın alıyorlar. Daha sonra bu araçların kilometre sayaçlarını düşürerek“az kullanılmış, temiz araç” diye satıyorlar. Böylece araç başına 30 bin TL civarındahaksız kazançlar elde edebiliyorlar.

İkinci el araç satışında,“nitelikli dolandırıcılık suçu” oluşturan kilometre sayacının oynanmasından başka,aracın hasar ve kusurlarının gizlenmesigibi ahlaki olmayan tavırlar da yaygın.

Hasarlı ve sorunlu araç bilgileri tüketicilerden saklandığından, yüz binlerce mağduriyet vakası yaşandı. Bununiçin bir düzenleme yapıldı. Nisan 2019’dan itibaren, ikinciel otomobil satışında ekspertiz raporu zorunlu hale getirildi.

Görünen o ki, sayısı hiç de az olmayan bir kısım insanlarımızın ticari ahlakı zayıf.Ticari güven ortamını sağlamak için yasal düzenlemelere ihtiyaç duyuldu.

İkinci elaraçlar artık alım satım öncesinde Bakanlıkça yetkilendirilmiş ekspertiz tarafından muayene ediliyor.Ayrıca satıcılık ve ekspertizlik için de standartlar getirildi.

Bu uygulamanın amacı insanların güvenli bir ticaret yapabilmesini sağlamak,alıcıların kandırılmasının önüne geçmek.

Güven,satıcının söz ve yemini ile değil, “hizmet yeterlilik belgeli” yani belli standartları karşılamakta olan muayene istasyonlarından alınan raporlarla sağlanabiliyor.

20Kas/200

Hukuk Reformu Ya-pa-maz-lar – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sHukuk Reformu Ya-pa-maz-lar – Ruhittin SÖNMEZ

O kadar çok derdimiz yokmuş gibi, şimdi de Alaattin Çakıcı’nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu tehdit eden sosyal medya paylaşımı gündem oldu.

Medyada yer alan haber aynen şöyle:

“Organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı'nın Kılıçdaroğlu'na "Akıllı ol. Seni bakla kazığı ile tanıştırırım" şeklinde tehditler içeren bir mektubu sosyal medyadan yayınlaması, Türkiye'de 90'lı yıllara damgasını vuran devlet, siyaset, mafya ilişkisini yeniden gündeme taşıdı.”

Ana muhalefet liderine karşı bu açık tehdide karşı Cumhuriyet Savcıları kendiliğinden harekete geçip soruşturma açması gerekirdi. Bu olmadı.

Mecburen Kılıçdaroğlu suç duyurusunda bulundu.

Alaattin Çakıcı’nın tahliyesini sağlayan ve koronavirüs salgını da bahane edilerek çıkartılan infaz yasasının mimarı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli idi.

Alaattin Çakıcı’nın CHP Genel Başkanına tehdit içeren paylaşımı konusunda, Devlet Bahçeli’nin bir eleştirisi oldu mu? Hayır!

Üstelik Bahçeli Alaattin Çakıcı’yı “ülke ve millet sevdalısı bir Ülkücüdür ve benim dava arkadaşımdır" diye sahiplenirken, inanılmaz sertlikte bir bildiri ile CHP Genel Başkanına saldırdı:

"Ülküdaşım Alaattin Çakıcı'ya mafya bozuntusu demek, yeraltı dünyasının karanlık yüzü suçlaması getirmek müfterilik, seviyesizlik, rezilliktir."

Oysaki, burada Çakıcı’nın dünya görüşü değil, ülkenin Ana Muhalefet Partisi liderine alenen yaptığı tehdit, hakaret ve bu suretle siyaseti hukuka aykırı yöntemle dizayn etme çabası önemli olmalıydı.

Çakıcı’nın Kılıçdaroğlu’nu tehdidi karşısında Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’dan bir tepki geldi mi? Hayır!

Şaşırmadık elbette. Çünkü Erdoğan CHP Genel Başkanının linç girişimi hadisesinde de, darp edeni ve linç eylemine karışanları kınamak yerine, Kılıçdaroğlu’nu eleştirmişti.

Cumhur ittifakının bu zihniyetteki ortakları, evrensel hukuk ve insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde, bir hukuk reformu yapabilir mi?

Bence YA-PA-MAZ-LAR.

17Kas/200

PİYASA DOSTU EKONOMİ YÖNETİMİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sPİYASA DOSTU EKONOMİ YÖNETİMİ - Ruhittin SÖNMEZ

Merkez Bankası Başkanı’nın değiştirilmesi” ve takiben ekonomiden sorumlu damat bakan Berat Albayrak’ın Instagram üzerinden istifasından sonra yeni bir döneme girdiğimiz iddia ediliyor.

Ekonomi kurmay heyetinin değiştirilmesi hakkında yandaş yorumcular “piyasa dostu bir ekonomi yönetiminin” işbaşına geldiğini anlattılar.

Buradan Berat Albayrak ve ekibinin “piyasa düşmanı” olduğu” anlamı çıkar mı diye hiç düşünmediler. Belki de bilerek böyle düşünülsün istediler.

“Piyasa dostu” kavramından bazıları “Tayyip Bey faiz lobisine teslim oldu”manası çıkarırken, bazıları da “makule dönüş” anlamı verdiler.

Yeni Merkez Bankası Başkanı, yeni Maliye ve Hazine Bakanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları sonunda, herhangi bir tedbir kararı alınmadığı halde,Türk Lirası döviz ve altın karşısında yüzde 10 mertebesinde değer kazandı. TL yaklaşık 2 ay öncesi değerine döndü.

Bu önemli değişim “piyasaların makule susamış olması” ve yeni yönetimin alınması gereken ekonomik kararları, ideolojik etkiyle değil, piyasa kuralları kapsamında alacağına güvenmek isteğinin bir sonucu olarak görüldü.

8Kas/200

TOPLUMA ÜMİT VERMEK AMA NASIL? – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sTOPLUMA ÜMİT VERMEK AMA NASIL? - Ruhittin SÖNMEZ

2020 yılı karabasan gibi çöktü üzerimize. Ekonomideki sıkıntılar buhranadönüştü.Terörle mücadele devam ediyor. Suriye ve Libya’da savaşlara müdahil olduk. Dünya ölçeğindeki virüs salgınından orta derecede etkilenirken, salgının ekonomiyi en çok sarstığı ülkelerden biri olduk.

24 Ocak’ta Elazığ’da 6,7 büyüklüğünde depreminde 41 ve 30 Ekim’de İzmir’de 6,9 büyüklüğündeki depremde 114 vatandaşımızı kaybettik.

Oysaki dünyada Türkiye dışındaki 7 farklı ülkede gerçekleşen 6.5 ile 6.9 arasındaki 12 depremde sadece 2 kişi hayatını kaybetti.Bu yıl tüm dünyada deprem ölümünün en çok olduğu ülke olduk.

2020 yılı içinde en kötü performans gösteren yani en çok değer kaybeden para birimi de maalesef Türk Lirası oldu.

Bütün bunlar içimizi karartan, yaşama sevincimizi azaltan, ruhsal sıkıntılara yol açan haberler.

Bu haberlerin ve arkasındaki gerçeğin psikolojimizi bozmaması için saray kahinleri ve yandaş medya çok değerli (!) hizmetler veriyor. Tıpkı padişahın rüyasını yorumlayan müjdeci kâhin gibiler.

4Kas/201

DEPREM VERGİLERİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sDEPREM VERGİLERİ - Ruhittin SÖNMEZ

İzmir’imizde yaşanan ve içimizi yakan deprem felaketi “deprem vergileri ne oldu?” sorusunun yeniden gündeme taşınmasına sebep oldu.

Keşke, “2002 yılından beri toplanan ve miktarı 70 milyar 895 milyon TL’ye varan deprem vergileri maksadına uygun kullanılsaydı.” Çünkü bu parayla İzmir’in depreme dayanıksız yapı stokunun tamamını, İstanbul’un yarısını yenileyebileceğimiz hesaplanıyor.

21 yıldır cep telefonu, internet, bankacılık işlemleri, Spor Toto, Milli Piyango, uçak biletleri, gümrük ve pasaport işlemleri gibi birçok ödemede vatandaşlardan bu vergiler alınıyor.

Ekonomist Özcan Kadıoğlu’nun hesabına göre, “1999 depreminden sonra kalıcı hale getirilen Özel İletişim Vergisi'nden bugüne kadar toplanan para 36,9 milyar doları buldu. Bu para ile her biri 100 metrekarelik 1 milyon 850 bin adet daire yapılabilirdi.”

Bu paraların nereye harcandığı bir türlü açığa çıkmadı.

Eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan 2003 yılında, “Deprem vergisinin bütçe açığını kapatmak için konulmuş olduğunu” söylemişti.

Van depreminden sonra dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, “toplanan deprem vergilerin sağlık, eğitim, duble yollar için kullanıldığını” açıklamıştı.

Elazığ depreminden sonra bu defa Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bambaşka bir cevap tarzıyla tartışmayı bitirmişti: "Bunlar yatıyor kalkıyor 'o parayı nereye, bu parayı nereye harcadınız?' Harcanması gereken yere harcadık. Bundan sonra da bu tür şeylerin hesabını vermeye zamanımız yok.

“Cumhurbaşkanının hesap verecek zamanı olmadığından” biz oturduğu sarayın kaça mal olduğunu, hangi müteahhite ne kadar ödeme yapıldığını bilmiyoruz. Makam uçaklarının maliyetini bilmiyoruz. Yazlık ve kışlık saraycıkların maliyetini bilmiyoruz. Kendinden önceki Başbakan ve Cumhurbaşkanlarının hayal edemediği kadar artan örtülü ödenek harcamalarını zaten soramıyoruz.

Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle yaptırılan büyük köprüler, tüneller, havalimanları ve şehir hastaneleri gibi gelir garantili dev projelerinin maliyetleri ise “ticari sır” kapsamında sayılıyor.

Oysaki devleti yönetenler kendi parasını değil, milletin parasını ve kaynaklarını kullanırlar. Demokrasi ve hukuk devleti olan ülkelerde yöneticiler milletin parasını nereye ve neden harcadığını açıklamak, kamuoyuna hesap vermek zorundadır.

Kamu kaynaklarını şahsı, yakınları veya partisi için harcamak zaten çok ağır bir suçtur. Bırakın usulsüzlük ve yasadışılıkları, devleti yönetenlerin kamu kaynaklarını doğru ve verimli alanlarda kullanmak gibi bir sorumlulukları vardır.

Devleti yönetenlerin, kamu kaynaklarını hukuka, etik kurallara ve kamu yararına kullandığına dair hesap vermekten kaçınabildiği bir rejimin adı demokrasi olamaz.

Deprem vergilerini nereye harcadığınızın hesabını veremiyorsanız, bakanlarınızın deprem mahallinde enkaz üstünde şov yapmaları bu hesabı kapatmaya yetmez.

21Eki/200

HER TÜR GÜNAHA FETVA VERİLİR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sHER TÜR GÜNAHA FETVA VERİLİR – Ruhittin SÖNMEZ

İslam dini yasakladığı halde, AKP iktidarının yaptığı bazı işler yok mu? Şüphesiz var.

Fakat maşallah bunların yapılmasının caiz olduğuna dair fetva veren “siyasetçi”, “uzman” veya “din adamları” bulmakta hiç sıkıntı çekilmiyor.

Bazı örnekleri hatırlayalım:

NEPOTİZM yani devlet kadrolarına eş, dost, akraba doldurulması ve torpil vakalarını meşrulaştırmak için, AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in kullandığı söz unutulmazlar arasındadır.

"Cuma namazına gittiğimizde her hafta hutbede 'akrabalarını koru kolla' ayeti okunur."

Devamı daha da vahim. TV’de sunucunun “O zaman sizin yaptığınız bu? Öyle mi oluyor?” sorusuna bir süre sessiz kaldıktan sonra, "Vallahi sen Allah'ın ayetine bile karşı geliyorsan ben sana ne diyeyim" cevabını vermişti.

Bahsi geçen ayetin içinde geçen ifadenin anlamı şöyle: “Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.”

Ayette bahsi geçen “akrabaya yardım” etmenin, kendi kazancından ve servetinden muhtaç akrabaya yardım etmek olduğunu bu zat bilmez mi? Ayette kastedilen yardım ile “Kul hakkı” yemek suretiyle milletin parasını ve malını haksız yere yakınlarına vermeyi nasıl bir tutabiliyor? Çünkü O’nun tek bir gayesi vardır:

Allah’ın kelamı ile korkutarak la yüs’el (eleştirilemez / dokunulamaz) hale gelmek.

Bu yaptıkları ise açıkça Allah’ın “adalet ve iyilik” emrine aykırıdır. “Çirkin işler, fenalık ve hatta azgınlık” diye tarif edilen işlerdendir.

17Eki/200

TARİH GELECEKTİR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sTARİH GELECEKTİR – Ruhittin SÖNMEZ

Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun “tarih gelecektir” sözünü değerli bulurum. Tarihçi ve Türk Tarih Kurumu E. Başkanı olan bir uzmanın “tarih geçmiştir” demek yerine, “tarih gelecektir” demesi çok anlamlı.

Yusuf Halaçoğlu da, Mehmet Akif merhumun "Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar / Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” mısralarında olduğu gibi, insanların ısrarla tarihten ders çıkarmama davranışını tespit ediyor.

Heraklit “aynı nehirde iki kere yıkanılmaz” derken bile muhtemelen tarihte tekrarın olmadığını söylemiyordu.

Belki Karl Marx gibi, tekerrürün olduğunu ama tekrarın öncekiyle tam da aynı olmadığını ifade ediyordu: “Tarih kendini tekrar eder. İlkin trajedi şeklinde, sonra maskaralık” diyerek.

Bu yüzden Andre Gide’in “söylenmesi gereken her şey çoktan söylendi. Ancak kimse dinlemediği için her şey tekrar söylenmeli” tavsiyesine uyalım. Ve tarihten bir yaprak çevirelim.

13Eki/200

İKTİDARIN TEK UMUDU: PLASEBO ETKİSİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sİKTİDARIN TEK UMUDU: PLASEBO ETKİSİ – Ruhittin SÖNMEZ
“Placebo” Latince “I shall please” yani “sizi hoşnut edeceğim, mutlu edeceğim” anlamında bir kalıp imiş.
“Plasebo ilaç” ise içinde tedavi edici farmakolojik bileşenler olmadığı halde iyileştirici etkisi inkâr edilemeyen, telkine dayalı tedavi yaratan “ilaçlara” deniyor.
Aslında plasebonun fiziksel anlamda tedaviye yönelik bir gücü yoktur. Sahip olduğu tedavi gücünü tamamen hastanın verilen ilacın işe yarayacak ilaç olduğunu düşünmesinden alır. Plasebo, tıp ilmi açıklayamamış olsa bile, insanların istemeleri halinde kendi kendilerini iyileştirme gücünü harekete geçiren bir etkiye sahiptir. Plasebo ilaçların kanser dahil birçok hastalıkta belli ölçüde işe yaradığını gösteriyor.
Bir de Nosebo (nocebo) etkisi diye bir kavram var. “Kişinin bir durumla alakalı negatif
beklentilerinin, kişiyi olumsuz etkilemesi anlamına gelmektedir. Örneğin bir ilacın yan etkiler
getireceğine kişinin inanması nedeniyle - farmakolojik olarak doğrudan etkisi ve yan etkisi olmayan bir sözde ilaç verilse bile - bazı yan etkilerin görülmesi veya negatif telkinin kişiyi olumsuz etkilemesi durumudur.”
İlaç firmaları geliştirdikleri ilaçların etkinliğini ölçerken plasebo ile mukayese ederler. Üretilen
ilacın, plasebo “ilaçtan” çok daha yüksek oranlarda iyileştirme gücüne sahip olması istenir.
Plasebo ilacın yüzde 15 etkili olduğu bir hastalığın tedavisinde, içinde etken madde olan ilaç
yüzde 90 oranında tedavi edici etkileri tespit edilmişse elbette tedavide bu ilaç tercih edilir.
Doktorsunuz ve elinizde plasebo etkisinden daha fazla etkiye sahip tedavi edici bir ilacınız
yok. Bu durumda hastanıza “hiçbir yan etkisi olmayan yeni bir ilacın çıktığını ve çok faydalı olduğu” telkinini yapabilirsiniz. “Plasebo ilaç” kullanarak hastayı kısmen rahatlatır ve az da olsa bir iyileşme sağlayabilirsiniz.
Plasebo etkisi acaba sosyal, siyasi ve ekonomik alanlardaki hastalıklarımızın tedavisinde işe yarar mı? Yararsa ne ölçüde?

11Eki/200

TARİH YAZMANIN ÖNEMİ – AZERİ DEĞİL TÜRK, AZERİCE DEĞİL TÜRKÇE – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sTARİH YAZMANIN ÖNEMİ - AZERİ DEĞİL TÜRK, AZERİCE DEĞİL TÜRKÇE - Ruhittin SÖNMEZ

Roma İmparatorluğu’nu çoğumuz dünya tarihindeki “en büyük ve en uzun süreli imparatorluk” olduğunu sanırız.

Şüphesiz tarihin gördüğü en muhteşem devletlerden biridir, Roma imparatorluğu. Ancak ne en büyük ve ne de en uzun yaşayan devlettir.

Roma, yüzölçümü itibariyle en geniş sınırlarına ulaştığı dönemde 5 milyon km2 toprağa hükmetmiş. Buna karşılık Moğol İmparatorluğu’nun egemenlik alanı 25 milyon km2 (Dünyanın %16’sı) yani Roma’nın 5 katı olmuş.

Yine Göktürk, Altın Ordu ve Osmanlı imparatorlukları da Roma’nın 5-6 katı kadar büyüktür.

Roma dünyanın en uzun ömürlü imparatorluğu da değildir.

Roma İmparatorluğu’nun İsa’dan önce 27 ile İsa’dan sonra 1453 arasında (Bizans dönemi dahil) yaşadığı ve ömrünün 1480 yıl olduğu kabul edilir.