Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım… Şikayet edeceğine sen de alternatifini oluştur.

ahsen okyar
2Kas/190

TÜRKİYE’YE ABD YAPTIRIMLARI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sTÜRKİYE’YE ABD YAPTIRIMLARI – Ruhittin SÖNMEZ

Trump’ın Erdoğan’a yazdığı o edepsiz üsluplu mektuptaki <I>“Daha önce sorunlarınızı çözmek için gayret gösterdim”

ABD Temsilciler Meclisi’nde görüşülen Türkiye aleyhine tasarı büyük çoğunlukla kabul edildi. Tasarı ile “Ermeni soykırımı” iddiaları kabul ediliyor, Türkiye’ye ciddi yaptırımlar uygulanmasını öngörüyor.

Genel Kurul’da yapılan oylamada 16'ya karşı 403 oyla kabul edilen tasarının yasalaşması için, Senato’da da kabul edilmesi ve Trump’ın imzalaması gerekiyor. Senatoda da üçte ikiden fazla oyla kabul edilirse Trump’ın veto hakkı bulunmuyor.

“Tasarı Türkiye’ye birçok alanda yaptırımlar getirirken Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesinin mal varlığının ve iş ilişkilerinin de araştırılıp rapor hazırlanmasını öngörüyor.”

Tasarı, yasanın kabulünden sonra en geç 120 gün içinde ABD Dışişleri Bakanı'nın Hazine Bakanı ve Ulusal Güvenlik Direktörü ile istişare içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin <I>(eşi, çocukları, anne-babası ve kardeşlerinin) </I>net mal varlığı, gelir kaynakları ve iş ilişkilerine dair bir rapor hazırlanmasını gerektiriyor.

Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen yasa tasarı, bazı Türk yetkilileri yaptırım listesine alıyor ve Türk ordusunun silah ve finansmana erişimine sınırlamalar getiriyor.

Tasarıya göre şu isimlere yaptırımlar uygulanacak: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez.

Tasarı ayrıca Türk Ordusuna silah, teçhizat, hizmet, materyal sağlayıcı işlemleri yapanlar ile petrol ürünleri üretimine her türlü destek sağlayan kişi ve gruplara da yaptırımlar öngörüyor.

Kabul edilen tasarı her yönüyle Türkiye için son derece rencide edici. Uluslararası ilişkilerimiz açısından da çok başımızı ağrıtacak, silahlı kuvvetlerimizi sıkıntıya sokacak kararlar bunlar.

Tasarıdaki diğer kararlar gibi, T.C. Cumhurbaşkanının “şahsına, ailesine ve bakanlarına yaptırım uygulanması” bırakın “stratejik ortak” olan bir devleti, düşman bir devletin bile yapmayacağı kadar alçakça bir davranış.

31Eki/190

HUKUKİ AÇIDAN TÜRKİYE’DEKİ SURİYELİLER – Ruhittİn SÖNMEZ

ruhittin sHUKUKİ AÇIDAN TÜRKİYE'DEKİ SURİYELİLER – Ruhittİn SÖNMEZ

Ülkemizde fiilen kayıtlı-kayıtsız 5,3 milyon Suriyelinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Suriyelilerin Türk nüfusuna oranı ise ülke genelinde %6,5 oranında.

Prof. Dr. Ümit Özdağ’a göre, “Türkiye’de yaşayan Suriyeli ‘sığınmacıların’ sayısı 2040 yılında 10 milyona yükselecek, "Türkiye’nin birçok kenti Türk kimliğini kaybedecek ve Arap kentleri olacak."

Halen Kilis’te nüfusun yüzde 81,4’ü, Hatay’da yüzde 27,3’ü, Gaziantep’te yüzde 22,2’si, Şanlıurfa’da yüzde 21’i Suriyeli. İstanbul’da yaşayan Suriyeli sayısı da 1 milyona ulaştı.

Bu yüzden hukuki açıdan Türkiye’deki Suriyelilerin statüsünün doğru olarak ifade edilmesi önemlidir. Çünkü her bir statünün devletimize yükleyeceği yükümlülükler farklıdır.

Türkiye’de bulunan Suriyeliler (Cumhurbaşkanı dahil) devletimizi yönetenler veya halkımız tarafından mülteci, sığınmacı, göçmen ya da misafir olarak tanımlansa da bu tanımlar iltica hukukuna göre doğru değildir.

Türkiye Cumhuriyeti’nde bulunan Suriyeliler “mülteci, sığınmacı veya göçmen” değildir. Bu kişiler, “geçici koruma altında olan yabancılardır.”

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK)  ile bu Kanunu dayanak alarak çıkarılan Geçici Koruma Yönetmeliğine tabidirler.

Geçici koruma uluslararası koruma anlamına gelmez. Suriyeliler uluslararası hukuka tâbi tutulmadığından, Türkiye’nin Suriyeliler konusunda uluslararası hukuktan kaynaklanan bir sorumluluğu bulunmamaktadır.

Türkiye’de devletin Suriyelilere tanıdığı haklar uluslararası hukuktan kaynaklanan bir yükümlülüğün sonucu değildir. Tamamen devletimizi yönetenlerin siyasi tercihidir.

22Eki/190

BÖYLE HUKUKA VE HUKUKÇULARA GÜVEN OLUR MU? – Av. Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sBÖYLE HUKUKA VE HUKUKÇULARA GÜVEN OLUR MU? - Av. Ruhittin SÖNMEZ

Bekri Mustafa Padişah Dördüncü Murat döneminde yaşamış, hayatının çoğunu meyhanede geçiren, zeki, nüktedan ve hoşsohbet bir zattır. Dördüncü Murat içki yasağını koyduğu yıllarda dahi Bekri'nin ayyaşlığını hoş görmüş.

Gündeme düşen bazı haberlere bakınca Bekri Mustafa’ya dair anlatılan şu fıkra aklıma geliyor:

BEKRİ MUSTAFA İMAM OLDU: Bekri Mustafa yoksul bir mahallede bir caminin önünden geçmektedir. O sırada musallada bir tabut vardır. Fakat namazı kıldıracak imam ortada yoktur. Cemaat başında kavuğu, sırtında cüppesiyle oradan geçen Bekri Mustafa’yı hoca zannederek namaz kıldırmasını söylerler. “Yok, ben Hoca değilim” dese de dinlemezler ve zorla öne geçirirler.

Bekri Mustafa namazı kıldırdıktan sonra tabutun örtüsünü açar ve ölünün kulağına bir şeyler fısıldar. Cemaat ölüye ne söylediğini merak eder, Bekri Mustafa gülerek cevap verir:

Dedim ki, sen şimdi aramızdan ayrılıp ahirete gidiyorsun, eğer orada sana ‘bu dünyanın ahvali nicedir?’ diye sorarlarsa, ‘Bekri Mustafa imam oldu’ dersin, onlar durumu anlar.”

20Eyl/190

İSTATİSTİK YALAN VE DEVLETİN RAKAMLARI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sİSTATİSTİK YALAN VE DEVLETİN RAKAMLARI- Ruhittin SÖNMEZ

22Ağu/190

SOSYAL MEDYADA ANLAMAK VE ANLATMAK – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

SOSYAL MEDYADA ANLAMAK VE ANLATMAK - Ruhittin SÖNMEZ

Sosyal medyada yorum yapan herkes bir bakıma “yazar” sayılabilir. Buna WhatsApp gruplarının üyeleri de dâhil.

Ancak yazarlık riskli bir iştir. Yasal ve hatta sosyal açıdan sıkıntılara da yol açabilir.

Nitekim sosyal medyada bırakın farklı dünya görüşünden olanları, aynı görüşten olanlar arasında bile sert, incitici ve yaralayıcı klavye kavgalarına şahit oluyoruz.

Karşısındakine “ayar vermek, lafı gediğine oturtmak, hak ettiği cevabı vermek” gibi kaygıların yılların dostluklarını yıkabildiğini görebiliyoruz.

Günümüzde tamamen benzer görüşleri paylaşanların, bir dernek, siyasi parti veya bir menfaat grubuna dahil olanların oluşturduğu WhatsApp grupları çok yaygın. Üyelerinin haberleşmek, duygu ve fikirlerini paylaşmak için kurduğu bu gruplarda bile dozu kaçmış tartışmaların çok sayıda örnekleri var.

Kalplerin kırıldığı, alınganlıkların, dargınlıkların ve hatta düşmanlıkların oluştuğu bu tartışmalar yüzünden bazen WhatsApp gruplarının kapatıldığı, iletişimsizliğin tercih edildiği görülüyor.

Facebook, Twitter gibi alanlarda arkadaşlıktan çıkarma, engelleme gibi önlemlere başvuruluyor.

Son derece faydalı ve olumlu birer araç olarak kullanılabilecekken, bu mecralar neden öfkelendiğimiz, kızdığımız, alındığımız veya kavga ettiğimiz birer alana dönüşüyor?

20Ağu/190

“Yadigar-ı Vatan” Işığında Dış Dost ve Düşmanları Seçmek – Ruhittin SÖNMEZ

Vefat haberini aldığımız değerli bilim adamı, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun’a rahmet diliyoruz.
Ayasofya Müze Müdürü iken Kocaeli Aydınlar Ocağı heyetimizi ağırlayan Haluk Dursun Bey, müze-konferans dediği bir usulle bizzat bilgilendirerek müzeyi/camiyi gezdirmişti.
Ocağımızda misafir olarak konferanslar vermişti. Boğaziçi gezimizde vapurda sahil boyunca sıralanan bütün tarihi ve sanat değeri olan yapıları anlatarak rehberlik etmişti.
Av. Ruhittin Sönmez kardeşimiz, Körfez ilçesinde verdiği bir konferansı dinledikten sonra aşağıdaki yazıyı yazmıştı.
Allah rahmet eylesin, mekanı Cennet olsun..

“Yadigar-ı Vatan” Işığında Dış Dost ve Düşmanları Seçmek – Ruhittin SÖNMEZ

Yunanistan'da Aynoroz (veya Aynaroz) denilen bir yarımada ve burada 20 kadar manastır vardır. 10. yüzyılda dini bir topluluk olarak doğan Aynoroz Bizans, Osmanlı ve Yunan egemenlikleri boyunca özerk bir devletçik olarak yaşamayı başarmış. Bu devletçik 20 manastırı temsil eden 20 kişi ve küçük bir meclis tarafından yönetilir ve Yunanistan'a bağlıdır. Nüfusunun çoğunluğu rahiplerden meydana gelir ve 2.250 kişi kadardır. Aynoroz nüfusunun tamamı erkektir. Aynoroz'a kadınların girmesi yasak olduğundan Dünya ve Yunanistan'ın tek kadınsız bölgesidir. Aynoroz'un 20 manastırı da ortak bir plana göre ortak bir mimari yapıda inşa edilmiştir. Hepsi kuleli bir surla çevrilmiş olan geniş avlulu kalelerdir.

Aynoroz'a gidebilmek için önce Yunanistan'dan vize almanız gerekiyor. Bu da yetmiyor Türkiye'deki Fener Rum Patrikhanesi'nden de vize almanız icap ediyor. Ortodoks oldukları için, Aynoroz'daki manastırlar yüzlerce yıldan beri Fener Rum Patrikhanesine bağlılar.

Doç. Dr. Ahmet Haluk Dursun bir Türk'ün girmesinin neredeyse imkânsız olduğu bu yere Ortodokslarca çok önemli olan Ayasofya Müzesinin Başkanı olduğu için girebilmiş ve ayinlerini izleyebilmiş. Ayini yöneten dini lider kendisine (Türklere bakışını gösteren) şu sözü söylemiş: "Sizi kâfir kontenjanından ayinimize dâhil ettik."

16Ağu/190

SAGALASSOS’UN İLHAMI İLE – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sSAGALASSOS’UN İLHAMI İLE - Ruhittin SÖNMEZ

Doğup büyüdüğüm Bucak (Burdur) ilçesine çok yakın, Ağlasun ilçesi sınırlarında, eski
medeniyetlerin önemli tarihi şehirlerinden birinin kalıntıları var.
Bayram vesilesiyle geldiğim memleketimden sadece 36 km mesafedeki Sagalassos isimli bu
muhteşem antik kenti ziyaret ettiğimde derin duygulara kapıldım.
Sagalassos MÖ 6500 yıllarında bile yerleşik düzenin olduğu bir kent imiş. MÖ 3000-2000 yılları arasında daha sonra Pisidia adını alacak olan bölgeye Hititlerin bir kolu olan Luwi’ler yerleşmiş.
MÖ 333’ de Büyük İskender bölgeyi kendi topraklarına katmak istemiş. Bu dönemde bölgeye Helen kültürü hakim olmuş.
Daha sonra antik Grek ve Roma etkisi altında yerel kültür gelişmiş. Doğu Roma
İmparatorluğu’nun egemenliği altına girerek en parlak dönemini yaşamış. O dönemde “Pisidia’nın birinci kenti” ünvanını almış. MS 4. Yüzyıldan itibaren Hıristiyanlaşan bölge, MS 13 yüzyılda Selçuklu Türklerinin hakimiyetine girmiş.

29Tem/190

MAŞERİ VİCDAN

ruhittin sMAŞERİ VİCDAN – Av. Ruhittin SÖNMEZ

Mâşer” Arapça “kamu, toplum, topluluk” demek. Maşeri vicdan (mahşeri değil) ise “toplumsal vicdan” ya da “kamu vicdanı” demek.“Tüm toplum kesimlerinin benimsediği ortak değerler” anlamında kullanılır.

15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü yapılalı 3 yıl oldu. Bunun 2 yılı OHAL ile geçti. “3 ay bile sürmeyecek” diye başlatılan OHAL (Olağanüstü Hal) yönetimi, 7 defa uzatılarak, 2 yıl sürdü.

Bu dönemin siyasi ve hukuki sonuçları hakkında çok değerlendirme yaptık, yapıldı. Ancak bu dönemde olan vaka ve gelişmelerin toplumsal vicdanda ne gibi yansımaları olduğu en az diğer yönleri kadar önemli.

19Tem/190

ORTAK AKIL – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sORTAK AKIL – Ruhittin SÖNMEZ

Bazı özel yetenekli insanlar yaşadıkları bir sorundan veya meraklarından dolayı icatlar yapar. Yani daha önce bulunmayan bir nesneyi geliştirirler. İcatlar birer hayal gücü, düşünce ve çalışma azminin ürünüdürler.

Ancak ilk başlarda bu icatların insanlık için, toplum için önemi ve değeri kavranamayabilir.

İlk icat edilen ve bir atlı araba hızındaki otomobilin bugünkü seviyeye geleceğini hayal etmek bile çok güçtü.

İlk bilgisayar bir oda büyüklüğünde idi fakat işlemci hızı, kapasitesi sıradan bir cep telefonundan binlerce defa düşüktü. İlk bilgisayarın verdiği izlenimle dünyanın en zeki adamları arasında bile,“bilgisayarların işe yaramayacağını” söyleyenler vardı.

IBM Başkanı Thomas J. Watson, “Dünyada bilgisayar pazarı 5 adedi geçmez” demişti.

Lord Kelvin’in “Havadan ağır uçan makinelerin yapımı imkânsızdır” kehanetine bugün gülüyoruz.  

New York Valisi, daha sonra ABD Başkanı olan Martin Van Buren sözü de ilginçtir: “Ülkemizin taşıma sistemi, adına ‘demiryolu’ denen yeni bir taşıma sistemi tarafından tehdit edilmektedir. 24 km/saat gibi inanılmaz bir hızla yol alan ‘makineler’, insanların hayatını tehdit etmektedir. Tanrı elbette insanların böyle korkunç bir hızda gitmesini istememiştir.”

Lee DeForest’in “Televizyonun ticari bir başarı elde etmesi imkânsız, hayal görmeyelim” sözleri de bugün bize gülünç geliyor. Ama bütün bu değerlendirmeleri yapanlar aptal insanlar değildi.

1450’de Gutenberg’in icadı olan matbaa Osmanlı Devleti’ne 1719’da girebilmişti. İstanbul’a matbaanın çok geç gelmesinin sebebi sadece tutuculuk değildi. İstanbul’da yaşayan binlerce hattatın birer sanat eseri niteliğindeki kitapları yanında, matbaada basılan kitapların çok kalitesiz baskısı olması etkili olmuştu.

Fermuardan saate, elektrikli süpürgeden çamaşır makinesine, radyodan telefona kadar her icat ilk yıllarında bugünkü haliyle kıyaslanamayacak kadar ilkel ve kullanışsız idi.

1946’da yapılan oda büyüklüğünde ve 30 ton ağırlığındaki dev bilgisayarın, on haneli 5.000 sayıyı bir saniye içinde toplayabilmesi çok büyük başarı olarak kabul ediliyordu.

Ama bilgisayarlar böyle kalsaydı ne cep telefonları, ne uçaklar, ne otomobiller, ne de üretim, sağlık, bilim, sanat ve eğlence alanlarında kullandığımız otomatik makinelerin hiçbiri olmayacaktı.

Bu konular üzerinde çalışan insanlar, kendisinden önce aynı konu ile ilgili çalışan insanların fikirlerini alarak, o fikirlerin üzerine kendi fikir ve çalışmalarını katarak çalışmalar yaptılar. Bütün bu insanların “ORTAK AKLI” ile icat süreçleri hayallerin bile ötesine kadar gelişimlerini sürdürdü.

17Tem/190

ÜÇÜNCÜ YILINDA 15 TEMMUZ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sÜÇÜNCÜ YILINDA 15 TEMMUZ – Ruhittin SÖNMEZ

15 Temmuz darbe teşebbüsünün 3. Yılı doldu. Hala operasyonlar yapılıyor, hala yeni davalar açılıyor. Fakat “15 Temmuz’un iş, medya ve uluslararası ayakları henüz tam olarak çözülmüş değil.”

Siyasetçi ayağına ise hiç dokunulmadı.

FETÖ gerçekten çok karmaşık ve tehlikeli bir yapı. ABD istihbaratı ile iç içe, uluslararası irtibatları olan, büyük para gücüne sahip bir organizasyon.

Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanlarının yaverlerinin bile Fetöcü olduğu, MİT ve Emniyet İstihbarat gibi birimleri dahi kontrol edebilen bir örümcek ağı.

Yargıyı ele geçiren, hukuku silah gibi kullanan, Ergenekon ve Balyoz davaları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden Atatürkçü subayları tasfiye eden bir yapı. O zaman birlikte hareket ettikleri R. Tayyip Erdoğan’a, “ben bu davaların savcısıyım” dedirtebilen bir güç bu.

“TSK’da mevcut 300 generalden 150’sinin darbede aktif rol aldığı” bir yapının orduya sızmasından bahsedilemez. “Orduyu ele geçirmiş” bir çete bu.

Bir mücadele görüntüsü var. Ama yandaş yazarların bile sorduğu bazı sorulara bugüne kadar cevap verilememiş olması manidardır:

“15 Temmuz darbe girişiminden hükümet üyeleri ne zaman haberdar oldular, haber aldıktan sonra ne yaptılar, o gece neredeydiler, saat kaçta ortaya çıktılar.”

“Sahi MİT ve Emniyet İstihbarat bu süreçte ne yapıyordu. JİTEM neredeydi, Genelkurmay İstihbaratı ne yapıyordu? Darbe olacağını, bilmesi gerekenler dışında neredeyse herkes biliyordu!” (A. Dilipak)

Böyle bir yapı ile mücadele etmenin ne kadar güçlükleri olduğu açık.

Yine de yıldönümü vesilesiyle hamasi sözler yerine soğukkanlı bir değerlendirme yapmak daha yararlı olacaktır.

12Tem/190

ÜMMETİN PARTİSİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sÜMMETİN PARTİSİ - Ruhittin SÖNMEZ

Yazının başlığını okuyunca bazılarınız, “burası Türkiye Cumhuriyeti ve T.C. bir hukuk devletidir. Anayasamız ve hukukumuzda ümmet diye bir kavram yoktur. Hukuken bu amaçla parti kurulamaz” diye itiraz edebilir.

İtiraz haklıdır ama Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın sözü üzerine bu başlığı attığım anlaşılmıştır.

AKP’den ayrılıp yeni bir parti kurma hazırlığındaki Ali Babacan’a, “bu ümmeti parçalamaya hakkınız yok!” dediğini Erdoğan kendisi açıkladı.

Bu cümle çok sorunlu.

Ali Babacan ve O’nun arkasındaki Abdullah Gül ile diğer arkadaşları bir siyasi parti kuracaklar. Babacan peygamberliğini veya mezhep imamlığını ilan etmeyecek. Din veya mezhep kurmayacak.

Ümmet niye parçalansın ki?

Kuracakları partinin esas tabanı haliyle AKP kitlesinden oluşacak ve kadrosu AKP içinden çıkacak.

Tıpkı Millî Görüş çizgisinden kopan AKP’nin, RP/ FP partilerinin içinden çıktığı gibi.

Millî Görüşçüler ve lideri Necmettin Erbakan AKP’den daha ümmetçi idi.

Tayyip Erdoğan ve arkadaşları Fazilet Partisi kapatılınca partinin devamı niteliğine sahip olduğu kabul edilen Saadet Partisi'ne katılmadı. Bu partiden ve liderinden ayrılarak AKP’yi kurdular.

Onlar AKP’yi kurmakla herhalde ümmeti parçalamış olmadılar. Saadet Partisi’ni daha doğrusu milli görüşçüleri parçaladılar.

Şimdi de yeni parti parçalayacaksa, bu parçalanan ümmet değil, Ak Parti olacak.

8Tem/190

MERKEZ BANKASI BAŞKANI GÖREVDEN ALINDI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sMERKEZ BANKASI BAŞKANI GÖREVDEN ALINDI – Ruhittin SÖNMEZ

T.C. Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın Cumhurbaşkanı tarafından görevden alınması önemli bir olaydır.

Bu tür makam sahipleri kolay kolay görevden alınmaz, hatta alınamaz. Birlikte çalışmak istenmediği mesajı verilir, istifaya zorlanır. TCMB Başkanının da önce istifaya zorlandığı kanaatindeyim.

TCMB Başkanı muhtemelen bağımsız bir kurumun başında olduğunu ve Anayasa ve Kanunlara göre görevden alınamayacağını düşünmüş. Ya da istifa etmektense görevden alınmayı tercih etmiştir.

Gerçekten Merkez Bankası Başkanlarının diğer bürokratlardan farklı bir özelliği vardır. “Kendisi istifa etmediği sürece, Merkez Bankası Başkanının görevden alınması mümkün değildir. Bu güvence MB bağımsızlığının ayrılmaz bir parçasıdır.”

Anayasa ve kanunlarda böyle yazsa da Türkiye’nin bir yıldan beri Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçtiği ve partili Cumhurbaşkanının tek adam gücüne sahip olduğu unutuldu.

Bir kişiye bu kadar yetki verilmez diyenlere inat, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ‘ekonomik OHAL’ yetkisi veren kanun bile çıkarıldı. “Finansal sisteme sirayet edebilecek olumsuz bir gelişme” durumunda cumhurbaşkanına kurumların yetkilerinin üzerine çıkarak müdahale etme yetkisi dahi verildi.

İşte şimdi böyle olağanüstü bir yetki kullandı. “Anayasaya ve kanunlara aykırı” diyebilecek bir yargımız var mı?

5Tem/190

YİMPAŞ VE TELEKOM’DAN SARAY’A – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sYİMPAŞ VE TELEKOM’DAN SARAY’A – Ruhittin SÖNMEZ
Yaygın medya tamamen yandaş hale gelince artık buralarda görev yapamayan tecrübeli gazeteciler internetten TV ve gazeteleri sallamaya başladılar.
Milyarlarca dolarlık medya organları, sahibinin sesinden başka bir şey duyurmaz oldu. Vatandaşın gerçek haber ve bağımsız yorum ihtiyacına cevap vermek için yeni yollar bulundu.
Youtube üzerinden yayın yapan TV ve radyo kanalları ile mütevazı imkanlarla çektikleri güncel yorum videolarını paylaşanların çok ciddi takipçileri var. Bunların çok kısa zamanda kamuoyu oluşturma açısından merkez medya kadar hatta daha fazla etkili olacağı anlaşılıyor. Yeni mecrada çok izlenenlerden biri gazeteci Sabahattin Önkibar.

Önkibar son videolarından birinde iki önemli vakayı hatırlatarak, Saray’a uzanan bir bağlantı kuruyor.

2Tem/190

İKİ OSMAN – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sİKİ OSMAN – Ruhittin SÖNMEZ

AKP ve MHP seçimler öncesinde Türkiye’yi sarsan iki olayın failine hiçbir olumsuz tepki vermedi.

Bahsedeceğim olayların, ikisinin de failinin Osman ismini taşımasından başka, ortak yönü yok.

Birinci olayın faili “OSMAN DAYI” Ana Muhalefet Partisi “CeHaPe’nin” Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu linç girişiminin baş aktörü. Şehit cenazesine katıldığı köyde Kılıçdaroğlu’nun yüzüne kameralar önünde attığı yumrukla tanıdığımız Osman Sarıgün AKP cenahında bu sıcak hitap tarzıyla yani “Osman Dayı” olarak anıldı. AKP yetkilileri evine ziyarete gidip elini öptüler, bu resimleri sosyal medyada paylaştılar.

Olaydan sonra sosyal medyada “Osman dayı yalnız değildir en çok tıklanan paylaşım oldu. Yalnız olmadığı 24 saat bile geçmeden serbest bırakılmasıyla ispatlandı.

Siyasi nezaket veya görevi gereği de olsa Cumhurbaşkanının sert bir tepki vermesini bekledik. Nafile.. Saldırıya uğrayan Kılıçdaroğlu’na bir geçmiş olsun mesajını çok gören Cumhurbaşkanı olayı halkın “gaz çıkarması” olarak tanımladı.

MHP Genel Başkanı Bahçeli ise faili değil, CHP’nin “yüzde 9 oy aldığı” Çubuk ilçesine gitmiş olmasını eleştirdi.

Bu ortaklar failleri değil, olayın mağduru olan Kılıçdaroğlu’nu “şehit cenazesine katılarak, halkımızı tahrik etmekle, galeyana getirmekle” suçladılar.

Bu tür olaylar devam etti. Yeniçağ Gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ’a ve Gazeteci Sabahattin Önkibar’a saldıranlar yakalanmalarına rağmen derhal serbest bırakıldılar.

Haliyle benzer olaylar kesilmedi. İYİ Parti kurucularından Metin Bozkurt’a, İYİ Parti stantlarına saldırılar oldu.

MHP’nin üst organı MYK üyesi olan A. Yiğit Yıldırım adlı şahıs, twitter’de Ekrem İmamoğlu’na destek mesajı veren Ülkücülerin listesini yayımlayarak, “Ya tam susturacağız, ya kan kusturacağız” mesajını verdi.

Akabinde bu listede yer alan, İYİ Parti kurucularından Zihni Pamukçu da saldırıya uğradı.

AKP ve MHP bu davranışlarıyla hukuk devletinden ne kadar uzaklaştıklarını, adeta bir mafya görüntüsü verdiklerini fark etmediler bile.

28Haz/190

ÖNCE ZİHNİYET DEĞİŞMELİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sÖNCE ZİHNİYET DEĞİŞMELİ – Ruhittin SÖNMEZ

Yenilenen İstanbul Belediye Başkanı seçiminde, rakibi Ekrem İmamoğlu’nun farkı 13 binden, 806 bine çıkararak kazanması, kaybeden tarafta (AKP ve MHP) bir özeleştiri, bir üslup hatta bir zihniyet değişikliği yaratır diye bekledik.

Çünkü farkın büyümesinde AKP ve MHP yöneticilerinin yaptığı büyük hatalar etkili olmuştu.

Seçim stratejisinde hiçbir istikrarı olmayan, birbirinin zıddı tavır ve eylemler içinde oldular.

“Ne yaparsak yapalım bizim sadık seçmenimiz bize oy verir, bize küskün olan seçmenler ile SP ve HDP seçmenlerine yönelik taktikler uygulayalım” diye hesapladılar.

“Hain” dedikleri SP’lilerden özür dilediler.

“Beka Sorunu” diye başlamışlardı, “PKK elebaşından medet umar duruma geldiler.”

Son düzlükte PKK elebaşından özel ulakla mektup aldırıp okuttular. Yüzlerce Mehmetçik’in kanı eline bulaşmış kardeşi Osman Öcalan’ı TRT’ye çıkardılar.

25Haz/190

HALK SİLLESİNİN SEDASI VE DEVASI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sHALK SİLLESİNİN SEDASI VE DEVASI - Ruhittin SÖNMEZ

23 Haziran’da yenilenen İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminin sonucu bir atasözünü hatırlattı:

“Halk sillesinin sedası yoktur, vurunca devası yoktur...”

31 Mart’ta Millet İttifakı Adayı Ekrem İmamoğlu yaklaşık 13 bin küsur oy farkı ile kazanınca, AKP yönetimi “10 milyon seçmeni olan İstanbul’da bu oy farkı çok az, seçimi yeniletirsek bir çaresine bakarız” diye düşündü.

Seçilmiş başkan İmamoğlu’nun mazbatasını aldırıp, hukuku paspas ederek seçimi yenilettiler. Milletin iradesini hiçe saydılar.

Yeni kampanya içinde o kadar yanlış ve çirkin işler yaptılar ki AKP seçmeni içinden bir kesimin bile vicdanlarını kanattılar.

Ekrem İmamoğlu’na “Pontus, Yunan” gibi iğrenç iftiralar attılar. Trabzonluları rencide ettiler.

İmamoğlu ve ekibini havaalanında VIP’ten geçirmeyen “Ordu Valisi’ne hakaret etti” diye ispatlanamayan kara çalma çabalarıyla gündemi meşgul ettiler. Bir zamanlar “başörtülü bacıma işediler, kaseti var” iftirasını hatırlattılar.

18Haz/190

HAYRETTİN KARAMAN’IN FETVASI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sHAYRETTİN KARAMAN’IN FETVASI - Ruhittin SÖNMEZ

İnsanlar kendi seçtikleri kişilerin / partilerinin yaptıkları yanlış işler sonucu yaşadıkları kötü sonuçları duymak istemiyor.

Çünkü “suça ortaklık duygusu” içlerini kemiriyor.

Belki de bu yüzden, 17 yıl içinde yapılan bütün yanlışlarına, ülkenin ekonomi, terör, dış politika, eğitim, yolsuzluklar gibi alanlarda duvara çarpma noktasına gelmemize rağmen.. Kibir, şatafat, israf, ayrıştırıcı dil gibi tavırlarına rağmen AKP seçmeni bir ders verme tepkisi gösteremedi.

Üstelik, AKP müthiş bir propaganda gücü ile kendi seçmeninin vicdanıyla başbaşa kalmasına izin vermemek için çaba sarfediyor. “Beka sorunu” gibi kampanyalarla kitlesini konsolide etmeyi başarıyor.

Ama bu defa yaşanan olumsuzluklar çok fazla ve rakip güçlü.

Bir defa ekonomik krizin en önce ve en fazla hissedildiği şehir olan İstanbul’da seçim yapılacak.

İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesine dair YSK kararının bağımsız ve tarafsız yargının eseri olmadığı, siyasi baskı ile alındığı algısı toplumda daha hakim. Hatta AKP seçmeninin önemli bir bölümü dahi İmamoğlu’nun kazandığı seçimin “haksız şekilde gasp edildiğine” inanıyor.

AKP seçmenleri genellikle kendilerini muhafazakar veya dindar olarak tarif eder.

Yapılan haksızlıkların dini hassasiyetler ve vicdanlar üzerinde yarattığı rahatsızlık bu defa her zamankinden daha şiddetli olduğu kamuoyu araştırmaları ile tespit edilmiş olmalı.

Bıçaksırtı giden bir seçim kampanyasında AKP’li dindar kesimden çok az bir kesimin bile vicdanlarına göre oy vermesi seçimi kaybettirebilir.

İşte bu ahval ve şerait içinde devreye Prof. Dr. Hayrettin Karaman girdi.

Karaman AKP yöneticilerini rahatlatan, gerçek dindarları şaşırtan ve üzen bir fetva verdi.

11Haz/190

İTİBAR CELLÂTLARI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sİTİBAR CELLÂTLARI – Ruhittin SÖNMEZ

İstanbul Belediye Başkanlığı yenileme seçimi yaklaştıkça AKP kanadının temel stratejisi Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu’nu itibarsızlaştırmak üzerine yoğunlaştı.

Gerçekten Ekrem İmamoğlu, rakibi olan AKP’nin alışılmış oyun düzenini bozdu. Her türlü taktik- stratejik hamleler İmamoğlu’na halk desteğini azaltmadığı gibi yapılan haksızlıklar İmamoğlu’nu büyütmeye devam ediyor.

İmamoğlu’nu “itibarsızlaştırmak” için algı operasyonlarına başvurmaktan başka çare bulamadılar.

Havuz medyası, sosyal medya aktrolleri yetmedi, belli makam ve mevkileri işgal ettikleri için adam sandığımız kişiler akıl almaz laflar ediyorlar.

Ramazan- Bayram dinlemediler, bakın ne yalanlar söylediler:

Ø “Oylarımızı çaldılar” dediler, YSK kararı bunu yalanladı. “Kim çaldı?” sorusuna cevap veremediler.

İşi o kadar çığırından çıkardılar ki, Ekrem İmamoğlu’na ve hemşerileri olan Trabzonlulara Yunan benzetmesi yapacak kadar akla ziyan, vicdansızca iftiralar attılar.

Bu dalga yukarıdan aşağıya yayılıyor. Geçen gün sosyal medyada İlahiyat Fakültesi mezunu olan bir AKP yandaşının paylaşımını gördüm, ürperdim.

Bu zat Mudanya’nın CHP’li belediye başkanının Suriyelilere tavrını eleştirmek için, Mudanyalılara Yunan işbirlikçisi yaftası yapıştırmaktan çekinmemişti. Sadece bu olay bile toplumdaki akıl tutulmasının boyutunu gösteriyordu.

8Haz/190

YENİ ASKERLİK KANUNUNUN RİSKLERİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sYENİ ASKERLİK KANUNUNUN RİSKLERİ - Ruhittin SÖNMEZ

İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinin yenilenmesi kapsamında yapılan tartışmalar çok önemli bir gelişmeyi gözlerden sakladı.

AKP tarafından TBMM’ne getirilen “Askeralma Kanunu Teklifi” Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapısında çok köklü değişiklikler yapılmasını öngörüyor. Bu teklif kabul edildiğinde 1927 yılından bu yana yürürlükte olan ve bu süreçte kısmi değişikliklere uğramış olan “Askerlik Kanunu” bütünüyle kaldırılıp yeni bir kanun yapılmış olacak.

İYİ Parti TBMM Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, Kocaeli İl Başkanlığı bayramlaşma töreninde, tatil sonrası Meclis gündemi hakkında bilgi verdi. Bayramdan sonra Meclis’te “Yeni Askerlik Sistemi” üzerine çok çetin müzakerelerin geçeceğini söyledi.

Getirilmek istenen “Yeni Askerlik Sistemi” içinde çok ilginç ve tehlikeli maddeler olduğunu anlatan Türkkan en önemli gördüğü riskleri üç başlıkta sıraladı.

Lütfü Türkkan’ın anlattığı başlıklar altında sıkıntılı hususları özetlemeye çalışalım.

5Haz/190

BU RAMAZAN’DA CANIMI SIKANLAR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sBU RAMAZAN'DA CANIMI SIKANLAR - Ruhittin SÖNMEZ

Bu sene de Ramazan Ayı seçim atmosferinde geçti. Ömrüm boyunca Ramazan ayının, camiler ile dini ritüel ve merasimlerin hiç bu kadar siyasete alet edildiğini hatırlamıyorum.

Sadece İstanbul Belediye Başkanlığı seçimi yenilenecek ve Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım bir yarış içindeler. Bu yarışın demokratik, adil ve eşit şartlarda gerçekleşmesi hem hukukun ve hem ahlakın, hem de dinin gereği değil mi?

Peki, bu yarışta partili Cumhurbaşkanının her türlü adalet anlayışını yok eden propaganda sürecini nereye koyacağız?

Ramazan boyunca her iftardan sonra tamamen İstanbul seçimlerine yönelik yaptığı konuşmaları onlarca TV kanalında program akışı kesilerek canlı yayında vermek ne demek?

Bu konuşmalarında rakiplerini “İstanbul’u Konstantinapol olarak görmek isteyenler” diye suçlaması, İstanbul seçimini “PKK ile mücadelenin uzantısı” olarak değerlendirmesi ne demek?

“Keşke Yunan kazansaydı” diyen meczuba âlim muamelesi yapıp ziyaretine giden, kızının nikâh şahitliğini Yunan Başbakanına yaptıran, PKK ile birlikte “çözüm süreci” işleten kişinin bu sözlerini eleştirecek bir tek namuslu TV yorumcusu çıkmaması ne demek?

Kameralar eşliğinde kılınan teravih namazları sonrası camiden siyasi propaganda yapmayı vicdanlar nasıl kabul edebiliyor?

Bırakmadılar ki Müslümanlar iftar sonrası huzurla sohbet etsin, Kadir Gecesi tefekkür ve ibadet etsin. Hangi kanalı açsan karşında AKP Genel Başkanı propaganda yapmakta, rakiplerine kara çalmakta.

YSK’nın gerekçeli kararında oylar çalındı tespiti yoktu. AKP adayı “Oylarımız çalındı hukuki terim değil, ben siyaseten böyle konuştum” dedi.

Hemen ertesi günlerde Cami çıkışında yine “seçim yenileniyor, çünkü oylarımızı çaldılar” demeye devam etti. Bu iftira etmek değilse nedir?

Hani “devletin dini adaletti?” Hani iftira en büyük günahlardandı?