Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım… Şikayet edeceğine sen de alternatifini oluştur.

ahsen okyar
11Ağu/200

SATRANÇÇI – Mustafa YILDIZ

mustafa yıldızSATRANÇÇI – Mustafa YILDIZ

Şehirlerin ruhu insanların yüzlerine siner. Bu siniş bugünden yarına olmaz, gideceksin birkaç göbek geriye, dedenin dedesine dedenin dedesine…  Şehrin izi insanın bir yerinde gizlenir. Kesin şurasıdır diyemem, görmek de kolay değil, bakar karar verirsin, şifre çözüldü, tık, tamam. Abimiz Ankaralı, keçi gibi inatçı. Bu Bursalı olmalı, yüzünde kırışıklıklar tıpkı Dua çınarı.

Şimdi konuştuğum zatın memleketini söylemesine gerek yok, İzmitlidir, içinden tren geçer gibi tek tek konuşuyor, istasyon gibi sıcak, fuar gibi neşeli, düzenli tertipli, toz tutsun istemez eşyaları, parkeler cillop gibi, elinde sürekli temizlik bezi, siler durur masayı, camı.

İnsana bir bakışı var: Saat Kulesi. Destekli sallıyorsun, falcı gibisin. No comment bakı, no comment astroloji, dediğim yüksek olasılık, istatistik okuduk. Zaten İzmit’teyiz bir hafta, satranç turnuvasında, Yeni Yıl Turnuvası, hava hafiften soğuk, millette pardösü, palto var, boynunda atkı, başında bere, ayakları sıcak tutmalı. İlk gün keşfettim bu çayhaneyi, canım çekti benim de o narin elleriyle ince belli bardaktan sıcak bir çayı aheste aheste içerken içeride, gözleri dağ deviren, çekici bir bayan. Sormayın fiziğini anlatamam imkânsız, bana ince belli bardaktan lütfen açık bir çay, çayı şekersiz getirdi adam, dedim ya Saat Kulesi, krizantem. Sahibi veya işleteni İbrahim Bey, az önce sözünü ettiğim İzmitli bey. Turnuva salonundan bir kat aşağıya iniyorsun tam karşısında kapısı, iki cephesi boydan boya cam ışıl ışıl bir dükkan, masalar da şeffaf, sandalyeler turkuvaz, girişe göre sağ köşede Gaziantep işi çay kazanı, yanında tost makinesi. Kolay oldu ilk tur, alttan çektim, rakibim kırk sekiz elli yaşlarında göbeği hafif önde ortadan uzun bir adam, saçları karman çorman, kirli sakalı var, montunu çıkarınca gördüm, koyu renkli bir kazak, önü diyabet yemekleri tarifesi, çay, çorba, taze fasulye, akşamüstü enginar, üst dudağı kenardan hafif aralık kalmış, sigarasını sürekli kondurduğu yerden bir dişi görünüyor sapsarı, hamlelerini yaparken tuttuğu işaret parmağı da aynı renge boyalı, nefesi kısa kısa ama rahatsız etmiyor, sessiz, beyazlarla oynuyor, istekli. Yirminci hamleden önce vezirim f6 karesinde, c5’teki atıyla a6’daki piyonuma gözünü dikti, lokal bakıyor tahtaya, alacak biliyorum atla piyonu, fazla düşünmedi, aldı, saate bastı, vezirimle atını yatay gidip alınca çok üzüldü, ağlamaklı oldu, ben de üzüldüm tabi, istemiyorum beleş taş, ama kural böyle tuttuğunu oynayacaksın arkadaş. Birkaç hamle sonra oyun bitti.

8Ağu/200

BANKİ, BANGİ, BANGO – Mustafa YILDIZ

f4799c49-a2d7-4718-b02e-2b849720e5da 

BANKİ, BANGİ, BANGO – Mustafa YILDIZ

Bir Oyun Havasının Notaya Geçirilme Çabası

Bir akşam e-mail kutumda sadece soru cümlesinden ibaret bir ileti buldum. “Şaşkın oyununu biliyormusunuz? “Altındaki isim Ümit Karaduman ve telefon numarası. Ne oyunu bu? Öyle ya oyun sözcüğünün anlamı öyle geniş ki… Kağıt oyunu mu, taş oyunu mu, folklorik bir oyun mu, uzun kış gecelerinin eğlencesi yüzük oyunu gibi bir şey mi mesela saklambaç gibi çocuk oyunu mu? Birdirbir, uzuneşek gibi gençlik oyunu da olabilir, orta oyunu gibi doğaçlama tiyatral bir şey de…

28Tem/200

Z KUŞAĞI NE İSTER? – Evrim KURAN

1594206710_Evrim_Kuran__2_-640x405

 

Z KUŞAĞI NE İSTER? – Evrim KURAN

Geleceğin yeni oyuncuları Z kuşağı bireyler, sürekli değişen dünyaya damga vurmaya hazırlanıyor

Sosyal medya ve tüm dijital mecralarda son günlerin öne çıkan konuları arasında Z kuşağı yer alıyor. Uzmanlar, 2000 yılı ve sonrası doğumlu bireylerin jenerasyonu olan Z kuşağını geleceğe damgasını vuracak kuşak olarak tanımlıyor. Z kuşağının hayatı ele alış biçimleri ve değerleriyle öncüllerinden belirgin farklılıklar sergileyeceği öngörülüyor.

5Tem/200

KIŞ KIŞLIĞINI YAPMAKTAN VAZGEÇMEZ – 1 / Süheyl ÇOBANOĞLU

20125891934KIŞ KIŞLIĞINI YAPMAKTAN VAZGEÇMEZ – 1 / Süheyl ÇOBANOĞLU

Sözde müslüman din kardeşlerimiz olan Mısır, Suudi Arabistan, BAE (Birleşik arap Emirlikleri), küresel komplonun maşası olmuş, Akdeniz Egemenlik alanları, Ege, Suriye, Libya, PKK/PYD-terör vs. gibi her alanda Türkiye’nin aleyhine, musevi İsrail, hristiyan Rum-Yunan ikilisi, ABD, Fransa ve diğer AB üyeleri ile işbirliği yapmaktalar… Yaşadıkları mezalim nedeniyle Türkiye’den başka kimsenin doğru dürüst sahip çıkmadığı Filisti’in de bu ekibe katılması kapak olmuş…

24May/200

ZANGOÇ QASİMODO-BİR SOSYOLOJİK ANALİZ – Salih ALTUN

indir (1)ZANGOÇ QASİMODO-BİR SOSYOLOJİK ANALİZ - Salih ALTUN

Victor Hügo’nun  çok sevdiğim eserlerinden biridir. Notre dame’ın Kamburu. Eser, birkaç kez filme de alınmıştır. Notre Dame Katedrali’ni, hak ettiğinden daha büyük üne kavuşturan da bu romandır. Katedralde insanlardan uzak yaşayan  başrahibin evlatlığı zangoç Qasimodo eciş bücüş, hilkat garibesi bir insandır. Sokağa çıktığı bir gün haksız yere kırbaç cezasına çarptırılmıştır.

O, kırbaçlar altında “su.. su..!” diye inlerken  ruhsal olarak ondan daha ezik, bir grup zavallı sadist çığlıklar atarak eğlenmektedir. Biri hariç. Çingene güzeli Esmeralda. O bu sahneye dayanamaz. Qasimodo’nun yanına çıkar. Ona dokunur, su verir. Ayrılırken matarasını da orada bırakır. Qasimodo’nun dudaklarından belli belirsiz şu sözler dökülür:”Bana su verdi.”

Daha sonra engizisyon, cadı olduğu, cinayet işlediği gerekçesiyle Esmeralda’nın idamına karar verir.  Zangoç Qasimodo onu son anda kaçırır ve adeta dokunulmaz alan olan Notre Dame’a götürür. Orada da ölümüne korur onu. Bu uzun mücadele sürecinde, sürekli aynı sözü tekrarlar. “Bana su verdi.”

Öykümüz bu kadar. Gelelim öykü bağlamında devlet-halk ilişkisine.

Elbette ki halk, Qasimodo gibi hilkat garibesi değildir. Ama yıllardır ezilmiştir, adam yerine konmamıştır. Belki asgari ihtiyaçları karşılanmıştır da devletten yana sevgiye, şefkate mazhar olmamıştır. Devlet denen oluşum, onu tahsildar-jandarma dışında arayıp sormamış; onu kendi dünyasında yalnızlığa terk etmiştir. Bu yüzden, sessiz çoğunluk, kendini Qasimodo gibi hissetmiş; ancak içinde de bir isyan büyütmüştür.

29Nis/200

TERAVİH NAMAZI – Fahri SAĞLIK

 TERAVİH NAMAZI

Dinimizde nafile namazlardan biri olan teravih namazı Ramazan ayının ayırıcı özelliklerinden biridir. Teravih namazı, yatsı namazı kılındıktan sonra fecir doğuncaya kadar (imsak vakti) uzanan bir zaman dilimi içinde kılınabilir. Teravih namazı, yatsı namazına tabidir. Yatsı namazından sonra kılınır. Önce kılınırsa sahih olmaz. Genellikle teravih namazı vitir namazından önce kılınır. Bununla birlikte vitir namazından sonra kılınması da caizdir. Ramazan dışındaki zamanlarda vitir namazı münferit ( ferdi/ tek başına ) olarak kılınır, cemaatle kılınmaz. Ramazan ayında ise cemaatle de kılınabilir.

25Nis/200

ÂYET OKUYAN KUŞLAR… / Saliha MALHUN

ÂYET OKUYAN KUŞLAR… / Saliha MALHUN

Ey Muhterem Din Alimleri, Rahipler, Papazlar, Hahamlar, Hindu ve Budist Bütün Rahipler, Müftüler,

Ben daha çocuktum…
Babamın şu yokluk denizinden devşirdiği bir gül, ötelerden uçup gelen, onların yuvalarını cıvıltılarımla doldurduğum minicik bir kuştum... Bir kuş ki Rahman olan yüce Allah’ın (c.c) merhametiyle kuşattığı ana- babamın sevgisiyle beslendim ve korundum.

Büyüdükçe her şeyin aslını öğrenir gibi oldum. Dedemin abdest alması, namaz kılması ve Ramazan ayında tutulan oruçlar beni çok şaşırttı ilkin. Ne garipti şu üç defa ağıza, buruna su vermek, sonra alnı yerlere sürmek... Ya şu boncuklarla dua saymak büyüklerin oyunu muydu? Ama ben anlamadığım hiç bir şeye yenilmedim. Önce dedemle birlikte seccadesinin ucuna yapışarak secdeye kapandım, ardından ‘öğleye kadar’ orucu tuttum. Pek tabii ki ben Müslüman bir ailenin çocuğuydum. Dedemin ilk öğrettiği, Allah (c.c.) ve meleklerinin en çok sevdiği bir duayı ben hâlâ çok severim size de o duayı öğretmek isterim.. O dua: Süphanallahi ve bi hamdihi… Süphanallahi ve bi hamdihi… Süphanallahi ve bi hamdihi…

Bu duayı ilk öğrettiğim komşu amca, kollarımdan tutarak göklere kaldırmıştı ben... Ve ben o zaman anlamıştım ibadetin insanı göklerde uçurduğunu... Çünkü ben çocukken “Ayet Okuyan Bir Kuştum..”. Artık benim için dinim; Allah’ın hazinelerinden sevimli ve güzel hediyeler dağıtılan mutluluk ülkesiydi.. Bu yüzden Noel’de çocuklara oyuncak ayılar ve bebekler dağıtan Noel Baba’nıza fazlaca özenmedim.

Ben henüz çocuktum..
Sorularım ötelere yönelikti. Hep sorardım ölümü, doğuşu... Ve ilk defa o zaman anlatmıştı bana dedem, ötelerden bu dünyaya geçici bir süre için indirilmiş bir prenses olduğumu. Bana orucu ve namazı öğrettikleri için büyüklerime minnet borçluyum.. Yoksa duyamayacaktım perdelere, koltuklara, duvarlara sinen lavanta kokularını. Biliyor musunuz, ilkin bir ses, kötü, kurnaz bir cadı gibi beni içime doğru çıktığım yolculuktan alıkoymak istedi ama ben aldırmadım. Menekşeden vişneye, kirazdan çileğe ve incirden zeytine iftar torbamda kuş sofrası hazırladım. Dilimde de sürekli o âyetle dolaştım: “Vettini vezzeytuni.. Vettini vezzeytuni..” Çünkü ben âyet okuyan bir kuştum… Üstelik henüz çocuktum. Çocukluğumun zayıf noktalarından kurtulmak için değildi savaşım. Büyüklüğün büyüklüklerini yaşamak ve çocukluktan çıkmak içindi umudum..

Sonra büyüdüm…
Nefsim, namaz ve oruç gibi ibadetlerle eğitilmişti artık. Bu yüzdendi ergenliğe girdiğimde sizin gençliğiniz gibi inkarın karanlığına saplanmaktan, gençliğin telafi edilemez çılgın davranışlarından korunmuşluğum. Çünkü ben okulda bana öğretmeye çalıştıkları Darwinizm’i pek gülünç bulmuştum. Ve yine "Tabiat" denilen bir "ananın" kendi kendini yarattığı da hiç inandırıcı gelmemişti bana. Çünkü ben tabiata karşı baş eğmemeyi oruçla öğrenmiştim. Açlığa ve susuzluğa dayanıklı, melankoli krizlerine girmeyen bir yiğit kız olmuştum.

Bir türlü anlam verememiştim Tv’de izlediğim batı dizilerindeki aile ilişkilerinize. Sizin toplumunuzda çocuk için baba her şey. Bir nevi küçük Tanrı! Zaten tahrif edilmiş Hristiyanlıkta tanrının baba oluşu, ister istemez çocuklarınızın babayı tanrısallaştırması için bir vasıta değil midir? Sonra buluğ çağında realist bir gözle görüyorlar babalarını. Ne garip çocuklarınızın Tanrı babadan, alelade bir babaya geçiş halleri. Ne garip aynı ailedeki küçük çocuğun babaya taparken, abisi olan gencin inkar edişi. Ne garipti onsekiz yaşından sonra gençlerinizin evi terk edişi. Ne garip çocuklarınızın amcalarına teyzelerine, okulda hocalarına isimleriyle hitap etmeleri.

Oysa ben kendimden ve babamdan da ölçülemeyecek kadar yüksekte, her şeyin üstünde, sonsuz bir gücün bulunduğunu, babamın da kendimin de onun önünde eğildiğimizi, ona secde ettiğimizi, bizlerin onun kulu olduğumuzu idrak etmiştim. Ve ben babamın ve dedelerimin bu kutsal eriyişte ulvileştiklerini görmüştüm. Oysa şimdi batılının ‘dehşetli çocuk’, ‘asi gençlik’ dediği şey bu tanrı babadan insan babaya ani geçişten kaynaklanmıyor mu?

Ey Din Âlimleri,
Sizler, şu kirlenmiş yeryüzünü en ışıklı ayinlerle yıkamadıkça, ‘mutlak’ın sesi olan vahyin nuruyla aydınlatmadıkça, düşüncenin en yanılmazı olan bir mü’minin düşünceleriyle aydınlatmadıkça, yüzünüzün, gönlünüzün, düşüncelerinizin “nurlanması nasıl mümkün olabilir ki?

İnanmayan kâfirlerin yeryüzünde bozgunculuk yaptığı, savaşlar çıkardığı, insan kanı akıttığı bu dünyayı, Hz. İbrahim’in baltasıyla, Hz. Musa’nın asasıyla, Hz. Mesih’in nefesiyle ve Sevgili Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) duasıyla imar etmek siz din adamlarının vazifesi değil miydi?
Tarihin kabrini açmak sizlerin vazifesi değil miydi?
Afrika’yı aydınlatmak sizlerin vazifesi değil miydi?
Asya’yı uyandırmak sizlerin vazifesi değil miydi?
Yeryüzünde Allah’ın nurunu söndürmek isteyen ifritlerin çığlığından kurtarmak sizlerin vazifesi değil miydi?
Ruh deccallerini öldürmek!… Çünkü yaklaşmıştır artık! Hepiniz bilmektesiniz Ruh Mehdisi’nin doğum saatini! Kudüs’ü kurtaracak, onu miracına kavuşturacak! Bir melek alayının ansızın yeryüzüne inişi ve ellerindeki Hızır meş'aleleri yalnızca inanmışların gözüne görünecektir! Marksistlerin, dini bir hayal, bir vehim, bir yanılsama ve fantezi, bir afyon sayan teorileri alt üst olacak ve melekler ansızın yakalayacak onların hepsini!

Ey Muhterem Din Alimleri,,
Mademki imanınız, sırrını yalnız sizin bildiğiniz, tekniğini yalnız sizin kavrayabileceğiniz, şeytanı karşınızda dilsiz bırakan bir gayb silahı ve yardımcı melek ordularıyla kuşanmışsınız, şu halde zayıf insanları güçlendirmek, yıkıcı kuvvetler karşısında yiğitçe direnişi öğretmek sizin vazifeniz değil miydi?

Dünya’da insanlık artık bildiğimiz ölüme bile hasret çeke çeke ölmektedir! Yeni bir dünyanın kurulduğundan habersiz, demokrasinin dinden kopuk yaşayamayacağını duymazlıktan ve bilmezlikten gelen,. 20. yüzyılın kanlı savaşlarından çıkmış insanlığın yeniden imana dönüş yaptığını gözlerden saklamaya çalışan iblis ve ordusuyla savaşmak sizlerin vazifesi değil miydi?…

Vahyin yakuttan mayasıyla insanlığın ruhunu mayalamak, nefisleri Hz. Davut Peygamberin örsünde dövmek, Hz. İsa Peygamberin tevekkül tasından susamışlara su vermek, Sevgili Efendimiz'in (s.a.v) elinde Kur’an kevseriyle yıkanmış bir dünyayı sunmak siz din adamlarının vazifesi değil miydi?

Bütün bir din tarihini anlatmak, o tarihte insanlığı tayyi mekan yolculuğuna çıkarmak sizlerin vazifesi değil miydi? Ortadoğu’da yanan Nemrut’un ateşidir hala! Fakat ateş İbrahim’leri sizlerin duası ve gayretiyle yakmayacaktı!. Irak’taki İsmail’leri Kurban olmaktan kurtaracak da sizlerin duası ve gayreti olacaktı!

Dünya’yı içine çeken bir madde uçurumudur. Hz. Yusuf’un düştüğü kuyu gibi adeta büyülü ve zehirli bir kuyudur bu! O kuyudan yepyeni bir dünya çıkacaktır! Göze görünmeyen madenler o dünyayı atom atom kuşatacak, yeniden donatacaktır. Kuyudan çıktığında o dünya Hz. Yusuf gibi nurani çehresiyle parlayacaktır!

Ey Yeryüzündeki Bütün Din Alimleri!
Dünyadaki bütün ‘izm’ler Hz. Musa’nın Sina dağına gittiği ve dönüşünde halkını altın buzağıyı yapmış ve tapmış olarak bulduğu o çileli imtihanlardan başka nedir ki? Ey Vahye sadık olanlar! İnsanlığın başına bela olan bu bin yıllık buzağıyı boğazlayın artık!

Şayet sizler üzerinize düşen bu vazifeleri layıkıyla yerine getirirseniz, Allah dostu Hz. İbrahim’den, Allah’la konuşma şanının sancağı Hz. Musa’dan, Cebrail nefesinden oluşmuş Hz. İsa’dan ve en büyük dereceye, Allah’ın sevgilisi olma derecesine yükselmiş Hazreti Muhammed (s.a.v)'den siz inanan mü’minlerin üzerine görünmez armağanlar inecektir. Çünkü o yüce Peygamberler isterler ki ümmetleri kendilerine benzesinler.

Allah onların duasını kabul edecek ve biz inanan mü’minler yeniden ruhumuzun silahlarını donanacağız! Tabiata karşı, kötülük doktrinlerine karşı, egoizme, terörizme karşı ruhun en büyük silahI, Allah’a tapmaktır. Allah’a tapmak tıpkı Ashab-ı Kehf’in yiğitleri gibi şehadet parmağını göklere kaldırarak, Allah’lık iddia edenlere haddini bildirmek, yalanı devirmektir! İnanmak Allah’ın insanlığa armağan ettiğin en mucizevi silahtır. Kıyamete kadar inançtan daha üstün maddi veya psikolojik bir silah ortaya koyamayacak karanlığın efendisi! Bu silahın karşısına çıkan silahlar Hz. Musa’nın asasının karşısına çıkarılan büyücü değneklerinden farksızdır.

Ey Yeryüzündeki Din Adamları,
Yalancı propagandaya karşı hakikatin tebliği, şeytanın iğvasına karşı vahyin telkini, zulme karşı adalet, cehalete karşı irfan, şehvete karşı oruç, putperestliğe karşı secdeyi aşılamak sizlerin vazifesi değil miydi? Fakat sizler üzerinize düşen vazifeleri layıkıyla yerine getirmediniz!

Şu halde ellerimi kaldırarak Rabbime şöyle niyaz ediyorum:
Allah’ım, sen din âlimlerini kendi ruhlarına kapanmaktan koru!
Onları toplumun yükselen din heyecanı içinde erit.
Öyle ki ruhların gözle görünür elle tutulur bir biçimde canlandığını, caddelerden nur nehirlerinin aktığını görsünler.
Bizlere arı duru bir ruh ve gönül kazandır Allah’ım!

Ey iyilerin ve kötülerin Rabbi!
Şehirlerimizi değiştir! New York’u, Washington’u, Londra’yı, Paris’i, Berlin’i, Bükreş’i, İstanbul,u Moskova sokaklarını ve caddelerini büyük zamanların insanlarıyla doldur. Tarihi yeniden dirilt!

Sübhaneke ya ilahe illa ente’l-emanül-emani…
Mescid-i Aksa’yı, İlahiler, tekbirler, salavatlarla, Kevser ve zemzemle yıka. Giydiğimiz bayramlık elbiseler gibi içimizi de yepyeni ve taptaze olsun.

Ya Hayy!...
Geçmiş ve gelecek zamanlardaki yüce ermiş ruhlarını bu manevi şölenle davetlendir. Bizleri de bu şölene yüzyıllarca çağrılmışlardan eyle.
Yarım bin yıl aralığına yakın bir zaman aralığında insanlığın nesli arasında tükenmeye yüz tutmuş kadim bir kuş topluluğu olan “Ayet Okuyan Kuşlarına” sen Zümrüd-ü Anka olup dönmelerini nasib eyle.
Sen yalnız günü, geceyi değil, bin yılları onaransın.
Kainata ve Berzah’a yakut cevher özünü veren en büyük ustasın.
Kentlerimizi de berzah gibi aydınlat.
Bizleri görünmez terazilerinde tart.
Görünmeyen kalemlerdeki kayıtlarımızı görür ruh ermişliğine yücelt bizleri.
Bizler yeni bir uygarlığın kapısına geldik, dayandık. Bizi sana döndür. Sana, senden daha yakın öncesiz , sonrasız, ölümsüz, sonsuz, doğumsuz, diri, gören, işiten esman ile yakarıyorum. Ağır bir materyalizm hastalığıyla yere çalınmış bu çağı Bursa çinilerinin yeşilinden ilk bahar gibi, Şeyh Edebali ocağından, Ertuğrul Gazi’nin otağından yeniden dirilt!

Kentler ve ufuklar, doğu ve batı gece ve gündüz, öte dünya, cennet ve cehennem, yakın ve uzak hepsi senin kudret elindedir. Bizleri dünya çerçöpünden, müneccim değneklerinin şerrinden koru

Ya Emanül eman!
Dağılmış, darmadağın olmuş mü’minleri tekrar nurunla topla… Yolun kıyısında bakakalacak inançsızlar ve inkarcılar ne olurdu katılsalardı bu yolculuğa…

Kur’an-ı Kerim, Allah’ın insanlığa armağan ettiği büyük bir medeniyetin ulu bir kitabıdır. Tek noktası bile değişmeyen, ölmek nedir bilmeyen bir kitabın ilk niyazıyla yakarıyorum.

“Bismillahirrahmanirrahim“
“Elhamdü lillahi rabbi’l-alemin. Er-rahmani’r-rahim. Maliki yevmi’d-din. İyyake na’büdü ve iyyake nesta’in. İhdina’s-sıratal müstekim. Sıratallezine en’amte ‘aleyhim ğayri’l-mağdubi ‘aleyhim vela’d-dallin.” (Amin)

.....

- İşbu yazı 28-11. 2006 tarihinde bir edebiyat sitesinde kaleme aldığım ve başta Milli Gazete olmak üzere gönderdiğim ve neşredilmesi için ısrar ettiğim, fakat; “ sayfamızın formatı uygun değil” vs gibi sudan bahanelerle hiçbir İslamcı, Milliyetçi, muhafazakar gazetede neşredilmeyen, hepsi tarafından aforoz edildiğim "Dinler Arası Diyalog Toplantılarına Açık Bildirim" idi. Bu Ramazan Hira döneminin fikir hayatımıza hayır ve bereket getirmesini niyaz ediyorum. Saliha MALHUN

Kategori: Makale Yorum yok
20Nis/200

Ya Onurlu Duruş, Ya Yok Oluş! – Hakan HACIİBRAHİMOĞLU

hakan hacıibrahimoğlu

Ya Onurlu Duruş, Ya Yok Oluş! - Hakan HACIİBRAHİMOĞLU

2020 yılına keşke hiç girmeseydik, 2019’da kalsaydık! Ya da 2020’yi es geçip direk 2021’e geçiş yapabilseydik diye içimizden geçiyoruzdur. 2020 senesine depremlerle başladık, maalesef ülkemizin farklı bölgelerinden deprem haberleri gelmeye devam ediyor. Çekirgeler sokakları istila etti, ardından Covid-19 isimli bir virüs hayatımızı alt üst etti. Çernobil Nükleer santralinde yangın çıktı zehir saçıyor, ülkemizde tehdit altında.

Tüm dünyayı saran Korona Virüs ( Covid-19 ) salgını zengin, fakir, âlim, cahil ayırt etmiyor herkesi öldürüyor. 2020 nasıl bitecek? Bitecek mi acaba diye düşünmeye başladık psikolojimiz bozuldu! Bir virüs bizi ne duruma soktu farkında mıyız? İnsan ömrü çok kısa, yarınımız ne olacak bilemiyoruz. Bir musibet, bin nasihatten iyidir demiş atalarımız!  Başımıza gelen bu musibetlerden ders çıkarıp, insanlığımızı sorgulamamız gerekmiyor mu?

Bence hepimizin bu sorgulamayı yapması lazım, ömrümüzün kalan kısmında onurlu yaşayalım, insanlığa örnek olalım. Para, güç, kuvvet bir virüse yenik düştü hep birlikte gördük. İnsanlığı kurtarmanın tam zamanı “Ya onurlu duruş, ya da yok oluş” eşiğine geldiğimizi düşünüyorum.

Biz müslümanlar ahirete iman ediyoruz. Dünya hayatı sona erecek etimiz, kemiğimiz toprak olacak, ruhumuz ebedi hayata devam edecek. Geçici dünya hayatında yaptığımız hatalardan ders çıkaralım ebedi hayatına devam edecek ruhumuzu temizleyelim. İyi insan, örnek insan olalım, güce boyun eğmeyelim, kula kulluk etmeyelim, Allaha kul olalım! Peygamberimiz Hz. Muhammed ( S.A.V ) hadis-i şerifinde “ Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” demiş. Doğrunun, hakikatin, peşinden gidelim, haksızlık karşısında susmayalım, sesimizi yükseltelim! Yetimin hakkını koruyalım! Kul hakkı yemeyelim! Allah’ın resulü Peygamber efendimiz Hz. Muhammed ( S.A.V ) hadisinde,“ Komşusu açken, tok yatan bizden değildir” demiş! İnsanlığın anlamını ne güzel açıklayan bir söz değil mi?

15Nis/200

Korona kriziyle gelen işsizlik dalgası. – Hakan HACIİBRAHİMOĞLU

hakan hacıibrahimoğluKorona kriziyle gelen işsizlik dalgası. – Hakan HACIİBRAHİMOĞLU

Korona Virüs tüm dünyada hayatı durma noktasına getirdi. Hepimiz evlerimizde karantina altındayız. Üretim ile uğraşmayan masa başı çalışanlar evden çalışabiliyor, peki üretim yapanlar ya da ticari akışın devam etmesinde sahada çalışmak zorunda olanlar ne yapıyor onlar çarkların dönmesi için görev yerlerinde çalışmaya devam ediyorlar çünkü üretim durursa, hayatta durur.

Birde korona nedeniyle üretimi yavaşlatan ya da kepenkleri kapatan işveren ile işlerine son verilen ya da zorunlu ücretsiz izne ayrılanlar var. Korona Virüs nedeniyle ekonomik tedbir alan birçok işveren, işçi çıkartıyor ya da ücretsiz izin kullandırıyor. Zaten işsizlik oranlarının yüksek olduğu ülkemizde korona kriziyle birlikte sayının daha da artması tehlikesiyle karşı karşıyayız.

Uluslararası çalışma örgütü “ILO” yaklaşık 20 gün önce bir rapor yayınlayarak uyarmıştı. Eğer tüm dünyada hükümetler gerekli önlemleri almazsa bu korona virüsü salgını süresince 25 milyon kişi işini kaybedecek demişti. Ülkemizde geniş tanımlı işsizlik sayısı 7,5 milyona çıkmış durumda. 2019 yılı işsizlik rakamları hedeflenenin çok üzerinde gerçekleşti. Dar tanımlı işsiz sayısı 4,5 milyon. 2019 yılında bir milyon yeni istihdam hedefi vardı tam tersine bir önceki yıla göre istihdam 658 bin kişi azaldı. İşçi Sendikalarına göre; bu tablonun üstüne bir de korona salgını eklendiğinde eğer önlemler alınmaz ve işten çıkarmalar yasaklanmazsa devlet bütün çalışanların işini güvence altına alacak adımlar atmazsa en az 1 milyon yeni işsiz olması söz konusu.

22Mar/200

SEVGİLİ DOSTLARIM – Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER

süleyman coşkuner

SEVGİLİ DOSTLARIM – Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER

Bu virüsten korkmayın, panik yapmayın, gereksiz endişe ve kaygı yüklenmeyin.
Bedavaya stresle kardeş olmayın.
Hiçbir virüs sağlıklı ve kaliteli bir insandan, asla daha güçlü değildir.
Virüsler, bulaştığı canlıyı öldürmeye gelmezler.
Bulaştığı canlı ölürse onlar da ölürler.
Canlıyla birlikte yaşamak zorundadırlar.
Her virüs çeşidi, zamanla her insanı gezer.

20Mar/200

NASİHAT DEĞİL TEDBİR ALMA ZAMANI – Fahri SAĞLIK Karesi Müftüsü

fahri sağlıkNASİHAT DEĞİL TEDBİR ALMA ZAMANI – Fahri SAĞLIK Karesi Müftüsü

Atalarımız  “ Bir musibet bin nasihatten evladır.”  demişler ama, şu an nasihat değil tedbir alma zamanı. Nasihati daha sonra alırız. Allah’ın insanlara verdiği en değerli nimetlerden biri olan sağlık, hayatın tadı, tuzu, huzurun kaynağı, geleceğe dair umutların anahtarıdır. Yüce dinimizin temel amaçlarından birisi de sağlığımızı korumaktır. Bu nedenle sağlığı bozan her şeyden uzak durulmalı, sağlıklı yaşamak için gerekli tedbirler alınmalı, bu manada bilimin (özellikle tıbbın ) ve yüce dinimizin bu konudaki tavsiyelerine uyularak Allah’ın verdiği bu büyük nimet ve emanete sahip çıkılmalıdır.

Sağlık için temizlik çok önemlidir. Peygamberimiz haftada en az bir defa vücudu yıkamayı, uykudan kalkınca, yemekten önce ve sonra elleri yıkamayı, dişlerin temizlenmesini ve tırnakların kesilmesini öğütlemiştir. Konunun önemine binaen sevgili peygamberimiz “Temizlik imanın yarısıdır.’’, “Hasta olmadan sağlığın, ölüm gelmeden hayatın, ihtiyarlamadan gençliğin, meşguliyetten önce boş vaktin, yoksulluğa düşmeden servetin kıymetini biliniz’’ buyurmuştur.  Sağlığımızı korumak ne kadar önemli ise, hastalanınca da tedavi olmak o kadar önemlidir.

3Mar/200

Doç.Dr. Süleyman Coşkuner hocamın ŞEHİT KOMANDO ER MURAT AKMAN ile ilgili paylaşımı ilgi ve dikkatlerinize..

süleyman coşkuner

Doç.Dr. Süleyman Coşkuner hocamın paylaşımı ilgi ve dikkatlerinize.. 
ŞEHİT KOMANDO ER
MURAT AKMAN...1996
Adını ve hikayesini tesadüfen öğrendiğim , tarihe bir mektupla muazzam bir not düşmüş şehit asker .
Doğduğunda ailesi tarafından bir çöplüğe atılarak terkedilmiş ve çocuk esirgeme kurumunda büyümüş olan Murat Akman ne kadar istemese de 18 yaşına geldiğinde evi bildiği kurumdan ayrılmak zorunda kalmış .Ancak kurumda ki öğretmeniyle bağlantısını hiç koparmamış ve orada ki çocuklara yardımcı olabilmek için elinden geleni yapmış.
Askerlik görevini komando olarak yerine getirirken devletin kendisine bağladığı maaşı çocukların ihtiyaçları için kuruma göndermeye başlamış .
Çıktıkları operasyonlar da hayati tehlikesi olması sebebiyle her operasyon öncesi son mektubu olabileceğini düşündüğü bir mektubunu birlikte büyüdüğü bir arkadaşına ulaştırılmak üzere bir asker arkadaşına emanet etmiş .
Murat Akman'ın geri dönmediği bir operasyon sonrası son mektubunu teslim ettiği arkadaşı mektubu verdiği adreste ki arkadaşına ulaştırmış . Mektup arkadaşı tarafından Murat Akman'ın vasiyeti üzerine bir yayın kuruluşuna belirli bir meblağ karşılığı devredilmiş ve şehit askerin vasiyeti üzerine medya kuruluşunun ödediği para Murat'ın büyüdüğü çocuk esirgeme kurumuna bağışlanmış .Ve mektup gazete de yayınlanmış

3Mar/200

Vazgeçmeyeceğiz, teslim olmayacağız! – Levent GÜLTEKİN

imagesVazgeçmeyeceğiz, teslim olmayacağız! – Levent GÜLTEKİN

Polis sizde, asker sizde, yargı sizin kontrolünüzde, medya sizde, devletin bütün imkanları sizde.
Ele geçirdiğiniz gücün sarhoşluğuyla ülkemizi bir felakete sürüklüyorsunuz.
Hepimizi kötülüğün sıradanlaştığı, ölümün yüceltildiği, yalanın, ikiyüzlülüğün, geçer akçe kabul edildiği berbat bir yaşama mahkum etmeye çalışıyorsunuz.
Bize dayattığınız bu kötü yaşama razı olmayacağız.
Ele geçirdiğiniz devlet imkanlarıyla çok güçlü olduğunuzu sanıyorsunuz. 
Unutmayın ki biz halkız ve sizden daha güçlüyüz.
Ve ülkemizi sizden daha çok seviyoruz.
Barış içinde, dostça, eşit, özgür bireyler olarak adil bir ülkede yaşama arzumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz.
Kaderimizi tek bir kişinin iki dudağı arasına bırakmayacak, bütün yetkilerin tek bir kişide toplandığı ‘tek adam’ rejimine asla razı olmayacağız. 
Şehitlik gibi kutsal bir değeri kendi iktidar çıkarınıza alet etmenize kanmayacağız.
Şehitler tepesi boş kalmayacak  gibi yaşamı değil, ölümü yücelten vicdandan yoksun bu politikalarınızla gencecik çocuklarımızı ölüme göndermenize asla sesiz kalmayacağız.
Bu ülkenin bütün çocukları bizim çocuklarımızdır.
Bu nedenle çocuklarımızın ölümüne alışmayacak, her bir çocuğun yaşamı için gücümüz, nefesimiz yettiği sürece sesimizi yükselteceğiz.
İçinizden tek birinizin çocuğu askere bile gitmezken yoksul insanların çocuklarını gözünüzü kırpmadan ölüme gönderiyorsunuz. 
Sahipsizin çocuğunun canı üzerinden vatanseverlik taslamanıza kanmayacak,
Esasında derdinizin vatan değil kendi şatafatlı iktidarınızı korumak olduğunu imkan bulduğumuz her ortamda yüksek sesle dile getirmekten vazgeçmeyeceğiz.

8Şub/200

Ekonomiye bulaşan virüs! – Hakan HACIİBRAHİMOĞLU

hakan hacıibrahimoğluEkonomiye bulaşan virüs! – Hakan HACIİBRAHİMOĞLU

Dünyanın en büyük ikincisi ekonomisi olarak küresel güç ABD’nin tahtına göz diken Çin’de yaşanan korona virüsü salgını insani kayıpların dışında küresel ekonomi içinde endişelere neden oluyor. 14.1 trilyon dolarlık dev milli geliriyle küresel gelirin yüzde 16.4’üne sahip olan Çin’de yaşanan korona virüsü vakası küresel ekonomiye bulaşan bir virüs olarak algılanıyor. Küresel güç Amerika bu durumu fırsata çevirebilir ancak dünyanın geri kalanı bu virüsten etkilenebilir yorumları yapılıyor!

Konuyla ilgili hafta başından bu yana birçok uzman yorumu dinledim, ilgili makaleleri okudum. Gazeteci yazar Serdar Turgut’un yazısı çok ilgimi çekti. Habertürk Gazetesindeki köşesinde korana virüsü konusunu işleyen Serdar Turgut, korana virüsünün global bir silah olarak kullanıldığının altını çizdi. Yazar özetle ABD’nin bu virüsü Çin’e gönderdiğini direk söylemiyor, bu komplo teorisine girmek istemem ancak böyle bir şey olabilir mi? tabii ki olabilir bu dünyada katiyen böyle şeyler olmaz diyemem diye de ekliyor! ABD bu virüsü gönderdi diyemem ama bu durumu fırsata çevireceğini düşünüyorum diyor.

Serdar Turgut ayrıca bu salgını durduracak aşının kısa sürede bulunacağını bunun zamanlamasını da maalesef Amerika’nın belirleyeceğini söylüyor. Dünya sağlık örgütünün sözde bağımsız bir kuruluş olduğunu ama genellikle Amerikan otoritesinin etkisi altında olduğunun altını çiziyor. Soner Yalçın’ın küresel ilaç firmalarının kara kutusunu deşifre ettiği kitabında bu konular derinlemesine işleniyor okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca korana virüsünün aslında bir küresel ekonomik virüs olduğunu ünlü komplo teorisyeni Erol Mütercimlerde dile getirdi. Komplo teorilerinin son 20 yılda gerçeğe dönüşme oranına bakacak olursak dünyanın sonu yaklaşıyor diyebiliriz!

2Şub/200

ZİLZÂL SURESİ – Fahri SAĞLIK

21228312202112623806ZİLZÂL SURESİ – Fahri SAĞLIK / Karesi Müftüsü

Sûrenin konusu kıyametin kopması ve insanların dünyada işledikleri ameller için hesaba / çekilmesi hakkındadır. Sûre kıyamet sırasındaki büyük yer sarsıntısından bahsettiği için “deprem”  anlamına gelen “zilzâl” ismini almıştır. “Zelzele” adıyla da anılmaktadır. Mushaf’taki sıralamada doksan dokuzuncu suredir. Kıyamet kopacağı gün sûrun birinci defa üflenmesiyle yer küresinde şiddetli sarsıntılar meydana gelir ve dağlar yerlerinden kopup savrulur,  yeryüzünde yıkılmayan hiçbir şey kalmaz (Kehf 18/47; Tâhâ 20/101-107). Çünkü “kıyamet sarsıntısı gerçekten çok büyük bir olaydır” (Hac 22/1). Yaşadığımız depremler kıyamet sarsıntısı ile karşılaştırılamayacak kadar küçüktürler. Kendileri küçük ama etkileri büyük bu sarsıntılardan almamız gereken dersler olmalıdır. Bunun için Zilzal Suresi’ne iyi bakmamız gerekir.                                                                  

17Oca/200

SELÂ VE SALAVÂT – Fahri SAĞLIK

29609236092027026967SELÂ VE SALAVÂT – Fahri SAĞLIK / Karesi Müftüsü

Bazı özel günlerde ezandan önce veya kılınacak cenaze namazını haber vermek amacıyla camilerde;                                             

“es-salâtu ve’s-selâmu aleyke ya resûlallah,                                        es-salâtu ve’s-selâmu aleyke ya habîballah,                                          es-salâtu vesselâmu aleyke ya seyyide’l-evvelîne ve’l-âhirîn,                    ve selâmun ale’l-murselîn,                                                                 ve’l-hamdu lillahi Rabbi’l âlemîn”  

şeklinde okunan selâ şu anlama gelmektedir: “Salât ve selâm (Allah’ın rahmet ve esenliği) sana olsun ey Allah’ın elçisi, sevgili kulu, geçmiş gelecek bütün insanların hayırlısı! Salât ve selam bütün peygamberlere olsun. Hamd (övgü ve şükür) de âlemlerin rabbi Allah’adır.”

12Oca/200

ŞİMDİ OKULLU OLDUK… / Kandıralı FETHİ

fethi duruŞİMDİ OKULLU OLDUK... / Kandıralı FETHİ

AKÇAKOCA da.
Havuz başında resim çekindik... #BAŞÖRTMEN’le...
ORTA MEKTEBE gittik GANDIRA’da...
17 Rüştü Uygur
18 Hüsnü Dinç
22 Süha Kocaoğlu
32 İsa Akıncı
72 Canan Sağlam
97 #BENDENİZ
134 Cengiz Uztürk
207 Nurşen Türkan...

#KOO
bizim orta okulumuz...

Vasıf Güneş beylerin dükkanından alınma, ŞAPKALI giyerdik. AKALIN'larda satardı, Bir - iki - üç nooo diye.. numara. GIZLI-ERKEKLİ. talebeler.....

Soonaa ...

BİZ de LİSELİ
idiikk...
Defter arasında, aşk pusulası gönderen....

NESNE Cukulatayı yiyip, üç parmağı ile YALDIZINI düzelen nesiliz,.
DÖRT YAPRAKLI YONCA arardık. Bulduk daaa bazen... onları da sakladık, #SARI #SAMAN.#YAPRAKLI

3Oca/200

“İnsana dost, fikre dost” Akça Koca Kültür Platformu 5 yaşında. – Hakan HACIİBRAHİMOĞLU

hakan hacıibrahimoğlu“İnsana dost, fikre dost” Akça Koca Kültür Platformu 5 yaşında. – Hakan HACIİBRAHİMOĞLU

İnsana dost, fikre dost mottosuyla kültür faaliyetleri yürüten Akça Koca Kültür Platformu 5 yaşına girdi. Kurumsal web sitesinde yazılarımla katkı sağladığım bu platformun mottosunu çok değerli buluyorum ve sosyal medya paylaşımlarımda sürekli kullanıyorum. Gerçekten insana dost, fikre dost bulmak çok zorlaştı günümüzde. O yüzden yaptıkları çok değerli kültür faaliyetlerini bu motto ile ifade etmelerini takdirle karşılıyorum.

Akça Koca Kültür Platformu 5. yıl kutlama programında çağımızın en tehlikeli hastalığı israf konusunda Prof. Dr. Aziz Akgül bir sunum yaptı. Kendisi bir önceki dönem Ak Parti Diyarbakır Milletvekili ve aynı zamanda şuanda Türkiye İsrafı önleme vakfı başkanıymış. Prof. Dr. Aziz Akgül hocamız çok değerli bilgiler vererek katılımcılara israf konusunda bir farkındalık oluşturdu. Kurmuş olduğu Türkiye İsrafı önleme vakfı ile de tüm Türkiye’de farkındalık oluşturmak adına çalışmalar yürüttüğünü öğrenmiş olduk. Kendisini tebrik ediyor ve anlattıklarını kısaca sizlere aktarmak istiyorum.

2Oca/200

KEFKEN DEĞNEK VE KARADENİZ EREĞLİ – Prof.Dr.Ali Osman ÖZCAN

ali_osman_ozcanKEFKEN DEĞNEK VE KARADENİZ EREĞLİ - Prof.Dr.Ali Osman ÖZCAN 04 Eylül 2014, 01:35

Kefken değnek, bir tür bastondur. Çocukluğumuzda yaşlılar ellerinde kefken değnekle gezerken onlardan korkardık. Değnekle vuracaklarını düşünür, yanlarına yaklaşmazdık. Kefken değnek, kızılcık, gürgen, şimşir, dişbudak, ahlat elma, ahlat armut, kayın, dut, kansiyek, budaklı diken ağaçları, fındık ve kestane ağaçlarından yapılır.

Baston yapılacak ağaçlar, biraz bekletildikten sonra ateşte kızdırılıp sap kısmı eğilerek baston şekli verilir. Zonguldak bölgesindeki köylerde kefken değneği yapmak ticari amaçlı değildir. Yapılan değneklerin süslenmesine özen gösterilir. Herkes kendi ihtiyacına uygun değnek yapmaya çalışır. Bu olguyla ilgili olarak kefken değnek tabirinde geçen kefken sözcüğünün Karadeniz Bölgesi'nde bir yerleşim yeri olduğu düşüncesi oluşunca, kefken değneği, yani baston veya asanın bu yer adıyla ilişkisini çözme fikri zihnimi işgal etmeye başladı.    

23Kas/190

Güçlü Ülke Olabilmek İçin İnovasyon Şart mıdır? – Hakan HACIİBRAHİMOĞLU

hakan hacıibrahimoğlu

Güçlü Ülke Olabilmek İçin İnovasyon Şart mıdır? - Hakan HACIİBRAHİMOĞLU

Prof. Dr. Durmuş Günay’a göre günümüzde bir ülkenin gücü inovasyonla görülür ve ölçülür. Peki öyle midir gerçekten inovasyon olmadan gelişmiş, güçlü bir ülke olamaz mıyız? Şart mıdır inovasyon? Bu sorunun cevabını inovasyonu tanımlayarak verebiliriz.

İnovasyon denilince yenilik, yeni buluşlar ve icatlar akla geliyor. Var olan bir problemi çözen akılcı ve yaratıcı fikirler sayesinde hayatı kolaylaştırmak ve daha yaşanılır hale getirmek olarak ta tanımlanabiliyor. Bence inovasyonu icat olarak düşünmek doğru değildir. İcatlar faydalı sonuçlar doğurabilir ancak önemli olan nokta, ekonomik açıdan getirisi olan ve daha önce hiç yapılmamış olanı sunmaktır. Yani inovasyonu ticarileştiremeyince bir anlamı yoktur.