Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım… Şikayet edeceğine sen de alternatifini oluştur.

ahsen okyar
20May/220

Dünyevileşme – Fahri SAĞLIK

fahri sağlıkDünyevileşme - Fahri SAĞLIK / Emekli Müftü

Düşüncelerimizi, bakış açılarımızı ve anlayışlarımızı belirleyen büyük ölçüde kavramlar ve tanımlardır. Bir din veya medeniyet kendi kavramları üzerinde inşa edilerek değer bulur. Bununla birlikte kavramlar da canlı organizmalar gibi, zaman içerisinde çeşitli sebeplerle bazen anlam genişlemesi, bazen anlam daralması, bazen de anlam kayması gibi değişim ve dönüşüm geçirirler. Bu yazımda dünyevileşme kavramı üzerinde durmak istiyorum.

Genelde bütün insanlığın, özelde ise Müslümanların en büyük sorunlarından biri belki de en başta geleni ebedi olan ahiret hayatını unutarak fani olan dünya hayatına aşırı meyletme ve her şeyin sadece bu dünyadan ibaret olduğunu sanma anlayışıdır. İşte biz buna dünyevileşme diyoruz.

19May/220

48 yıl önce; sanki dün gibi… / Mustafa Küpçü

mustafa kupcu48 yıl önce; sanki dün gibi… / Mustafa Küpçü

Gazetemiz KOCAELİ bugün 48. Yaşını kutluyor.

Bir yerel gazete için hiç de azımsanacak bir geçmiş değil.

Dünden bugüne bu gazeteye emek verenleri saygıyla anıyorum.

1975 yılıydı.

İzmit Belediyesi Büyük Yatırımlar Dairesi’nde göreve başlamıştım. Yeni Yerleşmeler Projesi’ni hayata geçirmeye çalışıyorduk. Kocaeli Gazetesi’ne haber ilettiğim bir gün rahmetli Dündar Çiğit; “Mustafa, sen bu işin yüksek öğrenimini gördün. Biz Günaydın’la birleşiyoruz. Ofset bir gazete çıkaracağız. Gel, Genel Yayın Yönetmenliğini sen üstlen” dedi.

18May/220

Biz Kandıralı’yı dinleyerek büyümüş bir nesiliz… / Murat MERİÇ

image

Biz Kandıralı’yı dinleyerek büyümüş bir nesiliz… / Murat MERİÇ mmeric@gazeteduvar.com.tr

Kandıralı'nın son dönemine denk gelmiş olmak, onu doyasıya dinleyememek ya da çocuk aklımla gereken değeri verememek şanssızlığım belki ama onu tanımış olmak, plaklarını ve kasetlerini zamanında almak, bunu gölgede bırakıyor. Ölümünün ardından bazıları “artık tanınacak” mealinde yorumlar yaptı ama içinde bulunduğum nesil ve öncesi için Mustafa Kandıralı, dev isimlerden biri.

30 Aralık Çarşamba 2020   Saat: 00:01

Pandemi yüzünden evlere kapanmışken, milletçe evde geçireceğimiz ilk yılbaşına hazırlanırken art arda gelen haberler canımızı sıkmaya başladı. Memleket ahvali bir yana, sevdiğimiz insanları kaybediyoruz. 2020, giderayak, memleket müziğinin dev isimlerinden birini, Mustafa Kandıralı’yı aldı. Oysa plaklarını, bu yılbaşı gecesi pikabımda döndürmek üzere ayırmıştım. Çünkü, yılbaşı gecesi Mustafa Kandıralı’yı dinlemek, bir gelenek.

Adı önümüze düştüğünde akla bayram sabahlarının ya da yılbaşı gecelerinin gelmesi doğal. TRT’nin tek televizyon olduğu günlerde “Mustafa Kandıralı ve arkadaşlarından” dinlediğimiz oyun havaları, o günleri güzelleştiren hadise. Buradaki “arkadaşları” ifadesinin altını çizmek elzem çünkü dün kaybettiğimiz Mustafa Kandıralı, her şeyden önce bir fasıl müzisyeniydi. Geleneği sürdüren, tek başına ilerlemeyen, solistlikten öte eşlikçiliğiyle ön plana çıkan ve kendini öyle zamanlarda mutlu hisseden bir gerçek müzisyenden söz ediyorum. Müzik, onun hayatıydı. Klarnetiyle bütünleşmesi bundan.

17May/220

İçimden Kandıra geçer – İsmail SARICA

is-1-1652610184

İçimden Kandıra geçer - İsmail SARICA

İki bin yirmi ikinin Nisan ayı ortalarında Ankara’dayız. Bu yıl ağır bir kış yaşamış olsak da, Ankara’da bile bahar canlılığı başlamışken Kandıra’da ortalığı sarmış olmalı. O ilişkinlik, aidiyet de denilen ilişkinlik var ya, yüreğe dokunmalar olur; içimden Çerçili köyüm, köylerim Kandıra geçer. İlkokuldayken, böyle Nisan ortaları Belenköy Köyü’nden Çerçili’ye dönerken Beylerbeyi’nin üstlerine, Sardalı’ya doğru, gün gün, ağaç ağaç ormanın yeşerdiğini, meşelerin güverdiğini, gözlerdik. Çoklukla gürgen ağaçlı olan bu yöreden Hatıplar Köyü'ne, Malca’ya doğru her gün biraz daha artan yeşillik içimizi sevinçle doldururdu.

12May/220

İsmail Sarıca’nın yeni kitabı “Memleket Yazıları”nda Kandıra’nın feryadı – M.Tanzer ÜNAL

tanzer ünalİsmail Sarıca’nın yeni kitabı “Memleket Yazıları”nda Kandıra’nın feryadı - M.Tanzer ÜNAL

    İsmail Sarıca’nın gazetemizdeki ilk yazısı 31 Mart 1978 tarihinde yayınlanmış.
    Yani tam 35 yıl önce…
    O tarihte Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı’nda “uzman” olarak görev yapıyordu.
    Sonra “daire başkanı” ve “genel müdür” oldu…
    Emekli olduktan sonra da geldi, doğup büyüdüğü Kandıra’ya yerleşti.
    İsmail Bey, durur mu?
    Emekli oldum deyip köşesinde oturur mu?
    Emeklilik O’na yakışır mı?
    İçi kıpır kıpır…
    Çalışacak…
    Hizmet üretecek…
    Çevresine yararlı olacak…
    Hayatında hiç oturmamış…
    Yan gelip yatmamış…
    Koşmaya devam…
    10May/220

    MESELE ÜMİT ÖZDAĞ’IN ŞAHSI DEĞİL – Ruhittin SÖNMEZ

    ruhittin sMESELE ÜMİT ÖZDAĞ’IN ŞAHSI DEĞİL - Ruhittin SÖNMEZ

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’a çok ağır hakaretler etmesi ve akabinde yaşananlar hakkında çok şeyler söylendi.

    Mesele günlük siyasi polemikten ibaret olsa bu konuda yazmak istemezdim. Ümit Özdağ’ın Soylu’ya verdiği tepkiye ve “göç mühendisliğine” dair fikirlerine kamuoyunda desteğin arttığı kesin. Ancak bunun oy oranlarını nasıl etkileyeceği şimdilik çok öncelikli bir konu olmaktan uzak. Çünkü Zafer Partisinin seçime katılıp katılamayacağı bile henüz belli değil. Halen anketlerde Zafer Partisi ve Özdağ görünmüyor.

    9May/220

    ANNELERİN KIYMETİ – Seyfettin KARAMIZRAK

    seyfettin-karamzrakANNELERİN KIYMETİ - Seyfettin KARAMIZRAK
    “Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız, söyleyeyim:
    Annemdir.”
    Anne aile, yuva, birlik olma, paylaşma, mutluluk devşirme demektir. Annenin var olduğu evde zenginlik, şatafat o kadar önemli değildir. Çünkü anne; zenginlik, huzur, dayanışma, hayata tutunma, yaşama sevinci demektir.
    O, var olmanın şifresidir. Dünya kurulduğundan bu yana her sorunun, her engelin çözücüsü, dikenli tarlaların goncası, susuz çöllerin vahası, beceriksiz ellerin mahareti, başarılı
    erkeklerin mimarı, başarısız erkelerin kamuflajı olmuştur.
    Tarlada ırgat, evde hizmetçi, fabrikada işçi, onca çocukların bakıcısı, dadısı, bekçisi, aşçısı, terapisti, öğretmeni “hatta babası” olmuştur.
    O yüzden toplumda en çok ihtimam gösterilmesi gereken kadındır. Muhataplarının O’na hitap ederken “kırmamak ve üzmemek adına” çok dikkatli ve titiz davranması gerekir.
    Çünkü kıymetlidir, çünkü hassas ve narindir. Sözlerin, zarafetsiz ve uluorta söyleniş biçimi O’nu derinden yaralayabilir. O’nun ruhu has ipeklerden daha şeffaf, en nadide tüllerden daha müstesnadır. Söylenen sözcüklerin bile filtre edilmeden O’na sarf edilmesi haksızlıktır, kabalıktır.
    Kadın her şeyin en iyisine, en güzeline, en seçilmişine layıktır. Böyle düşünmek, bir kadın için kesinlikle ayrıcalık değil, ihmal edilmemesi gereken bir vazifedir, vicdanlar için borçtur.
    Bazen de anne demek; hüzün, çile, keder, meşakkat, heder olma, kendini feda etmenin adıdır. İtilip kakılmanın, hakaretin, aşağılanmanın, değersizleştirilmenin, küçük
    düşürülmenin, özgürlüğünün ipotek altına alınmasının, şiddetin, bazen de canını vermenin adıdır anne olmak.
    Kadınlarımız hak ettikleri ilgi ve ihtimamı doya doya yaşadığı, gözlerinin içi gülerek mutluluğa doyduğu gün, bu toplumun bayramı olacaktır. Bu da O’nu yeterince anlamaktan,
    anlayabilmekten ibarettir sanırım. Çünkü O eşsiz bir kıymet ve bir hazinedir.
    Kadın, erkekler için de bir aksesuar değildir. Eğlenilecek eşya, iş gördürülecek makine veya çocuk üreticisi hiç değildir. O’nu böyle görmek, bir maharet, erkeklik semeresi, güç
    gösterisi olamaz. Böyle bir hak veya ayrıcalık, hiç kimseye, hiçbir güç tarafından verilmiş değildir. Verilmesi de mümkün olamaz.
    O, toplumun ve erkeğin; tamamlayıcısı, ekmeği, suyu, evi, canı, cananı, en sevgilisi, gözünün nuru, kalbinin sevinç kaynağı, yaşama sevinci, dostu, sırdaşı, biricik arkadaşı, ömrü,
    evinin direği, başının tacı, tesellisi, en kıymetlisidir.
    Kızı, kardeşi, eşi, anası ve var oluş sebebidir.
    O’nsuz bir hayat düşünülemez. Olsa bile bu hayat yaşanamaz. Çünkü hayat O’nunla anlamlıdır. Maddi yer küresinin değer kazanması, kıymetli olması da kadın sayesindedir.

    Metafizik boyutumuzun içinde de O vardır. Ruhumuzun huzur bulması, sevinçlerimiz, mutluluğumuz, değer yargılarımız vb. hep kadının bize verdiği manevi kıymet sayesindedir.
    Çocuklarına daha güzel bir dünya kurma adına hayatını feda etmenin adıdır anne.
    Temizliğe gitmek, gündelikli en zor koşullarda çalışmak, sokaklardan çöp toplamak da annenin yaşam biçimidir bazen. Çünkü o yemez yedirir, giymez giydirir. Kendine zaruri
    ihtiyaçlarını almaz, evladı rencide olmasın diye en kalitelisini ona almaya çalışır. Okusun “adam olsun” diye çalıştırmaz, hırpalatmaz, yormaz, kendine yardım dahi ettirmez.
    Anne alın teriyle, onurluca, dürüst ve helalden kazanıyorsa, çalıştığı işin utanılacak hiçbir yönü yoktur, olamaz da. Hatta bu özveriden gurur duyulmalıdır.
    Her makam ve meslek sahibi, annesi sayesinde bir yerlere gelmiştir. Anne, milleti oluşturan her ferdin mihenk taşıdır. Yeri geldiğinde işçidir, askerdir, polistir, hemşiredir,
    doktordur, mühendistir, öğretmendir, Kaymakamdır, Validir, genel müdürdür, vekildir, bakandır başbakandır.
    Bütün bunların hem öğretmeni, hem annesidir. Yani anne “millet” demektir, vatan demektir, bayrak demektir, namus demektir, haysiyet ve şeref demektir. Bu yüzdendir
    kıymeti, bu yüzdendir ayağının altının öpülmeye layık görülmesi.
    Öyleyse bir ülkenin felakete gitmesinin, ya da yükselmesinin sebebi annedir. Çünkü anne geleceği inşa edecek olan biricik çocuklarımızın yetiştiricisi, hayata hazırlayıcısı ve
    mimarıdır.
    Cennet O’nun sayesinde çok yakınımızda, ayaklarının altındadır. Bu ayakları laikiyle öpebilenlere ne mutlu. Dualarında, başarılarımız, sağlığımız, mutluluğumuz, huzurumuz, kurtuluşumuz vardır. Bunları idrak eden kalplere, gönlüne yerleştirmiş yüreklere ne kadar gıpta edilse azdır…
    Annenin gönlünü, rızasını kazananların, duasını alanların sırtı yere gelmez. İşleri kolay, kazancı helal, bol ve bereketli, yüzü güleç, hayatı dertsiz belasız, kazasız olur. Ömrü huzurlu ve mutlu geçer.
    Vakarlı, özverili, merhamet timsali, sevgi çağlayanı, ömrümüzde açan eşsiz çiçeklerimiz. Nefesimiz, suyumuz, ömrümüzün anlamları, yüreklerimizin huzuru,
    hanelerimizin mutluluk kaynağı, ecemiz, gündüzümüz ve gecemiz.
    Her gününüz mutlu, sağlıklı ve esen geçsin… İyi ki varsınız… Bizler bir hiçtik sizler olmasaydınız…
    Kadınlarımız, pırlantalarımız…Kızımız, eşimiz, anamız, bacımız…O’nlar bizim baş tacımız…
    Hep var olun, sevgiyle kalın…

    Kategori: Makale Yorum yok
    7May/220

    RAMAZAN BAYRAMI – Ümran ÜNLÜ

    umran-unluRAMAZAN BAYRAMI - Ümran ÜNLÜ

    İslamiyetin ana kuralları dediğimiz 32 farz…

    32 Farzın 5 i islamın şartıdır.İslamın 5 şartı nedir?

    Kelime i  şahadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak… Bu üçünü inancımıza göre müslümanım diyen herkes yerine getirmek zorundadır. Geriye kalan ikisi zenginler için emredilmiştir. Malının kırkta birine yoksullara vereceksin ki bunun adı zekattır. Zaten o zaman yoksulluk diye bir şey olmayacak… Son olarak hiç kimseye borcun yoksa, aileni geçindirmenin dışında fazla paran varsa hacca gitmektir.

    Kimse bilemez.

    Ben masumum diyemeyiz hiçbirimiz. Bu hepimizin ayıbı, hepimizin dünyaya ve insanlığa boynunun borcu.

    Kadınlarımız -kızlarımız-çocuklarımız tecavüze uğruyor, otobüslerde genç kızlarımız taciz ediliyor, gençlerimiz ölüyor, durup dururken bir gece yatağından kaldırılıp insanlarımız tutuklanıyor, bir sabah işine gittiğinde insanlar ne olduğunu anlamadan işlerinden atıldığını öğreniyor…

    6May/220

    ŞÜKÜR, SORUNLARI GÖRMEZDEN GELMEK DEĞİLDİR – Ruhittin SÖNMEZ

    ruhittin sŞÜKÜR, SORUNLARI GÖRMEZDEN GELMEK DEĞİLDİR - Ruhittin SÖNMEZ

    Bana göre şükür mutlu olmanın anahtarıdır. Çünkü biliyoruz ki insanoğlunun arzu, heves, ihtirasları ve bunlara bağlı olarak ihtiyaçları sınırsızdır. Ancak imkanlar sınırlı olduğu için, mutlu olmak elde edebildiklerine şükretmekle mümkün olabiliyor.

    Şükür, “iyiliği bilip yaymak, iyiliği anıp sahibini övmek, iyiliğe karşı söz ve davranışlarla minnettarlık göstermek gibi anlamlara gelir.”  Özellikle iyiliğin gerçek sahibi olan Tanrının bize verdiği nimetlerden, iyiliklerden dolayı O’nu övmek, O’na minnet duygusu içinde olmaktır.

    Hamd ise, Allah'ı yaptığı her işi en iyi şekilde yaptığı için övmek ve minnet duymaktır. Dolayısıyla hamd sadece Allah'a mahsus olur, nimet verse de vermese de O’na hamd ederiz.

    Şükür ise bir nimetin, bir iyiliğin karşılığında edilir. Nimetin size ulaşmasına aracılık edene teşekkür eder, nimetin gerçek sahibine yani Allah’a da şükrederiz.

    “Belaya şükredilmez, hamd edilir” dersem şükür ile hamd arasındaki farkı daha iyi anlatmış olabilirim sanıyorum.

    Kur’an-ı Kerim’de “Rabbinizin rızkından yiyiniz ve O’na şükrediniz” ve benzeri ifadelerin olduğu ayetler var. Allah’ın yarattığı hava, su, gıdalar vd rızıklar için hamd ve şükretmemiz gerekir.

    Ancak rızkımızı kazandığımız işi bize veren, bize dar günümüzde yardım ederek sıkıntımızı gideren insanlara da şükredebiliriz.

    “Allah O’ndan razı olsun” dediğimiz kişilere duyduğumuz duygu şükürdür.

    İyi günümüzde, kötü günümüzde yanımızda olanlara karşı “iyi ki varlar” diye düşünmemiz şükürdür. “Müşteri velinimetimdir” diyen esnafın bu ifadesi de bir şükürdür.

    “İyi ki böyle patronum var” diyen çalışanların, “iyi ki böyle çalışanlarım var” diyen patronun sözleri de şükürdür.

    Demek ki, insanlara şükrediyorsak bir nimete, bir iyiliğe aracı oldukları içindir. Kendimize kötülük edenlere veya diğerlerinden daha az kötülük edenlere şükretmeyiz.

    3May/220

    BAYRAMLAR – Seyfettin KARAMIZRAK

    seyfettin-karamzrakBAYRAMLAR - Seyfettin KARAMIZRAK

    “Bаyrаmlаr, milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, bir toplumda millet olmа şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir.”

    Teknolojinin baş döndüren yenilikleri, insanoğlunu şaşırtmaya devam ederken, aynı zamanda O’na büyük kolaylıklar da sunmaktadır.

    Cep telefonu, internet, televizyon ve yazılı basın araçları, uzaydaki gelişmeler, tedavi yöntemlerinin iyileştirilmesi, yiyecek ve içeceklerde, üretimdeki bulgular vb. hayatımıza anlamlı ve pozitif değişiklikler getirmiştir.

    Ancak, sessiz ve derinden, bir o kadar da vahim götürüleri olmuştur: Silah üretiminde artış, çevre kirliliği, gürültü, radyasyon, gıdalardaki hormonsal ve ilaç tehlikeleri, atıklar, katkılar, vb. gibi.

    2May/220

    Bayram ne ola? – Banu GÜRER

    avatarBayram ne ola? - Banu GÜRER

    Ramazan Bayramı’na kavuşmak üzereyiz…

    Sanki “bayram da ne ola ki” diyenlere:

    “Can bula cananını,
    Bayram o bayram ola
    Kul bula sultanını,
    Bayram o bayram ola

    Hüzn-ü keder def ola
    Dilde hicâb ref ola
    Cümle günah aff ola
    Bayram o bayram ola…” demiş Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi…

    Nam-ı diğer Alvarlı Efe…

    Ne güzel söylemiş…

    Öyle ki önce sevgiden başlamış…

    Sanki:

    Canı can eden, canı canlandıran canana kavuşanın yaşadığı sevgi ile hem kendine hem de çevresine bayramı getireceğini vurgulamış…

    Sevginin bayramı temsil eden en önemli duygulardan biri olduğunu ifade etmiş…

    Sevginin olmadığı yere ne bayramın geleceğini ne de öyle bir yerde bayramın yaşatılabileceğini belirtmiş…

    30Nis/220

    Bu sene bayramın tadı yok – Uğur ULUSOY

    0-13-1Bu sene bayramın tadı yok - Uğur ULUSOY

    2 seneyi aşkındır pandemi yüzünden perişan olduk.

    Bayramları bayram gibi yaşayamadık.

    Ne sevdiklerimizin yüzünü gördük, ne büyüklerimizin gönlünü alabildik.

    O güzelim bayram sofralarına hasret kaldık.

    Birkaç gün sonra bayram.

    Ama bu salgının ekonomiye, sosyal yaşantımıza etkilerini en yüksek derecede hissettiğimiz bir bayram yaşayacağımız kesin.

    Bir kutu ucuz çikolatanın 80 liradan satıldığı, yarım kilo sıvı yağın 30 lira, hatta bir adet tişörtün 60 liradan başlayıp 500 liradan satıldığı, bir eşofmanın 150 liradan başlayıp 800 lira bandında satıldığı günümüzde bu bayramın tadı nasıl olacak açıkçası ben bilemedim.

    29Nis/220

    Sadaka-i Fıtır (Fitre) ne demektir, hükmü nedir?- Fahri SAĞLIK

    fahri sağlık

    Sadaka-i fıtır ne demektir, hükmü nedir? Fahri SAĞLIK

    Halk arasında fitre denilen sadaka-i fıtır, Ramazan Bayramına yetişen ve aslî ihtiyaçlarından başka, artıcı olma ve üzerinden bir yıl geçme şartı aranmaksızın nisap miktarı para veya mala ( 80.18 gram altın değeri ) sahip bulunan her Müslüman’ın vermesi vacip olan mali bir ibadettir. Sadaka-i fıtır, insan fıtratındaki yardımlaşma ve dayanışmanın bir gereği olarak insan bedeninin zekâtı kabul edilmiştir. Bu nedenle sadaka-i fıtr’a, “can sadakası” veya “beden sadakası” da denilmektedir. Diğer taraftan fitre, yoksulların ihtiyaçlarının giderilmesinde, bayram gününün neşesinden onların da istifade etmelerinde önemli bir rol oynar.

    26Nis/220

    23 Nisan ve Kuvay-i Milliyeciler… / Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU

    zeki hacıibrahimoğlu23 Nisan ve Kuvay-i Milliyeciler… / Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU

    Bundan tam 102 yıl evvel Anadolu’nun karabağrında Ankara’da Kuvayi Milliyeciler toplandılar. Altı asır üç kıtada dimdik duran ve yedi düvele hükmeden Osmanlı İmparatorluğu çökmüş, dağılmış, vatan parça parça, millet yaralı, imanımızdan, vicdanımızdan, kalbimizden başka her yerimiz gasp edilmiş zaptedilmişti.

    İşte böyle bir zamanda heyeti temsiliye adına Mustafa Kemal bütün vilayetlere kuva-i milliye temsilcilerine, kumandanlarına beş maddelik bir telgraf gönderir. Bu telgrafta neler yapılacağı, meclisin nasıl açılacağı anlatıldıktan sonra telgrafın altında heyeti temsiliye adına Mustafa Kemal yazarak telgrafı bütün muhataplara göndermiştir.

    23Nis/220

    TATLI DİL VE GÜLER YÜZÜN ÖNEMİ – Seyfettin KARAMIZRAK

    seyfettin-karamzrakTATLI DİL VE GÜLER YÜZÜN ÖNEMİ - Seyfettin KARAMIZRAK

    “Binlerce kilit olsa, her kilit gök genişliğinde olsa, anahtar dişi gibi olan, iki üç tatlı söz, onların hepsini açar.” Mevlâna

    İnsanlar arası iletişimde önemli olan faktörlerden biri de dildir. Kabalığın ve nezaketsizliğin “samimiyet-dürüstlük” olarak algılandığı bir çağa doğru koşarak giderken, birlikte yaşamak için önemli bazı değerlere vurgu yapmamız gerekir. Tatlı dil, bunlardan biridir. Kişilerin ne kadar akıllı, ne kadar düşünceli oldukları, söyledikleri sözlerle ölçülür.

    Tatlı dil, insanın kullandığı “iyi güzel ve hoş” söylemlerdir. Tatlı dil zor kullanarak yapamayacağımız şeyleri güzel sözlerle kolayca çözmemizi sağlar. "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır." Atasözünü bilmeyenimiz yoktur. “ Yani acı ve kırıcı söz, dostu düşman yapar; tatlı söz, düşmanı bile dost yapmaya sebep olur” demektir.

    17Nis/220

    RAMAZANI İDRAK ETMEK – Seyfettin KARAMIZRAK

    seyfettin-karamzrakRAMAZANI İDRAK ETMEK - Seyfettin KARAMIZRAK

    “Ramazan bereket ayıdır. Allah-ü Teâlâ bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin!Taberani]

    Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.” [İbniEbiddünya]

    “Oruç sabrın, sabır da imanın yarısıdır” hadis-i şerifi oruç tutanın, “sabırlı olması” gerektiğini bildirmektedir. “Temizlik imanın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır.” [Müslim]

    Oruçla; bencilliğimiz, tamahkârlığımız, açgözlülüğümüz kırılır. Nefsimiz uysallaşır, taşkınlıklarımız, kızgınlıklarımız, kırıcı tavrımız, isyankârlıklar yatışır. Kıskançlıklarımız törpülenir, ötelemeden, hoş görmeyi, sınırsız ve koşulsuz sevmeyi başarırız. Böylece dilimiz, gıybet, kötü ve çirkin konuşmak, yalan söylemek, kırıcı olmak, dedikodu gibi afetlerden kurtulur.

    16Nis/220

    MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANLARINDAN : ŞAHİN BEY – Dr. Şahin CEYLANLI

    şahin ceylanlıMİLLİ MÜCADELE KAHRAMANLARINDAN : ŞAHİN BEY - Dr. Şahin CEYLANLI

    Milli Mücadele’nin büyük kahramanlarından Şahin Bey, 1877 yılında Gaziantep’te dünyaya geldi. 1899 tarihinde Yemen’e asker olarak gitti. Burada göstermiş olduğu üstün hizmetleri, yeteneği ve cesareti sayesinde başçavuş rütbesine yükseltildi. 1991 yılında Trablusgarp savaşına arkadaşları ile birlikte gönüllü olarak katıldı. Balkan savaşlarında görev aldı ve Çatalca cephesinde savaştı. Galiçya’da 15. Kolordu emrinde savaşa katıldı. Daha sonra Sina cephesinde görev aldı. Tehlikeli görevlere gönüllü olarak katılan ve bu cephede göstermiş olduğu kahramanlık ve fedakarlık sayesinde kendisine teğmenlik rütbesi verildi. İngilizlerle Sina cephesinde yapılan savaşta esir düştü. Mısır’daki İngiliz esir kampında 1919 Aralık ayı başına kadar esir olarak kaldı. Yapılan ateşkesten sonra diğer esirlerle birlikte serbest bırakıldı.

    14Nis/220

    Kırım’ın İlhakını Tanımıyoruz (8 Senedir) – Dr. Süleyman PEKİN


    Yalnızca Rus asıllıların katıldığı bir Referandumla alınan sonuç, hele hele işgalci Rus askerlerinin güvenliğini sağladığı bir seçimin yüzde 93 buçukluk neticesi asla tanınanamaz, tanınmamalıdır. Bu noktada - kendi adıma söyleyeyim - ilk defa Obama, Kerry ve Rasmussen'le aynı düşünüyoruz.

    Bir ülke seçim tantanası ve yolsuzluk / ahlâksızlık kampanası içinde için içini yerken yenir asıl tarihî goller dedik; yiyoruz. Yarın 30 Mart sonrasında bizim Güneydoğu’muzdan da oldu-bittili bir özerklik / otonomi golü, 1 ay sonrasında da Kıbrıs’ta Birleşik Cumhuriyet” golü yersek maç 3-0'dır. Kim gelirse bunları 3-5 senede çıkaramaz.

    Yunanistan kaç senedir krizdeydi; Ege’de ihtilaflı adaları bile zilliyetimize geçiremedik, aksine eller (Elenler) aldı. Çeçen davasında hem Rus yanlısı Ramzan Kadirov’un keyfine uygun camileri, sarayları TOKİ’ye yaptrıdık hem de Çeçen mücahitleri ülke dışına kovaladık.

    13Nis/220

    Tefli sahur – Yılmaz Özdil –

    CISTAK CISTAKTefli sahur - Yılmaz Özdil – 10 Nisan 2022

    İbretle izlediğinizden eminim… Akp gençlik kolları, lüks restoranda müzik grubu eşliğinde tefler çalarak, şarkılar söyleyerek, alkışlarla tempo tutarak, adeta gazino atmosferinde sahur ziyafeti organize etti, “coşkuyla eğlendik” notuyla, gururla, sosyal medyada yayınladı.

    Bunların din’den ramazan’dan ibadet’ten anladıkları işte bu. Maneviyattan maddiyata öylesine hızlı geçtiler ki, mutaasıp yaşam biçiminden gösteriş tüketimine savruldular. Mahremiyet duygusunun yerini, abartılı görgüsüzlük aldı.

    Şatafat saçarak var olmaya çalışıyorlar. Nasıl bir açlıksa artık, yaşadıkları zenginliği, lüksü konforu, dökercesine harcamalarını, herkese göstermek istiyorlar. illetin askıda ekmekle iftar yaptığı İstanbul’da mesela, kişi başı 2 bin 250 liraya iftar var. Top patladığında orucunu zeytinle açmak yerine, direkt 100 dolarlık banknotu yiyerek açsan, gene bu kadar etmiyor.

    10Nis/220

    ONBİR AYIN SULTAN – Seyfettin KARAMIZRAK

    seyfettin-karamzrakONBİR AYIN SULTAN - Seyfettin KARAMIZRAK
    “Gerçek oruç, sadece yiyip içmeyi değil, boş ve hayasızca sözleri de terk ederek tutulan oruçtur.” [Hakim]
    “Mübarek vakitlerde, günahlardan titizlikle uzak durmalı, taatları, ibadetleri ve her çeşit hayratı artırmalıdır. Zira Allah-ü Teâlâ, tarafından sevilen kimse, faziletli vakitlerde
    faziletli amellerle meşgul olur. (Mev’iza-i hasene)
    Eşsiz güzellikler, iyilikler yardımlaşma, huzur ve mutluluk gibi nadide hazineler getiren sevilmez mi? Elbette sevilir. Geçen Ramazanın bize bahşettikleri damağımızda tat
    kaldı. Aramayı, aranmayı, kavuşmayı, yardımı severliği, affetmeyi, velhasıl iyiliklerde yarışmayı özler olduk.
    Hele pandeminin olumsuzlukları, sevdiklerimizden uzak kalmak, kimilerimizin yakınlarını, sevdiklerini kaybetmesi içimizde yanan ateş olmuştu. Yaşadığımız bu hüzünlü
    günlerin ardından Ramazana kavuşmak ne kadar huzur verici.
    Tatlı koşuşturmalar, ikramlar, hatır sormalar, özlenen o sıcacık komşuluklar hayatımızda adeta güllerin açmasına vesile oldu.
    İslam’ın beş şartından dördüncüsü, on bir ayın sultanı, mübarek Ramazan ayında, her gün oruç tutmaktır. Oruç, hicretten 18 ay sonra, Şaban ayının onuncu günü, Bedir gazasından bir ay evvel farz oldu. Ramazan, “yanmak” demektir. Bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin
    günahları yanar, yok olur. Bu ayda, Allah için az bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka aylarda yetmiş farz yapmak gibidir.
    Bu ay; sabırlı, yardımsever, özverili, hoşgörülü ve affedici olmak, iyi geçinmek ayıdır.