Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

21Kas/216

Ayasofya meselesi…; – Prof. Dr. Zeki PALALI

12371164_563487597132817_797200544266622369_o

Ayasofya meselesi...; - Prof. Dr. Zeki PALALI
Ayasofya, İstanbul’un silahlandırılması ve Hitler’den korunması için müze haline getirildi.
Bu olay o dönemin siyasi bir manevrası idi; Lozan Antlaşması ile İstanbul silahsız bölge ilan edilmişti ve İstanbul’da tek bir Türk askeri bulundurulamıyordu.

Türk silahlı gücü İstanbul’da olmadığı için İstanbul tam olarak Türklerin hakimiyetinde değildi.
Bu durum çok tehlikeliydi. Atatürk yeni bir hamle için zamanını bekledi ve nihayet 2. Dünya Savaşı başlamadan önce Hitler’in ve Mussolini’nin İstanbul’u geçerek Rusya’ya saldırması öngörüsünü Atatürk sezmişti (o dehanın şu ön görüsüne bakın ki 2. Dünya Savaşında gerçekten de Hitler Rusya’ya saldırmıştı.) ve Atatürk hamlesini yaptı işte şimdi tam zamanı idi. Yıl 1934 idi.

Tamam Lozan Antlaşması ile İstanbul Türklere ait oldu ama antlaşmaya göre Türk ordusunun İstanbul’da bulunması yasaklanmıştı.

İşte bu konu Atatürk’ün canını sıkıyordu. İstanbul Türkiye toprağıydı ama Türk ordusunun oraya girmesi yasaktı ve İstanbul korunmasız bir halde idi.

Atatürk İstanbul’a Türk ordusunun girip tam egemenlik sağlamak için bir antlaşma yapmak istiyordu ki Almanya’nın Hitler tehdidini çok büyük bir fırsat görerek hamlesini başlattı. Bu anlaşma ile Lozan Antlaşmasına ilave madde olacaktı. Bu antlaşmanın adı Montrö Antlaşmasıdır.

Hitler tehdidinin sekiz yıl önceden farkında olan Atatürk İstanbul’un stratejik önemini Rusya’ya bildirdi ve Ruslar Hitler’in gelecekteki tehdidine önlem almak için Atatürk’e tam destek verdi.

Aynı zamanda Hitler tehdidinden korkan Avrupa ülkelerinin de ikna edilmesi gerekiyordu. Avrupa devletlerini de bu antlaşmaya çekmek için ortodoks dinine mensup olan ülkeleri yemlemek gerekiyordu. Çünkü Ayasofya Fatih Sultan Mehmet’in fethinden önce bir ortodoks kilisesi idi.

Ve Atatürk büyük oyununu oynadı; Ayasofya’yı müze haline getirterek ortodoks cematinin de sempatisini kazanıp ortodoks cemaatinin de tam desteğini aldı ve Montrö antlaşmasını gerçekleştirerek büyük bir başarı sağladı.

İşte o gün İstanbul Türk askerleri ile doldu. Möntrö antlaşması ile İstanbul tam olarak Türklerin eline geçmiştir.

Yani Ayasofya’nın müzeye döndürülmesinin kritik sebebi İstanbul’un silahlanması için ortodokslara karşı kurulmuş olan ince bir siyasi oyundur. Bu bir fetihtir, bu bir zaferdir. Bu aklın gücüdür.

Möntrö antlaşması Atatürk’ün en büyük başarılarından sadece biridir.
Atatürk İstanbul’u feth eden ikinci Fatih’tir. İşte İstanbul fethi böyle yapılır.
Hariçten gazel okuyarak İstanbul fatihi olunmaz.
Not: bu yazıyı her okuyan arkadaşımın, yazıyı paylaşmasını rica ediyorum. Yazı paylaşılsın ki, ülkesinin tarihini bilmeyen küfürbazlar ve cahiller de, vatanımızın gerçek tarihini ve de Mustafa Kemal Atatürk’ü öğrenmiş olsunlar.

Bu yazıyı beğendiniz mi?

RSS Kaynağımıza abone olun!

Yorumlar (6) Geri izlemeler (0)
  1. Sayın Beyefendi,
    Prof. Dr. Zeki Palalı kimdir?
    Saygı ile.

  2. Prof. Dr. Zeki Palalı, Bursa Uludağ Üniversitesi’nin ilk hocalarından biridir. “Bursa Tıp Fakültesi Deri Hastalıkları Kürsüsü” kurucusudur. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı; öncesinde Bursa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları bünyesinde yer alan Deri Hastalıkları Birimi iken Eylül 1975’de Doç. Dr. Zeki Palalı’nın YÖK tarafından atanması ile “Bursa Tıp Fakültesi Deri Hastalıkları Kürsüsü” adı ile kurulur.

    Zeki Palalı hocam ayrıca çeşitli STK’larda da kurucu ve üye olarak görev aldı.

  3. Muhterem Prof. Zeki Palali. Yazdiklariniz dogru labilir. 1941-44 senelerinde Istanbul’da alman konsolosu Dr. Wilhelm Stille bizim Istinye’de (sonra is adami Mehmet Hattat’a sattim) yalida kiraciydi. Kendisini 1953 ve 1983 senelerinde gördüm. Mektubu bende durur. Orada, zamanin Türkiye sefiri Franz von Papen’in sözünü dinleyerek (unutmayalim Hitler’i iktidara getirenlerden biride von Papen’dir) Türkiye’ye saldirmaktan vazgeçmis, kusatma yolunu tercih etmis ve neticede (nitekim o zaman alman taraftarlari subaylarda mevcuttu) onlar vasitasiyla Türkiye’yi tarafina almakti. Türkiye’yi çevirmek yolu ise Girit’ten sonra Kibris ve Musul’u parasütçü hava birlikleri ile ele geçirmekti. Fakat Girit çok agir zayiatla almanlarin eline ge4ti ve bu çok aci zayiattan sonra Hitler hiç bir zaman parasütçü birlklerini isgal için kullanmadi, tek biri haricinde: Mussolini’yi hapisten kurtarmak için Alb. Skorzeni’yi vazifelendirdi. Fakat orada tek bir kursun atilmadan Mussolini hapisten çikarildi ve Hitler’e teslim edildi. Girit’te verilen agir zayiattan sonra Hitler Türkiye’yi kusatma yolu olarak Süveys kanalini alarak kara yolu ile Türkiye’yi cenuptan ve Stalingrad yolu ile simalden cevirme yolunu denemek istedi. Tabii Süveys kanalinin kiymetini bilen, zamanin ingiliz basvekili Churchill Hitler’e kanali kolay birakir mi? Benimde bildigim bu.

  4. Muhterem Prof. Zeki Palali. Yazdiklariniz dogru labilir. 1941-44 senelerinde Istanbul’da alman konsolosu Dr. Wilhelm Stille bizim Istinye’de (sonra is adami Mehmet Hattat’a sattim) yalida kiraciydi. Kendisini 1953 ve 1983 senelerinde gördüm. Mektubu bende durur. Orada, zamanin Türkiye sefiri Franz von Papen’in sözünü dinleyerek (unutmayalim Hitler’i iktidara getirenlerden biride von Papen’dir) Türkiye’ye saldirmaktan vazgeçmis, kusatma yolunu tercih etmis ve neticede (nitekim o zaman alman taraftarlari subaylarda mevcuttu) onlar vasitasiyla Türkiye’yi tarafina almakti. Türkiye’yi çevirmek yolu ise Girit’ten sonra Kibris ve Musul’u parasütçü hava birlikleri ile ele geçirmekti. Fakat Girit çok agir zayiatla almanlarin eline ge4ti ve bu çok aci zayiattan sonra Hitler hiç bir zaman parasütçü birlklerini isgal için kullanmadi, tek biri haricinde: Mussolini’yi hapisten kurtarmak için Alb. Skorzeni’yi vazifelendirdi. Fakat orada tek bir kursun atilmadan Mussolini hapisten çikarildi ve Hitler’e teslim edildi. Girit’te verilen agir zayiattan sonra Hitler Türkiye’yi kusatma yolu olarak Süveys kanalini alarak kara yolu ile Türkiye’yi cenuptan ve Stalingrad yolu ile simalden cevirme yolunu denemek istedi. Tabii Süveys kanalinin kiymetini bilen, zamanin ingiliz basvekili Churchill Hitler’e kanali kolay birakir mi? Benimde bildigim bu.
    Göndermek istedim, asagida GÖNDER butonuna bastigimda, karsima “bu yorumu bir defa göndermistiniz” diye bir yazi çikti. Halbuki ben ilk defa yaziyorum. Yani yazmak istemiyorsunuz.

  5. 80 li yıllarda Uludağ Tıp da hocam idi. Aydınlar Ocağı çizgisinde, “düşünen-okuyan-tartışan” hocalar silsilesinin temsilcilerindendir. Her ne kadar, “marifetname”nin içeriğinin tutarsızlıkları konusunda anlaşamamış isek de, Bize Akil Muhtar hocanın “İlim Bakımından Ahlak” kitabını tanıtması ve okumaya teşviki açısından hürmetle selamlıyorum. (İçeriğindeki bir çok konuda, Akil hocayla uyuşmasam da, hocanın daha 30 lu yıllarda, Darwin, Evrim, Ahlakın biyolojik temelleri,.. gibi, masaya yatırdığı derin konuların, bugün de önem ve güncelliğini aynen koruması açısından, araştırmaya değer olduğu kanaatindeyim)


Leave a comment

Geri izleme yok.