Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

27Şub/200

ATAN; SIFIR, KARŞILAYAN; SIFIR – Süleyman PEKİN

ATAN; SIFIR, KARŞILAYAN; SIFIR – Süleyman PEKİN

Bir ara “Sophie’nin Seçimi” kitabı vardı, dönemsel meşhur. Bir de her dönem çok meşhur ama pek yazılıp çizilmeyen ‘Kalabalıkların Seçimi’ var.

Takım mı tutacaksın; en kalabalık olanlarına takıl, en azından 3 tane 3/1 şansın var. Parti mi tutacaksın; en çok oy alana yada en azından kazanma şansı olana oy ver, hem seçilme şansı olmayana oyunu vererek o değerli kâğıt parçasını niye heba edesin dê mi?!

Ben olsam o kâğıdı açık arttırmaya çıkarır ve en çok verene veya vaat edene saaat-tım derdim. Sonra; kim seçilirse seçilsin, hangi karakterde olursa olsun, önemli olan “bizim işimizi görür mü” sorusuna cevap teşkil edip etmemesidir netekim.

Harari’nin de bir kitabı vardı, hararetli hararetli yazdığı: HOMO-DEUS (İnsan-Tanrı, İnsanın Tanrılaşması). Biz gene mutedil gidelim ve EGO-DEUS diyiverelim; ‘Ego-Tanrı’ yani egolarını-legolarını, heva vü heveslerini tanrı edinenler. Bkz: Furkan 43, Câsiye 23.

Okullarda ders kitabı olarak okutulması ve EBA’dan da video olarak izletilmesi gereken ZÜBÜK adlı şaheserde İbram Efendi veresiyeden kaçarken önce Huzur Partisi’ne, akabinde de Destek Partisi’ne giriş yapıyordu. Yok aslında birbirimizden farkımız; lâkin Destekli atarsak Huzuru daha rahat bulabiliriz.

Siyasetçilik, dernekçilik, sendikacılık, vakıfçılık, ocakçılık, odacılık (meslek odaları) ve saire, ve sairat niye yapılır? Daha doğrusu yapmak için herkes binlerce kişilik kuyruğa niye girer hatta kimi zaman araya kaynak yapmaya çalışır? Değil mi ki gâvur ülkelerinde fikri, projesi olan toplumsal enayiler belleklerindekini 1, bilemedin 2 dönem halka yada üyelerine tahsis eder, akıtırlar; sonra da mal ve hâl beyanları değişmeden sessizce çekip giderler. Düşen bir yaprak gibi kimsenin haberi bile olmaz.

Bizdeyse (Türkiya, Turan Elleri ve dahi Âlem-i İslam) zaafların tımarı, karakter söküklerinin yamanması işlevindedir. Yani ciddi bir psikolojik ve fizyolojik tatmini içerir.

Siyaset vb. niçin yapılır: Tabii ki para kazanmak için, zenginleşebilmek için, servet edinebilmek için. Daha konforlu bir hayat, daha sükseli oyuncaklar için. En büyük rekabete en yakınımızdakilerle girdiğimiz için prestij mastürbasyonuyla ve onlara çalımı basarak rahatlayabiliriz ancak.

Karşı cinsle münasebetleri geliştirmek de epeyce bir taraftar toplar; erkekse kafasına göre bayan, kadınsa kafasına göre adam arayışı diyelim, uzatmayalım. Mevki-makam diye özetlenense zayıf olduğunu hisseden insanların güçlü görünme isteğidir. Güç biriktirmek te bir tür istifçiliktir. Etrafına zalimâne veyahut-racon-gider-hava tarzı davrananlar en çok kişiliğindeki zayıflığa sütre çekmek isteyenlerdir. Bir işe yarama isteği, özellikle eşler arasında kendini değersiz hisseden “baak, bana değer verenler de var; onlar veriyorsa ben de değerliyim” demesi misal. Al bunu sosyal medyaya taşı: Beğenin/onaylayın beni, beğenilmeye/onaylanmaya çok ihtiyacım var yoksa ben kendimi beğenip beğenmemeye karar veremiyorum. Belki de reşit değilim.

Hakkını yemeyelim, sendika-STK-siyaset; Kalabalıkların Seçimi zaaf olarak dev bir yüzdeyle masanın baş köşesine otursa da vazife-görev olarak görenler de olur. Onlarınki ya kaderin cilvesi yada nasibimsi bir iştir. İş iştir, bizden beklenti çıtası hangi yükseklikteyse o eşikte maçı ve uzatmaları tamamlamak da bir deruhte şeklidir. Netice-yi kelâm; emeklilik hakkımız, söke söke alırız.

Ha bir de hayatın hangi noktasında olursa olsun sorumluluk (takva) anlayışı gereği istem dışı yapılabilecek hatalara rağmen hep ilkeli (insan-ı kâmil) kalmaya çalışacak ve mensubu bulunduğu / mümessili olduğu toplum/topluluk için artı değer (salih amel) üretmeye ömrünü adayacak tipler de bulunabilir. Bunların sayısı az olsa da oyun bozanlıkları çoktur. Süpürgeyle süpürseniz bile asfaltta iz bırakırlar.

Değerli kitlemiz, kitlelerimiz; eski köye yeni âdet getirmeye kalkacaklara veya hem şikâyet ettiğimiz hem de alışageldiğimiz düzeni bozmaya çalışacaklara müsamaha göstermemeliyiz. Yoksa sistem bozulur, biz de onlar gibi davranmak zorunda kalırız hafazanallah.

Allah dedim de aklıma geldi; Atan kim, Karşılayan kim? Kim bizimle oynuyor?

Bu yazıyı beğendiniz mi?

RSS Kaynağımıza abone olun!

Yorumlar (0) Geri izlemeler (0)

Yorum yapılmadı.


Leave a comment

Geri izleme yok.