
ANLADIN MI? – Neyzen TEVFİK
ANLADIN MI? - Neyzen TEVFİK
Hicran destanını kendinden oku,
Mecnun'dan duyup da rivayet etme.
Aşkın Leyla'sını gördünse söyle.
Söz temsili bulup hikâyet etme.
Yüz bin Leyla doğar alemde her gün,
Senin aradığın zevk, sefa düğün.
Tutacağın işi önceden düşün;
Daha ilk adımda nedamet etme.
Sevdanın oduna pek güvenilmez,
Tutuşursan eğer kolay sönülmez.
Bu yolun hükmüdür geri dönülmez,
Canına kıymazsan seyahat etme.
KANALİSTANBUL YERİNE İZMİT-SAKARYA BOĞAZI – Süleyman PEKİN
İzmit tarihî tekerrürler şehridir. En sık tekrarlananlar da depremler ve kanal projeleridir. Karadeniz’i Sakarya Nehri aracılığı ile Sapanca Gölü’ne, oradan da İzmit Körfezi’ne bağlama projesi hem İstanbul’un ihtiyaçları için tasarlanmış hem de II. İstanbul Boğazı diye nitelendirilmiştir. Jeolojik dördüncü devir olan Pleyistosende yani bundan 10 – 12 bin sene önce Marmara ile Karadeniz arasında tabii bir suyolu geçişi olduğu bilinmekte, dolayısıyla kanal yapımı için doğal bir kolaylık da sözkonusu idi.
Dananın Kuyruğu! – Mustafa Küpçü
Dananın Kuyruğu! - Mustafa Küpçü
AKP’li “Bakan çocukları” ve babaları, Meclis Soruşturma Komisyonu’nun “AKP’li üyelerinin oylarıyla” Yüce Divan’da yargılanmaktan kurtuldular!
Bu olay, Türk Siyasal Tarihi’nde “skandal” olarak yer alacaktır!
AKP iktidarı, “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olarak hüküm giydiğinden bu yana, tüm karşıtlarına karşı “hırçın ve saldırgan” bir tepki içinde.
Türk Ordusu’na “KUMPAS” bu olaydan sonra kuruldu!
Neydi iddia?
“Ordu içinde bir grup, AKP iktidarını DARBE ile indirmek istedi!”
Genelkurmay Başkanı’na kadar yüzlerce Türk Subayı, siyasetçisi ve gazetecisi “savunma hakları gasp edilerek”, “sahte belgeler” ve “gizli tanıklarla” “Özel yetkili Savcılar ve Mahkemeler” eliyle yargılandı, mahkum edildi.
Başbakan Erdoğan, karşısına çıkan her muhalefet eylemini “AKP’ye karşı DARBE eylemi” olarak yaftaladı!
Sonra bir gün, şimdi Başbakan Yardımcısı olan kişi; “Orduya KUMPAS kuruldu” dedi!
O güne kadar, Başbakan Erdoğan; “Ben bu davanın savcısıyım” diyordu! Bu davaların şöhretli savcısına “milyon liralık zırhlı otomobil tahsisi” yapıyordu!
Anlaşıldı ki, “siyasal yol ortağı” ile araları açılmış!
Geçen yıl 17-25 Aralık tarihlerinde bazı bakan çocuklarının lüks dairelerinde ve bir bankanın genel müdürünün evinde ayakkabı kutularında milyon dolarlar yakalandı. Baskınlar kameralarla tespit edildi. Bakanların çocuklarıyla, Başbakan’ın oğluyla yaptıkları ses kasetleri medyaya ve sosyal medyaya düştü!
Dediler ki; “Bu paraları Paralel Yapı ya da onların emrindeki polis koydu!”
Olayın kahramanları, özel dairelerine konan bu büyük paraları fark edemediler mi?
Sonra, bu operasyonu yapan Savcılar ve polisler darmadağın edildi! Kimileri meslekten atıldı! Olayın üstü örtüldü!
TÜRK MİLLETİ İHANET EDENLERİ UNUTMA(Z) – Av. Ruhittin SÖNMEZ
TÜRK MİLLETİ İHANET EDENLERİ UNUTMA(Z) – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Başbakan Davutoğlu, “Bu millet sadakati de, ihaneti de unutmaz” dedi. Beni bu cümle çok rahatlattı.
Çünkü 12.08.2012 de yazdığım bir yazının son cümleleri şöyle idi: “Bütün meselelerimizin çözümü için ilk şart, Türk milleti olarak ihanet içinde olanları affetmemek, gaflet ve dalalet içinde olanları uyandırmak, uyanmayanları tasfiye etmektir.”
Başbakan’ın teşhisi doğru ise, yani hainleri unutmaz isek, ülkemizin bölünmesinden endişe etmemize gerek yok.
Bu durumda Haziran ayında yapılacak seçimlerde Türk Milleti ihanet edenleri ve de gaflet ve dalalet içinde olanları tasfiye eder.
KİM DEMİŞ BU DÜNYA YALANDIR DİYE – Av. Tevfik KARABULUT
KİM DEMİŞ BU DÜNYA YALANDIR DİYE – Av. Tevfik KARABULUT
Kim demiş bu dünya yalandır diye
Bir var bir yok olan biz değil miyiz?
Bahar gibi gelip güz gibi giden
Bir açıp bir solan biz değil miyiz
Yalan derler, milyar yılı devirdi
Nice ben diyene dersini verdi.
Bu dünyaya rağmen kim sefa sürdü
Yüz yılı bulmayan biz değil miyiz
Dersler verir anlayana bin kere
Eğri nere doğru nere düz nere
Hayatı geçirip yine boş yere
Dersini almayan biz değil miyiz
Osmanlıca ile ne amaçlanıyor (2) – Prof. Dr. Atilla ÇETİN
Osmanlıca ile ne amaçlanıyor (2) – Prof. Dr. Atilla ÇETİN
TARİHÇİArşivci Prof. Dr. Atilla Çetin'in 'Osmanlıca yaygarası (1)' başlıklı yazısının ikinci ve son bölümünü yayınlıyoruz.
Osmanlıcanın engin deryasında yüzmek, kulaç atmak için önce sizin neyi amaçladığınızı bilmeniz gerekir. Roman mı, son devir gazeteleri mi, maliye kayıtları mı, yoksa siyasi konular ve Divânı Hümâyûn belgeleri veya defterleri mi, 19. yüzyıl Babıâli'sinin veya Hariciye Nezareti'nin sefaretlerin raporları mı?
Osmanlıcada en önemlisi Arapça ve Farsçadan alınan kelimelerin yanı sıra gramer kaideleridir. Bu iki dil o kadar Osmanlı aydınının ruhunu ve gönlünü doldurmuştur ki, bazı Türkçe kelimeler bile Arapça kaideye göre çoğul yapılmıştır. Mesela, köprü, peynir kelimeleri; kevâpir, penâyir şeklinde çoğul yapılmıştır. Gerek gramer gerek imla yönüyle de birçok kusurlar taşıyan bu yazının bu yönleri bilinmeden nasıl Osmanlıca öğretilecek, nasıl eksiksiz okunabilecek. Günümüzde birçok akademisyenin bile kitap ve arşiv vesikalarını okumada nice yanlışlar yaptıklarını
nice dağları devirdiklerini görüyoruz. Buna üzülüyor, hayretler içinde kalıyoruz.
Bu tür kültür işleri ciddi yerlerde, ciddi kişilerle görüşülmeli etraflıca tartışılmalı ve sonuca varılmalı.
TERÖR SOSLU ÇÖZÜM SÜRECİ – Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL
TERÖR SOSLU ÇÖZÜM SÜRECİ - Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL
Yeni yılınızı ve Mevlid Kandilinizi kutlarım. Yeni yılda milli birlik ve bütünlüğümüzün önüne konan tuzakların aşılmasını, kuzu postuna bürünmüş ihanet odaklarının fark edilmesini, açılım ve terör soslu çözümlerin genel seçimlerde, sandıkta gereken cevabı almasını dilerim. 2015 yılı bir uyanış ve silkiniş yılı olsun.
TV ekranlarında alıştıra alıştıra ülkeyi ufalama ve tanınmaz hale getirme çabaları var. Adamın biri iki alternatiften bahsediyor: “Ya Esad olursunuz; ya da geri adım atarsınız...”. Türkiye ne Esad’ın zulmünü uygulayabilir; ne de terör örgütüne akıl almaz tavizleri verebilir. Yasaları uygulamak ve sözde dost devletlerin desteği ile sürdürülen psikolojik savaşın bertaraf edilmesi çok şeyi çözer. Bunun için siyasi irade gerekir. Oyu halktan; emri başkalarından almakla ve güvenliğimizle ilgili kurumlara ortak kumpaslar kurmakla bu iş yürümez.
Ekranlarda uyuşturucu ve yanıltıcı ninniler dinliyoruz. Kamu düzeninin bozularak terör örgütüne alan açılmasının demokratik yapılanmayı! doğuracağını bekleyenler var. Ülkenin toprak bütünlüğünün zedelenmesi demek ki demokratikleşme oluyor. Cizre terör olayları ve Devlete karşı kalkışma adeta övülüyor. Bir önemli TV kanalında, 28 Aralık 2014 tarihinde yapılan bir açık oturumda “silah bırakarak müzakere olmaz” deniyor. Bir konuşmacı “çözüm sürecini gizli götürmek faydalıdır” diyor.
Osmanlıca yaygarası (1) – Prof. Dr. Atilla ÇETİN
Osmanlıca yaygarası (1) – Prof. Dr. Atilla ÇETİN
OSMANLICA tartışmalarını 50 yıldır izleyen tarihçi arşivci Prof. Dr. Atilla Çetin'in bu yazısını okuduktan sonra Osmanlıcanın gerekli olup olmadığına karar verin.
Çetin anlatıyor: Efendim, bendeniz 1961'den beri tarihin içindeyim. 1962 yılından beri ise 'Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ni tanıdım. Orada fiilen 12 yıl çalıştım. Fransa'da modern arşivcilik okudum. Arşivistlikten genel müdürlüğe kadar yükseldim.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nin ikinci kılavuzunu ben yazdım. Kitabım İtalyancaya, Fransızcaya, Arnavutçaya çevrildi. Yayınlarımın yarısı Osmanlı arşivleri ve belgeleri üzerinedir. Velhasıl işin uzmanı ve kompetanı olarak yazıyorum.
Eskiler şöyle demişler: "Gariptir şu hâli âlem; bilen de söyler, bilmeyen de söyler."
Bu, tam şu 'Osmanlıca yaygarasına' uygun bir söz. Bir bürokrat, bir sendika yetkilisi, bir gazeteci, bir nazır çıkıyor bol keseden 'tıraş laflar sallıyor'. Söylenenlerin ilmi dayanağı yok, bir laf salatası...
Türk dilinin ünlü üstadı ve şairi Orhan Şaik Gökyay Hocamızın, 'Destursuz Bağa Girenler' adlı bir eseri var. Lütfen beyler, bu konuda bazı şeyler söylemeden önce bari bu kitabı okuyun.
OSMANLI DEVLETİNİN RESMİ DİLİ TÜRKÇEYDİ, PADİŞAHLAR DA TÜRKÇECİYDİ – Dr. Sakin ÖNER
OSMANLI DEVLETİNİN RESMİ DİLİ TÜRKÇEYDİ, PADİŞAHLAR DA TÜRKÇECİYDİ - Dr. Sakin ÖNER
Osmanlı devletinin resmi dili, başlangıçtan beri Türkçeydi. Ama Medrese eğitimi alan, Arapça ve Farsça bilen devlet adamları ve onların katipleri, biraz da sanat ve hüner göstermek için resmi yazışmalarda bu dillerden kelime ve terkipler kullanarak Türkçenin ağdalı ve anlaşılmaz bir hale gelmesine yol açtılar. İlk defa III. Selim, edebiyattaki halk dilinin kelimelerini klasik edebiyatımızda kullanılmasını savunan Türkî-i basit hareketinden etkilenerek Türkçenin sadeleştirilmesi yolunda ilk adım atan Osmanlı padişahı oldu.
II.Mahmut, 1827 yılında 40 öğrenciyle açılan Tıphane-i Amire’ye verdiği önemi ve tıp ilminin Türkçe öğretilmesi konusundaki hassasiyetini Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’ye gönderdiği mektupta şu sözlerle dile getiriyordu:”…Biz, gerek askerimiz, gerek memleketimiz için iyi hekimler yetiştirip sağlık hizmetinin gerekli olduğu yerlerde görevlendirilmelerine ve tıp bilimini kendi lisanımızla öğretebilmek için gerekli kitapların yazılmasına gayret etmeliyiz…”
Tayland’taki 468 Türk Kurşuna mı Dizilecek? – Alptekin CEVHERLİ
Tayland'taki 468 Türk Kurşuna mı Dizilecek? - Alptekin CEVHERLİ
Geçtiğimiz yılın Mart ayında ajansalara bir haber düşmüştü. Tayland'ta 360 kaçak göçmen tutuklandı ve ilk sorguları ardından yapılan açıklamada kaçakların Türk olduklarını söyledikleri ve Türkiye'ye iade edilmek istedikleri Tayland makamlarınca ifade edildi deniyordu. İlk etapta akla 360 Türk neden Tayland'a iltica etmeye çalışsın sorusu geliyordu elbette. Bir de o kadar yolu 360 kişi nasıl hiç bir devlete yakalanmadan gittiler diye düşünmekten kendimizi alamıyorduk. Neyse ki Tayland'taki Türk Büyükelçisi olaya müdahil olunca konu anlaşıldı. Söz konusu kaçaklar Çin işgalindeki Doğu Türkistan'dan (Sincan) kaçarak, Laos, Taylnad ve Malezya üzerinden Türkiye'ye gelmek isterlerken Tayland'ta yakalanmışlardı.
O gün bugündür bu soydaşlarımızın Türkiye'ye getirilmesine çalışılıyor...
Bir yandan Çin, bunlar terörist ve kanun kaçağı deyip çoğu çocuklardan oluşan bu göçmenlere olmadık suçlar 'yaratıp' isnad ederken; diğer yandan da hür dünya bu insanların Çin'e iade edilmemesi için Tayland hükümetine baskı yapıyor...
Elbette Türkiye de bu soydaşların Türkiye'ye getirilmesi için Büyükelçilik nezdinde girişimlerde bulunuyor.
YEMEN, KANDIRA’YA YAKIN MI? – Abdullah KÖKTÜRK
YEMEN, KANDIRA’YA YAKIN MI? – Abdullah KÖKTÜRK
Osmanlı Devletinin üzerine kara bulutların çöktüğü yıllar..
Anadolu’nun saf, temiz delikanlılarının kimisi Balkanlar’da, Galiçya’da, kimisi Kafkasya’da, kimisi Kuzey Afrika’da, kimisi de YEMEN ÇÖLLERİ’NDE idi.
Bu gençlerden biri de, İzmit – Güvercinlik köyünden Ali OSMAN KÖLÜ’dür.
O zamanlarda bu ailenin lakabı KÖLEOĞLU idi. Kayıtlara “Kölü” olarak geçmiş, her nasılsa..
Şimdiki soyadları ise KÖKTÜRK’tür.
Güvercinlikli genç Ali Osman, her genç gibi, o günkü adetler gereği tüm köylü tarafından köyün dışına harmanlara kadar dualarla uğurlanacaktı. Köye duyuru yapıldı. Herkes sabaha kilitlenmişti.
Köy halkı o gece uykusunu uyumuştur uyumasına da, ya Ali Osman, ya Anne-Baba…!
Çünkü; o günlerde askere giden gelmiyor, künyesinin gelmesini (ölüm haberi) bekliyordu. Bazen, künyesi de gelmez durum daha da kötü olurdu, o anne, baba, kardeş, aile böyle durumlarda ise her gün ölüyordu.
Asker uğurlamaya hemen hemen herkes katılırdı. Çünkü bir insanı son kez Dünya gözüyle görmek ne demek? Hayal edebiliyor musunuz? Ama, o günün şartları böyleydi.
Evden dualarla çıkan Ali Osman’a komşularda eşlik eder. Kalabalık, köyün dışındaki ana yola kadar yürür ve oradaki çayırlık geniş meydanında toplanırlardı. Artık köyün yaşlısı, yetişkini ve çocukları da oradadır.
YİNE DE GÜLE GÜLE 2014 – Av. Tevfik KARABULUT
YİNE DE GÜLE GÜLE 2014 – Av. Tevfik KARABULUT
Nasıl bilirdiniz diyorlar bize
Hiç iyi bilmedik iyi ki bitti
Merhamet etmeden koca dünyayı
Dertlerle başbaşa bırakıp gitti
HOŞ GELDİN 2015
YENİ YILDA NELER OLACAK? – Mustafa KÜPÇÜ
YENİ YILDA NELER OLACAK? - Mustafa KÜPÇÜ
Yeni yılda neler olacağına dair ne fal açacağım ne de aklıma gelenleri sıralayacağım!
“Perşembenin gelişi Çarşamba’dan bellidir” sözünden hareketle, ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel sürece bakarak, mütevazı bir yorum yapacağım.
Bir önceki yazımda, ülkemizin içinde bulunduğu koşulları ve sorunları büyük ölçüde sıralamış ve son 12 yılın “siyasal sorumlusu” Erdoğan’ın bu sorunları geniş halk kitlelerinin görmemesi için “Cambaza bak” misali, “yapay gündemlerle” kamuoyunu meşgul etmeye çalıştığını belirtmiştim.
Şimdi, konuyu biraz daha somut hale getirelim;
· Maliye Bakanı’nın açıkladığı 2015 Bütçesi’nde, yalnızca BORÇ FAİZİ ödemeleri için 48.8 milyar lira ayrılmış! ( İMF borcu bitti, şimdi biz borç veriyoruz yalanlarına inanan saflara özellikle hatırlatalım!)
· Cari Açık için de geçen yıllardan farksız tahminler var! Ama önümüzdeki yıl Cari Açığın 2014’ün üstünde olacağı, tüm ekonomistlerin ortak kanısı.
· Yalnızca Rusya’da yaşanan ve iki yıl sürmesi beklenen ekonomik kriz de gerek tarım ürünleri ihracatımıza gerekse turizm gelirlerimize büyük zarar verecek.
2014 TÜRK KİMLİĞİNE SALDIRI YILI OLDU – Av. Ruhittin SÖNMEZ
2014 TÜRK KİMLİĞİNE SALDIRI YILI OLDU – Av. Ruhittin SÖNMEZ
“O bir Alman.” / “Biz Almanlar hayatı fazlasıyla ciddiye alırız.” / “Benim tercihim bir Alman otomobili.”
Bu sözler ünlü Alman manken oyuncu Claudia Schiffer’in, Opel için hazırlanan reklamında dile getirilen sloganlar.
Dikkat ediniz. Almanyalı değil “Alman”, Almanya malı değil “Alman malı” deniyor.
Reklamda vurgulanan en önemli husus, Almanya’daki vatandaşların ve şirketlerin “Alman” kimliğine olan aidiyet duygusunun ne kadar güçlü olduğu ve bu kimlikten Almanların ne kadar çok gurur duyduğunun açıklanmasıdır.
Oysa bu marka uluslararası rekabete açık, bütün dünyada satan, yeni pazarlar arayan dev bir şirket.
“Alman malı” olmasının gurur ve güvencesini vurgulayan reklam filmlerini Mercedes, BMW, Bosch, Siemens vd dünyaca ünlü Alman markaların reklamlarında da sıkça görüyoruz.
G. Kore, Japonya gibi dünya markaları çıkarmış ülkelerin de kendi kimliklerini öne çıkaran markalar (Hyundai, Samsung, Honda, Sony, Hitachi vd) kullandığını ve tanıtımlarında milli kimliklerini öne çıkardıklarını görebiliyoruz.
SORUMLULUKLA İLGİLİ YARGISIZ İNFAZDAN VAZGEÇİN! – Dr.Yahya ARIKAN
SORUMLULUKLA İLGİLİ YARGISIZ İNFAZDAN VAZGEÇİN! - Dr.Yahya ARIKAN İstanbul SMMMO Başkanı
Beyannameler, bildirimler, formlar, defterler, belgeler, raporlar, muhasebe kayıtları, karışık vergi mevzuatları ile ilgili danışmanlık hizmetleri, Maliye Bakanlığı'nın yüklediği tüm diğer görevler… Meslek mensuplarının yapması gerekenleri saymakla bitiremeyiz.
Kamu adına yapılan bütün bu görevler başlı başına büyük fedakarlık gerektiriyor. Ancak, devletimiz bu fedakarlıkla yetinmiyor, ayrıca sorumluluk istiyor.
Bu sorumluluk, Vergi Usul Kanunumuzun mükerrer 227. maddesinde düzenleniyor. Buna göre, beyannameleri imzalayan serbest muhasebeci mali müşavirler ile tasdik raporlarını düzenleyen yeminli mali müşavirler, imzaladıkları beyannamelerde veya düzenledikleri tasdik raporlarında yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını teşkil eden belgelere uygun olmaması nedeniyle ortaya çıkan vergi, ceza ve gecikme faizlerinden mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutuluyorlar.
Aslında Kanun ile öngörülen sorumluluk, sınırlı bir sorumluluğa benziyor. Meslek mensupları, imzalanan beyanname veya düzenlenen raporu, defter ve belgelere uygun olarak düzenlemişlerse herhangi bir sorumluluk ile karşı karşıya kalmıyorlar.
NOEL, İSA ve HIRİSTİYANLAR – Nurullah AYDIN
NOEL, İSA ve HIRİSTİYANLAR - Nurullah AYDIN
Ortadoğu kökenli üç dinden; Museviler Musa'nın, Hıristiyanlar İsa'nın, Müslümanlar Muhammed'in ne zaman doğduğuna ilişkin ortak bir karara varamamışlardır. Bunun yanında her din, kendi peygamberinin doğum gününü kutlarken diğer din peygamberinin doğum gününü kutlamaz.
Noel, her yıl 25 Aralık tarihinde İsa'nın doğumunun kutlandığı Hıristiyan bayramı. Ayrıca Doğuş Bayramı, Kutsal Doğuş veya Milât Yortusu olarak da bilinir. 20. yüzyılın başlarından itibaren Noel, Hıristiyan olmayanlar tarafından da kutlananan, dinî motiflerinden arınmış, hediye alışverişi etrafında yoğunlaşan bir bayram olarak da kutlanmaya başlamıştır. Bu seküler Noel versiyonunda mitolojik figür Noel Baba temel bir rol oynar.
Noel, her yıl dünyadaki Hristiyanların çoğunluğu tarafından 25 Aralık'ta kutlanır. Kutlamalar 24 Aralık'ta Noel arifesiyle başlar ve bazı ülkelerde 26 Aralık akşamına kadar devam eder. Ermeni Kilisesi gibi bazı Doğu Ortodoks Kiliseleri, Jülyen takviminde 25 Aralık'a denk gelen 6 Ocak'ı Noel olarak kutlarlar. Hristiyanların çoğunlukta olduğu ülkelerde pratik olarak Noel tatili yılbaşı tatiliyle birleştirilir.
Bazı Ortodoks kiliselerinin Noel'i Jülyen takvimine göre kutlamasının nedeni, şu an kullanılan Gregoryen takviminin Katolik bir din görevlisi olan Papa XIII. Gregory tarafından düzenlettirilmiş olmasıdır.
17 – 25 ARALIK ŞİKÂYETNAMESİ – Süleyman PEKİN
17 – 25 ARALIK ŞİKÂYETNAMESİ – Süleyman PEKİN
Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar.
Saat gösterdim, hiç oralı bile olmadılar.
Yolsuzluk normal bir şeymiş gibi davrandılar,
Gördüğüm şu ki hallerinde bir pişkinlik var.
Dedim: Arkadaşlar; bu ne iştir, bu durum nedir?
Dediler: Bu memlekette siyaset böyledir.
Dedim: Beni memur etmişler, maaş bağlamışlar
Ayda bir onu alayım da eve ekmek girsin.
Dediler: Ey zavallı, seni güzel tavlamışlar;
Üç kuruşluk ömrünü bankalarda geçirirsin.
Dedim: Raporlarımın gereği niçin yapılmaz?
Dediler: Sigortada para yoksa mümkün olmaz.
Bir Kitap ve ‘Hatır Adamı’ Erol Köse – Dr. H. İbrahim KAHRAMAN
Bir Kitap ve ‘Hatır Adamı’ Erol Köse - Dr. H. İbrahim KAHRAMAN
14 Aralık 2014 de bir kitap tanıtım toplantısı davetiyesi almıştım. Bu davet hekimliğimin kendisini tanımamı sağladığı Erol Köse Beyin ’62 yıllık siyaset hayatında Erol köse’ adı ile Sn. Mustafa Küpçü’nün kaleme aldığı bir kitabın tanıtımı ile ilgiliydi. Her iki isim benim için kıymetli ve hele birde kitap tanıtımı ile ilgili olması daha da önemsenmesi ve iştirak etmeyi mecburi hale getiriyordu.
Tanıtım toplantı adresi KYÖD idi. Burası İzmit sosyal hayatında önemli bir sivil toplum kuruluşunun yeri olup bu STK’mızın bazı etkinliklerine gitmişliğim vardır. Ama bu tanıtım toplantısı salonun çok nadir gördüğü bir davetli yoğunluğuna ev sahipliği yapıyordu. Değişik siyasi görüşlerden ve toplumun her kesiminden insanlar salonu lebaleb doldurmuşlar ve vefa duygusu içinde bir alicenaplığı paylaşmakta idi. Erol Köse beyinde içinde bulunduğu Türk Sanat müziği konseri ise kitap tanıtımında bile güzel bir farklılığın olabileceğini göstermiştir.
Erdoğan, “Cambaza bak” diyor! – Mustafa KÜPÇÜ
Erdoğan, “Cambaza bak” diyor! - Mustafa KÜPÇÜ
Ülkemizin içinde bulunduğu koşullara “insaf” ve “ciddiyetle” bakalım;
· İç ve dış borçlarımız süratle yükseliyor, “bütçe açığı” büyüyor, 2015’de, 48.8 milyar “borç faizi” ödenecek!
· İşsizlik, tehlikeli boyutlarda, gençler bunalım içinde, işini yitiren insanların yuvaları yıkılıyor, dört gençten üçü yurt dışına kaçıp kurtulmak istiyor,
· Paramız mum gibi eriyor,
· Küçük esnaf 12 yıldır, “Perakende Yasası” çıkacak diye avutulurken, yabancı sermayeli AVM’ler son raundu da kazanıyor! 2015’de 17 yeni AVM daha geliyor! Esnafımızın gözü aydın!
· Vatandaş, borç ödeyemez durumda; kredi kartı borçları hızla yükseliyor, Yediemin depoları icralık araçlarla dolmuş,
· Emekli ve memura yüzde 3’lük zam verirken, çöp vergisine yüzde 50 zam yapılıyor! Elektrik faturamız - çaktırmadan- yüzde 9 zamlandı! Kaçak elektrik kullananların bedelini namuslu vatandaşa ödetiyorlar!
· Yeni yılda vergiler daha da bel bükecek,
Üstelik, vergiyi çok kazanan zengin değil, “dolaylı vergilerle” dar ve orta gelirli vatandaş ödüyor,
· Türkiye’de yolsuzluk var ve giderek artıyor!
HOŞ BİR SADA İSE KALAN GERİYE – Av. Tevfik KARABULUT
HOŞ BİR SADA İSE KALAN GERİYE – Av. Tevfik KARABULUT
Hoş bir sada ise kalan geriye
Bu azgınlık niye bu nefret niye
Bu da gelir geçer üzülme diye
Konuşan tatlı bir dil olsun yeter
Gerçek dostlar çok az ahir zamanda
Kendini çaresiz gördüğün anda
Yere düştüğünde durup yanında
Sevgiyle uzanan el olsun yeter
Sevgi ile doldurursa yelkeni
Nice derya aşar küçücük gemi
Bülbül bekler gibi hazan mevsimi
Senin için açan gül olsun yeter
Ufuklara koşmak varsa sevdanda
Üzülme dağları gördüğün anda
Varılmaz hedefler yoktur dünyada
Zor olsa da kabul yol olsun yeter