
HAZANA GİRDİ GÖNÜLLER – Av. Tevfik KARABULUT
HAZANA GİRDİ GÖNÜLLER - Av. Tevfik KARABULUT
Hazana girdi gönüller
Tat vermiyor artık haller
Acıyı bal bildi diller
Sözler ahu zara döndü
Sisler dadandı dağlara
Bülbül uğramaz bağlara
Hüzün çöktü simalara
Al al iken mora döndü
Sular gibi akar günler
Gelmez oldu beklenenler
Bulutlara yüklenenler
Yağmur idi kara döndü
Hasret yüklü bütün düşler
Zorlama dolu gülüşler
Gönülde yanan ateşler
Alevlendi kora döndü
Lazım iken dostluk kurmak
Yaygınlaştı gönül kırmak
Özlenen menzile varmak
Kolay iken zora döndü
MUHAFAZAKÂRLIK VE ÇELİŞKİLER – Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL
MUHAFAZAKÂRLIK VE ÇELİŞKİLER - Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL
Bizde kavramlar yeterince bilinmediği için içleri farklı şekilde doldurulabilmektedir. Kavramların ne anlama geldikleri bir tarafa bırakılarak sadece ne olmaları gerektiğinden hareket edilerek onların esiri de olunabilir. Zihinlerdeki katı kalıplara, peşin hükümlere bağlı kalınarak kavramlar bizi yönlendirir.
Bu kavramlardan biri de muhafazakârlıktır. Aslında muhafazakârlık, korunması gerekenleri koruyarak geliştirmenin adıdır. Bazıları bunu statükocu, her türlü gelişmeye karşı çıkış, tutuculuk ve aşırı dindarlık olarak anlar. Oysa hangi siyasi rejim söz konusu olursa olsun; o yapıyı oluşturan unsurlar korunmadan gelişmeci olunamaz. Her siyasi sistem ve rejim sürdürülebilir olmak için muhafazakâr bir karakter kazanmak durumundadır. Değişme karşısında ne peşin kabul, ne de peşin red söz konusu olabilir. Bazen korunmaması gerekenler bile korunur olur. Neyi ne ölçüde korumanın gerekli olduğunu fark edemeyen toplumlar; neyin de ne ölçüde değişeceğini kestiremezler. Bundan dolayı muhafazakârlık her türlü değişmeye açık olmak değildir. Muhafazakârlık, genel bir kavram olmakla beraber; farklı toplumlara ve onların kültürlerine göre itibari (göreceli)dir. Çünkü her toplumun koruyup geliştireceği kültür unsurları birbirinden farklıdır. Ancak evrensel bazı değerler vardır ki, bunları da göz önüne almak gerekir.
Kadına Yönelik Şiddetin Sosyo-kültürel Kökleri Üzerine – Prof. Dr. Hasan ONAT
Kadına Yönelik Şiddetin Sosyo-kültürel Kökleri Üzerine - Prof. Dr. Hasan ONAT
Kadına ve çocuğa yönelik her türlü olumsuz davranış, insan olma onurunu zedeleyen, insanlığın geleceğini karartan onursuz bir davranıştır. Yazılı ve görsel basında önümüze çıkan, şiddete uğramış bir kadın görüntüsü, insan olmayı anlamlı kılan bir direğin daha çökmesi anlamına gelmektedir. Çünkü insanoğlu, “insan” olmanın anlamını “ana”dan öğrenir. Her ne sebeple olursa olsun, onuru ile oynanan, şiddete maruz kalan bir kadın, mutlaka intikamını alır. Ancak, intikam duygusunun kimi, neyi, nasıl hedef alacağını kestirmek pek kolay değildir. Seçilmiş travmalar, acılar ana sütüyle ve ninnilerle, büyütülerek yeni nesillere aktarılır.
YENİ CUMHURBAŞKANLIĞI FORSU – Süleyman PEKİN
YENİ CUMHURBAŞKANLIĞI FORSU – Süleyman PEKİN
İnsanlar çocuklarının doktor veya mühendis olmasını isterler ama hayata anlam katan tarihtir. Hele hele insanlığın uzun öyküsünün merkezi sayılan bu coğrafyada yaşıyorsanız tarihin ikide bir de karşınıza çıkması normal bir durumdur. Başbakanlığı dönemindeki icraatlarıyla tarih bilgisini ve millî bilincini yetersiz bulduğumuz Recep Tayyip Erdoğan’ın yapılması ve açılması oldukça tartışmalı olan Ak-Saray’da yabancı devlet başkanlarına yönelik 16 Türk Devletini simgeleyen asker kıyafetleriyle tören hazırlatması çok dikkat çekiciydi.
Siz ister Haziran Seçimleri sonrası Başkanlık hesapları için milliyetçi tabana sıcak mesajlar sunma olarak değerlendirin, isterse kendisinden önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün belki biraz da İngilizlerden etkilenerek başlattığı lakin süvari bir millet için sempatiyle karşılanacağı muhakkak olan atlı karşılama birlikleriyle yabancı devlet adamlarını karşılama törenlerini aşma eğilimi olarak görün; neticede ‘sel gider, kum kalır’ yani fertler değişir, gelenekler yaşar. Bence daha da önemli olanı; gelen yabancı konukların ve gelmeyen yabancıların neler hissettikleridir.
MUSTAFA KAMALAK’IN UYARISI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
MUSTAFA KAMALAK’IN UYARISI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Cuma günü Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak telefonla beni aradı.
Kendisini bugüne kadar sadece medyadan izlemiş ve bir defa partisinin mitinginde dinlemiştim. SP Genel Başkanının arama sebebi geçen hafta yayımlanan yazım idi.
O yazımın bir bölümünde İslam tarihinin meşhur hikâyelerinden birini, “Deve Dişi mi, Erkek mi?” ara başlığıyla aktarmıştım.
Çok anlatılan bu hikâyeye göre, Hazreti Ali taraftarı olan bir Arap’ın erkek devesine, Muaviye taraftarı bir Şamlı “bu dişi deve benimdir” diye sahip çıkmış. Şam Valisi Muaviye de “dişi deve Şamlınındır” hükmünü vermiş ve olayı gören topluluk da -haksızlığını bile bile- O’nu tasdik etmişti.
Sahabe ve vahiy kâtibi olan ve daha sonra halife olan bir şahsın adaletten, haktan, İslam’dan uzak böyle bir tutum takınabilmesi ilginçti. Daha da kötüsü, Muaviye’nin bu hükmünün yanlışlığını görüp bildikleri halde binlerce taraftarının bu haksız, insafsız ve trajikomik hükmünü desteklemesiydi.
Muaviye’nin bu taraflı hükmü vermesi basit bir yanılgı değildi. Kastı, “Ey Ali, Muaviye dişi dediği için erkek deveye dişi diyen, O ne derse evet diyen 10 binlerce adamı var. Ayağını denk al!" mesajını vermekti.
***
CEP TELEFONU ÇILGINLIĞI – Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU
CEP TELEFONU ÇILGINLIĞI – Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU
Cep telefonu, iletişim alanında çığır açan çok önemli bir buluştur. Ancak Türkiye’de cep telefonu kullananlar işi o kadar ileriye götürdüler ki bu durum bir çılgınlık halini aldı.
Bugün Türkiye’de GSM operatörü olarak faaliyet gösteren birçok firma bulunmaktadır.
Türkiye’nin nüfusu 80 milyon ve 80 milyonun üzerinde cep telefonu kullanımı vardır. Durum o kadar vahim ki uyuşturucu gibi daha ilkokula başlamamış çocuklarda dahi cep telefonu var. Bu sebeple de cep telefonu dolandırıcılarının sayısı da her geçen gün artmaktadır.
Cep telefonu sokakta yürürken, vapurda, trende, otobüslerde devamlı insanların elinde, kimisi konuşuyor, kimisi oyun oynuyor, kimisi de film seyrediyor.
OSMANLI – CUMHURİYET MAÇI ve 20 OCAK 1990 – Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL
OSMANLI - CUMHURİYET MAÇI ve 20 OCAK 1990 - Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL
Bazı sözde aydınlarımızın içine düştükleri çelişkilerden birisi Türk Tarihine bir bütün olarak bakamamaktır. Göktürklerden Selçukluya, Osmanlıya ve Cumhuriyete kadar devlet ve millet aynıdır ve devamlılık vardır. Devlet de millet de ithal edilmemiştir. Ancak farklı dönemlerde farklı siyasi rejimler ve yönetimler söz konusudur. Padişahlık dönemi de diktatörlük değildir. Bugün bazıları tek adamlığa soyunmuş olsalar da… Oysa Osmanlı’da bugünkü kuvvetler ayrılığına benzer bir sistem vardır. Kadıya ve Şeyhülislama müdahale kolay kolay genellenemez.
Türkiye Cumhuriyeti gecekondu bir devlet değildir. Türk tarihini 1923 ile başlatmak eksik bir bakış olduğu gibi; 1923 sonrasını yok saymak da çok yanlış ve maksatlı bir anlayıştır. Türk tarihini Osmanlı ve Cumhuriyet rekabeti şeklinde değerlendirmek toplumu kamplaştırıcı bilim dışı bir zorlamadır. Ankaraspor Kulübünün ismini Osmanlıspor yapma gibi örnekler ne Cumhuriyeti aşağılar, ne de Osmanlı’yı yüceltir. Bu yanlışı yaparak küçülenler ve Cumhuriyeti “reklam arası” olarak görenler, sadece bazı eczacılar arasında değil; sosyal bilimciler arasında da görülmektedir.
Geçen hafta sonu Paris’te idim. – Yrd. Doç. Dr. Banu GÜRER
Geçen hafta sonu Paris'te idim. / Yrd. Doç. Dr. Banu GÜRER
Hadiselerin hemen akabinde gerçekleşen bu ziyaret, bizzat gözlem yapabilmek açısından bir tevafuk oldu.
Öncelikle ifade etmek isterim ki Paris sokaklarında herhangi bir kargaşa yoktu.
Ziyaretimiz esnasında bize eşlik eden rehberimizin ifadesiyle Parisliler belki moral bozukluğu yaşamış ve sarsılmış olabilirler ancak hayatlarına devam etmelerine mani bir hal söz konusu değildi.
Bunun yanında Paris sokaklarında gezerken hadiselerle ilgili olarak Paris'te yaşayan bir Türk'ün yaptığı şu yorum düşündürücüydü: "Biz teröre alışığız ama onlar değil, o yüzden bu kadar sarsıldılar!"
Bu cümle de beni sarstı açıkçası...
Teröre "alışmak" ne demekti?
Hemen her gün bir saldırı ve ölüm haberi almanın insanı duyarsız hale getirmesi miydi?
DAİMA – Seyfettin KARAMIZRAK
Bir zamanlar gülerdik, tasa nedir bilmezdik,
Gözlerde yaş sevinçti, gıpta eder silmezdik,
Secdeden başka yerde, kimseye eğilmezdik.
Kışkırtmaktan kaçarak, öğüt verdik daima,
Şerre çanak tutmayıp, hayır derdik daima.
Sohbetlerden haz alır, ne kırar ne sıkardık,
Dertlere derman bulur, teselliyle yıkardık,
Arkadaşa kardeş der, ne kırar ne bıkardık.
Bir tas çorba pişirsek, birlik yerdik daima,
Paylaşmak ne güzeldi, huzur derdik daima.
Saygılıydık severdik, herkeste vefa vardı,
Edepliydik naziktik, yüzsüzlük büyük ardı,
Utanmazlar cüretkâr, şimdi her yeri sardı.
Dedikodu yapmazdık, hayır derdik daima,
Dilimizde güzel söz, sefa derdik daima.
CUMHURİYET İMKÂNLARIYLA YENİ OSMANLICILIK – Süleyman PEKİN
CUMHURİYET İMKÂNLARIYLA YENİ OSMANLICILIK – Süleyman PEKİN
Siyasal İslam’ın ve dindar geçinenlerin bizde iki temel karakteristiği vardır: 1-Dinî kavramları her mevzuya meze yapmak. 2-Cumhuriyet düşmanlığı yapmak. İlkini hayatın her alanında görebilirsiniz; inanç ve – varsa – ideallerini yaşamak yerine sırf ağız yoluyla (oral) konuşmak makamında dem sürenler gibi.
Türkiye’deki sığ ama yaygın futbol kültürüne benzer bir şekilde avamîdir ve temel bilgileri kamyon kasalarındaki yol edebiyatımız gibi takvim yapraklarının arkasına yazılanlardan ibarettir.
Diline pelesenk ettiği “Allah rızası” kavramı, dilencilerin cami önlerine serili mendillerine 3-5 kuruş atılması için sergiledikleri tutuma eşdeğerdir.
Zulme mukavemet, kötülüğe müdahale ve mazlumlar adına dövüşme yeteneği yoktur. Cihadı; söylenme ve Allah’a havale olarak algılar.
HEP ALDATILMIŞLAR… / Av. Ruhittin SÖNMEZ
HEP ALDATILMIŞLAR… / Av. Ruhittin SÖNMEZ
AKP ile Cemaat savaşı başladıktan sonra R. Tayyip Erdoğan ve AKP yetkililerinden sıkça duyduğumuz bir ibare bu: “Aldatıldık.”
Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak bu durumu yorumlarken şöyle dedi:
“Bundan 12 yıl önce bu iktidarın önde gelenleri ‘Biz Milli Görüş gömleğini çıkardık. Erbakan Hoca 33 yıldır bizi yanıltmış, safmışız’ demediler mi? Şimdi de 12 yıl kendi iktidarları zamanında yanıldık diyorlar. 45 yıl ediyor.”
“12 yıl beraber yürüdükleri bir kısım arkadaşlarına ‘Bizi sırtımızdan hançerlediler’ diyorlar. Peki, sizin yanıldığınız 12 yıl süreçte ne olmuş. TÜBİTAK işgal edilmiş, adliye bütünüyle ele geçirilmiş, emniyet ha keza. Allah aşkına bütün hayatı yanılgı ile geçen bir zihniyete koskoca bir ülkenin yönetimi teslim edilebilir mi?”
Kamalak’ın eksik bıraktıklarını biraz tamamlayalım. Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Oda TV davaları ile Orduya kumpas kurulmuş, masum insanlar hapislerde çürütülmüş, hatta ölmelerine sebep olmuşlar. TSK savaşamaz hale getirilmiş, donanmaya komutan bulunamaz olmuş. Kozmik odaya girilmiş, devletin en mahrem bilgileri yabancı devletlerin eline geçmiş.
Bütün bunlar hükümetimizin “saflığından” olmuş. Ne yapsınlar inanmışlar ve “aldatılmışlar.”
“45 senedir aldatıla aldatıla aldatılmamayı öğrenmişlerdir” düşüncesiyle tekrar yönetimi bunlara teslim edenlere ne diyelim?
*****
Sarı Saltuk’un Osman Bey’e Nasihatı / Prof. Dr. Hasan ONAT
Sarı Saltuk'un Osman Bey'e Nasihatı / Prof. Dr. Hasan ONAT
Osmanlı coğrafyası 13-14 milyon kilometrekarelik bir alan. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulurken 780.000 kilometrekareye bu coğrafyanın bütün tarihsel sorunlarını da taşımış gibi. Yaşadığımız ufuk daralmasının, akıl tutulmasının sebeplerinden biri mağlup medeniyet travması olmalı. Niçin uzlaşı kültürü yaratamıyoruz? Niçin en küçük bir meselede kolayca kutuplaşıyoruz? Ailede bile huzursuzluk derinleşince, herkes birbirini suçlamayı çözüm sanmaya başlar… Tarih bilinci kaybolunca, kökleri derinde olan sorunlar, çözümsüz gibi görünür. Niçin bazılarımız geçmişi kutsallaştırırken, bazılarımız da onu yok farz ediyor? Her iki yaklaşım da, tarihi insanın anlama menzilinin dışına taşımıyor mu? Dinle ilgili sorunlarımızın çoğu tarih bilgi ve bilincindeki noksanlıkla ilgili değil mi? Müslümanlar niçin bu kadar kolayca birbirlerini öldürebiliyorlar?
Sorular… Sorular… Bu soruları Köstence’de, Süt Gölü’nün kıyısında, gecenin serinliği ile, güneşin ilk ışıklarının kesiştiği bir noktada kendi kendime soruyorum. Soruların ve cevapların ağırlığı gölün dinginliğinde kaybolup gidiyor…
MUSTAFA KEMAL VE ‘16 OCAK 1923’ – Galip ATAMAN
MUSTAFA KEMAL VE ‘16 OCAK 1923’ – Galip ATAMAN Mavi Kocaeli Gazetesi
Bugün, 16 Ocak 2015. Mustafa Kemal’in İstanbul gazeteleri başyazarlarıyla İzmit’te düzenlediği basın toplantısının 92. yıldönümü.
ÇAL BE ÜSTADIM – Av. Tevfik KARABULUT
ÇAL BE ÜSTADIM – Av. Tevfik KARABULUT
Ufku sisler bastı, ruhlar karardı
Beyinler yoruldu, kalpler bunaldı
Sözlerin zirvesi bir "ah"a kaldı
Üç beş tatlı nağme çal be üstadım
Evhamdı, elemdi gamdı kederdi
Bitmiyor milletin bin türlü derdi
Bu hayat herkesi bir hayli gerdi
Biraz da neşeli çal be üstadım
Vur sazın teline coşsun gönüller
Yeşersin duygular şad olsun diller
Yumruklar çözülsün, tutuşsun eller
Sevdalı, gaydalı çal be üstadım
KUTUP PETROLLERİNİN JEOSTRATEJİK ÖNEMİ – Alptekin CEVHERLİ
KUTUP PETROLLERİNİN JEOSTRATEJİK ÖNEMİ - Alptekin CEVHERLİ
İnsanlık tarihi boyunca toplumlar su ve enerji kaynaklarına yakın alanlarda yerleşimlerini kurmuş, medeniyetler geniş su havzaları ve kolay ulaşılabilen enerji kaynakları yanında inkişaf etmişlerdir.
16 Ocak’ta Atatürk için Kasr-ı Hümayun’dayız – Mevlüt SOYSAL
16 Ocak'ta Atatürk için Kasr-ı Hümayun’dayız - Mevlüt SOYSAL 14 Ocak 2015 tarihinde Kocaeli Manşet Gazetesinde yayınlanan köşe yazısı
Gün ağarmadan az önce emir çavuşunu çağıran Mustafa Kemal, “Bir haber var mı?” diye sordu.
Ulu Önder daha sonra, “Şifre geldi ama çözülmedi” diyen emir çavuşuna hüzünle baktı,“Annemin öldüğünü biliyorum. Bir rüya gördüm, yeşil tarlaları annemle dolaşıyordum. Birden fırtına çıktı, anamı alıp götürdü” dedi.
Annesinin öldüğünü haber veren telgraf eline verildiği zaman bir an düşündü ve, “İzmir’e gitmiyoruz. Treni İzmit’e çevirsinler” dedi.
İşte İzmit’teki bu önemli olay, Mustafa Kemal’in yaşadığı hüzünlü hadiseden bir gün sonra başladı.
“KAMPÜS” yerine “YERLEŞKE” varken “KÜLLİYE” Nereden çıktı? – Dr. Sakin ÖNER
“KAMPÜS” yerine “YERLEŞKE” varken “KÜLLİYE” Nereden çıktı? - Dr. Sakin ÖNER
Türkiye’nin gündemi her gün değişiyor. Birçok iç ve dış meselemiz varken, “Gündemcibaşı” gündeme bir konu daha attı: “(Kampus)a niye (Külliye) demiyoruz? Türk Dil Kurumu Fransızca kökenli (Kampus)a çoktan bir Türkçe karşılık bulmuştu: YERLEŞKE.
Şimdi, Osmanlı döneminde cami etrafında kurulan sosyal komplekslere (KAMPUS) yerine Arapça kökenli (YERLEŞKE) denilmesi nereden çıktı? Şimdi “KAMPÜS”, “YERLEŞKE” ve “KÜLLİYE” kelimelerinin, devletin resmi kurumu olan Türk Dil Kurumu Sözlüklerinde ve sosyal medyalarındaki sözlük sitelerindeki anlamlarına şöyle bir göz atalım.
RAUF DENKTAŞ VE HATIRLATTIKLARI – Nurullah AYDIN
RAUF DENKTAŞ VE HATIRLATTIKLARI - Nurullah AYDIN
Kıbrıs Türkü'nün sembol lideri 27 Ocak 1924 tarihinde Kıbrıs'ın Baf bölgesinde doğdu.
Babası hakim Raif Bey'dir.
1,5 yaşında iken annesini kaybetti Anneannesi ve babaannesi tarafından büyütüldü.
1930 yılında eğitim için İstanbul'a gönderildi.
Arnavutköy'de Fevzi Ati Lisesi'nde yatılı okumaya başladı. Ortaokuldan sonra Kıbrıs'a döndü ve liseyi Kıbrıs'ta bitirdi.
II. Dünya Savaşı'ndan sonra hukuk eğitimi için İngiltere'ye gitti. Mezun olduktan sonra avukatlığa başladı. 1949 yılında savcılık yapmaya başladı.
27 Kasım 1948 tarihinde Kıbrıs Türklerinin düzenlediği ilk mitingde Dr. Fazıl Küçük ile beraber hatiplik yaptı.
Türk Cemaatının iki önemli ismi Faiz Kaymak ve Dr. Fazıl Küçük arasında arabulucu rolünü üslenip, toplumun çıkarlarının takipçisi oldu.
İKİ BİN DEVLETLİ BİR DÜNYAYA – Av. Ruhittin SÖNMEZ
İKİ BİN DEVLETLİ BİR DÜNYAYA – Av. Ruhittin SÖNMEZ
· Yirminci yüzyıla geçerken dünyada sadece yirmi devlet vardı. Yirmi birinci yüzyıla geçerken iki yüz civarında devlet ortaya çıktı.
Bu nasıl oldu? Birinci ve ikinci dünya savaşları sonucunda imparatorluklar ortadan kalktı, sömürgeler tasfiye edildi ve daha sonra da sosyalist sistem ortadan kaldırıldı. Yirminci yüzyıl içinde gerçekleşen bu üç büyük dönüşüm sayesinde, imparatorluklar parçalanarak ulus/milli devletler ortaya çıktı. Yeni siyasal yapılanmalarla devlet sayısı on misli arttı.
· Bu gibi konularla ilgilenen bazı uzmanlar, küresel emperyalizmin hedeflerine göre, iki yüz devletin yeterli olmadığını, geçen yüzyılda olduğu gibi devlet sayısının en az on misli daha artırılması yani 2000 devletli bir dünya olması gerektiğini ileri sürmekte.
· Devlet sayısının artması mevcut ulus/milli devletlerin bölünmesiyle mümkün olabilecektir.
· Batı kapitalist sistemi tarafından, alt kimlikleri ve etnik grupları ön plana çıkaran mikro milliyetçilikler kışkırtılacak; var olan ulus devletler parçalanarak, dünyanın her bölgesinde yeni eyalet devletçikleri oluşturulacaktır.
· Bu geçişi sağlamak için Ulus devletlerin ekonomik açıdan dışa açılmaları teşvik edilmekte, etnik gruplar ve cemaatler büyük para imkânları ile desteklenmektedir.
· Daha sonraki aşamada dünya haritasında yer alan küçük eyalet devletleri, kıtalar düzeyinde ya da büyük bölgesel oluşumların çatısı altında, kurulacak makro devletler yapılanmasının içinde bir araya getirilecek.
ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ KUTLAMA MESAJI – Nurullah AYDIN
ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ KUTLAMA MESAJI - Nurullah AYDIN
Zevkli, zor ve yıpratıcı bir meslek olan gazetecilik; halkı, kamuoyunu aydınlatma bilgilendirme mesleğidir.
Çıkara göre gazeteciliğin yapıldığı,
Muhbirlikle muhabirliğin içiçe geçtiği,
İdeolojiye göre gazeteciliğin yürütüldüğü,
Gerçek haberle saptırılmış haberin karıştığı,
Patronun çıkarına göre haberlerin şekillendirildiği,
İdeolojiye, Irk’a, Din’e, mezhep’e göre gazeteciliğin sürdürüldüğü,
Bir çok basın mensubunun işsizlik nedeniyle yaşam kavgası verdiği,
Yanıltıcı yönlendirici haberlerin yaptırılarak birçok yıkıma yol açtığı,
Küresel ve bölgesel oyunlarda gazetecilerin örtülü ajan olarak kullanıldığı,
Dürüst, namuslu, ahlaklı, mesleğin tarafsız yansız temel özelliğini hertürlü olumsuzluklara rağmen yürüten gazetecilerin onur savaşı verdiği bu süreçte; gazeteciler günü kutlanıyor.