
SAVAŞMADAN VERDİĞİMİZ BİR VATAN TOPRAĞI DAHA… / Av. Ruhittin SÖNMEZ
SAVAŞMADAN VERDİĞİMİZ BİR VATAN TOPRAĞI DAHA… / Av. Ruhittin SÖNMEZ
“Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu”nu terk ettik. Orada bulunan 38 askerimiz ve manevi değeri olan emanetler Türkiye’ye taşındı.
Orası vatan toprağımız idi. Edirne gibi, Antalya, İstanbul, Ankara, Diyarbakır gibi. “Savaş riski var” diye bıraktık. Emanetlerimizi kaçırdık.
PKK'ya yakınlığıyla bilinen Fırat Haber Ajansı ise operasyonu, “Türk askerlerini kurtarmak amaçlı, YPG (PKK) ile Türk ordusunun ortak operasyonu” olarak duyurdu.
Oradaki bayrağımızı da “güvenli” saydığımız PYD/YPG/PKK bölgesinde bir araziye diktik.
Bunu niye yaptık? Muhtemelen, Musul Konsolosluğumuzu boşaltmada gecikip, IŞİD’in eline Başkonsolos dâhil 49 kişiyi rehine olarak verdiğimiz olayın benzeri olmasın diye.
Hatırlayınız, Musul Konsolosluğumuza IŞİD’in saldırması pek sürpriz değildi. Çünkü Konsolosluk işgalinden bir gün önce MHP Milletvekili Sinan Oğan TBMM kürsüsünde, "besleyip büyüttüğünüz IŞİD Musul Başkonsolosluğumuzun etrafını sarmış durumda" demişti.
Hayret, son uçuş.. – Savaş SÜZAL
Hayret, son uçuş.. - Savaş SÜZAL savassuzal@karsinokta.com
Yazının adını, son uçuş mu koysam diye düşündüm. Anlatacağım aslında bir garip seyahat hikâyesi, sanki son uçuş. Anlatacaklarım, belki varsayım gibi gelebilir. Belki de gerçek, ama siz gene de olması muhtemel bir hikâye dinliyormuş gibi okuyun. Önce hikâyemizdeki “factleri” yani olmuş olduğunu bildiğimiz “gerçekleri” bir bir dökelim.
Konumuzun kahramanı, bir Güney Amerika gezisine çıkar. Bu gezide, Hıristiyan Katolik üç ülke; Kolombiya, Küba ve Meksika bulunur. Geziye başlarken, belki şaşırtma, belki başka amaçla, Avrupa’dan Sorumlu Bakanı, kel alaka bir toplantı için, palas pandıras, Washington’a yollar. Geçmişte, daha önce de işler kötüleşince, birkaç yakın danışmanını yollamış, sadakatini dile getirmiştir. Ama demek ki işler o kadar kötü, bu kez bir tane bile Amerikalı resmi yetkiliden randevu alınamaz. Bakan, ABD başkentinde, tepkilerle dolu ziyaretini tamamlarken, bizimki de Küba’nın başkenti Havana’ya geçer.
Havana’da büyük talihsizlik, aynı otelde Türkler de vardır. Mevsim yaz ve kentte hava sıcaklığı 33 santigradı bulan otelde personelin telaşla koşuşturmalarına, “misafir bir yabancı devlet başkanına elektrik sobası arandığı” yanıtı alınır. Yazın en sıcak gününde, odaya elektrik sobası. O hava koşullarında üşüme olmayacağına göre, herhalde otel odalarında sucuk kızartacaklar. Almanya’da otel odasında çiğ köfte yapan bir ulustan da bu beklenir hani. Veya belki de Washington’dan gelen, buz gibi haber üşüttü adamcağızı.
Müfteri İlişkileri – Zekeriya SOYDAŞ
Müfteri İlişkileri – Zekeriya SOYDAŞ
Hayır yanlış okumadınız, müşteri değil, müfteri ilişkileri!
Türk Dil Kurumu'na göre müfteri “karacı, kara çalan, iftira atan” kimselerin sıfatıdır.
Bir insana, bir müslümana göre ise bir insanın içine düşebileceği en derin faziletsizlik çukurlarından biridir.
Müfteri kimseler hayatlarını iftira atma, karalama, leke sürme üzerine kurmuşlardır.
Zaman zaman her insan dikkatsizlik sonucu müfteri durumuna düşebilir.
Müfterilik bazen öfkeyle ağızdan çıkan bir ifadenin asılsız olması nedeniyle içine düşülen bir durum olsa da, çoğu zaman bile isteye karalamak ve çamur atmak için gönüllü olarak yapılan bir erdemsizlik örneğidir.
Günümüz Türkiye’sinin içinde bulunduğu büyük sıkıntıların başında maalesef Müfterilik gelmektedir.
Her gün medyada, sosyal medyada ve sokakta o kadar büyük iftiralar atılıyor ve insanlar – gruplar karalanıyor ki, “bize ne oluyor” diye sormadan edemiyoruz!
İnsanlar kendilerine siyasi, şahsi ya da kurumsal destek sağlamak ya da rakip - düşman gördüğü kişileri – grupları karalamak için o kadar asılsız haberler yayınlıyor, bilgiler paylaşıyorlar ki, insanın aklı almıyor!
Müfteriliğin ulaştığı boyutları gören ve bunun da “araştırmayan, incelemeyen, irdelemeyen, sorgulamayan” toplum üzerindeki etkisinin farkına varanlar, Müfreriliği sektör haline getirdiler.
Cihat Meselesi / Asıl Olan Hayat ve Barıştır – Prof. Dr. Hasan ONAT
Cihat Meselesi / Asıl Olan Hayat ve Barıştır – Prof. Dr. Hasan ONAT
İslam’da en çok yanlış anlaşılan, en çok istismar edilen hususlardan birisi cihattır. Bazı Müslümanlar birbirlerini yok yere öldürürken cihat yaptıklarını zannederler. Çoğu zaman da, siyasi ihtirasların ve çıkarların kör ettiği gözler, cihat kavramına sarılarak yapılanın meşru olduğunu göstermeye çalışırlar.
Cihat, “Allah uğruna savaşmak” şeklinde, herkesin içeriğini istediği gibi doldurabileceği bir hale de dönüştürülebilir. İslam’a saldırmak isteyenler de, onu, din adına yapılan savaş olarak anlar ve anlatırlar.
Oysa, cihat, İslam’ın en kapsamlı kurucu ilkelerinden birisi olan “adalet”in, hayatın bütün alanlarında hakim kılınması için bilinçli çaba harcamaktır. Cihat sözcüğünün kök anlamı, çalışmak, bilinçli ve kararlı bir şekilde mücadele etmek, bir işi başarmak için çaba sarf etmektir. Yeni fikirler üretmek, farklı bakış açılarından yeni görüşlere ulaşmak anlamına gelen içtihat da aynı kökten gelir.
Onurlu bir hayat mücadelesi cihattır. İnsanın kötü olandan uzaklaşarak, daima iyiden, doğrudan yana tavır alması cihattır. Aklı etkin kullanmak cihattır. En genel anlamda cihat, esasta Allah’ın istediği gibi bir insan olma; Allah’ın insana verdiği yaratıcı yetileri etkin kılarak iyiyi, güzeli ve doğruyu gerçekleştirme; yeryüzünü yaratılışın yasalarına uygun olarak imar etme faaliyetidir.
BİR CİNNET CENDERESİNDEYİZ – Süleyman PEKİN
BİR CİNNET CENDERESİNDEYİZ – Süleyman PEKİN
2009’da Etiler’deki üniversiteye Münevver Karabulut cinayetiyle açığa çıkmaya başladı toplumsal yozlaşmamamızın cinnet seansları. Cinayet ile cinnet sözcükleri aynı kökten doğmuş olsalar da bu olaydaki vahşete bakılırsa I.Dünya Savaşı’ndaki Taşnak ve Hınçak çetelerinin katliamlarını aratmaz. Tek fark; ammenin katlı değil ferdin katli yani toplu katliam değil tekil katliam.
2013 Gezi Olayları’nda 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz’ın histerik gurupların darp seanslarıyla öldürülmesi ve güvenlik güçlerinin öldüresiye müdahaleleri toplumsal fay kırıklarının deprem habercisi gibiydiler.
Ardından 2014 Kobani Olayları’nda 16 yaşındaki lise öğrencisi Yasin Börü’nün PKK / KCK sempatizanlarınca defalarca öldürülmesi (işkence, balkondan atma, üzerinden arabayla geçme, başını taşla ezme ve yakma) toplumsal cinnetin örgütlenmiş haliydi.
İlk cinayette halk tabiriyle ‘manyamış’ bir aileyi, diğerlerinde ise karşıt gurupları suçlayarak işin içinden çıkmaya çalışırken 2015 yılı normal ve sıradan bireylerin de cinnet sınırlarında gezindiğini aleni göstererek toplumsal huzurumuzun yangın sirenlerini çaldı.
AKP’DEN ADAY ADAYI OLAN MİLLİYETÇİLERE SORULAR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
AKP’DEN ADAY ADAYI OLAN MİLLİYETÇİLERE SORULAR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
7 Haziran’da yapılacak milletvekili seçimleri için aday adaylığı müracaatları devam ediyor.
AKP’den aday adayı olanlar içinde, kendisini Türk olarak tanımlayan, Türk Milliyetçisi hissedenler herhalde vardır.
Özellikle seçimler yaklaşınca AKP liderleri “tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak” sloganlarını sıkça telaffuz eder. PKK terör örgütü ve yan kuruluşlarına sert görünümlü çıkışlar yaparlar. “Eski ülkücülerden”, onların çektiklerinden bahseder, gözyaşı sosuna bandırılmış metinler okurlar. Hatta rahmetli Alpaslan Türkeş’ten bir vesileyle bahsederler.
Çünkü AKP tabanından sayılan “milliyetçi” oylar vardır ve bu oyların yoğun olduğu bölgelerde “Türk Milliyetçisi” olarak tanınan adaylar gösterilir.
AKP’nin bu politikaları bugüne kadar başarılı oldu.
AKP yandaşı anket firmalarının da tespit ettiği gibi MHP’nin gerçek tabanı asgari yüzde 26-28 arasındadır. Yani kendisini Türk Milliyetçisi olarak hissedenlerin yarısı MHP’ye oy vermemektedir. MHP’nin gevşek oylarının çoğunun CHP’ye değil, AKP’ye kaydığı aşikârdır.
Özellikle “Selçuklu Hilali” diye adlandırılan ve MHP tabanının en güçlü olduğu şehirlerde MHP, AKP’nin ardından ikinci sıraya düşmüştür.
AKP seçmeninin diğer büyük bir kesimi de (MHP’ye yakın olmasa bile) Türk milliyetçisidir. Bu kesimin de kendi partisi dışındaki ikinci tercihi MHP’dir.
KARDEŞLİK, DOSTLUK, AYRIŞMA veDÜŞMANLIK – Nurullah AYDIN
KARDEŞLİK, DOSTLUK, AYRIŞMA VE DÜŞMANLIK - Nurullah AYDIN
Çıkar olunca eşler, kardeşler, arkadaşlar, dostlar kısa sürede can düşmanı olabiliyor.
Devletler de öyledir. Bunun içinde özel elemanlar yetiştirilir. Operasyonlar düzenlenir. Algı ekibi harekete geçirilir.
Tarih boyunca süregelen yöneten yönetilen ikilemesinde dinler, ideolojiler istismar aracı kılınmıştır. Ancak gerçek neden, güç yetki servet edinmek olmuştur.
Dünyann çok önemli stratejik bölgeleri vardır. Ancak Anadolu odaklı Ortadoğu coğrafyası hep çatışma alanının merkezi olmuştur. Doğu-batı enerji savaşında Türkiye kilit ülkeydi.
Türkiye; Bizanslılaştırılacaktı. Dinleme üsleri, ileri teknolojiye dayalı istihbarat üsleri, en iyi yetişmiş ajanlar Türkiye’deydi. Ilımlı İslam projesi ile İslam ülkeleri denetim altına alınacaktı.
Büyük Ortadoğu projesinde yönetim değişimleri yapılacak ve Türkiye ana üs görevi yapacaktı. İslam ülkeleri ile yakınlaşarak içten hançerleme görevi yaptırtılacak iç savaşlarla İslam ülkeleri yakılıp yıkılacaktı.
Yeni dünya düzeni, ılımlı İslam projesi, Büyük Ortadoğu projesi kapsamında yeni yapılandırmaya gittiler. Hırslı, zaafları çok olan tipleri bir kez daha farklı şekilde tespit ettiler eğittiler, örgütlediler. Eşbaşkandılar artık. Eşbaşkanlık görev yerine getirilmeye başlandı.
UNUTTURULMAK İSTENEN SİVİL DARBELER – Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL
UNUTTURULMAK İSTENEN SİVİL DARBELER - Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL
Ahmet Kabaklı Hocayı 14. Ölüm yıl dönümünde Edebiyat Vakfınca düzenlenen bir törenle Eyüp’teki kabri başında saygı ve rahmetle andık. Kabaklı Hoca Aydınlar Ocağının İlim ve İstişare Kurulu başkanlığını yapmıştı. Kendisine yine Ocağımız tarafından Atatürk Kültür Merkezi’nde yapılan bir törenle “Şeyh-ül-Muharririn” ünvanı verilmişti. Kabaklı Hoca kendisini Türk ve Müslüman hissedenlerin, bütün Türkiye’nin hocası idi. Kendisiyle birçok açık oturumda ve seyahatte beraber olduk. Uzun süre Tercüman Gazetesinde gerek kendisinin, gerek rahmetli Ergun Göze’nin köşe yazılarından istifade ettik. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun.
Geçen hafta İ.Ü. Kongre Merkezinde önemli bir toplantı vardı. Türkiye Kamu-Sen’e dahil Türk Eğitim-Sen tarafından düzenlenen toplantıda kamu kesimindeki sendikacılık ve ortaya çıkan sorunlar ele alındı. Toplantıdaki kalite, Türkiye Kamu-Sen’i diğer sendikalardan farklı kılıyordu. İktidar güdümündeki sarı sendikayı gördükçe; Türkiye Kamu-Sen’in değeri daha çok ortaya çıkıyor.
***
GÖNÜLLERE CEMRE DÜŞTÜ – Av. Tevfik KARABULUT
GÖNÜLLERE CEMRE DÜŞTÜ – Av. Tevfik KARABULUT
Gönüllere cemre düştü
Tohum toprağa yerleşti
Kışın sonu çok yaklaştı
Gelişi yakın baharın
Bak gidiyor karanlıklar
Gece ardından gündüz var
Şafak olur güneş doğar
Umutlarla dolu yarın
Dağılır ufukta sisler
Sevgiyle barışır hisler
Bakışları sevda süsler
Nazı çekilir efkarın
Çöller yağmurla tanışır
Toprak yeşile dönüşür
Bülbül gül ile buluşur
Tadı gelir sevdaların
ANLADIN MI? – Neyzen TEVFİK
ANLADIN MI? - Neyzen TEVFİK
Hicran destanını kendinden oku,
Mecnun'dan duyup da rivayet etme.
Aşkın Leyla'sını gördünse söyle.
Söz temsili bulup hikâyet etme.
Yüz bin Leyla doğar alemde her gün,
Senin aradığın zevk, sefa düğün.
Tutacağın işi önceden düşün;
Daha ilk adımda nedamet etme.
Sevdanın oduna pek güvenilmez,
Tutuşursan eğer kolay sönülmez.
Bu yolun hükmüdür geri dönülmez,
Canına kıymazsan seyahat etme.
DAHA FAZLA SORUMLULUK ALMAK – Süleyman PEKİN
DAHA FAZLA SORUMLULUK ALMAK – Süleyman PEKİN
“Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir süvariyi, bir süvari bir orduyu, bir ordu bir ülkeyi kurtarır” dedik 11 yıl önce. 1200’lerdeydik 4100’leri aştık. Dağınıktık birleştik, yaralıydık iyileştik. Yetkili de olduk, etkili de olduk. Kurumsal kültürüyle; sosyal sendikacılıktaki öncü kimliğiyle; kendi hizmet binasıyla ve hizmet aracıyla; özel indirimli işyerleriyle ve özel hatıra ormanıyla; kurslardan turnuvalara, panellerden eylemlere, sazdan söze organizasyon yeteneğiyle bir markadır TÜRK EĞİTİM SEN.
Dahası sendikacılığı sendikacılık gibi yapan ve başkalarının sorunlarında kendini unutan, hak aramaya / mücadeleye endeksli kadrolarıyla sürekli büyüyen bir okuldur Türk Eğitim Sen. Ve bu noktada herkesin emeği var, bir ortak çalışma ve dayanışmadır Türk Eğitim Sen; hem zihinsel hem ruhsal. Kiminin gelecek inşası, kiminin Allah rızası, kiminin ekmek kavgası, kiminin insan onurunun direnmesi olarak kendini kodladığı bu ortak mücadele ruh birlikteliğimiz artarak sürecek inşallah.
BBP ve Serhat Duyarın Yükselişi – Sevgi ALKAN
BBP ve Serhat Duyarın Yükselişi - Sevgi ALKAN
sevgialkan@gmail.com 10 Şubat 2015 Salı Saat: 13:09
Siyasetle uğraşmak,siyaset yapmak başlı başına bir iştir aslında.
Siyaset bir ideoloji, düşünce yapısını, yaşam tarzını kelime anlamıyla temsil etse de, günümüzde siyaset evrim değiştirmiş durumda. Hele ki bunu politika ile birleştirdiğimizde tümden algılarımız değişti.
En çok eleştirdiğim ise bilgisiz, boş yapılan siyaset ve siyasetçiler.Siyasi partilerin içinde bunları gördükçe, sadece şov yapan siyasetçileri tahammül bile edemiyorum. Ama gençlerden çok umutluyum. Daha dolu, daha birikimli, ne istediğini bilen genç siyasetçilerimiz yetişiyor. O yüzden bazen umutsuzluğa kapılsam da, onları gördükçe umutla gülümsüyorum.
Bunlardan birisi de Serhat Duyar.
İNCİLA BERTUĞ VE ÇİĞDEM YARKIN – Av. Ruhittin SÖNMEZ
İNCİLA BERTUĞ VE ÇİĞDEM YARKIN - Av. Ruhittin SÖNMEZ
Geçen hafta içinde Altunizade Kültür Merkezinde, Tarihçi, Türk Müziği Sanatçısı ve Hocası olan İncila Bertuğ’un sunumuyla yakın tarihimize bir musiki yolculuğu yaptık.
Önce Altunizade semtine ismini veren Altunizade İsmail Zühtü Paşa’nın köşkünde yaşayanların tarihçesi ve bu köşkün misafirlerinin Türk Müziğine verdiği eserler…
Daha sonra ise gazeteci Burhan Felek’in yaşadığı muhit etrafında örülmüş bir musiki gezintisi idi bu. İncila Bertuğ’un çok önemli bilgiler verirken, aynı zamanda izleyicilere hoş bir zaman geçirten sunumu çok başarılıydı.
Son senelerde şahit olduğum en harika müzik şöleni idi. Benim de bir mensubu olduğum, Tüpraş Türk Sanat Müziği Koromuzda Şefimiz olan Çiğdem Yarkın’ın sadece kanun ve kemençe eşliğinde söylediği eserleri dinlemek etkileyici idi.
Türk Sanat Müziği eserlerini beste gibi ağır formlarda da, şarkı ve türkü formundaki eserlerde de klasik tavırdan ayrılmadan, ancak batı icrasının müziğimize kattığı teknikleri de kullanarak icra eden Çiğdem Yarkın, bir kere daha gösterdi ki son dönem solistleri içinde yüz akımız olan bir sanatçı.
Sazlar eşlik ettiği sese saygılıydı. Billur gibi bir sesin net telaffuzunu ve solistin eserle özdeşleşen duygusunu aksettirmekte olan tınısını kapatmamaya özen gösterdiler.
Temiz, net, eserlere süsleme, goy goy ilave etmeden, kendini ön plana çıkarma gayretkeşliği içinde olmadan bir okuyuş…
Sade bir kıyafet, zarif bir sahne duruşu, okuduğu her biri muhteşem birer abide olan musiki eserlerinin büyüklüğünün farkında olan ve bu büyüklüğü aksettirmekten başka amacı olmayan bir icra. SADELİK İÇİNDE İHTİŞAM.
“Yeni nesle tarih böyle anlatılmalı” ve “Türk Sanat Müziği eserleri hep böyle icra edilmeli” dedirten iki büyük ustaya saygı ve şükranlarımı sunuyorum.
Sağolasın İncila Bertuğ, iyi ki varsın Çiğdem Yarkın…
ARKASI YARINLA BİR MEDENİYET İNŞASI ARAYIŞI – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
ARKASI YARINLA BİR MEDENİYET İNŞASI ARAYIŞI - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Kısa adı TASAM olan Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi “Medeniyet İnşası Türkiye Vizyonu-Referans Değerler, Kurumlar, Kişiler” konulu çalıştaya her zamanki gibi beni de davet etti. İstanbul Topkapı Eresin Oteldeki toplantıya çok sayıda sivil toplum kuruluşu STK katılmıştı. İlk toplantının sonuç raporu (son taslak) da açıklandı ve dağıtıldı toplantıda.
Buna göre notlarımdan şöyle aktarabilirim; Medine(şehir) kavramından türemiş “medeniyet” var oluşumuzu sürekli kılıyor, kurumsallığı pratiğe dönüştürüyor, vazgeçilmez unsurlar bütünü olarak da aşırılığı def ediyor. Bir arada yaşama kuralları ve kültürü olarak da özetlenmiş. Uygarlık ise medeniyetin beşeri bir arka planı. Civilization’a gelince askeri disiplin ve katı kurallardan arınmışlığı esas alıyor. Modern hukuk Avrupa’yı evrenselleştiren olgu da “aydınlanma” felsefesinin bir sonucu olarak masaya getiriliyor. Medeniyet (İslam), uygarlık (Orta Asya) ve civilization (Avrupa) üçü birden doğrudan irtibat ve etkileşim halindedir. Bütün ülkeler becerebildikleri kadar “güç merkezi” olmaya taliptir bu arayışta.
Parayı buldu değişti demesinler… / Alptekin CEVHERLİ
Parayı buldu değişti demesinler… / Alptekin CEVHERLİ
Mahalledeki bütün esnafa yüklü borcu olan bir adama piyangodan büyük ikramiye çıkar.
Mahalleli sevinir. Kasap, bakkal, manav bayram eder. Artık hem borçlarını tahsil edecekler, hem de artık veresiye vermeyeceklerdir.
Aradan 2 gün geçer, bizim piyango talihlisi hâlâ veresiye defterine borç yazdırmaya devam eder.
Bir hafta, on gün derken, bir ay olur, bizimkisi hâlâ borçlarını ödemez.
Artık dayanamayan alacaklı esnaflar bir gün adamın önünü yolda kesip, neden piyangodan büyük ikramiye çıkmasına rağmen borçlarını halen ödemediğini sorarlar…
Bizimkisi gülümseyerek cevap verir:
- Parayı buldu da, huyu değişti demesinler diye...
ŞÜKRETMEK GÜZELDİR – Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU
ŞÜKRETMEK GÜZELDİR – Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU
İnsanoğlu, ömrü hayatında birçok zorlukla karşılaşır. Kimileri zorluklar karşısında sürekli şikâyet halinde iken kimileri ise anlaşılmaz bir sabırla karşılaştığı her zorluğa “başım üstüne” diyebilmektedir. Peki nedir bunun sırrı? Zorluklar karşısında dik durabilmek için insana lazım olan nedir? Aslında bu soruların cevabı tek bir kelimede gizlidir; ŞÜKRETMEK
Şükretmek öyle bir fiildir ki, insanı olgunlaştırır. Öyle bir fiildir ki şükretmek yalnızca mutluluk için değil, herhangi bir olumsuzluk halinde bile daha kötüsünün var olabileceğini düşünüp sevinmektir.
Şükretmek sabretmeyi öğrenmektir aslında. Sabır ise hayat mücadelesinde dik durabilmenin altın anahtarıdır.
Kandıra – Galip ATAMAN
Kandıra - Galip Ataman Kocaeli Gazetesi 8 Temmuz 2009
Kocaeli’nin Karadeniz’e açılan penceresi Kandıra, İzmit’e 40 kilometre mesafede şirin bir ilçemiz.
Türkiye’nin siyaset, bilim, sanat ve iş dünyasına yön veren isimler arasında Kandıralı’nın sayısı yadsınamayacak kadar çoktur.
Başbakan Nihat Erim, Bakanlar Turan Güneş, Lütfü Tokoğlu, Kazım Dinç, Milletvekilleri Erol Köse, Sedat Akay, Abdullah Köseoğlu, profesörler Hurşit Güneş, Ayşe Ayata Güneş, Atila Çetin, Haluk Çokuğraş, Selma Portakal ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsel Kandıra doğumludur.
Yoğurdu, bezi, hindisi ve taşıyla ünlü Kandıra’nın medar-ı iftiharları bestekar Amir Ateş, klarnet ustası Mustafa Kandıralı ve Türkan Kandıralı da Kandıralıdır.
ADALARI VERDİLERSE GÜNEYDOĞUYU DA VERİRLER – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Başkanı olduğum Kocaeli Aydınlar Ocağı’nın davetiyle İzmit’te konuşan, Milli Savunma Bakanlığı E. Genel Sekreteri E. Kurmay Albay Ümit Yalım dehşet verici bilgiler verdi.
SİYASET-MEDYA CAMBAZLARI – Nurullah AYDIN
SİYASET-MEDYA CAMBAZLARI - Nurullah AYDIN
Güzel rol yapıyorlar. Yetenekliler, becerikliler. Değerler adı altında; din-iman, demokrasi, insan hakları, hukuk sloganları altında ben ve öteki ayrımcılığını sürdürüyorlar.
Baskının ve sömürünün hissedilmemesi için sürekli gerilim ve çatışma olmasını istiyorlar. Çıkar ilişkisi olanlar da buna uygun hareket ediyor.
Yüzyıllar boyunca Türklerin doğal müttefiki olan halklar birer birer koparıldı. Şimdi ise yeni bir oyun daha sahneleniyor.
100 yıldır başarılmayan sinsi ve hainane plan; gerçekleştirilmek isteniyor.
Dün dündür, bugün bugün diyenler, dost ve kardeş dediklerine bir anda arkasını dönenler, kime nasıl güven verebilir ki.
Her konuda yapılan açıklamalarla, toplumsal-tarihsel belleğimizde kaos yaratılmaktadır. Açıklamaların bizzat kendisi bir tür zihinsel kaos yaratma silahıdır. Toplum olarak hepimiz aynı zihinsel saldırı altındayız. İnsan beyni olaylar arasında mantıklı matematiksel denklemler kurarak, eşleştirme yaparak zihinsel faaliyet yapar.
Açıklamalarda ise, bütünsel olan hiç bir şey yok, bağlantı yoktur, parçalar orda burda uçuşuyor! Yani açıklamalar beyni dağıtmak üzere kurgulanmış! Sürekli asimetrik durumlarla insan beyni aptala döner.
EY HÜKÜMET! YUNAN ADALARIMIZI İŞGAL EDİYOR SEN NERDESİN!–Ümit YALIM
Yunanistan Adalarımızı işgal ediyor! – Ümit YALIM
Sarızeybek.com sitesinde yazılan bir yazıyı yorumsuz yayınlıyoruz. Ege'de neler oluyor ? Yunanistan adalarımızı alıyor mu ?
EY HÜKÜMET! YUNAN ADALARIMIZI İŞGAL EDİYOR SEN NERDESİN!
İşte Yunan İşgali Altındaki Adalar
Ege Denizi’nde; Koyun, Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizçik, Bulamaç, Kalolimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba ve Ardacık adaları…
Ayrıca İzmir ilimizin sınırları içinde olan Venedik Kayalıkları…
Akdeniz’de, Girit Adası etrafındaki Yunan işgali altında olan Türk adaları; Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi adaları…