
ÇOK YAŞLI NÜFUSLU TÜRKİYE’YE HAZIR MIYIZ? – Av. Ruhittin SÖNMEZ
ÇOK YAŞLI NÜFUSLU TÜRKİYE’YE HAZIR MIYIZ? – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Genç nüfus oranı azalırken, yaşlı nüfus oranı artıyor. Hem Türkiye’de ve hem de Dünyada eğilim böyle.
Dünya Sağlık Örgütü’nde 65 yaş ve üzeri, Birleşmiş Milletler çalışmalarında ise 60 yaş ve üzeri yaşlılık dönemi olarak kabul ediliyor.
Dünyada 2000 yılında 605 milyon civarında olan 60 yaş ve üzeri nüfusun 2025 yılında 1,2 milyara; 2050 yılında ise 2 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir.
2020 yılında Çin'de 274 milyon 65 yaş ve üzeri nüfusun yani ABD'nin bugünkü nüfusundan daha fazla yaşlı insanın yaşayacağı tahmin ediliyor.
DPT tarafından hazırlanan raporlar; Türkiye'de 2005 yılında 6,1 milyon olan 60 yaş ve üzerindeki kişilerin sayısının, 2015 yılında 8,5 milyon, 2025 yılında ise 12 milyon olacağını bildirmekte. Hayatta kalma beklentisi 2015 de 72,3 yıl, 2023 de ise 74,1 yıl olacağı öngörülmekte.
Bu verilerden hareketle, Türkiye'nin yaşlı nüfus açısından yakın gelecekte Avrupa'nın en kalabalık ülkesi olacağı ifade ediliyor.
Şimdiden hanelerin %21,7’sinde en az bir yaşlı bulunmakta olduğunu düşünürsek, yakın gelecekte her üç haneden birinde, orta vadede ise her iki haneden birinde yaşlı insanların bulunduğu bir Türkiye olacağını ön görebiliriz.
Gasp: Evlerimizde Esir Alındık – Zahide UÇAR
Bütün insanlık kahpe bir savaş ile karşı karşıyadır. İnsan olmayanların insan ırkına açtığı karanlık bir savaştır bu savaş.
Bu savaşta bildiğimiz yöntemler uygulanmıyor. Er meydanına çıkan yok. Karanlığın çocukları, insanlığı evlerinde esir alıyor. Derviş’in ekonominin başına oturtulması ile hızlandırılmış süreç başlatılmıştır. Sonra onlar, karanlığın çocukları geldi. Din-iman diyerek geldiler. Onlar gelmeden önce önlerine çıkabilecek engellerin önemli bir kısmı yok edildi.
Merkez sağ bitirildi. Eski siyasiler her nasılsa ölüp ayakaltından çekildi. Partilerin başına uyumlu siyasi başkanlar ge(tiri)ldi.
ABD derin devletinin telkinleri doğrultusunda, en büyük silah olan medya, Türk Milletini evlerinde esir almak için dizayn edildi. Yemlenen sivil toplum kuruluşları kozadan çıkıp, karanlık güçlere askerlik yapmak için görev başına geçti. Soros’un 2005 yılında; “8 milyon dolar dağıttım” dediği maaşlı GAZ-teciler, savaş silahlarını Türk halkına doğrulttu. Türk Milletinin beynini pelteleştirip, sanal bir yalana hapsetmekle görevli medya kuruluşları, öylesine azgınlaştı ki, izleyen birçok beyin felç oldu. Türk Milleti evinde, oturduğu koltuk ve kanepesinde esir alındı. Alnının ortasından vuruldu. Şuur kaybına uğradı.
21. Yüzyıl… Şeytanın hakimiyet savaşı… İnsanlığı yok etme savaşı…
İnsan ırkını değiştirip dönüştürerek yok etmeyi planlayan karanlık güçlerin savaşına malzeme olan, yakıt olan zavallı insanlık.
BÜYÜK YALAN = YENİ OSMANLICILIK … / Dr. Hasan GÜNAYDIN
BÜYÜK YALAN = YENİ OSMANLICILIK … Dr. Hasan GÜNAYDIN
Devlet – i Aliyye – i Osmaniyye (1299 – 1922) Oğuzların 24 boyundan biri olan (Bozok Koluna mensup) Kayı Boyu tarafından Söğüt’te kurulmuş (bir başka görüşe göre 1302’de Yalova’da kurulmuş) büyük bir Türk Devletidir. Devletin resmi dili Osmanlıca değil OSMANLI TÜRKÇESİDİR ki İslam dininin etkisiyle Arapça ve Farsçadan giren kelimeler çoktur. Osmanlı Devleti en güçlü olduğu dönemde Balkanlardan Afrika’ya kadar 5.200.000 km2 lik bir alana yayılmış ancak 1914 yılına gelindiğinde elinde sadece 1.800.000 km2 kalmıştır. 1914’te nüfus 23.800.000’dir.
Osmanlı İmparatorluğu hüküm sürdüğü 600 yıl boyunca hiçbir zaman Avrupalılar gibi sömürgeci ve emperyalist olmamış, olamamış, olmak istememiştir. Aksi olsaydı; 1453 yılında fethedilen İstanbul’da bugün Rum Ortodoks kilisesinin esamesi dahi kalmazdı. Bu nedenle devletin zafiyete düştüğü ilk fırsatta güçlü bir şekilde ayrılıkçı başkaldırılar olmuş, maalesef bunların birçoğu basiretsiz yöneticiler yüzünden toprak kaybıyla sonuçlanmıştır.
Örneğin; zengin bir ailenin çocuğu olarak bugün Arnavutlukta bulunan Tepelena kasabasında doğan Tepedelenli Ali Paşa, Yanya Valisi yapılmış olmasına rağmen belli ki bunu az bularak oğullarıyla beraber Osmanlı Devleti’ne başkaldırmış ve bağımsız bir devlet kurma teşebbüsünde bulunmuştur. Bu isyan Hurşit Ahmet Paşa tarafından bastırılmış ancak isyan o dönemde Filiki Eterya Derneği gibi dernekler kuran Rumların işine yaramış, örgütlerini güçlendirmiş ve Yunanistan’ın 1829 yılında bağımsızlığını kazanması ile sonuçlanmıştır.
“ONUN ARABASI VAR”, BUNUN DA SARAYI – Süleyman PEKİN
“ONUN ARABASI VAR”, BUNUN DA SARAYI – Süleyman PEKİN
Mustafa Sandal bir şarkısında; “Onun arabası var güzel mi güzel / Şoförü de var özel mi özel / Maalesef ruhu yok / Onun için hiç mi hiç şansı yok” derken acaba kimi yada hangi kurumu kastediyordu? Diyanet İşleri Başkanlığını mı, Cumhurbaşkanlığı mı?
Bir insan 700 bin liralık (700 milyar) saat niçin takar? Bir din önderi 1 milyon liralık (1 trilyon) araca niçin biner? Bir devlet adamı 1150 küsur odalı bir sarayda niçin oturmak ister? “İtibar” diyenlerin ne bu dünyada ne öbür dünyada ‘hiç mi hiç şansı yok!’
Dünya şatafat şampiyonu maalesef doğan görünümlü pardon Müslüman görünümlü Bruney Sultanı Hassan El-Bolkiyah. Som altından Rolls Royce’dan altın kaplama Boeing’e, 7 bin tomofilden 8 özel tayyareye ve 1790 odalı, 260 banyolu Nur’ul-İman Sarayı’na kadar pek bi büyük itibarı var. Hepi topu Düzce kadar yer..
ABD’nin dünya üzerindeki itibarı sıfır (rakamla – 0). White House dedikleri yapıya Beyaz Saray demeye bin şahit lazım.. 5 bin metrekarelik ve 130 odalık yeri bizim İbram Tatlıses bile beğenmez. Tabi ki bizle yarışmaya yıllık GSMH’sı 16,8 trilyon dolar olan Amerika yetişemez.
Gayrisafi Milli Hâsılası 2,8 trilyon dolar olan Fransa’nın o meşhur Versailles Sarayı’nın bile oda sayısı 700; metrekaresi ise 70 bin. 2,5 trilyon dolarlık GSMH ile peşinden gelen İngiltere’nin daha meşhur Buckingham Sarayı 775 odalı ve 77 bin metrekare. Amerikalılarınki 220 yıllık, Fransızlarınki 330 yıllık, İngilizlerinki 310 yıllık; bizimkisiyse SIFIR kilometre.
CEMAATİN GÜNAHLARI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
CEMAATİN GÜNAHLARI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Cemaat mensubu olduğu iddia edilen bazı emniyet görevlileri, savcı ve hakimler vasıtasıyla “Ordumuza kumpas kurulduğu” artık Cemaat mensupları hariç herkesçe kabul ediliyor.
Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Oda TV vd davalar ile Türkiye’de çok önemli siyasi sonuçları olan operasyonlar yapıldığı bir gerçek.
Bu davalar sayesinde Türk Silahlı Kuvvetleri kadroları istenildiği şekilde tanzim edildi. Devletin stratejik kararlarında TSK etkinliği yok edildi. Sivil toplum susturuldu, refleksleri köreltildi. Meydanlarda yapılabilecek “sivil itaatsizlik” eylemlerinin önüne geçilebildi.
Bu davalar olmasaydı, “çözüm süreci” bu haliyle uygulanabilir miydi? PKK meselesinde hükümet yetkililerince de itiraf edildiği gibi, ülkemizin bir bölümünde “egemenliğin terör örgütüne devredildiği”, “kamu düzeninin kalmadığının” bir noktaya gelir miydik?
Bu davalar olmasaydı, dış politikada, özellikle Suriye, Irak ve Mısır politikalarında, vahim yanlışlıklar yapılabilir miydi?
Bütün bu operasyonların/ davaların bir “üst akıl” tarafından planlandığı ve bugün çarpışan AKP/Erdoğan ve Cemaat kadrolarınca uygulamaya konulduğu görüşüne herhalde itiraz edemeyiz.
FERYATLAR YÜKSELMEYE BAŞLADI – Nevzat LALELİ
Bundan altı sene önce yani 2008 yılında üç yazı yazmıştım. Bunlar; “Tohumculuk yasaklandı – Tohumculukta korkunç boyutlar – Ari ırk yaratmak” başlılarını taşıyordu. Orada da belirttiğim gibi “Tarihin en asil bir milleti yok ediliyor” diyerek tohumculuk yasasına ve olaylara dikkatinizi çekmiştim. Yok, yok… Milletimiz tankla, tüfekle, topla değil… Onun, evlatlarının ve sevdiklerinin her gün üç öğün yediği gıdalarla bu yok oluş gerçekleştiriliyor demiştim.
PARA, BENCİLLİK, SÖMÜRME – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
PARA, BENCİLLİK, SÖMÜRME – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
Kapital yani para odaklı düşünce anlayış ve yaşam, insanoğlunun varolma sebebini dönüştürmeye devam ediyor.
Yaşamı için gerekli besini daha sonra maddeyle elde ettiği araç ve gereçleri paylaşımda, ideolojik düşüncelerle ve din’i görüş ve bakışlarla kurallar, sistemler oluşturdu.
Merakla başlayan ilgi, bilimsel düşünce yöntemleri geliştirdı. Ancak yaşamında var olan beslenme ve diğer insanlarla paylaşım ve her canlıda olduğu gibi insanda da var olan bencillik, insanları sömürme, öldürme, etkisiz kılma anlayışını da geliştirdi.
Tarih boyunca, akıllı olanlar bilgili olanlar yanında cahil olanlarda sahip oldukları iktidar gücü ile silah gücü ile insan gücü ile inanç gücüyle istediklerini yapmayı başarmışlardır.
Bilgili veya cahil insanların içiçe yaşadığı dünyada, beklentilerde kuşkusuz farklı olacaktır.
Bunalım, açmaz veya kriz çağımız da yaşanan siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik hemen her konuda dile getirilmektedir. Bazıları çözüm önerir, bazıları uygular, bazıları da tartışır. Kavrama acizliği içinde olanlar, sorunları çoğu kez içinden çıkılmaz hale sokabilir.
İnsan yaşadığı çaresizlik karşısında inançları doğrultusunda çare aradığını düşünür. Ancak okumuş kesimin, yaptıkları ise cehaletten öte, aldıkları pay karşılığında güçlü sömürücüleri korumadır. Halka dönük olarak da duyarsızlıktır.
Kapitalizmin son dönem düşünürleri ve sistem kurucuları Keynes ve Friedman’dır.
1929 Krizi’nden ve İkinci Dünya Savaşı/Paylaşım Savaşı sonrası 1970’lere kadar Keynes politikaları uygulandı. Bir yandan Keynes politikalarına dayalı sosyal devlet politikaları, diğer yandan da savaş sonrası hızla geliştirilen yeni teknolojiler kapitalist dünyaya pembe dönem olarak tanımlanan ortam oluşturur.
Eski Türkçe, Ne Zaman Osmanlıca oldu? – Alptekin CEVHERLİ
Eski Türkçe, Ne Zaman Osmanlıca oldu? - Alptekin CEVHERLİ
Çok iyi hatırlıyorum, ortaokul yıllarımdı…
3 arkadaş, henüz divan edebiyatı görmüyorduk ama Türkçe derslerinde öğretmenimizi kelimelerin kökleri ve eski dönemde yazılmış edebî eserler konusunda oldukça sıkıştırıyorduk. Hocamız fazla bunalmış olacak ki sonunda, “Çocuklar, siz en iyisi bu yaz tatilinde Eski Türkçe öğrenin. Seneye inşallah yine bir arada olursak, o zaman ince a, ince i, ince u konusunu ve kelimelerin köklerini size daha iyi anlatırım. Şu anda sorduklarınız bu sınıfın seviyesinin çok üzerinde” diyerek bizi Eski Türkçe’ye yönlendirmişti. Gerçekten de o yaz Eski Türkçe öğrenmek için ciddi bir çalışma içine girmeme rağmen sadece ince seslileri öğrenebildim. Ama o bile, yazı hayatında bana pek çok meslektaşıma göre bir adım önde olmamı sağlamıştı.
Kelimelerin köklerini bilmeden, o dili layıkıyla biliyorum diyemezsiniz. Rahmetli dedem, anneannem, onun annesi ve daha pek çok aile büyüğümüz o yazıya “Eski Türkçe” derdi. “Osmanlıca” ifadesi ise son 25-30 yılın ürünü olarak giderek yaygınlaştı ve Eski Türkçe’nin yerini aldı.
Şunu bir kez kesin olarak tespit etmek lâzımdır ki, Osmanlıca diye bir dil yoktur ve hiçbir zaman da olmamıştır!
Sadece Arap alfabesi kullanılarak Türkçe yazılmıştır. Aynen bugün Kazakistan’da Kiril alfabesi kullanılarak Kazak Türkçesi yazıldığı gibi…
“OSMANLI’NIN TEMELİNDE ‘ERTUĞRUL’ GAZİ VAR”–Dr. Kemal TEKDEN
Tekden Film’in yapımcılığını üstlendiği Diriliş ‘Ertuğrul’ dizisi 10 Aralık’ta TRT 1 ekranlarında yayınlanmaya başlanacak. Biz de bunu fırsat bilerek filmin yapımcılarından Kemal Tekden ile dizi hakkında söyleştik. Tekden, ‘Neden Ertuğrul Gazi?’ sorumuza “Çünkü Osmanlı’nın temelinde Ertuğrul Gazi var” yanıtını verdi.
DEĞİŞEN KİŞİLİKLER – Nurullah AYDIN
DEĞİŞEN KİŞİLİKLER - Nurullah AYDIN
Siyasetçiler, gazeteciler, sanatçılar, iş adamları, akademisyenler, halk nezdinde kimlikleri, kişilikleri ile değerlendirilir. Yine insanlar birbirlerine bakışlarını anlamlandırır.
İnsanlar arası değerlendirmelerde; olumlu tanımlama yanında, kaba söz, iftira, nefret, yalan ve toplum ahlakının hoş görmediği ifadeler de kullanılır.
Tutarsız davranışlar, aniden değişen duygular insanların birçoğunda hayal kırklıkları doğurur.
İnsanlar karşıdakini tanımlamada hayvanların özelliklerini düşünerek hareket ederler.
Birbirinin her halini bir hayvanla tarif ederler.
Asalak olana sırtlan,
Başarı gösterene ise aslan,
Boş boş bakana angut,
Çok çalışana Arı,
Çok yemek yiyene fil,
Ders çalışana, inek,
Erkeğin irisine ayı,
Erken yatana tavuk,
Geç anlayana öküz,
Geç yatana gece kuşu,
Güzel sesliye bülbül,
Hiçbir şeye itiraz etmeyene koyun,
BU KERVAN GİDER GÜNEŞE – Av. Tevfik KARABULUT
BU KERVAN GİDER GÜNEŞE – Av. Tevfik KARABULUT
Görürsen kem birisini
Heba etme nefesini
Duyunca dostun sesini
Göz bebeği gülen gelsin
Kavga düşlerken biriyle
Çıkar ortaya sürüyle
Zorlukların bin türüyle
Savaşmayı bilen gelsin
Engel olsa dört tarafta
Pes etmek yok bu kitapta
Hem varlıkta hem zorlukta
Mutluluğu bulan gelsin
ORTA ASYA’ YI YENİDEN KEŞFETMEK – S. FREDERICK STARR
ORTA ASYA’ YI YENİDEN KEŞFETMEK - S. FREDERICK STARR
KAYIP KAÇAK!.. / Mustafa KÜPÇÜ
KAYIP KAÇAK!.. / Mustafa KÜPÇÜ
İlginç bir ülkede yaşıyoruz.
Örneğin;
Akaryakıt kaçakçılığı almış başını gidiyor.
Şehirlerarası yollarda sık sık “10 Numara Yağ Bulunur” tabelaları çarpıyor gözümüze!
Neden?
Çünkü siyasi iktidar, “üretimsiz ekonomi” beceriksizliğini tüketiciden çıkarıyor! KDV, ÖTV ile halkını soyuyor.
Dünyada petrol fiyatı yarı yarıya düştüğü halde, biz 3-5 kuruşluk indirimlerle oyalanıyoruz!
Otobüs firmaları ve TIR-Kamyon sahipleri de kaçak yakıta ya da 10 Numaralı yağa yöneliyor. Otobüslerde, kamyon ve TIR’larda ani çıkan yangınlar can yakıyor. Ulusal serveti tüketiyor.
YAT sahipleri ucuz motorin kullanıyor ama karayolu insan ve yük taşıyıcıları ile köylümüz ucuz motorin kullanamıyor!
Adalet mi bu?
Kaçak içki ve sigaranın da nedeni bu.
PAPA, PATRİK, İMAM VE BİZANSIN İNŞASI – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
PAPA, PATRİK, İMAM VE BİZANSIN İNŞASI – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
Vatikan Katolik kilisesi ruhani lider Papa Türkiye’de. Ortadoksluğun merkezi İstanbul’da patrikle buluştu. Önce Ankara’da sonra İstanbul’da. Ne için? Hıristiyan dünyasının birleşmesi. İslamcıları da İbrahim’i din adı altında dinlerarası diyalog yoluyla birleştirmek.
Ortadoğu kökenli üç dinin elçi/peygamber İbrahim odaklı birleştirilmesi projesi; Derin dünya devletinin temel stratejisidir.
Türkiye'de Bizans’ın çocuğu olmayı, Müslüman kisve altında benimseyenler yanında, Bizans çocuğu olmaya meraklılar da çoğalmış durumdadır.
Fransa Cumhurbaşkanı hepimiz Bizans’ın çocuklarıyız dediğinde, Türkiye yetkilileri ses çıkarmamışlardı. Böylesine kendisini inkâr etmeye varan duruş sonucu Haçlılar son seferlerinde amaçlarına ulaşmış durumdalar. Bu Türkiye'nin Bizanslaştığının kabulüdür.
Roma imparatorluğu, pagan dinindeydi. Doğu Roma ayrılıp Bizans kimliğiyle varlığını sürdürürken, Hıristiyanlığı kabul etmişlerdi. Ancak İsa’nın öğretileri ile İncil’le var olan ilahi mesajı tersyüz ederek Roma pagan inancıyla sentez yaparak kabul etmişlerdi. İznik’te konsül toplayarak yüzlerce İncil’den dördünü kabul etmişlerdi. Bizans; Hıristiyanlığın Ortadoğu’daki Müslümanlara karşı vurucu gücü olmuşlardı.
Ne ilginç ki; Bizans’ın çocukları, İslamiyet’i kabul ettiler. Siyasi İslamcı kimlikleriyle varlar. Ve yine İslam ülkelerini bu kez Haçlı Siyonist İslamcı kimlikleriyle yakıyorlar, yıkıyorlar. Katolik, Protestan, Kalvinist Avrupalılarla, Avengelist Amerikalılar ise yönlendiriyorlar.
‘Kanatsız Uçmak’ bir subayımızın Türk ordusundaki yükselişi ve hizmetlerinin hikayesi – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN
‘Kanatsız Uçmak’ bir subayımızın Türk ordusundaki yükselişi ve hizmetlerinin hikayesi - Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN
Kanatsız uçmak hatıra kitabı okumayı sevenler için güzel bir eserin adıdır. Orgeneral Edip Başer Beyefendi ‘ÜLKEYE HİZMETTEN EMEKLİ OLUNMAZ’ diyerek hayat hikayesi üzerinden bizlere ve gelecek nesillere ülkemizin hangi şartlardan bu günlere geldiği üzerine yerinde tespitlerini okuyucusuyla paylaşmaktadır.
Kendisi,Sivas ilimizin Gürün ilçesinde doğmuş,anne babasını küçük yaşlarda kaybettiği için yakınlarının ilgisiyle büyüyen birisidir. Anadolu’muzun küçük bir kasabasında doğup çok da imkanlı olmayan şartlara rağmen Türk devletinin imkanları, gayret, bilgi ve becerisi sayesinde okuyup yükselmesini ve çalışma hayatını bizlerle paylaşmaktadır.
Bu kitaptan; yönetimin tarafsızlığı, ehliyet, bilgi ve beceri tercihlerinin doğru kullanıldığında vatandaşımız için adalet ve hizmetin ne kadar daha iyi ortamlar oluşturduğunu anlıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, kuralların doğru uygulandığında vatandaşı için etnik ve inanç farklılığına bakılmaksızın her türlü imkanı, fırsatı verdiğini ve vatandaşlık bağlamında her türlü ön açıklığının olduğunu anlıyorsunuz.
1950’li yılların eğitime de yansıyan tahta bavul çantalar, saman sarısı defterler, ağabey veya abladan kalan kitap-kırtasiyelerinden faydalanma mecburiyetleri, giyim-kuşamdaki yoksulluklara rağmen gerek öğretmenin gerekse öğrencinin samimi kabullenişi sayesinde daha iyi eğitim alma-verme arayışlarını gösteren bilgiler, o dönemleri bilenler için, duygulu hatıralardır. Dünün bu gerçeklerini anlatan bu bilgiler, bu günün kiymetini daha iyi anlamak için çocuklarımızla, torunlarımızla paylaşmamız gereken hususlardır.
ALT TARAFI SELAMLAMA! – Prof. Dr. Ahmet Haluk DURSUN
ALT TARAFI SELAMLAMA! – Prof.Dr. Ahmet Haluk DURSUN
İstanbul Cemal Reşit Rey’de Türk Kültürüne Hizmet Vakfı 5. Türk Dünyası Türk Dili Şeref Ödülleri Tören’inde Kültür ve Turizm Bakanlığı adına bir selamlama için kürsüye çıkan Müsteşar Prof. A. Halûk Dursun’un irticalen yaptığı konuşma metni:
Efendim,
Ben buraya uzun bir konuşma yapmak için değil bu programın yani günün mana ve ehemmiyetine uygun bir selamlama için geldim.
İlk selamlayacağım kişi Dedem Korkut olacak ve sonra Divan-i Lugat-it Türk’ü yazan Doğu Türkistan’dan Kaşgarlı Mahmut’u, Kutadgu Bilig’i bize miras bırakan Yusuf Has Hacip’i selamlarım, Batı Türkistan’dan Ali Şir Nevai’yi.
PKK DA, ÇÖZÜM SÜRECİ DE BİR DIŞ PROJEDİR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
PKK DA, ÇÖZÜM SÜRECİ DE BİR DIŞ PROJEDİR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Geçen hafta içinde üç önemli etkinlik içinde bulundum. Salı günü BBP Genel Merkezi ve İl Başkanlığının birlikte düzenlediği “Çözüm Süreci mi, Bölünme Süreci mi?” konulu panelde Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanı sıfatımla konuşmacı idim.
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’nin de katıldığı ve öncesinde bir konuşma yaptığı paneli BBP Genel Başkan Yardımcısı Bayram Karacan yönetti. Diğer iki konuşmacı ise Gazeteci Yazarlar Ünal Tanık ve Ahmet Türk idi.
Ben PKK veya terör meselesinin bir dış proje olduğunu anlattım. Problemi “Kürt Sorunu” diye adlandıran ve bu meselenin “Cumhuriyetin tekleştirici ve kimlikleri inkâr edici politikasının bir sonucudur” diyenler doğruyu söylemiyor. Osmanlı Devleti modelini uygulayarak İslam’ın birleştirici şemsiyesi altında sorunu çözebileceklerini söyleyenler yanılıyorlar. Çünkü Osmanlı dönemde de sadece 1806-1920 yılları arasında o zamanki süper devlet İngiltere’nin Kürt aşiretlerini kışkırtmalarıyla 13 isyan olmuştu. Cumhuriyet döneminde sonuncusu PKK isyanı olmak üzere 25. isyanı yaşıyoruz.
Şimdi bölgede projesi etkin olan devletler ABD ve İsrail. Büyük Ortadoğu ve Büyük İsrail projelerinin bir gereği olarak İsrail’in güvenliğini sağlamak ve dünyanın bu en önemli doğal kaynaklarının bulunduğu bölgede petrol, doğalgaz, su, bor, toryum gibi kaynakların kontrolünü elinde tutmak istiyorlar.
Bu amaçla bölgede kendi kontrollerinde bir Kürdistan kurulmasına çalışıyorlar. “Büyük Kürdistan” Irak, Suriye, İran ve bir parçası da Türkiye’den koparılacak topraklarda kurulacak şekilde kurgulanmış. Irak ve Suriye kısmı tamamlanmak üzere, Türkiye ayağı için AKP ile mutabakat sağlanmış gibi gözüküyor.
Bu görüşlerin benzeri Cuma günü Kocaeli Aydınlar Ocağı’nda konuşmacı olarak davet ettiğimiz Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı E. Müdürü Bartu Soral tarafından da anlatıldı. Cumartesi günü ise İzmit Türk Ocağı’nda konuşan eski Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan da farklı cümlelerle dile getirdi.
Birileri de çıkıp, “Sen de İzmit’e gelme” derse – Mevlüt SOYSAL
Birileri de çıkıp, “Sen de İzmit’e gelme” derse - Mevlüt SOYSAL / 30 Kasım 2014 tarihli yazısı
Fark ediyor musunuz?
Bu ülkede birilerinin her olaya “soykırım” deme, tarihteki her hadisede teröristlerin“mağdur” olduklarını ifade etme gibi bir hakkı varken; birilerinin tam tersini söyleme noktasında yolları tıkalı...
Bakınız MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli...
Cuma günü Tunceli’ye yaptığı ziyaret kimileri tarafından “provokasyon”, kimileri tarafından da “faşistçe” görüldü.
AKP’liler, HDP’liler ve bazı CHP’liler, “Tunceli’ye gelme Bahçeli” dedi.
“Burası senin politika yapacağım bir alan değil” mesajı verildi.
Neden?
Farklı düşünüyordu çünkü Bahçeli...
***
GÜNEYDOĞU KAVŞAĞINDA TÜRKİYE – Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU
Günümüzde, evrensel düzeyde etkinliğe ve otoriteye sahip güçlü sanayi ülkelerinin mevcut otorite ve etkinliklerini koruyup sürdürebilmeleri önemli ölçüde dünya petrol rezervlerinin ve petrol ürünleri üretiminin doğrudan ve dolaylı şekilde kontrolleri altında tutmalarına bağlıdır.
Çünkü evrensel düzeyde etkin bir devlet ve etkin bir güç olmanın sanayileşme ile ölçülebileceği günümüz dünyasında sanayinin ilk maddi girdisinin %50 oranında petrol ürünleri olduğu açıktır.
Bu sebeple günümüz dünya petrol piyasasının kontrolü doğal petrol zengini, yani petrol rezervlerine sahip olan ülkelerin değil, petrol ile çalışan sanayi imparatoru, süper güç ABD’nin elindedir.
1990 yılında yapılan araştırmalar ABD’nin petrol kaynaklarının mevcut üretim hızı ile 30 yıllık bir ömrü kaldığını buna karşın Orta Asya ve Kafkas petrolleri rezervlerinin büyük bir bölümünün geri üretim ve üretim dışı olduğunu bunun yanında Orta Doğu petrol rezervlerinin 100-140 yıllık bir ömre sahip olduğunu ortaya koymuştur. Eğer bu veriler gerçek ise Amerika petrol kaynaklarının bittiği ve bu sebeple de Orta Doğu’daki petrol yataklarını elde edebilmek için petrol rezervlerine göre irili ufaklı birçok devletler kurdurup onları kolay yutabilmek için büyük Orta Doğu projesini gerçekleştirmek ve Orta Doğu’yu kan gölüne çevirmek için dolaplar çevirmektedir. Bu konuda da İngiltere ile birlikte çalışmaktadır. Amerika’nın, İngiltere’nin, Fransa’nın ve Almanya’nın Orta Doğu’da menfaatleri çakışmaktadır. Orta Doğu’yu karıştırmak ve kolay lokma olarak yutabilmek için bu devletler kendilerine verilen görevleri noksansız yerine getirmektedirler.
“ULAN, DANGALAK…” Halil ALTIPARMAK
“ULAN, DANGALAK…” Halil ALTIPARMAK
MHP Milletvekili Lütfi TÜRKKAN, Bekir BOZDAĞ’a böyle hitap etti.
Neden?
Çünkü, Bekir BOZDAĞ, Maliye Bakanı’nın resmen açıkladığı verilerle 1,3 katrilyon değerinde olan sarayın yapılmasını eleştirenlere cevap olarak dedi ki; “pembe köşkte bilardo masası var, onu neden eleştirmiyorlar da, sarayı eleştiriyorlar.”
Bir insanın böyle bir karşılaştırma yapabilmesi için nasıl bir insan olması gerekir?
İşte, bu nasılın cevabını Lütfi TÜRKKAN da aramış olacak ki, böyle bir cevap verdi ve bilardo masası ile 1,3 katrilyonun karşılaştırılamayacağını söyledi. Buna bir de, yine Maliye Bakanı’nın resmen açıkladığı verilerle 500 milyon liralık son alınan uçak maliyetini de eklersek, diyecek ne kalır, bilmiyorum.
Şimdi bakın, bu tür konuşmaları aktarmak değil maksadımız.