Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
15Nis/150

DOKTOR AKİF’TEN ASIRLIK TAHLİLLER – Süleyman PEKİN

DOKTOR AKİF’TEN ASIRLIK TAHLİLLER – Süleyman PEKİN

Kendi bir veteriner hekim olduğu halde Türk ve İslam Dünyası’nın kronik sorunlarıyla ilgilendi bir ömür. Bu uğurda sosyal, siyasal ve örgütsel; üzerine ne düştüyse bihakkın yapmaya çalıştı. ‘Çanakkale Şehitlerine’ destan yazmak için çöllerde, Kurtuluş’umuzun Savaşı’na destek için kürsü kürsü gönüllerde oldu.

Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın!” diyerek Millî Marşımızı yazdı. Fakat SAFHA-LAR halinde yazdıkları da yaşadıklarının bir özetiydi. Ve bizim de şu an yaşadıklarımızın.. Aşağıdaki mısralar belki inanmayacaksınız ama günümüzden tam 102 yıl önce yazıldı:

Gökten inmez bir de hiçbir şey.. Bütün yerden taşar;

Kendi ahlâkıyla bir millet ölür yahut yaşar.

Müslümanlık temiz hâlden ibaretken yazık;

Öyle bir saplandık ki pisliğe hâlâ çıkmadık.

14Nis/151

CHP ve MHP DE İKTİDAR KOKUSUNU – Av. Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sönmezCHP ve MHP DE İKTİDAR KOKUSUNU – Av. Ruhittin SÖNMEZ

Eskiden iktidar milletvekili aday adayları arasında listelere hiç giremeyenler ile seçilebilecek sıralara gelemeyenler de pek fazla kırgınlık olmazdı. Çünkü milletvekili seçilemeyeceklere iktidar olmanın nimetlerinden bir şeyler paylaşma vaadi veya ümidi olurdu.

Bu defa 13 senedir iktidar olan AKP ile muhalefet partileri CHP ve MHP arasında bu bakımdan bir fark kalmadı gibi.

Çünkü bu defa bütün partilerin iktidar olma ümidi var.

Sıralamada umduğunu bulamayanlar, partileri iktidar olduğunda, çok sayıda kurumda değerlendirilebilir.

***

13Nis/150

İSTANBUL’DA BİR KAFKAS BEYİ – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2İSTANBUL’DA BİR KAFKAS BEYİ - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Kendisini tanıdığımda İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademesi öğrencisiydi. 1967 yılı ilkbaharıydı. İlk bıraktığı intiba da “doğrucu davut” oldu. Rahmetli Salih Doğan Pala ile arkadaşlığı ise güven vericiydi benim için. “Söyle dostunu, söyleyim kim olduğunu” kelam-ı kibarı gereğince daha ilk günden aramızda bir hukuk oluşmuştu. Aynı akademide okuyan kitap dostu, sonra yayıncı ve sonra SERDA’nın kurucusu Bursalı Salih Doğan Pala “Kur’an’da Sağ Sol Meselesi” adlı bir çalışmanın da sahibiydi. İmzalayıp bana vermişti. Ben ise Babıali’de Sabah’da profesyonel gazeteciliğe henüz başlamış, 48. Dönem kısa adı MTTB olan Milli Türk Talebe Birliği’nde Basın Yayın Müdürlüğü yapıyor ve Milli Gençlik Dergisi’ni yayınlıyordum. Burhanettin Kayhan ise MTTB Genel Muhasibiydi. Yardımcısı da hemşehrim Mustafa Mutlu idi.

27 Mayıs Darbesiyle MTTB jandarma süngüsüne, hukuksuluğa, tehdide, tacize, can ve mal güvenliğinin yeterli olmadığı bir dönem yaşıyordu. Çanakkale Zaferi kutlamaları için tahsis edilen Kadeş Gemisi’ne kolilerle içki yükleyen, kadın iç çamaşırlarını Türk Bayrağını indirerek göndere çeken bir dönem içinde, Yaşar Özdemir, Faruk Narin ve Yüksel Çengel yönetiminden MTTB seçimle alınarak Fetih, Kıbrıs ve Keşmir mitingi, Çanakkale Zaferi kutlamaları ile damga vuran, ilk defa Rüstem Paşa Medresesi’ni Talebe Yurdu olarak hizmete sokan Rasim Cinisli ile yeni bir dönem başlatılmıştı. Nöbeti devralan İsmail Kahraman dönemi ise aynı hizmetleri sürdürmüş Türkiye genelinde bölücü tehdit komünizmi telin eylemleri başlatarak Anadolu, Bayrağa Saygı, Şahlanış Mitinglerini hayata geçirmiştir.

12Nis/150

SİYASİ PARTİLERİMİZ, DEMOKRASİMİZ ve 2015 MİLLETVEKİLİ SEÇİMLERİ ÜZERİNE; / Dr. H. İbrahim KAHRAMAN

h i kahraman drSİYASİ PARTİLERİMİZ, DEMOKRASİMİZ ve 2015 MİLLETVEKİLİ SEÇİMLERİ ÜZERİNE; / Dr. H. İbrahim KAHRAMAN

Demokrasi halkın iradesinin, taleplerinin yönetimde etkili olma iddiası ve fikri üzerinden oluşturulan bir yönetim modelidir. Bu fikir ve iddia, halkın içinde olduğu siyasi partiler üzerinden yasama ve yürütmenin şekillendirildiği bir tarz ile ortaya çıkmaktadır. Burada bence en önemli husus halkımızın içinden çıkan bireylerin oluşturduğu siyasi parti teşkilatları üzerinden yöneticilerin ortaya çıkarılmasıdır. Aramızdan çıkan insanlardan oluşan siyasi parti teşkilatları, yönetici olacak insanları seçmek için yaptıkları listelerini halkın önüne koymakta ve vatandaşların oylarına talip olmaktadırlar.

2015 seçimleri sebebiyle son aylardaki milletvekili aday adaylarımızın ortaya çıkışı, siyasi partilerimizin olaylara bakışı ve aday adaylarının listelere girme şekillenişini değerlendirdiğimizde bu sistemi de çok kötü çalıştırdığımızı düşünüyorum. Burada siyasi parti yönetici ve teşkilatlarının, bu yapıyı oluşturan siyasi parti üyelerinin partilerine sahiplenmelerindeki güç yetersizliğini, siyasi partilerin teşkilatlarında görev alabilecek karnı tok-sırtı pek bilgi ve birikimi yeterli insanlarımızın çok az olmasının etkisi olduğu kanaatindeyim. Siyasi parti teşkilatları üyeleri ile birlikte yeterince dinamik olamayınca sistem aşağıdan yukarıya (üye, teşkilat mensubu yönetici, seçilmiş idareci, başkan, milletvekili) etkili olamıyor ve yukarıdan aşağıya (genel başkan, bakan, milletvekili, il başkanı…) yapılanıyor.

11Nis/150

POLİS GÜNÜ KUTLAMA MESAJI – Nurullah AYDIN

POLİS GÜNÜ KUTLAMA MESAJI - Nurullah AYDIN

10 Nisan Polis Teşkilatı kuruluşunun 170’inci yıl dönümü kutlu olsun.

1845 yılında kurulan, 169 yıldır çeşitli isimler altında kurumsal görevini yürüten polis teşkilatı’nın temel hizmet amacı, halkın huzur ve güvenini sağlamaktır.

Polis Teşkilatı; tüm mensupları ile halka hizmet eden bir kamu kuruluşudur.

Diğer kamu kuruluşundan farkı ise, bu hizmetlerini mesai mefhumu gözetmeksizin, yeri geldiğinde canı pahasına, her türlü coğrafi şartlarda eksiksiz ve adil olarak yerine getirmesidir.

Ülkede huzur ve güven düzeninin sürekli kılınması için gece gündüz demeden çalışan Polis Teşkilatı; adalet, eşitlik, sabır, hoşgörü ve nezaket çerçevesinde çalışmalarını sürdürmelidir.

Polislik mesleği diğer mesleklerden daha farklı ve fedakarlık gerektiren bir meslektir. Ülkenin her noktasında güvenliği ve huzuru temin etmek ayrı bir sorumluluk gerektirmektedir.

10Nis/150

SEÇİM ÖNCESİNİN GÜNDEMİ – Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

mustafa erkal profSEÇİM ÖNCESİNİN GÜNDEMİ - Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

7 Haziran 2015 Genel Seçimleri öncesinde ülkenin gündemini işgal eden belirli konular vardır. Anlaşılan tartışmalar bu gündem maddeleri üzerinde sürdürülecektir. Bu gündem maddeleri de gerçekleri örtmek üzere başka konularla değiştirilebilir. İktidar gündem değiştirmede oldukça başarılıdır.

Her ne kadar unutturulmuş gibi gözükse de yeni anayasa tuzağı ülkenin ufkundaki kara bir buluttur. Yapılmak istenen ülke ihtiyaçlarına göre bir anayasa değişikliği değildir. Arzu edilen Milli Mücadeleye dayalı Türkiye Cumhuriyetinin tasfiyesi ve Devleti kuran milli iradenin kökten değiştirilmesidir. Anayasa üzerinde yapılan tartışmalar bundan dolayı ilk 3 maddede, 6. ve 66. maddelerde yoğunlaşmaktadır. 6. madde egemenliğin kayıtsız şartsız milletindir diyor. Türk Milletinden bahsediyor. Hiçbir kimse veya organın kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamayacağını işaret ediyor. 66. madde de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını bütünüyle kucaklayarak onları Türk olarak kabul ediyor. Herhangi bir etnik veya biyolojik ayırıma gitmiyor.

8Nis/150

HASTALIĞIMIZ ve NORMALLEŞME SÜRECİ – Süleyman PEKİN

HASTALIĞIMIZ VE NORMALLEŞME SÜRECİ – Süleyman PEKİN

Ülkemiz bir cendere ile sosyolojik kırılma noktasına ilerlerken uyarı ve çağrı;

Hasta bir toplum olduk. Hapishanelerinde yer bulunmayan, adliyelerinde kavgasız gün geçirilmeyen, trafiğinde kazaen ve kasten her an insan öldürülen bir topluluğun mensuplarıyız biz. Ne kural, ne kanun; varsa yoksa sevgisizlik, rekabet, kötülük ve kardeş olamama.. Bir de Müslüman’ız oysa..

Bir ülke ki en büyük şehrinin adliye sarayı basılıp savcısı rehin alınabiliyor, öldürülebiliyor. 77 milyona adalet dağıtacak kimselerin bile güvenliğinin olmadığı mesajı toplumun kalan adalet duygusuna sıkılmış bir kurşundur adeta.

Sokaktaki simitçi yanındaki ayakkabı boyacısına ülkenin gidişatıyla ilgili cümle kurduğunda içeri alınacağını kafasından geçirerek geri adım atıyorsa veya susuyorsa sosyal patlama kapımızda demektir. Zilimizi çalan sütçü evindeki eşiyle konuşurken dinlenildiğini düşünerek korkuyla konuşuyorsa işimiz zor demektir.

Korku bulaşıcı bir hastalıktır. Normal insanî duyguların bastırılması toplumları ruhsal ve fiziksel olarak hasta kılar. Sıradan bir futbol taraftarının yada sıradan bir valinin anormal davranışlarının kaynağı da işte bu genel huzursuzluk halidir.

7Nis/150

İYİ YÖNETİLSEK BUNLAR OLUR MUYDU? – Av. Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sönmez avİYİ YÖNETİLSEK BUNLAR OLUR MUYDU? – Av. Ruhittin SÖNMEZ

13 yıldır tek başına iktidarda olan AKP’nin müthiş propaganda mekanizması “Türkiye’yi iyi yönettiği” propagandasına devam ediyor. Son yaşadığımız olaylardan başlayarak değerlendirmeye çalışalım:

C.SAVCISININ ŞEHİT EDİLMESİ: Çağlayan Adliyesindeki odasında, Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın DHKP/C militanlarınca şehit edilmesi olayı hepimizde derin üzüntüye sebep oldu.

Sadece üzülmekle kalmadık endişe de ediyoruz. Çünkü bu olayın oluşu ve yapılan “kurtarma operasyonu” istihbarat ve polisin operasyon yeteneği açısından birçok zafiyetin göstergesi oldu.

Öncelikle örgüt üyelerinin bu kadar rahatlıkla eylem yapıyor olması, istihbarat birimlerinin teröristler ve örgütleri etkili bir biçimde izlemediğini göstermekte. “Tutuklu bulunan 200 DHKP/C örgüt mensubunun ‘paralel’ meselesi ortaya çıkınca serbest bırakıldığı” iddiası da çok vahim.

Operasyonun yönetilişinin de profesyonelce yapılmadığına dair düşündürücü sorular var.

Termal kamera, mikro kamera gibi cihazlarla odanın içi ve teröristlerin hareketleri incelendi mi? Operasyon için en uygun zaman beklendi mi? “DHKP/C teröristleriyle müzakerede görevlendirilen polis Gasp Bürosu’ndandı. Terör uzmanı değildi” iddiası doğru mu? Neden odanın havalandırmasından yavaş yavaş bayıltıcı gaz vermek suretiyle teröristler etkisiz hale getirilmedi?

6Nis/150

GÜVENSİZLİK ve UMUT – Nurullah AYDIN

GÜVENSİZLİK VE UMUT - Nurullah AYDIN

Türkiye’de insanlar, cinnet halindedir. Yalancılık, yolsuzluk, rüşvet, talan, hırsızlık, ilkel Arapçılık, Arapçı İslamcılık, hurafeler, Türkiye’yi sarmalamış, Türk Milleti’ni tehdit ediyor.

Medya; cinayet, tecavüz, hırsızlık adam kayırma kollama savunma veya nefret suçlarının değişik örnekleri ile dolu. Hemen herkes televizyon ekranlarında ya da gazete sayfalarında yer alan olayları izledikçe, vay be, ya öyle mi, hayret sözcüklerini söylüyor.

Güvensizlik; her yeri sarmalamış durumdadır. Tıp dilinde paranoid şizofreni denilen hastalık toplumun hemen her kesiminde tipik örneklerini gösteriyor.

Öylesine ki bazı gazeteciler, bazı siyasetçiler, bazı akademisyenler hastalıklı kimlik ve kişiliklerini ekranlarda, gazetelerde yansıtınca, toplumun farklı kesimlerinde benzer kişilik bozuklukları ortaya çıkıyor. İmaj yansıması, dengesiz, tutarsızlık mesajın algılanmasını doğuruyor.

Toplumun yüzyıllar boyunca kazandığı hemen tüm değerleri tartışmaya açılıyor. Kültürel bütün ortak değerler alt üst edilmiş durumdadır.

Kutsal din duyguları, çıkar için olabildiğince tersyüz edilmiş, durumda.

Demokrasi adına özgürlük adına insanlar, vatandaşını katletme alışkanlığı edinmişlerdir.

4Nis/150

TERÖRDEN DERS ALAMADIK – Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

mustafa erkal profTERÖRDEN DERS ALAMADIK - Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

Çağlayan Adalet Sarayı’nda şehit verdiğimiz savcımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Oyunu kurallarına göre oynamama hastalığımız ve Şark laubaliliği bize pahalıya mal oluyor. Silah ve bomba içeri sokulabiliyor. Adı geçen terör örgütü taşeron bir örgüttür. Anlaşılan sözde komşumuz ve dostumuz, adalarımızı işgal eden Yunanistan onu kullanıyor.

Terörle mücadelede anlaşılmaz hoşgörü değişik terör örgütlerini azdırmıştır. Terör örgütlerine karşı mücadelede zaaf göstermekle, daha fazla demokratikleşme ile onları hedeflerinden caydıramazsınız. Çünkü bunların hedefi demokrasi değildir. PKK’ya karşı içli dışlı sürdürülen pazarlık ve muhabbet ve garip açılım ve sözde çözüm süreci, terör örgütlerini heveslendirmiştir. Bir açılım da DHKP-C beklemektedir. Aşırı sol terör örgütü öne çıkarılarak PKK kamufle edilmektedir. Adeta İç Güvenlik Yasasına meşruluk kazandırılmaktadır. Kan dökmeye susamış olanlarla hukuk devletinin gereklerinden taviz verilerek mücadele edilemez. Bu mücadele uzun solukludur. Uzun sürdü diye taviz verilemez. Yanlış yapıp mücadeleyi müzakereye dönüştürürseniz; Devlete itibar kaybettirir, örgütü siyasallaştırır, canlandırırsınız. Hatta sorunu milletlerarası hale de getirirsiniz.

Uzun bir süredir bu örgüt İstanbul’da eylemler yapmaktadır. Okmeydanı adeta terör örgütünün antrenman sahasıdır. Bürokraside ve özellikle Emniyetteki tasfiyelerin, personelin uzmanlık sahası dışında kullanılmasının ve kamplaşmanın birçok kurumda olduğu gibi güvenlik birimlerini de etkilediği görülmektedir. Aslında istihbarat zafiyeti buna dayanabilir. Ülke birbiriyle uğraştığından ihanet odakları rahat faaliyet alanı bulmaktadır. Nasıl olsa onların renkli, resimli propagandasını yapan sorumsuz yayın organları da var!

3Nis/150

HUKUK İLE GEÇİNEMEMEK – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2HUKUK İLE GEÇİNEMEMEK - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Üniversitede okurken yıldız hukukçu hocalarım vardı. Ceza Hukukçusu Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, Prof. Dr. Kayıhan İçel, İdare Hukukçusu Prof. Dr. İsmet Giritli gibi. Her ikisinden de geçer notlarım vardı. Günün birinde Türkiye’deki fikir suçları(TCK 163, 6187, 141, 142) ile alakalı olarak hazırladığım YÜZALTMIŞÜÇ isimli eserim(1974) yirmi bin basılmış, ancak bir tanesini bile utandığımdan “29 yaşında sen mi kitap yazdın?” demesinler diye hocalarıma verememiştim. Oysa bu 4. yayınlanmış eserimdi. Ancak mağdur, mazlum, insan hakları ve hukuku çiğnenen herkesin ömrüm boyunca hep yanlarında oldum hocalarımın dersiyle.

Bu ara yine hukuk, insan hakları, demokrasi ve çağdaşlık konularıyla hemhalim.

2Nis/150

DERSHANELER OKULLARA, ÖĞRENCİLER TEMEL LİSELERE – Dr. Sakin ÖNER

sakin önerDERSHANELER OKULLARA, ÖĞRENCİLER TEMEL LİSELERE - Dr. Sakin ÖNER TEVDAK Liseleri Derneği Genel Sekreteri

Toplumumuzda okul ve dershanenin işlevleri arasındaki fark, bir türlü anlaşılamadı. Toplumdaki genel kanı, dershanelerin okullardaki eğitim-öğretimin yetersizliğinden doğduğu yönünde. Şimdi dershaneler kapanınca millette ve hatta eğitim kurumlarında bir telaş aldı yürüdü: Şimdi ne yapacağız? Bunun üzerine hemen birkaç alternatif üretildi. Ya dershaneler okullara taşınıyor, ya da öğrenciler dershanelerden dönüşen Temel Liselere yöneliyor. Yüksek puanla öğrenci alan okullar da öğrenci kaçışını önlemek için okullarında boş zamanlarda öğrencilerine sınavlara hazırlama kursları açıyorlar. Bu durum bir defa daha şu gerçeği kanıtladı. Demek ki, dershaneler, okulların yetersizliğinden değil, bir ihtiyaçtan doğmuştur.

*Okullar, öğrencisini üst eğitim basamaklarına ve hayata hazırlar, dershaneler ise, sınavlara hazırlar. Okul uzun vadede, dershane kısa sürede başarıyı hedefler.

*Okul, kitlesel başarıyı hedef alır, dershane ise öncelikle tanıtımını güçlendirecek bireysel başarıları hedef alır, öğrencinin başarısını en üst düzeye çekmek için özel çaba harcar.

1Nis/151

PROF. DR. NECMETTİN HACIEMİNOĞLU – Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU

zeki hacıibrahimoğluPROF. DR. NECMETTİN HACIEMİNOĞLU - Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU

1931 yılında Kahramanmaraş’da doğdu. İlk öğrenimini Darende’nin Aşuda Köyü’nde, orta öğrenimini Daren ve Osmaniye’de tamamladı. Çok küçük yaşta iken babasını kaybetti. Üç erkek kardeşin en küçüğü olan Hacıeminoğlu, ağabeyinin çalışmak üzere Adana’ya gitmesi ve aileye bakma görevini üstlenmesi ile lise tahsilini de Adana’da bitirdi. 1954 yılında, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 1960 yılında mezun olduğu fakültede asistan, 1963 yılında doktor ve 1970 yılında da Doçent oldu. 1982 yılında Profesör oldu. 1972 yılında Bağdat Üniversitesi’nde Türkçe dersleri verdi. Trakya Üniversitesi’nde Fen-Edebiyat Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptı.

Milletler kültürleri ile yaşarlar. Kültür bir milletin kimliğidir ve nesilden nesile intikal ederek günümüzde de hayat bulur. Kültürü yaşatan ve günümüze taşıyan en anlamlı unsur ise dildir. Binlerce yıllık Türk kültürünü günümüzde yaşatan ve millet olmamızda emeği bulunan değerli insanları tanıtmak ve bilmek, bu kişileri gelecek nesillere tanıtmak bizim asli görevlerimizden olmalıdır. Unutulmaya yüz tutan Türk büyüklerini tanıtarak o büyük insanların hatıralarını tazelemek istiyorum.

31Mar/150

TOPRAK VER SORUN ÇÖZ – Av. Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sönmezTOPRAK VER SORUN ÇÖZ – Av. Ruhittin SÖNMEZ

Prof. Dr. Ümit Özdağ, Aydınlar Ocakları Genel Merkezi’nin 15 Mart’ta İstanbul’da düzenlediği konferansta, “AKP, Türkiye’nin uzun yıllardır çözülmeyen meselelerini toprak vererek çözmeye çalışıyor” dedi. Bunun örneklerini anlattı.

1- KIBRIS VE PATRİKHANE: “Toprak ver, sorun çöz” politikalarına ilk örnek olarak da Kıbrıs’ta rahmetli Rauf Denktaş’ı devreden çıkartarak, “Annan Planı’nın” kabul edilmesini gösterdi. Allah’tan Rum tarafı yapılan referandumda “hayır” dedi de, Kıbrıs’ın tamamının Rum Devleti haline gelmesi gerçekleşemedi.

Eğer “Annan Planı” kabul edilmiş olsaydı o günden bugüne kadar “enosis” gerçekleşecekti. Ada’dan Türk askeri çıkmış olacak, yönetimde Türk varlığının esamisi okunmayacak, Kıbrıs fiilen Yunanistan’a bağlanacaktı.

Ama sorun “çözülmüş” yani “yorgan gitmiş, kavga bitmiş” olacaktı.

Fener Rum Patrikhanesi konusunda verilen tavizler ve patriğin “ekümenik” sıfatını kullanmasına sağladıkları katkılar da aynı anlayışın ürünüdür.

30Mar/150

Dostluk ve Vefa – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrakDostluk ve Vefa - Seyfettin KARAMIZRAK seykarami@gmail.com

Biri olmalı, varlığını daima bildiğin, kendini güvende hissettiğin. Biri olmalı, “üzülme üzülürüm”diyen biri olmalı hayatınızda.

Kimi zaman hayatımızın sekteye uğradığı, işlerin ters gittiği olur. Her şeyin üstümüze geldiğini sanırız. Böyle zamanlarda, umduğumuz ya da güvendiklerimizden yeterince destek görmediğimizde kendimizi kandırılmış, terk edilmiş ya da unutulmuş hissederiz.

İnsanlar en çok, sevinçlerinin ve üzüntülerinin sevdikleri ile paylaşılmasını ister ve beklerler. Ancak iyi ve kötü gününde dostlarının yanında olmayanların böyle bir beklentiye girmesi hayaldir.

Vefa sözcüğü sözlüklerde, “sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme; sevgi, bağlılık ve dostlukta sebat; yetme ve yetişme; güzel ahlâk” anlamlarında kullanılmaktadır.

Vefa, dostların kalbinde yetişen müstesna bir güldür. Vefa kaderde kıvançta yüreği bir atan, birbirini beklentisiz ve çıkarsız seven, duygu ve düşüncelerde aynı şeyleri paylaşan kişilerin karakteridir.

Kin, nefret, kıskançlık, haset vb. duygular “vefa” nın düşmanıdır. Böyle duyguların yer aldığı gönüllerde sevgi barınamadığından, hoşgörü, merhamet, özveri, affetme, değer verme, fedakârlık vb. güzel hasletler yer almaz.

28Mar/150

“TÜRK MİLLETİNE ÇAĞRI” BİLDİRİSİ – Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

mustafa erkal prof“TÜRK MİLLETİNE ÇAĞRI” BİLDİRİSİ - Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

II.Abdülhamid’e İngilizlerin sunduğu açılım paketi reddedilir. Aslında dış kaynaklı açılım emirlerine çoğu kere uymuşuzdur. Açılımlara hala doymadık. II. Abdülhamid’den istenenler arasında jandarmanın yeniden düzenlenmesi ve başına Batılı birinin getirilmesi idi. Bugün terörle mücadelede jandarma devre dışı bırakılmak ve pasifleştirilmek için İçişleri Bakanlığı’na bağlandı. Dün de bugün de hedef değişmiyor. Bugün de Suriye ve Irak sınırını kaldır, Osmanlı ağabeyliği yap telkinleri var. Bu oyun sözde Osmanlıcılık adına oynanıyor. Bir başka ifade ile genişle ama ufalan anlamını taşıyor. IŞİD hedef alınıyor; PYD-PKK meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Bir taraftan terör örgütü muhatap alınıp işbirliği yapılıyor; diğer taraftan neden Batılı ülkeler örgütü terör listesinden çıkarıyor diye şikayet ediliyor.

Diğer taraftan 12 sene aldatıldık; cemaat bizi yanlış yönlendirdi itirafları ciddi devlet adamlığı ile bağdaşmıyor. Balyoz ve Ergenekon davalarında ben de savcıyım diyenler, yargıyı etkileyen ve yönlendirenler, hukuktan yana olan hakim ve savcıları sürenler, Genel Seçimler yaklaşırken birden tavır değiştirdiler. Paşaların tutuklanmasından bugün rahatsız olanlar, dün askere kumpas kuranların ortakları değil mi? Malum davalarda “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diyen Başbakan Yardımcısı emekliliği yaklaşınca şeref, haysiyet, doğruluk ve dürüstlükten bahsediyor.

24Mar/150

CİNAYET ŞEBEKESİNE BU İMKÂNLARI VERMENİN ADI NEDİR? – Av. Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sönmezCİNAYET ŞEBEKESİNE BU İMKÂNLARI VERMENİN ADI NEDİR? – Av. Ruhittin SÖNMEZ

Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde Kocaeli Aydınlar Ocağı aleyhine açtığı tazminat davasının son aşamasındayız. (Bu dava internet sitesinde yayımlanan bir karikatür sebebiyle açıldı.)

Dönemin Başbakanı / Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan ile Adalet ve Kalkınma Partisi avukatları Halit Çokan vasıtasıyla verdikleri tashihi karar dilekçesinde bakın PKK’yı nasıl tarif ediyor:

"Devlete karşı ayaklanan, meşru silahlı güçlere karşı silah kurşun sıkan, sivil ve masum insanları, yaşlı, kadın ve çocukları hunharca ve acımasızca öldüren, kan döken, ülkeyi bölmeye çalışan, ülkenin insan gücünü ve ekonomik kaynaklarını heba ettiren, toplumsal barışı ve ülkenin birliğini yok etmeye çalışan bir cinayet şebekesi.."

Bu davada davalılardan karikatüristin avukatı, Kocaeli Aydınlar Ocağı’nın da Başkanı olarak tarafım. Karşı tarafın yani davacıların avukatının –diğer iddialarına katılmasam da- bu yaptığı tarife aynen katıldığımı söylemek zorundayım.

AKP hükümetleri işte bu “devlete karşı ayaklanan, meşru silahlı güçlere karşı silah kurşun sıkan cinayet şebekesinin” elebaşıları ile bir “müzakere sürecini” yürütüyor.

“Sivil ve masum insanları, yaşlı, kadın ve çocukları hunharca ve acımasızca öldüren, kan döken bu cinayet şebekesinin” İmralı’daki mahkûm çetebaşısı ile Devletin yeniden yapılandırılması, yeni anayasa ve bazı kanunların nasıl yapılacağı pazarlık ediliyor.

23Mar/150

HALLERE GÜZELLİK GELSİN – Av. Tevfik KARABULUT

tevfik karabulut  avHALLERE GÜZELLİK GELSİN – Av. Tevfik KARABULUT

Baharla bağlar uyansın
Yeşillensin dağ uyansın 
Uyuyan ruhlar uyansın
Hallere güzellik gelsin

Bak sonu geliyor kışın 
Güzellikler dolsun düşün
Anlamı olsun gidişin
Yollara güzellik gelsin

Çiçekler versin topraklar
Uykudan kalksın ağaçlar
Açsın yemyeşil yapraklar
Dallara güzellik gelsin

Çerağ yansın gönüllere
Eller uzansın ellere
Bal tadı aksın dillere
Dillere güzellik gelsin

Hasret çekmesin bülbüller
Gönüllerde açsın güller
Sıkılı kalmasın eller
Ellere güzellik gelsin

Bitsin artık karanlıklar
Yarınlar var, umutlar var
Sevgiyle sulansın bağlar
Güllere güzellik gelsin

22Mar/150

Prof. Dr. Orhan Türkdoğan – Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU

zeki hac  Prof. Dr. Orhan Türkdoğan – Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU

Hocaların hocası Orhan Türkdoğan, soyadı gibi Türk doğdu, Türk olarak yaşıyor. Yüce Allah kendisine sağlıklı uzun ömürler nasip etsin.

Değerli hocamız 1926 yılında Malatya'da doğdu. İlk-orta ve lise öğrenimini bu İl'de tamamladı. 1955 yılında Ankara Üniversitesi Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi, Felsefe ve Sosyoloji Bölümü'nden mezun oldu. 1955-59 yılları arasında Malatya Lisesi Felsefe Öğretmenliğinde bulundu. 1959 yılında Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Asistanlığına atandı. 1962 yılında doktor, 1967 yılında doçent ve 1971 yılında da profesör oldu.

Türkdoğan 1962 -64 yıllarında Nebraska ve Missouri Üniversiteleri'nde 'yeniliğin yayılması', 'sağlık-hastalık sistemi' ve 'etnik gruplar' üzerindeki araştırmalarını sürdürdü.

1971 yılında Alman Devleti'nin davetlisi olarak Hoffenheim Üniversitesi'nde birinci kuşak Türk işçileri üzerinde araştırmalarını yürüttü. Yine 1980 yılında Alman Devleti'nin isteği üzerine aynı üniversitede ikinci kuşak Türk işçilerinin toplumsal uyumsuzluk ve kültürel entegrasyon gibi temel sorunlarını inceledi.

1980 yılında terör ve şiddet olayları ile ilgili olarak kaynak araştırmaları için st. Andrews/İskoçya Üniversitesi'nde görev almış ve yerel terör örgütlerinin stratejilerini inceleyerek ülkemiz terör ve şiddet olaylarının sosyal ve antropolojik yönleriyle bağlantılı bir araştırma yürütmüştür.

21Mar/150

Güç, Zenginlik ve Yoksulluk – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN

h i kahraman drGüç, Zenginlik ve Yoksulluk – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN

Son zamanlarda okuduğum ve çok etkilendiğim bir kitaptan bahsedeceğim. Doğan kitap yayınlarının 7.basımından temin edebildiğim ‘ULUSLARIN DÜŞÜSÜ’ isimli bu eser, önemli bir emeğin-araştırmanın sonucu ortaya çıkmış ve bu sebeple de bazı ödüller de almıştır. Eserin Yazarı Daron Acemoğlu bir iktisat hocasıdır. Diğer yazar James A. Robinson ise bir siyaset bilimcisi ve ekonomist. Bu eseri yöneticiliğe merak ve ilgisi olanların, hele hele siyasetçilerin mutlaka okuması lazımdır. Yönetim şekliyle zenginlik ve fakirliğin ne kadar ilişkili olduğunu çok çarpıcı örnekleriyle öğreniyoruz.

Yönetimlerin idare ettikleri toplumlarına kapsayıcı kurumlarını kurabildikleri oranda refah ve zenginlik verebildiklerini muhtelif örneklerle öğreniyorsunuz. Halka yansıyan bu zenginliğin güçlü, refahı artmış bir topluma dönüştüğünü öğreniyorsunuz. Kapsayıcı kurumlarını kuramayan yönetimlerin ise halkına bir zenginlik sunamadıklarını, ülkelerin imkan ve zenginliklerinin imtiyazlı bir gruba aktarıldığını, bu grubun çok büyük zenginliklere kavuşurken halkın büyük çoğunluğunun yokluk ve yoksulluk içine sürüklendiğini örnekleriyle öğreniyorsunuz.