
‘Türk’lerle Kürt’ler bir arada yaşasınlar mı yaşamasınlar mı? – Yavuz Bülent BÂKİLER
‘Türk’lerle Kürt’ler bir arada yaşasınlar mı yaşamasınlar mı? - Yavuz Bülent BÂKİLER / 11 Temmuz 2010 Pazar
PKK terörü dolayısıyla, şimdi yeni bir konu üzerinde konuşmaya başladık: “Türk’lerle Kürt’ler bir arada yaşasınlar mı, yaşamasınlar mı?“ Bu, üstü kapalı bir cümle.
Bu ifadenin Türkçesi şöyle: “Türkiye’yi ikiye bölelim mi bölmeyelim mi? “Vatan topraklarının bir kısmını, alın sizin olsun diyerek Kürt’lere verelim mi vermeyelim mi?“
TAM DEMOKRATİK SEÇİM SİSTEMİ – Alptekin CEVHERLİ
TAM DEMOKRATİK SEÇİM SİSTEMİ - Alptekin CEVHERLİ
Bilinen fıkradır:
1950 Seçimleri’nde oyunu kullandıktan sonra, köylü seçmen bir an duraklar ve sandık başkanına döner:
- Bey pusulamı geri istiyorum.
- Geri verilmez, niçin istiyorsun?
- Adres yazacağım
- Adres yazılır mı be adam!...
- ‘Geçen seçimde’ adresi yazmadık da oylar başka partiye gitti de...
* * *
“DAĞLICA’DAKİ O GÜN”ÜN TARİHÇESİ – Süleyman PEKİN
“DAĞLICA’DAKİ O GÜN”ÜN TARİHÇESİ – Süleyman PEKİN
49 günde 81 şehidimiz vardı, 50. gün sayıyı şaşırdık. Şehit ve yaralılarımıza 1 gün sonra ulaşabildik. Genelkurmay 16 şehidimiz olduğunu açıkladı o gün Dağlıca’da. Ve o gün Dağlıca’da 49 şehidimiz olduğunu söylüyor bölgedekiler.
Iğdır’da, Tunceli’de, Mardin’de 14-15-16.. Şehitler bizim için sayı değildir, şeref bayrağıdır. Şehitlik bir nasip meselesidir ama taşları bağlayıp köpekleri serbest bırakanları da asla unutmuyoruz.
İsmini aldığım dedem hem Çanakkale hem Kurtuluş Savaşı gazisi. Ben de onun madalyasının varisiyim. Çanakkale Şehitleri ve İstiklâl Savaşı Gazileri Varisleri Anma ve Yaşatma Derneği II. Başkanlığımız buradan geliyor.
Askere Dağ Komando talepli kâğıt imzalayarak gönüllü gittik. 1992 Kasım’ında Diyarbakır’a indiğimizde her işportacı Kürtçe müzik çalıyordu. Silvan’daki köy aramalarında işimize yarar diye Kırmançça öğrenmeye çalışmıştık.
İMAM HATİPLİLER – Av. Ruhittin SÖNMEZ
İMAM HATİPLİLER – Av. Ruhittin SÖNMEZ
28 Şubat döneminin kara listesinde yer alan İmam Hatip Liseleri ve bu liselerden mezun olanlar AKP döneminin gözdeleri oldu.
Çok temiz ve samimi Müslümanların hem maddi ilimler ve hem de dini ilimlerle mücehhez gençler yetiştirme gayretlerinin eserleriydi onlar. Böylece yetiştirilecek “iki kanatlı kuşlarla” dünya hayatında ileri medeniyetler seviyesine çıkılacak, ahirette de bu kanatlarla donatılmış gençlerimiz Cennete uçacaklardı.
İmam Hatip okullarında yeni nesil sadece bilgili değil, güzel ahlaklı, namazlı, abdestli yetiştirilecekti. Böyle yetiştirilen İmam Hatipliler devlet kademelerinde görev alacaklar, özel şirketlerde dürüst, faziletli yönetici veya patronlar olacaktı.
İmam Hatip nesli yetiştirme gayretinde olan samimi ve fedakâr Müslümanların bu projesi Onlar için adeta Asr-ı Saadet dönemini yeniden yaşatabilmek ideali gibiydi.
Onlar gelecek ve her şey düzelecekti.
Bilim Teknoloji diye bir meselemiz var mı? (1) – Ramazan BAKKAL
Bilim Teknoloji diye bir meselemiz var mı? (1) - Ramazan BAKKAL(*)
Ar- Ge ve inovasyon olmadan zenginliğe giden yol yoktur. Hatıralara türbedarlık ederek kaç sene barınılabilir? Bilim-teknoloji meselesi Sakarya meydan muharebesinden veya TRT yayıncılığından daha mı az önemlidir?
Dalından kopan yaprağın kaderini rüzgâr, teknoloji üretmeyen ülkenin kaderini küresel güçler, komşuları ve düşmanları tayin eder.
Ülkemizin refahına katkıda bulunabileceğimiz biricik mesele Bilim ve Teknolojiye gereken önemi vermekten geçtiği halde toplum gündeminde gerektiğince yer almıyor. Hafif sanayi denilen tekstil, plastik ürünleri, domates-limon-fındık-zeytin, incir, basit makina ihracatıyla sağlanabilen hayat standardı ve güvenli yaşama ortamı mevcut durumdur.
Türkiye’de ülkenin refahına katkıda bulunacak düzeyde bilim ve teknoloji üretiminin olmaması toplum önderleri, ve aydınlar tarafından halledilmesi gereken birinci öncelikli mesele olarak görülmüyor. Batı toplumlarının zenginliğinde ana kaynağın orijinal bilimsel buluşları endüstrileşmeye çevirip pazarlamak olduğu bilindiği halde görmezden geliniyor veya üzerinde düşünülmüyor. Tarih, ülkemizin 300 yılı aşkın zamandır çektiği sıkıntıların temelinde bilim-teknolojide çağın gerisinde kalmamızın yattığını fısıldıyor: “Bilimde geri kalmışlıktan kurtulmadan stratejik bir coğrafyada huzur içinde yaşanamaz.” diye. Duyan yahut ilgilenen var mı bilmiyoruz?
SÜLEYMAN SERVET BEY – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
SÜLEYMAN SERVET BEY - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Ahmet Kabaklı’yla fikren tanışmamız 1960’lı yıllara rastlar. Beyazıt’da Karaağaç İşhanı’nın teras katındaki Aydınlar Ocağı’nın son aylarıydı. Marmara Kıraathanesi ile Küllük ise Beyazıt’da harıl harıl çalışıyordu. İstanbul Vefa Lisesi son sınıftayım. Sadece Süleymaniye Kirazlı Mescit 46 numara ve Cağaloğlu’nda MTTB’ye gidip gelmiyorum, Büyük Doğu Fikir Kulubü’nün de müdavimiyim. Büyük Doğu Fikir kulübü o yıllarda Beyazıt Gedikpaşa’da Kayserili Cam üretimi ve ticareti yapan Refik Bürüngüz Ailesi tarafından Necip Fazıl Kısakürek’e tahsis edilmiş bir daire. Hanın tümü nerdeyse imalathane ve ayakkabı kokuyor. Kulubün sürekli gelenleri Rafet Çıngıl, Hüseyin Rahmi Yananlı, Bahri Zengin, Hüseyin Arı, Ali Biraderoğlu, Rıfat Besceli hatırımda kaldığı kadarıyla. 146 nolu ile Büyük Doğu Fikir Kulubü’ne üstad beni üye kaydediyor. Mutlu olduğum ender günlerden, aylardan, yıllardan birini yaşıyorum. Vezneciler’de üniversiteli öğrencilerin kurduğu Ötüken Yayınevi de Necip Fazıl’ın iki kitabını yayınlamış: Hikayeler ve Sultan Abdülhamid. Haftalık Yeni İstiklal ve Yeni İstanbul elimizden, yüreğimizden hiç düşmüyor. Sonra Hami Tezkan ve Gökhan Evliyaoğlu’nun yayınladıkları günlük Sonhavadis gazetesi ve haftalık Düşünen Adam Dergileri.
Daha sonra “Şeyhülmuharririn” olacak Ahmet Kabaklı bu yerlere çoğu zaman gelip gidiyor. Hem öğretmen olarak biliyoruz, hem de Tercüman’da muharrir. Duyduğumuz bir imtihanı kazanarak Tercüman’a köşe yazarı olarak göreve başlamış. Bütün üstadları sadece uzaktan görür, imrenir, yanlarına yaklaşmaya adata “edeb” ederdik. Konuşurken bile yüzümüz kızarırdı.
TÜRKİYE IŞİD’İ VURUYOR, PYD/PKK VE ESAD KAZANIYOR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
TÜRKİYE IŞİD'İ VURUYOR, PYD/PKK VE ESAD KAZANIYOR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Türk kamuoyu, 28 Ağustos akşamı açıklanan geçici hükümetle ilgili gelişmeleri tartışırken, Türk ve ABD savaş uçakları da IŞİD hedeflerini vuruyordu.
Türkiye ile ABD arasında varılan mutabakatın arkasından hazırlıklar tamamlandı ve IŞİD'in Suriye'deki hedeflerine yönelik ortak hava harekâtı başlatıldı.
ABD Türkiye ile anlaşmasında Irak sınırları içinde Kandil’de bazı hedeflerin vurulmasına karşı çıkmadı. Ancak Suriye’de PYD/PKK hedeflerinin vurulması konusunda “aklınızdan bile geçirmeyin. Onlar benim bölgedeki müttefikim” dedi.
***
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI KUTLAMA MESAJI – Nurullah AYDIN
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI KUTLAMA MESAJI - Nurullah AYDIN
Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan Türk Milleti; kahraman Türk Ordusu ile sadece silah gücüyle değil, sahip olduğu yüce değerlerle çağ açmış/çağ kapatmış ve üç kıtaya egemen olmuştur.
Zaferler; ruh ve bedenin buluşması gibidir.
Şanlı Türk Tarihi; bu buluşmalarla yazılmıştır.
Türk Milleti’nin tarihinde Ağustos ayı, tarihi savaşların yaşandığı aydır. Ağustos ayı zaferler ayıdır.
30 Ağustos 1922 zaferi ile Anadolu’ya yönelik batı-haçlı istila amacı yok edilmiştir.
Bugün; Türk Milleti’nin birliği, Türk Devleti’nin varlığı, Türk vatanının bölünmez bütünlüğü tehdit altındadır.
Türk Milleti’nin engin hoşgörüsü altında varlıklarını sürdüren ancak kin ve nefret duygularından sıyrılamayanlar zehir kusmaya devam etmektedirler.
Türk Milleti; azınlıkçılar, vatansız dincilerce teslim alınmaya çalışılmaktadır.
Türk Devleti; Türk düşmanı azınlıkçı kişilerce ve gruplarca sarsılmaktadır.
Türk Vatanı; teröristlerin gizli açık alanı haline getirilmiştir.
ALLAH EVLÂDIN DA HAYIRLISINI VERSİN – Yrd. Doç. Dr. Sakin ÖNER
ALLAH EVLÂDIN DA HAYIRLISINI VERSİN – Yrd. Doç. Dr. Sakin ÖNER
Kültürümüzde İslam inancından beslenen güzel bir söz vardır: “Allah her şeyin hayırlısını versin”. Çünkü hayırlı olmayan zenginlik, ilim, eş, evlât insana belâ, musibet, sıkıntı getirir.
Dünyevî âlemden uhrevî âleme göç ettiğinde insanoğlunu hayırla yâdettirecek şeyler; yaptığı hayırlı işler, hayırlı eserler, amel ettiği ilim, hayırlı eş, hayırlı evlâttır. Bunlar içinde özellikle evlât, çok çok önemlidir. Evlât, babasından aldığı manevi mirasa iyi sahip çıkabiliyorsa, babasının itibarını, hâtıralarını iyi koruyabiliyorsa, güzel ve hayırlı işlerini, çalışmalarını devam ettirebiliyorsa ve en önemlisi, ona bıraktığı ismi onurlu ve itibarlı bir biçimde taşıyabiliyorsa, hayırlı evlâttır.
Toplum hayatımıza büyük katkıları ve etkileri bulunan büyük fikir, dava ve inanç adamlarının evlâtlarının içinde maalesef, hayırlı olma konusunda fire çoktur. İsim isim saymaya gerek yok. Şöyle yakın tarihimizin önemli isimlerine bir bakın, söylediğimin ne kadar doğru olduğunu göreceksiniz. İslamî hassasiyeti ile tanınan bir kişinin evlâdının uyuşturucu komasına girerek öldüğünü, milliyetçi bir fikir adamının evlâdının taban tabana zıt mahfillere savrulduğunu, Batının medeniyet ateşini mitoloji kahramanı Promete gibi ülkesine taşımasını istediği evlâdının gittiği ülkede papaz olarak kaldığını, devletin en üst kademelerinde görev almış kişilerin evlâtlarının çok pespaye durumlara düştüklerini tarih kaydetmektedir. Bunun örneklerini çoğaltabiliriz.
SİYASET YAPIYOR HA!.. – Ozan Arif
SİYASET YAPIYOR HA!.. - Ozan Arif
Bu ne siyaset yapmak, ne de bir şov adıdır,
Bu bir gardaş acısı, bir vatan feryadıdır!..
Bir yürek yanıyorken, hakkını yiyenler var!
Buna bile siyaset yapıyor diyenler var!
Buna da kulp buldunuz... Sizde insanlık bitmiş,
Siyasi taraftarlık gözünüzü kör etmiş...
Sapıksınız tamam da, bu kadar sapılır mı?
Ulan Şehit gardaşla, siyaset yapılır mı?
Ozan Arif‘in size, nasıl aklı ersin be...
Cenab-ı Allah sizin, belanızı versin be...
23 Ağustos 2015
DR. KAHRAMAN İSU’DA, ‘HOŞ BİR SEDA’ BIRAKTI – Galip ATAMAN
DR. KAHRAMAN İSU’DA, ‘HOŞ BİR SEDA’ BIRAKTI – Galip ATAMAN
Kocaeli’de her gün onlarca, yüzlerce, binlerce okurla, öğrencimle, arkadaşımla karşılaşıyor, selamlaşıyor, konuşuyorum.
Ama “dostum” diyebileceğim, başta eğitim olmak üzere ülke sorunları dahil her konuyu gönül rahatlığıyla, açık yüreklilikle konuşabileceğim, tartışabileceğim sayı çok az.
Dr. Halil İbrahim Kahraman da insan olarak, doktor olarak, sivil toplum gönüllüsü, hepsinden öte “dost” olarak sohbetinden keyif aldığım ender ve saygın isimler arasında kalmayı hep korumuştur.
Yaklaşık 15 yıl önce tanıdığım Dr. Kahraman, 1982 yılından buyana İzmit’te başarılı tıp doktorluğunun yanı sıra sivil toplum örgütlerinin etkili isimlerinden biri olmuştur.
Aile doktorumuz da olan Dr. Kahraman, kent vizyonu ve hemşerilik bilincinin geliştirilmesi, çevreye duyarlı, şehrin dinamikleri ile şehri yönetenleri buluşturan örnek, saygın, herkesle barışık bir isimdir.
Dahası; alt yapısıyla, donanımıyla, bilgi birikimiyle kapısını çalan, telefonunu çaldıran herkesin yardımına koşmayı, çözmeyi kendisine şiar edinmiştir.
65 yaşına rağmen sorun çözmek için koşturan, çaba harcayan, herkese eşit mesafede olan, mütevaziliği, kalenderliği, yardımseverliğiyle tanıdık tanımadık herkesin gönlünde küçücükte olsa yerini almıştır.
ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMELERİ – Stj Av. Kemal ÖNER
ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMELERİ - Stj Av. Kemal ÖNER
Giriş ve Teşekkür: Değerli okuyucularımız, aradan geçen zamanda sizlerden aldığımız geri dönüşler bizleri farklı konularda yazmaya teşvik etti. Gerek yurt içinden gerekse Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok noktasından aldığımız teşekkür mesajları Kocaeli Kandıralılar Derneği’nin dünyanın her noktasından ulaşılabilir bir topluluk olduğunu bizlere bir kez daha gösterdi. Bu nedenle, uzak diyarlardan tutunda komşu bir şehre kadar bizleri takip eden siz değerli okuyuculara teşekkürü bir borç biliyoruz. Aynı zamanda bizleri yazmak ve araştırmak konusunda cesaretlendiren Sayın Ahsen Okyar Ağabeyimize ve Sayın Erdal Baykara Ağabeyimize de bu vesile ile şükranlarımızı sunmak isteriz.
Bu çalışmamızda bizlere ofisimizden Stj. Av. Kemal Döner yardımcı oldu. Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden bu yıl derece ile mezun olan ve Özel Hukuk Anabilimdalı Master Programına da kabul edilen Sayın Döner’in, aşağıda Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi ile ilgili çalışmasını dikkatlerinize ve takdirlerinize sunuyoruz.
Sevgi ve Saygılarımızla;
Av. Abdurrahman Kaymak
İSTİKRARLI VE KARARLI MÜCADELE – Av. Ruhittin SÖNMEZ
İSTİKRARLI VE KARARLI MÜCADELE – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Halen icraatın başında olan Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan ile geçici AKP hükümeti “PKK ile müzakere yerine mücadele etme” politikasına devam eder mi?
Yoksa seçime doğru İmralı’daki cani ile anlaşıp, bir “barış çağrısı” yaptırır ve seçime yine “çatışmasızlık” ortamında girmeye mi çalışır?
Böylece Kandil’i “savaş kartalı”, İmralı’yı “barış güvercini” yaparak, “Dolmabahçe mutabakatını” yürürlüğe sokar mı?
Yeniden askeri kışlaya, polisi karakola kapatır mı?
Bu arada şehit düşen asker ve polislerimiz hayatını “pisipisine” kaybetmiş mi olur?
Bu sorulara cevap vermek için öncelikle şu soruya doğru cevabı bulmamız gerekir:
7 Haziran seçimlerinde AKP, HDP barajı geçtiği için, tek başına iktidarını kaybetmeseydi “çözüm sürecine devam eder miydi? Ya da şimdi yaptığı gibi, “terörle mücadele” yolunu tercih edip, “analar ağlamasın” sloganından, “ne mutlu şehit ailelerine” söylemine geçer miydi?
SİZ ALDATILMADINIZ BAYIM! BİZ ALDATILDIK, TOPYEKUN TÜRK MİLLETİ ALDATILDI… / Yrd. Doç. Dr. Sakin ÖNER
SİZ ALDATILMADINIZ BAYIM! BİZ ALDATILDIK, TOPYEKUN TÜRK MİLLETİ ALDATILDI…Yrd. Doç. Dr. Sakin ÖNER
Önce milli orduya, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e düşman olan büyük kısmı Marksist, liberal, kozmopolit, İkinci Cumhuriyetçi aydınlarını, yazarlarını ve sanatçılarını, “Askeri vesayeti kaldıracağız, eski darbelerden hesap soracağız, Türkiye’yi Avrupa Birliğine sokacağız” diyerek aldattınız.
Onların büyük desteğini alarak muhafazakar zihniyete karşı olanlar nezdinde itibar kazandınız, yol aldınız. Onları sonuna kadar kullandınız, kimliklerini, kişiliklerini yıprattınız, sonra da bir çamaşır gibi sularını sıkıp işiniz bitince hepsini birer birer harcadınız, bitirdiniz.
İnandırıcılıkları kalmadı. ”Avrupa Birliğine gireceğiz” dediniz, AB de buna inandı, görüşme fasılları açılmaya başladı. 2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra yavaş yavaş bu çabanızdan vazgeçtiniz. Kadronuz yoktu, cemaatin kadrolarından yararlandınız, ne istedilerse verdiniz. Yargıyı, mülkiyeyi, emniyeti, eğitimi ve diğer hizmet alanlarını verdiniz. Birlikte milli ordumuzun millici subaylarını, ülkenin milliyetçi-ulusalcı teşkilat ve şahsiyetlerini hapse atıp etkisiz hale getirdiniz. Sonra cemaat MİT’i de ele geçirmeye çalışınca, Oslo’da başlayan “çözüm süreci”ne karşı çıkınca, Suriye muhaliflerine tırlarla gönderilen silahlar yakalanınca ve sizin çevrenizin yolsuzlukları ortaya çıkınca “eyvah aldatıldık” dediniz ve “İnlerine ineceğiz” dediniz, indiniz.
Zarfa Değil, Mazrufa Bak Sen – Alptekin CEVHERLİ
Zarfa Değil, Mazrufa Bak Sen - Alptekin CEVHERLİ
Adamın biri Şam’dan ipek, süs eşyaları ve çeşitli mücevherleri satın almış. Bağdat’a götürüp satacakmış. Fakat aldığı mallar o kadar değerli ve kıymetliymiş ki, yükte hafif, pahada ağır olan bu eşyaları, devenin sırtındaki küfenin ancak birini doldurabiliyormuş.
Bu şekilde yola çıksa bakmış küfe, devenin sırtında durmayacak devrilecek. Ne yapayım diye düşünmüş düşünmüş; sonunda bir çare bulmuş. Öbür küfeyi de çöl kumuyla doldurup devesinin sırtına yüklemiş ve Bağdat’a doğru yola koyulmuş.
Çölde kızgın kumlar üzerinde önde kendisi arkasında devesi ile ilerliyormuş.
Epey bir yol gittikten sonra bir de bakmış ki kendisi de devesi de epey yorulmuş. Devenin sırtına oturmayı düşünmüş. Bakmış hayvan kan ter içerisinde kalmış, acımış. Bir vahada dinlenmeye karar vermiş. Bulduğu bir vahada hayvanı çökertip tam yükleri indirmeye çalışırken bir ses işitmiş:
- Selâmünaleyküm kervancı. Yardıma ihtiyaç var mı?
Sesin geldiği yöne doğru bakmış, hırpani giyimli, derviş kılıklı bir adam uzaktan kendisine bakıyor.
- Ve aleykümselâm. Valla Hızır gibi yetiştin. Şu küfeyi çözmeme yardım etsen çok iyi olur.
KARAMSARLIK VE UMUT – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
KARAMSARLIK VE UMUT - Prof. Dr. Nurullah AYDIN
İnsanların yaşamında olduğu gibi toplumlarda da bazen karamsarlık bazen umutsuzluk dönemleri olur.
Kâbus dolu son yıllar ülke insanının duygularını, düşüncelerini, inançlarını, yarınlara güven duygusunu sarsmış durumdadır.
Son yıllarda yıkım yaşayan, yeraltı yerüstü kaynaklarını, topraklarını yabancılara peşkeş çeken ihanet yapılanması ileTürkiye’nin sorunları büyümüş, istikrarsız bir şekilde yarı sömürge haline gelmiştir.
Türkiye’de çağdışı zihniyet değişimi yaşanıyor. Türkiye’nin demokrasi, ekonomi, hukuk, kültür, siyaset alanlarında gerçekleştirdiği yıkıcı bölücü ifsad edici dönüşümlerin büyük bir zihniyet değişikliğini de beraberinde getirdiğini, bunun da ihanet olduğu bir gerçektir.
Türkiye’nin dünya sahnesinde hak ettiği yeri alabilmesi ve ilelebet payidar kalabilmesi yolunda güçlü bir irade ortaya konulmalıdır. Bu irade ve azmin, yöneticilerden vatandaşlara kadar toplumun bütün kesimlerini kuşatmış olmalıdır.
Ciddi risk ve tehditlerin bulunduğu bir coğrafyadaki Türkiye’nin, yakın bölgesine ve ötesine barış, adalet ve refahı yaymaya çalışmalıdır.
Kendi içinde ayrıştırılan bölünen Türkiye; talihsiz aciz işbirlikçi zihniyetin elindedir.
BÜYÜK DEPREMİN VAKTİ YAKLAŞTI – Süleyman PEKİN
BÜYÜK DEPREMİN VAKTİ YAKLAŞTI – Süleyman PEKİN
Bu hafta Deprem Haftası.. 17 Ağustos Marmara Depremi’nin üzerinden tam 16 yıl geçti.. Biz Kocaeli’de depremi çoktan unuttuk, senede 1 gün hariç..
Depremi Körfez’in Seymen Sahilinde fay hattına 15 metre bir apartmanda 20 günlük bebeğiyle ve ailece karşılayan, sonrasında da enkazdan insan çıkarmaktan kepçe makinesinin giremediği yerlerde mezar kazmaya kadar bir sürü işle haftalarca iştigal eden birinin bile aklına 17’sinde geliyor, 18’inde gidiyor.
Belki de bilinçaltımız ‘biz sırayı savdık, gayri İstanbul düşünsün’ diye düşünüyor. Uzmanlar Türkiye’nin sosyo-ekonomik kalbi İstanbul’da büyük bir deprem bekliyorlar. Hatta deprem simülasyonlarında yüzbinlerce ölü olacağı varsayılıyor. Bir tarihçi ise olası Büyük İstanbul Depremi’ni “küçük kıyamet” olarak nitelendiriyor.
“ÇATIŞMALI ÇATIŞMASIZLIK” VE BARIŞ – Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL
“ÇATIŞMALI ÇATIŞMASIZLIK” VE BARIŞ - Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL
Vatanımızın birlik ve beraberliği için hayatını seve seve feda eden şehitlerimizi saygı ve rahmetle analım. Artık onlar Türk Milletinin kalbinde yaşayacaklardır. Şehitlere ve onların ailelerine çok şey borçluyuz. Vatan için canımızı veririz ama ülkeyi 12 senede bu hale getirenler hala ortada dolaşıyorlar. Şehit cenazelerini kuşa çevirenler, şimdi cenazelere katılıyorlar.
Bu ağır bedeli sadece katil PKK ve KCK mi ödeyecek? Şehitliğin ulvi anlamını ne bazı politikacılar, ne de olup biteni anlamaktan uzak, yetenek ve bilgiden mahrum akiller anlar. Akiller, terör soslu sözde barış ortamını ve çözülme sürecini anlatmaktan herhalde yorgun düşmüşlerdir. Kullanılan bu grup çözüm ve açılımı hayvanların anladığını, ama insanların anlamadığından şikâyetçi olmuşlardı.
1970’li yıllardan günümüze önce ideolojik kamplaşma yoluyla Devletiyle kavgaya girenler, daha sonra etnik ve mezhep ayrımcılığını kullandılar. Terör karşısında basınımızın önemli bir bölümü hep sınıfta kaldı. 1968’lerde üniversite binalarını işgal ve tahrip eden aşırı sol militanlara, devrimci ve Atatürkçü kabul edilerek gazete köşelerinde işgal hatıraları yazdırıldı. (Yeni Gazete) Devrimci mücadeleye sermayedarlarımız katkıda bulundular! Nasıl olsa devrim kaçınılmazdı ve geleceğe yatırım gerekliydi. Bazı yüksek tirajlı gazetelerimiz toplumun önünde burnunu karıştıran, göbeğini kaşıyan teröristbaşının hangi takımı tuttuğunu tartıştı. Ardından Hürriyet’in Pazar ilavelerinde teröristlerin ne kadar ince ruhlu ve sanata saygılı oldukları, hangi müzik âletlerini çaldıkları ele alınır oldu. Türkiye’yi Türkiye yapan değerlere sadakatle bağlı olanlarla adeta dalga geçildi.
ERKEN SEÇİM ÇARE DEĞİL – Av. Ruhittin SÖNMEZ
ERKEN SEÇİM ÇARE DEĞİL – Av. Ruhittin SÖNMEZ
7 Haziran seçimlerinden bu yana ihtimaller azaldı, (dün itibariyle) sadece iki seçenek kalmıştı: Ya AKP+MHP koalisyonu veya erken/tekrar seçim.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin sürecin başından beri AKP+CHP koalisyonunun olması için gösterdiği çaba MHP içinden ve dışından çoğu kimse tarafından anlaşılamadı.
“Bu Bahçeli ne yapmak istiyor?” sorularını sıkça duyduk.
TBMM Başkanı seçiminde dolaylı desteği ile AKP’li adayın seçilmesi de özellikle CHP kanadından “Bahçeli’nin AKP’ye koltuk değneği” olmakla suçlanmasına sebep olmuştu.
Sonra düşünceler değişmeye başladı.
Çünkü görüldü ki, eğer AKP+MHP koalisyonu gerçekleşirse TBMM başkan seçiminde CHP adayı yerine AKP’li adayın seçilmesi isabetli bir tercih sayılacaktır.
Yok erken seçim olacaksa zaten hangi partiden Meclis Başkanının seçilmiş olduğu çok önemli olmayacak. Yeni seçim sonrası kartlar yeniden karılmış olacak.
Bu iki ihtimali önceden görerek, planlama yapmışsa MHP’nin bu tercihi doğrudur.
Ancak bu çok riskli bir strateji idi.
Kandıra Gıda OSB için umut ışığı–Engin ŞAHİN
Kandıra Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi projesini anlatmaya gerek var mı, bilmiyorum.