
NATO/PKK 1 Kasım sonrasına hazırlanıyor! – Ahmet TAKAN
NATO/PKK 1 Kasım sonrasına hazırlanıyor! - Ahmet TAKAN
NATO'dan gelen "Türkiye'yi savunmaya, asker göndermeye hazırız "açıklaması..
Hiç hayra alamet değil!
Zaten Türkiye, ta başından beri stratejik çukurluğa mahkum edilmişti...
Nedenini nereye bağlarsanız bağlayın bedelini milletçe ağır ödediğimiz iç-dış bütüncül sürecin hayatinoktasındayız.
ELAZİZ’DE SÜLEYMAN İSTANBUL’DA SERVET – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
ELAZİZ’DE SÜLEYMAN İSTANBUL’DA SERVET - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Ortamektep talebesi iken Kilis’te Şıhlar Camii civarında mütevazi bir odada arkadaşlarımızla bir “kitap kulübü “kurmuştuk. İstanbul’da Milliyetçiler Derneği, Ankara’da Osman Yüksel’in Serdengeçti ve Salih Özcan’ın Hilal Dergisi ve Yayınlarından ödemeli istiyorduk. İnkılap Kitapevi’nden de Safahat. Kitap Kulübümüze ayrıca her gün iki de gazete alıyorduk; Peyami Safa, Burhan Felek’in yazdığı Milliyet ile, Kadircan Kaflı ve Ahmet Kabaklı’nın yazdığı Tercüman. Haftalık Yeni İstiklal de bunu takip etti. İşte böylece Ahmet Kabaklı’yla fikren tanışmamız 1960’lı yıllara rastladı. Lise eğitimini tamamlamak üzere Vefa’ya kaydolduğum zaman bir sevincim de sürekli yazı ve kitaplarını okuduğum Peyami Safa, Nurettin Topçu, Ali Fuat Başgil, İsmail Hami Danişment, Mümtaz Turhan, Mehmet Çavuşoğlu, Necip Fazıl Kısakürek, Eşref Edip Fergan, Muharrem Ergin, İbrahim Kafesoğlu, Mehmet Kaplan, Faruk Kadri Timurtaş, Tarık Buğra, Ahmet Davutoğlu, Muzaffer Özak, Mahir İz’leri tanımak oldu.
Daha sonra “Şeyhülmuharririn” olacak Ahmet Kabaklı Aydınlar Ocağı, MTTB, Milliyetçiler Derneği, Türkocağı gibi bu yerlere çoğu zaman gelip gidiyordu. Hem öğretmen olarak biliyoruz, hem de Tercüman’da muharrir. Duyduğumuz bir imtihanı kazanarak Tercüman’a köşe yazarı olarak göreve başlamış. Bütün üstadları sadece uzaktan görür, imrenir, yanlarına yaklaşmaya adata “edeb” ederdik. Konuşurken bile yüzümüz kızarırdı.
BU SIKINTILAR DA BİTECEK – Av. Ruhittin SÖNMEZ
BU SIKINTILAR DA BİTECEK – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Bu hafta sonu 12 Eylül 1980 dönemini anlatan “Kafes” adlı filmi seyrettim. 12 Eylül’e getiren olaylar ve sonrasında Mamak Askeri Cezaevinde yapılan işkence ve zulümleri anlatan sahneleri karmaşık duygular içinde izledim.
Önce ihtilali hazırlayan ve benim üniversitede öğrenci olarak yaşadığım “anarşi” olayları.
“Bu olaylar bitmeyecek” veya “ülke elden gidecek” kaygısıyla yaşadığımız bu kargaşa dönemi bir anda bitiverdi.
Daha sonra “ihtilal yönetimi hep devam edecek” kaygısı. Bu kaygı da bir süre sonra geçti ve o dönem de bitti.
Şimdi ise geniş kitlelerde bir yanda PKK terörü, diğer tarafta “diktatörlük rejimine geçiş” ile alakalı kaygılar ve “galiba bir daha güzel günler yaşayamayacağız” endişeleri hâkim.
Bu endişeleri besleyen makul şüphe var mı? Var.
Çünkü AKP ve HDP/PKK arasında yürütülen süreçte, “Dolmabahçe Mutabakatı” ile sondan bir evvelki durağa geldiğimizin işareti verilmişti.
Bereket 7 Haziran seçimleri sonucu ile bu iki endişe büyük ölçüde azaldı.
Çok şükür ki AKP ve HDP/PKK arasında anlaşma nasıl olduysa bozuldu. HDP, R.T. Erdoğan’a “seni başkan yaptırmayacağız” dedi. Erdoğan da “Dolmabahçe Mutabakatını” tanımadığını ifade etti.
Böylece bırakın “başkanlık sistemine” geçmeyi, AKP tek başına iktidar olma şansını kaybetti.
RTE/AKP de “Çözüm Sürecini” buzdolabına kaldırdı.
AKP+HDP oylarıyla Anayasa değiştirme şansı da kalmadığı için, hem ülkemizin bir bölümünün koparılmasının ilk adımı olacak “özerk Kürdistan” kurulması ve hem de ülkenin geri kalanında “tek adam rejimine geçiş” gibi iki felaketten kurtulduk.
Vatandaş olarak bizlere düşen görev, 1 Kasımda yapılacak seçimlerde bu iki felaketten temelli kurtulmamızı sağlayacak bir sonuç çıkmasını sağlamaktır.
*****
Patlıcanın değil padişahın soytarısı – Ahmet Hakan
Patlıcanın değil padişahın soytarısı | Ahmet Hakan
BİR siyasi parti, ortaya çıkıyor ve diyor ki:
Biz siyasete yenilik getiriyoruz, bizde hiç kimse koltuğa yapışıp kalmayacak.
Kesin kural koyduk, üç dönemden fazla milletvekili olmak yok.
Üç dönem kuralı değişmeyecek, değiştirilmeyecek.
*
Bu sözleri işiten yalakası, yandaşı, taraftarı başlıyor alkışlamaya:
İşte budur! Şak!
Şak! Şak!
Helal olsun!
Şak! Şak! Şak!
Devrim bu devrim!
Şak! Şak! Şak!
Tarih yazıldı tarih! Şak! Şak! Şak!
*
Sonra aynı parti, yine ortaya çıkıyor ve diyor ki:
Üç dönem kuralını esnetiyoruz.
Üç dönemlikleri listelere alıyoruz.
Üç dönem kuralını rafa kaldırıyoruz.
EN İYİ MÜSLÜMAN ÖLÜ MÜSLÜMAN MIDIR? – Süleyman PEKİN
EN İYİ MÜSLÜMAN ÖLÜ MÜSLÜMAN MIDIR? – Süleyman PEKİN
“Ey Müslüman! İslam’ı öyle canlı ve diri yaşa ki seni öldürmeye gelen sende dirilsin” diyordu Sezai Karakoç. Cevabı yine Diriliş Şairi versin: “Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum.”
Biz Müslümanlar madden ve manen ölü gibiyiz. Hıristiyanların Ortaçağ Avrupası’ndaki hâli gibiyiz. Bir ölür (şehit binbaşı), bin eziliriz (Mekke - hac).
Fizikî anlamda dünyada en çok ölen biziz ve birbirimizi en çok öldüren biziz. Sosyo-ekonomik anlamda en az üreten biziz ve en iyi hazır yiyicileriz.
Dinimizin ilk emri ‘Oku’dur; okuyanların oranı % 0,01 ama Müslümanlık iddiasındakiler yüzde 99,8.
Müslümanların kıblesi (yönü-ciheti-yönelişi) Kâbe’dir ama her gün binlerce Müslüman karadan yada denizden Avrupa’ya kaçmaya çalışıyor.
Çalışarak ve üreterek Avrupa’yı geçmeye çalışmıyoruz; çalışan ve üreten Avrupa’ya mülteci olarak geçmeye çalışıyoruz.
UYANIN EY ÖLÜLER – Av. Tevfik KARABULUT
UYANIN EY ÖLÜLER – Av. Tevfik KARABULUT
Son sürat çalışıyor, büyük,küçük İblis'ler
Her tarafta pusu var, tuzakla dolu her yer
Hilali hüzün sardı, kayboluyor yıldızlar
Her taraf yangın yeri, dört bir yanda acı var.
Göz yaşları sel oldu gece gündüz akmaktan
Bu ne dinmeyen acı matem içinde vatan
Yükselen feryat figan inletiyor dağları
Ne hazin. Beddualar bastırdı duaları
Kabiller öldürürken gün be gün Habil'leri
Keyiften dört köşeler zamanın İblisleri
Yarınlara yönelik artar iken kaygılar
Akılı tutsak almış günübirlik duygular
Bu ne bitmez gecedir sabahı yok mu bunun
İrfanına ne oldu acep Ademoğlunun
Dillere bir hal olmuş, suskun çoğu gönüller
Dirilerde hayat yok uyanın ey ölüler.
30.09.2015
İnsan Canının Bedava Olduğu Coğrafyada… / Alptekin CEVHERLİ
İnsan Canının Bedava Olduğu Coğrafyada… / Alptekin CEVHERLİ
Evde basit bir elektrik işi var. Bayram üzeri yana yakıla elektrikçi arıyorum. Bir tanesine gittim. Ajandasına baktı, “Bayramdan sonra gelirim” dedi.
- Usta 10 dakika sürmez, akşam seni dükkândan alsam, iş bitince evine bıraksam?
- Olmaz, bayramdan sonra!
İyi, iyi de; bayram 9 gün… Bayramdan sonra eder, 10 gün. Ben 10 gün ne yapacağım?
- ??? Başka elektrikçiye gidiyorum. Küçücük bir dükkân…
Bir bakıyorum usta da dükkân komşusu ile içeride oturmuş, tavla oynuyor. Çırağı, kalfası diğer komşuları da yancı pozisyonunda eğleniyorlar…
- Selamünaleyküm, bir elektrikli şofben montajımız vardı da...
Usta, başını kaldırıp şöööyle bir bakıyor.
- Ağabey, işim çok (?)
- Nasıl yani, şimdi montaja gelmeyecek misin?
- Ağabey, biz büyük projeler yapıyoruz. Site, blok elektrikleri filan. Öyle basit işlere zamanımız yok.
- İyi de kardeşim ben ne yapacağım?
- Valla sen arada bir uğra, müsait bir fırsat bulursam gelirim (?)
- Valla ben en iyisi elektrikçilik okuyayım da…
- Nasıl anlamadım ağabey?
- Seninkinin karşısına dükkân açacağım da!
* * *
BAYRAM OLSA BAYRAMLARIMIZ – Av. Ruhittin SÖNMEZ
BAYRAM OLSA BAYRAMLARIMIZ – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Bayramlarımız nasıl bayram olacak?
PKK terörü bitirilir, örgüt eylem yapamaz hale getirilirse… Şehit haberleri yerine kardeşlik türküleri konuşulursa…
Ekonomide kötüye gidiş durdurulursa… Büyüme artar, döviz kurları yerinde durur, gelir dağılımı düzelmeye giderse… Bölgesel gelişmişlik farkları azaltılırsa…
İşsizlik, fakirlik azaltılırsa… Kurban eti ve zekât verecek insan bulmakta zorlandığımızı görürsek…
Bayram tatillerinde trafik kazalarında yüzlerce kayıp, binlerce sakat vermez hale gelirsek…
Askere gönderdiklerimizle, Hac için uğurladıklarımızın sağ salim döneceğinden endişe duymaz olursak…
Adalet, hak, hukuk kavramlarına inancımız artarsa… “Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu” bir devlet ve sosyal yapı kurabilirsek…
Devletimizi yönetenlerin, din görevlileri ile kanaat önderlerinin ve yargı mensuplarının dürüst, ahlaklı, vicdanlı olduğuna ve konumlarının gereği olan sorumlulukları taşıdığına inanabilirsek…
Bayramlarımız bayram olacak…
Bütün bunlar olmadığı için bayramlarımız bayram tadında değil.
*****
ZİHİN TEMİZLİĞİ VE BAYRAMLAR – Yrd. Doç. Dr.Zülfikar ÖZKAN
ZİHİN TEMİZLİĞİ VE BAYRAMLAR – Yrd. Doç. Dr.Zülfikar ÖZKAN
Günlük koşturmaca ve aşırı düşünme yüzünden, çoğu zaman hayatın nimetlerini fark edemiyoruz. Bu seseple görmenin, duymanın, tatmanın, koklamanın ve dokunmanın oluşturduğu mutluluk elimizden kayıp gidiyor. Sürekli işleyen ve aşırı düşüncelere dalan zihnimiz bizi huzursuz ediyor.
İçimizde ve dünyada olup bitenleri fark edemiyoruz.
Bu sebeple zihnimizi eğitmek zorundayız. Az bir süre için de olsa, yaşadığımız her anın bilincinde ve farkında olmalıyız.
Zihnimizin aşırı düşünme ve yargılama alışkanlığının ötesine nasıl geçebiliriz?
Çünkü kara kara düşünmek sorunları çözme yeteneğimizi azaltıyor. Çoğu zaman zihin yaşadıklarımızı daha beter hale getiriyor.
Böyle bir farkındalık için bayramlar fırsat olabilir mi?
Eğer kafamızın içinde çok fazla bilgi varsa, işleyen hafızamız (belleğimiz) taşmaya başlar ve strese gireriz. Bu süreçte biz farkında olmadan hayat parmaklarımızın arasından akıp gitmeye başlar. Kendimizi güçsüz hissederiz. Zihnimiz bu durumlarda, bazen durarak, çevremizde olup biteni daha az farkeder hale gelir. Yoğun bilgi ve zihni faaliyet yüzünden yorgun ve ne yapacağımızı bilemez bir hale geliriz.
KÜRT İLE KÜRTÇÜYÜ AYIRALIM – Prof.Dr. Mustafa E. ERKAL
KÜRT İLE KÜRTÇÜYÜ AYIRALIM - Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL
Ülkemiz için en önemli sorun insanların konuştukları ana dile göre ayrıştırılmaları ve haklarında kolay ve basit genellemelere gidilmesidir. Kurmançça veya Zazaca konuşan vatandaşlarımıza yanlış etiketler vurulmaktadır.
Ülkeyi yönetenlerin terörist başını Kürtlerin temsilcisi gibi görmeleri ve onun görüşlerinden istifade edilebilirliğini ileri sürmeleri ne kadar yanlışsa; Kürt vatandaşları da kolay ve basit genellemeye giderek terör örgütü üyesi gibi görmek o kadar yanlıştır. Kürt ile Kürtçü birbirinden çok farklıdır. Türkiye’de bir Kürt sorunu değil; Kürtçülük sorunu vardır. Bu konu maalesef siyasi rant hesaplarına bir malzeme olmuştur.
Kürtçü’lük sorunu da Kürtlerin değil; Kürtleri dün Osmanlı’ya, bugün de Cumhuriyet Türkiye’sine karşı kullananların sorunudur. Asıl amaç bazı Kürtlerin ve terör örgütünün Büyük Ermenistan için malzeme olmasıdır. Kullanılanlar zamanla kolay atılır. Günümüzde terörle iç içe olan, sadece Kürtleri değil Anadolu halklarının temsilcisi olduğunu iddia eden malum partinin ve bazı temsilcilerinin Ermenistan ile yakın temasta olmaları bundandır. Hayali Ermeni iddialarını destekleyen, Erivan’a destek için giden malum partili belediye başkanları vardır. Van’da Ermeni mezalimini yok sayan bu işbirlikçiler, önce eski Van ile yeni Van arasındaki farkı yakalasınlar. “Anadolu’daki emanetlerinizin bekçileriyiz”, diyerek Erivan’dan alkış alanlar, başkaları adına ülkelerine savaş açanlardır. Hilale karşı Haç’a malzeme olanlardır.
DÜŞLERİMİ BULUTLARA YOLLASAM – Av. Tevfik KARABULUT
DÜŞLERİMİ BULUTLARA YOLLASAM – Av. Tevfik KARABULUT
Düşlerimi bulutlara yollasam
Ardı sıra beyaz güller sallasam
Bin umudu yüreğimde kollasam
Yağmur olup geri döner mi dersin
Her gün bir kolayı on müşkül eden
Ne güzellik varsa yakıp kül eden
Eşrefi Mahluku bozup zül eden
Nefretin ateşi söner mi dersin
Düzelip dillerde buruk heceler
Çözülüp çözümsüz tüm bilmeceler
Ilık bir seherle bitip geceler
Vuslatın ışığı yanar mı dersin
Son bulup hiç bitmez denilen kışlar
Biter mi gözlerden dökülen yaşlar
Tekrar geri gelip tatlı gülüşler
Kalplerdeki acı diner mi dersin
Bayram gibi bayramlara ulaşmak dileğiyle tüm dost gönüllerin bayramları mübarek olsun.
23.09.2015
DERİN DEVLETE ODALARDAN PELERİN – Süleyman PEKİN
DERİN DEVLETE ODALARDAN PELERİN - Süleyman PEKİN
“Şu Fırat’ın suyu akar serindir
Söyletmeyin beni yaram derindir”
12 Eylül’de çocuktuk ama 28 Şubat’ı iliklerimize kadar yaşadık. Ve o ‘Postmodern Darbe’nin en meşhuru “Beş’li Çete”ydi: TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği), TESK (Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu), TİSK (Türkiye İşverenler Sendikası Konfederasyonu), TÜRK-İŞ (Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu) ve DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu).
Fuat Miras, Derviş Günday, Refik Baydur, Bayram Meral ve Rıdvan Budak’tan oluşan ve Resmî Devlet’in gayriresmî kanadını oluşturan bu yapı iyi iş çıkardıktan sonra hem bolca siyasî rantını devşirmiş hem de nihayetinde hesapta özeleştirisini yapmaktan da geri durmamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidar-ordu-yargı-medya desteğiyle 28 Şubatvari bir makas değiştirme denemesi olan ‘Açılım’ yada ‘Çözüm Süreci’nde de bu “Maskesiz 5’ler” Türk Milleti’ne yedirilmeye çalışılan terör zokasını hazmettirmek için sahadaydı, maçın ilk 11’indeydi.
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu bu iş için dünya masrafla kurulan Âkil İnsanlar Heyeti’nin Akdeniz Bölge Başkanı’ydı. TESK Başkanı Bendevî Palandöken ise Karadeniz Bölge Heyeti’ne son sıradanda olsa girmeyi başarmıştı. TÜRK-İŞ Başkanı Mustafa Kumlu İç Anadolu Bölgesi Heyeti’nde, DİSK Başkanı Erol Ekici ise Ege Bölgesi Heyeti’ndeki yerini almıştı. TİSK’in yerineyse kadroya TZOB (Türkiye Ziraat Odaları Birliği) dahil edildi ve Başkan Şemsi Bayraktar öncüğünde Karadeniz Âkil Heyeti’ne eklendi.
AKŞENER NEDEN HARCANDI? – Mustafa KÜPÇÜ
AKŞENER NEDEN HARCANDI? – Mustafa KÜPÇÜ
Akşener, kentimizin Türk siyasetindeki önemli isimlerinden biridir.
Kendisini 1990’lı yılların başında ve yakından tanıma olanağım oldu.
Siyaset alanında yükselişi DYP ve Tansu Çiller’le başladı.
Bakanlık yaptı, ülkemiz siyasetinde yaşanan önemli olayların a tanık oldu.
Bizim gibi ülkelerde “Siyasetçi ve DEVLET ADAMI” kolay yetişmiyor.
Kanımca, Akşener “birikimli bir siyasetçi” örneği oldu.
İdeolojik olarak bağlı olduğu MHP’de siyaset yapıyor. Meclis Başkan Vekili olarak Meclis kürsüsündeki duruşu ile de saygı uyandırdı.
“Siyasette Yıldızı Parlamak” kolay iş değildir; Bilgi, emek, çile ve şans faktörleri etkendir. Kanımca, Akşener’de hepsi var.
MHP’Yİ DIŞARIDAN VE İÇERİDEN YIKAMADILAR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
MHP’Yİ DIŞARIDAN VE İÇERİDEN YIKAMADILAR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Keçecizade Fuat Paşa, nükteleri ile de ünlü olan, tarihte iz bırakmış bir devlet adamıdır. İki defa sadrazamlık ve beş defa da Hariciye nazırlığı yaptı.
Padişah Sultan Aziz'in Paris gezisi sırasında Fransa İmparatoru 3. Napolyon, Dışişleri Bakanı Fuat Paşa'ya Osmanlı Devletinden kabul edilmesi güç, çok ağır taleplerde bulunur. Bir de aba altından sopa gösterir:
"Bu sorunlar sizin için bir dert... Yorgun omuzlarınızdan bunları atınız... Devletinizin ne kadar zayıfladığı bütün dünyada biliniyor."
Fuat Paşa, gülerek karşılık verir:
"Haşmetmeab, Devlet-i Aliyye öyle büyük ve güçlü devlettir ki, üç yüz senedir, siz dışarıdan biz içeriden bu devleti yıkamadık!"
Şu sıralar Milliyetçi Hareket Partisi’nde yaşanan olaylara bakınca bu nükte aklıma geliyor.
İlk önce partinin kurucusu, Başbuğ Alpaslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş AKP’ye girdi. Girmekle kalmadı “AKP’yi tek başına iktidar yapmak lazım” diyerek MHP aleyhine propagandaya başladı.
KURBAN BAYRAMI VE KURBANLIK – Prof. Dr. Nevzat ARTIK / Prof. Dr. U. Tansel ŞİRELİ
KURBAN BAYRAMI VE KURBANLIK - Prof. Dr. Nevzat ARTIK / Prof. Dr. U. Tansel ŞİRELİ Ankara Üniversitesi Gıda Güvenliği Enstitüsü /ANKARA
MİLLİYETÇİLİK YAPILACAKSA ONU DA BİZ YAPARIZ NETEKİM! – Süleyman PEKİN
MİLLİYETÇİLİK YAPILACAKSA ONU DA BİZ YAPARIZ NETEKİM! – Süleyman PEKİN
1944’ün meşhur 3 Mayıs olaylarında Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ca söylendiği kabul edilir: “Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz.”
Nitekim Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki milliyetçi-devletçi politikalar izleyen CHP’nin içinden ABD’nin yükselmesiyle eş zamanlı liberal sağ Demokrat Parti çıkarıldı. Sonra kendisi de ortanın solu’na demir attı.
Acaba diyorum devletin resmî partisi olarak CHP’nin yerini AKP mi aldı? Bakıyorum 2002’den 2015’e; Tom Braks çizgi romanı gibi kılıktan kılığa girilmiş: Başlarda neo-liberal ve özelleştirmeci, ortalarda BOP’çu ve Medeniyetler İttifakçısı, sonlarda yeni Osmanlı’cı ve Çözüm’cü / Açılım’cı, uzatmalarda ise sınırlı - sorumlu (ss) milliyetçilik.
Çözüm deyince aklıma geldi; Nisan 2013’te İzmit’e gelen Âkiller Marmara Bölge Ekibi’nden başta popüler akademisyen Deniz Ülke Arıboğan olmak üzere şimdi HDP Milletvekili Mithat Sancar, hukukçu-akademisyen Levent Korkut, popüler köşe yazarı Ali Bayramoğlu, o zaman Memur Sen Genel Başkanı şimdilerde AKP Milletvekili Ahmet Gündoğdu, eski film yıldızı Hülya Koçyiğit ve eski Baro Başkanı Yücel Sayman’a KOCAELİ MİLLÎ KURULUŞLAR BİRLİĞİ olarak net sorular sormuştuk:
ERDOĞAN MI, PKK MI? – Av. Ruhittin SÖNMEZ
ERDOĞAN MI, PKK MI? – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Hürriyet’te İsmet Berkan’ın son yazılarından birinin başlığı “Sizce ülkenin en önemli sorunu Erdoğan mı, PKK mı?” idi.
Böyle bir başlık atılması bile ürpertici. Cumhurbaşkanının “ülkenin en önemli sorunu” değerlendirmesinde bir terör örgütü ile aynı kefeye konulması alışılmış bir olay değil.
İsmet Berkan tarafsız bir yazı ile başlığın altını doldurmuş:
“Memleketin yarısı, ülkenin en önemli sorununun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğuna inanıyor.
Onlara göre, sırf 1 Kasım'daki seçimi Adalet ve Kalkınma Partisi kazanabilsin, hatta mümkünse 400 milletvekili çıkarabilsin diye Erdoğan silahlı kuvvetleri ve polisi durduk yerde PKK'ya saldırttı. Bu görüşe inananlara göre, tek amacı HDP'yi baraj altında bırakmak ve böylece Meclis'te Anayasa'yı değiştirecek çoğunluğu elde edip başkan olmak Erdoğan'ın.
Bu inancın çeşitli alt kategorileri de var. Mesela bazıları, Erdoğan'ın Kürtlerin oylarını aldığı 'Çözüm süreci' döneminde PKK'nın yurtiçinde silah ve mühimmat yığınağı yapmasına göz yumulduğunu, Kürtlerin oyunu alamayacağını anladığında Erdoğan'ın süreci bitirdiğini, dolayısıyla bugün canını kaybedenlerin hepsinin sorumlusunun Erdoğan olduğunu düşünüyor; düşünmekle kalmıyor bunu yazıp çiziyor, söylüyor.”
Gerçekten böyle bir algı yaygın.
Böyle bir algı CB Erdoğan’ın kontrolünde olan çok geniş bir propaganda mekanizmasının her olumsuz gelişmeyi PKK, Paralel Yapı ve Muhalefete yıkmak konusundaki çalışmalarına rağmen oluşabiliyorsa önemlidir.
Türklerin Tarihi Kitabına bir bakış; – Dr. H. İbrahim KAHRAMAN
Türklerin Tarihi Kitabına bir bakış; - Dr. H. İbrahim KAHRAMAN
”Bizim hayali bir tarih ve kahramanlar yaratmaya değil, yalnızca doğruyu öğrenmeye ihtiyacımız var”, tespitini okurları ile paylaşan Sn. Prof.Dr. İlber Ortaylı çok değerli bir bilgi hazinesi diyebileceğim Türklerin Tarihi kitabını okurlarına sunmuştur.
Bu eser, Timaş yayınlarından “İyi ki Kitaplar Var” serisinden basılmıştır. Eseri okudukça ne kadar eksik bilgim varmış, ne kadar çok bilmediğim konu varmış diyorsunuz. Tarihimiz ile ilgili farklı ve eksik bilgileri okudukça şaşırıyor, kitabın çekiciliği ve akıcılığı ile sayfaları yutuyorsunuz. Eserdeki verilen kaynakçaları öğrendikçe de tarih biliminin ilgili ve meraklıları için Sn. İlber Ortaylı Hocamızın ne kadar büyük bir imkan sunduğunu düşünüyorsunuz.
Eser Türklerin kullandığı yazı dilinden konuştuğu lehçelere, inandığı dinden yaşadığı coğrafyaya kadar önemli bilgileri okuyucusu ile paylaşmaktadır. Orta Asya’dan-Horasan’a, Afganistan’dan-Hindistan’a, Kafkaslardan-İran’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkanlara, Türklerin yaşadıkları bu coğrafyadaki halklarla ilişkileri hakkında çarpıcı tespitleri öğreniyoruz.
Pars İmparatorluğu-Bizans İmparatorluğu ve bölgede kurulan Türk ve diğer devletlerin ve bunların bölgede yaptıkları ile ilgili nefis tespitleri öğreniyor ve Türk Atalarımızı daha yakından tanıyarak gururlanıyorsunuz.
NEDEN MONTESSORİ EĞİTİMİ ? – Seyfettin KARAMIZRAK
NEDEN MONTESSORİ EĞİTİMİ ? – Seyfettin KARAMIZRAK
Montessori eğitim programı, “bireysel eğitim”e dayanan Maria Montessori tarafından geliştirilmiş bir eğitim modelidir.
İtalya’nın ilk kadın doktoru, pedagog ve antropoloji profesörü Maria Montessori (1870-1952), çocuğun bireysel becerilerine, ilgi alanlarına, öğrenme hızına ve karakter özelliklerine uygun bir pedagoji geliştirmiştir.
Maria Montessori çocukların; “ödüllerden, cezalardan, yetişkin tarafından programlanmış eğitimden, oyuncaklardan, şekerlemelerden, öğretmen masasından, toplu derslerden”, hoşlanmadıklarını,
“Özgür seçimden, hatalarını kendilerinin denetiminden, hareket etmekten, sessizlikten, sosyal ilişkilerinin kendileri tarafından kurulmasından, çevrenin düzenli ve temiz olmasından, özgür faaliyete dayalı disiplinden, kitapsız okuma yazmadan, alıştırmaların tekrarından”, hoşlandıklarını gözlemlemiştir.