
SİYASETTE BİR SİSTEM TARTIŞMASI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
SİYASETTE BİR SİSTEM TARTIŞMASI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Seçim telaşıyla tartışamadığımız 5 temel siyasi meselemizi gündeme almanın belki de tam zamanıdır. Başkanlık tartışmasını kastetmiyorum. Daha temel konuları ele almaya çalışacağım. Bu 5 temel husus gelişmiş demokrasilerde çözülmüş, bizde ise gündeme bile getirilemeyen konulardır.
***
A- KAMU GÖREVİNDE ZAMAN SINIRI OLMALI
ABD’de bildiğiniz gibi en başarılı Başkan bile en fazla iki dönem yani 8 yıl görev yapabiliyor. Mesela son yüzyılın en başarılı Başkanı Bill Clinton idi. Döneminde Amerika Birleşik Devletleri hem ekonomik açıdan çok parlak bir dönem yaşamış ve hem de siyasi, askeri alanlarda da tartışmasız bir üstünlük sağlamıştı.
İki dönemlik görevi bittiğinde yaşı hayli gençti. Sağlığı mükemmel, tecrübesi de zirvedeydi. Ne O’nun ve ne de partisinden birilerinin aklına Anayasayı değiştirip, Clinton’un bir 3. Dönem daha Başkan olmasının yolunu açmak gelmedi.
YAKIN TARİH SOHPETLERİ-2 / Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
YAKIN TARİH SOHPETLERİ-2 /Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
YENİ BİR DÖNEME DOĞRU/1950
TEK RUMELİ TELEVİZYONU’ndaki programımız devam ediyor. Ben sordum, hatırlattım; Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş anlattı, değerlendirdi.
İkinci Dünya Savaşı ile yıkılan Avrupa’nın bazı kent ve bölgelerinde taş üstünde taş kalmamış, milyonlarca masum insan da hayatını kaybetmişti. Savaşın sona ermesi(1945) bütün imkansızlıklara rağmen insanların yüzüne ilk defa tebessüm getirmişti. Türkiye savaşa girmemişti ama sıkıntıları da yok değildi.
Uzun yıllar savaşın sürmesi hesaba katılarak Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Sümerbank ve Toprak Mahsulleri Ofisi’ni adeta sağlıklı giyinmeleri ve iyi beslenmeleri için askeriyeye ayırırken, halka ekmek ise karne ile veriliyordu. Geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı içinde sırtında ancak çulu bulunan vatandaş ise ayakta durmaya çalışıyordu. Hala evlerde gaz lambası yakılıyor, yamalı giysiler, çoraplar, pençe vurulmuş yemeniler, ayakkabılar giyiliyordu.
SEVGİDEN BAŞKASI BOŞ İMİŞ MEĞER – Av. Tevfik KARABULUT
SEVGİDEN BAŞKASI BOŞ İMİŞ MEĞER – Av. Tevfik KARABULUT
Ayrılık acısı yakar kavurur
Yüreğini dört bir yana savurur
Gelir seni ta can evinden vurur
Ayrılık ölümle eş imiş meğer
Gönüller gül açar dostu görünce
Bir tatlı tebessüm boğar sevince
Kalpler muhabbetle ısınmayınca
Sıcak yazlar bile kış imiş meğer
Bin türlü sıkıntı,nice meşakkat
Tüketmek ne mümkün etsen de dikkat
Sorunsuz bir ömür, dertsiz bir hayat
Hepsi birer hayal, düş imiş meğer
Felek yalın kılıç pala salladı
Nicesine nice ah-ü zar kaldı
Sevgisizlik dilin tadını aldı
Dünya tatlı dille hoş imiş meğer
Gelen aratıyor geçen zamanı
Raydan çıkardılar dönen devranı
Cehennem eyledi nefret her yanı
Sevgiden başkası boş imiş meğer
07.11.2015
Hekimlik ve Hekimlerin Sağlıkta Dönüşümden Beklentileri – Dr. H. İbrahim KAHRAMAN
Hekimlik ve Hekimlerin Sağlıkta Dönüşümden Beklentileri – Dr. H. İbrahim KAHRAMAN
Hekimlik, insanlığın var oluşundan beri kutsal bir meslektir. Sağlık hizmetinin çekirdeği ve olmaz ise olmazı bir konumdadır. Hekimlik zeka, çalışkanlık ve fedakarlık isteyen bir meslek olup sosyal zeka, fen ve matematik kabiliyetlerinin de iyi olmasını gerektiren, bilgi ve sanatın birlikte kullanıldığı bir meslektir.
Hekimler geçmişte bir tıp zanaatkarı olarak çalışıyordu. Günümüzde ise sağlık sisteminin en önemli aktörü olarak hizmet vermektedirler. Ülkemizde 2003 yılından itibaren uygulanan sağlıkta dönüşüm programı, halkın bu hizmeti almasında önemli iyileşmeler sağlamıştır. Ama bu sisteminde özellikle sağlık çalışanları yönünden eksikleri, hataları ve düzeltilmesi gereken yerleri mevcuttur.
Sağlıkta dönüşümün getirdikleri ve muayenehane hekimliği hususunda Kocaeli Aydınlar Ocağı internet sayfalarında değerlendirmelerim olmuştu. Bu yazımda ise özellikle bu yeni sistem sebebiyle oluşan ve hekimlik mesleği uygulamalarını da etkileyen muhtelif sorunlara dikkat çekmeye çalışacağım.
YAKIN TARİH SOHBETLERİ – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
DEMOKRASİ VE CUMHURİYET İLE TANIŞMAK - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Bir süredir İstanbul’da TEK RUMELİ TELEVİZYONU’nda Prof.Dr. Nevzat Yalçıntaş ile Hocaların Hocası olarak yaşadığı yakın tarihteki olayları, günümüzle örtüştürmeye çalışarak ekrana yansıtıyoruz. Her Pazar günü saat 10.00 ile 11.00 arasında yayındayız. Hedef kitlemiz ise genel kamuoyu içinde gençlerimiz oluyor.
1933 doğumlu Prof.Dr. Nevzat Yalçıntaş 82 yaşında olduğuna göre son 80 yılı gündeme taşıyoruz programda. Hem 20., hem de 21. Asrı görmüş, yaşamış, birikim ve tecrübeleriyle değerlendirmesi bir hayli dikkat çeken Prof.Dr. Nevzat Yalçıntaş ile zaman zaman bazı aydınlarımızı, devlet adamlarımızı, edebiyatçı ve politikacılarımızı, kanaat önderlerimizi, diplomatlarımızı konuk edeceğiz. Sayın 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın torunu Prof.Dr. Emine Gürsoy, Naskali, Prof.Dr. İlber Ortaylı, eskimezlerden Devlet Bakanı Kazım Oksay, Cumhuriyeti kuran heyet içinde yer alan İstiklal Madalyası sahibi İstanbul Valisi ve Sağlık Bakanı Lütfi Kırdar’ın oğlu Büyükelçilerden Üner Kırdar, Milletvekilleri Rasim Cinisli, Tayyar Altıkulaç, Hasan Celal Güzel, Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri rahmetlinin oğlu Cahit İleri, sonra ünlü ediplerimiz, sanatçı ve gazetecilerimiz de konuğum olacak.
Hüseyni Şehadetin Anlamsız Okumaları – Prof. Dr. Hacı DURAN
Hüseyni Şehadetin Anlamsız Okumaları – Prof. Dr. Hacı DURAN
Hz. Hüseyin’in Şehadeti, müminlerin Hz. Muhemmed (a.s) ın ümmeti olma sıfatıyla yaşadıkları en önemli felaketlerin ve belaların başında gelmektedir. Müslümanlar için Hüseyni şehadet, sadece bir felaket değildir. Bu felaket aynı zamanda kıyamete kadar acı bir hatıra olarak mü’minleri kendine getiren bir ibrettir, bir örnektir.
Hüseyni şehadetin acıları o kadar etkili olmuştur ki, asırlardır şairler, halk ozanları, edebiyatçılar ve sanatçılar her türlü zulmü, işkenceyi, azabı ve mağduriyeti Hüseyni şehadete dönüştürerek anlatmışlar, açıklamışlar.
ATATÜRK DÜŞMANINI, ATATÜRK HAYRANINA DÖNÜŞTÜREN CUMHURİYET – Fazlı KÖKSAL
ATATÜRK DÜŞMANINI, ATATÜRK HAYRANINA DÖNÜŞTÜREN CUMHURİYET - Fazlı KÖKSAL
ANKARA’DA 7,5 ASIRLIK CUMHURİYET MÜCADELEMİZ – Süleyman PEKİN
ANKARA’DA 7,5 ASIRLIK CUMHURİYET MÜCADELEMİZ – Süleyman PEKİN
5 bin yıllık Türk tarihinin Ankara eksenli iki sayfasında cumhuriyet yani halk idaresi vardır: Biri Âhi Cumhuriyeti (1290-1354), diğeri Türkiye Cumhuriyeti (1923 –> ).
Birincisini Âhi Evran kurmuştur, ikincisini Mustafa Kemal Atatürk. İlkinde Moğol zulmü ve sonrasındaki iç karmaşa ana etkendir, ikincisinde de Balkan Savaşları ve Büyük Dünya Savaşı sonrasındaki işgaller - iç karışıklıklar.
İlki sosyal yönü kuvvetli, silahlı bir derviş esnaflar hareketiydi; ikincisi topyekûn bir milletin diriliş ve kurtuluş hareketiydi. İlki ancak Ankara ve Kırşehir havalisinde etkili oldu, ikincisiyse Ankara merkezli olarak tüm yurtta.
İlki 64 yıl sürebildi, 3 cumhur(halk)başkanı görebildi ve kurucusu o yıllara yetişemedi. İkincisi ise 92 yıldır hükümferma ve 12’nci cumhurbaşkanıyla yoluna devam ediyor. İkincisini cephelerde kuran adam aynı zamanda sosyal, siyasal, iktisadî, hukukî, dinî ve fikrî alanda da bir büyük organizatördür / teşkilatçıdır.
Her ikisinde de Anadolu insanı kadınlar, erkekler, gençler, dervişler olarak ayrı ayrı teşkilatlanmıştır ve tamamı kahramanlık organizasyonlarıdır. İlki ordusuz bir halkın ordulaşarak devletleşme deneyimi; ikincisiyse orduları dağıtılmış, tersanelerine girilmiş ve vatanının neredeyse her köşesi bilfiil işgal edilmiş bir milletin namus mücadelesidir.
GÖNÜL ZENGİNLİĞİ NEDİR? – Dr. Zülfikar ÖZKAN
GÖNÜL ZENGİNLİĞİ NEDİR? – Dr. Zülfikar ÖZKAN
Gönlü zengin kişi, ekonomik gücünden çok, gönlü tok ve duygu zenginliği için olan kimsedir.
Nereden ve nasıl olursa olsun kazanmaktan başka bir düşüncesi olmayan mal hırsı içindeki kimse, mal zengini olabilir, ama gönlü fakirdir. Gerçek zenginlik, mal zenginliğinden çok, duygu zenginliğidir.
Gönül zenginliği başkalarını kıskanmamaktır. Kendi mutuluğunu, başkalarının fakirliğinde aramamaktır. Fakir kimse, az para kazanan kimse değildir.
Eğer bir kimse çok fazla paraya sahip bile olsa, başkalarının varlığını, başkalarının mutluluğunu, başkalarının zenginliğini kıskanıyorsa onun zenginliğinin hiçbir değeri yoktur. Bir kimsenin tek başına zengin olması bir şey ifade etmez.
Bir topluluğun bütün fertleri zengin olmalı. Daha az kazananlar daha çok kazananlara imrenerek çalışırlarsa herkes zenginliğe doğru gider. Toplumda zenginler çoğalır.
Bize göre günümüzde depresyonun temel sebebi, kişinin manevi açıdan açlığıdır. İnsanı bunalıma sürükleyen fakirlik, işsizlik, hastalık veya yaşlılık değildir. Asıl sebep insanın kendini mutluluğa ulaştıracak yollardan haberdar olmamasıdır. Maddi olarak doyuma ulaştığı zaman mutlu olacağını sanmasıdır. İnsanoğlu tek boyutlu varlık değil ki çok para kazanarak mutlu olabilsin!
Mutsuz adama zengin veya başarılı diyebilir miyiz?
Gayretler zengin olanı fakir düşürmek, yukarıdakini aşağıya çekmek uğrunda harcanırsa, bütün toplum aşağı düşer. Bu duruma toplumda hayat seviyesi yükseleceğine alçalır.
Daima daha iyiye doğru! Toplum halinde daima iyiye doğru!
ÜZÜNTÜ, KIZGINLIK, NEFRET, KİN, ÖFKE DALGALARI – Prof.Dr. Nurullah AYDIN
ÜZÜNTÜ, KIZGINLIK, NEFRET, KİN, ÖFKE DALGALARI - Prof.Dr. Nurullah AYDIN
Ülke sathı mahallinde; üzüntü, kızgınlık, nefret, kin, öfke dalgaları yayılıyor. 1918’lerin İstanbul başta olmak üzere her yönden işgal edildiği günlerin benzeri yaşanıyor.
İşgal güçleri; askeri birliklerini, üslerini, cephanelerini, füze kalkanlarını getiriyor, yerleştiriyor. Casuslar, ülkenin belli bölgelerinde irtibat ofisleri kuruyor. Nutuklar atılıyor.
Sanki; iktidarda başkaları varmış gibi.
Sanki; yetki güç başkalarındaymış gibi.
Sanki; karar alma iradeleri yokmuş gibi.
Sanki; gizli anlaşmaları başkaları yapıyormuş gibi.
Sanki; terörü, örgütü, teröristi kendilerine karşı olanlar olarak görmüyorlarmış gibi.
Sanki; ABD kontrolünde MİT-PKK görüşmeleri yapılmamış gibi.
Sanki; İmralı terörist başı ile devlet yetkililerinin görüşmeleri yapılmıyormuş gibi.
Sanki; büyük ortadoğu projesi eş başkanları değilmiş gibi.
Sanki; CIA, FBI ve NSA, MI6 irtibat büroları Türkiye’de kurulmamış gibi.
Sanki; şehitlerin geldiği gün general tutuklanmıyormuş gibi.
Sanki; MİT, Genelkurmay istihbarat ve Emniyet istihbarat örgütleri yanında kamu güvenliği müsteşarlığı kurulmamış gibi.
Sanki; istihbarat birimleri, muhalifleri dinlemeye, takip etmeye tahsis edilmemiş gibi.
YAĞMUR SUYU GRİSU ve DOĞAL KAYNAKLARIMIZIN DOĞRU KULLANILMASI – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN
YAĞMUR SUYU GRİSU ve DOĞAL KAYNAKLARIMIZIN DOĞRU KULLANILMASI – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN
Su, insan hayatının “olmaz ise olmaz” şartlarından biri olduğundan, insanlar yerleşim yerlerini seçerken hep su imkanının yeterince olduğu alanları tercih etmişlerdir. Su, canlılığın yani hayatın olup-olmadığı hususundaki önemli belirleyici bir maddedir. Nitekim uzay çalışmalarında Ay’da, Mars’da su olup olmadığı araştırılıp tartışılmaktadır.
İnsan hayatının vazgeçilmezi olan bu değerimizin kullanımı üzerinden bir değerlendirme yapmak istedim. Bu değerimizin doğru, tasarruflu ve yerinde kullanımı başlı başına ayrı bir konudur. Konuyu bu yönü ile Kocaeli Aydınlar Ocağı internet hesabındaki yazılarımdan 5 Mayıs 2014 tarihli yazımda değerlendirmiştim. Burada ise yağmur sularımızın ve kullanarak kirlettiğimiz suların tekrar kullanılabilmesi konusunu değerlendireceğim.
Yağmur suları, insanların su ihtiyaçları için, en kolay ve çabuk ulaşılabilen bir su biçimidir. Muhtelif şekillerde toplanıp, biriktirilerek kullanılabilir. Günümüzde özellikle su sıkıntısı çekilmeyen bölge ve yerleşim yerlerinde bu doğal imkanın pek farkında olunmamaktadır. Eski kale şehirlerinde küçüklü-büyüklü sarnıçlarda toplanan yağmur suları, bu ihtiyaca cevap veriyordu.
BAKARA SURESİ TÜRKİYE ÇAĞRIŞIMLARI – Süleyman PEKİN
BAKARA SURESİ TÜRKİYE ÇAĞRIŞIMLARI – Süleyman PEKİN
Araştırma şirketleri verilerine göre yüzde 99’u Müslüman olan halkımızın evlerinde muhakkak Kur’an-ı Kerim bulunuyor ama onu okuma oranı yüzde 10’u bulmuyor. Anadilindeki anlamını okuma merakı ise yerlerde sürünüyor. Zaten bu okumamazlık, Mehdi’nin ve Hz.İsa’nın yeryüzüne tekrar ineceğiyle ilgili kanaatlerin yüzde 70’lere yakın çıkmasından belli.
Oldukça azınlıkta kalan Türkçe anlam / meal meraklıları içinse kronik bir sorun var: Kur’an çevirilerinin indiriliş / nüzul sırasına göre yapılmaması. Peygamberimiz’e inen ilk âyet Oku! / İkra! Yaratan Rabb’inin adıyla oku, Allah rızası için oku. Oku diye başlayan bir dinin okumayan pek bi Müslüman mensuplarıyız vesselam.
Kuran’ın ilk sûresi Allah’ın Elçisi’ne Hira Dağı’ndaki mağarada inen o ilk vahiyle sabit âyetleri kapsayan Alâk Sûresi olması gerekirken çok sonradan hatta Hicret’ten bile 2 yıl sonra inen ve en uzun sûre olan Bakara ile başlar Kitabımız (Fâtiha’yı saymazsak). Acaba diyorum, okumayanlar için bu da bir destek unsuru mudur?
Bakara Sûresi’nin adı ilginçtir; sığır yada inek demektir ve özü Hz. Musa ile kavminin bir sığır kurbanı üzerinden imtihana çekilişiyle ilgilidir. Sûre 286 âyettir; Medine dönemi olduğu için Medenî âyetler olarak da adlandırılan bu kutsî sözlerden bir tanesi ise (281’nci âyet) ise Mekke dönemi / Mekkî âyetlerdendir.
ONLARDAN KORKUYORLAR..! – Güngör ARSLAN
ONLARDAN KORKUYORLAR..! – Güngör ARSLAN
Kasım seçimlerine sayılı günler kala tansiyonda iyiden iyiye yükseldi.
Gerçi şu anda ortada bir tek AKP var.
Diğer partiler Ankara’da meydana gelen olaylardan sonra neredeyse bütün mitingleri ve toplantılarını iptal ettiler.
Bence de iyi yaptılar.
Çünkü şu anda ülkede hiç kimse can güvenliğinden bahsedemez.
ABD bile ülkemizdeki vatandaşlarını uyarmışsa eğer varın gerisini siz düşünün.
AKP’de elindeki devlet olanaklarını hayalleri zorlayacak kadar kullanıp insanı canından bezdiren güvenlik önlemleri altında miting yaparak bütün kozlarını oynuyor.
1 Kasım seçimleri AKP için adeta bir ölüm kalım savaşı.
Ya bitecek AKP ya da yoluna devam edecek.
SU MEDENİYETİNDEN DAMLALAR VE YAŞADIĞIMIZ ŞEHİR KOCAELİ –2 / Dr. H.İbrahim KAHRAMAN
SU MEDENİYETİNDEN DAMLALAR VE YAŞADIĞIMIZ ŞEHİR KOCAELİ –2 / Dr. H.İbrahim KAHRAMAN
Kocaeli’nin nüfusu hızla artmakta ve sanayi kuruluşları her geçen gün çoğalmaktadır. Günümüzde yılda 25 bin civarında doğum ve 20 bine yakın göç sebebiyle Kocaeli’nin nüfusu artmakta ve 40 bine yakın yeni su abonesi yapılmaktadır. 1980’li yıllarda, bu kadar olmasa da, bölgemizde hızlı bir nüfus artışı mevcut olup yeni ve daha güçlü bir su kaynağı olarak Yuvacık Kiraz Deresi üzerinde yapılması düşünülen Yuvacık Barajı çalışmaları hızlandırılmıştır. Bu baraj, DSİ tarafından 1982-1983 de planlanmış ve 1986 da İzmit Su Temin Projesi adı altında, o gün ki İzmit Belediye Başkanı Sn. Necati GENÇOĞLU zamanında şekillendirilmiştir. Yuvacık Barajı adı altında 1987’de Gama inşaat firması tarafından inşaatı başlamıştır. Yapımı çok uzadığı ve şehrin su sıkıntılarının artması sebebiyle, Sn. Sefa SİRMEN’in Belediye Başkanlığı döneminde, 1996 yılında yap işlet devret modeli ile bir İngiliz firmasına yeniden ihale edilerek yapımı hızlandırılmıştır. Bu firma, 1999 yılında temiz su arıtma tesisi ve isale hatları dahil işi bitirmiş, 18.01.1999 tarihinden itibaren ise şehre buradan su verilmeye başlanmıştır. Yuvacık barajı maliyeti ve işletiş şekli sebebi ile önemli siyasi tartışma konusu olmakla beraber halen Kocaeli’nin birinci su kaynağıdır. 2014 yılından itibaren işletme hakkı tamamen Kocaeli Büyük Şehir Belediye Başkanlığı’na geçmiştir.
DÖRT GEREKMEZ – A v. Tevfik KARABULUT
DÖRT GEREKMEZ – A v. Tevfik KARABULUT
Dinlemek gelmez işine
Sözü harcarsın boşuna
Türlü dert açar başına
Cahile kelam gerekmez
Meyletme gönlü karaya
Bir mesafe koy araya
Belalar girer sıraya
Şeytana selam gerekmez
Meymenetsiz,yüzü gülmez
Bir kerecik şükür bilmez
Çağırırsın yola gelmez
Nanköre ikram gerekmez
Sınır koymaz hırslarına
Varlığı zarar yarına
Boyun eğme Hünkârına
Zalime şükran gerekmez
17.10.2015
Türkiye’yi düşünmek – Feyzullah BUDAK
Türkiye’yi düşünmek – Feyzullah BUDAK
Ah ne olurdu, Türkiye’deki sorumluluk mevkiinde olanlar, bu ülke ve bu milletin geleceği hakkında, hiç değilse dünyanın öbür ucundaki bir ülkeyi yönetenler kadar tefekkür ve irade sahibi olsalardı.
Su Medeniyetinden Damlalar ve Yaşadığımız Şehir Kocaeli (makale 1) – Dr.H.İbrahim KAHRAMAN
Su Medeniyetinden Damlalar ve Yaşadığımız Şehir Kocaeli (makale 1) - Dr.H.İbrahim KAHRAMAN
Şehrimizin dünden bu güne su hizmetleri üzerinden önemli bilgilerin paylaşıldığı bir kitap ve buradan öğrendiğim ilgi çekici bilgileri paylaşacağım. Sn. Ahmet Nezihi Galitekin bu çalışmasında da şehrimizin geçmişi ve bugünü ile ilgili çarpıcı bilgileri resim ve belgelerle bizlerle paylaşıyor. Kocaeli’nin tarihine ışık tutan bu ve benzeri diğer eserleri sebebi ile kendisine ne kadar teşekkür etsek azdır.
Eser ‘Kocaeli Su Medeniyetinden damlaları’ adı altında İSU genel müdürlüğünce bastırılmıştır. Antik Roma döneminden bugüne su hizmetleri üzerinden bölgemizintarihine ışık tutulmaktadır.
İzmit’in en eski su kaynağı ‘Paşa suyu’ dur. İzmit’in 22 km kuzey doğusunda bulunan bu su, bir su kanalı ile 21 adet değişik büyüklükteki su kemerleriyle dere-tepe aşırılıp şehre getirilmiştir. Romalılar zamanında yapılan bu suyolunun birçok bölümü harap olmakla birlikte su kemerlerinin bir kısmı halen mevcuttur. Türklerin şehri fethettiği 1300’lü yıllara kadar bu su kullanılmıştır. Şehrin fatihi Süleyman Paşa, bu su kaynağından beslenen çeşmeler ve 2 hamam yaptırarak halkın istifadesini genişletmiş ve suyun adı muhtemelen bu dönemden itibaren Paşa suyu namı ile bilinmektedir. Bu suyolunun bakımı 1900’lü yıllara kadar eski adı Mihaliç olan Türk ve Rumların beraber yaşadığı bugün kü Gündoğdu köylüleri tarafından yapıldığını öğreniyoruz. Bu hizmeti yapan aileler vergi muafiyeti karşılığı bu hizmeti vermişlerdir. Paşa suyu, 1931-1950 yıllarında şehrimizin Belediye Başkanlığı nı yapmış olan Kemal Öz zamanında fenni anlamda ilk şebeke suyu olarak kullanılmış ve İzmit’in 1 numaralı abonesi de kendisi olmuştur. Bu çalışma ile İzmit de 120 çeşme, 100 yangın musluğu ve 1230 abone yapılmış olduğunu öğreniyoruz. Şu anda Kocaeli’nin toplam abone sayısı 700 bin, izmit’in abone sayısı ise 150 bini bulmuştur.
TEVHİD’DEN KAOSA SAVRULMADA İLK ADIM: ŞIMARMAK! – Dr. Sait BAŞER
TEVHİD'DEN KAOSA SAVRULMADA İLK ADIM: ŞIMARMAK! – Dr. Sait BAŞER
Eskiden, metal ve plastik kaplar çıkmadan yahut bu kadar kolay temin edilir hale gelmeden evvel, toprak kaplar kullanılırdı.Toprak bardak, testi, ibrik, çömlek veya küpler; karavana veya güveç kapları mutfakların vaz geçilmezleriydi.
ŞIMARMAK kelimesi, bu kapların içindeki sıvının dışarıya doğru sızmasıyla, gövdede beliren ıslaklığın adıydı.
Şımarmak, içindeki "Nefha-i İlahi"nin hamlık hallerinden kaynaklanan çiğliklere, insan basitliklerine de sıfat olarak veriliyordu. Bizim insanlarımız ruhun olgunlaşmasını bekler, çiğliklere itibar etmezdi...
Bir kimseyi benimsemeden evvel, "burnunun yeli insin" diye beklerdi. Gurur hallerinden sıyrılsın, tepeden bakmaları bıraksın, kendini bir matah sanmaktan uzaklaşsın isterdi. Yel gibi essin, gün gibi yaksın, su gibi aksın, bahar gibi gelsin, filiz gibi boy atsın, meyveli ağaç gibi dalları yerde olsun isterdi... İşte o zaman gelince de "yoluna kurban olduğum" diye türküler çığırırdı.
Bizler o Zât-ı Akdes'in birer nefhası, birer nefesi olduğumuzu bilmek yolunda, kendimizden vazgeçmekte nasıl da zorlanıyoruz! Bir'den Bir'e yolculuğumuzun bu "kesret" merhalesinde, gene Bir'de olmak dışında bir ihtimal bulunamıyacağını akledemiyoruz işte! Bu biyolojik vücudumuzun arz üzerindeki nisbî hareket yeteneğini müstakil ve mutlak sanıyoruz. Kesret hallerinin de o Mutlak'a bağlılığına vasıl olmadan başımız önümüze düşmüyor, düşmüyor, düşemiyor...
Çocukluk halleri vesselam!
Hayırlı, bereketli seneler, hayırlı sabahlar dostlar.
ANKARA İÇİNDE VURDULAR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
ANKARA İÇİNDE VURDULAR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Cumhuriyet tarihimizin en kanlı terör saldırısı. Hem de başkent Ankara’nın en merkezi yerinde. Yüzden fazla vatandaşımız öldürüldü, yüzlercesi yaralandı.
Suriyelileşen, Pakistanlaşan bir Türkiye manzarası.
Bu şartlarda belki “olmayacak duaya âmin demek gibi” olacak ama yine de “Allah bir daha böyle acılar yaşatmasın” diyorum.
Acaba kanlı saldırıyı kim hangi maksatla yaptı? Muhtemel şüpheliler kimler?
1- İlk bakışta “Suruç’un kopyası olan” bir terör saldırısı. Suruç’u kim yaptırdı sorusunun cevabı bulunamadığı için “büyük ihtimalle her iki katliamı aynı el yaptırdı” diyebiliyoruz. Fakat şu örgüt veya devlet sonucu çıkaramıyoruz.
Suruç’taki intihar saldırılı katliamı IŞİD yaptı denildi ama IŞİD bu eylemi bugüne kadar kabul etmedi. Ayrıca IŞİD Türkiye'de başka bir eylem de yapmadı.
Yine de bu eylemi, belki de her iki eylemi IŞİD yapmış olabilir. Henüz bilmiyoruz. Ancak en önemli şüphelilerden biri IŞİD’dir.
1 KASIM GENEL SEÇİMLERİNİN ANLAMI… / Prof.Dr. Mustafa E. ERKAL
1 KASIM GENEL SEÇİMLERİNİN ANLAMI… / Prof.Dr. Mustafa E. ERKAL
1 Kasım 2015 Genel Seçimleri yaklaşıyor. Siyasetin beşeri ilişki üstüne kurulu olduğunu kabul ederek eski teşkilat mensupları ve sivil toplum kuruluşları ile görüşülmelidir. Seçmenden uzaklaşarak il veya ilçe binalarında seçmen beklemek sonuç vermeyebilir. Vatan savunmasında şehit düşen asker, polis ve korucuların ailelerine TOKİ tarafından birer daire verilmesi neden düşünülmez?
Genel Seçimlere giderken seçmenin fark edemediği, fark etse de nedense ciddi ve önemli bulmaz göründüğü asıl sorun, ülkenin milli güvenliğinin tehdit altında oluşudur. Seçim beyannamelerindeki asgari ücreti artırma ve benzeri teklifler oldukça eksiktir. Seçmen yönetenlerin halkla kurdukları ilişkilere, dini referanslara ve bazen de menfaat hesaplarına göre tercihini kullanıyor. Asıl güvenlikle ilgili tehlikeyi gözardı ediyor. Bundan dolayı 1 Kasım demokrasi sınavı olmaktan çok ülkenin milli birlik ve bütünlüğünün korunup korunamayacağının sınavıdır.
Bir ülkede milli kimlik ile kavgalı, devletin kuruluş felsefesi ile ters düşen bir iktidarın bulunması söz konusu olursa; güvenliğin tehdit altında olup olmadığını tartışmaya bile gerek kalmaz.
Yine Yeni Türkiye ve Yeni Anayasa lafları ortada dolaşıyor. Yeni Türkiye’ye yeni anayasa tramvayı ile gitmekten vazgeçmeyenler var. Anayasanın ilk üç maddesi ve milli kimlikle ilgili 66. Maddesi öncelikle değiştirilmeye çalışılacak. Türk Milleti ifadesi de değiştirileceklerin arasında… Anlaşılan milliyetçiliği reddeden sağ iktidar yine iş başına gelirse, Yeni Türkiye’ye terörsüz varacak ve anayasa Türksüzleştirilecek. O halde, İmralı – Kandil rekabeti neden?