
DOSTLUK VE MEHMET AKİF ERSOY – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
DOSTLUK VE MEHMET AKİF ERSOY - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Dostluk öldükten sonra da devam eder ve ahiret kardeşliği olarak bir sonraki nesillere örnek olarak aktarılır. İslam Peygamberi dostluğun ve bunun devam etmesi hususunda şöyle diyor “Dostluğu sürdürmek imandandır. Dostlukta kıdem de esastır-Ömer Nasuhi Bilmen(1882/1971) Büyük İslam İlmihali”
Bizim neslin çok iyi tanıdığı insan mühendisi merhum Fethi Gemuhluoğlu(1923-1977) da hep Dosta Dair’dir söyledikleri ve eylemleri. “Sen hiç aşık oldun mu?” sorusundan başka derdi ki ”Önce refik, sonra tarik!.” Yani evvelen dost, sonra güzergah, yani yol! Dost ve dostluk sıralamada birincidir. İsyan Ahlakı’nın teorisyeni sosyolog rahmetli Nurettin Topçu(1909-1975) ise dostluk ve ahlakı birbiriyle örtüştürür. “Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister. Bir arada barınamazlar.” diye hatırlatır.
REZA’LET – Av. Ruhittin SÖNMEZ
REZA’LET – Av. Ruhittin SÖNMEZ
İran asıllı “hayırsever işadamı” Reza Zarrab (Rıza Sarraf) ABD’de FBI tarafından tutuklandı. Yandaş medya birkaç gün haberi görmezden geldi, nasıl davranacağını bilemedi, haberi vermedi.
Sonra strateji belirlendi, hep birlikte benzer şekilde bombardımana başladılar. Reza’ya sahip çıkıp ABD’li savcıya ve ne hikmetse Doğan grubuna saldırmaya başladılar.
Reza olayı, bazı muhalif yayın organları ile sosyal medyada ise ABD’li savcının açtığı davanın Tayyip Erdoğan’ın devrileceği hatta ABD’de tutuklanacağı bir dizi gelişmeye yol açacağı düşüncesiyle sevinçle karşılandı.
Yazımızın başlığı “REZA’LET” Star Gazetesi’ne ait.
İster “yarı resmi El Ahram” gibi, “Sarayın Sesi” gibi yayın yapan “yerli Pravdalar” gözüyle bakın. İsterseniz “öğrenilmiş çaresizlik” içindekilerin ABD yargısından medet uman ruh haliyle bakın.
Hangi taraftan bakarsanız bakınız, gerçekten olay ve tarafların olaya bakışı “Reza’let.”
Yeni Bir İslam Medeniyeti İçin Maturidi ve Maturidiliğin Önemi – Prof.Dr. Hasan ONAT
Yeni Bir İslam Medeniyeti İçin Maturidi ve Maturidiliğin Önemi – Prof.Dr. Hasan ONAT
“İnsan şunu da bilir ki kendisine düşünmemeyi telkin eden his şeytani vesveseden başka bir şey değildir; çünkü böyle bir davranış ancak şeytanın işi olabilir, amacı da kişiyi aklının ürününü toplamaktan alıkoymak, fırsatları değerlendirmesine ve arzusuna ulaşmasına vesile olan bu ilahi emaneti kullanmak konusunda onu korkutmaktır.” Maturidi, Kitabu’t-Tevhid, 172
DEVLETE GÜVENELİM Mİ? – Av. Ruhittin SÖNMEZ
DEVLETE GÜVENELİM Mİ? – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Ankara’da bomba yüklü araçla yapılan saldırıdan sonra bu defa İstanbul Beyoğlu’nda intihar bombacısının saldırısına maruz kaldık. 3 İsrailli ve bir İranlı misafirimiz hayatını kaybetti, 4’ü ağır 12 yaralımız var.
Bu alçakça, insanlık dışı saldırıların esas amacı büyük şehirlerimizin dahi güvenli olmadığı inancını yaymak olmalı. İnsanlarımız haklı olarak kalabalık bölge ve AVM gibi yerlerde bulunmaktan tedirginler. Böyle yerlerde ciddi bir tenhalaşma gözleniyor.
Ankara’daki saldırı ABD Büyükelçiliği’nin vatandaşlarına uyarısından sonra gerçekleşti. İstanbul’da ise saldırı Almanya’nın, “terör eylemi istihbaratı aldık” diyerek, Başkonsolosluğu ile Özel Alman Lisesi’ni kapatmasını müteakip oldu.
İstanbul Valisinin “itibar etmeyin” ve yandaş medyanın “Almanlardan kaos çığırtkanlığı” nitelemesine rağmen terör saldırısının gerçekleşmesi, resmi makamlarımız yerine, yabancı büyükelçiliklerin açıklamalarına inanmamız gerektiği algısına yol açabilir.
Sürekli terör saldırılarına muhatap olan bir ülkede bu durum ciddi zafiyet yaratır. Çünkü vatandaşın resmi makamların açıklamalarına güvenmeleri terörün amacına ulaşmaması için ilk şarttır.
Çanakkale Savaşlarını Hatırlarken – Prof.Dr. Hacı DURAN
Çanakkale Savaşlarını Hatırlarken – Prof.Dr. Hacı DURAN
Milletlerin tarihinde çok sayıda savaş vardır. Tarihi sadece barışla geçen bir millet yoktur. Bir çok milletin kendini bir millet olarak ifade etmesi kazandığı bir savaştan sonra gerçekleşmiştir. Mesela Amerika’ının bir millet haline gelmesi, İngiltere’ye karşı başlattığı istiklal savaşı ile mümkün olmuştur. Aynı şey modern çağın büyük aktörü olarak bilinen, İngilizler, Almanlar, Fransızlar vb. diğer milletler için de geçerlidir.
Savaşın milletlerin tarihinde önemli bir rol oynadığı tarihi bir gerçektir. Ancak buna rağmen, savaş bütün toplumlarda istenmeyen bir eylemdir, harekettir. Esas olan barıştır, huzurdur. Hangi milletin kültürüne, inancına ve örfüne bakarsak bakalım, hepsinde barışı esas, yeri geldiğinde ise savaşı kaçınılmaz bir toplum davranışı bir milli duruş olarak görürüz
Savaşlar milletlerin ve ülkelerin tarihinde çok olmakla birlikte, bazı savaşlar çok daha önemlidir. Bir çok savaş unutulur. Sadece tarihçilerin bildiği bir araştırma konusu olarak kalır. Mesela Osmanlı devletinin Avusturya, Rusya, İran, Venedik vb. bir çok ülke ile yaptığı bir çok savaş vardır. Bu savaşların olduğunu, yaşandığını, ancak tarih kitaplarından öğreniriz. Ancak öyle savaşlar vardır ki, onları, dedemizden, annemizden, okuma yazma bilmeyen bir halk masalı anlatıcısından, ozanlardan, şairlerden hasılı yaşlı genç bütün toplum aktörlerinden öğreniriz, duyarız. Bu savaşlar, destan olmuştur, ruh olmuştur, milli duruşa ve varoluşa ilham olmuştur. İşte Çanakkale savaşı bizim için böyle bir savaştır.
O MAKAMDA OLANA DÜRÜSTLÜK YARAŞIR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
O MAKAMDA OLANA DÜRÜSTLÜK YARAŞIR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Anayasa Mahkemesi’nin iki gazeteci Can Dündar ile Erdem Gül hakkında verdiği hak ihlali kararına Cumhurbaşkanı Erdoğan ve “kahve dövenin hık deyicisi” durumundaki malum medyanın tepkisi sert ve insaf sınırlarını aşan boyutta oldu.
Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’si bu gazetecilerin tutuklu yargılanmasını haksız bulurken, 3 üye tutuklama kararını haklı bulmuştu.
AYM yürüyen davanın esasına girmeden sadece “tutuklu yargılamada haksızlık olduğunu” tespit etmişti.
TÜRKİYE VE DIŞARDA İSTİKLAL MARŞLI GÜNLER – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Akifname’nin yazarı, müellif, müfessir ve TBMM kurucu üyesi Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Çantay anlatıyor:
-Mecliste Akif ile yan yana oturuyoruz. Çantamdan bir kağıt parçası çıkardım. Ciddi ve düşünceli bir tavır ile sıranın üstüne kapandım. Güya bir şeyler yazmaya hazırlanmıştım. Mehmet Akif Üstad ile konuşuyorum.
-Ne düşünüyorsun Hasan Basri?
-Mani olma işim var!
-Peki. Bir şey mi yazacaksın?
-Evet.
-Ben mani olacaksam kalkayım.
Bizim İnek Niye Öldi? – Alptekin CEVHERLİ
Bizim İnek Niye Öldi? - Alptekin CEVHERLİ
Dursun bir gün kahvehanede Temel'in yanına gelerek:
- Ula Temel, geçen gün senin inek hastalanmıştı ya, sen iyileşmesi için ona ne yaptun?
Temel şöyle bir Dursun’u süzmüş:
- Benim ineğe tuz ruhu içuttum.
Bu sözlerden sonra Dursun bakkala gitmiş, bir şişe tuz ruhu alıp evine dönmüş. İte-kaka ineğe zorla tuz ruhunu içirmiş. Tabi inek mevta…
Ve ertesi gün Dursun, kahvehanede yine çıkagelip Temel'e;
- Ula Temel, benum ineğe tuz ruhu içurttum, yarim saat geçmeden öldi!...
Temel şaşkın bir edayla başını kaşımış. Sonra Dursun'a doğru dönerek;
- Bilimeyrum ki uşağum, benum inek de ölmişti…
- ?
CEMAATLEŞME VE SİYASETE ETKİSİ – Av. Ruhittin SÖNMEZ
CEMAATLEŞME VE SİYASETE ETKİSİ – Av. Ruhittin SÖNMEZ
PKK uzantısı partiyi bir yana bırakırsak, iktidar alternatifi olabilecek CHP ve MHP’nin oy toplamı dahi AKP seviyesine ulaşamadığı için muhalif kanat “bunlar hiç gitmeyecek” kaygısı içinde.
Cumhuriyet Halk Partisi ne kadar gayret ederse etsin oyları yüzde 25 mertebesine sıkışmış durumda.
Kılıçdaroğlu karizmatik bir lider değil ama ekip çalışması yapan bir genel başkan. Liderinin birikimi, çalışkanlığı ve kendi seçmen profili dışındakilere de açılma gayretine rağmen CHP bu çizgiyi aşamıyor.
CHP’de bir sosyolojik kilitlenme söz konusu.
Türkiye’de sol seçmen kitlesinin en yüksek oy oranına ulaştığı yıllar Bülent Ecevit’in Karaoğlan olduğu dönemdi. Ancak o dönemde CHP’ye verilen oyların bir kısmı bugün HDP’ye gitmekte. Ayrıca sosyal demokrat bir görüntü veren 1980 öncesi CHP’nin arkasında çok güçlü sendikalar, sivil toplum kuruluşları, ana akım medya desteği ile yüksek yargıdaki sol yapılanmanın tesiri büyüktü.
Bugün CHP bu sosyal desteklerden mahrum.
CHP’nin sosyal projeleri AKP iktidarlarının sosyal yardımlarına alışmış kitleleri heyecanlandırmıyor.
CHP’nin sadık seçmen kitlesi olarak, ortada sadece Cumhuriyetin getirdiği kazanımları ve kendi hayat tarzını koruma gayretindeki kitleler kaldı.
GÜVENLİK ÇEMBERİNİN DARALTILMASI VE TERÖR – Prof.Dr. Mustafa E. ERKAL
GÜVENLİK ÇEMBERİNİN DARALTILMASI VE TERÖR - Prof.Dr. Mustafa E. ERKAL
Geçen hafta Başkent Aydınlar Ocağı’nın faaliyete geçme törenlerine katıldık. Aslında bu kuruluşumuz Ankara’da önemli bir boşluğu dolduracak ve Türkiye’yi Türkiye yapan değerleri savunacak sivil toplum kuruluşlarından biri olarak varlığını hissettirecektir. Gayretli, kapasiteli ve hizmet aşkı ile dolu çoğu genç akademisyen olan arkadaşlarımıza başarılar diliyor; milli hassasiyetleri dolayısıyla kendilerini tebrik ediyorum. Artık klasik dernekçilik gerilerde kaldı. Ülke sorunları ile ilgili tespit ve teklifler getirebilmek esas oldu. Bu değişimi fark edemeyenler etkili faaliyet ve hizmetlerde de bulunamamaktadırlar. Sırtlarını iktidarlara, parti veya çeşitli güç merkezlerine dayayıp güdümlü faaliyet gösterenler, ne gerçek sivil toplum kuruluşu olabilir; ne de beklenen gelişmeyi gösterebilirler. Aynı fikirleri taşıyanlar birbirine rakip değil; ancak tamamlayıcı olabilir.
BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRİN, HAYATINIZIN KALİTESİ DEĞİŞSİN! – Yrd.Doç.Dr. Zülfikar ÖZKAN
BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRİN, HAYATINIZIN KALİTESİ DEĞİŞSİN! – Yrd.Doç.Dr. Zülfikar ÖZKAN
Bakış açıları, problem çözmede, hastalıkların tedavisinde ve iletişimde önemli rol oynamaktadır.
Olaylara bir den fazla bakış açısıyla bakabilme esneklik ve yeni alternatifler getirir. Bunun tersi de doğrudur. Esnek bir zihin de, sorunlara farklı açılardan yaklaşmamıza yardımcı olur.
Esnek olan kimseler çevreye kolay uyum sağlarlar ve değişimlere karşı dayanıklı olurlar. Çok az stres yaşarlar. Esneklik güçtür.
Esnek zihin yapısı geliştiremeyenler ise, kırılgan olur, yoğun stres altında kalır ve dünya ile ilişkilerine korku hakim olur.
Peki, bakış açımızı nasıl genişletebiliriz?
Bakış açısını genişletmenin en kolay yolu, bağlamı değiştirmektir. Her olayın bağlamını yani yer ve zamanını değiştirerek anlamını değiştirebiliriz. Anlam bağlamsaldır. Anlamın değişmesiyle duygularımız ve davranışlarımız da değişir. Böylece daha çok seçeneğe sahip oluruz. Örnek dört ayaklılar gibi çömelip yürümek bir yönetici için kötü bir davranıştır. Ancak aynı davranış, evde torunuyla oynayan bir dede için iyi bir davranıştır.
Bakış açısını genişletmenin ikinci yolu, sevdiklerimizle yaşadığımız güzel anları aklımızdan çıkarmamak ve bizi rahatsız eden olayları aklımıza getirmemektir. Çünkü tatsız olaylar bakış açımızı daraltır.
Bakış açısını genişletmenin üçüncü yolu, bir olaya takılıp üzülecek yerde, aynı olaya tarafsız bir gözlemcinin gözüyle bakmak ve o gözle yorumlamaktır. Bir kimse attığı adımın, yüzlerce ihtimal içinde sadece biri olduğunu düşünürse "ah keşke" diye yakınır ve pişmanlık duyar mı?
Olaylara dışarıdaki bir gözlemcinin bakış açısıyla ve tarafsız olarak, hiç bir menfaati olmadan bakan kimse, daha çok seçeneğe sahip olur. Olaylara yaklaşan özgür, objektif ve kendini hareketlerden uzak tutan bilim adamları bu pozisyonu kullanırlar.
Yüksek bilinçli insanlar olayları değerlendirirken “Kime Göre?” sorusuyla bakış açısına dikkat çekerler.
Jimm M. Power’in ifadesiyle, “Bir karıncaya göre; arslan, kaplan ve çıngıraklı yılan şefkatli ve iyi huylu hayvandır. Ördekler ve kazlar ise yırtıcı hayvanlardır, her şey sizin görüşünüze bağlıdır.”
Kaynak : Zülfikar Özkan, “AYRILAMAZSINIZ, Ailede Huzurlu Yaşam Önerileri” Hayat Yayınları, İstanbul, 2015.
ENERJİ POLİTİKASI SAKAT OLANIN DIŞ POLİTİKASI KÖTÜRÜM OLUR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
ENERJİ POLİTİKASI SAKAT OLANIN DIŞ POLİTİKASI KÖTÜRÜM OLUR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Kocaeli Aydınlar Ocağı’nın bu ay konuk ettiği uzman Ahmet Necdet Pamir oldu. Pamir, Türkiye’de enerji politikalarını en iyi bilen isimlerden biri. Türkiye’nin en seçkin üniversitelerinde bu konuda ders veriyor. Ayrıca düşünce kuruluşlarında çalışan, Türkiye’yi temsilen uluslararası bilimsel toplantılarda tebliğler sunan, oturumlar yöneten bir uzman. O’nu sık sık petrol, doğalgaz, nükleer ve temiz enerjiler konusunda TV’lerde görüşüne başvurulduğunda izlemiş olabilirsiniz. Siyasi tarafı da var, CHP’nin Enerji Komisyonu Başkanı.
Ben kendisini ilk defa 2002 yılında ASAM’da (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde) tanıdım. O sıralarda Kocaeli TV’de “Geniş Açı” adlı bir program yapıyordum. Kendisini programıma davet ettim. 2 saat civarında canlı yayında “Enerji Güvenliği” konusunu ve Türkiye’nin Enerjide dışa bağımlılığının yarattığı riskleri anlatmıştı.
Pamir’in 14 sene önce anlattığı riskler ANAP iktidarlarının (özellikle Mesut Yılmaz döneminin) izlediği yanlış enerji politikalarının eseriydi. AKP iktidarları enerji politikalarındaki hataları artırarak devam ettirdi. Enerjide dışa bağımlılığımızı çok daha endişe verici boyutlara getirdi.
CUMHURİYET TARİHİNİN EN ZOR GÜNLERİ – Av. Ruhittin SÖNMEZ
CUMHURİYET TARİHİNİN EN ZOR GÜNLERİ – Av. Ruhittin SÖNMEZ
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, artan terör saldırılarına ilişkin geçen hafta (19 Şubat’ta) yaptığı değerlendirmede “Cumhuriyet tarihinin en zor günlerinden geçiyoruz” dedi.
Aynı Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olarak görev yapmakta iken Mart 2009'da "yakında çok güzel şeyler olacak" diyerek “müjdeler” vermişti.
Bu müjde ile “çözüm süreci” başlatıldı. Bu müjde ABD’nin Irak’tan çekilme kararı sonrası Türkiye’nin önünde açılan aydınlık geleceğin işareti olarak değerlendirildi.
Fakat Gül’ün bu iki sözü arasındaki zaman diliminde “çok güzel şeyler” bir türlü olmadı. Tam aksine “Cumhuriyet tarihinin en zor günlerini” yaşamaktayız.
Bu süreç herhalde devleti yönetenlerin bilgi ve iradesi dışında, doğal bir afet sebebiyle falan olmadı.
Öyleyse sorumluların hadi harakiri yapmak, istifa etmek gibi “onurlu” (haysiyetli) eylemler yapmayı, bir özür dilemeleri, hiç olmazsa bir özeleştiri yapmaları gerekmez mi?
Ne gezer…
KEYFİ DÜZENDE ANAYASANIN ÖNEMİ OLMAZ – Av. Ruhittin SÖNMEZ
KEYFİ DÜZENDE ANAYASANIN ÖNEMİ OLMAZ – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Hukuk Devletinde zengin, fakir, güçlü, güçsüz demeden “herkesin kanun önünde eşit olması” ilkesi esastır.
Demokrasisi gelişmiş ülkelerde kırmızı ışıkta geçen devlet büyüklerine dahi ceza kesilir. Ülkenin en büyük spor kulübü başkanı alkollü olarak araç kullanınca eli kelepçeli olarak yargılanır, ehliyeti elinden alınır. Devlet parasıyla karısını, çocuklarını seyahat ettiren bakanlar istifa ettirilir. Futbol kulübünden 5 tane avanta bilet aldı diye eyalet valisi (federe devletin başkanı) istifa etmek zorunda kalır.
Bazı ülkelerde ise bunları hayal etmek bile imkânsızdır.
Bu ülkelerde hırsızlık yapan ne kadar yüksek makamdaysa yargılanması o kadar imkânsız hale gelir. Milletin anasına küfreden veya anaları ağlatanlar ne kadar zenginse ve rüşvet verdiği devlet büyüklerine ne kadar yakınsa o kadar dokunulmaz olur.
Anayasasında devletin “Parlamenter Sistem”, “Başkanlık” veya “Yarı Başkanlık” ile yönetileceğinin yazılmış olmasının bir önemi yoktur.
Mevzuatın “kuvvetler ayrılığı” ilkesi çerçevesinde belirlenmiş olması da bir şey ifade etmez.
Böyle bir mevzuata göre devletin yönetimine gelmiş olan ve anayasayı korumakla görevli muktedirin uygulamadaki tercihleri düzenin belirleyicisidir.
Bu ülkelerde muktedirler anayasal sistemi bekleme odasına alabilir. Kuvvetler çatışması değil, “kuvvetler uyumunu”savunur.
Devleti oluşturan yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri bir kişinin şahsında birleşir. Hatta günümüzde 4. kuvvet diye anılan Basın ile Sivil Toplum Kuruluşları da aynı kişinin kontrol ve güdümüne girer.
Mevzuat yani Anayasa, kanunlar, tüzükler ve yönetmelikler ne derse desin, doğru bildiğini yapmakla övünür.
Böyle ülkelere “demokratik hukuk devleti” demek mümkün değildir.
PYD VE ROJAVA – Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK
PYD VE ROJAVA - Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK
5 yıl önce Suriye savaşı başladığında Esat, Türkiye’ye kızgınlığından Suriye’nin kuzeyini Kürtlere armağan etti. Türkiye’nin güneyindeki huzursuzluğu artırmak, güney doğusundaki huzursuzluğa yeni bir huzursuzluk eklemenin önemini çok iyi görüyordu. Sonra bu bölgede kantonlar ve özerkliğe giden yapılanmalar başladı. Ülkeyi yönetenler, açılım sevdası ile C. Perver, Tatlıses ve Barzani ile kol kola yeniufuklara yelken açma düşüncesindeydiler. Herkesin kötü niyetini anlamak mümkün değildi. Hatta İŞİD denilen bir örgüt, Rojava’ya zarar vermesin, Onların elindeki Kobani zarar görmesin diye buradaki Kürtlere, basın haberlerine göre 650 kamyon insani yardım gönderilmişti. Aynı zamanda İŞİD’e karşı savaşmak için Irak’tan gelen Peşmerge’ye, ülkemizden 500 km. geçer ek Kobani’ye gitme izni verildi.
KİMLİK BUNALIMI, DÖNEKLER VE DÖNMELER – Prof.Dr. Nurullah AYDIN
KİMLİK BUNALIMI, DÖNEKLER VE DÖNMELER – Prof.Dr. Nurullah AYDIN
Kimlik bunalımı, kültür çatışmalarının doğal sonucudur. Oysa bizler, yani insanlar kardeş değiliz de neyiz ki.
Her toplumda; insan olma gerçeği yerine dil, din ve ırk savunucuları vardır. Savaşlara, katliamlara ve işkencelere yol açan bu üç unsur, yıkıcı ve yok edici etkisini sürdürmektedir.
Toplumlarda ırkçılık, dincilik vahşi yüzünü göstermektedir. Bunda en önemli rolü ise farklı kimlikle kin ve öfke içinde olanlar oynamaktadır. Bunlar Dönekler ve Dönmelerdir. Birilerini düşman ilan etmenin başka bir yolu da yoktur. Kimlik çatışması yaşayan insanlar birçok ruhsal sorunlar yaşar. Kendini ifade edememe, sürekli gerçek kimliğini gizleme nedenleriyle sosyalleşme de sorunlar yaşayabiliyor..
Dönekler; her zaman siyasi, ekonomik statü, şöhret amaçlı değişim ve dönüşümü geçirirler. Onlar için bir kimlik tanımlaması yoktur.
Dönmeler; Türkiye'de sadece Yahudi'den dönen Sabetaylar için kullanılmaktadır. Ermeni ve Rum dönmeleri konusunda çalışma sınırlıdır. Özellikle İslamcı tarikat ve cemaatler birer Ermeni ve Rum dönmeleri merkezi haline gelmiştir. Ermeni ve Rum dönmeleri; Sabetaycıları İslam adına eleştirirken, halkın temiz din duygularını istismar etmekte, kendilerini gizlemekte ve kinlerini bu yolla ortaya koymaktadırlar.
BÖYLE TOPLUMA BÖYLE YÖNETİCİLER – Av. Ruhittin SÖNMEZ
BÖYLE TOPLUMA BÖYLE YÖNETİCİLER – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Sizin de dikkatinizi çekiyordur.
Kalabalık yaya gruplarının yürüdüğü yerlerde, karşıdan gelenlerle çarpışmadan geçemiyoruz.
Diyelim ki, yaya geçitlerinde yeşil ışığın yanmasını bekledik. (Yayaların kırmızı ışık ihlallerini saymıyorum.) Biz karşıya geçeceğiz, karşıdan gelenler de bizim olduğumuz yere gelecekler. Ama hem biz ve hem de karşıdan gelenler yaya geçidinin tamamını kullanarak geçmeye çalıştığımız için, zikzaklar çizerek karşıya geçmeye çalışırız. Çoğu zaman da birkaç çarpışma veya sürtünme ile karşıya varabiliyoruz.
Oysa her iki taraftaki insanlarımız sağdan geçse, beklerken yığılma olduğunda, önce gelenin önde olmasına saygı göstererek sıraya girsek, son derece rahat ve düzenli bir şekilde geçebileceğiz.
Tren, otobüs gibi toplu taşıma araçlarında bu araçlardan inerken ve çıkarken başkalarıyla bedensel temas yapmamak pek mümkün değil.
Asansörlerin yoğun kullanıldığı yerlerde de asansöre girip çıkarken birileriyle çarpışmadan bu işi başaramıyoruz.
Oysaki binmek isteyenler kapıda beklerken, çıkanların rahatça çıkabilmesi için kapının bize göre sağ tarafında ve bir metre kadar gerisinde beklesek, inecekler indikten sonra sırayla kabine girsek bu düzensizlikler olmayacak.
Hava güzel, mesela Sekapark’ta sahilde veya Yürüyüş Yolu’nda geziyoruz. Yaya yolunun tamamını kaplayan gruplar, yolun solundan, sağından, ortasından geçen kişiler, çiftler.. Bazısı yavaş yavaş seyrana çıkan, bazıları tempolu yürüyüş yapanlar… Her iki tarafta da yolu böyle kullanan yayalar büyük bir düzensizlik içinde yürümekteler.
Her iki tarafta yürüyenler sağdan yürüse, ortadaki alanı daha hızlı yürüyenlerin sollayarak geçişi için boş bıraksa hiçbir düzensizlik, çarpışma, bekleme olmayacak…
Yeni Anayasa’yı kim ne için istiyor? – Arslan BULUT
Yeni Anayasa'yı kim ne için istiyor? - Arslan BULUT arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr
Gençlik çağlarımızda "Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi" diye bir kitap yayınlanmıştı. Yazarı Ayhan Tuğcugil idi. Türk Milliyetçilerini en çok etkileyen, bütün yurtta ülkücülerin söylem birliğini sağlayan eserlerin başında o kitap geliyordu.
Ayhan Tuğcugil'in aslında İskender Öksüz olduğunu o zaman da biliyordum. Öksüz, tıpkı o günlerde yaptığı gibi bu defa da ihtiyaç ve Millî Düşünce Merkezi'nin talebi üzerine "Millet ve Milliyetçilik" adıyla konuyu yeniden ele aldı. Aradan geçen 40 yıl içinde dünyada ve Türkiye'de geliştirilen yeni teorileri, yeni bakış açılarını ve tabii ki millet ve milliyet üzerindeki operasyonları da inceleyip, "bilimin millet ve milliyetçilik hakkında söylediklerini uzman olmayanların da anlayacağı bir dille" açıkladı.
BAYAR “ÖLÜLERİMİZDEN BİLE KORKUYORLAR”, İNÖNÜ “HAYATIMIN EN KÖTÜ GÜNÜ!” – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
BAYAR “ÖLÜLERİMİZDEN BİLE KORKUYORLAR”, İNÖNÜ “HAYATIMIN EN KÖTÜ GÜNÜ!” - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Serin Tarih’i derinleştiriyoruz Hocaların Hocası Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve idamla yargılanan Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin oğlu Yüksek Mühendis Cihat İleri’yle. Eyüp Sultan sırtlarında Rami’deyiz. Bitişiğimizdeki tarihi Rami Kışlası da restore ediliyor.
Demokrat Parti demokratik serbest seçimle ilk defa iktidara geldiğinde (14 Mayıs 1950) 27 yıllık CHP iktidarı sona ermiş ve “Yeter Söz Milletindir” sloganıyla halkın teveccühüne mazhar olan DP lideri Celal Bayar, hükümeti kurmakla Aydın Mebusu Adnan Menderes’i görevlendirmişti.
Ayrılsak da Beraberiz – Alptekin CEVHERLİ
Ayrılsak da Beraberiz - Alptekin CEVHERLİ
2003 yılında kaybettiğimiz Türk Sanat Müziği’nin değerli sanatçısı Rahmetli Yusuf Nalkesen’in o meşhur şarkısında söylediği “Ayırlsak da beraberiz”in nakaratı haberleri izlerken birden dilime dolanıverdi…
* * *
1989 sonrası dünyanın tek başına süper gücü olduğu iddiasını yüksek sesle söylemeye başlayan ABD, SSCB’nin yıkılmasıyla birlikte “Yeni Dünya Düzeni” adıyla at koştururken; sahneye yeni bir tiyatro oyunu konuluyordu.
1989 öncesinde ABD ve SSCB arasında sözüm ona devam eden “Soğuk Savaş” Sovyet Rusya’nın iflası ile tek kişilik oyun halinde ABD tarafından devam ettirilmeye çalışıldı.
Ne zaman ki, halk dilindeki argo tabirle Rusya’nın ‘biti kanlanınca’ oyun, yine esas oğlanla kötü adam arasında sahnelenmeye başlandı.
Güya bir yandan ABD, diğer yandan Rusya dünyayı paylaşmak için mücadele ediyormuş gibi görünürken aslında bir sömürü düzenini iki koldan yürüttüklerini; insanlık ve özellikle de Türk – İslâm dünyası üzerinde müthiş pazarlıklar döndüğünü görüyoruz.
Güya bu düşmanlar, konu Türkiye olunca nasıl da ortak çalıştıklarını bir anda gözler önüne serdiler…