
MERAL AKŞENER VE İZMİT – Cevat NAS
MERAL AKŞENER VE İZMİT - Cevat NAS
Ülkücü ,Ülkücünün kardeşidir. Meral Akşener ve oraya gelenlerin %80 i de Ülkücü idi. Kalabalık bir topluluğa konuşan Meral Hanım, salona sığmayan topluluğu dışarıya çıkartarak halka hitabetip, etkili bir konuşma yaptı. Herkes bilinçli idi, hatta ve hatta oraya gelen Ülkücüler davanın her türlü çilesini çekmiş dava adamları idi. Akp ye yağ çekip ihale ve makam mevki almaya, çıkar sağlamaya çalışanlar, orada yoktu. Oraya gelenler yerine oturmuş, okur -yazar, meseleleri küfretmeden yorumlayan dava adamları idiler.
*
Türk Dünyası Bakanlığı Kurulması Şart Oldu -Alptekin CEVHERLİ
Türk Dünyası Bakanlığı Kurulması Şart Oldu -Alptekin CEVHERLİ
Sevgili okurlar, bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında yaşayan vatandaşlarımızın sayısı hakkında yaklaşık birkaç rakam verip, ana konuya girmek istiyorum. Avrupa Birliği ülkelerinde Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiğine göre yaklaşık 6,5 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaşıyor.
Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da da toplam 1 milyon civarında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var diye tahmin ediliyor.
Bunların dışında kalan diğer ülkeleri de hesaba katarsanız yaklaşık 8 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı veya bir kısmı eski vatandaşımız (çifte vatandaşlığa izin vermeyen ülkelerin yasalarından dolayı) yurt dışında ikamet ediyor. Bu rakam pek çok Avrupa devletinin nüfusundan fazla.
Üstüne üstlük bir de Osmanlı bakiyesi olan ve bulundukları ülkelerde azınlık durumuna düşmüş veya düşürülmüş Türkler var. Üstelik bu Türklerin bulundukları ülkelerin vatandaşı olmalarına karşılık aynı zamanda Türkiye ile de sıkı ilişkileri sürüyor. Ama ne yazık ki çifte vatandaş olarak Türk vatandaşlığı alamıyorlar. Yunanistan, Makedonya ya da Irak Türkleri gibi…
En azından Nihat Gürer için – Mevlüt SOYSAL
En azından Nihat Gürer için - Mevlüt SOYSAL
80 darbesi ile ilgili bir yazı dizisi hazırlamaya yeltendiğimde yaşı 50’yi aşmış kimi görsem, “O dönemin aktif isimleri kimlerdi, birkaç isim alabilir miyim?” diye soruyordum.
Solcuların verdiği isimler başka başka olurken, sağcıların neredeyse tamamının listesinde olan bir kişi vardı:
Nihat Gürer…
“Bizim amcaoğluna avukat bulmuş… Sayesinde 3 ayda hapisten çıkmış amcaoğlu…”
“Bizim çocuklara saklanmak için Kocaeli’de yer ayarlamış.”
“Beni hapishanede ilk ziyaret eden oydu.”
“İl binasını basacaklardı, izin vermedi.”
Hikâyeler, hikâyeler, hikâyeler…
16 NİSAN REFERANDUMUNA DOĞRU – Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER
16 NİSAN REFERANDUMUNA DOĞRU - Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER /Kaliteli Yaşam Uzmanı
Çağdaş Dünyamızda en iyi yönetim şekli olarak “DEMOKRATİK” sistem, genel kabul görmüş durumdadır. Bazı ülkelerde biraz şekli değiştirilmiş olsa bile, bazı hırslı ve amacı farklı olabilen yöneticilerin elinde uygulama dejenerasyonuna uğramış olsa bile, günümüzde bundan daha iyi bir yönetim şekli bulunmamaktadır.
Demokratik sistemin en önemli özelliği, o ülkede yaşayan seçme yaşına gelmiş insanların hür ve bağımsız oyları ile yapılan seçimlerdir. Yani, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz sözünde olduğu gibi “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR”.
Anayasa ve ilgili yasalara göre belirli süre ve zamanlarda yapılan, her çeşit seçimlerde seçme yeteneğine sahip ülkenin tüm insanları kapalı bir mekanda kendi hür iradesiyle, kimseyle paylaşmadan gizli bir şekilde oyunu kullanır. Oy kullanma zamanı gelinceye kadar hiç kimsenin kimseyi oy kullanma konusunda rahatsız etmesi ve zor kullanması doğru değildir.
Maturidiliğin Türk düşünce tarihi ve siyasî tarihi açısından önemi – Prof.Dr. Sönmez KUTLU
Maturidiliğin Türk düşünce tarihi ve siyasî tarihi açısından önemi - Prof.Dr. Sönmez KUTLU
Bağdad’da Büveyhîlerin yükselişe geçtiği, Taberistân’da Zeydîlerin devlet kurduğu, İsmâîlîler/Karmatîlerin Orta Asya’da, özellikle Nesef, Semerkand ve Bedahşan’da Samanîleri tehdit edecek kadar güçlendikleri ve Fâtımî-İsmâîlîlerin Kuzey Afrika’da merkezi Mısır’da bulunan bir devlet kurdukları dönemde, yeni müslüman olmuş Türkler arasından İslamî ilimlere vakıf Mâturîdî’ gibi birisinin çıkması, son derece şaşırtıcıdır.
Çünkü Semerkand İslam’la yaklaşık iki yüz yıl önce tanışmıştı. Bu dönemin büyük bir bölümü ise, savaşlar, entrikalar ve siyasî çalkantılarla geçmişti. Üstelik Mâturîdî, diğer bilginler gibi, Nisabur, Rey, Bağdad, Basra, Mısır, Şam, Kufe ve diğer kültür merkezlerine seyahat etmemiş birisiydi.
Mâturîdî, böyle bir dönemde ve bu kadar ağır şartlar altında, kendisini ilme vermiş ve bütün Türk dünyasını etrafında toplayan ve kendi adıyla anılan itikadî bir mezhep kurmuştur.
Kaşgarî’nin Divânu Lugatu’t-Türk‘ü Türk dili açısından, Farâbî ve İbn Sinâ’nın felseyle ilgili eserleri İslam Felsefesi açısında ne kadar önemli ise, Mâturîdî’nin Kitâbu’t-Tevhîd‘i ve Te’vîlât‘ı da Türk din anlayışı ve Türklerin dini düşünce tarihi açısından, o kadar önemlidir. Çünkü onun bu eserleriyle birlikte, akılcılık ve hoşgörü Türk din anlayışının temel taşları olmuştur.
TEŞEKKÜRLER MERAL AKŞENER, TEŞEKKÜRLER KOCAELİ – Ruhittin SÖNMEZ
TEŞEKKÜRLER MERAL AKŞENER, TEŞEKKÜRLER KOCAELİ - Ruhittin SÖNMEZ
Cumartesi günü Kocaeli’de esen Meral Akşener rüzgârı Türkiye gündeminde de önemli bir yer tuttu. Hemşerileriyle buluşan Meral Akşener’in bir mitinge dönüşen toplantısı Pazar günü havuz medyası hariç bütün medyada, özellikle Kocaeli gazetelerinde çok geniş şekilde aktarıldı, yorumlandı.
Halk TV’den canlı yayımlanan, diğer yaygın medya kanallarında da haberlerde değerlendirilen bu toplantıya Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanı sıfatıyla ev sahipliği yapmış olmaktan mutluyum.
Bir salon toplantısı planlamıştık. Mütevazı duyuru imkânlarımızla herkese tam olarak duyuramadığımız, salonu dolduramama endişesi olmadığı için kitleleri davet için kendimizi zorlamadığımız bir toplantı idi.
NİÇİN HAYIR? – Av. Naci KARA
Anayasa değişikliği talebi, “Türk Tipi Başkanlık” sistemi değildir. İstenen başkanlık “kuvvetleri birleştirecek ve tek elde toplayacak” bir başkanlıktır. Dolayısıyla demokrasi ile barışık olmayan ve demokratik dünyada benzerinin dahi uygulanmadığı, yepyeni bir sistem dayatması ile karşı karşıyayız…
Kuvvetleri tek elde toplayan bir Anayasa, aslında sadece sistemi yürürlüğe sokacak ve ondan sonra hükümsüz kalacaktır. Çünkü talep edilen sistem başkana olağanüstü yetkiler sunmaktadır. Sunulan yetkiler başkanı çok güçlü bir pozisyona getirmekte ve şahsi inisiyatifini yasaların da önünde geçirmektedir.
Endüstri 4.0 (2) Gelecek bugün demek – Ramazan BAKKAL
Gelecek bugün demek - Ramazan BAKKAL/Bilim Teknoloji İçin İstanbul Çalışma Gurubu Başkanı
Bu yazıdan Endüstri 4.0 konferansında tutuğum notların ikinci bölümünü takdim ediyorum. Siber güvenliğin önemi ve yıkıcı inovasyondan bahsediliyor. İnovasyonun yıkıcısı da mı olurmuş dedirtecek bir mevzu. Sevindirici bu husus Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı görevlilerinin 4.0 la yakından ilgilenmeleri.
Bilginin akışı yatay olur. Her an her şey konuşulacak. Denizli’den ABD’li yüklü miktarda un istemiş. Sevinmişler. Ama bir şartım var demiş. Tohumdan gofretin içine girinceye kadar bütün safhalarını ben görmem lazım. Müessesenin interneti olduğu gibi artık her şeyin interneti isteniyor. 2020’de 28 milyar nesnenin internete bağlanacağını zannediyorlardı şimdi düzelttiler, 40 milyara çıkacak. Google sizin nerede olduğunuzu biliyor. Artık TC yerine IP numaraları kullanılacak.
Arçelik’in yeni makineleri internete bağlı olacak. Kaç saat kullanırsak o kadar ödeyeceğiz.
AV. YAŞAR TOPCU İLE ANAYASA REFERANDUMUNU KONUŞTUK
AV. YAŞAR TOPCU İLE ANAYASA REFERANDUMUNU KONUŞTUK
Oğuz Çetinoğlu: ‘Anayasa’ kavramı hakkındaki genel değerlendirmenizle röportaja başlayabilir miyiz?
Av. Yaşar Topcu: Anayasalar, esas itibâriyle devletin temel yapısını, bu yapının işleyişini (yönetim biçimini), devlet yapısındaki birimlerin biri birleriyle ilişkilerini ve vatandaşların doğuştan sâhip oldukları, vazgeçilmez, devredilmez hak ve hürriyetlerini teminat altına alan millî mutabakat belgeleridir.
İnsanlığın bilinen binlerce yıllık târihi dikkate alındığında, anayasalar; bu târifteki nitelikleriyle yakın dönemde ortaya çıkmıştır. Bir devletin demokratik niteliklerinin varlığı, seviyesi ve ağırlığı bu belgelerle ve uygulamalarla tâyin edilir.
Helal olsun Aydınlar Ocağı’na..! – Güngör ARSLAN
Helal olsun Aydınlar Ocağı’na..! - Güngör ARSLAN
Bu günlerde ben epey bir omurgaya taktım kafayı.
Tabi merak etmeyin doktor falan olmaya niyetim yok.
Benim omurga başka bir omurga.
İnsanı fiziksel olarak dik tutan omurga değil benim kafama taktığım.
Benim omurgadan kast ettiğim insanı ruhsal ve manevi olarak ayakta tutan omurga.
Çünkü bana göre insanın iki omurgası vardır.
Birisi fiziksel olarak ayakta durmamızı sağlayan kemiklerden oluşan omurga diğeri ise insan olmamıza yarayan davranış biçimlerinden oluşan omurga.
Birisi tedavi ediliyor da diğeri bir arızalandı mı ya da ekseninden kaydı mı tedavi edilemiyor.
Hal böyle olunca da çevremiz OMURGASIZ insan ve kurumlarla kaynıyor.
Hatta omurgalı kişi ve kurum bir elin parmakları kadar yok artık kentimizde ve memleketimizde.
Herkes güce tapıyor, gücün karşısında boyun eğiyor.
Eğmeyenlerde var.
İşte bunlardan birisi de Kocaeli Aydınlar Ocağı.
Aslında samimi olarak söylemem gerekirse bu derneğe karşı ta muhabirlik dönemimden beri hep mesafeli olmuşumdur.
Bunun bir nedeni de yok.
Belki de bu derneğin yöneticileri ile bir diyalog kuramamamdan kaynaklanıyor olabilir.
İKİ SEÇİM – İKİ ÜLKE VE İKİ ENDİŞE – Süleyman PEKİN
İKİ SEÇİM – İKİ ÜLKE VE İKİ ENDİŞE - Süleyman PEKİN
16 Nisan Halk Oylaması sürecinde Evet & Hayır üzerinden eskinin Sağ & Sol’u gibi bir ikilem hortlatılırken 18 maddelik değişiklik üzerinden yaşadığımız gerilim ülkemiz sınırlarını çoktan aştı ve neredeyse Avrupa’nın sorunu olmaya başladı. Dün Hollanda’da olanlar yarın başka yerlerde de yaşanacak gibi.
Osmanlıcadaki tabirle Felemenk ülkesi zaten 1,5 asır boyunca sömürdüğü ve giderayak 70 yıl önce yaptığı katliamlarda öldürdüğü onbinlerce Endonezyalıdan sabıkalı. Hele hele Hollandalı askerlerin 22 yıl önce Bosna - Hersek’in Srebrenitsa Kentinde 8.372 Müslüman’ı Sırplara öldürtmesi halen kanayan yaramızdır.
Bunun üzerine son yaşanan Rotterdam hadiseleri de yüklendi. Atlı – itli, TOMA’lı – coplu şiddet ve Türk Hükümet temsilcilerine gösterilen şirret muameleyi de eklemek lazım. 9 kusurlu hareketin 8’ini yapmış durumdalar fakat pozisyon bence penaltıdan öte. Dutlar Vadisi’nden komplo teorisi dikizleyerek replik çalan halkımız için işi kolaylaştıralım.
MERAL AKŞENER KOCAELİ’DE – ÜLKÜCÜ BİAT ETMEZ – Ruhittin SÖNMEZ
MERAL AKŞENER KOCAELİ’DE - ÜLKÜCÜ BİAT ETMEZ - Ruhittin SÖNMEZ
Meral Akşener Türkiye gündemini etkileyen çok önemli bir siyasi figür. İçişleri Bakanlığı, TBMM Başkan Vekilliği görevlerini hakkıyla yapmış, görevleri esnasında olumlu izler bırakmış bir siyasetçi.
Ancak son seçimlerde Milliyetçi Hareket Partisi’nden milletvekili listesine konulmadığı için artık milletvekili değil. Devlet Bahçeli ve ekibi tarafından partiden ihraç edildiği için resmen partili bile değil.
Buna rağmen ülkücülerin, milliyetçi, muhafazakârların ve merkez sağ kanadın umudu oldu.
Hatta partilerinin donmuş oy yüzdesiyle iktidar alternatifi olamayacağını gören bir kısım CHP’lilerin de umudu Akşener.
Biz “İzmit’imizin kızı” Meral Akşener’in Türkiye’de önemli bir kesimin umudu haline gelmesinden mutluyuz.
Üstelik O Kocaeli Aydınlar Ocağı’nda birlikte yetiştiğimiz bir arkadaşımız, kardeşimiz.
Endüstri 4.0 (1). Her şey bu gün-Hiçbiri yarın değil.. / Ramazan BAKKAL
Endüstri 4.0 (1). Her şey bu gün-Hiçbiri yarın değil.. / Ramazan BAKKAL / Bilim Teknoloji İçin İstanbul Çalışma Gurubu Başkanı
11 Mart 2017 Cumartesi günü Mütevellileri içinde bulunduğum Avrasya Bir Vakfında Her Cumartesi devam eden konferanslarından biri daha sunuldu. Bu yazıda konferans sırasında tuttuğum notları sizlerle paylaşmak istiyorum. Not alamadığım bir iki noktayı konuşmacı Ali Rıza Ersoy tamamladı. Ümit edilir ki yeni bir devrim niteliğinde görülen bu meseleden Türkiye uzak kalmasın. Araya yıllar, on yıllar girmeden rekabet ortamındaki yerimizi alalım. Yazı uzun olduğu için iki bölüm halinde takdim edeceğiz.
İnsanımız yeni olan şeylere dikkat kesiliyor. Bur de sunum düzgün oldu mu değmeyin gitsin. Bu cumartesi iki buçuk saat kimse yerinden kıpırdamadan dinledi. Pek çok kişi de notlar aldı. Bu çok önemli konunun ele alınmasını sağlayan, ANAP Genel Başkan Yardımcılarından Sakarya E. Milletvekili değerli ağabeyim Yalçın Koçak beye teşekkür borcumuz var. Bir de beklentimiz var. Trendin yükselerek devam ettirilmesi. Helvadan sonra pilav gelirse ilgi azalırmış...
Türk Din Anlayışı Maturidi ve Maturidilik Konferansı – Prof. Dr. Sönmez KUTLU
Türk Din Anlayışı Maturidi ve Maturidilik Konferansı - Prof. Dr. Sönmez KUTLU
İslam Düşüncesinde özellikle de Türk İslam düşüncesinde bazı şahsiyetler sadece ve sadece İslam anlayışı ile ilgili fikirleri bize taşımakla bilinmezler, böyle görülmemesi gerekir. Örneğin Maturidi gibi, Ahmet Yesevi gibi Hacı Bektaşi Veli gibi Zemahşeri gibi daha onlarca sayacağımız İslam bilginleri kendi coğrafyamız olan Orta Asya’da ortaya çıkan ve belli bir coğrafyaya hapsedilmesi mümkün olmayan deha insanlardır. Ve bu insanlar sadece kuranı tefsir etmekle veya bir kitap yazmakla öne çıkmamışlardır. Bu insanlar içinde büyümüş ve yetişmiş oldukları tarihi, kültürü ve o milletin karakteristik özelliklerini sırtında taşıyan büyük insanlardır. Bu gün Türk toplumunun tarihte yetiştirmiş olduğu ve İslam medeniyetine katkılarının diğerleriyle kıyaslandığında ölçülemeyecek kadar büyük olduğunu bildiğimiz bir şahsiyet üzerinde daha önce yazdıklarımdan farklı olarak Maturidinin şu ana kadar bilinmeyen yazıya geçirilmemiş bazı hususiyetlerini arz etmeye çalışacağım.
TÜRK’ÜN DEMOKRASİYLE İMTİHANI – Süleyman PEKİN
TÜRK’ÜN DEMOKRASİYLE İMTİHANI – Süleyman PEKİN
Mazisi 4–5 bin yıllık bir milletiz. Yüzlerce devlet ve farklı coğrafyalarda medeniyet kurmuşuz. Yalnızca Cumhurbaşkanlığı Forsu’nda bile 16 büyük imparatorluk var ve 17’ncisi Türkiye Cumhuriyeti..
Bu 40–50 asırlık tarih şeridinde son 1 asır hariç hep kağanlık, hanlık, sultanlık ve padişahlıkla yönetilmişiz. 13.yy ortalarındaki Ahiler ve 20.yy başındaki kısa süreli Azerbaycan Cumhuriyet denemelerini saymazsak “Türk’ün Demokrasiyle İmtihanı”nın başlangıcı 1923’tür.
Cumhuriyetin ikinci yılında kurulan siyasî partinin (TCF) üçüncü yılda çıkan bir isyanla (Şeyh Said) kapatılmasını anlayabiliriz. Zira Saltanat kaldırılalı 2-3 yıl olmuş, Halifeliğin kaldırılışının yılı bile dolmamış. Yani 40 yada 50 asırlık millet ömrünün 39 veyahut 49 asrını tek adam liderliğinde geçiren bir toplumun Cumhuriyeti hemencecik benimsemesi sosyolojiye aykırı olurdu.
HOCA AHMET YESEVİ VE ŞEHRİMİZDEKİ KÜLTÜR ETKİNLİĞİ – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN
HOCA AHMET YESEVİ VE ŞEHRİMİZDEKİ KÜLTÜR ETKİNLİĞİ – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN
Şehrimizin önemli etkinliklerinin adresi Yahya Kaptan Mahallemizdeki Süleyman Demirel Kültür Merkezidir. 3 Mart 2017 Cuma akşamı için adımıza gelen davetiye, kağıdı, dizaynı, zarfı ve üstündeki desenleri ile özenle hazırlanmış ve dikkat çekici idi. Fazla gösterişli hali ile tenkit de edilebilecek bu davetiye taşıdığı maksat göz alındığında yerindeliği anlaşılıyordu. Unesco 2016 yılını Hoca Ahmet YESEVİ yılı ilan etmiş ve bu etkinlik de bu Müslüman Türk büyüğü hatırasına hazırlanmıştı. Kocaeli Büyük Şehir Belediyesi ve Türk Dünyası Belediyeler Birliği Başkanı Sn İbrahim Karaosmanoğlu’nun himayesinde yapılan ve hazırlanan ‘Sevda’yı Muhammed’ adı verilen albümün tanıtım konseri idi.
Hoca Ahmet Yesevi, Türklerin Müslümanlık anlayışının oluşmasında çok etkili olmuş bir zattır. XI y.y. da Horasan’da yaşayan ve bu bölgeden başlayarak tüm Türklerin yaşadığı coğrafyada etkisi olan biridir. Bunda öğretisini Türkçe yapmasının yanında yetiştirdiği öğrencileri bu bölgelere gönderip görevlendirmesinin rolü çoktur. Horasan erenleri denilen öğrencileri Anadolu’muzun muhtelif yerlerine gelip yerleşerek bu öğretiyi yaymışlar ve müslümanlığın doğru anlaşılıp yaşanmasını sağlamışlardır. Bunlardan biriside muhtemelen memleketim Gerede Esentepe’de medfun bulunan Ramazan Dededir. Pir-i Türkistan namı da olan bu büyük zat, ders ve eğitimden arta kalan zamanında kaşık-kepçe yapıp satarak geçimini sağlar. Öğretilerini Divan-ı Hikmet adında toplanan eserinden alabiliriz. Bunlardan birisini burada yazmak istiyorum;
KEHANETİM VEYA ÖNGÖRÜM – Ruhittin SÖNMEZ
KEHANETİM VEYA ÖNGÖRÜM - Ruhittin SÖNMEZ
Toplumun bütün kesimlerinden saygı gören, kanaat önderi olma özelliğini taşıyan kişilerin bir siyasi partiye kendisini bağlamasının doğru olmadığını düşünürüm.
Kanaat önderi olan kimsenin, kendisine bağlı hisseden kitlelerin özel hayatından, siyasi tercihlerine kadar her şeyine karışmasını, yönlendirmesini de kabul edilemez bulurum.
Kanaat önderi olan şahıs, temel inanış ve ilkeleri öğretmeli ve herkesin kendi hür iradesi ile hayat tarzını, sosyal ve siyasi tercihlerini belirlemesinin en doğrusu olduğunu kabul etmelidir.
Sünnete de, demokratik anlayışa da uygun düşen budur.
Devleti ele geçirme veya devletin bazı unsurlarını yönetme sevdası, bazılarına ilk bakışta cazip görünmüş olabilir.
Nurcu bir arkadaşımdan sıkça duyduğum Bediuzzaman Saidi Nursi'nin, din adına hareket eden kişilere ve zümrelere tavsiyesi olan şu sözü bana daha makul geliyor: "Euzubillahimineşşeytani Ve's Siyase." Siyasetten şeytandan kaçar gibi kaçınma tavsiyesini, "siyasetten ve paradan" diyerek genişletmek daha da doğru olabilir.
Siyasete ve maddi güce endekslenmiş din temelli hareketlerin, hizmet üretme imkânlarının azalacağı, tam tersine nifak ve çatışmaya yardımcı olacağını görmek için kâhin olmaya lüzum yoktur sanırım.
Siyasi ve maddi gücün kaybedilmesi korkusu, maazallah İslam'ın hiç kabul etmeyeceği metotların kullanılmasını mazur ve "şeytan" ile işbirliğini meşru gösterebilir.
Referandum “Al başkanlığı hallet Meral’i” anlaşmasıdır – Özlem GÜRSES
Referandum “Al başkanlığı hallet Meral’i” anlaşmasıdır - Özlem GÜRSES
Kongrede aday olacağını açıklamasıyla birlikte AKP’den yüzde 8 oyun MHP’ye kaydığını belirten Akşener, “MHP’nin oyu yüzde 22.7’ye yükseldi. Başkanlık sisteminin aniden ortaya getirilmesinin, kurultayımızla ilgili olduğuna inanıyorum” dedi.
Beylerbeyi'nde Türk motifleriyle döşenmiş son derece mütevazı bir ev. Kapısında 80 milyon kere Hayır afişi var, eli kınalı Meral Akşener fotoğrafı. Girince hemen soldaki küçük bahçe kedi dolu! En tombulları Minnoş, diğerleri onun çevresinde. Hepsi sokak kedisi ama aşılı, tertemiz bakılıyorlar. Evde ‘terlik' adeti var, duvarlarda hep aile fotoğrafları, en çok da 1 yaşındaki torun Pars. Eşi Tuncer Bey okuduğu kitabı bırakıp “hoş geldiniz” demek üzere yanımıza geliyor. Biz fotoğraflar için hazırlanırken de Meral Hanım 5 dakikada makyajını yapıp ceketini giyiyor, “Çayımız hazır mı?” diye sorarken yerini almış bile. Bizden biri Akşener. Ailesi, yaşam tarzı, fikirleri. Ama siyaset konuşmaya başlayınca, işte o zaman bambaşka bir insana dönüşüyor. Buyurun, kendi deyimiyle “traktör gibi bir kadının” anlatıkları…
KALİTELİ YAŞAMDA DOST VE ARKADAŞLIK PORTFÖYÜNÜN DİZAYNI – Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER
KALİTELİ YAŞAMDA DOST VE ARKADAŞLIK PORTFÖYÜNÜN DİZAYNI - Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER /Kaliteli Yaşam Uzmanı
Yüksek kaliteli bir dost ve arkadaşlık ilişkisi, kaliteli bir insan olmanın ve yüksek kaliteli yaşayabilmenin en önemli faktörlerinden birisidir. Yalnızlığın Allah’a (cc) mahsus olduğunu, çevremizdeki insan dahil her türlü madde ve imkana her an muhtaç olduğumuzu düşündüğümüzde, dost ve arkadaşlarımızın hakkıyla dizayn edilmesinin önemi bir kat daha artmaktadır.
İnsanlar kalabalıklar halinde yaşarlar. En kalabalık şehirlerin de daha kalabalık cadde ve mekanları vardır. Nedense insanlar her gün hep oraya akarlar. Çünkü birbirimize her an ihtiyacımız vardır. Çevremizde olan veya bize yakın olan herkes, dost ve arkadaşlık portföyümüzde yer alır mı acaba?
Denize bir taş attığımız zaman, taşın düştüğü noktadan itibaren sayısız ve düzenli yuvarlak haleler oluşur. Taşın düştüğü noktaya kendimizi koyarsak, birinci haleye kaç kişi sığar? İki veya üç kişi. İşte bunlar hayatımızın olmazsa olmaz derecedeki yakın kişileri olmalı. Yani eş, çocuklar, anne-baba ve kardeşler. Bir de can dost ve arkadaşlar. Ondan sonraki halede 4 veya 5 kişi. Bunlar da yakın akrabalar veya can dost ve arkadaşlar.
TAKİYYE – Ruhittin SÖNMEZ
Takiyye “dini, manevi veya dünyevi zararları önlemek için kişinin inancını gizlemesi” olarak tarif ediliyor.
Dini içerikli internet sitelerinde “takiyye her Müslüman’ın şer’i görevlerinden biridir” diye tarif ediliyor.
Türkiye’de AKP’nin İslamcı tabanı ile Cemaat/ FETÖ içinde takiyye uygulayanların oranının çok yüksek olması bu inanışın eseri olsa gerektir.
Buna delil olarak gösterilen ayetlerde “can korkusu ve tehlikeleri önleme söz konusu olduğu zaman” Müslümanın inancını gizleyebileceği ifade ediliyor.
Bu ayetleri bazıları “hayatınızın ve bazı uzuvlarınızın imha edilmesinden korkmanız halinde”, bazıları buna ilave olarak “dünyevi bazı zararlara uğramak” hallerinde takiyye yapılabileceği şeklinde yorumluyor.
Ancak mesela Bilal-i Habeşi gibi ilk Müslümanların korkunç işkenceler altında bile inancını vurgulaması gibi örnekler bu yoruma ihtiyatla yaklaşmamızı gerektiriyor. Uzmanı olmadığım bir konuda ahkam kesmek istemem ama takiyyenin bir görev değil, belli durumlarda verilen bir ruhsat olduğunu düşünüyorum.
“Baskı ve istibdat ortamında, varlığınızı tehdit eden zulüm fırtınası karşısında” takiyyeden başka kurtuluş yolu bulunamayabilir. Ancak “dünyevi bazı zararlara uğramak” ihtimali karşısında da takiyye meşru mudur?
Daha da açalım. İktidarın sunduğu bazı nimetlerden mahrum olmak, muhalif olmanın bazı risklerine katlanmak da takiyye için gerekçe olabilir mi?