
YENİ ANAYASA İLE İLGİLİ BAZI DEĞERLENDİRMELER – Prof.Dr. Mustafa E. ERKAL
YENİ ANAYASA İLE İLGİLİ BAZI DEĞERLENDİRMELER – Prof.Dr. Mustafa E. ERKAL
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kritik ve milât kabul edilebilecek bir dönemini yaşamaktadır. 1982 Anayasası bugüne kadar 18 defa değişikliğe uğramış ve 12 Eylül darbe anayasası olmaktan çoktan uzaklaşmıştır. Günümüzde yapılmak istenen bir anayasa değişikliği değildir. Yapılmak istenen toptan yeni bir anayasa hazırlamaktır. Oysa ülkemiz ne bir savaştan yenik çıkmış; ne de bir ihtilal sonrası dönem yaşamaktadır. 16 Nisan’da referanduma sunulacak olan 18 maddeyi ileride yeni ve değişik birçok madde takip edecektir. 18 madde dışındaki maddeler için ileride de bir referandum yapılacak mıdır sorusu akla gelmektedir. Son 7-8 senedir oluşturulan çalışmalarda 18 madde dışındaki diğer maddelerin nasıl olacağı konusu gizli değildir. Milli kimliksiz, milli kimliği etnik çağrışım yapıyor diye devre dışı bırakacak yanlışlar, artık Batı Avrupa ülkelerinin de şikayetçi olduğu çokkültürlülük ve etniklikleri esas alan, milletleşmeyi hesaba katmayan, farklılıkları kutsallaştıran sözde ideolojisiz ve T.C.’nin kurucu iradesini dışlayan bir anayasanın hazırlanacağı endişesi sürmektedir.
Böyle bir anayasanın ülke ihtiyaçlarından çok; sözde bölünmeyi engelleme amacıyla, çeşitli tavizlerle dolu olacağı tahmin edilmektedir. Türkiye terörle müzakereden mücadeleye dönüşü ile büyük ölçüde terör baskısıyla bir anayasa yapma şartlarından uzaklaşmıştır. Aslında etnik ırkçılığa teslim olacak bir anayasa hazırlık çalışması ne demokratik olabilir, ne de toplumun bütününe hitap edebilir. Sadece marjinal bazı grupları mutlu edebilir.
Anayasa hazırlıklarında tepki anayasacılığının sürdürülmesine fırsat verilmemelidir. Ülkemizde her nesil, kendinden önceki nesilleri küçümsemekte ve daha iyisini yapabileceğini zannetmektedir.
Beka filan… / Yeliz KORAY
Bahçeli 2015 “
Erdoğan’ın PKK ve bölücü çevrelerde
‘al özerkliği ver başkanlığı’ mutabakatı sağladığı anlaşılmıştır.
Erdoğan, tek adam olmak için bastırmaktadır.
Devletin bekası için izin vermeyeceğiz…”
Erdoğan 2015
“Bahçeli bugün milliyetçilikten bahsediyor. Senden olsa olsa kafatası milliyetçisi olur.
MHP sadece ırkçılık diliyle konuşuyor.
Biz her türlü milliyetçiliği ayaklar altına almış bir iktidarız.”
Bahçeli 2015
“Bunlar aile boyu rüşvet ve yolsuzluk çamuruna batmışlar.
Başkanlık sistemi demek yolsuzluk dosyalarının açılmamak üzere kapanması
yolsuzluk çarkının yeniden dönmesi
diktatörlüğünü ilan etmesi demek…”
Devletin bekası için izin…”
Erdoğan 2015
“Bunlar kandan beslenen vampirler.
Sayın Bahçeli, ben bozkurtlarla değil, eşref-i mahluk insanlarla dolaşıyorum.
DOĞU TÜRKİSTAN’DA NE VAR NE YOK?! – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
DOĞU TÜRKİSTAN’DA NE VAR NE YOK?! - Mehmet Cemal ÇiİFTÇİGÜZELİ
Doğu Türkistan Vakfı’nın eskimez yöneticilerinden, değerli dostum ve saygın soydaşım Hamit Göktürk aradı. Ankara Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi, Türk Lehçeleri bölümü hocalarından Prof.Dr. Ekrem Barak Arıkoğlu’nun “Doğu Türkistan’da Bugünkü Durum” konulu etkinliğine davet etti.
Dünyada ne kadar Türk, soydaşım var, benim bir parçam. Evrende ne kadar insan hakkı ve hukuku zedelenenler mevcut yüreğim o nispette kanıyor, yanıyor. 300 milyonluk Türk Dünyasında hala kanayan yara, özgürlükleri zedelenen Kırım ve Doğu Türkistan Türklerine yapılanlardır.
Çözümü ise bu iki bölgenin bir an evvel evrensel donanımı içinde akademik tarifine, bilimsel yapılanmasına uygun olarak demokrasiye biran evvel geçmesiyle mümkün olacaktır. Dilerim bu süre hız kazanır, Kırım ve Doğu Türkistan’daki soydaşlarımızın hak ve hukukları dikkate alınır.
AKADEMİK BİR GEZİ
Üniversiteye geldiğimiz yıllarda Doğu Türkistanlı liderler İsa Yusuf Alptekin, Mehmet Emin Buğra ve Rıza Pekin Paşayı tanıma fırsatı buldum, sohbetlerine katıldım, faaliyetlerine katkı verdim, soydaşlarımızın dertlerini o gençlik heyecanı içinde dert edindim.
Aradan yarım asırdan fazla bir zaman geçti ve Prof.Dr. Ekrem Barak Arıkoğlu’nun Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı Turan Kültür Merkezi’nin İstanbul Üniversitesi Avrasya Enstitüsü’ndeki konferansında son gelişmeleri dinleme imkanımız oldu. Ayrıca Türk dünyamızın lokomotiflerinden Prof.Dr. Turhan Yazgan hocamızı da rahmet, minnet ve şükranla andık. Onca değerli arkadaşımızla da bu vesileyle birlikte olduk. Hasret giderdik, muhabbet ettik.
Prof.Dr. Ekrem Barak Arıkoğlu Doğu Türkistan’dan yeni dönen akademisyenlerden biri. Doç.Dr. İsmail Doğan ile beraber Kırgızistan Manas Üniversitesi Kaşgar Derlemeler Programı çerçevesinde bölgeye bir inceleme gezisi tertip etmişler. Doğu Türkistan’daki çoğu yerleşim birimini gezerek tespitlerde bulunmuş, resim çekmiş, analizler yapmaya çalışmışlar.
Ozan Arif referanduma böyle ‘hayır’ dedi
CAHİLCE ‘EVET’ DEME!..
Benim vatan sevgimle,
Hiç kimse yarışmasın!..
Ben kurtlara seslendim,
Çakallar karışmasın!..
*
Soruyorsun velâkin, ne söylesem bilmem ki!..
Ancak şöyle söylersem, anlarsın beni belki!..
*
Bir, beş değil kaç kere, ateşlere atıldık!
Satıldık be kardeşim, anlasana satıldık!..
Bi susun artık! – Selcan TAŞÇI
Bi susun artık! - Selcan TAŞÇI
Türk Milliyetçileri Hayır Diyor Platformu'nun önceki gün Ankara'dan resmen başlattığı referandum kampanyasına destek vereceğini ilan eden isimler:
***
Mevcut MHP yönetiminin de büyük bölümünün, hayatlarının bir döneminde elini illaki öptüğü, önünde illaki ceket iliklediği Prof. Dr. Mustafa Kafalı Hoca "HAYIR" diyor;
"Hayır" diyenleri insafsız bir sınıflandırmayla itibarsızlaştırmaya çalışanlara soruyorum:
Kafalı Hoca, referandum literatürüne yeni eklenen tanımla "paçavra" mıdır?
***
Ramazan Mirzaoğlu, Hüsnü Yusuf Gökalp, Enis Öksüz, Abdülkadir Akcan, Şuayip Üşenmez, Sadettin Tantan...
Bu isimler MHP'nin de ortağı olduğu koalisyon hükümetinde, kimi MHP'li olarak bakanlık yaptı.
"Terörist" olabilirler mi?
De ki olabilirler, MHP'ye sormazlar mı;
Sen nasıl potansiyel teröristleri bakan yaptın?
TÜRK MİLLİYETÇİLERİ HAYIR DİYOR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
TÜRK MİLLİYETÇİLERİ HAYIR DİYOR - Ruhittin SÖNMEZ
16 Nisan Referandumunda sonucu belirleyecek temel faktörlerden birincisi MHP tabanının yani ülkücülerin vereceği “evet” ve “hayır” oylarının oranı olacak.
Referandum sonucunu belirleyecek unsurlardan ikincisi AKP tabanından “evet” oyu vermeyecek olanların oranı,
Üçüncüsü ise HDP kitlesinin sandığa gidip gitmeyeceği, giderse evet / hayır cenahlarından hangisini destekleyeceği önemli olacak.
“Hayır” oylarının “evet”leri geçebilmesi için MHP’ye oy vermiş seçmenin en az üçte ikisinin hayır demesi gerekmektedir.
Sinan Oğan’a göre MHP tavanı ile tabanı arasında uçurum vardır. Tabanın yüzde 90’ı “Hayır” diyor. Ama bu oran, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “Erdoğan’la Perinçek arasında kalsak tercihimiz Erdoğan” sözleri sonrası yüzde 95’e çıktı.
Meral Akşener de, MHP tabanının en az yüzde 80’inin “hayır” diyeceğini, Türkiye genelinde Hayır oylarının yüzde 56-58 olduğunu açıklamıştı. Bu açıklama Bahçeli’nin MHP tabanında tereddütlü olanları da “hayır” cenahına iten son ifadelerinden önce yapılmıştı.
Bu iddiaların ne kadar gerçekçi olduğunu anlamak için Ankara’da yapılan toplantı çok önemli bir gösterge olacaktı.
Gözlerim ışıladı bir an seni görünce – Dr. Süleyman COŞKUNER
Gözlerim ışıladı bir an seni görünce
Kader tüm ağlarını bizim için örünce
Güzellikler var iken yaşanır mı körünce
Ab-u hayat bizedir yaşamayı bilince
"Referandumda ne yapmalı?" – Arslan BULUT
"Referandumda ne yapmalı?" - Arslan BULUT
Halk Tv'den, Hakan Aygün'ün programından, CHP milletvekili Dursun Çiçek ile birlikte çıkmıştık. Taksiye bindik. Çiçek, şoföre, referandumda nasıl oy kullanacağını sordu. Şoför, "Bakacağım, çoğunluk nereye verirse ben de oraya vereceğim" dedi! Sonra aralarında şöyle bir diyalog gelişti:
-Peki siz kaç kardeşsiniz?
-Beş kardeşiz.
-Babadan kalan arazinin, gayrımenkülün tapusunu, dört kardeş olarak ağabeyinize verir misiniz?
-Ben vermem!
-O halde vatanın tapusunu da bir kişiye devretmeyin! Çünkü bu Anayasa değişikliği, vatanın tapusunu bir kişiye devrediyor.
Çiçek, yerden göğe kadar haklıydı. Gerçekten de gerek olağanüstü hâl yetkilerinin kötüye kullanılması gerekse "varlık fonu" ile vatanın tapusu tek bir kişinin yetkisine bırakılmış durumdadır. Anayasa değişikliği de geçerse, vatan topraklarının, İngiliz güdümlü Arap sermayesine ve Katar'daki rüşvet hesaplarının sahiplerine satılacağından emin olabilirsiniz.
KENDİ GERÇEĞİNİ RESİMLEMİŞ: “FRİDA KAHLO” – Bihter GÖRDÜ
KENDİ GERÇEĞİNİ RESİMLEMİŞ: “FRİDA KAHLO” – Bihter GÖRDÜ
Biyografileri okumak ayrı bir keyif veriyor.
Çünkü, biyografilerin geleceğe ışık tuttuklarına inanıyorum.
Özellikle dünyaca ünlü insanların mücadele dolu yolculukları ilgimi çekiyor.
Tüm bu duygu ve düşüncelerle girdiğim kitapçıdan, dünyaca ünlü ressam Frida Kahlo’nun hayatını anlatan kitabımı alarak çıktım.
Devrimci ve feminist ressam Frida Kahlo’nun resimleri sürrelist olarak nitelendirilse de, Kahlo bunu ısrarla reddetmiş.
Asla hayallerini değil Kahlo, yalnızca kendi gerçeğini resimlediğini söylemiş.
Tablolarının birçoğunda kendi yüzünü resmeden Frida Kahlo’nun hayat hikayesi de oldukça ilginç.
Kopernik’e destek – Takuyiddin’e köstek: Ramazan BAKKAL
Kopernik’e destek - Takuyiddin’e köstek: Ramazan BAKKAL / Bilim Teknoloji İçin İstanbul Çalışma Grubu Başkanı
Yeniçağ biliminin öncüsü olarak kabul edilen Nicolaus Copernicus (Kapernik (1473-1543) Polonya doğumludur. Ülkesinde teoloji okudu. İtalya’da daha çok sevdiği tıp, matematik, astronomi ve kilise hukuku alanlarında sürdürerek matematik Profesörü oldu. Astronomiye hep ilgi duydu. Ülkesine dönüşte Kilisenin desteğiyle bir gözlemevi yaparak gözlemlerde bulundu. Daha önce Zerkali ve Nasuriddin Tusi’nin gözlem yoluyla tespit ettiği sonuçları kendisi de gözlemleyerek Dünyanın güneşin etrafında bir yılda, kendi ekseni etrafında bir günde döndüğünü ilan etti. Kopernik bu gözlem ve tespitiyle yeniçağ modern biliminin öncülüğüyle ödüllendirildi. Bu fikirleri yazarken Kilise tarafından suçlanmadı, dışlanmadı. Teşvik gördü. Bu gözlem sonuçları sadece Avrupa için yenilikti.
Şimdi Takuyiddin’in başına gelen Rasathanenin imhasını hatırlama zamanıdır. Nasıl olmuştu.
Hoca Sadeddin Efendi’nin desteğiyle Takuyiddin, Sultan 3. Murat’ın onayını almış ve Tophane sırtlarına dünyanın en ileri gözlem imkânlarına sahip bir rasathane kurmuştu. Yıl 1577. Bir çok aleti de kendisi imal etti.
İHANET NÖBETİ – Turgut SAKİN
İHANET NÖBETİ – Turgut SAKİN
İhanetten bahsedeceğim size ucu sivriltilen ihanetten alengirli, yiv ve setli zemini kaygan ve sakız gibi bir konu. Bu hedefim kadınlar veya erkekler değil ama boşanmanın ve aldatmanın sorun olmadığı şu zamanlarda Türk aile yapısına, örf ve adetlerine ters düşen hatta bizi yıkan bu konuyu ele almak istiyorum. Nerden başlarım diye düşündüğümde dibe inmem gerektiğini düşünerek çizgi filmlere kadar gittim.
Temel reisi hatırlarsınız ve aşık olduğu kadın Safinaz’ı tabi Safinaz deyince akla Kabasakal geliyor.
Bu sakal konusunu ayrı bir yazıda detayına kadar değineceğim.
Biz konumuza dönelim.
Hatırlarsanız filmde Safinaz Temel reisi bırakıp Kabasakala gidiyor ama bir şekilde geri dönüyordu.
Her bölümde inadına aynı konu işlendi.
Referandum mekruh oldu!.. /Arslan BULUT
Referandum mekruh oldu!.. /Arslan BULUT
arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr
Anayasa değişikliğinin savunulacak bir yönü bulunmadığı için, "evet" çıksın diye kafa yoranlar, çareyi, "hayır"cıları terör örgütleriyle birlikte göstermekte buldu! Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım ve Numan Kurtulmuş, bu stratejiye göre hareket ediyor!
"Adalet Bakanı" sıfatını taşıyan ve herkesin hukukunu korumakla görevli olması gereken Bekir Bozdağ, "PKK, FETÖ ve DHKP-C dahil ne kadar Türkiye'ye ve Türk milletine ihanet eden terör örgütü varsa, hepsi 'Hayır' için iş birliği yapıyorlar." dedi.
Hayırcıların en güçlü organizasyonu olan CHP adına Kemal Kılıçdaroğlu, "Oslo'da PKK ile masaya oturdular. Habur'da terör örgütü üyelerinin ayağına devletin savcısını, hâkimini gönderdiler. İmralı'da PKK ile masa kurdular. Dolmabahçe'de oturma düzenini bile belirlediler. Şimdi dönmüşler Cumhuriyet Halk Partisi'ni suçluyorlar!" diyor, sosyal medyada da Oslo, Habur, İmralı ve Dolmabahçe skandalları gündeme getiriliyor ama, bu olayları, resimli ve görüntülü olarak her gün geniş kitlelerle paylaşmak gerekir ki yalanlarla mücadele edilebilsin.
MHP: “CUMHURBAŞKANINA 105. Madde ile CEZAİ SORUMLULUK GETİRDİK” DİYOR! SİZ NE DERSİNİZ EY TÜRK EVLATLARI? – Av. Naci KARA
MHP: “CUMHURBAŞKANINA 105. Madde ile CEZAİ SORUMLULUK GETİRDİK” DİYOR! SİZ NE DERSİNİZ EY TÜRK EVLATLARI? – Av. Naci KARA
DOĞRU MU? DOĞRU İSE BU CEZA MÜESSESESİ İŞLER Mİ?
Anayasa 105. Madde değişikliği ile Cumhurbaşkanı (Başkan) suç işlediğinde:
Soru: 1-En az 300 milletvekili Başkan’ın yargılanması için önerge verir mi?
En az 300 milletvekilinin önerge verdiğini kabul edelim.
Soru:2-En az 360 milletvekili soruşturma açılmasına izin verir mi?
Bir mucize ile en az 360 milletvekilinin soruşturma açılmasına izin verdiğini düşünelim.
Soru:3-En az 400 milletvekili Başkan’ı Yüce Divan’a (Anayasa Mahkemesi’ne) sevk kararı verir mi?
Daha büyük bir mucize gerçekleştiğini ve en az 400 milletvekilinin Başkan’ı Yüce Divan’a sevk ettiğini düşünelim.
4-Peki Yüce Divan (Anayasa Mahkemesi) Yargılamasında Başkan’a ceza verir mi? Veya verebilir mi?
CEVAP:
Aynı Anayasa düzenlemesi içinde Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinin 12’sini Başkan’ın seçtiği düşünülürse hiçbir mucize Başkan’ın yargılanmasını sağlayamaz.
Hal böyle iken, MHP Genel Başkanı’nın ülkücüler üzerinde liderlik statüsünü kötü niyetli olarak kullanarak, onları kandırma yolunu seçmesi affedilmeyecek bir aşağılamadır.
Kendi adıma yapılan bu hakareti tüm ağırlığıyla reddediyorum. İade ediyorum.
OHAL KARARNAMESİ YETKİSİ HOYRATÇA KULLANILIYOR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
OHAL KARARNAMESİ YETKİSİ HOYRATÇA KULLANILIYOR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Olağanüstü Hal Kanununun hükümete sağladığı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarma yetkisi maksadı dışında bir “keyfi yönetim” aracı olarak kullanılıyor.
TBMM Hükümete OHAL Kararname çıkarma yetkisini “olağanüstü hal’in gerektiği konularda” kullanması için verdi.
Anayasa Mahkemesi eski kararlarında OHAL kararnamesi çıkarma yetkisinin “acil (ivedi), zorunlu önlem ve karar alma ihtiyacı doğduğunda” kullanılabileceği açıklanmıştı.
Şimdi son KHK’ler ile alınan kararlardan bazılarına bakalım. a) Olağanüstü Hal’in gerektiği konularda mı alınmıştır? b) Acil, zorunlu tedbir veya kararlar mıdır?
Varlık Fonu, rektör seçimi, kış lastiği uygulaması, Bölge Mahkemeleri, TSK’nın kuvvet komutanlıklarının MSB’na bağlanması, Askeri Liselerin ve Hastanelerin kapatılması, Bankacılık Kanunu gibi düzenlemelerin aciliyeti neydi? Terörle ve darbe ile ne alakası vardı? Neden TBMM’de görüşülerek kanunlaştırılmadı da KHK ile düzenlendi.
Bir kısım FETÖ şüphelisi kamu görevlilerinin açığa alınmasının KHK ile düzenlenmesi terörle ilişkili ve acil tedbir sayılabilir. Ancak yüzbin kişi civarında memur, “terör örgütü üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle”, yargılanmadan memuriyetten atıldı. Bu neden yapılıyor ve neden, adalete erişim hakkını kapayarak mahkemeye gitmesi engellenerek, KHK ile yapılmakta?
Seçim kanununda değişiklik neden KHK ile yapılmakta? Kanun yapılması Meclis’in görevi değil mi?
Terörle, darbe ile alakasız böyle konuların aciliyeti de söz konusu değil.
Seçim Kanununun, seçim ve referandum dönemlerinde özel TV’lerin adil yayıncılık yapması için konulmuş hükümlerini kaldırmak iyi niyetle bağdaşmaz. Üstelik bunu KHK ile Meclis’te ve toplumda tartışılmadan yaparsanız demokratik bir zihniyetinizin olmadığını ilan etmiş olursunuz.
BAZI İNSANLARA ŞAŞMAMAK ELDE DEĞİL – Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER
BAZI İNSANLARA ŞAŞMAMAK ELDE DEĞİL - Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER
Kaliteli Yaşam Uzmanı
- Çalışmayıp tembellik ederek
- Önemli işleri sürekli erteleyerek
- Hareket etmeyerek
- Spor yapmayarak
- Şüphecilik yaparak
- Halisünasyonlarla uğraşarak
- Ümitsizlik besleyerek
- Temelsiz korkular üreterek
- İhmalkarlık yaparak
- Sürekli hata ve açık arayarak
- Öfkelenmeyi alışkanlık haline getirerek
- Gülümsemeyi sürekli tatile göndererek
- Evhamlarla boğuşarak
- Olumsuz beklentilere boğularak
- Affetmeyerek
- Gıybet ederek
- Kin ve intikam duygularına karılarak
Bir dost İnsan Abdullah Köktürk – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN
Bir Dost İnsan Abdullah Köktürk – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN
İnsanların çoğu yalnız kendileri için yaşarlar. Bazı insanlar ise kendisi için olduğu kadar içinde bulunduğu topluma, çevresinde bulunun insanlara ne verebilirim? Ne yapabilirim? Nasıl faydalı olabilirim? Düşünce ve gayreti ile günlerini geçirirler. Tasaları, sevinçleri, umutları kendisi için olduğu gibi çevresi ile de alakalıdır. İşte Abdullah Köktürk bu ikinci gruptan bir insandır.
Kendisini Halk Eğitim Müdürlüğünde çalıştığı zamandan tanırım.1985 de sevecen, sıcak kanlı, güler yüzlü genç bir öğretmen iken bir sağlık sorunu için Kocaeli Tahlil Laboratuvarı’ma gelmiş ve yaptığım bilgilendirme, verdiğim hekimlik hizmeti sonucu saygı değer eşi ile mutlu bir şekilde uğurlamıştım .Bu tanışıklığımız daha sonra dostluğa dönüşmüştür. 2015’de Kocaeli Kent Konseyi Başkanlığı’nda halef seleflik dahil halen sürmektedir.
Yüzlerce yıllık prangaları kıran yoktan bir ülke kuran CUMHURiYET – Sinan MEYDAN
Yüzlerce yıllık prangaları kıran yoktan bir ülke kuran CUMHURiYET – Sinan MEYDAN
Atatürk, 19 Ocak 1923'te İzmit'te halka şöyle sesleniyordu: "Memlekete bakınız! Baştan sona kadar harap olmuştur. Memleketin kuzeyden güneye kadar her noktasını gözlerinizle görünüz. Her taraf viranedir, baykuş yuvasıdır. Memlekette yol yok, memlekette hiçbir uygar kurum yoktur. Memleket ciddi düzeyde viranedir; memleket kalplere acı ve keder veren, gözlerden kanlı yaş akıtan feci bir görüntü arz ediyor. Milletin refah ve mutluluğundan söz etmek mümkün değil. Halk çok fakirdir, sefil ve çıplaktır."
Atatürk haksız mıydı?
Cumhuriyet kurulurken ülke gerçekten de harap ve virane, halk sefil ve perişan değil miydi?
Tek suçlu savaşlar mıydı?
Yüzyıllardır akıl ve bilim ihmal edilmemiş miydi? Bağnazlık büyüyüp cehalet yaygınlaşmamış mıydı?
Saltanat baskıcılığı, Türk halkını ve Anadolu'yu savsaklayıp boşlamamış mıydı?
Gerçek şu ki:
1923'te Cumhuriyet kurulurken bu topraklar hâlâ işgal altındaydı; yokluğun, yoksulluğun ve cehaletin işgaliydi bu.
ÇOCUKLARIMIZI KANATLARINDAN TUTMAYALIM – Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER
ÇOCUKLARIMIZI KANATLARINDAN TUTMAYALIM - Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER / Kaliteli Yaşam Uzmanı
Bir anne kuş yumurtadan çıkan yavrusunu olağanüstü bir ihtimamla büyütür. Zarar gelmemesi için hayatını ortaya koyar. Ağzı ile besler. Yavrusunun talebine göre yiyecekler bulmaya gider. Biraz palazlanınca uçmayı öğretme eğitimine başlar. Yavrunun kanatlarının hem güçlenmesi hem de uçmaya hazırlanması için akla hayale gelmedik antremanlar yaptırır. Bu süreçte yavru kuş annenin bütün eğitimine canı gönülden karşılık verir.
Belki kendisinin bu eğitimleri niçin aldığından haberi bile yoktur. Bir müddet geliştikten sonra, anne yiyecek aramaya gittiği vakit, yavrular yuvalarında kanatlarını çırparak eğitime kendileri devam ederler. Anne yiyecekle gelince, yuvadaki yavrular sevinç gösterilerini kanatlarını çırparak ve becerebildikleri kadarıyla değişik sesler çıkararak gösterirler.
Yuva genellikle güvenli olsun diye, ulaşılması zor ve çetin yerlere yapılır. Annesiz eğitim sırasında yavru kuş yuvadan düşerse, muhtemelen hayatı son bulur. Uçmasını iyice öğrenmeden asla düşmemelidir. Yavru kuş günün birinde uçmayı iyice öğrendiğine kanaat getirdiği zaman, annesinin olmadığı bir zamanda, (kendince en uygun zaman), yuvadan uçar. Bir daha da asla yuvaya geri dönmez.
KANLI NOEL’DE YAŞANANLAR VE BARBARLIK MÜZESİ: LEFKOŞE – Bihter GÖRDÜ
KANLI NOEL’DE YAŞANANLAR VE BARBARLIK MÜZESİ: LEFKOŞE – Bihter GÖRDÜ
EKONOMİDE GÖRÜNEN KÖY VE ARKASI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
EKONOMİDE GÖRÜNEN KÖY VE ARKASI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Türkiye ekonomik açıdan çok ciddi risklerle karşı karşıya. Buna rağmen bir yandan da “yap- işlet- devret” (YİD) modeliyle peş peşe büyük yatırımlar yapıyor.
En önemli üç uluslararası reyting kuruluşu Türkiye’nin “yatırım yapılamaz” ülke sınıfına girdiğini açıkladı. Piyasada yaprak kımıldamıyor. Kapanan işyerleri, artan işsizlik, üretimde düşüşler, turizmde ciddi kayıplar, döviz kurlarındaki sıçrama, pahalılığın artışı vs hepimizin gözleyebildiği gerçekler.
14 yıllık AKP döneminin büyüme oranı yüzde 4,6. AKP döneminin ilk 4 yılında büyüme hızı daha iyiydi. Son 8 yılın büyüme hızı yüzde 3,3 yani çok kötü bir seviyede. Bu kalkınma hızıyla Türkiye’nin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşması mümkün değil.
Türkiye 1946-2002 arası yüzde 5,1 büyümüş olmasına rağmen gelişmiş ülkeler ile arasındaki mesafeyi kapatamadı. Yüzde 3,3 kalkınma hızı ile dünya sıralamasında daha da geriye düşecektir.