
RAMAZANDA AHLAK, SANAT VE ESTETİK KONUŞSAK… / Av. Ruhittin SÖNMEZ
RAMAZANDA AHLAK, SANAT VE ESTETİK KONUŞSAK… / Av. Ruhittin SÖNMEZ
Kutsal Ramazan Ayı “ibadet ayı” olarak anlatılır. Bu ay boyunca medyada genellikle ibadetlerle ilgili bilgiler ve yorumlara yer verilir.
Oysaki Ramazan Ayının birinci önceliği, ibadetlerin nihai hedefi insan nefsinin terbiyesi olsa gerektir. Çünkü insanlara en zor gelen ibadet türleri oruç, fitre ve zekât bu ayın olmazsa olmazlarıdır.
Doyumsuz olan insan yapısı, etkili bir şükür biçimi olan oruçla terbiye edilir. Bizden insanlığın en büyük rütbesinin “Allah’ın kulu” olmak olduğunun idrakine erişme çabası istenir.
Bu ibadetlerle açların halinden anlamak, yoksullara yardım etmenin hazzı öğrenilir.
“Kendi menfaatini maksimize etmek üzere programlandığı” söylenen bencil, homo-ekonomikus insan tipinden “sosyal bir varlık” mertebesine geçilmeye çalışılır.
Böylece diğer insanların da en az bizim kadar saygıdeğer, sadece insan olmaktan, vatandaş olmaktan kaynaklanan eşit haklara sahip olduğunun benimsendiği bir hayat tarzı geliştirmemiz gerekir.
KÜLTÜR KÖPRÜSÜ KARAİN MAĞARASI – Bihter GÖRDÜ
KÜLTÜR KÖPRÜSÜ KARAİN MAĞARASI – Bihter GÖRDÜ
500 mağaraya sahip olduğu söylenen, Geyikbayırı, Karain, Kocain, Konakaltı, Küçükdipsiz, Papazkayası, Yerköprü, Altınbeşik, Gürleyik, Kocadüden, Oruç Düdeni, Dim (Gavurini), Beldibi, Büyük Dipsiz, Damlataş, Derya, Çimeniçi, Mahrumçalı, Peynirdeliği, Tilkiler, Aslanlı (Yaren) isimlerini alan 21 mağarası keşfedilmiş dünyanın en güzel yeri Antalya’dayız bugün.
KOCAELİ AYDINLAR OCAĞI – Ruhittin SÖNMEZ
KOCAELİ AYDINLAR OCAĞI - Ruhittin SÖNMEZ
26.05.2014
12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra siyasi faaliyetler belli kısıtlamalara tabi tutulmuştu. Sivil toplum kuruluşları da siyasi ve kültürel konularda faaliyet yapamaz halde idi. Her şart altında “bir şeyler yapabiliriz” diye düşünen bir grup milliyetçi- muhafazakâr Kocaelili harekete geçti. Turgut Özal’ın tabiriyle “dört eğilimden” aydınlar 3 Mayıs 1985’de Kocaeli Aydınlar Ocağı’nı kurdular.
Benim de başından beri çalışmalarının içinde bulunduğum Ocak faaliyetlerimizin 29. senesini doldurduk, 30. Seneye ayak bastık. Çok az STK’ya nasip olan bir hal bu.
Cevdet Bağdat, Halil Demiral, Nihat Gürer, İbrahim Kahraman ve Ahsen Okyar başkan olarak önemli hizmetler verdi. Bu başkanlarımız ve Onlarla beraber Yönetim, Denetim ve İlim İstişare Kurullarında görev alan dostlarımız ile hiçbir resmi görevi olmadığı halde üye veya gönül dostları dediğimiz halkalar içinde olan ve faaliyetlerimize destek veren dostlarımız Kocaeli Aydınlar Ocağı’nı Kocaeli’nin en etkin ve saygın STK’larından biri haline getirdi.
Farklı zamanlarda Başkan Yardımcılığı, İlim İstişare Kurulu üyeliği gibi görevler yaptığım derneğimiz üç yıl önce Başkanlık görevini şahsıma tevcih etti. Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarım ve diğer Ocak mensupları elbirliği ile kültürel ve sosyal hizmetlerimizi devam ettirdik.
23 Mayıs tarihinde yapılan olağan genel kurulumuzda da şahsıma, üç yıl daha başkan olarak devam etme görevi verildi. Bu güvene layık olmaya çalışacağız. Yönetim Kurulumuzda ve diğer kurullarımızda kısmi değişikliklerle ama yine bütün Ocaklılar hep birlikte hizmet üretmeye devam edeceğiz.
*
Aydınlar Ocağı yol ayrımında – Engin ŞAHİN
Aydınlar Ocağı yol ayrımında – Engin ŞAHİN
25 Mayıs 2017
Kocaeli Aydınlar Ocağı, 1985 yılında kurulmuş.
Amacı özetle, milli manevi değerleri yaymak, bu değerlere aykırı fikirlerle mücadele etmek.
İlk yıllarda son derece aktif bir görüntü çizmiş Aydınlar Ocağı.
İlimle, irfanla, bilgiyle, fikir jimnastikleriyle yoğurmuş koca kenti.
Siyasetin ve kısır tartışmaların gürültüsünden uzak durmuş, üzerinde durmuş.
Fikir kulübü olmuş, ocak olmuş, aydınlık faaliyetler yapmış biteviye (sürekli).
2000’li yıllarda Aydınlar Ocağının performansı da, tarzı da değişmiş.
Zira farklı kurumlarda gazetecilik yaptığım dönemlerde yer yer ben de eleştirdim onları.
“Aydınlık bir tek faaliyetiniz yok Ahsen Bey” dedim mesela.
“Fikir kulübünden ziyade gezi ve fotoğraf derneği olmuşsunuz” diye eleştirdim.
O da “Söz sırası gençlerde” adlı programı örnek gösterdi.
Güzeldi, doğruydu ama bana göre yapılan tek iyi işti.
Çin Tacikistan’a Girdi mi, Girmedi mi? – Alptekin CEVHERLİ
Çin Tacikistan’a Girdi mi, Girmedi mi? - Alptekin CEVHERLİ
Ayın 13’ünde Kocaeli’nde açılan ve Türkiye’nin en büyük kitap fuarı olan Kocaeli 9’uncu Kitap Fuarı ile ilgili son hazırlıklarımızı yaparken hocalihaber.com adlı internet sitesine bir haber düştü. Fuar telaşından ve yeni kitabımız “KAFES”in tanıtım çalışmalarından dolayı teyit ettiremediğimiz haberi, yalanlatamadık da…
Ancak bunca zamandır ne yalanlama ve ne de teyit edilmediğine göre genel bir kabullenmişlik ve antlaşmalı bir işgal söz konusu olabilir diye düşündük…
Haber metni aynen şöyleydi: “6 Mayıs’da Tacikistan’a giren Çin ordusu Horno Badahşan özerk bölgesini kontrolüne aldı. Çin bu adımını Duşanbe’nin razılığıyla olduğunu ve bu şekilde Tacikistan’ın dış borcunu kapattığını açıkladı.
Toplam 1500 kilometrekare arazi Çin ve Tacikistan arasında tartışmalı bir bölgeyi oluşturuyordu (Ancak Tacikistan kontrolündeydi).
Bölgenin, Tacikistan’ın dış borçlarını kapatmak için Çin’e verileceği söyleniyordu. Ki, zaten Çin hükûmeti beyanatında da bunu vurgulamış oldu. Bu araziler yaşam için uygun olmayan yerler gibi değerlendirilseler de Çin, uranyum ve minerallerle zengin olduğunu düşündüğü bu yerleri aynı zamanda tarım için kullanmak niyetinde.”
Evet, haber metni özetle bu kadar.
BOSNA; TEHLİKEDEKİ GÜZELLİK VEYA BEREKETİN DERT DÜŞÜMÜ – Süleyman PEKİN
BOSNA; TEHLİKEDEKİ GÜZELLİK VEYA BEREKETİN DERT DÜŞÜMÜ – Süleyman PEKİN
“Kalbim Bosna’da Kaldı” cümlesi bir zamanların oldukça ses getiren cümlesi olsa da ben “Aklım Bosna’da kaldı” diyeceğim. Üç günlük bir geziye sığdırılamayacak olsa da sosyo-ekonomik tahliller ve stratejik analizlerle “Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı bilir?” sorusuna ‘okuyarak gezen’ yada ‘gezerek okuyan’ sadedinde bir cevaplama yapmış olayım.
Her şey iyi, güzel de Bosna’da savaş buzdolabında dondurulmuş gıda hükmünde ve hatta etrafta fırtına öncesi sessizlik hâkim. Bosna ve Hersek ayrılmış. Bosna 3’e ayrılmış. Saraybosna bile ayrı bir kanton olarak Bosna Müslüman yönetiminden ayrılmış. 3 etnik cumhuriyet ve birçok kantonun üstünde de uluslararası konfederatif yönetim var.
Asgarî ücret Türkiye’dekinden daha düşük olmasına karşın hayat Türkiye’dekinden 2 kat pahalı. Rüşvet çarkı kanıksanmış, kumar ve fuhuş artık sektör olmuş. Aliya’nın mirası akla - hayale gelmeyecek alanlara kaymış. Ama hâlâ delik deşik binalar, hâlâ Tünel, hâlâ Sırp – Hırvat provokasyonu, hâlâ her camiye kontra kilise yapımı ve haç konuşlandırma politikası geleceğin renginin kızıl olacağını imliyor.
Bosna’da 2 milyon Boşnak ancak var. Çoğu Almanya’larda gurbetçi.. Savaşan, şehit olan ve bedel ödeyen aileler dışta; kaçanlar, rantı devşirenler el üstünde. Dilencilik, haksız para kazanma, ahlâki tefessüh hızlı bir yükseliş trendinde. Ekonomi öncelikle Arapların, sonra da Türklerin maddiyatıyla berdevam.
Gözlerimi Yumup Bakıverdim Geçen Yıllara – Geleneksel Sarıyer İftarlarımız – Hayri BOSTAN
Gözlerimi Yumup Bakıverdim Geçen Yıllara - Geleneksel Sarıyer İftarlarımız – Hayri BOSTAN
Ev sahipleri öğretmenlere, kiralarını ödeyemezler diye ev vermek istemiyorlardı. Adamlar Anadolu’dan gelmişler, o zamanın koşullarında bir şekilde bir yerlere çökmüşler, gecekondu mecekondu ev yapmışlar, tam birer lümpen olmuşlardı. Müslümanın lümpeni de hiç çekilmez olduğunu o zamanlar öğrenmiştik.
Atatürk’ü ise şarkılar hatırlattı – Mevlüt SOYSAL
Atatürk’ü ise şarkılar hatırlattı - Mevlüt SOYSAL
Kaşları çatık fotoğrafları hatırlattı kimi liderleri; kimilerini askeri üniforma, yeşil bir şapka hatırlattı; bazılarını halkını selamlarken kaldırdığı sağ eli, bazılarını postallar, bazılarını semboller hatırlattı;
Atatürk mü?
Şarkılar hatırlattı.
Yorgun bir sanatçının sarmaladığı çello…
Arkalardakinin elindeki akordeon…
Yanındakinin tellerine dokunduğu kontrbas…
Tambur…
Keman…
İnce bir kadın sesi…
İnce ve harikulade bir kadın sesi…
Atatürk’ü şarkılar hatırlattı.
TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ ÜZERİNDEN DEVLET FELSEFEMİZE BAKIŞ – Süleyman PEKİN
TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ ÜZERİNDEN DEVLET FELSEFEMİZE BAKIŞ – Süleyman PEKİN
Son iki haftadır Türkiye’de kimlik dezenformasyonu, ideolojik çürümüşlük ve toplumsal yeniden yapılanma üzerine 2020’leri, 2030’ları kurtarma adına çıkış yolu arayan yazılar yazmaktayız. Kısmen Gorbaçov dönemi Sovyetler Birliği’ndeki “glasnost / açıklık” ve “perestroyka / yeniden yapılandırma” hareketlerine benzese de aslında bizim meramımız zihinsel paradigmanın tecdidi ve algıda reform.
Olayların okunması ve kavramların kurcalanmasında tarihsel akışın dinamiklerini hesaba katmak lazım. Örneğin 3 Mayıs Türkçüler Günü olarak bilinen ve bu yıl daha çok Milliyetçiler Günü formunda kutlanan hadise tamamen konjonktürel bir olaydır. Cumhuriyetin kuruluşuna temel olan ve de Atatürk İlkelerinin ikincisi olan fikrin mensupları neden 1944 yılı baharında birdenbire gadre uğradılar?
COŞKUN AÇIKGÖZ VE TÜPRAŞ TSM KOROSU – Ruhittin SÖNMEZ
COŞKUN AÇIKGÖZ VE TÜPRAŞ TSM KOROSU - Ruhittin SÖNMEZ
TÜPRAŞ İzmit Türk Müziği Korosunu on yıldan beri çalıştırmakta olan Coşkun Açıkgöz koro üyelerinin çoğundan daha genç. Ama O bizim Coşkun Hocamız.
Yaptığı şaka ve esprilerle çalışmaları keyifli bir tarzda yürütmeye çalışması kimseyi yanıltmasın. Coşkun Hoca işini ciddiye alan ve müziğimizi çok severek öğretmeye çalışan bir şef.
Sadece birkaç koroyu çalıştıran tecrübeli bir şef değil, aynı zamanda çok iyi bir solist, çok iyi bir yorumcu ve kanun sanatçısı.
Bilmediğimiz bir Türk Müziği eserini seslendirdiğinde o eseri sevmemek mümkün değildir. Bildiğimiz herhangi bir şarkıyı bir de Ondan dinlediğimizde, şarkının o zamana kadar bilemediğimiz boyutlarda farklı bir lezzet kazandığını hissederiz.
***
Partili cumhurbaşkanı – Yılmaz ÖZDİL
Partili cumhurbaşkanı – Yılmaz ÖZDİL
İsmet İnönü'nün partisi vardı.
Celal Bayar'ın partisi vardı.
Cemal Gürsel'in ordusu vardı.
Cevdet Sunay, genelkurmay başkanıydı.
Fahri Korutürk, kuvvet komutanıydı.
Kenan Evren'in ordusu vardı.
Turgut Özal'ın partisi vardı.
Süleyman Demirel'in partisi vardı.
Abdullah Gül'ün partisi vardı.
Tayyip Erdoğan'ın partisi var.
TOPLUMUN YENİDEN YAPILANMASI – II – Süleyman PEKİN
TOPLUMUN YENİDEN YAPILANMASI – II – Süleyman PEKİN
İstiklâl ve Cumhuriyet yolunda Nisan - Mayıs ayları ilk adımlardır. Millî Mucize olarak niteleyebileceğim Kurtuluş Savaşı sonrasında Medenî Mucize olarak betimleyebileceğim tamamlayıcı adımı M. Kemal Atatürk sadece 15 yıllık bir zaman zarfında attı.
1938’deki vefatından günümüze 80 yıla yakın zaman geçmiş. Fakat kurduğu devlet sistemi ve toplumsal düzen bunca vartaya rağmen hâlen işliyor. Ki Atatürk’ün hanedan gibi soyca ardılları olmadığı gibi bir etnik gurup yada silsilevari bir dinî teşekkül de ona mirasçı değildi. Kurdu, kurguladı ve millete bıraktı. Yaptıkları kişisel tercihten ibaret veya diktatöryal dayatma olsaydı hakikaten 10–15 seneye kalmaz, yıkılır giderdi.
Peki bu başarının ve sürdürülebilirliğin altında yatan neydi? Evet, onun kendini yetiştirmişliği ve milletine adanmışlığı hatta deha sadedindeki eylem & söylem birliği yani zekâ ile aksiyon imtizacı dikkate şâyandır. Fakat bence asıl başarısı Türk Milletinin kullanımına sunduğu kavramların gücünden geliyordu.
KİMLİK DEZENFORMASYONU VE TOPLUMUN YENİDEN YAPILANMASI – I / Süleyman PEKİN
KİMLİK DEZENFORMASYONU VE TOPLUMUN YENİDEN YAPILANMASI – I / Süleyman PEKİN
Türkiye’de kimlik sosyolojik değil psikosomatik algıdır. En çok da siyasi partiler, spor kulüpleri, şehir ve semt aidiyetleri ile sülâle birlikleri üzerinden gider. Millet, ümmet ve insanlık gibi geniş plakalar ise ancak diş dolgusu kadar iş görürler. Fakat geniş kesimler için kamuflajı en çok da bu alandan tedarik edilir.
Kendini kıymetsiz bilen bir kısım, terapi vaziyetinde toplanarak din gibi mühim bir değer üzerinden kıymetlenme yoluna gittiler. Aynen halı sahalarda formanın üstüne giyilen yeşil yelekler gibiydi, giyen başka bir dünyaya ışınlanıyordu.
Zamanla yelekle tanımlamanın yüksek getirisi alttaki kıyafetten karaktere kadar birçok şeyi unutturdu. Yeşili bir kimlik yapıp hem ticarete hem siyasete soktular; her iki alanda kârlar maksimum düzeyde idi. Ve dinin değeri altı üstü bir renkten ibaret zannedildi.
Başka bir halı sahada başka bir yelek modeli üzerinden başka bir takım oluşmadaydı. Milliyet, sarı olsun. Onu giymekle saygınlık kazandığını düşünen sıradan insanların gurup terapisi o kadar etkiliydi ki yelekten önceki zamanları zihinlerde adeta sıfırlamıştı.
Bir başka yerde, bir başka yelek: pembe. Sosyallik ve toplumsallık kavramları artık bir halı saha takımının maskotuydu, renk ayrımıydı. Klasik bir tribün sloganı ve ‘çak’ yapmaktan öte bir anlamı yoktu. Veya ötekilerin berisinde olmaktan başka bir tanımlaması.
Miraç Kandili. Kutlu Doğum haftası. 23 Nisan Bayramı. Sakarya Meydan muharebesi. Din ve Tarih bilincinin önemi – İsmail KAHRAMAN
Miraç Kandili. Kutlu Doğum haftası. 23 Nisan Bayramı. Sakarya Meydan muharebesi. Din ve Tarih bilincinin önemi – İsmail KAHRAMAN
Peygamber efendimizin kuranı Kerim'de ayetle sabit olan bu gün. İsrail İşgali altında inleyen Kudüs'ü Şerif’deki Mescid-i Aksa’dan Allah(cc) ile bizatihi görüşmek üzere Sema'ya çıktığı tüm müminlerin bağışlanmasını yüce Allah’dan(cc) niyaz ettiği, ayrıca kutlu doğumu ile dünyayı şereflendirdiği mübarek gün ve gecelerdeyiz.
Bu gün Anadolu'nun bir çok yerinin Yunan Fransız ve İngilizler tarafından işkal edildiği bir dönemde düşmanı Anadolu'dan çıkarmak üzere 23 Nisan 1920 de Ankara'da Büyük Millet Meclisinin mübarek bir cuma günü Hacı Bayram caminde cuma namazı kılındıktan sonra dua edilerek açıldığı gün olan 23 Nisan bayramını kutluyoruz. Bu bayramı çocuklara kurtuluş savaşının baş komutanı gazi Mustafa Kemal paşa armağan etmişti.
İngilizlerin desteği ile Yunanlılar Meclis'in açıldığı Başkent Ankara’nın 70 km. yakınına kadar gelmişler ve Yunan mezalimi yapıyorlardı.
Siyaset ve Halkımızın Birlik Beraberliği – Dr.Halil İbrahim KAHRAMAN
Siyaset ve Halkımızın Birlik Beraberliği - Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN
Siyasi partiler, devletlerin kurulu düzeni üzerinden halkın sorunlarını çözmek, ihtiyaçlarını gidermek üzere, belirledikleri programları çerçevesinde hizmet için kurulmuş yapılardır. Yani ana misyonları topluma hizmet etmektir.Bu kuruluşlar günümüzdeki en iyi yönetim tarzı olarak kabul edilen demokratik yönetim biçiminin vazgeçilmez unsurlarıdırlar.
Gelişmiş batı ülkelerinde bu kurum ve kuruluşların çalışması, toplumla ilişkileri belli kurallar düzeninde oturduğu için siyasi partilerin çalışmaları ve seçimler oldukça sakin geçer. O ülkelerde halk siyasi çalışmalardan çok etkilenmemekte, çevre ve insanlar bu çalışmaların etkisine pek girmemekte, ciddi bir ayrışma yaşamamaktadır.
REFERANDUMU MAÇA ÇEVİRMEK VE SİYASETÇİDEN GOL KRALI ÇIKARMAK – Süleyman PEKİN
REFERANDUMU MAÇA ÇEVİRMEK VE SİYASETÇİDEN GOL KRALI ÇIKARMAK – Süleyman PEKİN
Heyecanı severiz. Orta Asyalardan ta buralara ne maceralarla geldik. Ve Anadolu’da da ne badireler atlattık. Zihnimiz hep iyimser çalıştığı için de geçmişin kötümserliklerini çabucak kafamızdan attık.
Atarlanmayı severiz. Kendi kendimizi gaza getiririz. Okuyarak fehmeden değil yaşayarak öğrenen bir milletin mensuplarıyız.
16 Nisan’da ne oldu? Sarı lacivertlilerle Sarı kırmızıların maçı oynandı, Sağ & Sol / Alevî & Sünnî kavgası oldu. Hangi taraf kazandı yada kazanan oldu mu?
Şimdengerü ne olacak? 1982 ve 1961 Darbe Anayasalarını hatta 1924’teki Kurucu Anayasayı aştık, 1921 Savaş Anayasasına ulaştık. Yalnız bir farkla; onda TBMM Hükümeti sistemi vardı, bunda CB Hükümeti sistemi.
Devleti yönetme makamında - mevkiinde kim var kim yoksa bütün sorumluluklarını gayri tek kişinin sırtına attılar. Onlarca kişi ve kurum yetkisini bir kişiye verirseniz aslında ihaleyi de ona çıkaracaksınız demektir.
Hani “omuzlar çok olunca yük hafifler”di? Hani “bir elin nesi var, iki elin sesi var”dı?