
BAYRAMLAR BAYRAM OLA –1 / Abdurrahim KARAKOÇ
BAYRAMLAR BAYRAM OLA –1 / Abdurrahim KARAKOÇ
Güneş yükselmeden kuşluk yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine
Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı..
Eli öpüldükçe içi burkuldu
Konuşmak istedi, dili tutuldu
Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu
Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı
Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..
Düşündü kış yakın, evde odun yok
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok
Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok
Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını
Adam “evet” dedi, sıktı dişini..
Çalışsa ne iş var, ne cepte para
Dağ oldu içinde büyüyen yara
Dikti gözlerini karşı duvara
Takvim “Bayram” dedi, silindi yazı
Adam “öyle” dedi, bağrında sızı..
Döndürse yönünü herhangi dosta
Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta
Aylar, yıllar, günler erirken yasta
Yer-gök “Bayram” dedi, ağzını açtı
Adam “Bayram” dedi, evinden kaçtı..
HEPİMİZİN GEÇMİŞ SON 3 YILI – Yüksel ERCAN
HEPİMİZİN GEÇMİŞ SON 3 YILI – Yüksel ERCAN
- Ortalama insan ömrünün 70-80 yıl olduğu bir dünyada normal şartlarda beş yılın on yılın hesabın yapılması fazla bir anlam ihtiva etmeyebilir, İyi bir hayat sürende fazla iyi olmayan bir ömür geçirende “Allahın verdiği bu güne şükür” diye dua ederek gelecek günlere bakmaya devam eder.
Ancak hayat şartlarının bu kadar ağırlaştığı köylerden kentlere doğru başlayan ve nerede ne zaman hangi şartlarda duracağı bilinemeyen Göç vesilesi ile içerisine düştüğümüz keşmekeş hayat tarzı bizi kendi ekseninde döndürüp duruyor sonrada bir köşeye fırlatıyor.
Türkiye’de bu hızlı hayat tarzının en fazla yaşandığı ülkelerin başında geliyor, Sanayileşmesini tam olarak tamamlayamamış, Eğitimde istediği noktaya bir türlü ulaşamamış Avrupalı, Asyalı yada Ortadoğulu olacağına bir türlü karar verememiş bir ülkenin her bir metrekaresini dizayn eden siyaset var olan değerlerin de bir bir değişmesini mecbur hale getiriyor.
DOKSANALTI TEKRARLIK TARİH DERSİ – Süleyman PEKİN
DOKSANALTI TEKRARLIK TARİH DERSİ – Süleyman PEKİN
“28 Haziran’ın ilk saatlerinde Yunanlıların İzmit’i tahliye etmeye başladıkları anlaşılınca İzmit’e girme görevi 33. Süvari Alayı’na verilmiş ve piyade kıtaları gelinceye kadar en muntazam kıtaları ile şehre girmesi, şehirde yağma ve asayişi bozan durumlara katiyen meydan vermeyerek Derince’yi de keşfettirmesi Süvari Alay Komutanı Edip Bey’e emredilmiştir.
Şehirde bulunan Yunan kuvvetleri, Rum ve Ermeni muhacirler ile Yunanlılarla işbirliği yapanların bir kısmı gece vapurlara bindirilerek tahliye edilmişlerdir. Limanda birer İngiliz, Fransız, ABD ve Yunan torpidosu kalmış, Kılkış Zırhlısı tekrar Seymen önlerine gelmiştir. Şehrin el değiştirdiğini gören ve artık yapacak işleri kalmayan İngiliz, Fransız ve Amerika torpidoları öğle saatlerinde şehri terk etmişlerdir.
İÇ ONAY MI ÖNEMLİ, DIŞ ONAY MI? – Yrd.Doç.Dr. Zülfikar ÖZKAN
İÇ ONAY MI ÖNEMLİ, DIŞ ONAY MI? - Yrd.Doç.Dr. Zülfikar ÖZKAN
Onaylanmadığımız veya red edildiğiniz zaman, üzüntüden nasıl kurtulabilirsiniz?
Hiçbir zaman unutmayalım: Reddedildiğimiz veya onaylanmadığımız zaman, duygusal hasar yaratan kendi düşüncelerimizdir.
Bu sebeple her zaman kendi üzerimizde çalışarak onaylanmamanın verdiği hasarı yok edebilir veya azaltabiliriz.
Onaylanmama veya sevilmeme korkusu içindeki kişi, “İnsanlar beni onaylamazsa veya sevmezse mutlu olamam. Eksik bir insan olurum” şeklinde düşünürler. Bu düşünce kişiyi giderek onay ve sevgi bağımlısı haline getirir. Böyle bir insan, duygusal hayatıyla ilgili sorumluluğu başkalarına yükler. Yani mutluluğun temel şartı olan kendi üzerinde çalışmaz. Kendini değerli hissedebilmek için, hep başkalarına ihtiyaç duyar. Kendiyle barışık değildir. Bu düşüncedeki kişinin duyguları başkasının insafına bağlı olarak iner ve çıkar.
ONAY= DEĞERLİLİK FORMÜLÜ DOĞRU MU? – Yrd.Doç.Dr. Zülfikar ÖZKAN
ONAY= DEĞERLİLİK FORMÜLÜ DOĞRU MU? – Yrd.Doç.Dr. Zülfikar ÖZKAN
Pek çok insan, başkaları kendisi için onay vermediği zaman, kendini aşağılanmış hissediyor. İçlerinde onaylanmama korkusu oluşmuş. Bu korku insanları depresyona yatkın hale getiriyor. Mutlu olmaları için başkalarının onayına ihtiyaçları olduğunu düşünüyorlar.
kişilerin duygusal sağlığı onaylara bağlıdır. Onay alamadıkları zaman ruhen ve bedenen hasta oluyorlar. Onay bağımlılığı, çoğunlukla çocuklukta ediniliyor.
Oysa duygularımızı etkileyecek tek şey, kendi düşüncelerimizdir. Birisi bize onay vermediği zaman bu onun sorunudur.
Onay= Değerlilik formülü doğru mu?
Başkalarının onayı bizi değerli insan mı yapar?
Onay insanı iyi hissettirir. Bunda yanlış bir şey yok. Bu sağlıklı bir durumdur. Ancak onay alıp almama bizim değerimizi ölçmek için kullanılan bir ölçek değildir.
MUTLULUĞUN % 40’ LIK BÖLÜMÜ ELİMİZDE – Yrd.Doç.Dr. Zülfikar ÖZKAN
MUTLULUĞUN % 40’ LIK BÖLÜMÜ ELİMİZDE – Yrd.Doç.Dr. Zülfikar ÖZKAN
Mutluluğumuzun % 50’sini kalıtım belirlerken, sadece %10’u yaşadığımız hayat şartlarından etkileniyor. Geriye kalan, %40 ise zihnimizde gizli, yani içimizdedir.
Mutluluk konusundaki tezini tezini bilimsel olarak kanıtlayan California Üniversitesi sosyal psikoloji profesörü Sonja Lyubomirsky, mutluluğun her insanın elinde olan % 40' lık bölümünü mutluluk doğrultusunda yükselterek daha mutlu bir insan olmak için 12 maddelik bir "yapılacaklar listesi" öneriyor.
İşte o liste:
1. Şükretmek,
2. Pozitif olmak,
3. Sosyal karşılaştırmalar yapmaktan kaçınmak,
4. Nezaket içeren davranışları arttırmak,
5. Sosyal ilişkilerimizi beslemek ve zenginleştirmek,
6. Zorluklarla başa çıkma stratejileri geliştirmek,
7. Affetmeyi öğrenmek,
8. Akışı arttıran deneyimler edinmek,
9. Mutluluk ve sevinçlerin tadını çıkarmak,
10. Hedef belirlemek,
11. Manevi değerleri önemsemek,
12. Vücudu sağlıklı tutmak (egzersiz, meditasyon vb).
İşte mutlu olmak isteyenlerin üzerinde çalışması gereken anahtar liste.
Önemli bir ipucu. Biraz da kendi üzerimizde çalışalım.
MUĞLAK İFADELER KİMİN İŞİNE YARIYOR? – Yrd.Doç.Dr. Zülfikar ÖZKAN
MUĞLAK İFADELER KİMİN İŞİNE YARIYOR? – Yrd.Doç.Dr. Zülfikar ÖZKAN
Aşağıdaki ifadeleri, haber programlarında, tartışmalarda ve siyasi konuşmalarda sık sık duyuyoruz.
“Terör iki can aldı.”
“Terörün dini, imanı, milliyet, yoktur.”
“ Terörü lanetliyoruz.”
“ …..ilindeki terör olaylarında bir asker şehit düştü.”
“ Şenay öğretmen teröre kurban gitti.”
Terör, siyasi bir dava uğruna girişilen, toplumu korkutmaya, yıldırmaya yönelik her türlü eylemdir.
Terör, bir insan mı? Nasıl can alır? Terörün değil, teröristin dini , imanı olur veya olmaz...Terör değil, terör olayları veya terörist lanetlenir.
Bu tür ifadeler kimin işine yarıyor? Neden özne belirtilmiyor? Kim saldırmış da bir asker şehit olmuş? Neden teröristin veya terörist örgütün ismi verilmiyor? Neden böyle muğlak ( belirsiz) ifadeler kullanılıyor?
Terörün dini imanı yoktur yerine “ Terörist örgütlerin dini, imanı yoktur desek, daha net ve açık olmaz mı?
İZMİT’TE YENİ TRAFİK DÜZENİ VE AKÇARAY – Av. Ruhittin SÖNMEZ
İZMİT’TE YENİ TRAFİK DÜZENİ VE AKÇARAY – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Yeni yapılan trafik düzenlemesi ve İzmit’in ilk defa tanıştığı tramvay konusunda ön yargılı değilim. Öncelikle faydalı ve hayırlı olmasını diliyorum.
Gittikçe çıkmaza giren bir trafik problemimiz var. Bunun için yetkililerin bir takım çözümler üretmeye çalışması gerekir. Bu konuda yetkililerde devam eden bir gayret var. Mesela sahilde yapılan geniş ücretsiz otopark alanlarının İzmit merkeze giren araç sayısını azaltarak çok ciddi fayda sağladığını düşünüyorum.
Şimdi “bu konuda neler yapılabilir?” diye düşünen yetkililerin iki hususa odaklanması ve şu sorulara cevap araması tabiidir.
1- Önce herhangi bir yatırım yapmadan, yapılabilecek bazı düzenlemelerle rahatlama sağlanabilir mi?
2- En az yatırımla azami fayda sağlayacak (fayda maliyet oranı yüksek) yatırımlar neler olabilir?
İsterseniz İstanbul örneği ile anlatmaya çalışayım.
DEVLETİN DİNİ ADALET, DİNİN DEVLETİ HÜRRİYET – Süleyman PEKİN
DEVLETİN DİNİ ADALET, DİNİN DEVLETİ HÜRRİYET – Süleyman PEKİN
“Aklı öldürürsen, ahlâk da ölür. Akıl ve ahlâk öldüğünde millet bölünür. Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün Devlet de ölür” demiş Fâtih Sultan Mehmet. Demiş de kendi ne yapmış? Cami yapımı sırasında haksızlık ettiği gayrimüslim vatandaşın şikâyeti üzre çıkarıldığı ve ayakta yargılandığı mahkemede Kadı tarafından el kesme cezasına çarptırılmış. Karşı tarafın talebiyle de bu ceza para cezasına çevrilmiş.
Sonrasındaki atışma ise herkesin bildiği ama çoğu kimsenin yapamadığı ibretlik bir sahnedir: Önce Fâtih; “Eğer Allah’ın hükmünü uygulamayıp beni mahkûm etmeseydin bu âletle başını paramparça ederdim”, sonra Kadı; “Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin ben de bu kamayla seni delik deşik ederdim.”
Demek ki İstanbul’da kadılar varmış yani adalet. Türkiye’de de hâkimler var ama adalet ne kadar var ve nereye kadar var? İlk örnekten yola çıkarsak Müslümanla gayrimüslim, zenginle fakir, partiliyle partisiz, makam - mevki sahibi biriyle sıradan bir vatandaş arasında ayrım söz konusu mu? Cevabınız adaletin varlığı üzerine bir referandumdur aynı zamanda.
ADALET ARAYIŞI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
ADALET ARAYIŞI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
İstanbul Barosunun eski başkanlarından Av. Turgut Kazan Türkiye’nin tanıdığı, 50 yıl avukatlık tecrübesi olan ünlü bir hukukçu. 1980 döneminin Sıkıyönetim Mahkemelerinde özellikle sol/sosyalist cenahın önemli davalarında müdafi olarak görev yapmış. Bir zamanların Ceza Kanununda yer alan solcuların korkulu rüyası 141, 142 ile dindar cenahın kabusu 163. Maddelerin kalkması için mücadele etmiş bir hukuk adamı. Halen aktif olarak mesleğini sürdüren çok tecrübeli bir meslek büyüğü.
“Biz 1980 darbesinden sonra Sıkıyönetim Mahkemelerinin uygulamalarındaki hukuka aykırılıkları gördükçe ‘bundan daha kötüsü olamaz’ derdik. Fakat daha sonraki tecrübelerimiz gösterdi ki kötünün ve kötülüğün sınırı yokmuş.
KİM TAKAR KATAR KAYMAKAMINI! – Süleyman PEKİN
KİM TAKAR KATAR KAYMAKAMINI! – Süleyman PEKİN
Platon sanki Ortadoğu için söylemiş: “Sular yükselince balıklar karıncaları yer. Sular çekilince de karıncalar balıkları yer. Kimse gücüne ve üstünlüğüne güvenmesin. Çünkü kimin kimi yiyeceğine ‘Suyun Akışı’ karar verir.” Bu su petrol müdür, doğal gaz mıdır yoksa bizzat Basra Körfezi’nin, Kızıldeniz’in, Umman Körfezi’nin yada Akdeniz’in ticarî tuz oranı yüksek suları mıdır; kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.
Suyun Akışını da tayin eden adam Suyun Başındaki Adam’dır. O da Beyaz Saray’da oturur. Fakat su oraya uzanmaz; ‘O Adam’ın Adamları Su’ya uzanır. Adamlar bazen köpek kullanırlar. Siz bunlara ‘Kar Köpekleri’, ‘Kızak Köpekleri’ veya Tuzak Köpekleri de diyebilirsiniz. Topunu tek tasmayla idare edebileceğiniz gibi tek tek de işe koşabilirsiniz. Bunlar da Körfez Ülkeleridir.
Adam olan adam bazen ülkeleri köpekler gibi birilerine saldırtır; Irak, Suriye ve Libya işi böyleydi. Bazen de köpeklerle kendi köpeğini cezalandırır; Katar işi buna benziyor.
KARIŞTIRMA ELALEMİN İŞİNİ – Av. Ruhittin SÖNMEZ
KARIŞTIRMA ELALEMİN İŞİNİ – Av. Ruhittin SÖNMEZ
“Kıl beşini, helalinden ye aşını, karıştırma elalemin işini.”
İzmirli Sakız Hoca’nın “nasıl iyi Müslüman olurum?” diye soran bir kişiye verdiği bu cevabı daha önce de yazmıştım. İlk defa İlahiyatçı Prof. Dr. Mustafa Yıldırım’dan duymuştum.
Prof. Dr. Mustafa Yıldırım “Yüce Kur’an Açıklamalı- Yorumlu Meali” isimli, günümüz Türkçesiyle ve Maturidi anlayışı ile yazılmış çok değerli eserin üç yazarından biri.
Prof. Dr. Mustafa Yıldırım, Sakız Hoca’nın bu sözü için, “İslam’ın özü bu cümleden ibarettir” diye ifade etmişti.
Kendisi gibi bilim adamlarının ciltlerle kitapta anlatamadığı İslam’ı bir cümlede özetleyen söz esasen Sakız Hoca’nın şahsi görüşü değildi. Bin yılı aşan bir birikimin, geleneksel Türk irfanının bir yansımasıydı.
Çünkü bu cümle Kur’an-ı Kerim ve Hazreti Peygamberin Sünneti ile beslenen, Orhun anıtlarında yazılan, Yunus Emre’nin şiirleri ile nesilden nesile aktarılan kültürümüzün nihai ürünü idi.
İslam’ın özü olarak nitelenen cümlede “iyi bir Müslüman olmak için” bize üç husus öğütlenmekte: İstikrarlı olarak farz ibadetlerini yap, kendin ve çocuklarının midesine haram lokma girmemesine özen göster vebaşkalarının özel hayatını merak etme, mahrem konularını karıştırma.
Demek ki çok ibadetten de önce dikkat etmemiz gereken hususlar “helal lokma” ve “elalemin işine karışmamak.”
“İyi bir Müslüman olmanın” üç şartından ikisinin yalnızca kişinin manevi dünyası ile ilgili olmayıp, birey- birey ve birey- toplum ilişkisini içine alan davranışlarla ilgili olması bana önemli geldi.
Haram lokma deyince sadece alkol, domuz eti ve faiz akla gelmesin.
Helal lokma kavramının içinde yaptığımız işlerin haram kılınan işlerden olmaması, çalıştığımız işyerlerinde bize verilen vazifeleri en iyi şekilde yerine getirmek, iş hayatımızda aldatma olmaması, hileli mal satmamak, ölçüde tartıda eksiklik yapmamak gibi hususlara uymak da var. Bu konularda gerekli dikkat ve özeni göstermediğimizde haram lokma yeme riski ile karşı karşıyayız demektir.
Yanlış Anlaşılmanın Ağırlığı – Kadir DURGUN
Yanlış Anlaşılmanın Ağırlığı - Kadir DURGUN
Yorulmak için geldik hayata. “Çok çalıştın, biraz dinlen.” diyen dostlarıma, zaman zaman, “Yaşarken çalışalım, öldükten sonra, nasıl olsa, bol bol dinleneceğiz.” cevabını verdiğim olmuştur.
Ulu Şehir Bursa’nın Taşları ve Başları – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Ulu Şehir Bursa’nın Taşları ve Başları - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
İstanbul’da kışın en zor koşulları birden bire geçti, yerini yeniden pastırma yazına bıraktı. Sanırım havalar artık bir öyle, bir de böyle olacak. Sağanak yağmurlar İstanbul’da, hem hayatı ve hem de trafiği felç ediyor. Dolayısıyla her şey aksıyor günlük hayatta. Bursa’da gideceğimiz gün öyle olmadı. Korkmadım diyemem o gün ama trafik akıyordu. Lodos etkisini yavaş yavaş kaybediyor, hafifleyerek esiyordu, vapurlar çalışıyor, uçak seferleri normale dönmüştü. Ben yine de birkaç saat erken çıktım Şerifali’deki evimden 10.45 Mudanya Vapuru için.
Kabataş İskelesine vardığımda her şey süt limandı. Mustafakemalpaşa Belediyesi “Yarınki Türkiye” etkinliği için Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Emekli Büyükelçi, BM Başdanışmanı Üner Kırdar ve beni konuk edeceklerdi. Bir de Moskova’dan misafirimiz vardı, DUMA’nın Rusya-Türkiye Koordinatörlerinden Abdulmalik Kerimof. İstanbul’da ayrıca akademik çalışma yapıyordu. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin karada, denizde ve havada işletmeleri vardı. Burulaş bunlardan biriydi. Gemimiz hazır bekliyordu. İçerdeki bekleme salonunda yiyecek ve içecek bulmak da mümkündü. Prof. Yalçıntaş yeni modern makinelerin başında para atarak çay almaya çalışıyordu. Nitekim başarılı da oldu. Makine sadece kahve ve çay değil, alkolsüz bütün meşrubatları da veriyordu. Fiyatla alta yazılmış, o kadar parayı siz makineye yükleyince tuşuna basarak tümüne ulaşıyorsunuz. Birbiri ardından hepsi geliyor; kolalar, gazozlar, sütler, meyve suları, sodalar, sular vs,
Burulaş lüks bir de dergi çıkartıyor. Aşırı lüks üstelik… Dergiyi incelerken Abdulmalik Kerimof girdi içeriye. Bir elinde muhafazalı elbisesi, diğerinde küçük çantası… Nevzat Gökalp günlük gazeteleri almak üzere bir ara dışarı çıkıp geldi. Zaten sohbetimiz koyulaşmıştı vakit hızla geçti. Anons yapıldı, gemiye binmemiz için. Peki, Büyükelçi Üner Kırdar yok! Kayınvalidesi vefat edince programı ister istemez değişmiş. Kayınvalidesi rahmetli Afet İnan ile akraba üstelik. Telefonla başsağlığı dileyerek vedalaştık. Gemimiz demir aldı ve yola çıktı. Geminin oturma yerleri otobüs, tren ve uçaklardaki gibi pulman koltuklarla dizayn edilmiş ve numaralar verilmiş. Arayıp buluyoruz.
BAĞIMSIZLIĞINA DÜŞKÜN ANTİK KENT TERMESSOS – Bihter GÖRDÜ
BAĞIMSIZLIĞINA DÜŞKÜN ANTİK KENT TERMESSOS – Bihter GÖRDÜ
Antalya’nın 30 km kuzeybatısında, Korkuteli yolu üzerinde yer alan Termessos, Türkiye’nin en iyi korunmuş antik şehirlerinden biri.
Güllük adını taşıyan Solymos Dağı’nın dorukları arasındaki vadide, Anadolu’nun en eski halklarından biri olan Luviler’in soyundan gelme Solymler tarafından kurulmuş önemli bir antikkent Termesoss.
Şehrin tarih sahnesine çıkışı dünyanın yarısını fetheden komutan Büyük İskender’in İ.Ö. 333’te kenti kuşatması ve Termessoslular’ın güçlü bir savunma yaparak kenti teslim etmemesi ile gerçekleşmiş.
O dönem Roma ile arasında “dostluk ve ittifak” bulunan Termessos’un işlerinde bağımsız olduğu ve kendi kanunlarını kendilerinin yapacakları konusunda Roma senatosunca kabul edildiği, şehrin bastırdığı sikkelerden de anlaşılıyormuş.
Antik kenti gezmeden önce yaptığım araştırmalar sonucu edindiğim bilgiler karşısında kente duyduğum hayranlık ve gördüğüm fotoğraflar arasında rastladığım tiyatro beni o kadar etkiledi ki anlatamam. O heyecanla Termessos Antik Kenti’nin yollarına düştüm.
Orta Doğu’da neler oluyor? – İsmail KAHRAMAN
Orta Doğu’da neler oluyor? – İsmail KAHRAMAN
Dünya kamuoyu, dün sabah bazı Arap Ülkelerinden şok haberler sarsıldı. Aralarında Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Yemen ve Libya’nın da bulunduğu Arap Ülkeleri, bir başka Arap Ülkesi olan ve üstelik Türkiye’nin de iyi ilişkileri çerisinde bulunduğu Katar'la tüm diplomatik ilişkilerin kesildiğini duyurdu. Yaşanan bu gelişme Katar tarafından büyük tepki görürken Orta Doğu ve İslam coğrafyasında yeni gelişmelerin yaşanacağını da gösterdi. Her zaman birlik ve beraberlik içerisinde olmamasından yakındığımız İslam Dünyası ve Orta Doğu Coğrafyası, ne yazık ki bir kere daha ayrı düştü.
Katar önemli bir ülke. Oldukça zengin, yer altı kaynakları da güçlü bir ülke. Türkiye ile Katar arasında ki ilişkiler zirve yapmış bir dönemde. İki ülke arasında ki ticari ve siyasi işbirliğini yanı sıra birçok Katarlı yatırımcı Türkiye’de önemli projelere imza atıyor, Türk İşadamlarını da her türlü kolaylığı sağlayarak ülkelerine yatırım yapmaya çağırıyorlardı.
Ancak 7 Arap ülkesi, Katar’ı teröre destek vermekle, Batı’nın doğurup büyüttüğü ve Orta Doğu coğrafyasına başta olmak üzere insanlığın başına bela ettiği DAEŞ ile ilişkilendirerek ilişkilerini dondurdular.
MAHREMİYET ALANI – Ruhittin SÖNMEZ
MAHREMİYET ALANI - Ruhittin SÖNMEZ
“ABD’de herkes kişiler arası ilişkilerde mahremiyet veya güvenlik alanı denilen bir mesafeye çok özen gösterir.”
Geçen sene yaptığımız ABD seyahatinde duymuştum bu cümleyi. Bize müthiş bir ev sahipliği yapan dostumuz yıllardır yaşadığı bu ülkede dikkat etmemiz gereken hususları anlatırken söylemişti.
Bu tespitin uygulamasını ABD’de geçirdiğimiz üç haftalık sürede defalarca gözlemleme imkânı buldum.
Gerçekten insanlar ikili konuşmalarında olduğu gibi topluluk durumunda bile makul bir mesafeden (yaklaşık bir metre) daha fazla birbirlerine yaklaşmıyor. İlk defa tanıdığımız bir insana, Türk olmanın verdiği alışkanlıkla, bir metre mesafeden daha fazla yaklaştığınızda karşı tarafın rahatsızlığını hemen hissediyorsunuz. Hele samimiyet gösterisi olarak koluna omzuna dokunmanız durumunda muhatabınızın irkildiğini, tedirgin olduğunu görüyorsunuz.
Bu sebeple Türkiye’de olduğu gibi ATM’de (Bankamatiklerde) işlem yaparken arkanızda size yapışmış gibi duran, hesabınızın detaylarını inceleme hakkını kendinde gören insan tipine orada rastlamanız mümkün değil.
AVM kasalarındaki kuyrukta, yakın markajında kaldığınız hemen arkanızdakinin, aldığınız bütün eşyayı ve ödemenizi inceleyen meraklı bakışları... Toplu taşıma araçlarında, terini, nefesini hissettirecek kadar size yapışan insanlar… Asansöre, otobüse, trene vb araçlara giriş ve çıkışta sürtünmek boyutuna gelen yakınlaşmalar… Belediye otobüsünde eline almadığı sırt çantası ile diğer yolculara çarpanlar…
Bunlar bizim ülkemizde şehirlerde yaşayanların sıkça yaşadığı ve maalesef son yıllarda gittikçe artan olumsuz davranışlardan birkaç örnek.
Alıştığımız, kanıksadığımız medeni olmayan bu ve benzeri davranışların, farkına varsak da varmasak da, psikolojimizi olumsuz etkilediği muhakkak.
Derneklerimiz ve Demokratik anlayışımız! – Dr.H.İbrahim KAHRAMAN
Derneklerimiz ve Demokratik anlayışımız! - Dr.H.İbrahim KAHRAMAN
Kocaeli ilimiz 3247 derneği ile Türkiye genelinde kayıtlı dernek sayısındaki çokluk bakımından 5. ildir. Dernekler insanlarımızın bir amaç doğrultusunda, belirledikleri bir alanda çalışmalar yapma, bir eksikliği giderme, iş ve fikir birliği yaratacak bir dayanışma ile önce üyelerinin sonra yaşadıkları-ilgilendikleri alanda bir hizmet yapma arzusu-hevesi ile kurulan yerlerdir. Her biri günümüz tabiri ile bir sivil toplum kuruluşu olup, günümüzün en iyi yönetim tarzı kabul edilen çoğulcu demokrasinin de önemli paydaşlarından biridir.
Aydınlar Ocağı Kongresi ve İpek yolu konferansı – İsmail KAHRAMAN
Aydınlar Ocağı Kongresi ve İpek yolu konferansı – İsmail KAHRAMAN
Ramazan ayı bereket, rahmet, huzur ve mutluluğu ile gönülleri coşturmaya devam ediyor.
İftar ve sahur sofraları hem manevi dünyamızı rahatlatırken aylarca göremediğimiz dostlarla da görüşüp sohbet etme imkanına sahip oluyoruz. Bir çok iftar ve konferans davetleri alıyorum. Bu yıl davetli olarak ilk iftarımızı Kocaeli Aydınlar Ocağı’nda açmak nasip oldu. 31 yıl önce 1986 yılında Kocaeli Aydınlar Ocağı’nın kuruluşunu dün gibi hatırlıyorum. Açılış toplantısına Merhum Ahmet Kabaklı, Agah Oktay Güner, dönemin valisi Merhum İhsan Dede ve yüzlerce kişi katılarak İzmit’te toplanmıştı. Kocaeli Aydınlar Ocağı’nın o günden beri üyesiyim. Nice dostlar geldi geçti. Kocaeli kültürüne hizmet eden bir çok üyemiz oldu.