
Gönüllere Dokunanlar – Seyfettin KARAMIZRAK
Gönüllere Dokunanlar - Seyfettin KARAMIZRAK
Geçen gün, bir gönül insanın vefa gecesine katıldık. Ailesi, yakınları, arkadaşları, meslektaşları paylaştıkları güzellikleri dile getirdiler.
Naif, nadide, içten, duru ve bir o kadar da değerli söylemler dinledik. Yüreğimiz kabardı, gözlerimiz buğulandı.
Beklentisiz, ancak sız, koşulsuz, natürel söylemler duymayı özlemiş kalplerimiz bir nebze yumuşadı.
25 EKİM 2017 – YENİ BİR MİLAT – Ruhittin SÖNMEZ
25 EKİM 2017 – YENİ BİR MİLAT - Ruhittin SÖNMEZ
Cumhuriyet dönemi demokrasi tecrübemizde bazı siyasi hareketlerin doğuşu bir milat kabul edilir. Demokrat Parti’nin, Adalet Partisi’nin, Milliyetçi Hareket Partisi’nin, Milli Selamet Partisi’nin, Anavatan Partisi’nin ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulmaları ile Türkiye yepyeni dönemlere girdi.
Bu hareketler toplumsal birer ihtiyaçtan doğmuştu. Doğru zamanda ortaya çıktılar, toplumsal taleplere uygun yapılanma ve politikaları sebebiyle etkili oldular. Zamana ve toplumsal değişime ayak uyduranlar yaşadı, uyamayanlar tarih sayfalarında kaldılar.
Kurucu parti CHP’den sonra DP, AP, ANAP ve AKP uzun dönemli iktidar partileri olarak iktidarda oldukları süreçte Türkiye’nin kaderini belirlerken, MSP ve MHP de güçlü toplumsal tabanları ile bu kaderin yazılmasına ortak oldular.
25 Ekim’de kuruluşunu gerçekleştirecek olan Meral Akşener liderliğindeki partinin de böylesine tarihi bir rolüstleneceği kanaatindeyim.
15 yıllık AKP / Tayyip Erdoğan iktidarını sona erdirebilecek, yeni bir Cumhurbaşkanı seçtirebilecek bir parti doğuyor. Bu dönemde içeride ve dışarıda savrulduğumuz noktadan çıkaracak, toplumda huzuru ve normalleşmeyisağlayacak, dışarıda güçlü ve güvenilir bir devlet yapacak yepyeni bir siyasi hareket bu. Bunun içindir ki toplumda böylesine büyük bir heyecan yarattı.
Bir Vefa Toplantısının Düşündürdükleri – Dr.H. İbrahim KAHRAMAN
Bir Vefa Toplantısının Düşündürdükleri - Dr.H. İbrahim KAHRAMAN
Türk Dil Kurumu lügatında vefa, sevgide sebat-sevgi bağlılığı olarak tarif edilir. Akçakoca Kültür Platformu 21 Ekim 2017 akşamı Ahsen Okyar Bey için bir vefa toplantısı yaptı. Bu tür toplantılar genellikle ölümünden sonra bazı insanları anmak ve hatırlamak amaçlı yapılır. Bu vefa toplantısının arkadaşımızın sağlığında, hem de çok yaşlı döneme girmeden yapılmış olması ayrı bir ilgi ve mana katmıştır. Bu tür toplantıların ilgilinin sağlığında yapılması, o şahsı onöre etmekle birlikte bu gibi insanların toplum tarafından daha çok bilinmesi ve örnek alınmasını teşvik edici etkiler taşıması bakımından da ayrıca önemlidir.
İZ BIRAKIP GÖNÜL ADAMI OLMAK – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
İZ BIRAKIP GÖNÜL ADAMI OLMAK - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
İz bırakmadan olunmuyor gönül adamı, devlet adamı ve millet adamı.
Mutlaka iz bırakacaksınız.
Ahsen Okyar işte böyle biri.
Sadece tebessümü bile iz bırakmaya yetiyor da artıyor bile.
İnanç sahipleri iyi bilirler tebessümün sadaka hükmünde olduğunu.
Ahsen Okyar her an sadaka veriyor mütebessimliğiyle.. evinde, sokakta, işyerinde konuşurken, yürürken, otururken hep öyle tebessüm ediyor.
Dahası var, bırakın kahkahayı, mizahı, gülmeyi iyice unuttuk. Toplumumuzun böylesine tebessüme o kadar ihtiyacı var ki günümüzde sormayın. Siz siz olun hiç olmazsa tebessüm etmeyi ihmal etmeyin.
MİLLİ DEVLETLERDEN EYALET DEVLETLERE – Ruhittin SÖNMEZ
MİLLİ DEVLETLERDEN EYALET DEVLETLERE - Ruhittin SÖNMEZ
Barzani’nin Kürt bölgesinde bağımsız bir “Kürdistan” için yaptırdığı referandum mevcut dengeleri değiştirdi.
Barzani’ye İsrail’in açık, ABD’nin örtülü desteğine karşılık, Türkiye, İran ve Rusya yakınlaşarak yeni fakatmuhtemelen geçici bir denge oluşturdu. Merkezi hükümet Kerkük’ü peşmergeden geri aldı.
Ancak Irak’ın bölünmesi ihtimali hala çok güçlü.
Çünkü bölge için ABD ve İsrail’in tasarladığı ve uygulamaya çalıştığı Büyük Ortadoğu Projesi, Büyük İsrail Projesi ve Büyük Kürdistan gibi birbirini tamamlayan üç uzun vadeli projenin ilk basamağında Irak ve Suriye’nin bölünmesi var. Muhtemelen her iki devlet de üçer parçaya bölünecek.
Arkasından Türkiye ve İran’ın da bölünmesinin planlandığı muhakkak.
AMERİKA WHERE’YE GİDİYOR? – Süleyman PEKİN
AMERİKA WHERE’YE GİDİYOR? – Süleyman PEKİN
‘Bize ne’ diyenleri duyar gibi oluyorum ama Washington’un derdi bizi hayli gerdi. Dünyanın II.Dünya Savaşı sonundan beri topu topu 70 küsur yıllık macerasında nerdeyse Tanrı’nın zâtî ve subûtî sıfatları yakıştırılan ABD’nin gidişatı hiç de iyi görünmüyor dostlar.
Obama ile başlayan dış politik gevşeme Trump döneminde de artarak sürmekte. 9 yıldır Amerika hem içerde hem dışarda güç kaybetmekte. İç meselelerde daha başarılı olmasına rağmen Obama; 2011 yılındaki Libya ve Suriye meselelerinde Bush’ların Irak’ta yaptığının tam tersine askerî koçbaşılık yapamadı, yapmadı.
2014’te Rusya resmen Kırım’a çöktü ve eski emperyal yöntemle Ukrayna’dan toprak fethetti. Rusya’ya ceza kesmek adına eskiden olsa yeni bir Kırım Savaşı Koalisyonu’na girişirdi; sadece ekonomik yaptırımlarla yetinerek petrol fiyatları üzerinden Rus GSYİH’nı aşağı çekmeye çalıştı. Başardı da..
Fakat dünya ekonomik büyüklük listelerinde birkaç sıra geriye düşen Rusya, askerî operasyonların getirdiği moral motivasyon ve itibar patlaması ile Donetsk – Luhansk şehirlerinde paramilitarize ettiği Rus Ayrılıkçılar üzerinden resmen Ukrayna’nın Doğu’sunu Ukrayna’dan koparma aşamasına hız verdi; bu minvalde epey de yol aldı. ABD’nin ve AB’nin bu konuda ortak tavrı yine yaptırımlara sarılmak oldu.
Yaptırımlar bir şey yapmıyor; Rusların yiyeceği ekmeğin ebadı küçülse de Putin önderliğinde Çarlık zamanından bile daha iyi performans sergiliyorlar kolonyalizm yani yayılmacılık hususunda. Üstüne üstlük “Sıcak Denizlere İnmek” başlıklı geleneksel politikalarında ilk kez Akdeniz’e yerleşmiş durumdalar.
YENİ ’YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI SINAVI’ SADE, AMA YETERSİZ – Dr. Sakin ÖNER
YENİ ’YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI SINAVI’ SADE, AMA YETERSİZ - Dr. Sakin ÖNER
Yüksek Öğretim Kurumu Başkanı Yekta Saraç’ın açıkladığı 2018-2019 eğitim yılında uygulanacak ’Yükseköğretim Kurumları Sınavı’ adındaki yeni yükseköğretime giriş sınav sisteminin hem olumlu ve hem olumsuz yönleri bulunmaktadır.
1. Sınav sayısı ve süresinin sınırlandırması olumludur. Aslında bu konuda başa dönülmüştür. Merkezi yükseköğretime giriş sınavları, 1974 ve 1975 yıllarında aynı gün sabah ve öğleden sonra olmak üzere iki oturumda, 1976-1980 yıllarında aynı günde ve bir oturumda uygulanmış; 1981 yılından itibaren iki basamaklı bir sınav hâline getirilmiştir. Yeni sınav sisteminde sınavların aynı günde ve bir oturumda uygulanması, dört ay aralıklı iki tarihte yapılmasından kaynaklanan sınav kaygısı, stresi ve baskısını büyük ölçüde kaldıracaktır.
2. 1.Oturumda 40+40=80 soruluk genel Türkçe ve Matematik sorularından oluşan Temel Yeterlilik Testi (TYT) uygulanıyor. Bu testte 150 puan alanlar önlisans, 180 puan alanlar lisans programlarını tercih edebilecek. Ama bu testin sonucunu öğrenmeden 2. oturuma girilecek olması, öğrencinin motivasyonunu olumsuz yönde etkiliyecektir. Sınavlar Haziran ayı içinde bir veya iki hafta aralıkla yapılmalı, ikinci oturuma, TYT sonucu öğrenildikten sonra girilmelidir.
3. TYT, öğrencinin zihni becerilerini (anlama, kavrama, analiz, sentez, karşılaştırma ve yorumlama) ölçmesi bakımından yararlıdır. Bu sınav kapsamında sadece Türkçe ve temel Matematik sorusu sorulması yeterli değildir. Bu sınavda soru sayısı arttırılarak (genel yetenek ve genel kültür) soruları da sorulmalıdır.
AKŞENER DENGELERİ DEĞİŞTİRDİ – Ruhittin SÖNMEZ
AKŞENER DENGELERİ DEĞİŞTİRDİ - Ruhittin SÖNMEZ
Meral Akşener başkanlığında kurulacak yeni partinin siyasi dengeleri daha şimdiden değiştirdiği belli oldu.
Parti kurulmadan, hatta ismi dahi açıklanmadan, anketlerin çoğunda üçüncü parti olarak gösteriliyor.
Türkiye’nin siyasi dengeleri değişince AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın da kimyası değişti.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı R. Tayyip Erdoğan 2019’da veya erken yapılacak bir seçimde AKP’nin ciddi bir oy kaybı yaşayacağını görüyor.
TURİZM, TURİZM DİYORUZ,AMA! – Dr. H. İbrahim KAHRAMAN
TURİZM, TURİZM DİYORUZ,AMA! - Dr.H.İbrahim KAHRAMAN
Turizmin günümüzde ekonomik fayda yönünden önemli bir alan olduğu gerçeğini, biraz gezen, hele ki yurtdışına 1-2 defa gidip, gelen herkes çok iyi bilir. Şehrimizde de yöneticilerimizin bu yönde bir gayreti vardır. Ama bu gayret ne kadar doğru yönetilmektedir? Bunun tartışılması ve bu konuyu iyi bilen uzmanların belirleyeceği bir yol haritası üzerinden daha gerçekçi bir şekilde ele alınması lazımdır.
İKİNCİ (MANEVİ) ANNEM RAHİME İĞCİ – Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER
İKİNCİ (MANEVİ) ANNEM RAHİME İĞCİ - Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER
21.Dönem Burdur Milletvekili / Kaliteli Yaşam Uzmanı
Daha önce adına makaleler ve şiirler yazdığım öz anam Ayşe Hanım (Ülkü) COŞKUNER’i, 13 Ekim 2003 tarihinde sevdiğine yolcu etmiştik. Bugün bana hiçbir yakınlığı olmadan, hiçbir zorunluluğu olmadan, tamamen insani duygularla, uzun süre annelik yapmış olan Rahime annemden bahsedeceğim.
Rahime annem büyük halam Emine İğci ve Demirci Koca İrbelek, İbrahim İğci’nin büyük gelinidir. Halaoğlum Ahmet İğci’nin hanımı olan annem, bugün 85 li yaşlardadır.
HOLLANDA CEZAEVLERİNİ KAPATIYOR, TÜRKİYE’YE CEZAEVİ YETMİYOR – Ruhittin SÖNMEZ
HOLLANDA CEZAEVLERİNİ KAPATIYOR, TÜRKİYE’YE CEZAEVİ YETMİYOR – Ruhittin SÖNMEZ
Önce Hollanda hakkındaki haberi okuyalım:
Hollanda'da suç oranının düşmesi ve ülkede var olan hapishanelerde boşluk sorununu ortaya çıkardı. Geçtiğimiz yıllarda bazı boş hapishaneleri mültecilere açan Hollanda bir kısmını da Belçika ve Norveç'e yıllık kiraya veriyor.
Ülkedeki suç oranının 20 yıldır azalması ve özellikle son dokuz yılda sürekli düşmesiyle var olan hapishanelerin üçte biri boş. Ülkede bulunan 60 hapishanenin 19'u son üç yıl içerisinde kapatıldı. İlgili bakanlıkların yaptıkları araştırmalara göre gelecek yıllarda ülkede daha fazla hapishane kapatılacak.
TÜZÜK VE PROGRAM ÇALIŞMASI – Ruhittin SÖNMEZ
TÜZÜK VE PROGRAM ÇALIŞMASI – Ruhittin SÖNMEZ
Meral Akşener başkanlığında kurulacak partinin kuruluş çalışmaları hızla ilerliyor. Kamuoyuna yansıyanların arka planında geniş kapsamlı ve ciddi çalışmalar devam ediyor.
Bu çalışmaların kuşkusuz en önemli aşamalarından biri partinin tüzüğü ile programının hazırlanmasıdır.
Partinin kuruluş amacı, ilkeleri, hedefleri, vaatleri ve çalışma usullerinin belirlendiği bu çalışmalar için yüzlerce uzmandan yazılı görüş ve teklifler alındı.
Bu arada ben de hazırlamış olduğum taslak tüzük çalışmamı ve program hakkında (özellikle mesleki alanımdaki) görüşlerimi sundum.
Bildirilen düşünce ve görüşler bir komisyonda değerlendirilerek, birer taslak tüzük ve program olarak düzenlendi. Bu taslaklar daha geniş bir müzakerenin yapıldığı çalıştayda görüşmelere temel teşkil etti.
Tüzük komisyonu için 22 kişi, program komisyonu için 44 kişi belirlendi.
Ben de, bu tarihi çalışmaların içinde yer almak üzere, Tüzük çalışmalarını yapacak komisyona katılmaya davet edildim.
Bursa’da Kervansaray Otel’de (3-4-5 Ekim’de) 3 gün boyunca sabahtan akşama kadar devam eden çalışmalara iştirak ettim.
BÜYÜK KÜRDİSTAN MASALDIR. BU MASALIN ARKASINDAKİ GERÇEK BÜYÜK İSRAİL’DİR – Prof.Dr. İbrahim ÖZTEK
BÜYÜK KÜRDİSTAN MASALDIR. BU MASALIN ARKASINDAKİ GERÇEK BÜYÜK İSRAİL'DİR - Prof.Dr. İbrahim ÖZTEK
Devlet adamları kendi milli kültürlerini, tarihlerini, yaşadığı
coğrafyanın özelliklerini ve sosyal yapısını çok iyi bilmek zorundadır. Her şeyden evvel coğrafyalarında kimlerin ne tür çıkarları olduğunu bu çıkarların kimlerle paylaşılacağını, gerçek dostun düşmanın kimler olduğunu, kimlere itimat edilip edilmeyeceğini çok iyi bilmeleri gerekmektedir. Bir devlet adamı kolay kolay aldanmamalı ve aldatılamamalıdır. Bilgili kültürlü akıl hocaları veya danışmanları olmalıdır.
TÜNELİN UCUNDAKİ IŞIK: YENİ PARTİ – Ruhittin SÖNMEZ
TÜNELİN UCUNDAKİ IŞIK: YENİ PARTİ - Ruhittin SÖNMEZ
Ülkemiz iyi yönetilmiyor. Devlet asli görevlerinin hemen hepsinde başarısız. Ülkemiz yalnız ve insanlarımızın üçte ikisi umutsuz, yarısı kendisini ötekileştirilmiş hissediyor.
Adalet, Dış Politika, Eğitim, Sağlık, Ekonomi dâhil devletin asli görevi olan bütün alanlarda başarısız bir yönetim… Toplumu kamplaştıran, nüfusun yarısını ötekileştiren bir iktidar… Üstelik “metal yorgunu”, üstelik yolsuzluk ve şaibelerin üstünü örtmekte mahir…
Son yazımı şu cümlelerle bitirmiştim:
“Ortak aklın işletilmediği, ‘denge ve denetim’ sistemlerinin devre dışı bırakıldığı bir devlet olduk.
Zaten çok aldatanımız ve sıkça aldanan yöneticilerimiz var.
Yeni bir çıkış bulmak zorundayız. Çözüm üretmeliyiz.
Demokrasi ve hukuk ilkeleri içinde bunu başarmalıyız.
Bu imkânsız değil, tünelin ucunda ışık göründü…”
KATALONYA İLE BARZANİSTAN MUKAYESESİ – Süleyman PEKİN
KATALONYA İLE BARZANİSTAN MUKAYESESİ – Süleyman PEKİN
“Evin kristaldense başkasının camına taş atma!” derler, İspanyolcasıyla “Si la casa es de cristal, tirar piedras en el cristal de otra persona!”
Sen, hem PKK’ya her türlü desteği; silah, eğitim, militan, siyaset, ne varsa ver hem de utanmadan Medeniyetler İttifakı projesinde Türkiye ile eşbaşkanlık yap. Yetmez; hem Kıbrıs, Ermenistan, Yunanistan mevzularında bizim karşımızda hem de Septe, Batı Sahra, Kanarya Adaları mevzularında dost ve kardeş ülke Fas’ın karşısında ol.
Hâlâ Krallık, İmparatorluk takıntısındalar.. İspanyolca Konuşan Milletler Topluluğu üzerinden yarım milyarlık Hispanosphere yani İspanyol Atmosferi kurmaya çalışıyorlar hâlâ.. Ama Katalonya’nın, Galiçya’nın ve Bask’ın bağımsızlık talepleri sönmeyen ateş gibi..
8 milyonluk nüfusuyla İspanya’nın en zengin bölgesi olan Barselona merkezli Katalonya’da 2006 Referandumu’nda % 49 katılımlı ve yüzde 72’lik Evet’ten sonra bu kez % 42 katılımlı ve yüzde 90’luk Evet’in neticesi ne olacak?
HUZURLU VE GÜVENLİ BİR TÜRKİYE – Ruhittin SÖNMEZ
HUZURLU VE GÜVENLİ BİR TÜRKİYE - Ruhittin SÖNMEZ
Ülkelerin barış, huzur ve güven içinde olma kriterlerine göre değerlendirildiği “Küresel Barış Endeksi'nin 2017 yılı raporunda” Türkiye, 163 ülke arasında 146'ncı sırada yer aldı.
Türkiye, endekste geçen yıla oranla bir sıra geriledi.
İçeriden bakınca “siyasi mülahazalarla değerlendirme yapıyorsun” derler. Bu bakımdan uluslararası güvenilir kuruluşların yaptığı araştırmaları değerlendirmek uygun oluyor.
Bahsettiğim rapor Avustralya Sydney merkezli düşünce kuruluşu Ekonomi ve Barış Enstitüsü'nün çalışması. Yani bizi düşman gören bir ülkenin kastı ile sıralamada bu kadar kötü görünüyor olmamız söz konusu olamaz.
Endekse göre dünya genelinde en çok barış içinde olan 10 ülkeden 8'inin Avrupa'da olduğu, 36 ülkeden 26'sında gelişme kaydedildiği ve fakat Türkiye’nin gerilediği görülmekte.
Zaten savaş bölgelerinden kaçanların hepsinin bu Avrupa ülkelerine sığınmak istemesi tesadüf değil. Mecbur kalmasalar Türkiye’de kalanlar da bu ülkelere gidecekti.
Türkiye Avrupa’daki 36 ülke arasında barış ve huzur açısından en sonda.
Ülkemiz 2015 yılından bu yana terör saldırılarında hayatını kaybedenlerin en çok olduğu ülkeler arasında yer alıyor.
İfade özgürlüğünde de Türkiye en çok gerileme yaşanan ülkeler arasında yer aldı.
Bu sonuçların hepimiz için sürpriz olmadığını sanıyorum.
Bu sebeplerle Türkiye’den gelişmiş ülkelere beyin ve sermaye göçünün hızlandığını da endişeyle izliyoruz.
İLGİ VE SEVGİ İÇİN VELİLERE SESLENİYORUM – Cafer GENÇ
İLGİ VE SEVGİ İÇİN VELİLERE SESLENİYORUM – Cafer GENÇ
“Eğitim Dünyası” köşemde, öğretmenlerimize, yaptıkları mesleklerinin gereği olarak görev ve sorumluluklarının öneminden söz etmiştim.
Öğrencilerimize de tavsiyelerde bulunmuştum.
Bugün de velilerimize seslenmek istiyorum.
Çocuğun eğitimi ailede başlar.
Okul ve çevre eğitimi ile kimliği, kişiliği şekillenmektedir.
Okul çağına kadar, ailesinden alacağı eğitim, alışkanlıklarının temelini oluşturmaktadır.
“Aile terbiyesi” dediğimiz olgunun, eğitim hayatındaki başarısında önemli etkisinin ve katkısının olduğu unutulmamalıdır.
Anne ve baba olarak sizlerin de önemli görev ve sorumlulukları vardır.
En iyi şekilde yetişmesini istediğiniz, mükemmel insan haline gelmesini arzu ettiğiniz, iyi bir meslek sahibi olmasını düşündüğünüz evlatlarınız için sizleri, eğitime "ilgi" ve "sevgi" göstermeye davet ediyorum.
KERKÜK’Ü KORUMAK BORCUMUZDUR – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN
KERKÜK'Ü KORUMAK BORCUMUZDUR – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN
Kocaelifikir.com editörleri, ‘Kerkük’ olayını ilimizin önde gelen isimlerine sordu. 7 kişi, 7 soru, 7 cevap bölümümüzde Kerkük sorularını ve cevaplarını bulabilirsiniz.
Kocaeli Aydınlar Ocağı eski başkanı Dr. Halil İbrahim Kahraman, editörlerimizin 'Kerkük' ile ilgili hazırladığı sorulara şu cevapları verdi:
1) Kerkük'ün ülkemiz için önemi nedir?
Kerkük Türkleri türkülerini dinlediğimiz bir Türkmen şehridir. Bizim önemsememiz gereken bir kardeş halk yaşıyor. Bunların hak ve hukuklarını öncelikle Irak Devleti'nin koruması gerekiyor. Aşılamayacak sorunlar var ise o zaman Türkiye’nin devreye girmesi lazım.
2) Kerkük'te bu duruma nasıl gelindi?
Kerkük yer üstü zenginliklerinden önce en önemli petrol yatağı bölgesi. Bu özelliği sebebiyle enerji üzerine hesabı olan büyük devletler buradaki ilgilerini hiç eksik etmemişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgeden koparılmasının ana sebebi de budur.
3) Son dönemde MGK, Bakanlar Kurulu kararları ve meclisten geçen tezkereyi nasıl değerlendirirsiniz?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşunda kurucu irade lideri Mustafa Kemal Atatürk "Yurtta sulh cihanda sulh” demiştir. Fakat Hatay sorunu ortaya çıktığında da askerin çizmelerini ayağına giyip bölgeye gitmekten de çekinmeyeceğini beyan etmiştir. Bu Türk devletinin barışçı olmakla beraber halkın hukukunu koruyacak kadar ilkeli olduğunu da gösterir. Aynı durum 1974 Kıbrıs Barış Harekatı için de geçerlidir. Dolayısıyla devletimizin bölgedeki istikrarın korunması ve oradaki halkların huzur ve güven içinde yaşaması için gerektiğinde askeri müdahaleye kadar gidecek bu tür planlamalarının olması gerektiğine inanıyorum
4) Kerkük meselesinde hükümet olarak neleri eksik yaptık?
Devletlerin politikası uzun vadeli ve alternatifli olmalı. Bu konuda detaylı bilgi sahibi değilim ama bizi yönetenlerin işi bilen uzmanlara danışarak ülkemizi yönettiklerine inanmak isterim.
5) Kerkük meselesine Dünya'nın bakışını nasıl değerlendirirsiniz?
Uluslararası güçlerin tabii ki menfaatlerini korumasını anlamaya çalışıyorum. Ama bu menfaatlerini insanlık dramı üzerine koymalarını kabul edemiyorum. Dolayısıyla büyük güçlerin politikalarını insan öncelikli yeni bir gözle değerlendirmelerinin gerektiğine inanıyorum. 60'lı seksenli yılların politikacıları (Demirel, Ecevit, Erbakan, Türkeş) komşu ülkelerimizin birlik ve bütünlüğünü daha çok önemseyen bir siyaset gütmüştür. Bu durum bazı ülkelerin işine gelmemek ile beraber komşu ülkelerimizdeki devlet otoritesinin sürdürülmesine katkı vermiştir. Ama daha sonra önce Irak'la sonra Suriye'de bildiğimiz gelişmeler olmuş ve bu komşu ülkelerimiz de iki devlet otoritesi önce zayıflamış sonra kaybolmuştur. Demokrasi kültürü olmayan komşularımız da maalesef sonunu göremediğimiz bir yönetim boşluğu mevcuttur. Dolayısıyla bu iki komşu ülkemizde merkezi devlet otoritesinin bir an evvel tesisini temenni ederim.
6) Bugünden sonra atılacak adımlar ile ilgili neler yapılabilir?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bölgelerin güçlü ülkesi olduğuna inanıyorum. İlgili komşu ülkelerimiz de iyi ilişkiler içinde barışı ve kardeşliği sürdürecek politikalar izlenmeli. İran-Irak harbinin her iki ülkeye de hiçbir fayda getirmediğini insanlarına büyük acılar yaşattığını unutmamalıyız. Ama Musul-Kerkük gibi Kuzey Irak'taki bazı yerleşim yerlerindeki Türkmen kardeşlerimizin haklarını ve hukuklarını korunmanın devletimizin de bir borcu olduğunu yine unutmadan doğru adımlar atılması umudunu paylaşmayı istiyorum.
kocaelifikir.com/haberler/7-kisi-soru-cevap/kerkuk-u-korumak-borcumuzdur/2617
Bizim Herif Yapmaz – Alptekin CEVHERLİ
Bizim Herif Yapmaz - Alptekin CEVHERLİ
1980 – 1988 yılları arasında hemen güneyimizde yaşanan bir savaş vardı, yaşı müsait olanlar hatırlar, İran – Irak Savaşı.
Batı ve Doğu’nun en yeni silahlarını denediği, hurdaya çıkanları da sattığı bu savaşta, on binlerce kişi ölürken, 8 yılın sonunda cephe hattında bir metre bile ciddi oynama olmadan savaş bitmişti. Bu savaşta ölenlerin çoğunluğu İran ve Irak’ta yaşayan Türkmenlerdi. Her iki devlet de cephe hattına ülkelerindeki Türk asıllı askerleri sürmüştü. Zaten savaş da Türk bölgelerinde yaşanıyordu. Bu nedenle de savaşın asıl hedefinin bölgedeki ezici Türk nüfusu bitirmek olduğu yıllarca söylendi durdu.
İran – Irak Savaşı’nda; 1984’te Fransa’nın Irak’a sattığı Mirrage savaş uçakları, 1986 yılında açığa çıkan ve ABD kamuoyunun tepkisini çeken ‘İrangate’ skandalı (ABD’nin kongre kararına aykırı olarak, Nikaragua’daki anti-komünist gerillaları finanse etmek için İran’a silah sattığının ortaya çıkması) ise savaşın perde arkasındaki asıl aktörleri sergiliyordu.
JÖLELİNİN AKLI İLE DIŞ POLİTİKA – Ruhittin SÖNMEZ
JÖLELİNİN AKLI İLE DIŞ POLİTİKA - Ruhittin SÖNMEZ
“Jöleli” namıyla tanınan Başdanışman Kuzey Irak’ta yapılan referandum öncesi ilginç laflar etti. “Allah ömür verir mi vermez mi bilmem. Ama yazın bu sözlerimi. 3 sene içinde hatta 2 sene içinde Kuzey Irak referandum yapıp Türkiye’ye katılma kararı alacak” dedi.
Bu lafları okuyunca Keçecizade İzzet Molla gibi söylendim. “Allah’ım bu danışmanın aklını bir geceliğine bana versen” diye dua ettim.
Bilmeyenler için açıklayalım.
Keçecizade İzzet Molla Osmanlı bürokratlarındandır. Üst düzey görevler yaptı. İki kere sadrazamlık, on sene hariciye nazırlığı yapan Keçecizade Fuad Paşa’nın babasıdır. Her ikisi de devrinin nükteleri ve hazır cevaplılığıyla tanınan aydın kişileridir.
İzzet Molla belirtileri hissedilen Rus Harbi öncesinde, harbe taraftar olmadığını açıklayan bir lâyihası dolayısıyla önce idama mahkûm edildi. Sonra affedildi ve Sivas’a sürgüne gönderildi. Bir süre sonra haklı olduğu anlaşılarak affedildiyse de, af fermanı kendisine ulaşmadan önce vefat etti.