
HABERLERİN HAMALI MISINIZ, FİKİRLERİNİZİN MİMARI MI? – Yunus ÖZEN
Bir müddet çalıştığım kurumun internet istatistiği dikkatimi çekti. Sabah mesai başlar başlamaz internette ilk olarak haber sitelerine giriliyordu. Sıralamada ilk 10 haber sitelerinden oluşuyordu. Ardından sosyal platformlar geliyordu ki bu daha endişe vericiydi. Çalışanların işiyle alakalı asıl kullanması gereken site ise ilk 20 site arasına bile girmiyordu çoğu zaman. Oysa bir insanın çalıştığı yerde yapması gereken şey, mesaisinin tamamını işine harcamasıdır.
BURDUR’DA BİR ŞEKER FABRİKASI VARDIR – Fazlı KÖKSAL
BURDUR'DA BİR ŞEKER FABRİKASI VARDIR – Fazlı KÖKSAL
Şeker Fabrikalarının satışa çıkarılması, beni çocukluk günlerimin anılarına götürdü...
İTTİFAK VE HAZİNE YARDIMI – Ruhittin SÖNMEZ
İTTİFAK VE HAZİNE YARDIMI - Ruhittin SÖNMEZ
MHP’nin AKP ile ittifakının bir de “tamamen duygusal” bir boyutu var. “Tamamen duygusal” tabirinden tamamen maddi menfaatin kastedildiğini biliyorsunuzdur.
Siyasi partilere her yıl bütçe gelirleri üzerinden devlet yardımı yapılıyor. Bu yardım yerel seçim yapılan yıllarda 2 katı, genel seçim yıllarında ise 3 katı olarak gerçekleştiriliyor.
2018 için bütçeden siyasi partilere yapılan Hazine yardımının tutarı 273.8 milyon TL.
Bu yıl bütçeden partilerin oy dağılımına göre AKP'ye 139.1 milyon TL, CHP'ye 71.2 milyon TL, MHP'ye 33.3 milyon TL, HDP'ye 30.1 milyon TL ödendi.
2018'de erken seçim olursa siyasi partilere aynı oranda 2. defa para yardımı yapılacak.
Hazine yardımında, partilerin son seçimdeki oy oranı dikkate alınıyor. 1 Kasım 2015'te HDP 59, MHP 40 vekil kazandı. Ancak MHP yüzde 12.03, HDP yüzde 10.56 oy aldı. Bunun için MHP Hazine yardımından daha büyük pay alıyor.
Özgürlüğün Tüketimi – Prof.Dr. Hacı DURAN
Özgürlüğün Tüketimi – Prof.Dr. Hacı DURAN
Özgürlük ve tüketim, klasik felsefe ve sosyoloji teorilerinde, birbirleriyle ilişkili davranışları ve tutumları ifade etmezler. Özgürlük daha çok politik tartışmaların bir olgusu olarak sosyoloji alanında yerini almıştır. Tüketim ise yine klasik modern söyleme göre ileri sürülmüş tezlerde, ekonomik faaliyetlerin bir faktörü olarak görülmüştür. Uzun süre kapitalizmin önünde bir engel olarak değerlendirilmiştir.
Ancak 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren, tüketim, liberal kapitalizmi engelleyen bir değer olarak değil; bilakis kapitalizmi besleyen bir tutum olarak algılanmaya ve sunulmaya başlandı. Özgürlük ise yine siyasal boyutlarıyla, devlet iktidarına karşı bazen sivil haklar, bazen de bireysel haklar kapsamında değerlendirildi.
TELE EKRAN BAĞIMLILARI MUTLU OLUR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
TELE EKRAN BAĞIMLILARI MUTLU OLUR – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Bir kısım yandaş medya bir zamanların komünist SSCB’nin Pravda’sı, ya da “Mısır’ın yarı resmi El Ahram Gazetesi” gibi.
Gazetecilik ilkeleri ve etiği bir yana bırakılmış, birer resmi propaganda aracı haline gelmiş durumdalar.
Hatta bazılarını dinledikçe George Orwell’in 1984 romanında anlattığı hayali ülkede, tele-ekranlardan yapılan propaganda cümleleri aklıma geliyor.
***
AFRİN ÜZERİNDEN PSİKOLOJİK HAREKÂT – Av. Ruhittin SÖNMEZ
AFRİN ÜZERİNDEN PSİKOLOJİK HAREKÂT – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Cumhurbaşkanı Erdoğan Afrin’e yönelik “Zeytin Dalı Harekâtını” bir “savaş” olarak tanımlayarak buradan bir “savaş atmosferi” yaratmaya çalışıyor. Bu atmosferi kamuoyuna yaymak için de her fırsatı kullanıyor.
En önemli devlet meselelerini bile partisinin il kongrelerinde gündeme getiriyor.
Hafta sonunda AKP’nin Kahramanmaraş ve Gaziantep il kongrelerinde konuştu.
· Partililerin ‘Reis bizi Afrin’e götür’ sloganları atmaları üzerine; “Sefer görev emri olanlar göreve hazır olsunlar ama şu anda ihtiyaç yok. Karar verildiği anda yola revan oluruz” dedi.
Oysaki böyle bir ihtiyacın olmadığı ve bu şartlarda olmayacağını hem kendisi ve hem de TSK mevcudu ve harekâta katılanların niteliklerini değerlendiren herkes biliyor.
Ancak bu söze inanan vatandaşlarımız tarafından e-devlet “sefer görev sorgulama hizmeti” yoğun bir ilgi gördü. E-devlet kilitlendi, bu hizmeti veremez hale geldi.
· Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisini izleyenler arasında bulunan ve asker selamı vererek ağlayan, asker kıyafetli küçük bir kız çocuğunu gördükten sonra kürsüye çıkarttı.
Ağlayan çocuğa sarılan Erdoğan, “Türk bayrağı da cebinde… Şehit olursa inşallah, bayrağı da inşallah örtecekler. Her şeye hazır, değil mi?”
Elbette şehitlik kutsal bir kavram ve her Türk gerekirse vatan için şehit olacak bir inanca sahiptir. Ancak gerektiğinde asker ve asker adaylarına gösterilebilecek bir hedefi ve motivasyon cümlelerini küçük bir kız çocuğuna söylemek ne kadar doğrudur?
Bir devlet başkanının küçük bir kız için ölmeyi teşvik edici değil, daha güzel yaşayabileceğine dair umut veren konuşmalar yapması gerekmez mi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “çözüm süreci” dediği dönemde teröristlerce şehit edilen Mehmetçiklerin cenaze törenlerinde “şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganlarının atılmasına dahi karşı çıktığını hatırlıyoruz. Hatta bu sloganların söylenmemesi için gerekli önlemleri aldırdığını biliyoruz.
Dahası, bu sebeple Devlet Bahçeli ve Kemal Kılıçdaroğlu’na "Siz kandan besleniyorsunuz, kafatası milliyetçilerisiniz" dediğini de unutmadık.
Ancak “savaş atmosferi” yaratmak şu anki politikalarına daha uygun geliyor.
***************************************
DOSTLARI YİTİRDİĞİMİZDE ANIMSIYORUZ DOSTLARI!.. / Mustafa KÜPÇÜ
DOSTLARI YİTİRDİĞİMİZDE ANIMSIYORUZ DOSTLARI!.. / Mustafa KÜPÇÜ
“Değişim ve gelişim” doğanın ve insanın temel yasası.
Doğayı “ihtirasları uğruna” kirleten, yok eden insan, hızla ve büyük bir aymazlıkla kendi sonunu hazırlıyor!
Doyduğu toprakları, gölleri, nehirleri, denizleri yok ediyor; onlarla birlikte tükendiğinin ayırtına varamadan!
Doğa ile birlikte “doğal ve insanca” olan yaşam biçimini de yok ediyor!
Yabancılaşıyor;
kentli insanına, komşusuna, akrabasına, kardeşine ve hatta kendisine!
Gitgide unutuyor yaşadığı güzellikleri. Ya da öyle sanıyor!
Sonra bir gün, “eski bir dostun” ölüm haberi bir cami avlusunda buluşturuyor eski dostları!
Sıradan “başsağlığı dilekleri” ve sonra eski dostlar yüz yüze geliyor!
- Neredesin?
- Ne zamandır görüşemiyoruz?
- Sağlığın nasıl?
- Aaa, eşin mi öldü? Hiç duymadım!..
- Ah, neydi o yıllar…
Ve daha nice sıradan, yavan sözler!
Sanki, karşılıklı özür diliyoruz birbirimizden!
Bedensel olarak yitip giden dostlar vesile oluyor eski dostların bir araya gelmesine!
“BU NE TARİH SEVGİSİ ÂH, BU NEYİN IZDIRABI” – Süleyman PEKİN
“BU NE TARİH SEVGİSİ ÂH, BU NEYİN IZDIRABI” – Süleyman PEKİN
Son istatistiklere göre nüfusumuz 80 milyon 800 bin, e devlet üzerinden soyağacı bilgisine başvuranların sayısı ise 10 milyon. Devlet, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü üzerinden elindeki 1–2 asırlık nüfus kayıt bilgilerini eksiğiyle noksanıyla “Alt-Üst Soy Bilgisi Sorgulama” ekranından paylaşıyor ve daha ikinci haftada halkımızın % 12’si internet üzerinden başvurmuş oluyor.
“Bu ne sevgi ah, bu ne ızdırap! Zavallı millet bağımız ne kadar harap.” 30 yıldır tarih üzerinden hayata bakan biri olarak diyorum ki bu durum hiç de normal değil. Zira tarih, yurdum insanının rivâyetler / menkıbeler haricinde pek ilgi duyduğu bir alan değil. Hele hele siyasetçilerimiz / yöneticilerimiz için hiçbir zaman aranan özellik olmadı. Eee, öyleyse bu ne?
Selçukoğulları, Oğuzların Üçoklar kolunun Kınık boyuna mensup bir sülâle idi; devleti onlar kurunca hepimiz Selçuklu adını millet adı olarak benimsedik. Kezâ Osmanoğulları da Oğuzların Bozoklar kolundan Kayı boyuna mensup sülâlelerden biri olarak devletleşti; hepimiz Osmanlı adını millet adı olarak benimsemekle kalmadık, yıkılışından bir asır geçmesine rağmen hâlen bu ismi övünç sebebi olarak kullanmaktayız.
Zeytin Dağından Zeytin Dalına – Dr.H.İbrahim KAHRAMAN
Zeytin Dağından Zeytin Dalına - Dr.H.İbrahim KAHRAMAN
Kitaplığımı karıştırırken gördüğüm ve tekrar okuduğum ZEYTİN DAĞI kitabı böyle bir değerlendirme yazısı yazmamın sebebi olmuştur. Devletimiz neredeyse 30 yılı bulan bir süredir yurt içinde PKK bölücü terörünü ortadan kaldırmaya uğraşmaktadır. Son yıllarda ayrıca komşumuz Suriye’deki iç savaş, bu sınırımızdaki komşu şehir ve yerleşim yerlerinde güvenlik ve asayiş sorunlarını artırmış ve devletimizin toprak bütünlüğünü de tehdit eder boyutlara getirmiştir. Bu sebeple, devletimiz bu tehlikeyi bertaraf etmek, sınır güvenliğimizi temin etmek ve sınır şehirlerimizdeki vatandaşlarımızın emniyetini artırmak için önce El-Bab’daki FIRAT HAREKATI’nı yapmıştır. Şimdi de ZEYTİN DALI harekatı ile Afrin bölgesi, terör sebebiyle oluşan güvensizlik ve emniyetsizlikten çıkarılmaya çalışılıyor.
Türk milletinin topyekün desteğini alan bu müdahaleleri yapan kahraman ordumuza ve güvenlik güçlerimize dualarımızla muvaffakiyetler dilemekteyiz. Allah Mehmetçiğimize cesaret, güç ve kuvvet versin. Zeytin dalı gibi barış sembolü olan bir isimle adlandırılan bu harekat hem ülkemize, hem de bölgeye barış ve güvenlik; insanlarımıza huzur ve mutluluk getirsin.
HANİ TÜRKİYE’DE YARGI BAĞIMSIZDI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
HANİ TÜRKİYE’DE YARGI BAĞIMSIZDI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
On ay kadar önce idi. Türkiye Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan'ın, Almanya'nın önemli gazetelerinden Die Welt'in Türkiye temsilciliğini yapan Deniz Yücel hakkındaki ifadeleri çok netti:
Merkel ile görüşmesinden sonra, "Dedim ki 'Sayın Merkel, önce çıksın yargılansın. Herhangi bir şey yoksa bizim mahkemelerimiz, sizin mahkemelerinizden daha adildir. Bir şey diyemedi o gün. Daha sonra geldi mahkemeye çıktı ve mahkeme tutukladı. Şu anda içerde" demişti.
Erdoğan, gazeteci Deniz Yücel'in PKK ile bağlantısı olduğu iddialarına yönelik olarak, “Elimizde görüntüler, her şey var. Bu tam bir ajan terörist" demiş;
Yücel'in Almanya'ya iade edilmesi konusunda da, "Hiçbir surette iade olmayacak, ben bu makamda olduğum sürece asla" diye konuşmuştu.
Gazeteci Deniz Yücel geçen yıl 14 Şubat 2017 de İstanbul’da kendi isteğiyle ifade vermek üzere gittiği emniyette gözaltına alınmış, 27 Şubat’ta da “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve terör propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı.
Ve bir yıldır tutuklu bulunan Deniz Yücel serbest bırakıldı. Özel uçakla Almanya’ya götürüldü.
Deniz Yücel serbest bırakıldıktan sonra yaptığı açıklamasında “Neden bir yıl önce tutuklandığımı, bir yıl önce rehin alındığımı bilmiyorum ve aynı şekilde neden bugün serbest bırakıldığımı da bilmiyorum. İddianameyi hâlâ almış değilim” dedi.
DÖRDÜNCÜ SANAYİ DEVRİMİ ÜZERİMİZE GELEN KASIRGA MIDIR?! – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
DÖRDÜNCÜ SANAYİ DEVRİMİ ÜZERİMİZE GELEN KASIRGA MIDIR?! - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Adalet eski Bakanı İsmail Müftüoğlu’nun başkanlığını yaptığı İstanbul Platformu her ayın ikinci salı akşamı Çengelköy Yakamoz’da toplanarak değişik sektörlerdeki aydınlarımızı bir araya getirir. Her ay yeni bir konuk ve konu ile platform üyelerinin eleştirel düşüncelerine kapı aralarlar. Özellikle de konuşmacıya yöneltilen sorular ile arka plandaki bilgiler de gün yüzüne çıkartılmaya çalışılır. Demokratik bir düzenleme İstanbul platformu. İyi bir düşünce akademisi, fikir alış verişi mektebi. Her görüş açıklanabilir, tartışılır. Katılımcılar herhangi bir görüşe uyup uymamakta özgürdürler.
Son toplantı alışılmışın dışında bir etkinlikti. Marmara Üniversitesi bir önceki Rektörü Prof. Dr. Zafer Gül konuktu; uzmanlığı olduğu sahada Dördüncü Sanayi Devrimini anlattı. Bazılarımız için konu belki de aşırı sıkıcı ve usandırıcıydı. Çünkü baktım bazı konuklar bir müddet sonra akılı telefonlarıyla meşgul olmaya başladılar. Bazılarımız tarifsiz bir keyif aldı. Ben de onlardan biriydim. Kendime göre notlar tuttum.
Yakamoz’un hizmeti, ikramı ve servisi bu toplantılarda öyle fazla yıldız almaz ama merkezi, platonik ve romantik bir mekan. Platformun Adapazarı, Kocaeli, Beylikdüzü, Silivri’ye kadar olan alandan üyeleri var. İstanbul’u yönetenlerin İstanbul trafiğini felç ettikleri düşünülürse herkesin aynı saatte gelmesi zaman zaman zor oluyor. Hangi şart altında olursa olsun toplantı istikrarlı bir şekilde sürüyor.
Çapkın Aygıra Tazminat, İnsanlarla Alay(!) – Alptekin CEVHERLİ
Çapkın Aygıra Tazminat, İnsanlarla Alay(!) - Alptekin CEVHERLİ
Kaç gündür yazmayayım diyorum ama bizim basının Nüfus İdaresi’nin E-Devlet üzerinden uygulamaya açtığı nesebi (soyu) tespit etme konusundaki hizmeti ile artık alenen alay edilmesi sonucu, mecburen bu yazıyı kaleme alıyorum…
Hatırlarsınız; 15 Nisan 2010’da gazetelerde şöyle bir haber vardı:
“İpini koparan yerli bir aygır, İnciraltı Atlı Spor Tesisleri’nin çitlerini yıkıp, aralarında şampiyon İngiliz atı Dinyeper’in yavrusu Happy Girl’ün de bulunduğu beş dişi atla çiftleşti. Sabah tesise giden M. A., aygırı dişi atların yanında çiftleşmeyi sürdürürken gördü ancak artık çok geçti. Atının yarış hayatının biteceğini söyleyen tesis sahibi A., aygırın sahibini bulup 300 bin liralık tazminat davası açacağını açıkladı. … Bu durum şu anda dört yaşında olan Happy Girl’ün koşu hayatının bitme tehlikesi demek. Bir diğer sorun ise doğacak yavruyla ilgili. Happy Girl’ün çiftleştiği at kendisi gibi İngiliz atı olmadığı için doğacak yavru safkan olmayacak. (Radikal)”
Düşünün ki bir atın dahi yarışa girebilmesi için soyunun sopunun belli olması gerekiyor. Hatta belli olması da yetmiyor, asil olması şartı aranıyor. Yoksa baba at belli, hatta aygır cürmü meşhut halinde kısrak ile basılmış. Ama ne deniyor; “Atımın DNA’sı bozuldu en az 2 yıl yarışlara bile giremez(!)”
Bu bir…
Bismillah ne demektir?
Bismillah ne demektir?
"Bismillâhirrahmanirrahim", günlük konuşmalarımızda çok kullandığımız dini ifadelerden biridir. Buna kısaca "Besmele" denir. Besmele, "Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adı ile (başlamak)" anlamına gelir. Besmelenin kısaltılmış şekli "Bismillah" tır. Bu cümle de "Allah'ın adıyla" anlamındadır. Bu sözcükler Allah'ı hatırlamak ve anmak demektir.
‘BENİM YALNIZ VE GÜZEL’ ASKERİM – Süleyman PEKİN
‘BENİM YALNIZ VE GÜZEL’ ASKERİM – Süleyman PEKİN
Keyfimizi balta kesmiyor. Tırnağımızı keserken biraz derin kaçırsak akşama kadar mızmızlanırız. Bir futbol takımı sayısınca Mehmetçik şehit oluyor; kimsenin yüzü düşmüyor. Meşin yuvarlağını öptüğümün maçlarının ve maç geyiklerinin mola vermesi için 110 şehit vermemiz mi gerekiyor?
Aşna-fişnadan tarih asparagasına dek canına yandığımın dizilerinin yayından kaldırılıp kara kurdelalı yas iklimine geçiş için kaç parça olmamız bekleniyor? Çuvalla para karşılığında ve binbir kaprisle sahteden olaylar için rol kesen yüreksizlerin tiryakisiyiz de gerçek kahramanların canhıraş mücadelesi ve can fedası niye haber kanalı alt yazısı kadarcık bile ilgimizi çekmiyor?
Türkiye’nin beka sorunu yok; Survivor’da kim şampiyon olacak sorunu var. Masa tenisi maçı gibi popülist kitleyi bir yarışmadan öbür yarışmaya hiç gaz kesmeden savuran Acun tabiî ki rütbe olarak Hulusi Akar’ın üzerindedir. Saatler dolusu traşın 40 saniyesi de asker muhabbetine ayrıldığında toplu günah çıkarma seansımız şipşak hızda gerçekleşmiş oluyor.
İZZET GÜNAY’A SAYGI – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
İZZET GÜNAY’A SAYGI - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Bugün için Yetmişler Kulübü üyesi benim neslim, iyi aile ve öğretmen, kitap ve sinema ile büyüdü. Kilis’te Nuri Günal kitapçı dükkanını kapatmıştı. Seyyar Kitapçı Ahmet Amca ise, bez hurçlar içinde muhafaza ettiği günün kitaplarını belli saatlerde Karakadı Camii’nin minaresinin altındaki gölgesinde sergilerdi.
Ahmet Amca sadece Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Karacaoğlan kitaplarını değil, o yıllarda çok okunan Reşat Nuri Güntekin, Mahmut Esat Karakurt, Muazzez Tahsin Berkant, Kerime Nadir’in romanlarını da getir, sergiler ve satardı. Ben ortaokulda iken bu kitapların tümünü alıp okumuştum. Hele bir de okuduğum bu romanların filmleri Kilis’e gelmez mi adeta balından yenmezdi. Dudaktan Kalbe, Ankara Ekspresi, Vahşi Bir kız Sevdim, Erikler Çiçek Açtı, Sarmaşık Gülleri, Küçük Hanımefendi, Hıçkırık, Güller ve Dikenler, Funda, Posta Güvercini, Aşka Tövbe filmleri kapalı gişe oynuyordu. Özellikle cumartesi ve diğer tatil akşamlarında karaborsacılık bile hortlamıştı. Kilis’te iki sinema vardı. Daha fazla Türk filmleri getiren Özyurt ve yabancı filmleri vizyona sokan Şehir adında iki sinema. Hele bir de romanını okuduğun kitap filme çekilmiş, Kilis’te gösteriliyorsa, daha bir hava basılıyor, hatta eleştiri bile yapabiliyorduk filme; falan sahne niye yok diye. Genelde de filmler, senaryolar romanlarla örtüşmüyor, reating yapacak bölümler öne çıkarılıyordu.
Duygularım – Yüksel ERCAN
Duygularım - Yüksel ERCAN
PKK terör örgütü ile 1984 yılından itibaren sınırlarımız içerisinde tek vücut olarak verdiğimiz mücadele dışında 1974 yılında yapılan Kıbrıs Barış harekatı dışında bu millet çok uzun yıllardır Savaş ve Savaşmak kavramını geçtiğimiz günlerde başlayan Afrin Harekatına kadar unutmuş durumdaydı.
***
Yıllar yılı yurdumuzun güneydoğu bölgesinde PKK terör örgütü ile bazen şiddeti tavan yapan belli zamanlarda ise en az inen mücadele nedeni ile verilen şehitlerimizi vesilesi ile canımızın çok yandığı, bir kenara çekilip hıçkırarak ağladığımız günler çok olmuştur, ancak o günlerde karşımızda fiilen bir devlet olmadığı için eninde sonunda PKK terör örgütünün kökünü kazıyacağımız gerçeğini hiçbir zaman unutmadık.
***
Sınırlarımızın tehlikeye düştüğü, hemen yanı başımızdaki ülkelerin topraklarından atılan bombaların sınırlarımız içerisindeki vatandaşlarımızın hayatlarını kaybettiği bir kısmının yaralandığı anlar çoğalmaya başlayınca sınırlarımızı rahatlatmak ve hemen sınırlarımızın yanı başında yaşayan vatandaşlarımızın can ve mal güvenliklerini sağlamak adına savaşmaktan başka bir çarenin kalmadığı günlere kadar geldik.
2019 REJİM SEÇİMİ – Dr. Sakin ÖNER
2019 REJİM SEÇİMİ - Dr. Sakin ÖNER
Türk milleti, 2019 yılında üç farklı seçim yapmak zorunda. Mart 2019’da Yerel Yönetimler Seçimi, Kasım 2019’da Milletvekilliği Genel Seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Bu seçimlerin en önemlisi de, 16 Nisan 2017’de yapılan Referandum sonucunda kabul edilen Anayasa değişikliğinden sonra, Partili Cumhurbaşkanlığı bölümü gerçekleşen “Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Sistemine Geçiş Seçimi”dir. Bu seçimle, Türkiye’nin 23 Nisan 1920’den bu yana uyguladığı “Parlamenter Sistem” ve “Tarafsız Cumhurbaşkanlığı Sistemi” sona erecektir. Bütün devlet kurumları da bu sisteme göre yeniden yapılandırılacaktır. Dolayısıyla 2019’da yapılacak seçim, normal bir seçim değil, milletin tabi olmak istediği rejimi tercih etme seçimidir.
Eğer seçimler normal tarihinde yapılırsa, Yerel Yönetimler Seçimine bir yıl, Milletvekili ve Cumhurbaşkanı seçimine 20 ay var. Hükümetin önünü görebilmesi açısından Yerel Yönetimler Seçimini 2018 sonbaharına çekme ihtimali üzerinde de duruluyor. Ayrıca önümüzdeki günlerde yapılacak uyum yasaları çerçevesinde; bütün illerde bütün ilçelerin bütün şehir kapsamına alınacağı, belde ve ilçe belediyelerinin tamamen lağvedileceği, yerlerine il belediye başkanlıklarının şubelerinin açılması yönünde çalışmalar yapıldığı söyleniyor.
Bu arada Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimleri kapsamında düşünülen siyasi ittifakın, Yerel Yönetimler Seçiminde de yapılmasına imkan sağlayacak düzenlemeler üzerinde çalışıldığı belirtiliyor. Yerel Yönetimler Seçimi, bir bakıma Milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucuna da ışık tutacak. Bu yönden çok önemli. Bu yüzden de, iktidar önünü görebilmek için bu seçimi erkene çekebilir.
KOCAELİ’NİN KIZI TÜRKİYE’NİN YILDIZI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
KOCAELİ'NİN KIZI TÜRKİYE'NİN YILDIZI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Mavi harflerle yazdırdığım 58 yıl önceki Çağlayangil hatırasının sahibi hala aramızda.. AO
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener Kocaeli İl Binasının açılışı için Kocaeli’ye geldiğinde en çok bu slogan tekrarlandı. Kocaelililer öz kızını bağrına basarken gururluydu.
Meral Akşener doğduğu ilde moral depoladı. O da memleketine ve teşkilatlarına heyecan ve coşku aşıladı.
Kısaca Kocaeli’ye “Meral Geldi, Moral Geldi.”
Akşener her zamanki gibi idi. Vatandaşlarımız O’nu gerek esnaf ziyareti, gerek doğduğu köy Gündoğdu’da köylüleriyle buluşmasında her zaman ki sıcak, sevecen, kolay iletişim kuran ve gönüllere kolayca giriveren yapısını yakından izledi.
Kocaeli İl Başkanlığı açılışı için çıktığı sahnede zaman zaman dinleyicilerle birebir diyaloglara girdi. Zaman zaman ciddi bir devlet adamı vasfıyla ülke meselelerini ve çözüm yollarını belli bir disiplin içinde dile getirdi.
Kitleyi bazen kızdıran, bazen güldüren bir üslupla konuşarak, bazen duygulandırıp gözyaşlarını içlerine akıtarak kitlenin nabzını elinde tutan çok usta bir hatip olduğunu gösterdi.
Açılışı yapılacak il binası önünde toplanan 5-6 bin civarındaki vatandaş zaten heyecanlı ve coşkuluydu. Bir toy, bir şenlik havasında başlayan program Meral Akşener’in konuşması sırasında artan bir coşkuyla sürdü.
Bu şenlik Meral Akşener’in ziyaret ettiği Gündoğdu’da, Derince’de ve karanlığa kalmasına rağmen Körfez’de coşkulu kalabalıkların katılımıyla gün boyunca devam etti.
Yerel basın bu olayı çok geniş şekilde verdi. Çeşitli açılardan yorumladı. Gazetecilik görevlerini layıkıyla yaptılar.
Sadece bir “gazete” ara sayfada “Akşener’in İzmit simidi yediğini” öne çıkararak bu önemli haberi adeta gözlerden sakladı. İnternet gazetesinde ise hiç yer vermedi.
“TANRI’YI KIYAMETE ZORLAMAK” BİRLİĞİ – Süleyman PEKİN
“TANRI’YI KIYAMETE ZORLAMAK” BİRLİĞİ – Süleyman PEKİN
Son iki yazıda bir; Suriye Harekâtı’nın zorluğu ve zorunluluğu, iki; Afrin üzerinden Suriyelileşme tehlikesi konularına değindik. Her ikisinin de geleceğini topluma yön veren kişisel duruş ve davranışlarımız belirleyecek. Dolayısıyla kaderimizi de..
15 Temmuz’da, ihanetten daha mühimi bu ülkenin zekâ bakımından kaymak tabakası diyebileceğimiz genç beyinlerinin düzenli olarak mankurtlaştırılarak heder edilmesi idi. Ve asıl alınması gereken ders de FETÖ’nün yanlış inanç aşısıdır. Ya o nedir? Sorgusuz - sualsiz bağlanma ve kendi inanç önderini herkesten ve herşeyden âli görmedir.
Genetiğiyle oynanmış gıdalar gibi Genetiğiyle Oyun Kurulan Milletler - 1 ve 2 yazılarımızda buna dikkat çekmeye çalışmıştık. Bence tehlike artarak sürüyor. Hem herkes bütün suçu ‘The Cemaat’e atarak rahatladı hem de o eleştirdiği gurubun yapılanmasının aynısıyla varlığını idame alışkanlığı kazandı. Nasıl yani?
Barış ve esenlik dini olmasına rağmen iddiası İslam olanlar resmen savaş ve kavga dilini kullanıyor. Allah, peygamberlerini toplumlar mevcut cahili düzenlerini sorgulasınlar diye gönderirken biz sorgusuz - sualsiz bağlanmayı maharet sayıyoruz. Ve iyiyle kötüyü ayırt etme denilen insan olma / kulluk görevini, hepimize tek tek sorumluluk verildiği halde üstteki liderlerden birine yükleyerek kurtulacağımızı sanıyoruz.
Necef’te Bir Gece – Prof.Dr. Hacı DURAN
Necef’te Bir Gece – Prof.Dr. Hacı DURAN
Necef Irak’ın dördüncü büyük kentidir. Doğu İslam medeniyetinin kurucu örnek kentlerinin başında bulunan Kufe’nin asrımızdaki kentidir. Günümüzde birçok dini eğitim kurumunu yaşatmakla bu özelliğini kısmen de olsa sürdürüyor. Şii mezhebinin en önemli dini otoriteleri ve makamları burada bulunuyor. Çok sayıda Ayetullah ve dini otorite burada faaliyetlerine devam etmektedir. Şii alimler çoğunlukla Necef’i İran’ın Kum kentinden daha üstün bir kutsal mekan olarak görürler. Buradaki dini mercilerin fetvaları daha bağlayıcı olarak görülür.
Kufe Üniversitesine bağlı olarak kurulan, “Merkezu’d-Dirasati’t-Tahassusiye” adlı kuruluşun yetkilileri bizi Kufe Üniversitesinin daruziyafe adlı ikametgahında misafir ettiler. Merkez adına hem bir medreseli hem bir üniversiteli olan Dr. Halid Yunus Numani, hava alanından otele kadar, Kufe’nin kutsal türbelerini, Osmanlılar’ın bu türbelere verdikleri emekleri anlattı. Türkiye ile daha çok ilmi, iktisadi ve kültürel işbirliği yapmak istediklerini söyledi.