
Kandıra nire? Kepez nire? – Engin ŞAHİN
Kandıra nire? Kepez nire? – Engin ŞAHİN
Amir Ateş.
Türkiye’nin ünlü bestekârlarından.
Türk Sanat Müziğinde 2 bin 500 kadar bestesi var.
8-10 kadar eseri çok popüler.
Sadece bestekâr değil. Aynı zamanda mevlithan ve hafız. Üçüne de sahip nadir isimlerden.
İstanbul’daki meşhur Üsküdar Musiki Cemiyetinin de başkanı.
Amir Ateş, Kandıralı. Yani hemşehrimiz. Kaynarca’ya yolu üzerindeki eski adıyla Yağdeş, yeni adı Esentepe köyünden. Sonrasında eğitim hayatı için orada kalıyor, Türkiye’ye mal oluyor, eserleriyle büyük ün yapıyor, şöhrete kavuşuyor. Yıllar önce televizyonlarda devamlı programlar yapmışlığı vardır.
Halen Türkiye genelinde çeşitli illerde onun adına geceler düzenleniyor.
Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığının çeşitli illerde açtığı ezan ve benzeri yarışmalarda jüri üyeliği yapıyor.
1440’NCI YILINMUHASEBESİ – Süleyman PEKİN
1440’NCI YILINMUHASEBESİ – Süleyman PEKİN
Hicrî takvim malûm 622’den başlıyor. Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretiyle birlikte İslam tarihinde devlet düzeni ve anayasa sistemi teamülü de başlar. 4 Halife Dönemi, Emevî ve Abbasî dönemleriyle Arap; Selçuklu ve Osmanlı dönemleriyle de Türk öncülüğünde geçen asırlar..
Hicrî olarak ilk 4,5 asırda Araplar, sonraki 9 asırda Türkler önde; son asır ise ortada.. Bu asırda birara tek bağımsız Müslüman devlet biz kalmıştık ve hatta Mustafa Kemal’in başını çektiği Millî Bağımsızlık Hareketi olmasaydı tümden İslam Dünyası sıfır çekecekti. Türk İnkılâbı’nın ilhamıyla peşisıra geldi ve bugün itibarıyla 57’ye ulaştı.
Toplamda 1,7 milyarlık nüfusuyla Dünya nüfusunun yüzde 23’ünü oluşturan 57 İslam ülkesinin GSYH olarak toplam geliri 7 trilyon doların biraz altında, yani Dünya gayrisafi yurtiçi hâsılasının yüzde 9’u bile değil. Aşağı - yukarı Çin’in GSYH’nın yarısı kadar..
UFO ALDATMACASI – Hasan GÜNAYDIN
UFO ALDATMACASI - Hasan GÜNAYDIN
Öncelikle belirtmeliyim ki, bu yazıyı yazabilmek için başta Alien Unleash ve Section 51 tarafından yayınlananlar olmak üzere, UFO (Unknown Flying Object, Bilinmeyen Uçan Cisim) görüntüsü olduğu iddia edilen yüzlerce film seyrettim. Sonra bunun zaman kaybı olduğunu düşündüm fakat filmlerde kullanılan güzel müzikleri hatırlayınca pek te üzülmedim. Film teknikleri konusunda bilgi sahibi olmadığım için söz konusu filmleri teknik açıdan analiz etmem mümkün değil ancak bazı mantıksızlıkları gönül rahatlığıyla özetleyebilirim.
1) Filmlerin büyük çoğunluğu insansız alanlarda çekilmiş. Mekan ormanlık bir alan fakat ne hikmetse kaliteli (profesyonel) film çekebilecek biri o esnada orada tam teşekküllü bir şekilde hazır bulunuyor. Zaman, mekan ve olanaklar açısından nasıl denk getiriyorsa her defasında kaliteli bir film çekmeyi başarıyor. Çoğunlukla film çekerken elleri dahi titremiyor, korkudan film çekmeyi bile unutmuyor, hatta kaçmıyor.
EMİN ÇÖLAŞAN’IN MİNİK KUŞU SUSUNCA – Fazlı KÖKSAL
EMİN ÇÖLAŞAN’IN MİNİK KUŞU SUSUNCA - Fazlı KÖKSAL
65 Yaşından sonra memurluk yapamazsın...
Melekelerini, yeteneklerini kaybedince, sanatını icra edemezsin...
Yüzsüz değilsen, taraftarın kalmayınca siyaseti bırakırsın.
Ama kimse okumasa da, çağın gerisinde kalsan da, köşe yazarlığına devam edersin... Ölene kadar... Türkiye’de köşe yazarlarının yaş ortalaması sanırım altmışın üzerindedir… Emekli profesör, emekli yüksek yargıç, emekli bürokrat köşe yazarlığına soyunur… Meslekten gelenler de köşe yazarlığını bırakmaz…
KADIN CİNAYETLERİ NEDEN BU KADAR ÇOĞALDI??? – Doç.Dr. Süleyman ÇOŞKUNER
KADIN CİNAYETLERİ NEDEN BU KADAR ÇOĞALDI??? – Doç.Dr. Süleyman ÇOŞKUNER
Eskiden bu kadar fazla kadın cinayetleri olmazdı.
Genellikle kadınlar geçimsiz ve huzursuz eşleri tarafından özellikle de bilmem kaç bıçak darbesiyle ve silahlarla katlediliyorlar.
Eşler bu eylemi çok da severek yapmıyorlar herhalde. Çoğu da kendilerini de öldürüyorlar. Hatta bazıları cinnetin en doruğuna çıkıp, ailenin tümünü veya o anda kime rastlarsa onları da öldürüyorlar.
Sağ kalan katillerin alacağı cezayı çekmeye kesinlikle ömrü yetmeyecek.
Her yönüyle çok hazin bir durum.
Merak ettiğim konu ise:
Aile Bakanlığı, psikiyatrisler, sosyologlar ve psikologlar bu hazin durumu ne zaman araştıracaklar?
Katledilen kadın sayısı hangi sayıyı bulunca???
Eşini katleden kocalara neden yaptıkları hiç soruldu mu???
FUAT UĞUR’A AÇIK MEKTUP: “ANDIMIZ”IN IRKÇILIKLA İLGİSİ YOKTUR – Dr. Sakin ÖNER
“ANDIMIZ”IN IRKÇILIKLA İLGİSİ YOKTUR - Dr. Sakin ÖNER
Sayın Uğur, Türkiye gazetesinin 8 Eylül 2018 tarihli nüshasındaki yazınızda Sözcü gazetesinin üç gün önce Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a yaptığı “Açılım yüzünden kaldırılan Andımız yeniden okunsun” çağrısına tepkinizi içeren yazınızı ibretle okudum.
"Andımız"dan "İlköğretim okullarındaki tüm öğrencilere papağan gibi ezberlettirilen bir metin" olarak bahsetmişsiniz. Sayın Uğur, "Andımız" papağana ezberletilen bir tekerleme değil, çocuklarımıza milli kimliklerini kazanmaları, insani ve ahlaki değerleri içselleştirerek benliklerini geliştirmeleri amacıyla okutulan bir metindi. Milli birlik ve beraberliğimize önemli katkı sağlayan "Andımız", aynı zamanda çocuklarımızın iyi, vicdanlı ve saygılı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak amacıyla okutuluyordu.
MÜSLÜM GÜRSES ÖLDÜ, MÜSLÜMCÜLÜK YAŞIYOR – Süleyman PEKİN
MÜSLÜM GÜRSES ÖLDÜ, MÜSLÜMCÜLÜK YAŞIYOR – Süleyman PEKİN
(Yoğun istek üzerine..)
Ben bir Müslümcü’yüm. Ve Müslümcülük isyankârlıktır. Devrana, dertlere, sevgilere, ezilmişliğe, belirsizliğe, dünyalık hırslara ve yaşamaya, hayata isyan. İsyan bir problemin çığlık olup haykırılmış halidir. Kaportacı çıraklarının, overlokçu kızların, kahvelerde iş sırası bekleyenlerin ve hayattan artık hiçbir şey beklemeyenlerin, ölümle kol kola gidenlerin müziğidir.
Sessiz büyüyen bir devrimdi Müslümcülük. Ve bunun en az farkında olan kişisiydi Müslüm Gürses. ‘Arı balı yapar fakat izah edemez’ misali ne yorum gücünün ne de müziğinin kitleler üzerindeki sağaltıcı gücünün farkındaydı o. Her topluluk – bilhassa ezilmişler – ritmini arar yükselmek için. Bazen ritim de yaşanan hayat gibi ağır ve sislidir.
ÇÖZÜM İÇİN KARENİN DIŞINA ÇIKMA ZAMANI – Ruhittin SÖNMEZ
ÇÖZÜM İÇİN KARENİN DIŞINA ÇIKMA ZAMANI - Ruhittin SÖNMEZ
Ülkemizin içinde bulunduğu problemler bir “beka sorunu” mertebesine ulaşmış durumda. Ekonomi, eğitim, dış politika, din anlayışı, ahlak, siyaset vd alanlarda bugüne kadar denenmiş çözüm yolları ile iyi bir sonuç alamadığımız ortada.
Devletimizi yönetenler karşılaştığımız problemleri çözmeye çalışırken girdiğimiz çıkmazın farkındalar. Bu sebeple bildikleri bütün çözüm yollarını tekrar tekrar deniyorlar. Ancak çözümsüzlüğün sıkıntısıyla bunaldıkları da açık.
Çünkü alıştıkları yönetim tarzı ve zihinlerinde yer eden çözüm metotları mevcut sorunları çözmeye yetmiyor.
A.Einstein “problemleri doğuran davranış biçimlerini devam ettirerek problemlerimizi çözmemizin mümkün olmadığını” söylüyor.
Ancak insanların alışkanlıklarını ve önyargılarını değiştirmeleri çok zordur. Yeni davranış biçimlerini benimsemeleri ve uygulamaları da çok nadir seçtikleri bir yoldur.
Yaşadığımız ve gittikçe etkilerini daha fazla hissedeceğimiz ağır ekonomik krizden çıkmamız da, dış politikada sıkıştığımız köşeden kurtulmamız da devletimizi yönetenlerin yeni davranış biçimleri benimsemesine ve uygulamasına bağlı.
Eğitimde, devlet yönetiminde, din anlayışımızda, hayatın her alanında problemler yaratan kalitesizlik çemberinden çıkış da aynı şekilde alıştığımız yönetim tarzının değişmesiyle mümkün olacak.
TÜRK DÜNYASI’NIN ÇOLPON – ATA ZİRVESİ – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
TÜRK DÜNYASI’NIN ÇOLPON-ATA ZİRVESİ - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin Kurulmasına Dair Nahcivan Anlaşması 3 Ekim 2009’da Cumhurbaşkanları Abdullah Gül (Türkiye), Kurmanbek Bakiyev (Kırgızistan), İlham Aliyev (Azerbaycan), Nursultan Nazarbayev (Kazakistan), Hıdır Saparaliyev (Türkmenistan Cumhurbaşkanı Yardımcısı) tarafından imzalanmış ve 23 madde olarak süresiz hayata geçirilmişti. Kısa adı da TÜRK KONSEYİ olarak benimsenmişti.
Buna anlaşmaya göre; Türk Dili konuşan ülkeler Özbekistan (İslam Kerimov), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (Mehmet Ali Talat) ve diğerleri Nahcivan Anlaşmasının katılımına da açık olacaktı. Bir millet yedi devlet olarak bu anlaşma tescil edilmişti.
PROF. DR. ALİ OSMAN ÖZCAN AŞKI BIRAKIP GİTTİ – Aysel FERAH ÖZCAN
PROF. DR. ALİ OSMAN ÖZCAN AŞKI BIRAKIP GİTTİ - Aysel FERAH ÖZCAN
Doğruluğu, çalışkanlığı, üretkenliği, ilkeli olmayı, vatanı, milleti, bayrağı ve bilim için yaşamayı ülkü edinen eşim, sevdiceğim, aşkım, göz bebeğim, tutkum, arkadaşım, dostum, hocam Prof. Dr. Ali Osman ÖZCAN yaşama aşkla bağlı olan nadir şahsiyetlerdendi.
Ali Osman Özcan demek, mücadele demektir. Doğumuyla başlayan mücadelesi, zorluklarla dolu hayatı demir gibi sağlam iradeli bir şahsiyetin teşekkülünde büyük rol oynar. Daha o annesinin karnındayken anne ve babası ayrılırlar. Doğumundan itibaren yokluğun, acının, ayrılıkların hüküm sürdüğü bir ortamda ecesinin (Babaanne) kendisine bir buçuk yaşındayken kol kanat germesiyle ölümle yaşam arasındaki o ince çizgiyi tadarak geleceğe odaklanır.
Çalışmanın ne demek olduğunu dört-beş yaşlarındayken önüne katılan on kuzusunu Zonguldak’ın dik yamaçlarında güderken öğrenir. “Akıllı bir çocuk olmasaydım kurda tilkiye yem olurdum” diyen Ali Osman Özcan, uçsuz bucaksız, ıssız ormanlarda aklını en ince noktalarına kadar kullanarak hayatta kalmanın ilk sınavlarını verir.
Kişiliğinin şekillenmesinde çocukluk döneminde karşılaştığı çetin koşullar etkili olur: Ekmeğini taştan çıkaran, büyükle büyük küçükle küçük olabilen, her şeyi kendi başına öğrenmeyi öğrenen, hayatta yalnızlığa ve korkusuzluğa göğüs gerebilen, ketum, sevecen, arabulucu bir çocuk. Köyün en güzel, en sevimli, en akıllı, en yalnız çocuğu…
DURMUŞ YILMAZ’ın yabancı bir yayın organında yayınlanmış makalesi
2000’li yıllarda Türkiye, dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biriydi. Hayalleri ise çok daha büyüktü. Ankara, 2 trilyon dolar GSYİH’la dünyanın en büyük onuncu ekonomisi olmayı, kişi başına düşen geliri 25 bin dolara yükseltmeyi, ihracatını ise 500 milyar doların üzerine çıkarmayı hedefliyordu. Goldman Sachs’in MINT’inden The Economist’in CIVETS’ine, küresel ekonominin yükselen değerleri için bulunan her formülde mutlaka Türkiye’nin T’si de vardı.
BİZ İÇERİDEN SİZ DIŞARIDAN – Ruhittin SÖNMEZ
BİZ İÇERİDEN SİZ DIŞARIDAN – Ruhittin SÖNMEZ
“Cumhuriyet tarihimizin en ağır ekonomik krizi” olması muhtemel bir ekonomik türbülans içine girdik. Bu ağır krizin oluşmasında elbette dış tesirler de var ama asıl olan içeride bizim yaptıklarımız.
Borç aldığımız elâlemin parasını har vurup harman savurmak, üretim yerine tüketim harcamalarına yönelmek, hukuk devleti olmaktan uzaklaşmak ve vatandaşlarımız arasında ayrışma ve kutuplaştırma yaratmak. Bunlar bizim içeride yaptıklarımız.
BAĞIMSIZ MEDYA, ŞEFFAFLIK VE EKONOMİ – Ruhittin SÖNMEZ
BAĞIMSIZ MEDYA, ŞEFFAFLIK VE EKONOMİ – Ruhittin SÖNMEZ
Son zamanlarda bağımsız medyanın ne kadar önemli olduğunu iliklerime kadar hissetmeye başladım.
Eskiden en sevdiğim tartışma programlarını izlemeye tahammül edemiyorum. Sözde “uzman”, “bilim adamı” ve “aydın” sıfatlı kişilerin yalakalık sınırlarını bu kadar zorlamaları, zekâmızla alay edercesine en temel yanlışları bile savunmalarını izlemek bir işkence haline geldi.
Bir sade vatandaş olarak haber alma ve bilgilendirilme hakkımın bu kadar engellendiği, medya gücünün bu kadar kötüye kullanıldığı bir dönem hatırlamıyorum.
“Tek adamın” ve “güçlü iktidarın” aleyhine tek cümle söyleyemeyen, tek satır yazamayanların muhalefet liderlerine aslanlar gibi saldırdıklarını görüyoruz.
Her geçen gün, farkında olmadan, TV’de haber ve yorum izlemeye ayırdığım zamanı azaltıyorum.
SAKIN RAHİP DEME RAHİPTEN ÖTE BİR DİN VARDIR – Süleyman PEKİN
SAKIN RAHİP DEME RAHİPTEN ÖTE BİR DİN VARDIR – Süleyman PEKİN
Cihanı pazarlayan sistem içlerindedir, kesin bilmezler
O milletler ki kapitalizm içredirler, başka din bilmezler
Ve biz bu Dini çok sevdik; kusura bakma Hayâlî. 1947’den beri bu Dinin baş Misyoneri Amerika’nın çok yardımlarını gördük; tam 71 yıldır. Bugün o Dine mensubiyet göstergeleri aşırıysa tekrar ABD’yle mübarek kavilleşmeler kapıda demektir.
O Dinin düzeni - ki Serbest Piyasa Ekonomisidir - 1950’den beri memleketimizde câri, yani 68 yıldır. Azıcık bu düzenin dışına çıkma niyetlerini Vaşington’daki Başkan’la paralellik arzedecek bir biçimde sandıkta cezalandırdık.
1952’den beri bu Dinin kutsal şövalyeliği / mücâhitliği sayılan NATO ekibindeyiz; tastamam 66 yıldır. Konu şövalyelik olunca darbeler / ihtilâller de kaçınılmaz oluyor. 1960’dan başlatırsak 58 yıllık ilginç bir darbedârlık havuzumuz var.
EN’AM SÛRESİ’NDE ŞEFAAT VE VELÂYET – Süleyman PEKİN
EN’AM SÛRESİ’NDE ŞEFAAT VE VELÂYET – Süleyman PEKİN
Geleneksel Din Anlayışı diyerek kibarlaştırdığımız Tekerlemeci ve Taklitçi İnanç Sahiplerinin ekopolitik takıntılarından velilik, evliyalık, velâyet mevzularına Kuran-ı Mübin acep ne diyor? Dokuz kusurlu hareketin sonuncusundan başlarsak Celâleddin Rumî’nin Mevlâna lâkabını kullanması tevhidî açıdan caiz değil; zira Bakara 286’te “Ente Mevlâna fensurnâ.. / Sen Mevlâ’mızsın (Efendi’mizsin), artık yardım et!” dendiği için Allah’ın ‘koruyucu, velâyet sahibi’ anlamındaki özel ismi herhangi bir insan için kullanılamaz, kullanılmamalı.
Velî koruyup gözetici; Evliyâ veliler, Velâyet idare etmek, yönlendirmek mânâlarında.. Şefaat ise korumak, aracılık yapmak ve Şefî‘ de sıkıntıdan koruyucu, bağışlanmaya aracı mânâlarında..
Farklılık – Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER
Farklılık – Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER
BB (baby boomer) kuşağı dediğimiz 1944-1965 doğumlu insanların;
– Delinen pantolonlarına yama vurmaları,
– Yıpranan giysilerini onarmaları,
– Sökülen ayakkabılarını dikmeleri,
– Patlayan futbol topunu sağlamlamaları,
– Bozulan radyoyu tamir ettirmeleri, sırf yoksulluktan değildi. Sadece tutumluluktan da değildi.
ORWELL’LER ÖLÜR 1984’LER ÖLMEZ – Süleyman PEKİN
ORWELL’LER ÖLÜR 1984’LER ÖLMEZ – Süleyman PEKİN
Goerge Orwell 1984'ü yazdığında takvimler 1949'u gösteriyordu. Bense Türkiye'deki hangi olayla, hangi zamanda, hangi yazımla 1984'ü bağdaştırdığımı bile unuttum.
Jetonuma baktım, hâlâ aynı yerinde.. Sayıklamaya başladım:
§ Big Brother ‘Abiler’dir.
§ İktidar acı çektirmek ve küçük düşürmektir.
§ İktidar insanın kafasını parçalamak ve istenen biçimde bir araya getirmektir.
§ Tutuklamalar hep gece yarısı yapılır. Yok edilenlere buharlaştı denilir.
§ Düşünce suçu ölüm yaratmaz; düşünce suçunun kendisi ölümdür.
§ O yılın ilk çeyreğinde Bolluk Bakanlığı’nın ayakkabı üretim tahmini 145 milyondu.
Gerçekleşen üretim ise 62 milyon oldu. Hedef sayı 57 milyona indirildi. Böylece hedef 5 milyon aşılmıştı. Belki de hiç ayakkabı üretilmemişti.
§ Bir savaşın gerçekten olup olmaması önemli değildir. Önemli olan savaş durumunda olmaktır.
§ Bile bile söylenen yalanlara yürekten inanmak, zararlı görülmeye başlanan bir gerçeği unutmak gerekli şeylerdir.
§ Bir zafer açıklanırken şaşkın bir tavır takınmak suçtur; yüzsuçu (facecrime).
§ Nefret Haftası’nda yeni nefret şarkısı her yerde çalınır, dinlemek mecburidir.
§ Önemli olan halkın morali değil Parti’nin moralidir. Her Parti üyesi becerikli ve çalışkan olabilir ama yaltak ve korkak da olmalıdır.
§ Bir Parti üyesinin kişisel duyguları olamaz. Ondan, düşmanlardan nefret etmesi ve zaferlerden gurur duyması beklenir. Partinin gücü ve dehası karşısında kendisini bir hiç olarak görmesi istenir.
§ Çiftdüşün (doublethink) insanın iki çelişik düşünceyi aynı anda kabullenmesidir.
Gerçek sürekli geride bırakılmalıdır. Parti, çiftdüşün yardımıyla tarihi durdurmak olanağını bulmuştur
Büyüklerin Etrafını Saran Zehirli Böcekler.! – Siyami BOYLU
Büyüklerin Etrafını Saran Zehirli Böcekler.! – Siyami BOYLU
Bazı insanların şahsi kabiliyetleri, ferdi seviyeleri düşüktür. Değerli bir görüşe sahip olmadıklarından belli başlı bir hizmete de muvaffak olamazlar. Bununla beraber mükemmel görünmek ihtiyacını da duyarlar.
Bu gibilerin başvurdukları çare şudur: Çevrede itibar kazanmış değerli insanların yakınına sokulmak, onların itibarından istifadeyle kendini değerlendirip, olmayan meziyete sahipmiş gibi görünmek.
Böylece kendini de tatmin edip maksadına ulaşmak.!
Bu düşüncesini tatbike koyunca ortaya çıkacak durum şudur: Çevrede itibar ve hürmet kazanmış faziletli insanlar, bir bal küpü; bu gibi fırsatçılarsa bu küpün etrafında uçuşan sinek gurubu..!
Bu sineklerin bal küpünün etrafında uçuşları aslında sadece baldan edecekleri maddi istifade içindir. Yoksa fazilet ve meziyete meftun oluşlarından değildir.
1 NOLU KARARNAME ADNAN HOCA – Süleyman PEKİN
1 NOLU KARARNAME ADNAN HOCA – Süleyman PEKİN
1300’de kurulan Osmanlı 1600’e kadar iyi gitmiş, sonraki 1800’e kadar da kötü gitmiştir. O zamanlar Devlet sayılan Padişahlar eliyle düzeltme ve değişim bazen, bazen de güç temerküz eden guruplar vasıtasıyla değişim ve yeni düzene ortak olma gayretleri tarihimiz olmuştur.
II.Mahmut bu guruplardan biri olan Âyanlarla (Feodal Güçlerin Liderleri) İttifak Senedi imzalayarak ve onları yerelde kendi adına yetkilendirerek başa gelmiş (1808), akabinde de Bektaşîlik merkezli ve her daim imtiyazlı Yeniçeri Ocağı’nı ona kaynaklık teşkil eden dinî yapıyla beraber kapatarak (1826) Devleti yeni baştan tanzim etmeye durmuştur. Kabine / Hükümet sistemi, müsaderenin (mala el koyma) kaldırılması, muhtarlıklar, Danıştay ve Yargıtay ondan kalmadır.
ADNAN OKTAR OPERASYONU ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ – Fazlı KÖKSAL
Kapak Fotoğrafı: Oktar Babuna ve İsrail Başbakanı Netenyau
ADNAN OKTAR OPERASYONU VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ - Fazlı KÖKSAL
Adnan Oktar operasyonu başlayınca aklıma Osman DURMUŞ ve Oktar BABUNA geldi...
Yıl 1999; Adnan Oktar’ın müritlerinden, Sabatayist Dr. Oktar BABUNA lösemi’ye yakalanmıştı, Adnan Hoca’nın müritleri büyük bir kampanya düzenlediler.
Başta Savaş AY ve Ayşe ARMAN olmak üzere tüm medya bu kampanyaya destek verdi. Belki de ilk kez merkez medya ile İslamcı medya aynı doğrultuda yayın yapıyordu..
AKİT ve MİLLİ GAZETE Babuna için kan verilmesini sağlamak amacıyla 16 sayfalık ek vererek, adeta “biz de Adnan Hoca tarikatının mümtaz üyesine destek veriyoruz.” diyorlardı… Sanat, siyaset ve bilim dünyasından pek çok ünlü kampanyaya kan ve ilik vererek katıldı. Mesela sanat dünyasından Yeşim SALKIM bilim dünyasından da Yılmaz BÜYÜKERŞEN ilk kan verenler arasındaydı…