
Kocaeli Aydınlar Ocağında Türkistan Coğrafyası Belgesel gösterimi ve Talas Savaşları.. / İsmail KAHRAMAN
26 Kasım 2018 Pazartesi / İsmail Kahraman diyor ki!..
Kocaeli Aydınlar Ocağında Türkistan Coğrafyası Belgesel gösterimi ve Talas Savaşlarını Konuştum.
Kurulduğu 1985 yılını dün gibi hatırlıyorum. Merhum Prof. Dr. Süleyman Yalçın, Ahmet Kabaklı, Kocaeli Aydınlar Ocağının ilk başkanı merhum Nihat Gürer bey başta Kocaeli Valisi merhum İhsan Dede ve İzmit Halkevini dolduran coşkulu kalabalık çok güzel ve önemli bir toplantıdan sonra Kocaeli Aydınlar Ocağı açıldı.
TEBLİĞ VE TEMSİL – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
TEBLİĞ VE TEMSİL - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Kısa adı İSAV olan İslami İlimler Araştırmalar Vakfı sessiz ama önemli hizmetlere, gelişmelere imza atıyor. İstanbul Laleli’de bir apartmanın giriş katında kurulduğu(1970) günleri hatırlıyorum. Mütevazi bir yerde zaruri bir atılıma hazırlanılıyordu. O günlerden Prof. Dr. Ali Özek ve Sabri Özpala isimleri hala hatırımda. Ağabey-kardeş ilişkilerimiz, dostluklarımız da eksilmeden artarak devam etti. İSAV neredeyse yarım asırlık bir hizmet akademisi. Çok sayıda milletlerarası tartışmalı ilmi toplantı gerçekleştirdi ve bunları kitaplaştırarak yayınladı. Önemli bölümüne de katıldım. Partneri de genelde Üniversiteler. Son toplantısını İstanbul’da yaptı ve “Yeni Usullerle İslami Tebliğ ve Temsil” konusunu gündeme taşıdı. Eresin Topkapı Oteli’ndeki etkinliğe İran, Güney Afrika, İtalya, Fransa, Güney Kore, Çad, Liberya ve Nijerya’dan da Müslüman ilim adamları ve temsilciler iştirak etti.
Dolmabahçe Sarayı mavisinin izinde – Bihter GÖRDÜ
1938 Kasım’ından beri taş kesilmişcesine kapısında nöbet tutan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı askerlerinin önünden geçecek ve Dolmabahçe Sarayı’na gideceğim bugün. Salacak’tan çıktım yola Üsküdar’a doğru keyif içinde yürüyorum. Oynaşan balıklar ile masmavi denizi görmek beni heyecanlandırıyor. En çılgın yönlerim ruhumun kıyısına vuruyor. Neşe doluyorum. Bolluk, bereket enerjisi depoladığımı hissediyor, iç huzurumla kucaklaşıyorum. Sımsıkı sarılıyoruz birbirimize. Ruhum ve zihnim el ele verip dinginliğe kavuşuyor. Samimiyet enerjisi kaplıyor içimi masmavi görünce. Tüm yorgunluğumu alıyor, kalp ağrılarımı hafifletiyor, kendimi güzel hissettiriyor mavi.
ZİYARET… / Halil ALTIPARMAK
Ali ERBAŞ’ın Kadir MISIROĞLU’nu hasta olduğu için ziyareti üzerine ülkede kıyamet koptu.
Her şeyden önce, kıyametin kopmasına çok sevindim. Neden? Çünkü, son iki önemli konuda bir ortak düşünce birliği sağlanmış olduğunu gördüm de unun için sevindim.
Bunlardan biri, ANDIMIZ! Bir diğeri de bu ziyaret meselesi. Her iki konuda da, ülke genelinde birlikte bir tavır alınmasını oldukça önemsedim. İşin bu tarafını her şeyden önce belirtmek istiyorum.
FESLİ KADİR’İ ZİYARET ETMEK MEYDAN OKUMADIR – Ruhittin SÖNMEZ
FESLİ KADİR’İ ZİYARET ETMEK MEYDAN OKUMADIR – Ruhittin SÖNMEZ
Diyanet İşleri Başkanının, “Fesli Kadir” denilen sözde tarihçi, hain meczubu (Kadir Mısıroğlu’nu) ziyaretinden önceki son yazım DİYANET VE SİYASET idi.
Atatürk tarafından kurulan Diyanet İşleri Başkanlığının kurum olarak yaşaması gerektiğini ancak mutlaka ıslah edilmesi gerektiğini yazmıştım.
Çünkü biliyorum ki, “Diyanet itibarsızlaşırsa, siyasallaşırsa veya ortadan kalkarsa Almanya’daki gurbetçilerimiz ve Türkiye’de bazı örneklerini gördüğümüz gibi Müslüman halkımızın aynı Camiye gitmeyen cemaat, tarikat ve dini gruplara bölüneceğine inanıyorum. Ayrıca IŞİD gibi aşırı yorum ve yapılanmaların Türkiye’de de gelişmesine zemin hazırlanmış olur. Din eğitimi veren okullar ve camilerde İslami değerler öğretilmeli. İmam Hatipler ve Camiler parti seçim bürosu gibi olmamalıdır.”
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş yönettiği Camileri ve eğitim kurumlarını birer siyaset mekânı haline getirdiği yetmemiş olmalı ki, milletin sinir uçlarına direktdokunan bir hamle yaptı.
Diyanet’in itibarını sıfırlayan ve kurumu tam olarak siyasetin emrine verdiğini ilan eden eylemi gerçekleştirdi.
Diyanet İşleri Başkanının 9 Kasım’da olduğunu söylediği ve 10 Kasım’da resimleri servis edilen Fesli Kadir ziyareti sıradan bir mesaj değildi.
Bu "ADAM"ı nasıl sev(e)miyorsunuz? – Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU
Bu "ADAM"ı nasıl sev(e)miyorsunuz? - Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU
Ağva'ya bağlı Çanaklı Köyü'nün kadınlarını bir araya toplayıp anadan doğma kalana kadar soydular. Çırılçıplak halde kocalarının katledilişini izlemeye zorlanan kadınlar, sonrasında toplu tecavüze uğradılar. Küpelerini almak için kulakları, bileziklerini almak için bilekleri, yüzüklerini almak için parmakları kesildi; acıyla kıvranarak can verdiler.
***
Ateşe verilen Hacı İsmail Köyü ve erkekleri iple bağlanıp yatırılarak kurbanlık koyun gibi kesilen Karadere Köyü'nün kadınlarına tecavüz ettiler.
***
İmranlar Köyü'nde, ırzlarına geçmek üzere bütün kadınları bir eve topladılar; kendilerini korumaya çalışanları lime lime doğradılar.
***
Tekkeler Köyü'nde bacaklarından asılan on beş genç kızı, insan aklının alamayacağı işkenceler yaparak öldürdüler.
REŞİT GALİP ÜZERİNDEN ANDIMIZA SALDIRI ve 2. ABDÜLHAMİT’İN GAYRİMÜSLİM NAZIRLARI – Fazlı KÖKSAL
REŞİT GALİP ÜZERİNDEN ANDIMIZA SALDIRI ve 2. ABDÜLHAMİT’İN GAYRİMÜSLİM NAZIRLARI – Fazlı KÖKSAL
Türkiye’de kendilerine tarihçi diyen Atatürk düşmanı dinci bir güruh var. En ufak milliyetçi bir çıkışı bile “ırkçılık” olarak yaftalayan bu muhteremler, Atatürk’ün çevresinde olan ve Türkiye dışında doğan Türklere “Sabatayist” damgasını vurarak, ırkçılığın en rezilini yapmaktan geri durmazlar.
FETVACI REKTÖR YALNIZ DEĞİLSE… / Av. Ruhittin SÖNMEZ
FETVACI REKTÖR YALNIZ DEĞİLSE… / Av. Ruhittin SÖNMEZ
Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ramazan Taşaltın’ın, Akit TV’de sarf ettiği akla ziyan fetvaya AKP kanadından sadece Naci Bostancı bir cevap verdi.
Rektör Taşaltın “Erdoğan yalnız mı” sorusuna cevap verirken, “İslami olarak şu anda Cumhurbaşkanına itaat etmek farz-ı ayn’dir, karşı gelmek de harpten kaçmak manasında haramdır” demişti. (Farz-ı ayn: Dinimizin her Müslüman’ın bizzat kendisinin yapmasını açık ve kesin olarak emrettiği şeylerdir.)
AK Parti Grup Başkanı ve Ankara Milletvekili Naci Bostancı, Twitter'dan yaptığı açıklamada,
“Harran Üniversitesi Rektörü’nün Cumhurbaşkanımızla ilgili sözlerinin,
a. Cumhuriyetimizle, b. İslamla, c. Cumhurbaşkanımızın siyasal anlayışıyla, d. Rektörlük makamında aranan akademik müktesebatla hiçbir ilgisi yok" ifadelerini kullandı.
Naci Bostancı’nın bu sözlerini takdir etmekle beraber kendisinin siyasi hayatı açısından endişelenmeden de edemedim.
Ben Rektör Prof. Dr. Ramazan Taşaltın’ın yalnız olmadığını, böyle İslamla ve bilimle hiç uyuşmayan, adına ister ölçüsüz sevgi, isterseniz yalakalık deyin böyle cümleleri dile getirmeye hazır hayli “kifayetsiz muhteris” bulunduğunu düşünüyorum.
Bunlar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tepkisini beklemeden, rüzgârın yönünü görmeden bir açıklama yapmazlar. Naci Bostan böyle net bir açıklama yaparak kendi siyasi hayatı açısından riskli bir çıkış yaptı. Fakat partisi ve Türkiye açısından doğru olanı yaptı.
Bu seviye kaybını önleyebilecek tek kişinin CB Tayyip Erdoğan olduğu açık. Erdoğan Rektör Taşaltın’a haddini bildiren birkaç söz eder ve rektörü görevden alırsa, meydan bu tür garip fetvacılara kalmaz.
Ancak Erdoğan’ın böyle bir müdahalesinin olacağından emin olamıyorum. Çünkü geçmişte de böyle patavatsız ve münasebetsiz laflar eden olmuştu. Erdoğan tepki vermemişti.
ANDIMIZ AYET Mİ? – Prof.Dr. Nurullah ÇETİN
ANDIMIZ AYET Mİ? – Prof.Dr. Nurullah ÇETİN
Son zamanlarda özellikle İslamcı diye bilinen çevrelerde Andımız üzerine itirazlar, eleştiriler yoğunlaşmaya başladı. 02 Şubat 2012 tarihli gazetelerde çıkan bir habere göre AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik, şöyle demiş: “Gençliğe Hitabe konusunu da kamuoyunun oturup tartışması lazım. Şimdi, Reşit Galip andımızı getirmiş değil mi? Ayet mi bunlar? Reşit Galip böyle bir şey yapmamış olsaydı olmayacaktı. 12 Eylülcüler hatırlar mısınız Andımız’a ilavelerde bulundular. Sonra tekrar değiştirdiler. Böyle bir şey olmaz.” (http://www.haberturk.com/polemik/haber/712139-ataturkun-genclige-hitabesi-ayet-mi)
"Andımız" bir turnusol kağıdı – Süleyman PEKİN
"Andımız" bir turnusol kağıdı - Süleyman PEKİN
Hep dediğim, bu milletin kendi içindeki husumetlerinin dış düşmana ihtiyaç bıraktırmadığıydı. Sağ & Sol ve Alevî & Sünnî’den önce Türk & Kürt’e, sonra Laik & Dindar’a; oradan Evet’çi & Hayır’cıya; oradan da Suriyeli & Biz ve Cumhur’cu & Millet’çiye kumbarada bayağı bir ayrılık - gayrılık biriktirmişiz.
Oysa 15 Temmuz Travması, 7 Ağustos Ruhu ve hatta akabindeki Ak Parti – MHP yakınlaşması İslamcı cenah ile milliyetçi cenahı orta bir yerde epeyce buluşturmuştu. Hatta ikinci cenah ikiye bölünmüş, buna rağmen 24 Haziran Seçimleri’nde özellikle Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı kampanyasında yüksek dozlu milliyetçilik yüklemesi yapılmıştı.
MHP Lideri’nin seçim öncesinden bu yana ‘Af’la ilgili taleplerinin karşılanmaması hiç beklenmedik bir yerden, Danıştay’ın 5 yıl önce kaldırılan Andımız’la alâkalı Türk Eğitim Sen’in açtığı davada olumlu karar vermesiyle ilişkileri sarstı. Herkes bir anda 5 yıl önceki cephedeki mevzilerine geri döndü.
KUTSAL TOPRAKLARIN YÖNETİMİ BU KABİLE DEVLETİNE BIRAKILAMAZ – Fazlı KÖKSAL
KUTSAL TOPRAKLARIN YÖNETİMİ BU KABİLE DEVLETİNE BIRAKILAMAZ - Fazlı KÖKSAL
"Bir ülke aralarında üst düzey bürokratların da bulunduğu, 8-10 adamını başka bir ülkeye gönderecek, bunlar o ülkede bir muhalif yurttaşlarına önce işkence edecekler, sonra kafasını kesip, cesedi parçalayacaklar." Deseler inanmazdım. Dünyada öyle zalim bir yönetim olamaz, olsa dünya böyle bir olaya tepkisiz kalamaz derdim.
Dr. Alaattin Büyükkaya, Hatırlanmak ve yeni bir anma toplantısı;
Dr. Alaattin Büyükkaya, Hatırlanmak ve yeni bir anma toplantısı; - Dr. H. İbrahim KAHRAMAN
Kocaeli Aydınlar Ocağımızın Gazeteci - Yazar Mustafa Yazgan için 90'lı yıllarda ilkini yaptığı vefa toplantılarının doğru ve yerinde bir çalışma olduğunun düşünüyorum. Bu anmaların şahsın sağlığın da yapılmasının ise ayrı bir zenginlik oluşturduğunu görüyorum. Topluma hizmet yolunda fedakarlıkları olan bir insanın hatıraları ve hayatının sağlığında paylaşılması, bunların örnek alınmasını teşvik edeceği gibi bu şahıslara da güzel bir vefa gösterisidir.
Böyle bir toplantıyı 20 Ekim’de Emex Otelimizde yaptık. Dr. Alaattin Büyükkaya için yapılan bu çalışma, Kocaeli Aydınlar Ocağı başkanlarımızdan Ahsen Okyar’ın müşavirliği ve Hasan Uzunhasanoğlu başkanlığındaki arkadaşlarımızın oluşturduğu Akça Koca Kültür Platformu tarafından tertiplenmişti.
CANBAZ İPİNDE DOSTLUK VE VEFA – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
CANBAZ İPİNDE DOSTLUK VE VEFA - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Benim nesil dahil Fethi Gemuhluoğlu’ndan (1922-1977) peşpeşe birkaç nesil etkilenmiştir. Gençleri hep el üstünde tutar, özellikle üniversitede okuyan talebelere her konuda hep öncelik ve ayrıcalık tanırdı. Tek şartı memleketsever olmasının yanında arif, sağduyulu, çalışkan, üretken ve ufkunun açık olmasıydı.
Kendisini sanırım 1965 yılında Ankara’da Milli Eğitim Bakanı Orhan Dengiz’in(1918-1985) kalem-i mahsusası-özel kalem müdürü olarak ziyaret etmiştim. Şikayetimi, müşteki tarafı da onore ederek gerçekleştirdi. Bana da sorular sordu herkese tevcih ettiği gibi “Sen hiç aşık oldun mu? Öyle dostların olmalı ki aileni onlara rahatlıkla teslim edebilmelisin!” Bu kadarla kalsa iyi; “Eski dostluğu devam ettirmek imandandır” dedi. Başka ne dedi hatırlayabildiğim kadarıyla “İnsanı yol değil, yol arkadaşı yorar.” Bunları insanlar yaşamadan tecrübe edemiyor maalesef.
Kandıra ‘Gıda İhtisas OSB’ 8 yıl sonra kurulabilecek – Galip ATAMAN
Kandıra ‘Gıda İhtisas OSB’ 8 yıl sonra kurulabilecek - Galip ATAMAN
Kocaeli’de makinadan kimyaya, otomobilden plastiğe, metalden kömüre her alanda faaliyet gösteren toplam 14 organize sanayi bölgesi (OSB) var.
6’sı Dilovası, 3’üGebze, 2’si İzmit, 1’i Çayırova, 1’i Kartepe, 1’i Kandıra’daki OSB’lerden aktif olan 12’si yıllardır binlerce işsize iş ve aş veriyor.
Doğayı, havayı, denizi kirlettiği gerekçesiyle eleştirilen, cezalar kesilen bu OSB’ler ekonomiye artı değer kazandırıyor.
Ama Türkiye’nin ilk ve öncü bacasız OSB’si “Kandıra Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, GİOSB”8 yıldır bir kişinin karşı çıkması nedeniyle kurulamıyor.
TÜRK DÜNYASI’NIN ÇOLPON-ATA ZİRVESİ – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
TÜRK DÜNYASI’NIN ÇOLPON-ATA ZİRVESİ - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin Kurulmasına Dair Nahcivan Anlaşması 3 Ekim 2009’da Cumhurbaşkanları Abdullah Gül (Türkiye), Kurmanbek Bakiyev (Kırgızistan), İlham Aliyev (Azerbaycan), Nursultan Nazarbayev (Kazakistan), Hıdır Saparaliyev (Türkmenistan Cumhurbaşkanı Yardımcısı) tarafından imzalanmış ve 23 madde olarak süresiz hayata geçirilmişti. Kısa adı da TÜRK KONSEYİ olarak benimsenmişti.
Buna anlaşmaya göre; Türk Dili konuşan ülkeler Özbekistan (İslam Kerimov), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (Mehmet Ali Talat) ve diğerleri Nahcivan Anlaşmasının katılımına da açık olacaktı. Bir millet yedi devlet olarak bu anlaşma tescil edilmişti.
İLK BORÇLANMALAR, İLK YABANCI DANIŞMANLAR – Ruhittin SÖNMEZ
İLK BORÇLANMALAR, İLK YABANCI DANIŞMANLAR - Ruhittin SÖNMEZ
Mc Kinsey adlı şirketin Türkiye’ye “danışmanlık” mı yapacağı, “kayyum” olarak mı görev yapacağı tartışılıyor. Doğru bir karar verebilmek için tarihimizdeki benzer tecrübeleri hatırlamak faydalı olacak.
Ecdadımız Osmanlı ilk dış borçlanmasından sonra bakın neler yaşadı?
Osmanlı Devleti ilk dış borçlanmasını 1854’de yaptı. Bundan önce hiç dışarıdan borç almamıştı. Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında başlayan Kırım Savaşında savaş masrafları borç almaya itti. Çünkü Osmanlı Devletinin gelirleri, senede 7.500.000 lira olarak tahmin ediliyordu.
Abdülmecit, 4 Ağustos 1854 tarihli bir irade ile bir borçlanma için yazılı bir anlaşma yapılmasına izin verdi. 3.000.000 İngiliz sterlini tutarındaki ilk borç için 30.000 Türk lirası tutarında Mısır’ın vergisi teminat gösterildi.
Daha sonra yeni borçlanma anlaşmaları yapılmaya devam etti.
Fransa ve İngiltere ile 1855 yılında yeni bir borçlanma anlaşması daha yapıldı. Bu anlaşmaya, İngiliz ve Fransız Hükümetleri, geliri savaşın sürdürülmesinde kullanılmak üzere kefil olmuşlardı. Borçlanmaya teminat olarak Mısır vergisinden artan kısım ile hükümetin umumi geliri ve İzmir ve Suriye gümrük hasılatı gösterildi. Borçlanma Londra’da Rothschild Müessesesine ihale edildi.
İngiliz ve Fransız hükümetleri, Osmanlı Hükümetinden borçlanmayla elde dilecek olan tutarın sadece savaş masraflarına ayrılmasını garanti altına almak istedi. Bunun için bir yaptırım gücü oluşturacak biçimde denetleyecek ve Hazine hesaplarını inceleyecek iki komiser atama hakkı talep ettiler.
Donald Blaisdell’e göre, bu muamele YABANCI DEVLETLERİN DENETİMİ KAVRAMININ tohumlarını içermektedir.
Bu amaçla İngiltere ve Fransa birer memur görevlendirdi.
MC KİNSEY VE DÜYUN-U UMUMİYE – Ruhittin SÖNMEZ
MC KİNSEY VE DÜYUN-U UMUMİYE – Ruhittin SÖNMEZ
“Hükümet, borçların yıllık taksitlerini ödeme zamanı gelinceye kadar bunlarla meşgul olmamak ve vadeleri geldiğinde uykudan uyanmak âdetini benimsemişti. Bu sebepten, 1866 senesi yıllık ödemeleri için hiç bir hazırlık yapılmadığı halde, bunlar gelip çatmışlardı. Taksitleri ödemek için yine yeni bir borçlanma düşünüldü.”
Bu cümleleri Özge Varol isimli bir araştırmacının Yüksek Lisans tezinden aldım.
Görülüyor ki ceddimiz Osmanlı da şimdiki yöneticilerimizden pek farklı davranmamış. Bir başka deyişle şimdiki yöneticilerimiz ecdadımızın yaşadıklarından ibret almamış.
Son 16 yıldır hızla artan dış borçların taksitlerini ödeme zamanı gelmişti. Fakat hükümet saray, yol, AVM gibi inşaat işlerine para harcamakla meşguldü.
Vade gelip yeni borç para bulunamayınca “dış güçler bize ekonomik savaş açtı” dediler.
"Vatan sevgisini Suriyeli muhacir çocuğun gözlerinden öğreneceksiniz." – Fazlı KÖKSAL
"Vatan sevgisini Suriyeli muhacir çocuğun gözlerinden öğreneceksiniz." - Fazlı KÖKSAL
Bir romanda geçse, güzel hatta şiirsi diye tanımlanabilecek bir cümle... Suriyeli asker kaçaklarına karşı söyleniyorsa, anlam olarak da doğru ...
Ama bu sözün muhatabı Türk Milletine mensup kişilerse, hele iddia edildiği gibi lise öğrencileri ise, kim söylemiş olursa olsun yanlışın dik alası...
Çünkü biz Türkler, vatan sevgisini, Tanrıkut Mete'den bu yana çok çok iyi biliriz...
ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI’NIN SORUNLARI – Alptekin CEVHERLİ
ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI’NIN SORUNLARI - Alptekin CEVHERLİ
Bugün sizlerle asırlık bir davamızı paylaşmak istiyorum…
Sanmayın ki sıkıcı bir konuyu sizlerle hasbihal edeceğim.
Yaklaşık 500 yıldır yaşadığımız sıkıntıların, ihanetlerin ve vurdumduymazlıkların hesabını bugün bizler veriyoruz. Böyle giderse çocuklarımız ve torunlarımız da dedelerimizin hatalarının bedellerini ödemeye devam edecek. Çünkü millet ömründe 100 yıl, bir gün gibidir…
Şöyle ki; Türk dilinin en ünlü şairlerinden olan Fuzulî’nin günümüze kadar intikal edebilmiş eserlerinin yaklaşık 40 bin farklı kelime kullanılarak yazıldığını araştırmacılar tespit etmiş. Büyük üstadın günümüze ulaşamayan ve eserlerinde yer vermediği kendi dağarcığında bulunan kelimeleri de hesaplarsak yaklaşık 100 bin kelimenin üzerinde bir Türkçe hazinesi olduğunu tahmin edebiliyoruz.
Bugün üniversite mezunu, yıllarca edebiyat dersi almış ortalama bir gencimizin iddia edildiği gibi 400 kelime ile konuştuğunu varsayarsak, yaklaşık 450 yılda millet olarak, çağdaş Türk edebiyatı olarak nereden nereye geldiğimizi varın siz hesap edin…
Fıkra Değil Gerçek! – Alptekin CEVHERLİ
Fıkra Değil Gerçek! - Alptekin CEVHERLİ
Kıymetli dostlar uzun bir aradan sonra yine birlikteyiz…
Bektaşi’ye sormuşlar “namaz kılar mısın” diye…
Hızlı hızlı cevap vermiş:
“Bayramdan bayrama, bayramdan bayrama” diye…
Peki demişler rakı içer misin?
Aheste aheste yanıtlamış:
“Akşamdaaaan akşamaaaa…”
Bizim yazılar da sanırım “bayramdan bayrama, bayramdan bayrama” sık sık yazılıyor…