Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
5Tem/190

YİMPAŞ VE TELEKOM’DAN SARAY’A – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sYİMPAŞ VE TELEKOM’DAN SARAY’A – Ruhittin SÖNMEZ
Yaygın medya tamamen yandaş hale gelince artık buralarda görev yapamayan tecrübeli gazeteciler internetten TV ve gazeteleri sallamaya başladılar.
Milyarlarca dolarlık medya organları, sahibinin sesinden başka bir şey duyurmaz oldu. Vatandaşın gerçek haber ve bağımsız yorum ihtiyacına cevap vermek için yeni yollar bulundu.
Youtube üzerinden yayın yapan TV ve radyo kanalları ile mütevazı imkanlarla çektikleri güncel yorum videolarını paylaşanların çok ciddi takipçileri var. Bunların çok kısa zamanda kamuoyu oluşturma açısından merkez medya kadar hatta daha fazla etkili olacağı anlaşılıyor. Yeni mecrada çok izlenenlerden biri gazeteci Sabahattin Önkibar.

Önkibar son videolarından birinde iki önemli vakayı hatırlatarak, Saray’a uzanan bir bağlantı kuruyor.

2Tem/190

İKİ OSMAN – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sİKİ OSMAN – Ruhittin SÖNMEZ

AKP ve MHP seçimler öncesinde Türkiye’yi sarsan iki olayın failine hiçbir olumsuz tepki vermedi.

Bahsedeceğim olayların, ikisinin de failinin Osman ismini taşımasından başka, ortak yönü yok.

Birinci olayın faili “OSMAN DAYI” Ana Muhalefet Partisi “CeHaPe’nin” Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu linç girişiminin baş aktörü. Şehit cenazesine katıldığı köyde Kılıçdaroğlu’nun yüzüne kameralar önünde attığı yumrukla tanıdığımız Osman Sarıgün AKP cenahında bu sıcak hitap tarzıyla yani “Osman Dayı” olarak anıldı. AKP yetkilileri evine ziyarete gidip elini öptüler, bu resimleri sosyal medyada paylaştılar.

Olaydan sonra sosyal medyada “Osman dayı yalnız değildir en çok tıklanan paylaşım oldu. Yalnız olmadığı 24 saat bile geçmeden serbest bırakılmasıyla ispatlandı.

Siyasi nezaket veya görevi gereği de olsa Cumhurbaşkanının sert bir tepki vermesini bekledik. Nafile.. Saldırıya uğrayan Kılıçdaroğlu’na bir geçmiş olsun mesajını çok gören Cumhurbaşkanı olayı halkın “gaz çıkarması” olarak tanımladı.

MHP Genel Başkanı Bahçeli ise faili değil, CHP’nin “yüzde 9 oy aldığı” Çubuk ilçesine gitmiş olmasını eleştirdi.

Bu ortaklar failleri değil, olayın mağduru olan Kılıçdaroğlu’nu “şehit cenazesine katılarak, halkımızı tahrik etmekle, galeyana getirmekle” suçladılar.

Bu tür olaylar devam etti. Yeniçağ Gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ’a ve Gazeteci Sabahattin Önkibar’a saldıranlar yakalanmalarına rağmen derhal serbest bırakıldılar.

Haliyle benzer olaylar kesilmedi. İYİ Parti kurucularından Metin Bozkurt’a, İYİ Parti stantlarına saldırılar oldu.

MHP’nin üst organı MYK üyesi olan A. Yiğit Yıldırım adlı şahıs, twitter’de Ekrem İmamoğlu’na destek mesajı veren Ülkücülerin listesini yayımlayarak, “Ya tam susturacağız, ya kan kusturacağız” mesajını verdi.

Akabinde bu listede yer alan, İYİ Parti kurucularından Zihni Pamukçu da saldırıya uğradı.

AKP ve MHP bu davranışlarıyla hukuk devletinden ne kadar uzaklaştıklarını, adeta bir mafya görüntüsü verdiklerini fark etmediler bile.

1Tem/190

Ya siyaset ya dostluk.! – Yüksel ERCAN

Ya siyaset ya dostluk.! – Yüksel ERCAN

Kabul etmek gerekiyor ki siyaset bizim memlekette hayatımızın nerede ise tamamını etkisi altına almış, sarıp sarmalamış durumda. Aldığımız nefes siyaset, attığımız adım siyaset, ağladığımız siyaset, güldüğümüz siyaset.
Doğduğumuz günden son nefesimizi vereceğimiz ana kadar bizi çepeçevre saran siyaset vesilesi ile artık iyiden iyiye belirginleşen kamplaşma, son derece keyifli geçmesi gereken insan hayatını nerede ise zehir eder bir noktaya kadar geldi dayandı.

Siyaset, hayatımıza bu kadar etki edince başta kamu kurum ve kuruluşlarda görev yapan, dolayısı ile bulunduğu kurumda yükselmek isteyen bunun için de amansız bir mücadeleye giren insanımız yıllar yılı beraber olduğu dostları ile de mecburen yol ayırımına geliyor.

Siyasetin bir tarafında olan kim varsa yukarıda anlatmaya çalıştığımız sebepler dolayısı ile en yakınındakine mesafe koymak zorunda kalıyor. Kendi dünya görüşüne uymayan, aynı siyasi fikirleri savunmayan arkadaşları ile beraber görünmenin kendisine vereceği muhtemel zararları hesap eden kim varsa yolunu başka tarafa doğru çevirmek zorunda kalıyor.

Bundan 20-30 yıl önce bilindiği gibi Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunuyordu. Siyasi partinin fazla olması insanımızı da o partilere dağıttığından partileri ayrı olsa bile insanların bir arada olmasına bir engel teşkil etmiyordu.

28Haz/190

Bugün İzmit’in en büyük günü!

bugun_izmitin_en_buyuk_gunu_h82858_3ca22

Bugün İzmit’in en önemli günü, bugün İzmit’in Kurtuluşu. 

İşgal altında geçen yılların ardından 28 Haziran 1921 günü İzmit düşman işgalinde kurtuldu. Ama bu kurtuluş öyle kolay olmadı. İzmitliler çok acı çekti, çok büyük sıkıntılar yaşandı ama hiçbir zaman özgürlük inancını kaybetmedi. İzmit’in kurtuluşu  için büyük mücadelelere girdi.

İzmit’in kurtuluş mücadelesinde ilk akla gelen isimlerden Yahya Kaptan, İpsiz Recep, namı değer “Kara Fatma”, Fatma Seher hanıma borçluyuz. Onların önünde saygıyla eğiliyoruz.  İşte size arifeden kurtuluşa, gün gün İzmit kurtuluş destanı…  

28Haz/190

ÖNCE ZİHNİYET DEĞİŞMELİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sÖNCE ZİHNİYET DEĞİŞMELİ – Ruhittin SÖNMEZ

Yenilenen İstanbul Belediye Başkanı seçiminde, rakibi Ekrem İmamoğlu’nun farkı 13 binden, 806 bine çıkararak kazanması, kaybeden tarafta (AKP ve MHP) bir özeleştiri, bir üslup hatta bir zihniyet değişikliği yaratır diye bekledik.

Çünkü farkın büyümesinde AKP ve MHP yöneticilerinin yaptığı büyük hatalar etkili olmuştu.

Seçim stratejisinde hiçbir istikrarı olmayan, birbirinin zıddı tavır ve eylemler içinde oldular.

“Ne yaparsak yapalım bizim sadık seçmenimiz bize oy verir, bize küskün olan seçmenler ile SP ve HDP seçmenlerine yönelik taktikler uygulayalım” diye hesapladılar.

“Hain” dedikleri SP’lilerden özür dilediler.

“Beka Sorunu” diye başlamışlardı, “PKK elebaşından medet umar duruma geldiler.”

Son düzlükte PKK elebaşından özel ulakla mektup aldırıp okuttular. Yüzlerce Mehmetçik’in kanı eline bulaşmış kardeşi Osman Öcalan’ı TRT’ye çıkardılar.

27Haz/190

Hulusi Samim ve Unuttuklarımız – Sunay AKIN

logoHulusi Samim ve Unuttuklarımız – Sunay AKIN

Nazilli Tren İstasyonu’nda, treni karşılamak için bekleyen insanların arasındayız. Ankara’dan gelen trenin son vagonundan inen İsmet İnönü, peronda kendisini karşılayan insanların elini sıkarken, bir çocuk ilişir gözüne.. Beş-Altı yaşlarında olan çocuk, elinde testi ve bardakla su satmaktadır. Çocuktan su isteyen İnönü, bardağı teslim ettikten sonra kendisine sorulan bir soruyu yanıtlayıp başını geri çevirdiğinde, çocuğun yerinde olmadığını görür..

İnönü’nün kasabaya gelişinin nedeni, Kurtuluş Savaşı yıllarında Ege dağlarında işgal ordusuna karşı savaşan “Mahmut’un Ali Efe’yi Sultanhisar’daki evinde ziyaret etmektir. Efe’nin evine gelen İnönü’yü bir sürpriz bekler; Nazilli İstasyonu’nun kalabalığında bir an görünüp kaybolan su satan çocuk orada, Mahmut’un Ali Efe’nin kapısının önünde gülümsemektedir. Efe’nin komşusu Terzi Mustafa Bey’in oğlu olan çocuğa adını sorar İnönü : “Hulusi Samim, efendim.”

25Haz/190

HALK SİLLESİNİN SEDASI VE DEVASI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sHALK SİLLESİNİN SEDASI VE DEVASI - Ruhittin SÖNMEZ

23 Haziran’da yenilenen İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminin sonucu bir atasözünü hatırlattı:

“Halk sillesinin sedası yoktur, vurunca devası yoktur...”

31 Mart’ta Millet İttifakı Adayı Ekrem İmamoğlu yaklaşık 13 bin küsur oy farkı ile kazanınca, AKP yönetimi “10 milyon seçmeni olan İstanbul’da bu oy farkı çok az, seçimi yeniletirsek bir çaresine bakarız” diye düşündü.

Seçilmiş başkan İmamoğlu’nun mazbatasını aldırıp, hukuku paspas ederek seçimi yenilettiler. Milletin iradesini hiçe saydılar.

Yeni kampanya içinde o kadar yanlış ve çirkin işler yaptılar ki AKP seçmeni içinden bir kesimin bile vicdanlarını kanattılar.

Ekrem İmamoğlu’na “Pontus, Yunan” gibi iğrenç iftiralar attılar. Trabzonluları rencide ettiler.

İmamoğlu ve ekibini havaalanında VIP’ten geçirmeyen “Ordu Valisi’ne hakaret etti” diye ispatlanamayan kara çalma çabalarıyla gündemi meşgul ettiler. Bir zamanlar “başörtülü bacıma işediler, kaseti var” iftirasını hatırlattılar.

22Haz/190

Dürüstlük İyi Hissettirir – Yrd.Doç.Dr. Zülfikar ÖZKAN

Dürüstlük İyi Hissettirir - Yrd.Doç.Dr. Zülfikar ÖZKAN

Dürüstlük insana iyi hissettirir. Dürüst insan kendisiyle barışıktır ve huzurludur.
“Akıllı, namuslu ve adil olmadıkça mutlu yaşamak imkânsızdır. Mutlu olmadıkça akıllı, namuslu ve adil olmanın imkânı yoktur “ der Epikür.

Huzur içinde olmak, kişinin kendisi olması demektir. Dürüst olmayan insan, kendinden uzaklaşıyor ve kendi işini yapmıyor demektir.

Hz. Mevlana diyor ki “ İnsan bu dünyaya bir iş için gelmiştir; gaye odur. Eğer onu yapamazsa hiçbir şey yapmamış olur.

Dürüst insan, hayatının anlamına ve amacına uygun iş yapma eğiliminde olduğu için huzurludur.

19Haz/190

NE OLACAK BU HALİMİZ? ALİMLERİN MÜREKKEBİ DEĞİL İNSANLIĞIN KANI AKIYOR! – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mcç ayhan katırcıkaraNE OLACAK BU HALİMİZ? ALİMLERİN MÜREKKEBİ DEĞİL İNSANLIĞIN KANI AKIYOR! -Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Ortadoğuyu kan gölüne çeviren, milyonlarca Müslümanın katili George W. Bush’un yardımcılığını yaptığı, devlet adamı, politikacı ve aktör ABD Başkanı Sanatçı Ronald Reagan (1911-2004)) seçildiği yıl olan 1981’de yaptığı bir konuşmada bir Müslüman aliminden alıntılar yapıyor. Kendi toplumunun ve dünya kamuoyunun dikkatini çekiyor.

Bu alıntı düşünür, devlet adamı ve tarihçi, modern historiyografinin, sosyolojinin ve iktisadın öncülerinden İbn-i Haldun’un (Tunus 1332- Kahire1406) muhteşem eseri Mukaddeme adlı kitabından idi. İbn-i Sina şöyle diyor;

-Yönetimlerin kuruluşunda vergiler düşük, gelirler yüksek olur.. Yıkılışlarında ise vergiler fazla, gelirler az olur.

Mukaddeme’de yönetimlerin, kuruluş, yükseliş ve yıkılışları asabiye kavramı içinde izah edilir. Tasnifi de şöyle yapmış İbn-i Haldun; 1.Zafer ve kuruluş, 2.Otorite ve yükseliş, 3.Refah ve Ümran, 4.Duraklama, 5.İsraf, bozulma ve yıkılma dönemi.

Bir yönetimin çökmesinde israf, sefahat, şehvet ve hırslar etkilidir. İbn-i Haldun’a göre toplumun çöküşünün belirtileri de şunlardır;

1)Toplumda dayanışmanın yok olması, 2. Üretimin zayıflaması, 3. Fiyat ve vergilerin artması, 4.Liyakatın yani ehliyetin demek odur ki uzmanlığın yok olması, 5.Umutların kırılması ve karamsarlığın hakim olması, 6.Göçün hızlanması.

18Haz/190

HAYRETTİN KARAMAN’IN FETVASI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sHAYRETTİN KARAMAN’IN FETVASI - Ruhittin SÖNMEZ

İnsanlar kendi seçtikleri kişilerin / partilerinin yaptıkları yanlış işler sonucu yaşadıkları kötü sonuçları duymak istemiyor.

Çünkü “suça ortaklık duygusu” içlerini kemiriyor.

Belki de bu yüzden, 17 yıl içinde yapılan bütün yanlışlarına, ülkenin ekonomi, terör, dış politika, eğitim, yolsuzluklar gibi alanlarda duvara çarpma noktasına gelmemize rağmen.. Kibir, şatafat, israf, ayrıştırıcı dil gibi tavırlarına rağmen AKP seçmeni bir ders verme tepkisi gösteremedi.

Üstelik, AKP müthiş bir propaganda gücü ile kendi seçmeninin vicdanıyla başbaşa kalmasına izin vermemek için çaba sarfediyor. “Beka sorunu” gibi kampanyalarla kitlesini konsolide etmeyi başarıyor.

Ama bu defa yaşanan olumsuzluklar çok fazla ve rakip güçlü.

Bir defa ekonomik krizin en önce ve en fazla hissedildiği şehir olan İstanbul’da seçim yapılacak.

İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesine dair YSK kararının bağımsız ve tarafsız yargının eseri olmadığı, siyasi baskı ile alındığı algısı toplumda daha hakim. Hatta AKP seçmeninin önemli bir bölümü dahi İmamoğlu’nun kazandığı seçimin “haksız şekilde gasp edildiğine” inanıyor.

AKP seçmenleri genellikle kendilerini muhafazakar veya dindar olarak tarif eder.

Yapılan haksızlıkların dini hassasiyetler ve vicdanlar üzerinde yarattığı rahatsızlık bu defa her zamankinden daha şiddetli olduğu kamuoyu araştırmaları ile tespit edilmiş olmalı.

Bıçaksırtı giden bir seçim kampanyasında AKP’li dindar kesimden çok az bir kesimin bile vicdanlarına göre oy vermesi seçimi kaybettirebilir.

İşte bu ahval ve şerait içinde devreye Prof. Dr. Hayrettin Karaman girdi.

Karaman AKP yöneticilerini rahatlatan, gerçek dindarları şaşırtan ve üzen bir fetva verdi.

13Haz/190

Prof.Dr. Esad Coşan 29 sene önce ne demişti?

Prof.Dr. Esad Coşan 29 sene önce ne demişti?

Prof. Esad Coşan’ın bundan tam 29 sene önce 5 Mayıs 1990 tarihinde söylediklerine bırakmak istiyoruz. “Hocamız” “şeyhimiz” “gavsımız”diyerek aklını, mantığını, ruhunu, parasını, ahiretini, kayıtsız şartsız ve İslam’a da aykırı olarak başkalarına teslim etmiş olanların dikkatine sunuyoruz.

5 Mayıs 1990 sohbetinde şöyle diyordu Prof.Dr. Esad Coşan:

“İslam'da cemaatle beraber olunması tavsiye edilir. Cemaatle beraber olmak "hakla", "hakikatle" beraber olmaktır! Tek başına olsa bile, hakikatle beraber olan cemaattir. Hakikatten kopmuş olanlar, milyonlarca da olsa tefrikadadır.”

“Bugün maalesef tüm İslâm âlemi emperyalist güçlerin sultası altındadır. Kuş uçurtmazlar, takip ederler... Hem de kendisi takip etmez... Amerika seni John'la takip etmez, Smith'le takip etmez. Adı senin benim gibi olan Müslümanla takip eder; canına okur. O milletin içinden çıkmış hain vasıtasıyla takip eder ve millete en büyük zararı, kendi içinden çıkmış insanlara yaptırır. Parayla satın alır, ajan edinir ve öyle kullanır.”

“Herkese ajan demiyoruz; metot bilmediğinden, ilimden uzak olduğundan emperyalist onu kullanır, fark etmez. Sahte bir takım organizasyonlar var, topluyorlar insanları etraflarında, ondan sonra onları toptan satıyorlar! Götürüyor, olmadık yere bağlıyor... Mü'min feraset gözüyle bunları anlayabilmeli. Hizmet ediyorum diyen insanları, organizasyonları irfan teraziniz ile tartın!”

“Böyle birtakım insanlara, organizasyonlara körü körüne bağlanmayın! Her birinize istiklâl tavsiye ediyorum. Hür olun, hizmeti kendiniz tespit edin, yapmaya çalışın!”

“Emperyalistlerin türlü oyunları var. İslâm, bir kimsenin hizmetiyle yürüyecek hâle gelirse, o kimseyi yok ederler, öldürürler, satın alırlar, tehdit ederler. Ne yapmak lâzım? Hizmeti yaygınlaştırmak lâzım, herkesin lider olması lâzım. "Tek lider, vazgeçilmez insan..." diye bir şey olmaz. Bakın, Filistinli çocuklarla niye başa çıkamıyorlar? Hepsi lider.”

“Bir lidere, tek hocaya, tek ekibe bağladığı bir yığın insanı, böyle üzüm salkımını sapından tutar gibi, istediği yere götürüyor!”

“Onun için, teşkilât kurdurtuyorlar; teşkilâtın başına kendi adamlarını --hain bir kimseyi-- koyuyorlar. Öteki insanların hepsini, üzüm salkımı gibi oraya buraya götürüyorlar.”

“Müsaadeli, ağabeyli, bilmem neyli hizmet olmaz... Tâbî olmayın kimseye! Bana da tabi olmayın! Bana tabi olursanız, beni sıkıştırırlar. Ondan sonra, "Sen bu adamlarına şöyle yap!" derler. İslâm'a, Allah'ın emrine tabi olun! Allah'ın dinine hizmet edin! Tek başınıza olsanız da, hakla beraber olun! O zaman İslâm kalkınır; başka türlü kalkınamaz! "Aa, efendim, dirlik, düzenlik, birlik, beraberlik, organizasyon bozulmasın" diyorlar.

“Her biriniz İslâm için, kendinizin dünyada kalmış tek adam olduğunuzu düşünün. Ama senin gibi aynı hedefe yürüyen başka insanlar varsa; onlarla da işbirliği yap! Yapmıyorsa, silkele at be! Sen onu sırtında taşımak zorunda mısın? Beni sırtında taşımak zorunda mısın? Kimse kimseye hürriyetini vermesin! Hürriyet aziz şeydir. İnsan, ancak Allah'a kul olur.

"Allahım! Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz."

Kategori: Makale Yorum yok
12Haz/190

DİYANET İŞLERİ BAŞKANINA ARZUHAL – Fazlı KÖKSAL

Arzuhal

DİYANET İŞLERİ BAŞKANINA ARZUHAL – Fazlı KÖKSAL

Medyada yer alan haberlerden ve internette yayımlanan videolardan, anladığımıza göre, Gaziantep İli İyinacar Camii'nin imamı, Fadıl Yılan'ın 04.06.2019 Günü Ramazan Bayram Namazı Sırasında Hutbe okurken, Başkanlığınızın web sitesinde yayımlayarak bir örneğini Müftülükler aracılığı ile tüm imamlara gönderdiğiniz hutbede[i] yer almayan şu cümleleri sarf etmiştir; “Kurtuluş mücadelesinde bizi kandırdılar. 1.İnönü’de şöyle zafer kazandılar, 2.İnönü’de şöyle zafer kazandılar. Sakarya’da şöyle zafer kazandılar. Şöyle kahramanlık yapılmış, böyle kahramanlık yapılmış. Yunanlıları denize döktüler. Nerde döktüler. Hepsi yalan. Yunanlıların hepsi yaşıyor işte. Keşke o gün savaşı kaybetseydik, belki Osmanlı’yı daha sonra yeniden kurabilirdik ”

11Haz/190

CIA’in hedefindeki gıda uzmanı: “TARHANA OSMAN” – Soner YALÇIN

2CIA’in hedefindeki gıda uzmanı: “TARHANA OSMAN” – Soner YALÇIN

Büyük yalanlara karşı mücadele vermiş bir isim… Okyanus Ötesi'nden pompalanan gıda üretimi ve beslenmeyle ilgili ezberleri bozan bir akademisyen… O yıllarda gıda yönünden kendi kendine yeten ender ülkelerden olan Türkiye'nin, yanlış tarım politikalarıyla ithal tarım pazarı haline getirileceğini ilk kaleme alan bir yazar… Kimyasal yiyeceklerin insan sağlığını nasıl perişan ettiğini yazdığında kara listelere alınan bir beslenme uzmanı… Ülkesinde dışlanan, aç bırakılan, suikaste uğrayan vatansever bir aydının portresi…

11Haz/190

İTİBAR CELLÂTLARI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sİTİBAR CELLÂTLARI – Ruhittin SÖNMEZ

İstanbul Belediye Başkanlığı yenileme seçimi yaklaştıkça AKP kanadının temel stratejisi Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu’nu itibarsızlaştırmak üzerine yoğunlaştı.

Gerçekten Ekrem İmamoğlu, rakibi olan AKP’nin alışılmış oyun düzenini bozdu. Her türlü taktik- stratejik hamleler İmamoğlu’na halk desteğini azaltmadığı gibi yapılan haksızlıklar İmamoğlu’nu büyütmeye devam ediyor.

İmamoğlu’nu “itibarsızlaştırmak” için algı operasyonlarına başvurmaktan başka çare bulamadılar.

Havuz medyası, sosyal medya aktrolleri yetmedi, belli makam ve mevkileri işgal ettikleri için adam sandığımız kişiler akıl almaz laflar ediyorlar.

Ramazan- Bayram dinlemediler, bakın ne yalanlar söylediler:

Ø “Oylarımızı çaldılar” dediler, YSK kararı bunu yalanladı. “Kim çaldı?” sorusuna cevap veremediler.

İşi o kadar çığırından çıkardılar ki, Ekrem İmamoğlu’na ve hemşerileri olan Trabzonlulara Yunan benzetmesi yapacak kadar akla ziyan, vicdansızca iftiralar attılar.

Bu dalga yukarıdan aşağıya yayılıyor. Geçen gün sosyal medyada İlahiyat Fakültesi mezunu olan bir AKP yandaşının paylaşımını gördüm, ürperdim.

Bu zat Mudanya’nın CHP’li belediye başkanının Suriyelilere tavrını eleştirmek için, Mudanyalılara Yunan işbirlikçisi yaftası yapıştırmaktan çekinmemişti. Sadece bu olay bile toplumdaki akıl tutulmasının boyutunu gösteriyordu.

8Haz/190

YENİ ASKERLİK KANUNUNUN RİSKLERİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sYENİ ASKERLİK KANUNUNUN RİSKLERİ - Ruhittin SÖNMEZ

İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinin yenilenmesi kapsamında yapılan tartışmalar çok önemli bir gelişmeyi gözlerden sakladı.

AKP tarafından TBMM’ne getirilen “Askeralma Kanunu Teklifi” Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapısında çok köklü değişiklikler yapılmasını öngörüyor. Bu teklif kabul edildiğinde 1927 yılından bu yana yürürlükte olan ve bu süreçte kısmi değişikliklere uğramış olan “Askerlik Kanunu” bütünüyle kaldırılıp yeni bir kanun yapılmış olacak.

İYİ Parti TBMM Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, Kocaeli İl Başkanlığı bayramlaşma töreninde, tatil sonrası Meclis gündemi hakkında bilgi verdi. Bayramdan sonra Meclis’te “Yeni Askerlik Sistemi” üzerine çok çetin müzakerelerin geçeceğini söyledi.

Getirilmek istenen “Yeni Askerlik Sistemi” içinde çok ilginç ve tehlikeli maddeler olduğunu anlatan Türkkan en önemli gördüğü riskleri üç başlıkta sıraladı.

Lütfü Türkkan’ın anlattığı başlıklar altında sıkıntılı hususları özetlemeye çalışalım.

5Haz/190

AZERBAYCAN SİNEMASI VE DİZİ SEKTÖRÜ – Şener DANYILDIZ

22555051_514389038935047_5729086650378212125_nAZERBAYCAN SİNEMASI VE DİZİ SEKTÖRÜ - Şener DANYILDIZ Yapımcı -Yönetmen-Şair-Yazar

28 Aralık 1895’te Paris Grand Cafe’de Lumiere Kardeşler’in yaptığı film gösterimi, sinemanın doğuşu olarak kabul edilmiştir. İlk yıllarında panayırlarda eğlencelik olarak gösterilen ve bu özelliği üzerinden ticarileştirilen sinema, zamanla bir eğlence sektörü olmasının yanı sıra, görsel sanatlar arasında en çok ve en hızlı gelişen kitleler arasında kabul gören bir sanat dalı olmuştur..

Sinemanın doğum yılı olarak kabul edilen 1895 yılından tam iki buçuk yıl sonra, daha birçok ülke bu alanda bir adım bile atmamışken, Azerbaycan sineması doğmuştur. 1898 yılının 21 Haziran’ında Bakü’de üç kısa film birden gösterime girmiştir. “Şehir Bağında Halk Gezisi”, “Trenin Demiryolu İstasyonuna Girmesi” ve “Bakü Sokağı Sabah Çağı” isimli filmler Bakü’nün sinema tarihinin temel taşlarıdır ve Azerbaycan’da sinemanın dünya sineması ile hemen hemen aynı yıllarda başladığının bir göstergesidir.

Azerbaycan’da sinemanın doğum yılı olarak kabul edilen 1898 yılından, 1998 yılına gelindiği zaman, yani Azerbaycan sineması 100. yılını kutlarken, dönemin Cumhurbaşkanı merhum Haydar Aliyev’in sinema hakkındaki bir cümlesi, Azerbaycan halkının sinemaya verdiği önemin bir işaretidir aslında.

5Haz/190

BU RAMAZAN’DA CANIMI SIKANLAR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sBU RAMAZAN'DA CANIMI SIKANLAR - Ruhittin SÖNMEZ

Bu sene de Ramazan Ayı seçim atmosferinde geçti. Ömrüm boyunca Ramazan ayının, camiler ile dini ritüel ve merasimlerin hiç bu kadar siyasete alet edildiğini hatırlamıyorum.

Sadece İstanbul Belediye Başkanlığı seçimi yenilenecek ve Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım bir yarış içindeler. Bu yarışın demokratik, adil ve eşit şartlarda gerçekleşmesi hem hukukun ve hem ahlakın, hem de dinin gereği değil mi?

Peki, bu yarışta partili Cumhurbaşkanının her türlü adalet anlayışını yok eden propaganda sürecini nereye koyacağız?

Ramazan boyunca her iftardan sonra tamamen İstanbul seçimlerine yönelik yaptığı konuşmaları onlarca TV kanalında program akışı kesilerek canlı yayında vermek ne demek?

Bu konuşmalarında rakiplerini “İstanbul’u Konstantinapol olarak görmek isteyenler” diye suçlaması, İstanbul seçimini “PKK ile mücadelenin uzantısı” olarak değerlendirmesi ne demek?

“Keşke Yunan kazansaydı” diyen meczuba âlim muamelesi yapıp ziyaretine giden, kızının nikâh şahitliğini Yunan Başbakanına yaptıran, PKK ile birlikte “çözüm süreci” işleten kişinin bu sözlerini eleştirecek bir tek namuslu TV yorumcusu çıkmaması ne demek?

Kameralar eşliğinde kılınan teravih namazları sonrası camiden siyasi propaganda yapmayı vicdanlar nasıl kabul edebiliyor?

Bırakmadılar ki Müslümanlar iftar sonrası huzurla sohbet etsin, Kadir Gecesi tefekkür ve ibadet etsin. Hangi kanalı açsan karşında AKP Genel Başkanı propaganda yapmakta, rakiplerine kara çalmakta.

YSK’nın gerekçeli kararında oylar çalındı tespiti yoktu. AKP adayı “Oylarımız çalındı hukuki terim değil, ben siyaseten böyle konuştum” dedi.

Hemen ertesi günlerde Cami çıkışında yine “seçim yenileniyor, çünkü oylarımızı çaldılar” demeye devam etti. Bu iftira etmek değilse nedir?

Hani “devletin dini adaletti?” Hani iftira en büyük günahlardandı?

3Haz/190

RAMAZAN BAYRAMI (2019) Mesajım – Hasan YILMAN

hasan yılmanRAMAZAN BAYRAMI (2019) Mesajım - Hasan YILMAN

Yüce Kitabımız KURAN’ ı baz alan gerçek anlamda Müslüman aleminin, yine yüce dinimizi paravan olarak kullanıp kirli emelleri için alet edecek kadar dejenere ederek adeta Emevi ve İngiliz Müslümanlığını öne çıkarmayanların, Kafir ve Münafık sarmalına kapılmayanların,

Yüce ve Asil Türk Milletine karşı bölücülük, yıkıcılık, kışkırtıcılık yapmayan, T. C. Devleti imkanlarından faydalanarak belirli mevki ve makamlara geldikleri halde ülkemize ihanet etmeyen, inanç dünyalarında riya ve takiyyeden uzak duran, rozet değil, çakma ise hiç değil gerçek anlamda ATATÜRK’ çü olanların,

Siyasi nüfus, mevki ve makam kullanarak T.C. Devletini soymayanların, soydurmayanların, Ülkemiz iktisadi imkanlarını sülük gibi, vampir gibi emmeyenlerin, emdirmeyenlerein,

Siyasi sahada yandaş, yalaka, yakın, ayırımcı, kayırımcı, hemşehrici, bölgeci atama yapmayanların, devlet kadrolarını LİYAKAT, EHLİYET ve T. C. Devletine sadakati öne alarak ehil kadrolara emanet edenlerin,

Ülkemiz maddi imkanlarını haksız yere elde edip karşılığında T. C. Devletine vergi ödememek için yurt dışına hileli yollarla para kaçırmayanların, yine T.C.Devletine vergi ödememek için yurt dışında şirketler kurmayanların (paravan dahil),

Devlet imkanlarından çok aşırı ve haksız şekilde faydalandığı halde hala masum halkımıza küfür edecek kadar ahlaksızlık sarmalına kapılmayanların,

3Haz/190

Başkan Erdoğan hiç değişmemiş – Galip ATAMAN

20190602042336galip-ataman-koseBaşkan Erdoğan hiç değişmemiş - Galip ATAMAN

03 Haziran 2019 tarihli yazısı

Geçmişte Aydınlar Ocağı, KYÖD, KSO ve KOTO gibi sivil toplum örgütleri önemli toplantılar yapar, farkındalık yaratan projelere imza atardı.

Dokümantasyon Merkezi, Yelken Kulübü kentlilik bilincini geliştirmek amacıyla düzenlenen sohbetlerde anıların anlatıldığı mekanlardı.

Kocaelispor, Leyla Atakan Fuarı Kocaeli adını dünyaya duyuran marka kurumlardı.

Aidiyet duygusunun öne çıktığı, hemşeri derneklerini mikro milliyetçilik anlayışının fazla öne çıkmadığı günlerde teknoloji bu denli gelişmemişti ama Kocaeli “ortak akıl” ile yönetilirdi.

Yerel gazete ve gazeteci sayısı fazla değildi, internet gazeteciliği henüz yoktu, sosyal medya yaşamımıza girmemişti ama gazetelerin de gazetecilerin de sorumlulukları, saygınlığı, güvenirliği, itibarı vardı.

Yıllar öncesi yapılan haberler ve röportajlarla bugünküler karşılaştırıldığımda

Dün ile bugünün farkı açık ara görülüyor.

Özverinin, heyecanın, araştırmacılığın, ustalığın, saygınlığın yerini tembelliğin, masa başı haberciliğin, emek hırsızlığın aldığına tanık oluyoruz.

Zaman tünelinde yaptığımız yolculukta değişenin yalnız gazetecilerin değil siyasilerin de değiştiğini görüyoruz.

Ama sayıları az da olsa gazetecilerden ve siyasilerden değişmeyenlerin de olduğunu anlatan o yazılardan birini geçtiğimiz günlerde değerli dostum Dr. Halil İbrahim Kahraman gönderdi.

Bugün gazetecilerin sorumluluklarını unuttuğu, siyasilerin “dün dündür” derken yıllar önce kaleme aldığım o yazıyı siz okurlarla paylaşmak istiyorum.

2Haz/190

TÜRKİYE’Yİ İŞGALE Mİ HAZIRLIYORLAR? – Hasip SARIGÖZ

fileTÜRKİYE'Yİ İŞGALE Mİ HAZIRLIYORLAR? - Hasip SARIGÖZ

Balkan Harbi'nin hemen öncesiydi.
Osmanlı'nın Dışişleri Bakanı bir Ermeniydi.
Siyasi tercihlerinin öne çıkarılmasıyla birlikte, ordunun temel disiplini,
eğitimi, emir ve komuta hiyerarşisi alt üst edilerek bozulmuştu.
Askerler subaylarını, subaylar da komutanlarını tanımamaya başlamışlardı.
1908'den Balkan Harbi başlangıcına kadar, orduya sadece iki sefer tatbikat
yaptırılabilmişti.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen, Trakya ve Makedonya'daki askeri kuvvetimiz
düşmanlarımızın iki katıydı.
Fakat ne oldu?
Bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü dercesine, Rumeli'den tam
75.000 askeri birden terhis ettiler!

Ne zaman?
Seferberlik ilanından yaklaşık bir, bir buçuk ay önce!
Gerekçe?
Harp tehlikesinin olmayışı ve hasat zamanının yaklaşmış olması gibi, gafilce
sebepler.Türkiye’yi işgal projesinde 2019 kritik tarih – Mustafa ÖNSEL
Terhisten önce, Osmanlı'nın barış zamanı kuvvetleri 280.000 kişiydi.
Daha önce de, siyasi sebeplerden dolayı, (görüntüde ise orduyu gençleştirmek
adına); Rumeli'yi iyi bilen 1000 kadar tecrübeli subay zorla emekli
edilmişti.

Bu terhis edilen 75.000 kişi öyle önemliydi ki; seferberliğin ilanından
sonra zar zor toplanabilen seferberlik ordusunun 4'te 1'ine tekabül
ediyordu!
Ordunun tecrübeli subaylarını emekli, usta askerlerini de terhis ettiler!
Sonuç?
Bütün balkanları sadece üç ayda kaybettik!
Rumeli'deki beş asırlık Türk varlığı da böylece sona erdi.
Balkanlar mı? Hala daha kaynayan kazan!