Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
27Haz/200

Etnik Ayrımcılık – Ekonomi İlişkisi – Prof.Dr. Atila BİTİGEN

 2-2

Etnik Ayrımcılık – Ekonomi İlişkisi - Prof.Dr. Atila BİTİGEN

Ayrılıkçılık genellikle kimlik siyasetinin bir sonucu olup, sosyal grupların ve siyasi örgütlerin haksızlığa uğradığı söylemleri ile şekillenir. Bu gruplar sıklıkla kendi kimliklerinin korunmasını ve geleceklerinin tayin haklarının kendilerine verilmesini isterler. Tüm bunlarla birlikte ekonomik ve siyasi talepler öne sürerler. Dünyanın hemen her bölgesinde etnik azınlık olarak tanımlanabilecek grupların varlığı, özellikle 1900’lü yılların ikinci yarısından itibaren etnik temele dayalı terör olaylarının artmasına neden olmuştur.

Etnik ayrılıkçı terör özünde mağduriyetten yola çıkarak, bunu istismar ederek kendi milli devletini kurmak için şiddete başvurmaktadır. Etnik sorun çok boyutlu karmaşık bir meseledir. Meselenin temelinde nedenlerini sıralarsak bunlar; demokrasi eksikliği, ekonomik yetersizlik (geri kalmışlık), uluslaşma, devlet düşmanlığı ve milliyetçiliktir. Bizde ve Batıda örneklerden yola çıkarak ekonomi ile ilişkisini ortaya koymaya çalışacağım.

25Haz/200

Çocuklara güzel isim vermek – Nurettin BÖLÜK

indir

Çocuklara güzel isim vermek - Nurettin BÖLÜK

Ve Adem’e bütün isimleri öğretti. (Bakara/31)

Bu ayete göre insanların atası kabul edilen, ilk insan, ilk elçi olan Hz. Âdem’e yaşadığı çevredeki bütün bitki, hayvan ve eşyaların ilk isimleri Allah tarafından öğretilmiştir. Bu anlamda isimlerin ilk çıkışı ilahi diyebiliriz.

Allah çirkin isim koymayacağına göre, biz insanların da O’na uyarak bütün yaratılmışlara ve insanların kendi buluşlarına güzel isimler koyması, bir emir olmamakla beraber; Allah’ın uygulamasına ters düşmemek adına istenen bir durumdur. Bu konuda, kimsenin itiraz etmediği bir hadis var. Kıyamette, kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleri ile çağrılacaksınız. O halde isminiz güzel olsun. (Hz. Muhammed)

23Haz/200

“Eğitim – Keşif”, “Başarı – Sevgi” Paradoksu – Kadir DURGUN

degerler-egitimi-sevgi“Eğitim – Keşif”, “Başarı – Sevgi” Paradoksu – Kadir DURGUN

Kırk yıl öğretme işini yaptım, öğretmen; eğitme işini yaptım, eğitmen dediler.

Eğitim-öğretim eylemini, hep bir sıkıntılı süreç olarak yaşadı, yaşıyor velinimetimiz öğrencilerimiz, onları yetiştiren ebeveynler, güzel ülkemizin insanları.

Kendisine değer verdiğim ve kendisinden değer gördüğüm, bir zamanların eğitimcisi, şimdilerin biraz siyasetçisi biraz da bürokratı bir arkadaşım bana gecenin ilerlemiş vaktinde, telefonda “Bir tanıdığımın oğlu yarın Sınav’a girecek, çocuk perişan, aile perişan, sınav kaygısı sebebiyle evlerinde huzur yok. Ne tavsiye edersin?” diyorsa, sınava oğlunu götüren anne, “Ben oğlumdan daha heyecanlıyım, içeride ne yapıyordur acaba? Falan okula gitmesi için tam puan alması lazım.” cümleleriyle kendisinden medet umduğu gazeteciye hırs ve heyecanını dillendiriyorsa burada bir sorun var, demektir. Bu, yalnız bir eğitim-öğretim sorunu değil, bir memleket sorunudur.

21Haz/200

Kurt Bunalımı!!! – Ahmet İNCE

unnamedKurt Bunalımı!!! – Ahmet İNCE

            Kurt, Türk tarihinin en önemli figürlerinden birisidir. Yaşam tarzı ve karakter özellikleriyle kurt, Türkler tarafından sembol bir hayvan olarak kullanılmıştır. Ergenekon destanındaki Börteçine isimli dişi kurt; özgürlüğün, bağımsızlığın ve baş eğmezliğin numunesi olarak Türklere yol göstermiştir. İlgili dörtlük şöyledir:

         Ergenekon yurdun adı

            Börteçine kurdun adı

            Dört yüz sene durdun hadi

            Çık ey yüz bin mızrağımız

            Nihal Atsız’ın ölümsüz romanının ismi Bozkurtlar’dır. Cumhuriyetin ilk yıllarında, kâğıt paraların üzerinde Bozkurt resmi bulunması, binlerce yıllık tarihi geleneğin devamıdır.

19Haz/201

BEN BİR ÖĞRETMENİM (Şehit Aybüke Öğretmen Anısına) – Cafer GENÇ

BEN BİR ÖĞRETMENİM (Şehit Aybüke Öğretmen Anısına) – Cafer GENÇ

Ben Bir Öğretmenim, biz öğretmeniz, hepimiz Aybükeyiz...

SİZ; hiç, "size mektup yazdım, şiir yazdım..." denilmesindeki, sevginin anlatıldığı bir söz ile bir kitap yazılabileceğini biliyor musunuz?

SİZ; hiç, okul boş iken duvarlarındaki sevinç çığlıklarının yankılarını duydunuz mu? Gülümseyen hayallerin yansımalarını gördünüz mü?

SİZ; hiç, oyun oynarken mağlubiyet yaşamasın, hep kazansın, sevinsin diye kaybetme numarası ile sanatkarlık yaptınız mı?

SİZ; hiç, "hadi bir türkü söyle" dediğinizde, yanık nağmelerin okulu titrettiğini, yüreğinizin parçaladığını hissettiniz mi?

SİZ; hiç, kurduğu hayallere ulaşması, çocuksu dünyasını yaşaması için, niçin "hayallerime dokunma" demesindeki masumiyetin sırrını çözebildiniz mi?

Aybüke öğretmenimizin 9 Haziran 2017 günü, Batman’da, teröristlerce şehit edilmesi milletimizi derinden sarsmıştı. Çok sevdiği öğrencilerine karne dağıtmak üzere okuluna giderken üzerine kurşun yağdirılması, bizleri de yüreğimizden vurmuştu..

18Haz/200

Aman Dikkat, Salgın Bitmedi! – Dr. H. İbrahim KAHRAMAN

h i kahramanAman Dikkat, Salgın Bitmedi! - Dr.H. İbrahim KAHRAMAN

Dünya bu günlerde bir büyük salgının(pandemi) nelere sebep olabildiğini bizzat yaşayarak görmektedir. Kendi başına canlılığı bile tartışmalı olan virüs ailesinden bir yaratık insanlığı teslim almış görülmektedir. Virüsler kendi başlarına bağımsız yaşayamazlar. Canlılıkları İnsan, hayvan veya bitki hücrelerine bağımlıdır. Normal mikroskopla görülemezler. Elektron mikroskobu denilen çok daha fazla büyütmelerle görülebilirler. Bu virüs salgınının meydana getirdiği teslim alış insanların günlük hayat anlayışlarında derin değişiklikler yapmış ve yapmaya devam edecektir. İş anlayışımızda, eğitim şeklimizde, tatil tarzımızda, alış veriş davranışlarımızda velhasıl her alanda yeni farklılıklar oluşmasına sebep olmuş ve bu değişimler daha da devam edecektir. İnsanların doğal hayat ile ilişkilerinde de çok yeni düzenlemeler yapmasına sebep olmuş, insanoğlu yaşadığı çevre ile de yeni bir davranış biçimini edinmeye çalışmaktadır. Karantina uygulaması yapılan alanlarda bitki, hayvan ve denizlerimizde enteresan gelişmeler görülmüştür.

16Haz/200

ARAPLAR NEDEN TÜRKLERİ SEVMEZ? – Prof. Dr. Zeki ARSLANTÜRK

IMG_1458

ARAPLAR NEDEN TÜRKLERİ SEVMEZ? - Prof.Dr. Zeki ARSLANTÜRK

İslam Ümmetinin kaderini belirleyen üç kavim önemlidir: Araplar, Türkler ve İranlılar.

İslam Dini Arap Kavminin yayılma bölgesinde ortaya çıkmış bu nedenle ilk muhatabı Arap Kavmidir ve dolayısıyla de Kur’an Arapça’dır. Son ve evrensel din olma iddiası, onu Arap Kavminin dışına taşırmıştır. Kur’an’ın muhatabı bütün insanlıktır. Bu nedenle Medine İslam Devleti etrafında çerçevenin genişlemesi İslam’ın Araplar’ın milli dini olduğu anlamına gelmez.

12Haz/200

Diyanet ve Ebû Zerr… / Fazlı KÖKSAL –

indir

Diyanet ve Ebû Zerr… / Fazlı KÖKSAL - 

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Elazığ Harput’ta 58 milyon 700 bin lira ihale bedeliyle yaptırdığı Uluslararası Harput Diyanet Külliyesi'nin teknik şartnamesine külliye bahçesi için kullanılacak olan ağaçların ‘ithal’ olması şartı koydurduğuna ilişkin haberleri okuyunca aklıma “Ebû Zerr” geldi…

Ebû Zerr’i bilir misiniz? O ilk Müslümanlardandı… Ebû Zerrr, Hz. Osman halife olunca kendi akrabalarını değişik vilayetlere vali olarak tayin emesinin ve onlara Beytülmal'den para vermesinin İslam'a aykırı olduğunu savunarak bu davranışlara karşı durdu…

Hz. Peygamber (sav), Hz. Ali hariç hiç bir Hâşimî’yi önemli görevlere getirmemişti. Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer ise özellikle akrabalarını devlet idaresinden uzak tutmuşlardı. Onlar, uygulamalarıyla Hz. Peygamber (sav) döneminde üstü küllenen asabiyet ateşinin canlanmasına engel olmak istemişler, bunda da önemli ölçüde başarılı olmuşlardı.

10Haz/200

Mehmet Cemal Çiftçigüzeli Ağabey.. / Ahsen OKYAR

9- 2011.05.19 prof n yaloçıntaş 102

Mehmet Cemal Çiftçigüzeli Ağabey.. / Ahsen OKYAR

Yıllar önce makalelerini okuyup Gazeteci – Yazar Ayhan Katırcıkara ile tanıştım. Sonrasında birçok toplantıda karşılaştığımız ve yayınlanmış telif eserlerini dikkatle okuduğum Mehmet Cemal Çiftçigüzeli ağabeyi tanıdım.

Saygıdeğer güzel insan Çiftçigüzeli ağabeye sağlık ve huzur içinde sevdikleri ile birlikte nice yaşlar dilerken, son 21 yıl içinde paydaş olduğumuz 32 faaliyeti hatırlatmak üzere bilgilerinize arz ediyorum.

9Haz/200

HAARP, YAPAY DEPREM ve CHEMTRAİLS

komplo_teorisi_mi_gercek_mi_haarp_ve_deprem_h540751_b1564HAARP, YAPAY DEPREM ve CHEMTRAİLS

Kaan Öztürk'e beni bu komplo teorileriyle ilgili makale yazmaktan kurtardığı için teşekkür ederim. Yazının satır aralarındaki parantez içi yazılmış ismimi içeren açıklamalar bana aittir.

Makale resimler içerdiği için yayınlandığı;
https://yalansavar.org/2020/01/18/haarp/
Web sitesinde okunursa daha kolay anlaşılabilir.

Sevgilerimle.
Tuncay Erciyes

****
HAARP - Kaan ÖZTÜRK

26 Eylül 2019 tarihinde Marmara’da 5.8 şiddetinde bir deprem yaşadık. Büyük bir hasar olmadı, ama milyonlarca İstanbullu haklı olarak korktu. Jeolog ve sismologlar, ne olduğunu ve ne olabileceğini anlattılar. Öte yandan, can korkusu ve belirsizliğin hakim olduğu zamanlarda hep olduğu gibi, sahtekârlıklar, batıl inançlar, paranoyalar ve komplo teorileri de ortalıkta dolaşmaya başladı.

Bu uydurma teorilerden biri, depremin HAARP denen bir ABD (bazılarına göre İsrail) silahıyla uzaktan tetiklenmiş olduğuydu.

9Haz/200

BU PİK BAŞKA PEAK – Ruhittin SÖNMEZ

BU PİK BAŞKA PEAK - Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sBilim adamları Mart ayından bu yana koronavirüs salgınının pik (İngilizce yazılışı peak) yaptığı yani zirveye ulaşma zamanını ve akabinde olacakları tartıştılar.

Haziran ayında ise bambaşka bir Peak gündeme oturdu. Bu Peak 2010 yılında bir grup Türk gencinin kurduğu, Avrupa’dan iki yatırım fonunun da desteğini alarak büyüttüğü bir sanal oyun yazılım şirketi.

Peak şirketi geçtiğimiz hafta 1,8 milyar dolara (12,3 milyar TL’ye) ABD merkezli oyun şirketi  Zynga’ya satıldı.

Sadece 10 sene içinde ve sadece 100 çalışanı olan bir şirketin 1,8 milyar dolar gibi bir değere ulaşması “yeni ekonominin” farkını gösteriyor. Yeni ekonominin değer anlayışı ve büyüme hızlarının eski ölçülerle kıyaslanması mümkün değil.

Yazılım üretiminde sadece bilgisayarlar ve onları kullanmasını bilen yaratıcı beyinlerden oluşan bir sermaye söz konusu. Üretilen ürünlerin bir fabrikası yok, hacmi ve ağırlığı yok.

Yıllardır “ihraç ürünlerimizin kilogram fiyatı çok düşük” diye yakınıyoruz. İhracatta kg başına 1,35 dolar gibi bir gelir elde ediyoruz. İhraç ettiği ürünlerden kg başına 2,54 dolar gelir elde eden G. Kore’yi ve ABD’yi, 3,7 dolar kazanan Almanya’yı ve 4,0 dolar gelir sağlayan Japonya’yı imrenerek izliyoruz.

Bu yüzden mesela Prof. Dr. Kerem Alkin “Türkiye Ekonomisinin odaklanacağı nokta, imalat sanayinin itici güç olmayı sürdürmesidir ve tarıma, imalat sanayine ve hizmetler sektörüne 'ihracat' perspektifi kazandırmaktır. 2023'de '2 dolar' katma değer, 2030'da ise '3 dolar' katma değer, 'dış ticaret fazlası veren Türkiye' hedefine de ulaşmamız anlamına gelecek” diyordu.

Elbette tarım, imalat sanayi ve hizmetler sektörü istikrar ve istikbal için çok önemli.

Ancak ağırlığı sıfır kg tutan ürünler üreten bir şirketimizin 1,8 milyar dolar etmesi müthiş bir şey değil mi?

Bu tür şirket satışlarımız ilk de değil. Ancak fiyatı 1 milyar doları aşan ilk teknoloji şirketimiz Peak.

2015 yılında Yemeksepeti Alman Delivery Hero’ya 589 milyon dolara satılmıştı. Trendyol için Çinli e-ticaret devi Alibaba 728 milyon dolar ödemişti. Peak için biçilen 1,8 milyar dolarlık değer bu satın almaların tutarını katladı.

6Haz/200

65 YAŞ ÜSTÜ İHTİYAR DELİKANLILARA SESLENİYORUM – Cafer GENÇ

65 YAŞ ÜSTÜ İHTİYAR DELİKANLILARA SESLENİYORUM – Cafer GENÇ

1 Haziran tarihi itibariyle normal hayata dönüş başladı. Her alanda olmasa bile pek çok hususta kısıtlamalar kaldırıldı,

Bu konuda iki şey söyleyeceğim.

Birincisi; koronavirüs salgını henüz tam anlamıyla bitmediği için bu karar, bana göre, çok erken alındı. İnşallah, ikinci dalga tehlikesini yaşamayız. Kurallara uymayı, tedbirli olmayı,, gevşememek gerektiğini hatırlatmış olayım.

İkincisi ise; yasaklamanın yaş sınırları itibariyle devam ediyor olmasıdır. 18 yaş altı gençlerin pek söz dinlemedikleri, en hareketli dönemlerini yaşadıkları malumunuzdur. Asıl meselenin 65 yaş üstü ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Ben henüz bu yaşa gelmemiş olmama rağmen, bu yaştakilerin kendilerini dışlanmış hissetmeleri beni de çok rahatsız etti. Çünkü, bu yaş grubu, yaşadıkları yılların bedel ödeyerek sorunlarla ve sıkıntılarla olgunlaşmışlardır ve hayat tecrübesi kazanmışlardır. Hak etmediklerini düşündükleri için mağdur olmalarına ve mahrum edilmelerine üzülmektedirler.

Hazır yeri gelmişken bu mikrobun genç-yaşlı demediğini, sağlıkçıları (profesör, doktor, hemşire) bile dinlemediğini biliyorsunuz. Haksızlık yapmamak adına, herkesin bu işi ciddiye alması gerektiğini önemle ve özellikle belirtmek istiyorum.

2Haz/200

ENDONEZYA’DA BİR YAZAR VE JAKARTA’NIN HATIRLATTIKLARI – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2ENDONEZYA’DA BİR YAZAR VE JAKARTA’NIN HATIRLATTIKLARI - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Muzaffer Baca’ya rica etmiştim “Yurtdışında bir uluslararası toplantıya gidiyorum. Batı Trakya’daki soydaşlarımızın son durumu hakkında bana bilgiler ver de tebliğime koyayım” demiştim. O günlerde Muzaffer Baca TRT Dış Yayınlar Dinleme Servisi’nde İngilizce ve Elence mütercim olarak çalışıyordu. Aynı zamanda Yenimahale Konkur Sitesi’nde de aynı katta komşu idik. Muzaffer Baca Batı Trakya Türkleriyle alakalı sivil toplum kuruluşunda görevleri vardı. Gerçi TRT’de hem talebe ve hem de mütercim olarak çalışan Ahmet Salihoğlu, İskender Osman ve Hasan Müminoğlu adında arkadaşlarımız mevcuttu. Hepsiyle de iyi dostluklarımız vardı.

Konuk olarak Batı Trakya’dan gelenler Başkent Ankara’da bir arada olduklarında hem hasret giderir ve hem de sorunlarının çözümüzü konusunda değerlendirmeler yaparlardı. Ağır sıklet güreşçisi gibi babayiğit görünümlü; kilosu kadar, bölgede ağırlığı, itibarı olan, sözü geçen Batı Trakya Müftüsü rahmetli Emin Aga gelir gelmez hemen beni sorar; “Mehmet Beyi de çağırın, Batı Trakya’daki son gelişmeleri ilk ağızdan dinlesin, ona göre yazsın gazeteye, dergilere” dermiş. Muhabbetimiz bir hayli fazlaydı . Mekanı cennet olsun. Ben de bu toplantılara giderdim.

Benim yurtdışındaki bütün Türk Dünyası ile alakadar olduğumu yakından bilen Muzaffer Baca bu ricamı hemen yerine getirmişti. Ben de dosyayı alıp, çantama yerleştirdim.

2Haz/200

Nasıl Adam Olunur? – Rahmi TURAN

rahmi turanNasıl Adam Olunur? – Rahmi TURAN

Her zaman sorduğumuz bir soru vardır.

Adam nedir? Nasıl adam olunur?

Herkesin ayrı bir cevabı olabilir…

Her insan bir dünyadır. Okumasını bilen için her adam bir kitaptır.

Adam olmak, insan olmak demektir. Ne yazık ki günümüzde bazı insanlar hâlâ adam olamamıştır.

Dünyadaki en büyük, en soylu yarış, adam olmak yarışıdır.

Tüm dünya ülkeleri, tüm insanlar kardeşimiz ve iyilik yapmak da ilkemiz olmalıdır. Oysa çoğu zaman adam ol­mak yerine “insan insanın şeytanı” oluyor!

Atatürk'ün Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlık kürsüsünden gerici bir milletvekiline söylediği şu söz çok ünlüdür: “Laiklik adam olmak demektir hocam, adam olmaktır!”

30May/200

GÜL ÇOCUK…/ Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrak

GÜL ÇOCUK.../ Seyfettin KARAMIZRAK

Doğunca nadide, suçsuz masumdun,
Sevgiyle kurulmuş, bir dünya umdun,
Kem talih tüketti, sanki bir mumdun.
Bağrında dikenler, sen bülbül çocuk,
Hicranla şakımak, yetsin, gül çocuk.

Annenin göz nuru, candın umuttun,
Ne kadar huzurlu, ne çok mesuttun,
Sevinmek arzundu, hepten unuttun.
Güneştin parlardın, şimdi kül çocuk,
Yeniden aydınlat, sönme gül çocuk.

29May/200

Eliniz ve Yüzünüz Kendinize ve Başkalarına Rahatlık Versin! – Dr. Zülfikar ÖZKAN

Eliniz ve Yüzünüz Kendinize ve Başkalarına Rahatlık Versin! – Dr. Zülfikar ÖZKAN

Yüzünüz, kendinize ve diğer insanlara rahatlık versin ve başkalarını olumlu yönde etkilesin.

Rahatlamış bir yüz, etkileyicidir.

Gülümseme eşliğinde kendinize  ve karşılaştığınız insanlara  selam verin. "Tebessüm, iki insan arasındaki en kısa mesafedir” der Victor Borge. Gülmek  en iyi ilaçtır. Gülerken bedenimiz dışarıya daha çok karbondioksit atar, daha çok  endorfin üretir, daha çok  akyuvarların üretilmesini sağlar. 

Yüz ifademizin aldığı  şekil, o şekle uygun duyguların uyanmasına sebep olur. Bu yöntemle yüzünüzde olumlu duyguları uyandırın ve diğer insanlara yansıtın ki onlarda da aynı duygular uyansın.

Yapılan bir araştırma da üzüntülü ve depresyonlu insanlara her hangi bir gülümseme hissetmeden mekanik olarak gülümsemeleri  istenmiştir. Onlardan ağızlarının yanlarındaki kasları gerginleştirmeleri ve  ağız uçlarını yukarıya doğru  kıvırmaları istenmiştir. Bu  çalışma sonucunda bir çoğu depresyondan  çıkmış ve kendilerini mutlu hissetmişlerdir (Rowshan, s. 86- Özkan, s. 262).

28May/200

Nefret Diline Hayır – Fazlı KÖKSAL

FazlY_KOKSALNefret Diline Hayır - Fazlı KÖKSAL

Yunus’un sevgi dilinin yeşerdiği bu topraklarda, sevgi tohumlarının sulanmadığı zamanlarda çakırdikeni gibi nefret dilinin fışkırdığı da olmuştur. Ama bu kötü dönemler, toplumsal izanın galip gelmesi, nefret dilinin çakırdikenleri gibi bu topraklardan atılması sonucu hep kısa soluklu olmuştur…

Derinlemesine incelediğimizde görüyoruz ki, bu nefret söylemleri yabancı istihbarat örgütlerinin çabaları ve kışkırtmaları sonucu zemin buldu. 15-16 Haziran olayları, sağ-sol, Alevi-Sünni, Türkmen-Kürt ayrışmaları hep yabancı istihbarat örgütlerinin, toplumu iç savaşa yöneltme amaçlı kışkırtmalarıydı…

İç savaş çıkarmayı başaramadılar ama her toplumsal ayrışmanın ardından yeni bir darbe geldi…

Tabii her ayrışmayı yabancı istihbarat örgütlerine bağlamak da çok doğru olmaz…

İktidarını devam ettirmek veya iktidarı dönüştürmek niyetindeki siyaset ve vesayet organları da zaman zaman toplumu ayrıştıracak girişimlerde bulundular. Projeler hazırladılar. Vatan Cephesi ve 28 Şubat bu projelerin aklıma ilk gelenleri…

Bir de yıllardır yer altından derin derin çalışan, yabancı istihbarat örgütleri tarafından yönlendirilen FETÖ ve FETÖ benzeri “din maskeli” örgütler… , 

 

26May/200

GÜLE GÜLE RAMAZAN – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrak

GÜLE GÜLE RAMAZAN - Seyfettin KARAMIZRAK

 

Uzak kaldık kalplerimizi paslandı,

Kavuştuk ya deli gönül uslandı,

Sevincinden gözler yaşla ıslandı.

 

İstiyoruz buluşalım her zaman,

Hanelere huzur verdin Ramazan.

26May/200

NEREDE (BURADA) O ESKİ BAYRAMLAR – Cafer GENÇ

NEREDE (BURADA) O ESKİ BAYRAMLAR – Cafer GENÇ

Dini ve milli bayramlarımız hayatımızın müstesna günleridir. Bayramlar, birliğin ve dirliğin, ilginin ve sevginin özel ve güzel tarifidir.    

Yaşı kemale ermiş olanların, her bayramda, akıllarına gelen ilk soru, (daha doğrusu sitem ve özlem) "Nerede o eski bayramlar?" sözü olur.

Bugün, eski bayramlara bir bayram gezisi yapalım da, "Burada o eski bayramlar" demiş olalım. Böylece, geçmişimizi hatırlayarak nostaljik bayram duyguları yaşamanın tadını almakla birlikte, kültürümüzü yaşatmanın sorumluluğunu da yerine getirmiş olalım.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki herhangi bir şeyi bulunduğu zamana, şartlara, imkânlara ve ortamına göre değerlendirmek gerekir. Değişen ve gelişen zamana göre, hayatımızı kolaylaştıran teknolojinin, yaşayışımızı yönlendirdiğini ve yenilediğini görmekteyiz.

En güzel bayramlarımı çocukluğumda, rahmetli dedem zamanında yaşadım. "Nerede o eski bayramlar?" sözünü dedemden duymadım ama rahmetli babamın arada bir söylediğini hatırlıyorum.

Eski bayramların tadını, ben de çocuklarıma söylüyorum. Çocuklarımdan torunlarına kadar bu sözlerin bu şekilde söylenmesi devam edecek gibi görünüyor. Çünkü bayramlara tatil anlayışı yerleşmiş, mutlaka gidilmesi gereken üç, beş ev ziyareti gerçekleştirilmiş ve sadece akrabaya gelip gitme yeterli bulunmuş olmaktadır.

Şimdiki çocukların, topladıkları naylon torba dolusu çeşit çeşit şekerleri yok artık(!) Yastığın altına saklanan ayakkabıların ve bayram giysilerinin yerinde anılardaki hayaller kaldı. Mendil içerisinde verilen paraların yerini, süslü paketlerdeki bayram hediyeleri aldı.   

 

23May/200

Covit 19 Savaşımız ve bir Dostun Kaybı – Dr. H. İbrahim KAHRAMAN

h i kahramanCovit 19 Savaşımız ve bir Dostun Kaybı - Dr. H. İbrahim KAHRAMAN

İnsan corona virüsleri, nezle gibi basit belirtilerle atlatılan hastalık etkenidirler. Covit 19 ise hayvanlarda çoğunlukla hastalık yapmayan fakat geçirdiği mutasyonla (genetik yapı değişikliği) insanlarda aşırı bulaşıcılık özelliğinde ve genelde solunum yollarını tutarak hastalık yapan bir virüstür.

Aralık 2019’da Çin’deki Wuhan şehrinin yabani hayvan alış-verişlerinin yapıldığı bir pazar yerinden gelen hastalarda ilk defa tespit edilmiş ve şu anda tüm dünyayı etkisine alan büyük salgının(pandemi) sebebi olarak bilinmektedir.

Ülkemizde ilk hasta 11 Mart 2020’de tespit edilmiştir. Covit 19 virüsünü alanların %80’i basit şikayetlerle veya belli belirsiz şikayetlerle hastalıklarını atlatmaktadır. %14’ü ise yüksek ateş-öksürük ve hafif solunum yetmezliği belirtileri şeklinde bir şikayeti yaşamaktadır. Kalan %6’sı ise önemli akciğer sorunlarının yaşandığı bazen diğer sistemleri de etkileyen bir hastalık şeklinde seyretmekte ve ciddi bir sağlık sorununa dönüşmektedir.

Maalesef bunların yarıya yakını kurtulamamakta ve bu sebeble covit 19 hastalarının %2-5’i ölümle sonuçlanmaktadır. Aşırı bulaşıcılık özelliği ve bu oran, covit 19 hastalığını önemli kılmıştır. Nitekim hastalık kısa sürede genel salgın (pandenmi) şekline dönüşmüş ve yöneticiler bu salgın hastalığa karşı önemli kararlar almaya mecbur kalmışlardır.

Bu durum ülkemizde ve dünyada günlük hayatımızı etkileyen durumlar yaratmıştır. Çalıştığım kurumun enfeksiyon hastalıkları uzmanı olmam sebebi ile bu salgını yakından takip etmekteyim. Ayrıca bu hastalığa yakalanan birçok insanın hastalığını da bizzat takip ve gözlemleme imkanım olmuştur.