Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
6Nis/210

104 EMEKLİ AMİRALİN BİLDİRİSİ VE MAĞDURİYET DEVŞİRME – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s104 EMEKLİ AMİRALİN BİLDİRİSİ VE MAĞDURİYET DEVŞİRME – Ruhittin SÖNMEZ

Bu fırsatı kaçırmayacaklarını zaten biliyorduk. Her şeyi denediler yine de oylar düşmeye devam ediyor. Tencerelerde et değil, dert kaynıyor ve devleti yönetenler vatandaşın halini anlamaktan çok uzak. Böyle olunca müjdeler, paketler fayda etmiyor. Kör nefislerine mâni olup, vatandaşa koydukları yasaklara kendileri uymadığı için insanlar öfke içinde.

Anket firmaları onbeş gün içinde bile iktidara destek oranlarında ciddi kayıplar olduğunu ölçüyor.

104 Emekli Amiral Montrö Sözleşmesine dair görüşlerini açıkladılar ya! “Oh!” dediler… Can simidi bulmuş gibi oldular.

“Darbe imasında bulundular, eski Türkiye özleminde olanlar, askeri vesayet isteyenler” gibi sözlerle “haddinizi bilin!”, “göze alabilene hodri meydan!” gibi ifadelerle sözde meydan okudular.

Bu yazı kapsamında bildirinin ve tepkilerin siyaseten kime yarayacağı, zamanlaması, arka planında hangi güçlerin olduğu gibi hususlar değil, olayın hukuki çerçeveden değerlendirmesi yapılacaktır.

Bu amiraller muvazzaf olsa gösterilen tepkiyi haklı bulur ve tepkileri biz de gönülden desteklerdik. Çünkü muvazzaf subayların görüşlerini rapor sunarak bildirme imkanları ve hatta görevleri vardır.

Ama emekli amirallerin ellerinde silah yok yani emir ve komutası altında darbe yapabilecek askeri güçleri yok. Bizim gibi sade vatandaşlar. İsteseler bile darbe yapamazlar.

5Nis/210

7 NİSAN DÜNYA SAĞLIK GÜNÜ – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrak7 NİSAN DÜNYA SAĞLIK GÜNÜ - Seyfettin KARAMIZRAK

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.. Kanuni Sultan Süleyman

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Anayasası’nın yürürlüğe girdiği “7 Nisan” günü, tüm dünyada Birleşmiş Milletler kararı ile 1945 yılından itibaren; “7 Nisan Dünya Sağlık Günü” olarak kutlanmaktadır.

Sağlık; Ruhen, bedenen ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlanmaktadır. Sağlık, insan yaşamı üzerinde etkili olan en önemli kavramların başında gelir. İnsan, sağlık dışındaki tüm imkânlara sahip olsa dahi, bunları kullanabilmek için sağlığa ihtiyaç duyar.

3Nis/211

COVİD-19 SALGINI ÜÇÜNCÜ DALGASINI YAPARKEN – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN

h i kahramanCOVİD-19 SALGINI ÜÇÜNCÜ DALGASINI YAPARKEN – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN

Salgın hastalıklar toplumlarda derin yaralar açarlar. Her büyük salgın sonrası insanların yaşamında büyük değişimler olmuş ve hayat hiçbir zaman eskisi gibi olmamıştır. Çarşıları,marketleri, spor alanlarını, mabetleri velhasıl toplu yaşanılan her alanı kapattırarak alışılan şekli ile kullanılmaz hale getirmiştir. Bu durum günlük hayatımızda, ikili ilişkilerimizde büyük değişikliklere sebep olmuş ve olmaya devam etmektedir. Komşuluk arkadaşlık ilişkilerinden, düğün-dernek alışkanlıklarımıza, cenaze törenlerimizden, iş alışkanlıklarımıza ve eğitim düzenimize kadar birçok yeni mecburiyetler geliştirip yaşamamıza sebep olmuştur.

Mart 2020’de başlayan ilk dönemde beş bini ölümle sonuçlanan bir milyona yakın insanımız hastalığa yakalanmış ve salgın iki ay içinde kontrol altına alınarak Haziran 2020 başında normalleşmeye geçilebilmişti. Burada yönetimin dikkati, sağlık ordumuzun gayreti ve insanlarımızın salgına karşı yapılan tavsiyelere uyumu etkili olmuştur. 2020 Ekim’inde gerek mevsimin etkisi gerekse insanlarımızdaki salgına karşı yapılması gereken tedbirlerdeki gevşemenin getirdiği rahatlık, hastalığın artarak ikinci dalga yapmasına sebep olmuştur.

2Nis/210

Ramazan iklimine girerken – Fahri SAĞLIK

fahri sağlıkRamazan iklimine girerken - Fahri SAĞLIK

Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurulur;

“O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği ramazan ayıdır. Artık içinizden kim bu aya yetişirse onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, başka günlerden sayısınca tutar. Allah sizin için kolaylık istiyor güçlük çekmenizi istemiyor…”(Bakara,2/185﴿ İndirilmeye başlandığı aya değer veren, o ayı on bir ayın sultanı yapan, indirildiği geceye değer veren o geceyi bin aydan daha hayırlı yapan Kur’an-ı Kerim’dir. Ramazan Kur’an ayıdır.

Bu ayda Peygamber Efendimizle Cebrail bir araya gelirler Kur’an-ı Kerimi okurlardı. Bugün hem evlerimizde hem de camilerimizde okuduğumuz mukabelelerin ana kaynağı budur. Bizler Peygamberimiz (s.a.s.) ve Cebrail (a.s.)’ın sünnetini bugün mukabelelerle yaşatıyoruz. Kalplere nur, gönüllere şifa, müminlere rahmet ve bütün insanlığa hidayet olan Kur'an-ı Kerim, bu ay içerisinde bulunan Kadir Gece'sinde indirilmeye başlanmıştır. “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Bilir misin nedir Kadir gecesi? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. ﴾Kadr, 1-3﴿ , Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur'an) geldi.” ﴾Yunus, 10,57﴿ buyurulur.

2Nis/210

“TÜRKSÜZ TÜRKİYE PROJESİ” DEVAM EDİYOR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s“TÜRKSÜZ TÜRKİYE PROJESİ” DEVAM EDİYOR - Ruhittin SÖNMEZ

Türkiye’de kendisini “Türk hissetmeyen” ve hatta Türk’e karşı “kindar” bir kesimin olduğunu biliyoruz.

Bunlar bazen “Ak Parti sayesinde hepimiz Türk olmaktan kurtulduk” diye ortaya çıkar. Bazen kamu kurumları isimlerinden T.C. ibaresinin kaldırılması kararını alarak kendini gösterir. Bazen de Anayasa’dan “Türk” kelimesini çıkarmak için teklifleriyle rengini belli eder.

Bunlar “Türk” kelimesinden ve hele “Ne mutlu Türk’üm diyene”,“ varlığım Türk varlığına armağan olsun” gibi veciz sözlerden nefret ederler.

Türk milletinden bahsederken “Kürt, Arap, Çerkez, Laz, Ermeni, Roman” gibi etnisiteyi ön plana çıkaran kavramları kullanırlar. Ortak kimliğimizi ifade eden Türk kavramını da bu etnisitelerle eşit bir etnik kavram olarak sıralarlar.

Her türlü etnisiteden olanlar bu alt kimliğini gururla öne çıkarırlarken “ben Türk’üm” diyene “ırkçılık yapma” diye ayar vermeye çalışırlar.

Bu kesim "Tarihimizle yüzleşmek" adı ile yürütülen kampanyalarla, Türklerin bırakın kimliğiyle gurur duymasını, utançtan başını kaldıramaz hale gelmesi için inanılmaz bir gayret sarf ederler.

Bunlar sayıca fazla değildirler. Ama iktidar partisi AKP içinde çok etkin oldukları için fazlasıyla cesur ve Türk Milletinin sinir uçlarıyla oynamaktan çekinmeyecek kadar pervasızdırlar.

Neden cesur olmasınlar ki, kendilerini “Türk Milliyetçiliğini” temsil eden parti olarak ifade eden MHP bütün bu cüretkâr saldırılara karşı adeta kalkan oluyor.

Bu yüzden her seferinde “artık bu kadarını da yapamazlar” dediğimiz şeyleri yapıyorlar.

30Mar/210

GÜVEN VE İSTİKRAR SLOGANLA GELMEZ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sGÜVEN VE İSTİKRAR SLOGANLA GELMEZ – Ruhittin SÖNMEZ

Ak Parti’nin son kurultay sloganı “Güven ve İstikrar” idi. Sloganı kullananların benim düşündüklerimden farklı bir kastı olabilir. Ama bana göre, doğru bir teşhisle isabetli bir tedavi yöntemini işaret eden bir slogan bu.

Ülkemizin içinde bulunduğu devasa meselelerin en başında devleti yönetenlere ve devletin kurumlarına olan güvenin kaybolması geliyor.

Devlete olan “güven” devleti yönetenlerin ve kurumların her hal ve şartta halka doğruları söylemesi ile mümkün olur.

Bu da yetmez. Devletin kurumlarının doğru bilgiye dayalı stratejik planları kısa, orta ve uzun vadeli olarak istikrarlı bir şekilde uygulayacağına halkın inanması gerekir.

Türkiye’de bunlar olmadığı için devlete “güven” yok!

Kurumların çalıştığına ve kuralların herkese eşit şekilde uygulandığına güven kalmayınca hukuktan, ekonomiye; sağlıktan, eğitime; ahlaktan, din anlayışına kadar her alanda çöküntü kaçınılmaz oldu.

Bu çöküşün kendilerini iktidardan edeceğini gören iktidar panik içinde, her geçen gün “daha otoriter bir yönetim anlayışını” uygulamaya başladı.

İktidarın “İstikrar” kavramından tek anladığı kendi koltuklarını korumak. Bu yüzden kendi sorumluluklarının üstünü örtmek için çabalamakta. Kurumların başına getirdikleri sadık taraftarlarını bile rahatça harcamaktan çekinmez oldu.

Devlet içinde “istikrar”da kayboldu.

“Güven” ve “istikrar” aranan iki kavram haline geldi.

27Mar/210

Dünyayı Kurtaran Çift Bizi Gururlandırdı – Hakan HACIİBRAHİMOĞLU

hakan hacıibrahimoğlu

Dünyayı Kurtaran Çift Bizi Gururlandırdı - Hakan HACIİBRAHİMOĞLU

Gelecek, henüz belirgin olmadan fırsatların farkına varabilenlere aittir.Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier; Oscar Wilde’ye ait bu cümleyi iki Türk hekimine Alman devlet nişanı takdim ederken kullandı. Dünyayı kurtaran çift olarak anılan Dr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin Alman devlet nişanı alarak bizi gururlandırdı.

Almanya’nın en önemli devlet ödülü olan yıldızlı büyük liyakat nişanı siyasi, ekonomik, kültürel, manevi ve fahri alanlarda olağanüstü başarı gösterenlere veriliyor. Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier; Cumhurbaşkanlığı sarayı bugüne kadar bu derece önemli bilimsel bir kahramanlığa tanıklık yapmadı diyerek iki Türk hekiminin ileri görüşlülüğü, araştırmacı ruhu ve sonsuz çalışma azmiyle ışık hızında bir süreçte aşı geliştirdiklerine dikkat çekti.

Steinmeier; İki Türk hekimin kültürel, sosyal ve ekonomik olarak Almanya’nın ayakta kalmasına olanak sağladıklarını dile getirdi.Dünyayı kurtaran çift, mucize insanlar, Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci Almanların kahramanı, Türk milletinin gururu ve tüm insanlığın umudu oldular.

26Mar/210

MİLLETİN CANI DA MALI DA FEDA OLSUN – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sMİLLETİN CANI DA MALI DA FEDA OLSUN – Ruhittin SÖNMEZ

Mademki Allah sizi bize lütfetti, “bu millet” size oy verdi, yönetme yetkisi verdi; milletin canı da malı da size feda olsun.

Yeter ki siz iktidarda kalın. Sizin dışınızdaki “zillet” dediğiniz kesimi temsil eden “terörist”, “yüzsüz”, “terbiyesiz adamcağızlar” sizi seçimlerde yenip makamınızdan etmesinler. Allah muhafaza böyle bir şey olursa sizin bütün “sırlarınızı” ifşa etmek ve hatta “hesap sormak” cüretini bile gösterebilirler.

Siz ki seçkin ve üstün özelliklerinizle bu millete hizmet etmek gibi bir fedakârlık içindesiniz. Milletin de sizin için canını, malını feda etmesinden daha doğal ne olabilir ki?

Sizler mübarek insanlarsınız. Baroların, derneklerin mensubu olan sıradan ve günahkâr insanların katıldığı kongrelerle,  sizin kongrelerinizdeki virüsün davranışı bir olabilir mi? Sizler okuma, üfleme, aşılama, test dahil maddi ve manevi bütün tedbirleri almışsınızdır.

24Mar/210

YAŞLILARA SAYGI HAFTASI ÜZERİNE – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrakYAŞLILARA SAYGI HAFTASI ÜZERİNE – Seyfettin KARAMIZRAK

Yaşlılık ve yaşlı sağlığı konularında farkındalık oluşturmak adına; “18–24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası” olarak anılmaktadır.

Sözlükte yaşlı insan, takvimsel yaşı ilerlemiş, ihtiyarlamış kimse anlamına gelmekle birlikte, deneyimli, tecrübeli kişi anlamında da kullanılmaktadır.

Doğum oranlarının düşmesi ve teknolojik gelişmelerin sağlık hizmetlerinde etkili kullanımı, bilinçli beslenme ve hareketli yaşam, ortalama yaşam beklentisinin uzamasına ve yaşlı nüfusun artmasına imkân sağlamıştır. Yaşlanma, çevreyle kurulan ilişkilerin sınırlanması ile başlar esasında. "Önemli olan hayata yeni yıllar eklemek değil, yılları hayata eklemektir.”

İnsanoğlunun var olduğu günden bugüne kadar üzerinde en çok düşündüğü, araştırma yaptığı, çareler aradığı, fakat bir türlü engelleyemediği gerçek,“yaşlanmak”tır.

Uzmanlar yaşlıları; genç yaşlılar (65-74 yaş), orta yaşlılar (75-84) ve ileri derecede yaşlılar (85 yaş ve üzeri) olmak üzere üçe ayırmaktadır.

23Mar/210

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEN ÇEKİLME KARARI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sİSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEN ÇEKİLME KARARI - Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanlığı Sistemine taraf olanlar “Cumhur İttifakı”, Parlamenter Sistem isteyenler “Millet İttifakı” içerisinde buluşmuşlardı. “Andımızın” okutulmasının yasaklanmasına karşı tepkiler ittifaklardan farklı yeni bir gruplaşma ortaya çıkardı.

“Siyasal İslamcı” ideolojiden türeyen AKP, SP, Deva Partisi ve Gelecek Partisi ile etnik ayrılıkçı HDP Andımızın okutulmasını istemeyenler sınıfında buluştu. Milliyetçi damardan beslenen CHP, İYİ Parti, MHP, BBP ise Andımızın okutulmasını savundular.

Bu olayın akabinde, gece çıkarılan bir “Cumhurbaşkanı Kararı” ile Türkiye “İstanbul Sözleşmesi”nden çekildi.

Aynı gece Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal görevden alındı.

Acaba bu iki önemli kararda “Andımız” kapsamındaki gruplaşma üzerinden bir hesap olabilir mi?

İstanbul Sözleşmesi ile imzacı devletler kadına yönelik şiddet ile aile içi şiddet, çocuklara karşı şiddet ve çocuk istismarını önlemek üzere gerekli tedbirleri almayı taahhüt etmektedir.

Bunlara ilaveten cinsel yönelimleri sebebiyle şiddete muhatap olan eşcinsellerin korunması da taahhüt edilmekte.

Türkiye İstanbul Sözleşmesi'nin ilk imzacı devletlerinden olup 24 Kasım 2011'de TBMM’de onaylanarak parlamentosundan geçiren ilk devlet olmuştu. Ak Parti bu sözleşmeyi kabul edenlerin öncüsü olmayı hep övünerek anlatıyordu.

Recep Tayyip Erdoğan tarafından TBMM'ye yollanan tasarının gerekçesinde de Sözleşmenin hazırlanması ve sonuçlandırılmasında Türkiye'nin "öncü rol" oynadığına dikkat çekilmişti.

Erdoğan, Sözleşmeye "taraf olunmasının ülkemize ilave bir yük getirmeyeceği ve ülkemizin gelişen uluslararası saygınlığına olumlu katkıda bulunacağı” iddia etmişti.

2015'te Turuncu adlı dergide Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle bir başmakale yazan Erdoğan, Türkiye'nin sözleşmeye "çekincesiz" imza koyduğunu, birçok ülkede çıkmayan uyum yasalarının Türkiye'de 6284 sayılı koruma kanunu ile çıkarıldığını ifade etmişti.

Şimdi ne oldu da bir gece yarısı çıkan CB Kararı ile sözleşmeden çekilme iradesi ortaya konuldu?

4,5 ay önce, döviz kurları artışı durdurulamadığı için, Merkez Bankası Başkanlığına getirilen Naci Ağbal, bu süre içinde faizleri yüzde 8,5 artırdı. Görevden alınma sebebi faiz artışı olarak gösteriliyor.

Andımızın okutulması kararına karşı çıkan SP, Deva Partisi ve Gelecek Partisi tabanının, İstanbul Sözleşmesine” karşı olduğu için AKP’yi destekleyeceği düşünülmüş olabilir.

Bu partilerin tabanının ideolojik olarak “faiz karşıtı” olduğu da gözetilerek bu iki hamle yapılmış olabilir.

Tek sebep bu değilse bile, önemli etkenlerden birinin bu hesap olduğunu düşünüyorum.

21Mar/210

Türk Kültüründe Nevruz – Oğuz ÇETİNOĞLU

oğuz çetinoğlu 2

Türk Kültüründe Nevruz - Oğuz ÇETİNOĞLU / Ekonomist, Araştırmacı-Yazar

Nevruz, Farsça'da ‘Yeni Gün’  anlamında bir kelimedir. Türk kültüründe ise bir Bayram Günü'nün adıdır. Bütün bayramların ortak özelliği, milletin fertlerini birbirine bağlaması, sosyal bütünleşmeyi sağlaması ve millet olma şuurunun doğmasında ve gelişmesinde etkili olmasıdır. Nevruz, bu amaçların gerçekleşmesi için kutlanmaktadır. Diğer bayramlarda olduğu gibi, Nevruz kutlamalarında da paylaşılan kederler azalır, sevinçler çoğalır. Pir Sultan Abdal, Nevruz gerçeğini şöyle ifade ediyor:

‘Âşık olan canlar bugün gelirler                                                                                      Sultan Nevruz günü birlik olurlar                                                                                   Hallak-ı cihanda ziyâ olurlar                                                                                     
Himmeti erince Nevruz Sultan'ın’

Nevruz, öncelikle çok geniş bir alanı ifade eden Türk Dünyâsı'nın bayramıdır. İslâm Âlemi'ne dahil olan Farslar ve Şii inancındaki topluluklar ile Alevî kültürüne mensup insanlar da Nevruz'u bayram olarak kutluyorlar.

21Mar/210

Emrehan Küey – “Abide Şahsiyet” – Rıza Tekin UĞUREL

unnamed (3)Emrehan Küey – “Abide Şahsiyet” – Rıza Tekin UĞUREL

12 Mart 2019

Manisa Mevlânâ Araştırma Kültür ve Sanat Derneği Başkanı Emrehan Küey’i 13 Mart 2006 tarihinde sabaha karşı Uşak-İzmir karayolunda geçirdiği trafik kazası sonucunda kaybettik.

Celal Bayar Üniversitesi Öğretim Görevlisi olan Emrehan Küey, MAKSAD (Mevlana Araştırma Kültür ve Sanat Derneği) Başkanlığının yanı sıra Manisa Aydınlar Ocağı ve Kuvayı Milliye Derneği Manisa Şubesi Başkanıydı.

O bir hizmet eriydi…

O bir hizmet eriydi… “Dede himmet” dediklerinde “Oğul hizmet!” buyurmuşlar. İşte Emrehan Küey’in adı hizmetle anılırdı. Himmeti hak eden biriydi O. Neye hizmet etti? Türk kültürüne, Türk sanatına, Türk Edebiyatına kısacası Türk İrfanına…

Üniversiteye intisap etmeden önce kurduğu Akademi Kitabevi’yle yüzeliden fazla kitabın yayınlanmasını sağladı. Kitapları basarken ticarî zihniyetten uzaktı. İşini devam ettirebilecek geliri temin için üniversite ders kitabının haricinde bilimsel, millî kültüre yönelik yayınlar yapmıştır.

19Mar/210

2021 İÇİN HATIRLATMALAR; İSTİKLAL MARŞI, MEHMET AKİF VE SAFAHAT – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mcç ayhan katırcıkara2021 İÇİN HATIRLATMALAR; İSTİKLAL MARŞI, MEHMET AKİF VE SAFAHAT - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

2011 Mehmet Akif Ersoy yılı olarak ilan edilmişti.

Böylesi ilan edilme yılları konusu Birleşmiş Milletler ve UNESCO’dan mülhemdir. Böylece bütün dünyanın ortak mirası olan eserlerle ve söz konusu ülkenin önemli aydınlarından biri yıl boyunca değişik etkinlikle tanıtılıyor.

UNESCO ilk önce İstanbul’u (1985), en son da Göbeklitepe Arkeolojik Alanını (2018-Şanlıurfa) dünyanın ortak mirası olarak ilan etmişti. Birleşmiş Milletler ise 2020 yılını filozof, bilim adamı, mantıkçı, felsefeci, gökbilimci ve müzisyen Türk alimini gündeme taşıyarak Farabi Yılı olarak duyurmuştu. Kaynak ve kadro da her zaman BM ve söz konusu ülkenin imkanları nispetinde faaliyetlere imkan buluyordu. İyi bir uygulama nereden bakarsanız bakınız. Ama biz “Farabi’yi, İstanbul’u ve Göbeklitepeyi yeteri kadar bütün dünyaya tanıttık mı? ”Doğrusu tartışılır.

Peki kendi ilan ettiğimiz İstiklal Marşı Şairimizin ölümünün 75. Senesinde 2011 Mehmet Akif Ersoy Yılında neler yapıldı? Bana göre kayda değer hiçbir şey dikkat çekmedi. Yerel yönetimler Safahat’ın telif hakkı kalktığı için bol bol itinasız Safahat bastılar. Bu nedenle de bazı kitapçılar iki kitap alana bir Safahat hediye eden kampanyalara başladılar. Çünkü bir belediyemiz 60 bin Safahat bastı, on binini dağıttı, gerisi depoda duruyordu. Matbaacı beni arayarak “Mehmet Bey, bu adamları tanıyorsanız gelip Safahatlarını alsınlar, biz söz geçiremiyoruz, kendi kitaplarımızı da bu yüzden depolayamıyoruz” dediğinde küçük dilimi yutacaktım. Bazı yerlerde konferanslar ve toplantılar elbette tertip edildi. Bunun için bir kadro falan sanmıyorum ki tahsis edilsin. Ancak kaynaklar hovardaca kullanıldı. Dönüp arkama bakıyorum ortada hiçbir şey yok. Mesela sizin hatırlattığınız önemli bir etkinlik var da benim mi aklıma gelmiyor?

18Mar/210

Kendi Derdime Derman olamamışken.!!! – Yüksel ERCAN

Kendi Derdime Derman olamamışken.!!! – Yüksel ERCAN

Türkiye'de bir vesile ile siyasete soyunmuş ve soyunduğu siyaset arenasında belli bir yol almış kim varsa o andan itibaren kendi hayatını, ailesinin hayatını mecburen bir kenara iter ve kalan ömrünü başkalarının mutluluğu ve rahatı için harcamak zorunda kalır,

"Ali'nin tayini ,

Velinin krediisi,

Hasanın terfisi,

Hüseyin'in çocuğuna uygun fiyata özel okul bulunması

Süleyman'ın ailesine yaz tatili geldiğinde bir devlet misafirhnesinde yer ayrılması,"

derken bakarkı kendi ömrü nerede ise sona ermek üzere.

Bizim memlekette bu tür ara işler "Tuzlukçuluk" olarak tanımlanır,

17Mar/210

TÜRK, TÜRKLÜK VE TÜRK MİLLETİ – Prof.Dr. Mustafa ÖZBALCI

indir sil

TÜRK, TÜRKLÜK VE TÜRK MİLLETİ – Prof.Dr. Mustafa ÖZBALCI

Millet kavramı, sadece ırkî birtakım özelliklerin bir araya getirdiği bir topluluğu, bir ana kavmi ifade etmez ve dayandığı bir ırkın, bir soyun bütün özelliklerini tam olarak yansıtan, saf ve katıksız bir milletin varlığından da söz edilemez.

Zira hiçbir insan topluluğu tarih sahnesine ilk çıktığı hâliyle kalmaz, kalamaz. Zaman ve mekân değiştikçe başka topluluklarla karşılaşır, onların kültüründen, dilinden, inancından, yaşayışından etkilenir ve onlarla kaynaşır. Bu da doğal olarak fertlerin ve toplumların sosyal yapısının değişmesine ve değişerek büyümelerine yol açar.

Her topluluğun bir milletleşme süreci vardır. Millet, tarihî zaman içinde farklı ırkların kaynaşması ve ortak bir kültürün çevresinde toplanması ile oluşan bir terkiptir. Bu terkibin en önemli bileşenleri dil, din, kültür, tarih, coğrafya vb. faktörlerdir.

16Mar/210

KANUNLAR BİZİ BAĞLAMAZ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sKANUNLAR BİZİ BAĞLAMAZ - Ruhittin SÖNMEZ

“İçişleri Bakanı Soylu'nun annesinin cenaze töreninde İçişleri Bakanlığı'nın 'salgın' genelgesine uyulmadı!”

Bu haber bile ülkemizin hukuk devleti niteliğine dair bilgi vermeye yeter.

Devletin koyduğu, sadece sıradan vatandaşların uyduğu, uymadığı zaman cezalandırıldığı kurallar söz konusu.

Balzac, “Kanunlar örümcek ağı gibidir. Küçük sinekler takılır, büyük sinekler deler geçer” demiş.

Ama bizdeki “büyük sinekler” yani kurallara uymayanlar, bizzat kuralları koyanlar.

Süleyman Soylu’nun yönettiği İçişleri Bakanlığının genelgesine göre, salgın sebebiyle 'çok yüksek' ya da 'yüksek risk' kategorisindeki illerde cenaze törenine katılım en fazla 30 kişi olmak zorunda.

Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katıldığı, S. Soylu’nun annesinin cenaze töreninde de bu kurala uyulmadı. Kalabalık bir katılım oldu. Namaz mahalli “lebalep” doldu. Üstelik saflar gayet sıkı tutuldu, “sosyal mesafe kuralı” cami avlusuna giremedi. Tıpkı daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı diğer cenaze törenlerinde olduğu gibi.

Bu arada İçişleri Bakanlığı'nın sitesinde hâlâ “cenaze törenlerine katılımın 30 kişiyle sınırlı olduğu”yazmakta idi.

15Mar/210

Dün Meral Akşener, Bugün Meral Akşener – Yüksel ERCAN

yüksel-ercan_thumb

Dün Meral Akşener, Bugün Meral Akşener – Yüksel ERCAN

28 Şubatın Efsane İç İşleri bakanı Meral Akşener’in MHP Genel başkan adayı olduğu günleri hatırlayın, Tüm çabalara rağmen bir türlü yapılamayan MHP’nin büyük Kurultayı ile ilgili hemen her noktadan ayrı bir görüş belirtilirken bir taraftan da “MHP’nin toplanması nerede imkansız olan kurultay çalışmalarından netice alınamadığı takdirde Meral Akşener yeni bir siyasi oluşum ile yola devem edebilirmi, ederse kamuoyunda nasıl bir karşılık bulur.?” sorusu da zihinlerde daha fazla yer bulmaya başlamıştı.

Peşinen söylememiz gerekiyor, bizim Meral Akşener’e olan sevgimiz rahmetli ağabeyi Nihat Gürer’den dolayıdır, Nihat abinin vefat ettiği güne kadar İzmit’e her gittiğimizde görüştüğümüz, eski bir il başkanımız olarak görüşlerine itibar ettiğimiz süreçte Meral Akşener’i de İçişleri bakanı olduğu dönemden sonra tanıdık sevdik, 2002 yılındaki seçim de saha da beraber koştuk, sonrasında ise bir abla- kardeş hukuku içerisinde bulunduk.

14Mar/210

MANİSA’DA SIRLANMIŞ BİR DAĞ (EMREHAN KÜEY) – Melek DÖRTBUDAK

thumb_20191231113045

MANİSA’DA SIRLANMIŞ BİR DAĞ (EMREHAN KÜEY) - Melek DÖRTBUDAK

Manisalı olup da onu tanımayan kişi nadirdir diye düşündüğüm birinden bahsetmek istiyorum sizlere.

Ben Manisalı değilim lakin onunla Manisa’ya geldiğimiz ilk günlerde tanışmıştık. Emrehan Bey aslen Manisalı olan Manisa’ya âşık, memleketine âşık bir insandı. Ben onun kadar çok yönlü ve çok sırlı bir insan daha tanımadım.

Emrehan bey Ziraat Mühendisliği tahsil etmiş fakat bir edebiyatçı kadar edebî bilgiye sahip, okumayı sever, insana değer verirdi. Hele hele gençlere çok kıymet verip onlarla zaman geçiren hatta onlarla birebir ilgilenen bir insan, bir ağabeydi. Bizler onun kimleri tanıdığını, kimleri yetiştirip kimlere dokunduğunu hiç bilemedik. Çünkü kendisi de bunları pek aşikâr etmez dile gelsin istemezdi.

Emrehan bey çok yönlü demiştik ya onun bir diğer yönü yayıncılığıdır. Akademi Kitapevi’nin (Akademi Yayınevi) sahibiydi kendisi. Akademi Kitabevinin iki şubesi vardı. Biri Manisa diğeri ise İzmir Bornova’daydı. Akademi Kitabevi de aslında gençler için bir akademi sayılırdı. Oradan çok genç yetişip akademik hayata atıldı. Emrehan bey kitapçı dükkânında daha çok üniversite öğrencilerinin, hocalarının ihtiyaçlarına cevap verecek yayınları bulundururdu. Yayınevinde ise kimsenin basmaya cesaret etmediği, edemediği popüler olmayan bilimsel çalışmaları veya mahalli yayınları basmayı severdi. Emrehan bey kitapları basmayı sever satmayı ise hiç sevmezdi. Şimdi düşünün bir yayınevi sahibi bir kitabı niye basar satmak için tabii ki. Fakat Emrehan Bey için bu böyle değildi. Kitaplar basılırken büyük bir aşk ve iştiyakla basar ama satılacağı zaman canından can kopardı adeta. Kitapları mümkünse hiç satılmasın daha çok memnun olurdu. Çünkü kitaplarına âşıktı.

13Mar/210

SALDIRMA HAKKI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sSALDIRMA HAKKI - Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gösterişli bir törenle açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı (İHEP) içinde, “acaba muhalefet liderlerine ve muhalif gazetecilere saldırma hakkı diye yeni bir hak mı getiriliyor?” diye düşündüm.

Öyle ya, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik darp ve linç eylemlerinin failleri, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in evine kadar gelen saldırganlar, İyi Parti il yöneticilerine kalleşçe saldıranlar, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’a silahlı sopalı saldırı yapanların hiçbiri ceza almadı.

Muhalif gazetecilerin durumu da en az bunlar kadar vahim.

Sadece 10 Mayıs 2019’dan bu yana Yeniçağ yazarı Yavuz Selim Demirağ, gazeteci Sabahattin Önkibar, Korkusuz Gazetesi yazarı Ahmet Takan, Yeniçağ yazarı ve İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in basın danışmanı Murat İde, Yeniçağ yazarı Orhan Uğuroğlu, KRT programcısı Afşin Hatipoğlu saldırılara uğradılar. Son olarak da böyle namertçe bir saldırının mağduru gazeteci Levent Gültekin oldu.

Bu olayların ortak iki yönü var. Gazeteci mağdurlar tek başına iken, 5-25 kişilik grupların namertçe saldırılarına uğradılar, muhtelif derecelerde yaralar aldılar.

İkinci ortak yön, bu olaylarda saldırganlar tespit edildiler, sorgulandılar. Buna rağmen hiçbirine ceza verilmedi. Saldırganların hepsi darp ettikleri, yaraladıkları gazeteciler kadar bile karakolda tutulmadan serbest bırakıldılar.

Söylemeye dilim varmıyor ama bir üçüncü ortak yön de saldırganların ülkücü veya MHP’li olduğuna dair deliller olması ve bu saldırılara karşı MHP Genel merkezinden kınama yapılmaması idi.

Üstelik saldırıya uğrayan gazeteciler bu saydıklarımdan ibaret değil. Bunlar kamuoyunca daha çok bilinen isimler. Anadolu basınında da şiddet eylemleriyle sindirilmeye çalışılan çok sayıda gazeteci olduğu ifade ediliyor.

Yapılması gereken ilk şey, iktidarın küçük ortağı MHP’nin bu saldırıları şiddetle kınaması, Ülkücü gençlerin içindeki bu ayrık otlarını temizlemesidir. Bunu yaparsa “saldırganların azmettiricisi” olduğuna dair iddiaları da etkisizleştirmiş olur.

Bütün vatandaşların güvenliğini sağlamakla yükümlü bulunan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da, devletin bütün imkanlarını kullanarak, adil bir yargılama ile saldırganların cezalandırılmasını sağlaması gereklidir.

9Mar/210

HERKES BİLİYOR AMA ÇOK AZI DOĞRUYU SÖYLÜYOR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sHERKES BİLİYOR AMA ÇOK AZI DOĞRUYU SÖYLÜYOR - Ruhittin SÖNMEZ

Şair, yazar ve müzisyen Leonard Cohen’in şiirinde söylediği gibiyiz.

“Herkes biliyor, geminin su aldığını / Herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini…

Herkes biliyor, başının belada olduğunu… / Herkes biliyor, neler yaşadığını…”

Aydını, yazarı, gazetecisi, siyasetçisi, işçisi, işvereni, köylüsü, şehirlisi herkes biliyor.

Fakat çok azı bildiği gerçeği konuşabiliyor, yazabiliyor. Çünkü herkes haklıdan ve mazlumdan yana değil, güçlüden ve zalimden yana olmayı seçiyor.

“Herkes biliyor, zarların hileli olduğunu / Herkes biliyor, dövüşün hileli olduğunu…

Ve maalesef herkes şu öğrenilmiş çaresizliğin içinde: “Herkes biliyor, iyi adamların kaybettiğini…”