Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
7Mar/210

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ-1- / Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrakDÜNYA KADINLAR GÜNÜ-1- / Seyfettin KARAMIZRAK

Birleşmiş Milletler tarafından her yıl 8 Mart'ta kutlanan uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde, “ kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına” ayrılmaktadır. Günümüzde “Dünya Kadınlar Günü” bazı ülkelerde resmi tatildir, bazı ülkelerde ise büyük ölçüde görmezden gelinir. Bazı ülkelerde protesto günüdür.

1975 yılında, "Birleşmiş Milletler Kadın On Yılı" ilan edildi. Türkiye de bu kapsamda yer aldığı için 1975 yılında Türkiye'de, "Kadın Yılı Kongresi" gerçekleştirildi. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından kutlanmaya devam edilmektedir

Türkiye’de kadınların yasal statüsünü bütünüyle değiştirerek, yasal haklar sağlayan, 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu’dur. Türk kadınlarına 1930’da yerel, 1934’te de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı birçok Batı ülkesinden önce tanınmıştır.

6Mar/210

BİZE YİNE REFORM SÖYLE VARSIN MASAL OLSUN – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sBİZE YİNE REFORM SÖYLE VARSIN MASAL OLSUN - Ruhittin SÖNMEZ

“İnsan Hakları Eylem Planı” adıyla, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan tarafından sunulan yeni hukuk reformu vaatleri kitapçığını okudum.

Öncelikle hakkını verelim. Kapsamlı bir çalışma olmuş ve adalet sistemindeki eksik ve yanlışların neredeyse tamamına yakınının tespiti doğru yapılmış.

“Adil Yargılamaya” dair sorunların çözümü için belirlenen ilkeler zaten evrensel hukuk metinlerinde, uluslararası sözleşmelerde yüzyıllardır var olan ve bizim Anayasa dahil güncel mevzuatımızda tekrarlanan ilkeler. Gerçekten bu ilkelerden sapmayan düzenlemeler ve uygulamalarla bir hukuk devleti olabiliriz.

Yargımız yavaş çalışıyor, “Makul Sürede Yargılanma Hakkı” açıkça ihlal ediliyor. Görüldü ki, Kanuna “işe iade davaları 2 ay içinde sonuçlandırılır” gibi ibareler yazmak sorunu çözmüyor. (Uygulamada 2 yıl gibi süreler söz konusu olunca, “dava ivedilikle sonuçlandırılır” diye değiştirmek zorunda kalındı.)

Bir kısım değişiklik vaatleri bu soruna yönelik Adalet Bakanlığı bünyesinde devam eden (faydalı ve değerli bulduğum) çalışmaları anlatıyor. Yargının hızlandırılması, alternatif çözüm yollarının geliştirilmesi, yargılamada dijital işlemlerin artırılması gibi hedeflere ulaşmak için yapılan çalışmalar vaat olarak tekrarlanmış.

Peki, Anayasamızda ve temel kanunlarımızda olan temel ilke ve kuralları tekrarlamakla ve güncel işleyişle ilgili bazı sıkıntıları gidermeye çalışmakla reform mu yapmış olacağız?

4Mar/210

Nuh’un Çağrısı – Prof.Dr. Hacı DURAN

hacı duran a

Nuh’un Çağrısı – Prof.Dr. Hacı DURAN

Nuh peygamber, dokuz yüz yıl yaşadı. Bu süre içerisinde çocuklarını, eşini ve halkını kendine, Allah’ın koyduğu kurallara göre yaşamaya ve bu yaşamın sunacağı kurtuluşa inandıramadı. Ama tek bir çağrı ile, bütün hayvanları kurtuluş gemisine binmeye inandırdı.

Benzer bir durumu Hz. Musa örneğinden de görebiliyoruz. Hz Musa, Allah’ın adalet kuralını çiğneyerek kendi toplumu ve cemaatinden olan birisini kayırdı. İşlediği suç için tevbe etti, Allah’tan bağışlanma diledi. Firavun’un devlet kurallarını, kanunları ve yürürlükteki uygulama biçimlerini çiğnedi. Kendi cemaatini destekledi. Sonra cemaatini Firavun’un baskısından, sömrüsünden, işkencesinden, kötü uygulamalarından kurtardı.

1Mar/210

HDP’YE DEVLET BAKIŞI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sHDP’YE DEVLET BAKIŞI – Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan kendisini sıkıntıya sokan bazı kararlarda,“bu bir devlet projesidir” anlamına gelen açıklamalar yapar. Eğer işin sonu başarılı olur ve siyasi rant getireceği anlaşılırsa derhal sorumluluğu üstlenir. “Biz yaptık” vurgusuyla oy kazanmaya çalışır. Bu yüzden soyut bir devlet kavramı ile yapılan açıklamalara ihtiyatlı yaklaşırım.

Ancak Türkiye’de hala bürokratik kademelerde, (kararları belirleyen değilse de) karar alma mercilerini etkileyen bir “devlet aklının” olduğunu düşünüyorum. Son derece kritik dönemlerde alınan stratejik kararlarda kendini hissettiren bir vakıadır bu.

Halen HDP ismiyle devam eden,PKK terör örgütü güdümündeki siyasi partilerin faaliyetlerine bugüne kadar izin verilmesi, müsamaha gösterilmesi (doğru da bulsak yanlış da olsa) böyle bir devlet aklının eseridir.

Bu partiye her yıl milyonlarca lira (2021 bütçesinde 57,5 milyon TL) Hazine yardımı yapılmakta. Halkımızın çoğu Hazine yardımına ve partinin milletvekillerine yapılan ödemelere kızmasına rağmen devlet HDP’nin kapatılması için harekete geçmedi.

Çünkü bu konu çok boyutlu ve çözümü çok karmaşık bir meseledir. PKK/HDP’nin ABD/AB ve Rusya başta olmak üzere ciddi dış destekleri vardır. PKK ve uzantıları ABD’nin bölge tasarımındaki iş ortaklarıdır.

26Şub/210

DOĞUM ORANLARINDA KESKİN DÜŞÜŞ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sDOĞUM ORANLARINDA KESKİN DÜŞÜŞ - Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en doğru iki politikasını söyle derseniz cevabım: “kamusal alanda sigara içme yasağı” ve “üç çocuk tavsiyesi” olur.

İçme alanları azaltıldı diye sigara tüketimi azaldı mı tam bilemiyorum. Ama rakamlar “üç çocuk tavsiyesinin” etkili olmadığını gösteriyor.

Yıllık nüfus artış hızımız, 2019'da binde 13,9 iken 2020'de binde 5,5'e geriledi.

Bir kadının doğurgan olduğu dönem (15-49 yaş grubu) boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısına "toplam doğurganlık hızı" deniyor.

Bir toplumda Toplam Doğurganlık Hızı (TDH) 2,1 seviyesinde iken nüfus ancak kendini yenileyebilmekte ve durağan hale gelmektedir. Türkiye’de TDH 2001'de 2,38 çocuk iken 2019'da 1,88 çocuk olarak gerçekleşti.

Bu durumda “Türkiye’nin nüfusu hiç bir zaman 100 milyona ulaşamayacaktır.” Daha da kötüsü, doğurganlık, nüfusun yenilenme seviyesi olan, 2,1'in altında kaldığı için nüfusumuz azalacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan son açıklanan TÜİK rakamlarından sonra “Nüfus artış hızımızın yarı yarıya düştüğünü gördük. Nüfusumuz azalmaya dahi başlayabilir. Avrupa ülkeleri bu tehditle uzunca bir süredir karşı karşıya. Türkiye'nin aynı akıbete duçar olmasına izin vermeyeceğiz. Bu iş öyle parayla pulla olmaz. Aileye sahip çıkmaktan geçiyor" dedi.

“Aileye sahip çıkmak” ne demek? Açıklanmaya muhtaç bir söz bu. Galiba ailelerin çocuklarına ekonomik destek vermesi kastediliyor.

Zaten sosyal bir patlama yaşamıyorsak ailelerin işsiz veya ekonomik sıkıntı içindeki genç evlatlarına sahip çıkmasından değil mi? Milyonlarca gencimiz ailesine muhtaç ve boynu bükük, özgüveni kaybolmuş bir durumda. Böyle iken varını yoğunu evlatlarıyla paylaşan dar gelirli aileler daha ne yapsın?

Önce teşhisi doğru koymak lazım. Nüfus artış hızı ve doğum oranları neden hızla düşüyor?

25Şub/2110

Ömer Seyfettin’in "PİÇ" adlı kitabından güzel bir hikaye..

omer_seyfettinden_bugune_isik_tutan_bir_olay_bir_ibret_h87225

"Ömer Seyfettin asker bir yazardır, İstiklal savaşında birçok cephede savaşmıştır. Filistin cephesinde olan hatırasını okuyalım:

"Almanların yenilmesiyle savaş bitmiş mütareke imzalanmıştı Filistin’den çekiliyorduk bir kaç arkadaş subayla karşı tarafın subaylarıyla çekilme işlerini görüşmek için görüşmeye gittik. Karşı tarafta Fransız üniformalı bir subay bana sık sık bakıyor gözünü benden ayırmıyordu. Ben buna bir mana veremiyordum.

24Şub/210

BEKİR SÜZER DOSTLUK BUDUR İŞTE! – Hüseyin GÜZEL

BEKİR  SÜZER  DOSTLUK  BUDUR İŞTE! - Hüseyin GÜZEL

ŞURKAV Kurucu Mütevelli Üyesi Müslüm SÜZER 1982 yılında babası Bekir SÜZER’in Urfa Meteoroloji Müdürlüğü yaptığı dönemde şeker hastalığı nedeniyle kısmı felç oluşunu şöyle anlatıyordu.

Babamın hastalandığı dönemde Urfa’da hastalığın uzmanı doktor bulmak pek de mümkün olmayacak bir düzeydeydi.  Halkın tamamı kocakarı ilaçlarında, bitkisel ilaçlarda ve manevi dualarda çare aramaktalardı.

Babam da herkes gibi evde tedavisini sürdürmekteydi. Bir çok eş dost geçmiş olsun dileklerinde bulunarak babamı evde  ziyaret etmektelerdi. Bu ziyaretçilerden biri de babamın samimi dostu, kan kardeşi konumunda ,zor günlerde iki elim kanda olsa bile bırakır senin yardımına koşarak gelirim diyen dostluk güveni vermiş biri olarak babamın dost olarak bildiği , Haşimiye Meydanı’nda Berber Babe Ahmet Usta lakaplı  Ahmet DÖRTBUDAK amca da babamın ziyaretinde bulunmuştu.

23Şub/210

YAŞAYAN DEĞERLER VE GÜVENİLİR OLMAK – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sYAŞAYAN DEĞERLER VE GÜVENİLİR OLMAK - Ruhittin SÖNMEZ

Taha Akyol son yazısındaDiyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Görmez’in, bir konferansında “günümüzde dindarlık ahlak üretmiyor”dediğini aktardı. 

Akyolbu kapsamda “mesela ihalelerde şeffaflık, sınavlarda, atamalarda adam kayırmama gibi ahlaki ilkelerindindar insanlar tarafından dikkate alınmaz hale geldiğini” tespit ediyor.

Ve“Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycoğlu’nun, 1999’daki araştırmalarında,Türkiye’nin derin bir “anomi” (kural tanımazlık, değerler aşınması) krizi yaşadığını ortaya koyduklarını” hatırlatıyor.

Devleti yönetenlerin açıktan yaptığı ibadetlerle görüntülenmesi ve sözlerinde kullandıkları dini telkin ve tavsiyeler hiç bu boyutta olmamıştı.İmam Hatipler, İlahiyat Fakülteleri, Camiler, Kur’an Kursları, cemaat ve tarikatların eğitim kurumları ve yurtlarında verilenler de dahil edildiğinde, “dini eğitim”veren ve alanların sayısı rekorlar kırmaktadır. Dünyada bu çapta “dini eğitim” verilen başka ülke olduğunu sanmıyorum.

Ama toplumdaki ahlaki çözülme ve değerler sisteminin aşınmasıartarak devam ediyor.

Peki, bütün bu aşınma sürecini19 yıldır dini ve milli değerlerimizi savunduğu iddiasında olan bir siyasi iktidar döneminde daha yoğun yaşamamızın sebebi ne?

İktidara geldiklerinde“3Y yani Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasakları”kaldırmayı vaat edenlerin ülkemizi tek başına yönettiği dönemde yolsuzluk ve yoksulluklar hiç olmadığı kadar arttı. Yasaklar da öyle.

TÜİK verileri esas alınarak hazırlanan “Türkiye’de sosyal bozulma raporu”da (Karabıyık, 2017) toplumun ortak değer sisteminin zayıflamasının acı sonuçlarını ortaya koymuştur.

Rapora göre, Türkiye’de madde bağımlılığı, 2011 yılından beri, 6 yılda 17 kat artarken, antidepresan kullanımı 2003 yılına kıyasla iki kat arttı.

Dünyada son 10 yılda AIDS hastalığının en çok arttığı ülke, %426 ile Türkiye oldu.

Rapora göre, boşanmalar %37, fuhuş %790, adam öldürme %261, çocukların cinsel istismarı %434, uyuşturucubağımlılığı %678, cinsel taciz %449, kadına şiddet %1400 arttı.

Neden böyle oldu?

“Görünür dindarlık” artarken “yaşanan Müslümanlık”neden azalmakta?

21Şub/210

Çözüm Sürecinden GARA’ya – İdris TÜRKTEN


Çözüm Sürecinden GARA’ya – İdris TÜRKTEN

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı üç konuda tanımla deseler hafızamda şu üç özelliği canlanır.

1- Her seçimden sonra Balkon Konuşmaları,

2- Çılgın projeleri,

3- Müjdeli Haberleri.

Balkon Konuşmaları: İktidara geldiğinin ilk dönemlerinde her seçimden sonra balkon konuşmaları yapar, kendisine oy vermeyenlerin de gönlünü alarak: “Kimsesizlerin kimsesi olacağını” her konuşmasında tekrarlardı.

AKP seçmeni taban yapıp, belli bir yüzdeyi tutturunca zamanla balkon konuşmaları yapılmaz oldu. Çünkü artık ihtiyaç kalmamış, nasıl olsa her seçimi tek başına kazanması için yeterli seçmen sayısına ulaşılmıştı.

20Şub/210

SAYAHAT ETMEK Mİ, OKUMAK MI? – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2SAYAHAT ETMEK Mİ, OKUMAK MI? - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Günümüze kadar gelen bir hikaye anlatılır. Evliya Çelebi (İstanbul 1611-1685 Kahire) bir rüyasında İslam Peygamberini görür. Heyecanlanır. Peygamberimize talebini anlatırken “Şefaat ya Resulullah” diyeceğine “Seyahat ya Resulullah” der. Evliya Çelebi gerçekten 50 yıl kadar Avrupa, Batı Asya ve Mısır’ı köy - kasaba dolaşır, notlar alır, yazıya döker. Bugün 10 ciltlik büyük bir Seyahatnamesi vardır ki hala çalışmalarda referans olarak gösterilir. Bugün böyle seyyahlar yok. Bizim nesil Hikmet Feridun Es’in ve Abdi İpekçi’nin seyahat yazılarına ve Fikret Otyam’ın girişinde şiir olan Gide Gide Anadolu röportajlarına yetişti ama değişik bir lezzet aldı.

19Şub/210

Önemli Bir Çevre Sorunu Çöplerimiz ve Atıkları – Dr. H. İbrahim KAHRAMAN

h i kahramanÖnemli Bir Çevre Sorunu Çöplerimiz ve Atıkları - Dr. H. İbrahim KAHRAMAN

Tıp Fakültesindeki hijyen dersi hocamızın şu ifadesini hiç unutamam."Çocuklar, önümüzdeki yılların en önemli sorunu insanların kullanıp kirleterek çevresine bırakacağı kirli suyu, yiyip içtiğinin artıkları, eskittiği eşyası ve atıkları olacaktır." İşte günümüz çevreye, suya, toprağa bıraktığımız atıklarımız sebebiyle hayatımızın sağlıklı sürdürülebilmesi için mutlaka gerekli olan ve temiz kalması gereken HAVAMIZI, SUYUMUZU, TORAĞIMIZI her geçen gün daha çok kirletildiği dönemdir. Bu kirlenme ciddi bir sorun haline gelmiş olup yönetimler için çözülmesi gereken öncelikli hizmetlerdendir. Kullanıp kirlettiğimiz suların arıtılıp temizlenmesi, kullandığımız yiyecek, giyecek dahil tüm eşya ve malzemelerin toplanıp zararsızlaştırılması ve bu süreçte havamızın-suyumuzun-toprağımızın kirletilmeden korunması bizlerin ve yeni nesillerin, sağlıklı bir hayat sürdürebilmesi için gerekli olduğu gerçeği ile karşı karşıya olduğumuz unutulmamalıdır.

18Şub/210

GARA TALİHİMİZ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sGARA TALİHİMİZ – Ruhittin SÖNMEZ

Gara’da operasyonda verdiğimiz şehitlerin acısı içimizi kararttı. Fakat “Gara (Kara)Talihimiz” başlığını atmama sebep sadece şehitlerimizin kaybı değil. Aynı zamanda ortak yas yerine seviyesiz siyasi polemikler ve parti kongrelerinden yapılan siyasi şovlardır.

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin Gara’da yaptığı operasyonda, PKK tarafından 5-6 yıldır rehin tutulan 7’si asker, ikisi polis, dördü sivil memur 13 vatandaşımız infaz edilerek şehit edildi. 2’si yüzbaşı üç kahraman askerimizde çatışma esnasında şehit oldu.

Fakat nedense ilk açıklamalarda “13 sivil vatandaşımız” denildi.

Böylesine ağır bir travma karşısında tavrımız millî kenetlenme ve ortak acının paylaşılması olmalıydı. Fakat heyhat!

Operasyon başarılı olsa ve rehineler kurtarılsa idi müjdeyi CB verecekti. Nereden biliyoruz? Çarşamba günü “müjde” vereceğini söylemişti. Operasyon başarısız olunca, kara haberi verme görevini Malatya Valisine yaptırdı. Geçen sene İdlib’te 33 askerimizin şehit olduğunu da Hatay Valisi açıklamıştı.

17Şub/210

Spor Yapmak Bağışıklık Sistemini Güçlendiriyor mu? – Hakan HACIİBRAHİMOĞLU

hakan hacıibrahimoğlu

Spor Yapmak Bağışıklık Sistemini Güçlendiriyor mu? - Hakan HACIİBRAHİMOĞLU

Covid-19 salgını hayatımıza girdiğinden buyana virüsten korunmak için neler yapmamız gerektiği hususunda araştırmalar yapıyoruz. Maske, sosyal mesafe, temizlik ve temassızlık anayasanın ilk dört maddesi gibi kırmızı çizgimiz. Bu dört madde virüse karşı korunmak için önemli tedbirler. Ancak her şeye rağmen virüs vücuda girerse ne yapacağız? İnsan vücudunun virüslere karşı dirençli olması için bağışıklık sisteminin kuvvetli olması gerekiyor.

Peki bağışıklık sistemini güçlendirmek için ne yapmamız gerekiyor. Uzmanlar neler öneriyor bugün bu konuyu inceleyeceğiz. Düzenli spor yapmanın bağışıklık sistemini güçlendirdiği söyleniyor. Bu hafta bu konunun detaylarını sizlerle paylaşacağım.

Düzenli spor yapmanın kalp sağlığını güçlendirdiği, kan basıncını düşürdüğü, vücut ağırlığını kontrol altına aldığı ve buna ilave olarak bağışıklık sistemimizi güçlendirdiği konunun uzmanları tarafından dile getiriliyor. Spor hekimleri, düzenli egzersizin ruhen ve bedenen kişinin daha sağlıklı olmasına katkıda bulunduğunu aynı zamanda bağışıklık sistemini desteklediğini söylüyor.

16Şub/210

YENİ ANAYASA TALEBİNİN ARKASINDAKİ NİYET – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sYENİ ANAYASA TALEBİNİN ARKASINDAKİ NİYET - Ruhittin SÖNMEZ

“Yeni Anayasa” tartışması gündem değiştirip ekonomik buhranın acı sonuçları olan işsizlik, yoksulluk hatta açlık sıkıntılarının tartışılmasını önlemek maksadıyla çıkarılmış olabilir.

Çünkü ne yaparlarsa yapsınlar, içinde aş değil, dert kaynayan tencerenin sesini kesemiyorlar. Anketlerde AKP ve destekçisi MHP birer mum gibi eriyorlar.

Ayasofya’nın ibadete açılması, Karadeniz’de doğalgaz bulundu müjdesi, yerli otomobil projesi erimeyi durduramadı. 2 yıl içinde Ay’a yerli roket gönderme projesi ortaya atıldı.Uzay çalışmalarının maliyeti ve süresi hakkında birazcık bilgisi olanlar kadar, yokluk içinde ay sonunu getiremeyen kitleler de müjdeye ilgi göstermedi.

“Yeni Anayasa” için bütün partilerin mutabakatı ve milletin büyük çoğunluğunun desteği lazım. Bunun için Cumhur İttifakının ne halk desteği ve ne de Meclis’teki milletvekili yeterli değil.

İktidarın, her gün “vatan haini” ilan ettiği, “terörist” olmakla suçladığı muhalefet partileriyle oturup bir Anayasa yapmaya çalışması hem anlamsız ve hem de imkânsız.

Millet gayet farkında. Yeni Anayasa talebi ya tutarsa kabilinden ortaya atılmış bir gündem değiştirme konusu.

Bu anayasayı üç defa değiştiren AKP zaten ne istediyse o maddeleri koydu ve halka onaylattı. Erdoğan’ı Osmanlı padişahlarından daha yetkili hale getirdiler.

Şu anda Cumhurbaşkanının yetkisinin az geldiği, yapmak isteyip de yapamadığı bir şey yok!

Hak ve özgürlükleri artırmak isteseler mâni olan bir anayasa kuralı var mı? Yok!

Ülkenin gelişmesi için yapmak istedikleri eğitimde, sanayide, tarımda, bilimde, sanatta gelişme sağlayacak bir projeleri var da anayasa mı engel oluyor? Hayır!

Zaten işine gelmeyen anayasa kurallarını uygulamıyor, var olan kuralları bazen istedikleri şekilde yorumluyorlar. Kuralların arkasından dolanıyorlar.

O halde ülkenin gelişmesi ve selameti için “Yeni Anayasa” istendiğine inanmamız mümkün değil.

Erdoğan’ın parlamenter sisteme dönmek istemesi söz konusu olamaz.

ABD sistemindeki gibi bir Başkanlık da Erdoğan’ı çok sıkar. Çünkü o sistemde kuvvetler ayrılığı çok sert uygulanır, Başkanın yaptıklarını denetleyen ve gücünü dengeleyen sistemler vardır.

Yeni Anayasa talebinin altındaki ilk sebep gündem değiştirmektir. Ama inanıyorum ki, ikinci temel sebep iktidarının devamı için anayasal engeli aşma arzusudur.

15Şub/210

Dilimde Tüy Bitse de Yine Yazacağım – Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER

 süleyman coşkunerDilimde Tüy Bitse de Yine Yazacağım - Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER Kaliteli Yaşam Uzmanı

Bilinç altımız olumsuzu olumluya çeviremez.
Bulanıklığı sevmez. Netlik ister.
Hafızasına henüz kaydolmayan (alışkanlıklar) durumlarda efendisi bilince tam itaat eder.
Ama hafızasına kaydolan eylemlerde, bilinci pas geçerek kendi bildiğini okur.
(Sigara, küfür, dua, namaz, tebessüm, çatık kaş, öfke, çalışmak, tembellik, spor, vb.)
Biz hangi eylemi sürekli tekrarlarsak, bilinç altımız belirli bir sayıdan sonra o eylemi hafızasına kaydeder.
Gerekli işareti aldığı anda ŞAK diye ortaya koyar. Hiç kimseye (bilince) danışmaz.
Zorlamayı asla sevmez.
En iyi bildiğimiz ve dilimizin ucundaki bir bilgiyi hatırlamak için bilinç altımızı zorlamaya devam edersek, hemen bize yardımcı olamaz. Ama bir kaç dakika sonra biz konuyu değiştirmiş olsak bile, hafızasında bulunca, ŞAK diye önümüze koyar.

14Şub/210

YİNE, YENİDEN, YENİ ANAYASA – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sYİNE, YENİDEN, YENİ ANAYASA - Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yine, yeniden, “Yeni Anayasa” tartışmalarını başlattı. Oysaki referanduma götürmek suretiyle Türkiye’nin yönetim sistemini ve anayasal kurumlarının yapısını değiştirerek Cumhurbaşkanını sınırsız, sorumsuz bir güç ve yetkiye kavuşturalı çok olmadı.

En son 2017 referandumu ile Anayasa’da köklü değişiklikler yapılmış ve “Cumhurbaşkanlığı Sistemi” veya “Türk Tipi Başkanlık Sistemi” kabul edilerek yürürlüğe girmişti.

Bu defa istenen “Anayasa değişikliği “değil, “Yeni Anayasa.

Yeni Anayasalar genellikle bir devletin kuruluşu sırasında veya tarihi olaylardan sonra ülkede birliği sağlamak için bir kurucu meclisin çalışmalarıyla gerçekleştirilir.

Türkiye’yi otokratik bir tek adam yönetimine götüren sistem değişikliği için bile 18 maddelik kısmi bir Anayasa değişikliği yetti. Acaba bundan daha kapsamlı bir değişiklik talebi mi var ki Yeni Anayasa talep ediliyor?

Yoksa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3. defa ve belki de ömür boyu Cumhurbaşkanı olmasının yolu mu açılmak isteniyor?

5Şub/210

BOĞAZİÇİ OLDU NAHOŞ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

BOĞAZİÇİ OLDU NAHOŞ - Ruhittin SÖNMEZ

Boğaziçi hep güzel duygular uyandıran bir kelime olmuştur. Boğaziçi’ni hep “şen gönüller yatağı” olarak tasavvur eder, “yamaçlarını sanki cennetin bağına” benzetiriz. Oranın “mehtabı hoş, güneşi hoş, günü hoş”tur. Bu yüzdendir ki, şairin “Boğaziçi herkesi eder sarhoş” demesi tam da duygularımızın yansımasıdır.

Boğaziçi Üniversitesi de güzel duygular uyandıran bir isim olmuştur. Türkiye’nin en zeki gençlerinin okumak için yarıştığı en seçkin üniversitemiz olarak bize hep güzel duygular yaşatmıştır.

“Sanat ve beşerî bilimlerde Türkiye’de ilk sırada yer alan Boğaziçi ayrıca bilgisayar bilimleri- bilgi sistemleri; sosyal bilimler- yönetim; ekonomi ile eğitim alanlarında Türkiye’den en iyi ikinci dereceyi elde etmektedir.”

Ancak son yıllarda üniversitelerimizin genelinde görülen seviye kaybı devam ediyor. Liyakate değil partiye sadakate göre yapılan atamaların sonucu hiç de iyi değil. 2020 yılında sadece bir üniversitemiz dünyada ilk 500’e girebildi.

Boğaziçi dünya üniversiteleri arasında ilk 500’e girebilen nadir üniversitelerimizden biri idi. 2020 yılında dünyanın 20 bin üniversitesinin değerlendirildiği sıralamada ilk 1000 üniversite arasına ise sadece 9 üniversitemiz girebildi. Boğaziçi de ilk 700 arasında yerini aldı.

Buna rağmen Boğaziçi Üniversitesi, sanat ve beşerî bilimlerde dünyada 385’inci, Mühendislik- teknoloji listesinde 308; bilgisayar bilimleri-bilgi sistemleri; ekonomi ve eğitimde 251-300; makine, havacılık-imalat mühendisliği ile kimya mühendisliğindeyse 301-350 sıra bandında yer aldı.

Şimdi Boğaziçi hoş yönleriyle değil nahoş olaylarla gündemimizde.

Olayların nahoş yönü, öğretim üyelerinin de desteklediği, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin “İstenmeyen Rektör Eylemleri” veya “Kayyum Rektör İstemiyoruz” protestoları değil.

Bu gibi idari kararlara karşı toplum içinden demokratik tepkiler olması sağlıklı bir toplum yapısının göstergesidir. İdarenin yanlış bulunan kararlarına karşı tepkisiz kalan bir toplum asla sağlıklı değildir.

Toplumlar bazen yanlış uygulamalardan ancak bu tepkiler sayesinde kurtulabilir. Bir zamanlar başörtüsü yasağı getiren idari kararlara karşı demokratik tepkiler olmasaydı, muhtemeldir ki bugün hala başörtüsü yasak olacaktı. Aynı Boğaziçi Üniversitesi’nin erkek öğrencileri de başörtüsü takarak yasağın kalkması için eylem yapmıştı.

“Bu tür demokratik tepkilere herkesin, en başta da devletin saygı duyması gerekir.”

2Şub/210

2020’nin Yaprakları Dökülürken – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN

2020’nin Yaprakları Dökülürken – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN (e. İSU Yönetim Kurulu Üyesi – Kocaeli Kent Konseyi Başkanı)

Sonbaharların bir özelliği ilkbaharın yeşillendirdiği bitkilerin sararması, ağaçların yapraklarının sararıp dökülmesidir. Bu, yeşilin tabiata verdiği neşe ve coşkunun yerine hüzne dönüşmesine sebep olur. Şu günlerimizdeki hüznümüzü, bazı dost ve arkadaşlarımızın kaybı ve buna COVID-19 salgınının kısıtlamalarının eklenmesi ayrıca artırmıştır.

Vefatı ile bizleri üzen isimlerden biri Ali Koç'tur. İzmit merkezde ticaretle uğraşan bu hemşerimizi Kocaeli Aydınlar Ocağı faaliyetlerinden tanırım. Beyefendi tavrı, bulunduğu ortamlardaki yapıcı yaklaşımları ile çevresine örnek olan bir insandı. Kendisi 70’li yıllarda Adalet Partisi ve 80’li yıllarda Anavatan Partisi’nde yöneticilik yapmıştır. Şehrimizin sorunlarının çözümünde gerek sivil toplum kuruluşları gerekse siyasi parti çalışmaları ile faydalı olma gayretini hep sürdürmüştür. Ocağımızın faaliyetlerine eşi Nevin hanımla katılırdı. Sohbetlerinde çok iyi yetişmeleri için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadığı çocukları makine mühendisi Murat bey, elektronik mühendisi İskender bey ve halen Kocaeli Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Prof.Dr. Nevcihan hanımla gurur duyardı. Kendisini rahmetle anarken geride kalan eşi ve çocuklarına sağlık ve mutluluklar dilerim.

1Şub/210

Binlerce Şükür – Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER

süleyman coşkuner

Binlerce Şükür - Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER Kaliteli Yaşam Uzmanı

Sabah yürüyüşümü yaparken, uzaktan iki kişinin konuşmalarına şahit oldum.
- Böyle de hayatın hiç tadı tuzu yok ki.
- Her yer kapalı. Çay içecek yer bile yok.
- Bırak çayı, oturacak yer bile yok...
Oturacak yer var kardeşim. Evine dönünce koltuk ve divanlarında istediğin kadar oturabilirsin.
Evinde en güzel yemekleri yapıp, ailenle sosyal mesafeye uyarak yiyebilirsin.
Bulaşıcı hastalıktan hayatını kaybeden canlarımızın sayısı on binlere yürüyor.
Yüzlerce sağlık kahramanımızı şehit verdik.
Yoğun bakımda bizim gördüğümüz güzelliklerin hiç birini göremeyen, nefes alamayan on binlerce hastamıza Rabbim şifalar versin inşallah.
BİNLERCE ŞÜKÜR OLSUN RABBİMİZE
- Toprağın altında olmadığımız için.
- Entübe olmadığımız için.
- Yoğun bakımda olmadığımız için.
- Aşıda tünelin ucu göründüğü için.
- Nefes alıp verebildiğimiz için.
- Canla başla çalışan fedakar - cefakar sağlık kahramanlarımız olduğu için.
- Başımızın üstünde bir çatımız olduğu için.
- Yiyecek ekmeğimiz olduğu için.
- Sokakta yürüyebildiğimiz için.
- Vatanımız - Milletimiz olduğu için.
Lütfen bardağın dolu tarafını görelim.
Olumsuzluklara odaklanarak, onları besleyip semizleştirmeyelim.

29Oca/210

Sürekli Mutsuzluk İnsana Ne Gibi Zararlar Verir? – Dr. Zülfikar ÖZKAN

 

Sürekli Mutsuzluk İnsana Ne Gibi Zararlar Verir? - Dr. Zülfikar ÖZKAN Avukat - Yazar - NLP Trainer

Sürekli mutsuzluk, insanda mutlaka bir iz bırakır. Bunun sonucunda genellikle bedensel rahatsızlıklar gözlenir. Şikayet, korku, yılgınlık, şükretmemek, çok yargılamak ve fazla düşünmek gibi hisler biz farkında olmasak da stres doğurur.

Olumsuz düşünceler stres anlamına gelir. Birçok araştırma, stresin insanı hasta ettiğini göstermiştir. Stres, bağışıklık sistemini zayıflatır, kalp ve dolaşım sistemi rahatsızlıkları riskini yükseltir. Kişiyi hastalıklara karşı açık konuma getirir (Stefan Klein, Mutluluğun Formülü, s. 214).

https://www.akcakocakulturplatformu.org/yazi/2189/surekli-mutsuzluk-insana-ne-gibi-zararlar-verir?fbclid=IwAR0gH1gB64O1i8n_FW7R9I9ri2FRw1Ul3VL7jCd5eAkzSSpBLrbe9wizfSM