
Seçimlere giderken…(1) – Nevzat LALELİ
HÜKÜMET NE YAPTIĞINI BİLMİYOR
Seçimlere giderken… (1) Nevzat Laleli nevzatlaleli@gmail.com
Yeni bir seçim kampanyası başlamak üzere… Mart/2014 de yapılacak mahalli seçimler, şimdiden büyük çekişmelerin yaşanacağı zemine oturtulmak isteniyor. Belediye Başkan aday adayları kendilerini tanıtmak için çalışmalara başladılar bile... Her bir partide Belediye Başkanı seçilebilmek için bir den fazla aday müracaat ettiler. Sonra bunlar, her partide bire indirilecek ve halkın beğenisine sunulacak. Yani önce Genel Başkanlar adayı onaylayacak, sonra da halka, “seçin bakalım” denilecek.
Seçim sathı mahalli olarak da değerlendirilen bu günlerin en önemli yönü, aslında halkın partileri değerlendirilmeleridir. Özellikle de icraatın başında oturan iktidar partisi, bu açıdan değerlendirmelere tabi tutulacaktır, tutulmalıdır.
Hiç olmazsa seçim arifelerinde artık bir “Horoz dövüşü” şeklinde geçen “Erdoğan – Kılıçdaroğlu kapışması” yaşanmamalı, seviyeli bir seçim yapılmalı ve iktidar neyi nasıl yaptı, ne yapması lazımken neleri yapmadı konuları gündeme getirilmelidir. Halkımız hakem olmalı ve seçimlerde ona göre oyunu kullanmalıdır. Çünkü çok beğenilen Batı’da da seçimler bu şekilde yapılmaktadır.
Atatürk Kürtlere Özerklik Vermiş miydi? – Nizamettin Torun
Atatürk Kürtlere Özerklik Vermiş miydi? - Nizamettin Torun
Türkiye’de ayrı millet, ayrı egemenlik, önce özerklik sonra Kuzey Kürdistan arayışı açık olarak dillendirilmektedir. Türkiye’de ayrı millet, ayrı egemenlik, önce özerklik sonra Kuzey Kürdistan arayışı açık olarak dillendirilmektedir. Adına federasyon demeden, federasyondan öte talepleri ileri sürülmektedir. Gerek terörist başı, gerekse PKK’nın siyasi uzantısı, taleplerindeki haklılıklarını zaman zaman Atatürk ile teyit etme yoluna gitmektedir. İddialarına göre Gazi Mustafa Kemal Paşa Kürtlere özerklik vermiş ama, bu hak sonradan kendilerinden alınmış.
Terörist başının avukatları aracılığıyla 15 Temmuz 2009 tarihinde ortaya attığı iddiasına göre, 10 Şubat 1922 tarihinde Meclis’in gizli oturumunda 64 red oyuna karşılık 373 kabul oyuyla 18 maddelik bir yasa kabul edilmiştir. Bu kararla Kürdistan’a başta özerklik olmak üzere birçok hak tanınmış. Bebek katilinin bu iddiasını, Robert Olson’un The Emergence of Kurdish Nationalism and The Sheikh Said Rebellion, 1989) adlı eserine dayandırdığı anlaşılmaktadır.
Başka kaynaklarda da, 9 Şubat 1922 ve 11 Şubat 1922 tarihli gizli oturum tutanaklarına ulaşıldığı halde 10 Şubat 1922 tarihli gizli tutanaklara ulaşılamadığı vurgulanmaktadır. Oysa, TBMM Gizli Celse Zabıtları’na (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985) baktığımızda 9 Şubat 1922 tarihli oturum “157. ve 11 Şubat 1922 tarihli oturum ise “158.” sıra numarası ile gösterilmektedir. Buna göre, arada herhangi bir kayıp oturum yoktur. Üstelik, 10 Şubat 1922 tarihi Cuma gününe rast gelmektedir. O dönemde resmi tatil günü olan Cuma günleri, savaşın şartlarından kaynaklanan olağanüstü oturumların dışında oturum yapılmamıştır. Bu güne kadar böyle bir yasa ile ilgili hiçbir habere ve işleme rastlanmamıştır.
GERÇEKLERİ TERS YÜZ EDENLER – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
GERÇEKLERİ TERS YÜZ EDENLER - Prof. Dr. Nurullah AYDIN
Çıkarları için kimlik, kişilik, fikir değiştirenler, bir toplum için en büyük talihsizliktir. İlkesiz omurgasız yüzsüz tipler için önemli olan kişisel çıkarlardır. Bu tipler kötülerin dostlarıdır.
Kitlelerin uyuşturulmasında öncü rol oynayan bu tipler; kendilerini millet veya halk sözcüsü-vekili-temsilcisi diye tanımlıyorlar.
Günümüz insanı, teknolojik gelişmeler yanında mistik dünyaya da yönelmiştir. Bu gerçeği herkes dile getirmeye çalışır. Ancak alternatif oluşturma da zorluk yaşarlar. Kimileri bireysel, kimileri grup olarak hareket ederler. Bazı kişiler ve gruplar ise duyarlı görünüp duyarsızlıklarını çıkarları için devam ettirirler.
Bilgi Çağında bilgisizlik ve çaresizlik nedeniyle işbirlikçilik moda olmuştur.
Aydın mı yoksa kimliksizleşen aydınlar mı var, sorusu soruluyor.
Kriterlerin başında, küresel sermaye ve örtülü derin dünya örgütlerin icazeti gelmektedir.
Aydınların gaflet ve hıyaneti; aydınlardaki ideolojik körlükten ileri gelmektedir.
Bilim adamı ve sorumluluğunu yitirmiş akademisyenler, devşirilen aydınlar ve embesil medya mensupları; sonu kaosa giden yolları döşemektedirler.
GİZLİ BUZLANMA – “Gizli Borçlanma” – Doğan SOFRACIOĞLU
GİZLİ BUZLANMA – “Gizli Borçlanma” – Doğan SOFRACIOĞLU
Kışa yaklaştığımız bu aylarda ve biraz daha sonraları ANADOLU Yollarında sık sık bir Uyarı Tabelası göreceksiniz..
“Dikkat GİZLİ BUZLANMA”
Ve çok tehlikelidir.. Tabelaya aldırış etmezseniz yada dalgın olur görmezseniz Allah korusun; neye uğradığınızı şaşırır ve bir anda aracınızın kaydığını, yoldan çıktığını ve bir tarlaya girdiğinizi görebilirsiniz. Bu sonuç şanslı sonuçtur. Biraz daha az şansınız varsa gözlerinizi Bir Hastanede açabilirsiniz.. Ya da artık hiç açamaya da bilirsiniz. İşin burası şansınıza ve Allah’ın size bahşettiği ömre bağlıdır.
İşte bunun gibi GİZLİ BORÇLANMA da böyledir. Şansınız varsa belki gözünüzü bir hastanede ( ! ) açabilirsiniz. Yada artık en kötü sonuç için –hadi Sevr demeyelim de- bir Lozan Masasında açabilirsiniz.
Şimdi bunlar da ne demek diyeceksiniz.. Anlatacağım, anlatacağım...
Bu gün Türkiye’nin Dış Borcu kalmadı değil mi? Çok şükür IMF’yi geçen yıl kovduk..
Ve artık Borcumuz YOK değil mi?
Dünya Müslüman Alimler Birliği Fetvası – Prof. Dr. Hacı Duran
Dünya Müslüman Alimler Birliği Fetvası - Prof. Dr. Hacı Duran
Dünya Müslüman Âlimler Birliği, Ali Cuma’nın Fetvasını Ret ediyor, Ezher’in Kurumlarını ve Âlimlerini Bu Fetvanın Saçma Olduğunu Açıklamaya Davet Ediyor.
Dünya Müslüman Âlimler Birliği, Mısır diyarı eski müftüsü Ali Cuma’nın Allah’ın mahrem kıldıklarını çiğneyen, hakikati saptıran ve İhvan’ı sahtekârca karalayıp haricilikle niteleyen sözlerini duymuştur. Müftü, Haricilerin ashabı günahlarından dolayı küfürle suçladığını, tevil yaparak Müslümanların öldürülmesini ve mallarının talan edilmesini meşrulaştırdıklarını, cemaate katılmayı terk ettiklerini ve imamların arkasında namaz kılmadıklarını biliyor. Haricilerin yönetime ve iktidara karşı haklı hiçbir delilleri olmadan isyan ettiklerini, kanunları çiğnediklerini ve yolları kestiklerini de iyi bilmektedir..
Bu özelliklerin hiçbiri İhvan Hareketi’nde yoktur. İhvan hareketi Müslümanları küfürle suçlamıyor. Müslümanların cemaatlerine katılmayı terk etmiyor. Yönetimi gasp eden yöneticiye de isyan etmiyor. Onlar görüşlerini barışçıl gösterilerle açıklıyorlar. Barışçıl gösteriler; iktidarın gasp edilmesine karşı, Mısır halkının üzerinde uzlaştığı tepki biçimlerinden birisidir. Ayrıca göstericilerin tümü de İhvanı Müslimin mensubu değildir. Aralarında Hıristiyanlar dâhil, halkın büyük çoğunluğunu oluşturan şerefli insanlar var.
İLGİNÇ AMA GERÇEK… IŞTE İNSAN…
İLGİNÇ AMA GERÇEK... IŞTE İNSAN
> İnsanoğlu Hayatı Boyunca...
> * 130 bin kilometre yol yürüyor.
> * 90 milyon kelime konuşuyor.
> * 18 yıl ayakta duruyor.
> * 2 yüzme havuzu dolduracak kadar tükürük salgılıyor.
> * 25 bin beygir gücü enerji harcıyor.
> * 300 ton ağırlık kaldırıyor.
> * 105 gün suda kalıyor.
> * 26 yıl uyuyor.
> * Ortalama 2 yıl telefonla konuşarak geçiyor.
> İnsanın Maddî Değerine Gelince..
> * Bir insanda 7 kalıp sabun yapacak kadar yağ bulunuyor.
> * Orta boy bir çivi yapacak kadar demire sahip.
> * Bir kahve fincanını dolduracak kadar şeker bulunuyor.
> * Küçük bir tavuk kümesini badanalayacak kadar kireç var.
> * 2000 kibrit yapacak kadar fosfor bulunuyor.
> * Ufak bir topun atımına yetecek barut için potasyum var.
MİDİLLİ’DE BABAANNEMİ ANARKEN… / Av. Özcan PEHLİVANOĞLU
MİDİLLİ’DE BABAANNEMİ ANARKEN… / Av. Özcan PEHLİVANOĞLU
Son zamanlarda çok tekrar ettiğim gibi yine söylemek istiyorum ki; Türk Milleti, tarih ve kendisi ile acil olarak yüzleşmek zorundadır. Tarihin farkında olmayan bir milletin geleceğinin çok sıkıntılı olacağı şüphe götürmez bir gerçektir. Ayrıca toplumun yakalandığı ruhsal hastalıklarında bir an önce teşhis edilmesi ve tedavisine başlanması gerekmektedir. Bunu gidip gezdiğiniz kaybedilmiş topraklarda daha iyi görüp, anlıyorsunuz…
Bende bu bayramı neredeyse Ege Bölgemizin tamamı ile rahmetli babaannemin memleketi Midilli Adası’na giderek sıla-i rahim ile geçirdim. Midilli Adası’na binlerce Türk vatandaşı bayram gezmesi için gitmişti. Onlardan duyduklarım, bir Türk için çıldırtıcı şeylerdi. Ne tarih biliyorlar, ne de bugün yaşadıklarımızın farkındalar. Hele oldukça eğitimli birisinin “Midilli Adası’nda Türkler hiçbir zaman olmamıştı. Siz en iyisi bir kiliseye uğrayın. Kilisenin kayıtları sağlamdır. Bakarsınız babaannenizin akrabalarına ulaşırsınız. Zaten Fatih’te Ortodokstu. Vatikan izin verdiği için İstanbul’u aldı. Türk diye bir şey yoktur …” demesi, beni iyice zıvanadan çıkarttı.
YUMRUKLARI SIKILI HİÇBİR İNSAN SAĞLIKLI DÜŞÜNEMEZ / GEORGE JEAN NATHAN
ÖFKE - Yrd. Doç. Dr. Zülfikar ÖZKAN
YUMRUKLARI SIKILI HİÇBİR İNSAN SAĞLIKLI DÜŞÜNEMEZ.
GEORGE JEAN NATHAN
Öfke, engelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık, hışım, hiddet, gazap anlamlarına geliyor.
Öfkelenmeden önce kendimize hoş olmayan sözler söyleriz. Olumsuz düşüncelerden, hayal kırıklığından başlayarak karşımızdaki hakkında suçlamalarda ve şikâyetlerde bulunuruz. Bunlarzyoğunlaştığı zaman öfkeye dönüşür.
Kontrolü ele almak için, kazanma arzularını gerçekleştirmek için yakıt olarak, intikam almak için, hak aramak için öfkeyi kullanabilirsiniz, ama bunun bir bedeli var. Tecrübe ettiğimiz bütün duyguların bir amacı vardır. Sorun kronik öfkedir. Kronik öfkenin kalp hastalığına, yüksek tansiyona, kolesterol artışına, karın ve sindirim sorunlarına, baş ağrılarına, hassaslığa ve enfeksiyonlara sebep olduğunu unutmamalıyız.
BAYRAM – KURBAN VE HAL-İ PÜR MELALİMİZ – Av. Tevfik KARABULUT
Bayramlar bilindiği gibi toplumsal birlikteliğin olmazsa olmazlarındandır. Bayramları yalnızca gelenekleri devam ettirme olarak algılamak bayramları doğru anlamamaktır. Zira bayramlar geçmişin dini ve kültürel mirasının devamları oldukları gibi geleceğin de sağlıklı inşasının vazgeçilmezleridir.
Neden diyenlere tek cümleyle verilecek cevap şudur. Birlikte sevinip birlikte üzülenlere, aynı değerleri paylaşanlara millet denir de ondan.
Ne acıdır ki bir çok dini ve milli değerimiz gibi bayramlarımız ve bayram anlayışlarımız da yozlaşmadan nasiplerini aldılar. Ne yazıktır ki yozlaştırmaya içlerini boşaltarak başladık. İçlerindeki ruhu devre dışı bırakıp yalnızca şekle dönüştürmeye başladık. Bayram deyince ilk akla gelmesi gerekenler, kucaklaşma, birlikteliği ve kaynaşmayı sağlama olmalı iken uzaklara gitme ve tatil yapma fırsatı olarak görme olmaya başladı. Bırakın toplumsal birlikteliği, komşularını bile tanımayan insanlar topluluğu haline dönüşmeye başladık.
Galip ERDEM’i Rahmetle Anarak, Bayram Duası’nı Hatırlayalım mı?
Galip ERDEM'i Rahmetle Anarak, Bayram Duası'nı Hatırlayalım mı?
Bayram Duası - Galip ERDEM
Günahlarımızın ağırlığı altında, çökük omuzlarımızla, yakıcı bir özlemin büktüğü boyunlarımızla huzurundayız.
Allah’ım, bayramlık halimiz yok. Bayrama hakkımız yok; yine de bayram yapacağız, bağışla bizi...
Allah’ım, hırslarımızı yenmenin yollarını öğret bize, birbirimizi sevmenin yollarını öğret. Milletimize lâyık insanlar olalım. Halka ve Hakk'a hizmet etmesini bilelim. Bize “Büyük Cihad”ın yollarını öğret, nefsimizi yenmenin sırlarını öğret. İyi olmanın yollarını öğret!
Allah’ım, bize acı, bizi sev. Yolunda kan dökmüş bir milletiz. Uğrunda çelik bir iman ordusu olmuş, cihanın üstüne yürümüşüz. Şimdi geriyiz, yoksuluz. Düşmanımız çok, dostumuz yok. Rahmetini üzerimizden eksik kılma...
Allah’ım, millete hizmet etmenin hazzını duyur bize. Nefsimizi cihanın sultanı sanmaktan esirge bizi. Menfaatlerimizin kölesi olmayalım; bizi Sana ulaştıracak bir yüce gayenin dervişleri olalım.
KURBAN BAYRAMI MESAJI – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
KURBAN BAYRAMI MESAJI – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
Sonlu evrenin, sonsuz yaratıcının yaratıp, düzene koyduğu, Samanyolu galaksisinin Güneş sisteminin, Dünya gezegeninde yaşayan insanoğlu, zaman zaman gaflet ve dalalet içinde olmuştur.
İnsanlık; her dönemde nefsinin esiri olarak yaratılışına aykırı düşünce ve uygulamalarla, hemcinsini, hayvanları, bitkileri yoketmeye çabalamış, doğayı kirletmeye, yaşadığı dünyayı yaşanabilir olmaktan çıkarmaya devam etmiş ve etmeye de devam etmektedir.
Bütün canlılardan, doğadan, farklı üstün özelliklerle yaratılan insanoğlu, kendi gerçeği ile birlikte, gurur, kibir bencillik sahibi önderlerince ilahi çizginin saptırılması değiştirilmesi ile bunalımlar yaşamış, yaşamaya devam etmektedir.
İnsanoğlu; gerçekleri hatırlatıcı elçilerle, yaşamını düzene koymasına vesile olan ilahi buyrukları tersyüz etmeye yönelmiştir.
Dünya’da şimdilerde; birçok din yanında ateisti, deisti ile yeniden zihinsel bunalım yaşamakta, din adına katliamlar yapılmakta, son din İslamiyet temsil edenlerince tersyüz edilmiş bulunmaktadır.
İslam dininin temeli; tek yaratıcıya ve onun elçisine inanmakla başlar, hak, adalet, eşitlik, doğrulukla, paylaşımı esas alır.
Dinin Özü: Allah’a İman ve Dosdoğru Olmak – Prof. Dr. Hasan ONAT
Din, esas itibariyle insan için vardır; insan din için değil... Allah, akla destek olsun diye vahiy göndermiştir. Bu bağlamda İslam, bir yandan insana farkındalık ve özgürlük bilinci kazandırırken, diğer yandan da aklın doğrularına yaptırım gücü katarak, anlamlı bir hayat sürmesi konusunda yardımcı olur.
Varoluşsal bilinç, hayatın anlamı ile ilgili köklü ve soylu bir arayışı beraberinde getirir. Bir başka ifadeyle, her insan ömür boyu hem hayatın anlamını yakalamak, hem de anlamlı bir hayat sürmek için didinir, durur.
İşte Kur'an dilinde salih amel, yani iyi iş olan bu çaba, öncelikle emek ve üretimdir. Ne yazık ki, geleneksel algıda salih amel, sadece ibadetlere indirgenmiştir. Elbette ibadetler de salih ameldir; ancak ibadetler hayatın tüm alanlarında insanın yaratıcı yetilerinin en iyi şekilde etkin olması için bir tür işaret taşı görevi de görür.
NEVZAT KÖSOĞLU VEYA DÜNYAYA SÖYLEYECEK SÖZÜ OLANLAR – Mehmet Cemal Çiftçigüzeli
NEVZAT KÖSOĞLU VEYA DÜNYAYA SÖYLEYECEK SÖZÜ OLANLAR - Mehmet Cemal Çiftçigüzeli
Profesyonel gazeteciliğe 1967 yılında Babıali’de Sabah Gazetesi’nde başladım. Bir yandan gazetecilik tahsili yapıyor öte yandan da çalışıyordum. Gazetemiz bir kamu kuruluşu olan İstanbul Cağaloğlu Şerefefendi Sokaktaki (halen Maliye Bakanlığının bir birimi) Güneş Gazetecilik’te basılıyordu. Burada, Babıali’de Sabah’tan başka Sonhavadis, Ekspres, ABC, Kara Kedi, Büyük Doğu da yayına hazırlanıyordu. İki odası vardı gazetenin yazıişleri olarak. Birinde istihbarat görevliler ben, Ömer Avan, Ender Turhan, Altan Deliorman, Mehmet Velid Öztürk, Ressam Gürbüz Azak, sık sık uğrayan Necip Fazıl ve Eşref Edip, ötekinde ise gazetenin yazıişleri müdürleri Avni Ateş, Macit Ergene, Ahmet İyioldu, Nurhan Aydın, sahife sekreterleri Erdoğan Atak çalışırdı. Arşiv ve müsahhihler gazete kamyonlarının bobinlerini indirdiği yerdeydi. Burada da Cavit Ersen, Muin Nursen Eriş, Mehmet Can, Mehmet Polatdemir görev yapardı.
Üç foto muhabirimiz vardı Şef Aydın Ünsal, Tonton Atılay Gülen ve Murat Çetin zemin katta, güneş yüzü görmeyen bir yerdeydi. Karanlık oda için biçilmiş kaftandı ama işte o kadar. Spor bölümü aynı sokakta ilerdeki bir binadaydı.
Geçmişten Günümüze Cahiliyye Dönemleri – NAZIM PEKER
Geçmişten Günümüze Cahiliyye Dönemleri - NAZIM PEKER
Sevgili okurlarım cahil: bilmeyen, habersiz, okumamış, öğrenmemiş, tecrübesiz, acemi, inatçı gibi geniş bir manayı kapsar. Cahiliye ise; puta tapanlar, İslam’dan önceki Arap zamanı, cahilliğe ait demektir.
Dünyamız, yaratılışından bu yana önemli cahiliyye dönemleri yaşamış/geçirmiştir.
Bu dönemler çok önemlidir. Bu dönemleri Kuran, pek çok yerde kıssa olarak bizlere anlatır. Anlatır ki, ibret alalım, pay çıkaralım, akıllanalım, inatlaşmayalım. Amma neredeeee!!
Kısaca bu cahiliye dönemlerine bir bakalım:
1-Hz. Lut dönemi: Bu dönemde Sodam isimli kabile terbiyesizlik ve ahlaksızlıkta öyle ileri gittiler ki; hanımları bırakıp erkek erkeğe ilişkiye girdiler. Livatacılık aldı başını gitti. Genç ve parlak erkek çocukları, iffetlerini koruyamaz oldular.
Sonuçta, Allah bu kepazeliğe daha fazla izin vermedi ve bu kavmi helak etti. Yani ortadan kaldırarak cezalandırdı.
2- Firavun dönemi: Kuran’da bahsedildiği ve bildiğiniz gibi Firavun, beni tahtımdan edecekler diye doğan erkek çocuklarını öldürtmekteydi. Erkek çocuklar, feryat ve figanına aldırılmadan analarını şefkatli bağrından alınarak öldürülmekteydi.
Sonuçta ne oldu? Allah bu cahilliğe fırsat vermedi. İbret olsun diye saraya alıp besleyip, büyüttüğü Musa tarafından alaşağı edilmedi mi?
BEŞ PARALIK ADAM: REŞİT GALİP – Mehmet Saral
BEŞ PARALIK ADAM: REŞİT GALİP - Mehmet Saral
Sayın Başbakanım, Salı gün ki grup konuşmanızı dinledim, artık ölünceye kadar oyumu size vereceğim. Müthiş tespitler yaptınız. Bir kere andımızı yazan Reşit Galip’in halkına nasıl “zülüm” yapan bir zalim olduğunu bir güzel anlattınız.
Neymiş efendim:
Türküm…
Doğruyum…
Çalışkanım…
Böyle bir yemin olur mu? Hem bu Türklerde kim? Alçak, zalim, katliamcı bir göçebe sürüsü. Anadoluya gelmişler,kendilerinden olmayan herkesi öldürmüşler, Kürtçe konuşan bir tane bile kürt bırakmamışlar. Ben Malatya’da, İstanbul’da ve Ankara’da yaşadım. Kürtçe konuşan bir tek insan evladına rastlamadım.
Yalnız Sayın Başbakanım kafama takılan bir sorum var size: Madem bu alçak Türkler herkesi katletmişler, Bekir Bozdağ, Ömer Çelik, Mehdi Eker, Zafer Çağlayan, Mehmet Şimşek, Muammer Güler, Cevdet Yılmaz, Egemen Bağış, Beşir Atalay kürt oldukları halde nasıl Türkleri atlatıp bakan olmuşlar? Doğrusu anlayamadım.
PAKETTEKİ ROMANLAR – Feyzullah BUDAK
PAKETTEKİ ROMANLAR - Feyzullah BUDAK
Bazı dillerde, bizim dilimizde de olduğu gibi aynı sözlerin birbirinden çok farklı anlamları ifade ettiği durumlar vardır. Bu yazının başlığında olduğu gibi… Yukarıdaki başlık “kütüphanemizdeki kitaplar arasından seçilen bazı romanların bir pakette toplandığı” durumu ifade etmek için de kullanılabilirdi. Ama bu başlıkta kast edilen o değil. Burada Sayın Başbakan’ın açıkladığı demokratikleşme paketindeki Romanlar’dan bahsediyoruz.
Terör örgütünün siyasi uzantısı BDP’ye, zaten uygulamakta olduğu eşbaşkanlık sistemini yasallaştırma, istediği şekilde Kürtçe propaganda yapma ve Hazine’den yardım alarak Türk Devletinin parasıyla Türk Devletini yıkma imkanı gibi bir dizi kıyaklar sunan, bu arada bir yandan şimdilik özel okullarda Kürtçe eğitime imkanı verirken diğer yandan 80 yıldır çocuklarımıza okutulan ANDIMIZ’ı yasaklamak suretiyle TÜRK adının mümkün olduğunca az duyulması için gerekli tedbirleri alan demokratikleşme paketindeki ilginç bir husus karambole geldi ve pek fazla dikkat çekmedi.
Bu durum yazının başlığında kast edilen ROMANLAR’la ilgili. Sayın Başbakan Demokratikleşme Paketini sunarken bir yerde aynen şunları söyledi : Roman Dil ve Kültür Enstitüsü kuruyoruz. Roman vatandaşlarımızın dil ve kültürleri ile, karşılaştıkları sorunlara ilişkin araştırmalar yapmak, çözüm önerileri üretmek amacıyla, bir ilimiz üniversitesi bünyesinde, Roman Enstitüsü kuracağız.”
Peki bu düzenleme hangi ihtiyaçtan kaynaklanıyor? Böyle bir düzenlemeyi kim istiyor? Senin sırf Romanya’dan geldiği için ROMAN dediğin bu insanlar kendileri için Romanya’da bile “BİZ TÜRKÜZ” diyorlar. Bu iddialarını yaşatmak ve hayata geçirmek için Romanya’da bile dernekler kurup, mücadele ediyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin istihbarat örgütü yok mudur? Bu kadar açık ve basit bir gerçeği (sıradan bir vatandaşın bildiği bu gerçeği) Türkiye Cumhuriyeti Devleti bilmez mi? Bilmemesi mümkün mü? Pekala bunu bile bile “Ayrı dil ve kültür enstitüleri kurarak” onları dışlama, başkalaştırma ve onlara zoraki ayrı kimlik kazandırma çabasının sebebi nedir?
ORYANTALİZMİN ÜÇ KUŞAĞI – Yrd. Doç. Dr. Sait BAŞER
Oryantalist Mankurtlara Dair
ORYANTALİZMİN ÜÇ KUŞAĞI - Yrd. Doç. Dr. Sait BAŞER 11 Eylül 2009
“Orientalisme”, bizim telaffuzumuzla oryantalizm, önceki kuşakların şarkiyatçılık dedikleri bir araştırma alanı, kendine has gaye ve yöntemleri olan bir “sosyal bilim!” İnter disipliner karakteriyle burnunu sokmadığı sosyal saha kalmamış olan kancık bir “bilim siyaseti!”. Daha adının tespiti aşikar kılmaktadır ki, bu faaliyet “Doğu”ya “Batı”dan yönelen bir bakışı niteliyor.
“Doğu”, binlerce yıldan beri insanlık, hikmet ve medeniyetin kaynağı olagelmenin engin kendine güveni içinde, çok uzun süre “it ürür kervan yürür” rehavetinden olsa gerek, Batı’nın bu münafık bilimsicilerine cevap yetiştirmeye tenezzül etmedi. Nasıl önemsesindi ki! Londra’ya göre “Uzak Doğu” adlandırmasındaki küçümsemenin zıddı, bir zamanlar “Batı” kavramını “vahşiler diyarı” diye anlamlandıran Taoculuk’ta vardı. Çile, “Batı’ya yolculuk” demekti. Vahşi, menfaatçi ve bencil Batı, madde bağlamı dışında bir zenginliğe belki de hiçbir zaman aşina olmamıştı. Dilimizdeki “mal bulmuş magribî” deyiminin dile getirdiği ruh sefaleti, “mal” dışında değer tanımayan, onu elde etme adına “etnik temizlik (!)”, “soykırım”, “Jenosid” gibi kavramların gerisindeki aşağılık ahlâkını meşrulaştırabilen bir kitleyle asırlardır mücadele eden bir milletin tecrübesini vasf eyliyor.
Andımız Ayet mi? – Prof. Dr. NURULLAH ÇETİN
Şaşı ve göz kusuru olmadığı halde, kör numarası yapanlara tavsiye edilmemiştir... Ahsen OKYAR
Andımız Ayet mi? - Prof. Dr. NURULLAH ÇETİN 02 Ekim 2013
Son zamanlarda özellikle İslamcı diye bilinen çevrelerde Andımız üzerine itirazlar, eleştiriler yoğunlaşmaya başladı. 02 Şubat 2012 tarihli gazetelerde çıkan bir habere göre AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik, şöyle demiş: “Gençliğe Hitabe konusunu da kamuoyunun oturup tartışması lazım. Şimdi, Reşit Galip andımızı getirmiş değil mi? Ayet mi bunlar? Reşit Galip böyle bir şey yapmamış olsaydı olmayacaktı. 12 Eylülcüler hatırlar mısınız Andımız’a ilavelerde bulundular. Sonra tekrar değiştirdiler. Böyle bir şey olmaz.” (http://www.haberturk.com/polemik/haber/712139-ataturkun-genclige-hitabesi-ayet-mi)
Mümtaz’er Türköne adlı bir yazıcı da andımızı faşistlik, ırkçılık, böbürlenme, âdeta İslam’a karşı çıkarılan beşerî mahiyette bir dinî söylem, medeniyet dışı bir şey, ilkel ritüel, kişiliksizleştiren disiplin ritüeli, ciddi bir saçmalık olarak yorumluyor. (Zaman, 24 Eylül 2013)
Kazım Güleçyüz ve Hilal Kaplan gibi yazıcılar da Andımıza eleştiriler getirerek kaldırılmasını istemişler. Basın yayın organlarında, değişik mahfillerde bu ve bunlara benzer eleştiriler var. Bu eleştirilerin ortak yönü, Andımızın İslam’a aykırı, hatta dine karşı üretilmiş faşist, ırkçı bir metin olduğu yönünde. Yapılan eleştirilerle insanların kafasında Andımızın sanki dinsizlik telkin eden bir metin olduğu algısı yayılıyor.
SONRA NE DİYECEK? – Av. Ruhittin SÖNMEZ
SONRA NE DİYECEK? – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Bugün “ilm-i siyaset” alanında becerikli olanlar başarılı sayılıyor. İlm-i siyaset ise gerçekleri “şartlar olgunlaşmadan, zamanı gelmeden” söylememek, doğruyu söylemediği hususlarda da dünyanın tek gerçeğini söylercesine içten ve inandırıcı olma becerisini göstermek” olarak anlaşılmakta.
Hele bu tarz beyanlara “Bizler faniyiz, kalıcı değiliz. Hepimizin gideceği yer, 2 metreküp çukurdur. Biz sizin için varız, sizler için bu işleri yapıyoruz” tarzı damardan cümleler ekleyebiliyorsanız, “başarı” kaçınılmaz olmakta.
Bu davranışların fetvası da hazır: “Harpte hile mubahtır!” (Harp kiminle?)
*****
Dıştaki ambalaj içtekine uygun mu? NE paket.. Ne maket.. / Ertuğrul ÖZKÖK
Dıştaki ambalaj içtekine uygun mu? NE paket.. Ne maket.. / Ertuğrul ÖZKÖK
Ne şu..
Ne de bu..
Benim için cevabını beklediğim tek, bir tek soru var.
Samimi, ikna edici, güven verici tek bir soru...
Bize bu demokrasi paketini sunan irade, kendisi gerçekten demokratikleşmiş midir?
* * *