
Neden Türk düşmanlığı? – Prof. Dr. Esfender Korkmaz)
Neden Türk düşmanlığı? – Prof. Dr. Esfender Korkmaz)
Onur Öymen bir uyarıda bulundu... Aynen şöyle: “Üç gün önce, saat 16,00’da NTV’de ” Kayıttayız “ adlı programda ”Geçmişimizle Yüzleşelim “ sloganı altında 1915 olaylarından başlayarak yakın tarihimizle ilgili olarak çok ağır suçlamalarda bulunuldu.
Son 100 yılda yaşanan olaylarla ilgili olarak tamamen tek taraflı bir yaklaşımla, sürekli olarak o devirlerdeki Osmanlı idaresiyle daha sonraki Türkiye Cumhuriyetleri hükümetleri suçlandı.
Ermeni çeteciler, devlete karşı silahlı ayaklanmada bulunanlar ve teröristler hakkında tek bir olumsuz söz söylenmedi. Yüzbinlerce Türk’ün katledilmesinden hiç bahsedilmedi.
Öte yandan, Arap kökenli olduğu söylenen ve AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi olan Prof. Dr. Yasin Aktay, Bayburt’ta katıldığı panelde, “Türk dediğin bir sentezdir zaten. Türk diye bir ırk yok” dedi.
1) Tarihte Türk düşmanlığı her zaman olmuştur. Türklere, Türk kültürüne, Osmanlı’ya ve bugün de Türkiye Cumhuriyetine yönelik olan Anti-Turkism(Türk fobisi) akımının, içeride de her zaman ajanları olmuştur.
Dışarıda ise günümüzde bile bazı ülkelerde, Türkler ırkçı saldırılara uğramaktadırlar.
Türk düşmanlığının kökleri Haçlı Seferlerine kadar dayanır. Selçukluların Anadolu’yu fethi ve bunu takip eden Bizans’ın umutsuz durumu Papa II. Urban’ı bütün Hıristiyan dünyasını Türklere karşı bir savaşa çağırmasına yol açmıştır.
1400’lerin ortalarında Avrupa’nın her yerinde Katolikler dini törenler düzenlemiş ve Türklere karşı bir zaferin sadece Tanrı’nın yardımıyla kazanılabileceğini söylemişlerdir. Hristiyanlar dini etnik düşmanlık için kullanmıştır.
TÜRKÜN SABRI – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
TÜRKÜN SABRI
Doğu’da Çin kaynakları Türk der,
Batı’da Avrupalılar Türk der,
Orta Asya’da kaynaklar, Türk der
Ortadoğu’da Arap kaynakları, Türk der,
Anadolu’da Bizans kaynakları, Türk der,
Anadolu’da arkeolojik kaynaklar, 10 bin yıldır Türk der.
Anadolu’da Selçuklu Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde halk Türkçe konuşur.
Türk dili, dünya diller ailesinde ön sıralardadır.
Dünya bugün bu coğrafyada yaşayanlara Türk diyor.
Ama şimdi Anadolu’da yaşayan bazıları, Türk yok diyor.
Peki ama neden?
Bu gerçeğe rağmen;
Neden bazıları; ısrarla Türklüğü reddediyor?
Neden bazıları; Türklüğe hakaret ediyor?
Neden bazıları; Türk Milleti yoktur diyor?
Neden bazıları; Yüzde seksenyedilik Türkleri, azınlık etnik gruplar gibi görüyor?
Harun gibi gel, Karun olup git – Hüseyin Yıldız
Harun gibi gel, Karun olup git - Hüseyin Yıldız
www.bizimyaka.com 02 Aralık 2013 tarihli yazısı
Güçlüyken; dik durmak, haksızlığa karşı dilsiz şeytan olmamak kolaydır. Zor
olanı; zayıfken, acizken, karşındaki güçlüyken dik durup haksızlığı haykırmaktır.
Bu tavrı muktedirken göstermek her kişinin işi, mazlumken göstermekse er kişinin
işidir. Hayatın her alanında özelliklede siyaset gibi gücün olduğu yerlerde örneklerine
sık sık rastlıyoruz. Bir bakıyorsunuz daha düne kadar siyasi iktidara demediğini
bırakmayıp en keskin muhalefeti yapanlar bir anda iktidar safına geçip dedikleri her
şeyi unutarak dün yerden yere vurduklarıyla yola devam edebiliyorlar. Misal olarak
fikirlerine ve duruşuna çok değer verdiğim Has Parti genel başkanı Numan
Kurtulmuş örneğinde olduğu gibi.
Kendisi ve partisi kanımca ülkede zaman içinde iktidara alternatif olabilecek bir
durumdayken partisini kapatarak, kendisiyle yola çıkanları da bırakarak iktidara ilhak
oldu. İktidara istinaden söyledikleri meşhur sloganları "Harun gibi gelip Karun
gibi gitmeyeceğiz" hala kulaklarda ve siyaseti yakın takip edenler arasında alay
konusu olmaya devam ediyor. Bazı gazete ve gazetecilerde var ki onların
tavırlarından, söylemlerinden bahsetmek bile gereksiz. Öyle vıcık vıcık öyle yapış
yapışlarki...
HAK’KA DEĞİL GÜCE TAPINMAK – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
HAK’KA DEĞİL GÜCE TAPINMAK – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
Toplumlarda yöneten ve yönetilenler vardır.
Yönetenler kim olacak, nasıl olacak sorusu yüzyıllar boyunca insanların temel sorunu olmuştur.
Büyük oyunlar oynanır. Yıprananların yerine yeni bir siyasi figür ortaya çıkarılır.
Rakibi hedef alan asılsız iddialar, suizana dayanan isnatlar ve insanın kanını donduran iftiraları içeren propaganda faaliyeti işlemeye başlar.
Taraftarlar; konuşmalarında, yazılarında, ara sıra öven tavırlarla tam bir riyakârlık örneği sergilerler. Desteklediklerini büyük bir şevkle ve zevkle takdim ederler.
Yeni siyasi figürün hareket alanı sınırlıdır.
Belirlenen projenin gereğini yapmaya odaklanırlar.
Perde gerisindeki güç odakları ne diyorsa onu yaparlar.
Perde gerisindeki güç odaklarına neyin sözünü vermişlerse onu yerine getirirler.
Sonra emir verenler emir alanların ümüğünü sıkar. İstediği zaman gevşetir, istediği zaman sıkar.
TAM BİR KIYAMET SENARYOSU – Ömer ARSLAN
TAM BİR KIYAMET SENARYOSU.......
AKP SEÇİMLE GİTMEZSE BAKIN NELER OLACAK
12 yıldan beri Türk Devletini dönüştürme, hayallerini gerçekleştirme yoluna giren, her ortamda 36 etnik gruptan bahseden Başbakanın, Diyarbakır’da Kürdüstandan bahsetmesi geleceğin göstergesidir. AKP eğer PKK’nın isteklerini yerine getirmez antlaşma bozulursa!
* Seçim sonrası Hakkâri-Yüksekova ve Cizre hattında başkaldırı ilan edilecek!
* Bütün Güneydoğu’da sivil itaatsizlik eylemleri yaygınlaştırılacak. Peş peşe bazı valilikler ve kaymakamlıklar işgal edilip PKK çaputları çekilecek!
* BDP’li belediyelerde Kürtçe yazışmalar başlayacaklar. Türk bayrakları indirilecek.
* Valiliklere, karakollara ve askeri birliklere kitlesel saldırılar yapılacak.
* Belediye yasalarına sığınarak kendi kolluk kuvvetini kuracak..
ONLARIN ÖĞRETMENLER GÜNÜ HİÇ OLMADI – Mustafa PALA
ONLARIN ÖĞRETMENLER GÜNÜ HİÇ OLMADI - Mustafa PALA
İl Milli Eğitim Müdürlüğünde idareci arkadaşımı ziyarete gittim; odaya, manevi yorgunluğu tüm fiziğine aksetmiş, hayattan umudunu kesmiş, yılların günahı olmasa da kömür karası saçları erken ağarmış 36-38 yaşlarında bir bey girdi. Yorgun bir ifadeyle elindeki kararnameyi uzattı. Arkadaşım kararnameyi imzaladı ve: “Ücreti öğretmen olarak tarih mi okutacaksın, hayırlı olsun,” uzamış sakallarını kastederek, “böyle derse girmezsin değil mi” diyerek kelam-ı kibar bir dille ikaz edince öğretmen; hastamız vardı, hastaneden geliyorum tekrar hastaneye gideceğim, tabi ki derse böyle girmeyeceğim dedi ve ayrıldı.
Merak ettim ve araştırdım; 31 yaşında olduğunu, 9 senedir sınavlara girdiğini yeterli puanı almasına rağmen kadrosuzluktan atanamadığını, iş bulursa çalıştığını ve evlenmeyi aklından bile geçiremediğini, yaşlı anne babasıyla köyde yaşadığını öğrendim.
Onun gibi umut yorgunu olup “Öğretmenim” nidasına ve “Öğretmenler Günü’ne hasret” 250-300 bin öğretmen geçti gözlerimin önünden… Atanamayan öğretmenleri yazmayı düşünürken bir arkadaşımın gönderdiği ”Neşe Öğretmenin Hikâyesini” okuyunca, yazmaktan vaz geçtim ve paylaşmayı istedim. Çünkü öğretmen olup öğretmenler gününü kutlayamayan daha başka masumlar vardı. Yazı bir alıntı, nereden alıntılandığına ulaşamadım fakat hikâye gerçek.
Olumlu telkinin ve zihinde canlandırmanın gücü – Yrd. Doç. Dr. Zülfikar Özkan
Olumlu telkinin ve zihinde canlandırmanın gücü - Yrd. Doç. Dr. Zülfikar Özkan
Pek çok insan zihninde saklı duran güçlerini kullanamıyor. Sorunlarını çözmek için başkalarından medet umuyor. Oysa içinde keşfedilmeye bekleyen bu güçlerini kullanabilse sorunlarını rahatlıkla çözebilecek, sağlıklı ve mutlu bir insan haline gelebilecek.
Bu güçleri kullanmanın ekonomik bir masrafı da yok… Bu yöntemle örneğin toplum karşısında başarılı sunumlar yapabilir veya istediğiniz oranda zayıflayabilirsiniz.
En önemli güçlerimiz de olumlu telkin ve zihinde canlandırma veya imgelemedir. Telkin, sürekli olarak tekrar edilen basit ve kısa cümlelerdir. Ne olmak istediğinizi ve neye sahip olmak istediğinizi kendinize telkin edebilirsiniz.
Birbiri ardına tekrarlanan düşünceler tekrarlandıkça güçleri artar. Bir tek yağmur damlası kuru toprak üzerine etki edemez. Ama tekrarlanan yağmur damlaları kuru toprağı su biriktiren bir baraja ve bir enerji kaynağına dönüştürebilir. Bunun gibi, tekrarlanan düşünceler de büyük bir güce dönüşme potansiyeline sahiptir.
Sürekli tekrar ettiğimiz cümleler, bilinçaltımızın eşiğinden içeri girer ve güçlerini artırırlar. Bilinçaltımız bu cümleleri doğru olarak kabul eder ve onları birer inanç haline getirerek gerçeğe dönüştürme yollarını arar. İnanç, bir düşünceye gönülden bağlı olmaktır.
Ölüm Döşeğinde Son Düşünceler… / Avusturyalı Bronnie Ware
Avusturyalı Bronnie Ware, ölmek üzere olan hastaların son haftalarına refakat eden bir hemşire. Ware, ölmek üzere olanların en çok pişman olduğu 5 konuyu ve tecrübelerini bir kitapta derlemiş.
SEVGİYE VE BARIŞA ÇAĞRI – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
SEVGİYE VE BARIŞA ÇAĞRI – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
Dünya'da ve Türkiye'de dinler, ideolojiler; insanlar arasında çatışmanın, haksızlığın, adaletsizliğin, eşitsizliğin sömürünün perdelenmesinde birer araç haline gelmiştir.
Kin, nefret, öfke, öteki yıkım, acı, üzüntü, adaletsizlik, haksızlık, insanlardaki çileleri artırıyor.
Sesleniyorum:
Kur'an ve Muhammed ilkelerini kendine rehber edinen Müslümanlar,
Tevrat ve Musa ilkelerini kendine rehber edinen Museviler,
İncil ve İsa ilkelerini kendine rehber edinen Hıristiyanlar,
Brahman ilkelerini kendine rehber edinen Brahmanlar,
Süleyman ilkelerini kendine rehber edinen Masonlar,
Buda ilkelerini kendine rehber edinen Budistler,
Tao ilkelerini kendine ilke edinen Taoistler,
Nirvana odaklı Hinduistler,
Bahaullah odaklı Bahailer,
İllümunaticiler,
Küreselciler, Evrenselciler, Mesihçiler, Mehdiciler, Tanrıtanımazlar, Ateistler, Deistler, Materyalistler, Liberaller, Komünistler, Marksistler, Sosyalistler, Sosyal demokratlar, Ülkücüler, Milliyetçiler, Muhafazakarlar, Demokratlar, Cumhuriyetçiler, Kemalistler, Atatürkçüler, Dinlerarası diyalogcular, Tarikatçılar, Cemaatçılar, Hizmet yolunda olanlar,
Geliniz şu cümlede birleşelim.
GÜNLÜK HAYATIMIZDA TOKALAŞMA – Hidayet ŞİŞKİN
GÜNLÜK HAYATIMIZDA TOKALAŞMA – Hidayet ŞİŞKİN
El sıkışma insanların günlük hayatta en çok yaptıkları beden hareketlerindendir. Birbirleriyle önceden tanışan insanlar için merhaba, hoş geldin anlamına gelir.
İlk tanışmada el sıkışmak hemcinsler için sorun teşkil etmeyebilir. Fakat karşı cins söz konusu olunca geleneğimize göre bir bayan elini uzatmayınca erkek elini uzatmaz. Erkek veya bayan fark etmeksizin herhangi bir insanın elini sıkacaksak karşımızdakinin gerçekten bunu isteyip istemediğine dikkat etmeliyiz.
Ev sahibi konumundaki kişiler gelen konuklarına elini uzatıp “hoş geldiniz” der. Ev sahibi konumundaki kişiler konuklarının elini sıkmazlarsa istenmediklerini düşünebilirler.
El sıkışma esnasında avucun aşağı veya yukarı bakması da farklı tavırları ifade eder. Eğer elinizi avucunuz aşağıya bakacak şekilde uzatırsanız bu tavır karşınızdaki kişiye hükmettiğinizi ifade eder. Bu tavır karşınızdakini rahatsız eder. Avuç içi yukarı bakacak şekilde el sıkışmak karşınızdakine açık olduğunuzu ifade eder. Fakat el sıkışmayı zorlaştırır.
Karşınızdakiyle tokalaşırken muhatabınızın eline aşırı güç uygulamayın. Bu kaba - bedevi bir tarzdır.
Fakat ingilizlerin "ölü balık" dediği şekilde elleriniz tamamen de "cansız" olmamalı. Bu anlamda dengeyi tutturmalısınız.
BEN YAPILAN YARIŞI YAZARIM – Halil Altıparmak
BEN YAPILAN YARIŞI YAZARIM - Halil Altıparmak
Bana diyorlar ki ısrarla, Adana Valisini neden yazmıyorsun…
Bakın, inanın çok daha önemli konuları yazmaya sıra bulamıyorum. Ayrıca, kişilerle mümkün olduğu kadar uğraşmak istemiyorum ki, ülke, bölge ve dünya konularına sıra gelsin.
Kaldı ki, vali konusunda ne yazabilirim... İktidar milletvekilinin sözleri, Türkiye’nin en yaygın gazetesinde baş haber oldu. Recep Tayyip ERDOĞAN, bu haberden bir gün sonra, boşuna uğraşmayın yedirmem dedi. Kim, kimle, nasıl uğraşıyor, kimin eli kimin cebinde ve kimin ne kadar utanması gerekir bilemez olduk. Böyle bir durumda ne yazılabilir ki! Yazsak ne olur, yazmasak ne olur!!!!
Neyse, biz konumuza dönelim…
ÖZEL CASUSLUK PROGRAMLARI, CASUSLUK VE İSTİHBARAT NEDEN TARTIŞILMIYOR – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
ÖZEL CASUSLUK PROGRAMLARI, CASUSLUK VE İSTİHBARAT NEDEN TARTIŞILMIYOR - Prof. Dr. Nurullah AYDIN
Türkiye’nin gündeminde türban, kız-erkek ortak ev tartışmaları var. Oysa Dünya’da başka konular gündemde.
Wikileaks belgelerinden sonra ABD ajanı Snowden’in açıklamaları, casusluk konusuna yeniden dünya gündemine getirdi. Nedense Türkiye’de konu, gündem dışındadır.
Oysa Casusluk insanlık tarihi ile yaşıttır.
Devletler arası ilişkilerde, kurumlar arası ilişkilerde, ticari şirketler arasında casusluk faaliyeti önemini korumaktadır. (İşte İstihbarat, Nurullah Aydın, Kumsaati yayınları)
Yüksek teknoloji ile birlikte casusluk sanayi alanına kaymış, sanayi ve teknoloji casusluğu için eleman yetiştirme özellik kazanmıştır. (İstihbarat ve İstihbaratçı, Nurullah Aydın, Paraf yayınları)
Haberdar olmak, bilgi sahibi olmak, tedbir almak, caydırmak, etkisiz kılmak için casusluk mesleği en önemli meslekler arasında yer almaya devam ediyor.
Firari Amerikalı ajan Edward Snowden; İngiliz The Guardian gazetesine ABD istihbaratının “Xkeyscore” programıyla bireylerin internet hareketlerini nasıl izlediğini deşifre etti.
Eski CIA ve NSA çalışanı Edward Snowden, İngiltere’de Guardian gazetesiyle tekrar temasa geçerek ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) kullandığı “XKeyscore” casus yazılım programının sırlarını ifşa etti. (http://www.hurriyet.com.tr/planet/24434246.asp)
Düşünürken düştüğümüz tuzaklar – Bertay FİŞEKÇİ
Düşünürken düştüğümüz tuzaklar – Bertay Fişekçi
Artık bu dönemde o kadar çok kullanıldı ki, kısaca hatırlatmak yeterli diye düşünüyorum:
Etrafımızdaki olaylar değil, o olaylara nasıl tepki verdiğimiz önemlidir, çünkü bu tepkilerimiz davranışlarımızı şekillendirir. Bu tepkilerin oluşmasında kendi düşüncelerimiz etkili olur, bunlar da çeşitli dış faktörler, yetiştirilme biçimimiz, kişiliğimiz, düşünce kalıplarımız gibi şeylerden etkilenir.
Yani: Olay –> düşüncelerimiz –> davranışlarımız
Eğer olaylar karşısındaki düşüncelerimizi değiştirebilirsek, davranışlarımızı da istediğimiz yönde değiştirebiliriz. Şu sıralar işte bu düşünceleri bir yöntemle değiştirebildiğini iddia eden birçok öğreti /yol var. Bunlardan bazıları başarılı da olabilir. Ben de çeşitli yöntemlerle düşünce kalıplarımızı değiştirmeye çalışmanın değecek bir emek olduğunu düşünüyorum… Peki bu düşüncelerimizdeki yanlış düşünce kalıpları veya “tuzaklar” nelerdir, bunlara bir bakalım…
1. Erken sonuca varmak (jumping to conclusions): Çok az veya hiç veri yokken, kendi kendimize sonuçlar çıkarmak. Çoğunlukla bu sonuçlar ve düşünceler negatiftir. Mesela: Müdürünüz telefonunuza bir sesli mesaj bırakıp veya kısa bir e mail yazıp bir projedeki performansınızı eleştirmiş. Yeni bir organizasyon değişikliği de kapıda… Bu iki bilgi parçasını birleştirip, “herhalde şirkette son ayım” şeklinde bir düşünce üretiyorsanız, işte negatif sonuca zıplamışsınızdır demektir. Bunu bir de ikili ilişkilerde düşünün, ne çok erken sonuca varıyoruz, ne olup bittiğini tam anlamadan… Ayrıca bu yanlış sonuçlara varmalar, komedi filmlerinin de malzemesini oluşturur sıklıkla…
Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa – Aydın Boysan
Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa - Aydın Boysan
Bir gün bir taksiye atladım ve havaalanından hareket ettik... Sağ şeritte yol alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önümüze çıktı... Taksi şoförü sert bir şekilde frene bastı, kaydı ve diğer arabaya çarpmaktan milim farkla kurtuldu...
Diğer arabanın sürücüsü camdan başını çıkartıp bağırmaya ve küfretmeye başladı...
Taksi şoförü ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı... Ve gerçekten çok arkadaşçaydı...
Sordum, “Neden bunu yaptınız?... Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastaneye gönderecekti...”
Taksi şoförü bana, şimdi “Çöp Kamyonu Kanunu” dediğim şeyi öğretti...
Şoför pek çok insanın çöp kamyonu gibi olduğunu açıkladı... Her tarafta çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlık, öfke ve hayal kırıklığı dolular... Çöpleri biriktikçe onu bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar ve bazen sizin üzerinize bırakabilirler... Kişisel almayın... Sadece gülümseyin... Onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin... Onların çöpünü alıp iş yerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın... ...
İşin ana fikri şu ki; başarılı insanlar çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler...
Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla; “-Size iyi davranan insanları sevin, iyi davranmayanlar için dua edin...
Aydın BOYSAN
Kenan Serhat İnce Üstadımız facebook ta paylaşmış.. İstifade edilmesi temennisi ile..
ANADOLU BİR AŞURE KAZANIDIR… / Mustafa Küpçü
ANADOLU BİR AŞURE KAZANIDIR… / Mustafa Küpçü
Hicri takvimin ilk ayı olan, kutsal Muharrem ayı içindeyiz.
Bu ay, savaşın yasaklandığı, bolluk ve bereketin arttığı bir aydır.
İslami inanca göre; Muharrem ayının onuncu günü, Nuh Peygamber, Büyük Tufan’dan sonra karaya ayak bastığında, elinde kalan son malzemelerle bu tatlıyı yapmış.
Bu yıl, Muharrem ayı 4 Kasım’da başladı. 13 Kasım Çarşamba günü de Aşure günüdür.
Savaşın olmadığı, insanların “İNSAN” gibi kardeşçe yaşadığı bir dünya, en büyük özlemimiz ve çabamız olmalı. Peygamberler dışında kimse kimseyi “adam etmek” ya da “Cennet’e götürmek” ile görevlendirilmedi! Doğduğumuz gibi, bir gün bedensel yaşamımız son bulacak. O halde, dalaşarak, savaşarak yaşamak niye?
Muharrem ayının “bolluk, bereket” ayı olması da çok doğal değil mi? Çünkü, savaş yok! Savaş olmayınca, insan emeği öldürmeye değil, yaşamaya harcanıyor…
“Aşure” denince, aklıma gelen bir anıyı paylaşmak istiyorum.
BİZ BORÇSUZ BİR ÜLKEMİYİZ? – Nevzat Laleli
BİZ BORÇSUZ BİR ÜLKEMİYİZ? - Nevzat Laleli
Hükümet ne yaptığını bilmiyor -2
Cumhuriyet döneminde başlatılan ve özellikle de çok partili dönemlerde zirve yapan “hızlı dış borçlanma trendi” zamanımızda maalesef yine hızla devam etmektedir.
Her ne kadar Osmanlı döneminde de borçlanma yapılmışsa da bu borçlanmalar hem dayanılmaz cesamette olmamış ve hem de borçlanmalar karşılında ülkeye yeni teknoloji veya yeni bir hizmetin gelmesi sağlanmıştır.
TÜRKİSTAN’DA TÜRKLERİN BİLİME KATKILARI VE GÜNÜMÜZ – Prof. Dr. Hayrani ALTINTAŞ
TÜRKİSTAN’DA TÜRKLERİN BİLİME KATKILARI VE GÜNÜMÜZ - Prof. Dr. Hayrani ALTINTAŞ
Bir zamanlar biz de millet, hem de nasıl milletmişiz:
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!
(M. Akif)
İslam Medeniyeti, düşünce üzerine bina edilmiştir. Kur’anî düşünce, tefekkür düzeninin bel kemiğini teşkil etmiştir. Bu düşünce, “Oku!” emriyle başlayarak tefekkürü her türlü faaliyetin merkezine koymuştur. Bu tefekkürün tam merkezinde de Allah düşüncesi vardır.
Varlık felsefesinin, düşüncenin mihverini teşkil ettiği bu düzende, âlem yaratılmıştır. İnsana düşen görev, bu yaratılışı en ince noktalarına varıncaya kadar araştırıp bulmak ve insanların gözlerinin önüne sermek, idraklerine sunmaktır. O zaman, yaratılışın gerçek Fâili tespit edilmiş olacak ve gerekli saygı O’na gösterilecektir.
Okumak, incelemek, araştırmak ve gerçeği idrak etmek, bu suretle “Nereden geldiğini ve nereye gittiğini’’ bilmek. İşte bütün faaliyetin özü budur.
VATANA İHANET NEDİR? – METEHAN ŞENOL
VATANA İHANET NEDİR? - METEHAN ŞENOL / Email : yilmaz199@mynet.com
Bir ülkede küçük insanların gölgeleri büyüyorsa, o ülkede güneş batıyor demektir. ABD’nin bölgemiz ile ilgili planları, Büyük Ortadoğu Projesinin gerçek yüzünü okuyabilenler için açıkça belli. Adamlar bunu saklama zahmetine bile girmiyorlar. Türk basınında ve yabancı basında defalarca, Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesinin bizden koparıldığını gösteren haritalar yayınlandı. Üstelik bu haritaların fotoğrafları Amerikalı Kurmay Subayların Pentagondaki odalarının duvarlarında, NATO toplantılarında masaların üzerinde iken yayınlandı.
Bildiğiniz gibi bu günkü Milli Sınırlarımızı belirleyen Lozan Antlaşmasını, Parlamentosundan geçirmeyip, tanımayan tek ülke AMERİKA’dır.
ABD Devletinin esas ve çok uzun yıllara dayanan emelinin ilk adımı,
Türkiye-Suriye-İran-Irak’tan koparılacak topraklarla, ikinci İsrail olacak
“Büyük Kürdistan” Devletini kurmaktır. ABD derin devletini yöneten Evangelistler ve İsrail, “Vaat edilmiş topraklar” olarak kabul ettikleri, bizim Dicle-Fırat Havzamızı da içine alan toprakları hep ilgi alanlarında tutmuşlardır. ABD bu yüzden Kuzey Irak’ta en büyük bombardıman uçaklarının rahatlıkla inebileceği, dünyanın dördüncü büyük havaalanını inşa ediyor.
ABD, Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimini bu yüzden şartsız desteklemekte, Suriye’ye saldırı planlarını bu yüzden hayata geçirmeye çalışmakta, İran’a da ambargoyu bu sebepten devam ettirmektedir.
ULUS VE ULUSALCILIK – Uğur C. SEDEFOĞLU
ULUS VE ULUSALCILIK - Uğur C. SEDEFOĞLU
Bugünün Türkiye’sinde ulusalcılık kavramının milliyetçilik ile aynı anlama geldiğinden bir haber olan cahiller ile yaşamaktayız. Bu cahillerin tümü en kötüsü de normal vatandaş değildir. Sıradan kendi halindeki vatandaşın bu ayrımı yapma mecburiyeti; hem yoktur hem vardır. Yurttaş olan herkesin yurttaşlık bilincine vakıf olması gerekmektedir. Fakat bu bilinci devletin verme zorunluluğu olduğundan devlet görevini yapmadığını için sorumlu değildirler. Peki ,bunun dışında kalan kendini siyasetçi, aydın ve gazeteci olarak nitelendirenlerin ise bu ayrımı yapmak asli görevidir.
Ama ne yazık ki bu sistemde cahillik prim yapmaktadır. Ulusalcılık ve milliyetçilik aynı kavramlardır. Milliyetçilik ve ulusalcılık iki farklı anlam değildir. Alt başlık olarak ikiye ayrılırlar. Bir romantik milliyetçilik ya da ulusalcılık ikincisi ise yurttaşlık esasına dayalı olarak ayrılmaktadır. Yaşadığımız çağ ulus devletler çağıdır. Bunun yanı sıra etnik kökene dayalı ya da romantik çağ çoktan kapanmıştır.
Ulus dediğimiz yapı, iki temel kolonun üzerine inşa edilmektedir. Bir siyasi sınır birliği, iki ortak ekonomik pazardır. Bu kavramların tümü reel hayatta karşılığını zaten bulmaktadır. Bugün Kars ilinde hayvancılık ile uğraşan bir vatandaşımız; kendisine mesafe bakımından daha yakın olan sınır ülkelerine ticaret yaparken ihracat yapabilir. Fakat aynı vatandaş yetiştirdiği hayvanlarını İstanbul gibi metropol kentlerimizde hiçbir engelleme olmaksızın satabilir. İşte bu ortak ekonomik pazarın göstergesidir. İkincisi ise siyasi sınır birliğidir. Bugün başkent Ankara’da, alınan bir karar tüm misak-i milli sınırları içerisinde uygulamaya koyulur. Türkiye’nin her ilinde oy kullanan vatandaşımız, tüm ülke sınırlarını etkilemektedir. İşte en basit örneklem ile bu da siyasi sınır birliğinin reeldeki işleyiş yapısıdır.