
BİZ HANGİ TARAFTAYIZ – Av. Tevfik Karabulut
BİZ HANGİ TARAFTAYIZ - Tevfik Karabulut
Safların keskinleştiği,duyguların öne çıktığı zamanlarda aklın yol göstericiliği zora girer.
Yine de doğru olan duyguları akıl ve vicdanın yol göstericiliğine teslim etmektir.
Aklımız ve vicdanımıza saygı duyduğumuz içindir ki;
-Düşmanlığın ve husumetin değil kardeşliğin tarafındayız. Çünkü bu milletin çocuklarının enerjilerini birbirleriyle kavgada harcama lüksü yoktur.
-Adaletsizliği, yolsuzluğu, nüfuz süistimalini, hırsızlığı babamız da yapsa karşısındayız. Adaletin, dürüst yönetimin, milletin verdiği makamların ve yetkilerin yalnızca milletin çıkarları için kullanılmasından tarafız.
-Ülkemiz ve milletimiz üzerinde hesapları olan küresel emperyalistlerin oyunlarını bildiğimiz için milli duruşlardan tarafız. Ağaya dayanma mantığına ve bu mantığın ürünü olan işbirlikçiliğe, taşeron tavırlara karşıyız.
-Ne yapalım başka çaremiz yok diyenlerden değil istersek yaparız diyenlerdeniz.
-Hoşa gidiyor diye kimseye sövmediğimiz gibi belki bize de bir şeyler düşer diye birilerine yalakalık yapmayız.
İnandığını söyleyenlerin tarafındayız.
Hangi tarafta olduğumuzu merak edenlere duyurulur.
xxx Av. Tevfik Karabulut kardeşim Ordu’dan hissiyatımıza tercüman olmuş..
AKP- CEMAAT SAVAŞINDA GEMİLER YAKILDI – Av. Ruhittin SÖNMEZ
Bir hafta öncesine kadar, AKP ve Cemaat arasındaki savaşın kazan-kazan anlayışı ile bir yerde durdurulup, ateşkes yapılmasını bekleyenler çoğunluktaydı.
Ancak “büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu”nun kendisine yönelebileceğini gören Başbakan Erdoğan, karşı hamleyle Emniyet’teki (başta operasyonu yürütenler olmak üzere) cemaatçi kadroyu komple tasfiye etmeye başladı.
Bu sebeple Fethullah Gülen “hırsızı görmeden hırsızı yakalayanın üzerine gidenler, cinayeti görmeyip de masum insanlara cürüm atmak suretiyle onları karalamaya çalışanlar.. Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın, önlerini kessin, bir şey olmaya imkân vermesin” dediği o müthiş bedduasını yayımlattı.
Diğer taraftan Başbakan Erdoğan’ın “hem dindarım diyeceksin hem de gözünü kırpmadan masum insanlara iftira atacaksın. Yazıklar olsun! Devlette paralel bir yapı olmaz. İninize gireceğiz didik didik edeceğiz” sözleri artık geri dönüş olmadığını göstermekte.
Çocuklarınıza “KEŞKE” Dedirtmeyin–Doğan CÜCELOĞLU
Akatlar’da yürüyordum; kadın beni tanıdı ve selamlaştıktan sonra, sorusunu sordu: “Oğlum dersleri tamamen bıraktı; ne söylesem hiç fayda etmiyor. Ya arkadaşlarıyla buluşuyor, ya telefonda mesajlaşıyor ya da bilgisayarın başında oyun oynuyor. Ne yapacağımı şaşırdım, Hocam ne yapalım?”
“Sohbet ediyor musunuz?”
“Valla, konuşuyorum, ama hiçbir faydası yok.”
HEM MAĞRUR, HEM MAĞDUR OLUNAMAZ – Yrd. Doç. Dr. Sakin ÖNER
HEM MAĞRUR, HEM MAĞDUR OLUNAMAZ - Yrd. Doç. Dr. Sakin ÖNER
Garip bir toplum olduk.
Mağdurların, muhaliflerin, güçsüzlerin, yoksulların, mazlumların, ezilenlerin, adaletsizliğe ve kıyıma uğrayanların, doğru, dürüst ve edep sahibi olanların sesi ve soluğu çıkmıyor.
Buna karşılık mağrurların, muktedirlerin, güçlülerin, varlıklıların, zulmedenlerin, ezenlerin, adaleti katledenlerin, kıyımcıların, yolsuzluk yapan ve yaptıranların, edep ve ahlaktan yoksun olanların ise sesleri ve solukları ise olabildiğince birincilerden daha çok çıkıyor.
Sizin anlayacağınız ikinciler, birincilerden daha cesur, daha atak ve daha cüretkâr…
Bir insan; Hem mağrur, hem mağdur… Hem muktedir, hem muhalif… Hem suçlu, hem güçlü… Hem bölücü, hem birleştirici… Hem Karun gibi zengin, hem yoksul… Hem Müslüman, hem haramzade… Hem adaletsiz, hem âdil… Hem ezen, hem ezilen… Hem kıyan, hem kıyılan… Hem yolsuzluk yapan ve yaptıran, hem doğru ve dürüst… Hem acımasız, hem müşfik, merhametli… Hem ahlaksız, hem ahlaklı ve edep sahibi Olabilir mi? Olamaz…
Bir Konya Ziyareti ve biz Türklerle ilgili Düşündürdükleri – Dr. H. İbrahim Kahraman
Bir Konya Ziyareti ve biz Türklerle ilgili Düşündürdükleri / Dr. H. İbrahim Kahraman - Kocaeli Kent Konseyi Başkanı
740. Vuslat gecesi vesilesi ile İzmit’ten, Sn. Murat Kolaylı’nın organize ettiği bir grup arkadaşımızla Türker Turizmin memnun edici rehberliğinde, Konya şehrimizi yeniden ziyaret ettik. Anadolu Selçuklu devletine 200 yıl başkentlik yapmış bu güzel şehrimizin tarihi-kültürel yerlerini görmek birçok bilgileri yeniden hatırlamamız gerektiğini hatırlatmıştır. Bu vesile ile son zamanlarda Türkler üzerinde koparılan tartışmaların ne kadar gereksiz, cahilce ve yanlışlarla dolu olduğunu bu yazımla paylaşmak istedim.
Selçuklu atalarımız kervansarayları, camileri, medreseleri, kümbetleri ile bu coğrafyada önemli eserler yapmış ve bunların bir kısmı günümüze kadar gelmiştir. Konya-Kayseri-Sivas-Erzurum, Van ve diğer yerleşim yerlerindeki bu eserlerin bir kısmı yapılış şekli, kullanılan malzemeler ve bulunduğu coğrafyadaki konumlanma şekilleri ile dikkat çekici şaheserler olup Anadolu’muzdaki Türk Medeniyetinin izleridir. Bu eserler bizler için gurur ve övünme sebebi olacak kadar iyilerdir. Türk Devleti olan Selçukluların bu eserlerle şehre vurduğu mühür hala capcanlı ayaktadır.
Kumbaradan Kutuya!.. / Mustafa Küpçü
Kumbaradan Kutuya!.. / Mustafa Küpçü
Çocukluk yıllarımda bazı toplumsal değerlerimiz vardı;
“Yerli Malı Yurdun Malı/ Her Türk Onu Kullanmalı” derdik. Yamalı pantolon giydik ama utanmadık. Kimimiz metal banka kumbaralarında kimimiz toprak kumbaralarda harçlıklarımızı biriktirirdik. “Tasarruf etmek” ortak bir kültürel değerdi.
“Alın teri ile yaşamak” onuru da öyle.
Ev ve işyeri kapılarımız açıktı; “hırsız korkusu” bilmezdik. Hele, “Devlet Adamı” dendi mi, her yönüyle “güvenilir bir insan” gelirdi aklımıza.
Sonra, ilkokulda “Amerikan Süt Tozu” ile beslemeye başladılar bizi. Galiba o sütte bir mikrop vardı! İnsanlar hızla çoğalmaya ve kirlenmeye başladı!
Hem “doğal çevremiz” hem de “insani çevremiz” hızla kirlendi. O, saygı duyduğumuz “Devlet Adamı” kimliğini taşıyan siyasetçiler de hızla kaybolmaya başladı.
DEVLETİN RANTI DENİZ! – Av. Özcan PEHLİVANOĞLU
DEVLETİN RANTI DENİZ! – Av. Özcan PEHLİVANOĞLU
Günlük sohbetlerde “devlet malı”, “saçı bitmemiş yetim hakkı”, “Beyt-ül Mal” gibi kavramlaştırdığımız toplumsal hazineden ibaret zenginliğimiz için çok sık kullandığımız yakışıksız bir deyim vardır “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” gibi...
Bu deyimi, taşıdığı anlamı ve bunu uygulayanları hiç ama hiç sevmem!..
Devletin malını deniz gören ve bunu yemeye niyetlenen domuzlar, tarihte “dörtlü ittifak” olarak adlandırılan bir dayanışmayı sergilerler.
Bu “dörtlü ittifak” dediğimiz insan grupları birlikte hareket ettiği halde çoğu zaman bir araya gelmez. Hatta birbirlerine karşıymış gibi tavır alırlar. Her biri ayrı bir gruptur. Kendi içlerinde müthiş çatışmalar olur ama oyun kuralına göre oynandığında fazla gürültü çıkarmazlar. Ortak çıkarları söz konusu olduğunda, kolaylıkla bir araya gelip, birlikte hareket ederler.
Bu gruplardan ilki için; yağmayı, rüşveti, yolsuzluğu bizzat doğrudan gerçekleştirenlerdir diyebiliriz. Karşımıza kimi zaman; işadamı, müteahhit, sanayici, esnaf, çiftçi yada şirket, dernek, vakıf, kooperatif gibi yasal kimlikli, gerçek ve tüzel kişiler olarak çıkarlar.
İkinci grupta “mafya” sözcüğü ile niteleyebileceğimiz tipler vardır. Bunlar bazen yağma, rüşvet, yolsuzluk gibi işleri doğrudan kendi gerçekleştirir. Elde ettikleri yerleri kendi işletir, kiralar veya satarlar. Dikkatinizi çekmek istediğim diğer bir nokta da; bunların kimi zamanda birinci grupta yer alanları örgütlemesi ve elde edilen ranttan kendi payını almakla yetinmesidir. Çalışma yöntemleri açısından terör örgütlerini ve bazı dinsel yapılarıda bu grupta görebiliriz.
RESİM Mİ YAPALIM YOKSA FOTOĞRAF MI ÇEKELİM – Av. Tevfik Karabulut
Sosyal ve siyasal olayları sağlıklı değerlendirmenin olmazsa olmazlarından birisi olayların resmini yapmak değil fotoğrafını çekmektir. Çünkü her resim ressamının iç dünyasının etkilerini taşır. Hiçbir resimde yüzde yüz objektiflik yoktur. Ama fotoğraf makinesi ise fotoğraf makinesinin iç dünyasından olabildiğince bağımsızdır ve karşıda ne varsa onu aynen aksettirir.
Gelin biz resim yapmayalım ve fotoğraf çekelim. Sempatilerimiz veya antipatilerimizle değil karşımızdaki mutlak gerçek neyse ona göre değerlendirmeler yapalım.
BAKALIM FOTOĞRAF BİZE NELER GÖSTERİYOR.
1-Ülkemizde bir veya bir kaç ucu dışarılara uzanan peş peşe operasyonlar yapılıyor. Esasen bu yıllardır devam ediyor.
2-Operasyonlar bazen farklı iktidar ve güç odakları arasında amansız ve ölçüsüz güç ve iktidar savaşlarını doğuruyor.
Şimdi korkma sırası kimde? – Güngör ARSLAN
Şimdi korkma sırası kimde? - Güngör ARSLAN
Bu ülkenin insanları yaşadıkları bu topraklar üzerinde hep korkutuldu.
Biri geldi başka bir şeyle korkuttu, biri geldi o da başka şeylerle korkuttu.
Ama özellikle son beş yıldır ortaya salınan korku öyle böyle bir korku değildi.
İlk kez bu kadar aleni bu kadar göz göre göre hatta canlı yayın yapılarak insanlarımız korkutuldu.
Yaratılan bu korkunun da bedeli ağır oldu.
Kimileri bu ağır korkuya dayanamadı.
İntihar edenler oldu, psikolojileri bozulanlar oldu.
Aileler dağıldı.
Kısacası kimse evinde rahat uyuyamaz hale geldi.
Herkes ‘ Sıra ne zaman bana gelecek, ne zaman tutuklanacağım?’ kabusu ve korkusuyla yaşamaya başladı.
Toplumun çok geniş kesimini etkileyen bu korku dağlarını maalesef birileri göbeğini okşayarak, kimileri pis pis sırıtarak kimileri ise daha da ileri giderek televizyonlarda bu yaratılan korkunun keyfini çıkardılar hiç utanmadan.
ORGANİK VE BİYOLOJİK BİLGİSAYAR – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
ORGANİK VE BİYOLOJİK BİLGİSAYAR – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
Milyarlarca insanı sanal ortamda birbirine bağlayan internet, bundan 30 yıl önce Pentagon’un kendi bünyesindeki bilgisayarlar arasındaki iletişimini sağlamak için geliştirdiği Arpanet isimli program sayesinde ortaya çıktı.
ABD, şimdi de internet kadar tarihi değiştirecek ve çok daha fazla tartışmaya yol açacak Brain-net isimli bir programı yürürlüğe sokmaya hazırlanıyor.
Gelişmiş Savunma Araştırmaları Proje Ajansı’nca (DARPA) yürütülen çalışmalarda, özellikle ABD Başkanı Obama döneminde gelişme sağlandı. Bu projeler gelişme aşamasında.
Beyin gücü ile kontrol edilen insansız hava aracı dronelar gökyüzünde uçabilir. Ancak bu gelişmeler etik tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bazıları ise, beyinleri kontrol edilen ya da kendi iradesi ile hareket etmeyen asker ve makinelerin yer alacağı savaşların bugünün savaşlarından daha acımasız olacağını ve bugün tartışılmayan yeni ahlaki, insani ve etik sorunları ortaya çıkaracağını savunuyor.
Biyolojik bilgisayar; Bir kişi tarafından çözülmesi çok zor olan problemlerin insan beyinlerinin birbirine bağlanması ile oluşturulacak ortak bir beyin gücüyle çok daha kolay bir şekilde çözülmesi amaçlanıyor.
ORTADOĞUDA GASP EDİLEN TÜRK HAKLARI VE YANLIŞ STRATEJİLER / Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK
ORTADOĞUDA GASP EDİLEN TÜRK HAKLARI VE YANLIŞ STRATEJİLER / Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK - Anadolu Aydınlar Ocağı Başkanı
1950 yılından itibaren Amerika Türkiye için ağabey rolüne soyunmuştur. Bu kötü ağabeyliktir. Kendi şahsi çıkarlarını ön planda gören siyasiler de, küçük Amerika oluşturmaktan, Amerika’dan icazet almaya kadar “yabancılardan nasihat alma” yolunu tercih etmişlerdir. “Halbuki hangi istiklal vardır ki, yabancıların nasihatlarıyla, yabancıların planları ile yükselmiş olsun. Tarih böyle bir şey kaydetmemiştir”. O hale gelinmiştir ki Amerika’dan müsaade alınmadan hiçbir iş yapılamaz ve milli güvenlik sistemleri tesis edilemez olmuştur.
Ortadoğu’da ipleri eline geçiren Amerika, kendi güdümünden çıkabileceğini düşündüğü şeriat özlemlilerine de karşıdır. Afganistan, Rusya için kötü deney olduğu gibi Amerika için de kötü deney olmuştur. Amerikan vatandaşı Mısırlı Mursi için de bu nedenle sonradan gerçek niyet ortaya konmuştur. Türkiye’nin kendisi için yakıştırılan ılımlı İslam’dan, dindarlığa dönüşümü de hem Amerika, hem de Avrupa için hoş gelmemektedir.
DERSHANE Mİ? MEYHANE Mİ? – Hicabi Meral
DERSHANE Mİ? MEYHANE Mİ? - Hicabi Meral E. Dnz. Öğr. Alb. / Anadolu Aydınlar Ocağı Başkan Yardımcısı
· Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.(Hz. Ali)
· Haksızlığın önünde eğilmeyiniz. Zira hakkınızla beraber, şerefinizi de kaybedersiniz.(Hz. Ali)
· Zalimin ömrü gölgesi kadardır.(Hz. Ali)
İhtiyaçları belirleyen en önemli etken arz ve taleptir. İlköğretim okullarından, Ortaöğretim okullarına geçiş, bu okullardan Yükseköğretim Kurumlarına geçiş, sınavla olmaktadır. İlköğretime başlayan çocukta, Ortaöğretime başlayan gençte; şunu bilmektedir. Okulu bitirmeme müteakip beni bir yarışma sınavı beklemektedir. O halde bu sınavlara hazırlanmam gerekir. Bu gerçeği hiç kimse inkâr edemez. Şu andaki Milli Eğitim Bakan’ı ve bürokratları hariç.
Meyhanelere, Barlara, Pavyonlara, Kumarhanelere, Birahanelere, Alkollü içecek satan yerlere, Umumhanelere sınırlı özgürlük, Dershanelere, Etüt Merkezlerine ve Okuma salonlarına kapatma. AK Partiye yakışır. İleri demokrasi işte bu! Artık gerçekleri görün.
Okullarımızda verilen eğitimin yetersizliği, okullar ve bölgeler arası eğitim öğretim faaliyetlerindeki uçurum ve sınav gerçeği; öğrenci ve velilerini arayışa itmiştir. Bu talep Özel Dershane, Etüt Merkezlerlerinin kurulmasına neden olmuştur. Dershaneler, Etüt merkezleri, Orta direğin ve kültür seviyesi düşük ailelerin çocukları, gençleri için can simidi olmuştur.
Anadolu’nun en küçük beyliği Kayı’lar Söğüt’te bir beylik kurmuşsa, bugün Anadolu’nun Kürdistan olduğunu söyleyenler, neredeydiler? – Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu
Anadolu'nun en küçük beyliği Kayı'lar Söğüt’te bir beylik kurmuşsa, bugün Anadolu'nun Kürdistan olduğunu söyleyenler, neredeydiler? - Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu
Anadolu Selçuklu Devleti'nin çöküşüyle birlikte Anadolu'da "Tevaif-i Müluk" adı altında onlarca beylik kuruldu. Bu beyliklerin hepsi Türk beylikleriydi.
Devleten yıkılışı dönemindeki güçsüzlüğünü göz önüne alacak olursanız, biraz gücü olan her kesimin bir beylik kurarak kendi varlığını ispat ettiğini görürüz. Yani güçlü bir aile bir beylik kurabilmiştir.
Madem ki Anadolu Kürtlerin kadim yurtlarıysa, böyle bir rahat dönemde neden bir beylik kuramadılar? Nüfusları mı yeterli değildi, yoksa burada değiller miydi?
Tarihte bu gibi devletlerin çöküş dönemlerinde fırsattan istifade ederek birçok devletçikler kurulmuştur. Tabii devlet kurma kültürünüz varsa.
Nitekim Anadolu'nun en küçük beyliği, Söğüt'te kurulmuştu. O kadar az bir nüfusla Kayı'lar bir beylik kurmuşsa, bugün Anadolu'nun Kürdistan olduğunu söyleyenler, neredeydiler?
HZ. MUHAMMED (S.A.V.) YAŞIYOR – M. Veysi DÖRTBUDAK
HZ. MUHAMMED (S.A.V.) YAŞIYOR - M. Veysi DÖRTBUDAK / MEDAR Mevlana Düşüncesi Araştırma Derneği Başkanı
Geçenlerde sanatkâr dostum Sayın Uğur Altınok’dan bir elektronik mektup aldım. Önce mektubu verecek yorumu arkasından yapacağım. Umarım hoşlanırsınız. Çünkü Hz. Mevlânâ “Anıldığım zaman sizde olan hoşluğum ben.” diyor. Siz de içinizde bu hoşluğu bulacaksınız, Muhammed’le (S.A.V.) olacaksınız.
Medine\'yi Ağlatan Ezan -
Allah Resûlü hasta yatağında soğuk terler döküyor. Hazreti Aişe\'nin gözü yaşlı, Hazreti Ebu Bekir\'in başı yerde, Kainatın Efendisi ebedi yolculuğun eşiğinde son nefeslerini sayıyor. Medine soluk almadan bekliyor.
Buruk yürekler, endişeli bakışlar ve köşelerde sessiz sessiz akıtılan göz yaşları.. Tek istenilen şey, bir haber. Habibin sıhhat haberi. Fakat Alemlerin Rabbi daha fazla uzatmayacaktır dünya gurbetini Habibinin. Ahmedi\'nin yüreğini daha üzmeyecektir bu çöllerde.
İşte son an son nefes ve Habibin dudaklarından dökülen son söz: \'\'Er-Refîku’l-a>la! Er-Refîku’l-a>la!\'\' \'\'Yüce dost! Yüce dost!\'\'
TÜRK’ÜN (İNSAN) HAKLARI GÜNÜ! – Av. Özcan PEHLİVANOĞLU
TÜRK’ÜN (İNSAN) HAKLARI GÜNÜ! – Av. Özcan PEHLİVANOĞLU
Bu gün 10 Aralık İnsan Hakları Günü... Herkes bir şey söylüyor. Ancak geçmişe ve günümüze baktığımızda mensubu olduğum Türk Milleti’nin de, insan hakları yönünden büyük bir mağduriyete uğradığını görüyorum.
İsterseniz tarihin tozlu sayfalarını şöyle bir karıştırın... Türk’ün hükümdar gözüktüğü devletlerde bile Türk çoğu zaman mağdur. Tıpkı bugünkü gibi!
Ölümünün ardından bir yıl geçen ve hala yokluğuna alışamadığımız Türk Dünyası’nın aksakalı Prof. Dr. Turan Yazgan Hocamız bakın ne diyor: “Biz kimseye kötülük yapmadık. Katliam bizim tarihimizde yoktur. Ama en çok katledilen millet, Türk Milletidir. Balkanlardan beş milyon insanımızın katledilmesi sonucu döndük biz. Arap Yarımadası’ndan, Yemen’den nasıl döndüğümüzü, nasıl katledildiğimizi hepiniz biliyorsunuz. Sovyetler Birliği döneminde 100 milyon Türk kaybettiğimizi de unutmayın... Bunlar katliamla değil ama temessülle yani Ruhban Okulları’ndan, anaokullarından başlamak sureti ile Ruslaştırılarak, harplerde öne sürülerek veya tehcirle, cebri göçlerle... Anadolu’nun etrafında ne kadar Türk yaşıyorsa, sınırlarımızla bitişik, hepsi cebren göç ettirildi ve yollara serpildi. Yarısını öyle kaybettik. Bunlar yalnız Kırım Türkleri değil, Karaçay, Balkar, Nogay, Kumuk, Ahıska Türkleri... Hepsi bu bir çeşit tehcir katliamına uğradılar.” Bunları insan hakları günü dediğimiz bu günde duyabiliyormusunuz? Dile getirenler, peşini arayanlar varmı? İnsan Hakları Dernekleri’nden bir söz işitebiliyormusunuz? Hemen dediğinizi duyar gibi oluyorum: “Bu insan hakları derneklerinin hepsi kürtçü, ermenici, rumcu, süryanici velhasıl hepsi Avrupacı...” diye. Yani Türk’ün haklarını koruyacak bir insan hakları derneği bile kuramamışız. Öyle mi?
Hazreti Gazeteci – Yılmaz Özdil
Hazreti Gazeteci - Yılmaz Özdil Hürriyet, 08. 12. 2013
Hariciye nazırımız açıkladı. Mısır’da dört aydır tutuklu bulunan ve “bana bir şey olursa, beni Gafir mezarlığında Mustafa Sabri Hazretleri’nin kabrine defnedin” diyen TRT muhabiri, nihayet serbest bırakıldı.
*Tutukluyken sustuk. Artık yazabiliriz.
* Bu arkadaşın yanına defnedilmek istediği Mustafa Sabri hazretleri… Vahdettin’in şeyhülislamıydı. İngiliz Muhipleri [1] Cemiyeti’nin kurucularındandı. İslam Teali [2] Cemiyeti’nin kurucularındandı.
Kuvayi Milliye’ye “kudurmuş haydutlar” diyordu. “Yunan ordusu halifenin ordusudur, asıl kafası koparılacak mahlukat, Ankara’dadır”şeklinde bildiri yayınladı.
Mustafa Kemal hakkındaki ölüm fermanını, bizzat kaleme aldı, “öldürülmesi caizdir, hatta dini vazifedir” dedi.
İşgalcilere karşı Anadolu’nun yanında saf tutan Denizli, Isparta, Uşak, Antalya, Sinop müftülerini görevden azletti; Ankara müftüsü için idam fermanı çıkardı.
Anadolu Cemiyeti adıyla örgüt kurdu, İzmir’deki Yunan Yüksek Komiserliği’ne teklifte bulundu,
“Mustafa Kemal’in pençesinden kurtarmak için Batı Anadolu’da özerk hükümet kuralım, yönetimin başında Hıristiyan vali bulunsun, ordusundan Yunan başkomutanı sorumlu olsun” dedi, Atina’ya iletildi,
Sana mı inanayım, yaşadıklarıma mı? – Nazan YAVUZ
Sana mı inanayım, yaşadıklarıma mı? - Nazan YAVUZ
http://www.kocaeligazete.com/yazar/nazan-yavuz/2284/sana-mi-inanayim-yasadiklarima-mi.html
Bu Türkiye‘de inanılmaz bir değişimin ayak sesleri yaşanıyor.
Toplum Mühendisleri milli ve manevi ne kadar değerlerimiz varsa birer birer erozyona uğratmak için her türlü girişimi yapıyorlar.
Kıpkırmızı çizgilerimizin yerinde artık yeller esiyor.
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk‘e her yerden planlı, kapsamlı ve oldukça ciddi bir saldırı var.
Dört bir yanı işgal edilmiş,
Orduları dağıtılmış
Halkı esir edilmiş,
Fakrü zaruret içindeki ülkemizde,
Tarihi yeniden yazan efsanevi komutan Mustafa Kemal Atatürk ile birilerinin aleni bir hesaplaşması var.
Ayyaş diye aşağılanarak halkın gözünde itibarsızlaştırılmaya çalışılan Atatürk‘ün
Velev ki sarhoşken yarattığı mucizeyi
Hangi ayık akiller yapacak bir görelim.
Akıllı olun!.. Arkamda 1000 kişi var:) – Murat YILMAZ
Karikatürist kardeşim Murat Yılmaz facebook’ta aşağıdaki notu paylaşmış..
Merhaba arkadaşlar,
Karikatürlerimin yayınlandığı facebook sayfası 1000 kişiyi geçmiş. (aşağıdaki bağlantıdan görebilirsiniz)
https://www.facebook.com/pages/Murat-Y%C4%B1lmaz-Karikat%C3%BCrleri/176674982478983
Arkadaşların demesine göre "arkamda hiç bir holding, gazete, dergi, medya patronu olmadan böyle bir sayıya ulaşmak kolay değilmiş." Büyük başarıymış.
Ulan adamlar böyle söyleyince birden havalara girdim. ![]()
Yarın sabah istanbul'un Çamlıca Tepesine çıkıp;![]()
"İSTANBUL SENİ YENİCEEEEEEM!.."diye bağırasım geldi. ![]()
O nedenle karikatürlerimi eleştirirken akıllı olun.
Arkamda 1000 kişi var. İyi çalışmalar. ![]()
Murat Yılmaz
TÜRK YOKMUŞ – Halil Altıparmak
TÜRK YOKMUŞ - Halil Altıparmak
Gazetemizin sahibi Savaş ÇOKDUYGULU kardeşimin annesi rahmetli oldu. Kendisinin şahsında tüm geride kalanlara başsağlığı diliyorum. Geçirdiğim göz ameliyatı nedeniyle bir süreden beri evden ayrılamıyorum. Yazı yazmakta bile tereddüt ettim. Ama, gündemin önemi nedeni ile yazma kararı aldım.
Bir kere şu TÜRK YOKMUŞ konusunu mutlaka yazmalıyız.
Şaşıranlara soruyorum; sıranın buna geleceğini bilmiyor muydunuz?
Ne var bunda, sanki?
Zaten, yapılan işler, söylenen sözler bu anlayıştan hareket edildiğini göstermiyor muydu?
Ben, hiç şaşırmadım, doğrusu. Hatta, cevap vermek gerekir mi, gerekmez mi diye tereddüt ettim. Ama, yazmazsan ve cevap vermezsen, bu sefer de herkes susmuş gibi olacak kamuoyunda. Bu nedenle, bu emirerine cevap veren herkese teşekkür ederim.
Bu beyninde soy sıkıntısı olan şahıs, sonradan sözlerini değiştirdi. Onun için beyninde soy sıkıntısı olan kişi diyorum. Ben dedi yanlış anlaşıldım. Ben de TÜRKÜM dedi.
“Hadi git işine” derler adama.
Kültür Sahip Çıkılırsa Kültürdür – Gürkan Yeniçeri
Kültür Sahip Çıkılırsa Kültürdür - Gürkan Yeniçeri
Hangi konu ile uğraşmaya başlasam ve yabancı kaynaklardan okuyup araştırsam, konunun ana çıkış noktasında Türklerin veya Anadolunun bir izlerine rastlıyorum. Kafanız karıştıysa bir kaç örnek vereyim.
Türkiye'deki arı türlerinin endemik türler olduğunu, Anadolu arısı, Yığılca gibi arıların genetik olarak farklı olduklarını ve İngiliz Brother Adams tarafından Buckfast arısına (Türkiye'de Papazın Arısı olarak bilinir) gen verdiğini biliyor muydunuz? Gerçi artık bizde endemik türler kalmadı deniyor ama benim umudum hala var.
Kanadalıların kırmızı buğdayı (Red Fife) bir tesadüf eseri Glasgow limanlarında bekleyen bir geminin güvertesine dökülmüş bir avuç buğdayın yetiştirilmesiyle yayılmış ve Kanadanın buğday tarımına girmesine ve pek çok diğer buğday türüne annelik yaptığını biliyor muydunuz? Hatta ilk yetiştirildiğinde bir ineğin neredeyse tamamını yediğini ve kalan üç beş başaktan tekrar yetiştirildiğini ve şu anda dev bir endüstri haline geldiğini biliyor muydunuz?
Bizim Ankara tiftik keçilerinin zamanın Sultanı tarafından bir Amerikalı pamuk profesörü olan Mr Davis'e verildiğini, aralarında birde Tibet keçisi olduğunu (kaşmir keçisi) ve bu keçilerin Texas'da üretildiğini ve tüm Amerikaya yayıldığını ve bu da yetmezmiş gibi Dünya Angora Tiftik yünü üretimi konusunda şu anda bizi geçmiş olduklarını biliyor muydunuz?
Ankara tavşanlarının Fransız soylularına evcil hayvan olarak hediye edildiğini (bir ara Fransızlar tavşan olayına merak salmış) ve oradan dünyaya yayıldığını biliyor muydunuz?