Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
23Mar/140

DUR BE GÖNÜL – Av. TEVFİK KARABULUT

tevfik karabulut  avDUR BE GÖNÜL - Av. TEVFİK KARABULUT

Hele dur be gönül yüksekten uçma
Kibir kitabından sayfalar açma
Gururun zehrinden sakın ha içme
Kendine kalplerde yer bulsan yeter

Hani nerde Karun, nerde Süleyman
Nice sultanları kaybetti zaman
Gelip geçiciye meyletme aman
Sevgiyle sulanmış çim olsan yeter

Kırdığın gönülde ev kuramazsın
Zaman akıp gider durduramazsın
Devranı geriye sardıramazsın
Ölünce hayırla anılsan yeter

22Mar/140

YÜZLERİ YOK Kİ – Rifat Serdaroğlu

YÜZLERİ YOK Kİ - Rifat Serdaroğlu

Cumhuriyet Tarihimizin en büyük “Yolsuzluk-Hırsızlık-Rüşvet” olayını yaşadığımız bu günlerde, her gün yenisi çıkan ses kayıtlarıyla şimdiye kadar hiç görmediğimiz densizlikleri-pislikleri-çirkinlikleri görüyoruz.

Siyasi Parti hüviyetine bürünmüş bir “Hırsızlık Çetesi” devlet gücünü kullanarak, ülkeyi soyup soğana çevirmiş, maalesef.

Çevremde ki insanlara, “böyle bir şey gördünüz mü” diye sorduğumda, aldığım cevap hep aynı;
“Böylesini hiç görmedik, duymadık…”

Rahmetli Osman Bölükbaşı’nın anlattığı bir fıkra vardır;
“Köylünün biri pazarda kaz satıyormuş. Biri hariç tüm kazları satmış. Elinde kalan kazı koltuğunun altına kıstırıp, sinemaya gitmiş. Kazla sinemaya giremezsin, demişler. Köylü köşeye çekilip, kazı şalvarının içine saklamış ve içeri girmeyi başarmış. Karanlıkta bir koltuğa oturmuş.

Yan koltuktaki yaşlıca kadın fındık yiyormuş. Fındığın kokusunu alan kaz, kafasını şalvardan dışarı çıkarıp, kadının elindeki kâğıt poşetten bir tane fındık kapıp tekrar şalvara girmiş.

Kadın ağzı açık bir halde şunları söylemiş; Kırk yıllık çaça’yım. Her türlüsünü gördüm ama bunun gibi fındık yiyenini şimdiye kadar görmedim…”
Bölükbaşı bu fıkrayı, rahmetli Özal’ın çocuklarının karıştıkları yolsuzluk olayları üzerine anlatmıştı. Bu günkü rezillikleri görseydi, kim bilir neler söylerdi!

21Mar/141

HIRSIZLIK İDEOLOJİSİ – Prof. Dr. Nurullah AYDIN

HIRSIZLIK İDEOLOJİSİ – Prof. Dr. Nurullah AYDIN

Doğada denge vardır. Hayvanlar aleminde; güçlü olan, güçlü olmayanı yer.

İnsanlar aleminde de, hırsızlık ideolojisine sahip olanlar; olmayanı sömürür, yer.

Tarih boyunca; dürüst diye halkın güvendiği birçok yönetici hırsız damgasını yemiştir.

İnsanlar büyük bedel ödeyerek hukuk düzeni oluşturarak; hırsızlık ideolojisini etkisizleştirmek için yasalarla kurallar getirmiştir. Ancak uygulama; halkın alt tabakalarında ki hırsızlık yapanları etkisizleştirmeye yönelik olmaktadır.

Yönetici sınıfının hırsızlık eylemlerinde; hukuk kuralları işlemez.

İş dünyasının hırsızlık eylemlerinde; bahşiş, bağış hediye ön plandadır.

Gelişmemiş toplumlarda demokrasi; hırsızlık ideolojisinin örtülü rejimidir.

20Mar/140

KIRIM’IN İLHAKINI TANIMIYORUZ – Süleyman Pekin

KIRIM’IN İLHAKINI TANIMIYORUZ - Süleyman Pekin

Yalnızca Rus asıllıların katıldığı bir referandumla alınan sonuç, hele hele işgalci Rus askerlerinin güvenliğini sağladığı bir seçimin yüzde 93 buçukluk neticesi asla tanınamaz, tanınmamalıdır. Bu noktada – kendi adıma söyleyeyim – ilk defa Obama, Kerry ve Rasmussen’le aynı düşünüyoruz.

Bir ülke seçim tantanası ve yolsuzluk / ahlaksızlık kampanası içinde için içini yerken yenir asıl tarihî goller dedik; yiyoruz. Yarın 30 Mart sonrasında bizim Güneydoğu’muzdan da oldu-bittili bir özerklik / otonomi golü, 1 ay sonrasında da Kıbrıs’ta “Birleşik Cumhuriyet” golü yersek maç 3-0’dır. Kim gelirse bunları 3–5 senede çıkaramaz.

Yunanistan kaç senedir krizdeydi; Ege’de ihtilaflı adaları bile zilliyetimize geçiremedik, aksine eller (Elenler) aldı. Çeçen davasında hem Rus yanlısı Ramzan Kadirov’un keyfine uygun camileri, sarayları TOKİ’ye yaptırdık hem de Çeçen mücahitleri ülke dışına kovaladık.

14Mar/140

GELİN CANLAR – Av. TEVFİK KARABULUT

tevfik karabulut  avGELİN CANLAR -  Av. TEVFİK KARABULUT

Serap, Berkin, Burak, adı fark etmez
Acı aynı acı, bu böyle gitmez
Ateş suyla söner, körükle bitmez

Gelin canlar gelin, eller birleşsin                                                                                   Dualar birleşsin, diller birleşsin

Yine aynı oyun kondu sahneye
Her gün aynı filmi seyretmek niye
Müthiş bir ilaç var kardeşlik diye

Gelin canlar gelin eller birleşsin
Gönüller birleşsin kollar birleşsin

Başka ülkemiz yok,bu ülke bizim
Acılar da bizim,sevinç de bizim
Matemler de bizim övünç de bizim

Gelin canlar gelin eller birleşsin
Kol kola yürünen yollar birleşsin

12Mar/140

ÜLKEMDEN İNSAN MANZARALARI! – Av. Özcan PEHLİVANOĞLU

özcan pehlivanoğlu

30 Mart 2014 tarihinde, bir yerel seçimden öte sonuçlar ortaya çıkaracak olan yani Türk Milleti’nin istiklalini ve istikbalini belirleyecek bir seçimi yaşayacağız.

Lafı evelemenin gevelemenin hiç gereği yok. 1938 yılında Atatürk’ün ölümünden başlayarak günümüze kadar gelen sinsi politikalar nedeni ile Türk Milleti vatanını kaybetmek üzeredir.

Türk Eğitim Sistemi, Atatürk sonrası CHP ve Adnan Menderes’in Demokrat Partisi ile başlayan Adalet Partisi, Anavatan Partisi, Doğruyol Partisi, askeri dönemler ve AKP ile devam eden bu aralıksız süreçte, Türk çocuklarını dumura uğratmıştır. Gerçi buna paralel olarak “Aile Sağlığı ve Nüfus Planlaması” ile başka dumur vaziyetleride söz konusudur.

Bunun sonucu olarak milletine yabancı, ne yapacağını bilmez halde ve mankurtlaşmış insan yığınlarının; bugün toplumumuzun önemli bir bölümünü oluşturduğunu görüyoruz.

Böyle bir insan yapısının ortaya çıkışına neden olan politikaların uygulayıcısı olan Gayri Türkler; galip gelmiş gibi gözükmektedir. Çünkü Türk Milleti halen büyük çoğunlukla ne yapacağını bilmez haldedir...

11Mar/140

BİR YALNIZ ADAM: BAŞBAKAN ERDOĞAN – Av. Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sönmez av

“Başbakan Erdoğan geçen hafta bir TV programında Ak Partili vekil ve bakanlara da sitem etti. Çünkü çoğu, hükümeti, partiyi savunma işini Erdoğan'ın üzerine yıkıp, arazi oldu.

Bu bilgiyi Facebook’ta paylaşan bir arkadaştan öğrendim. Bu arkadaş, hani AKP’nin sosyal medyada algıları yönetmek için Türkiye çapında görevlendirdiği 6 bin kişiden bahsediliyor ya, muhtemelen onlardan biri. El hak vazifesini iyi yapıyor.

Başbakan bu gözlemi yapmış ve kendi vekillerini ve bakanlarını harekete geçirmek için bu cümleyi söylemiş.

Benim de gözlemim de aynı. Yani Başbakan kendisini ve partisini savunmak konusunda yalnız kaldı.

Mehmet Metiner gibi kimsenin kendisini ciddiye almadığı birkaç biatçı dışında, Başbakan’ın 17 Aralıktan bu yana geliştirdiği söylemlere gönülden destek veren bakan ve milletvekili yok.

6Mar/140

BU PAKET PKK’YI KESMEZ – Yrd. Doç. Dr. Sakin ÖNER

sakin önerBU PAKET PKK’YI KESMEZ – Yrd. Doç. Dr. Sakin ÖNER

“Demokratikleşme paketi" olarak bilinen Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı, TBMM seçim tatiline girmeden kabul edilen son kanun oldu. Ama bu paket, “30 Mart Seçimlerinden sonra Hükümeti beklemeden özerkliğimizi ilan edeceğiz” diyen PKK güdümündeki BDP’yi kesmez.

Bu son “Demokratikleşme paketi" ile bölücü odaklara hangi ikramlarda bulunulmuş, şöyle bir göz atalım:

*Pakete göre, hem yerel, hem de genel seçimlerde her türlü propaganda, Türkçenin yanı sıra farklı dil ve lehçelerde de yapılabilecek. Artık meydanlarda siyasiler, sadece Kürtçe değil, yerine göre farklı dil ve lehçeler kullanılabilecek.

*Kanunun, "Türkçeden başka dil ve yazı kullanamazlar" ibaresi madde metninden çıkarılarak, ön seçimler esnasında yapılacak propagandalarda Türkçeden başka dil ve yazı kullanılması yasağı kaldırılıyor ve adayların ön seçim propagandasında kendilerini Türkçeden başka dil ve yazıyla da ifade edebilmelerine imkan sağlanıyor. Bununla sadece Kürtçe değil, yerine göre farklı dil ve lehçelerle de propaganda malzemesi kullanılmasının önü açılıyor.

5Mar/140

KIRIM TÜRK YURDU, ‘DELİ PUTİN’E DİKKAT – Süleyman PEKİN

KIRIM TÜRK YURDU, ‘DELİ PUTİN’E DİKKAT - Süleyman PEKİN

Saka İmparatorluğunun, Aktaş Hanlığının, Sabar Hakanlığının, Büyük Bulgarya Devletinin, Hazar İmparatorluğunun, Kuman-Kıpçak Federasyonunun, Altın Orda İmparatorluğunun, Kırım Hanlığının ve özerk yada bağımsız Kırım Cumhuriyetlerinin yurdu; Milattan Önce başlarsanız 27-28 asırlık, Milattan Sonra başlarsanız 17-18 asırlık Türk diyarıdır “Ey Güzel Kırım”.

1944 Sürgünü’nü gören, vagon vagon Sibirya’ya gönderilen, istasyon istasyon öldürülen, Stalin - Brejnev demeden inatla mücadele veren, sürgünde doğan umudun yani Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun liderliğinde SSCB sonrası anavatana dönüş hamlesini peyderpey gerçekleştiren bir halkın hazin ama umutlu hikâyesidir Kırım Türklerinin / Tatarlarının son 70 yıllık tarihi.

Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti’nde kendi Millî Meclislerine bile sahipler. Kırım genelindeki 2 milyon nüfustan 320 bin nüfusa ulaşmıştır Tatar / Türk nüfusu şimdilerde. Çoklukla da Akmescit (Simferepol), Akyar, Kefe, Yalta, Kerç, Gözleve gibi yerlerdeler.

Karadeniz’in öbür yakasında Türkiye’nin simetrisi gibi uzanan 45 milyonluk Ukrayna’yla ne Türkiye Türklerinin ne de Kırım Türklerinin bir derdi yok. Bütün problem Kırım Özerk Cumhuriyeti’nde çoğunluğu oluşturan Ruslarınson çarPutin’in hegemonik hırslarına mektup yazması. Putin’in de Suriye başarısından sonra her yakın hadiseden askerî zafer çıkarma saplantısı yakında bir tarafına batar.

4Mar/140

KENDİNİ DEĞERLİ HİSSETME ÇALIŞMASI – Yrd. Doç. Dr. Zülfikar Özkan

zülfikar özkan y doçKENDİNİ DEĞERLİ HİSSETME ÇALIŞMASI - Yrd. Doç. Dr.   Zülfikar Özkan

Kendini değerli hissetme çalışmasına başlarken, gerçekten kendimizin değerini artırma gayreti içerisinde olmalıyız. Bu bizim temel amacımız olmalıdır.

İnsan, Yüce Yaradan tarafından onurlandırılmıştır. Ona en büyük onur verilmiştir. Bu onur, hayatına hükmetme fırsatıdır.  Kişi, hayatın sonsuz kaynaklarını akıllıca kullanma sorumluluğuna sahiptir.  Evrenin en vazgeçilmez kaynağı insandır.

Kendimizi değerli hissedebilmek için işe “kendini kabullenme” çalışmalarıyla başlayabiliriz. Her gün kendimizi reddetme düşüncelerine yer vermeden, bir saat için kendimizi olduğu gibi kabul edebiliriz.  Bu çalışmayı yapabilmek için korku dolu düşüncelerden arınmalıyız. Bencillik, gurur, sürekli kendini haklı görme takıntısı, kıskançlık, kendini suçlama, kendini sürekli eleştirmek, güvensizlik, düşmanlık gibi düşünceler içindeyken kendimizi değerli hissedemeyiz. Bu olumsuz düşünceler korkunun çocuklarıdır. Günde bir saat için bunların yerine olumlu düşüncelere yoğunlaşabiliriz.

Korku bize Tanrı tarafından verilmedi. Korkuyu ve onun çocuklarını biz üretiyoruz. Tanrı bize sevgiyi verdi. Sevginin olduğu yerde korku barınamaz. Tüm yaradılışı, Yaradan’dan ötürü sevmeliyiz. Bu sevgi büyüdükçe kendimizi daha çok değerli hissederiz.

2Mar/140

UMUT ÇİÇEĞİM – Av. TEVFİK KARABULUT

tevfik karabulut  avUMUT ÇİÇEĞİM - TEVFİK KARABULUT

Kaç bahar oldu açmadın
Aç artık umut çiçeğim
Her tarafa hoş duygular
Saç artık umut çiçeğim

Seherle gönül bahçemde
Göz açtığım o ilk demde
Kasveti delip sinemde
Uç artık umut çiçeğim

Delip sisli ufukları
Aşarak yüce dağları
Görerek yeni bağları
Göç artık umut çiçeğim

1Mar/140

İSLAMI 20 PENİYE SATMAK – Feyzullah BUDAK

İSLAMI 20 PENİYE SATMAK - Feyzullah BUDAK

Londra’daki caminin yeni imamı şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve evinin bulunduğu yere fazla sayıda sefer olmadığı için, çoğu zaman aynı otobüse denk geliyormuş. Bir gün, otobüsün biletçisi imama para üstü verirken yanlışlıkla 20 Peni fazla vermiş. (Peni: Sterlinin %1’idir, yani bizim kuruşumuz gibi) İmam yanlışlığı ancak yerine oturup parasını sayınca fark etmiş.  Kendi kendine “bu 20 Peniyi biletçiye geri versem mi? diye düşünmüş…  Ama içinden bir ses diyormuş ki “bu çok küçük bir para ve zaten biletçinin de umurunda değil. Koskoca otobüs şirketi için de 20 Peni ne fark eder ki?. Bu parayı Allahtan gelen bir hediye gibi düşünebilirim”

İneceği durağa gelince, imam bu 20 Peniyi biletçiye iade etmeme kararlılığı ile yerinden kalkıp kapıya yönelmiş ama tam inecekken aniden fikrini değiştirip biletçiye dönmüş ve “paranın üstünü fazla vermişsiniz” diyerek 20 peniyi biletçiye iade etmiş. Bunun üzerine biletçi gülümsemiş ve demiş ki : “Siz camiinin yeni imamısınız değil mi? Aslında uzun zamandır İslam’ı öğrenmek için sizi caminizde ziyaret etmek istiyordum ve bilerek size fazla para verdim, nasıl tepki vereceğinizi görmek istedim.”

İmam inerken nerdeyse bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmışçasına bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış. Gözlerinden yaşlar dökülerek kendi kendine mırıldanmış; “Allah’ım beni affet! Az daha İslam’ı 20 Peniye satıyordum!”

Şimdi: İslam adına, İslam bayrağıyla, İslam referansıyla siyaset yapanlar haram paraları ayakkabı kutularında saklıyor, rüşveti elbise torbaları içinde alıyor… Haram yoldan toplanan paraların suçüstü yakalanmaması için bu paralar sabaha kadar sağa sola dağıtılarak saklanmasına rağmen ertesi sabah elde bir yerlere taşınamamış 30 milyon Aurolar kalıyor. Eh artık herhalde bu zevatın da “Allah’ım az daha İslam’ı 20 Peniye satıyordum!” gibi bir pişmanlığı olmayacaktır!

27Şub/140

Ya Cemaat 5 parçaya bölünür ya da… / Engin ŞAHİN

201283012283Ya Cemaat 5 parçaya bölünür ya da… / Engin ŞAHİN

Bugün sizlere bir komplo teorisinden bahsedeceğim. Türkiye'de önümüzdeki dönem yaşanacaklara dair bir süredir duyduğum ama "deli saçması" olarak değerlendirme hatasına düştüğüm bir teoriden.

Şöyle demişlerdi yaz aylarında:

Başbakan’ın hastalığı bir milat noktası. Dikkat et, o tarihten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Dershanelerin özel okullara dönüşümüyle ilgili kararın ardından hükümete yönelik operasyonun hazırlıkları başladı. 17 Aralık'ta ise start aldı. Sonrasında ses getirecek ses kayıtlarının gündeme geleceği söylendi. Daha 7 bin kişinin dinlendiği haberi konuşulamadan, Başbakan'la ilgili yeni bir ses kaydı daha internete servis yapıldı.

Peki bundan sonra ne olacak?

Aynı komplo teorisine göre;

"İtibarsızlaştırma operasyonu safha safha devam edecek.

18 Mart'ta çok daha büyük bir sansasyon yaşanacak.

26Şub/140

BİZ ERMENİYİZ DİYENLER VE HOCALI KATLİAMI – Fazlı KÖKSAL

BİZ ERMENİYİZ DİYENLER VE HOCALI KATLİAMI - Fazlı KÖKSAL

Hırant Dink öldürüldükten sonra onbinlerce kişi "Biz Ermeniyiz" diye yürümüşlerdi...

Bunun üzerine, Hocalı Katliamını anlatan bir sunum hazırlayarak dağıtmıştım. Sunumu özellikle o yürüyüşe katkı veren köşe yazarlarına, gazetecilere ve sivil toplum örgütlerinin liderlerine de göndermiştim... Ve Hocalı Katliamı'nın 15. yıldönümüne denk gelen 26.02.2007 tarihinde "Biz Azerbaycan Türküyüz" pankartlarıyla yürüyüş yapmalarını, köşelerinde "Biz Azerbaycan Türküyüz", "Biz Türküz" başlıkları atmalarını önermiştim...

Ama onlar, ne  26.02.2007’de, ne de Hocalı Soykırımının 20. Yılında 26.02.2012’de "Biz Azerbaycan Türküyüz", "Biz Türküz" diyemediler. Hatta Hocalı  Soykırımını telin edenlere saldırdılar. Bazen kalemle, bazen de taşla , sopayla…

2007 yılında sözkonusu sunumumu okuyan birkaç kişiden de "Ermeni Düşmanı" ve "Irkçı" suçlamalarını içeren e-postalar almıştım.

Ermeni Düşmanı değilim... Olmam da mümkün değil:

26Şub/140

YALAN HABER ve PROPOGANDA… / Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU

SAM_9996 - KopyaYALAN HABER ve PROPOGANDA… / Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU

Ben medyada ki yazılı ve görsel haberlere inanmam. İnsan masal dinlerken, tiyatro veya televizyon seyrederken işittiği veya gördüğü şeylerin doğruluğuna inanabilir mi? Haberlerin bunlardan ne farkı var? Şimdi yalan haber yayınlamak bir sanat, bir uzmanlık mahiyetini almış. Bunun birçok memurları, uzmanları, kuvvetli teşkilatları vardır. Hatta bazı memleketlerde bunun için bir bakanlık bile kurmuşlar.

Yalan haber yayınlamanın kibarca ismi propagandadır. İnsanın yediği yağın halis yağ olduğundan emin olması gibi gazete ve ajans haberlerinin yahut adi sokak laflarının doğruluğundan da emin olmalıdır. Bugün bütün insanlar bu propaganda denilen ağın içindedir. Bir taraftan ilim, insanlara hakikati öğretmeye çalışırken, diğer taraftan da propaganda insanları yalanlara inanmaya zorlarlar.

Medeniyet ikiyüzlü huysuz, suratsız, ihtiyar bir kadın gibidir. Doğruyu da söyler yalanı da icat eder. Yalan söylemek ticaret adına yapılırsa adı reklamdır. Siyaset için yapılırsa adı propagandadır. Din adına yapılırsa adı misyonerliktir. Ahlak adına yapılırsa nezakettir. Bizce en iyisi ahlak adına yapılanıdır. Çünkü en az zararı ve en çok faydası olanı budur. Haberleri masal dinler gibi dinlemeli, en akla sığmaz masallarda bile bir hakikat payı olduğu gibi en yalan haberlerde bile bir hakikat belirtisi vardır. Mesela birisinin aleyhine bulunmakta ısrar ediliyor. Bu yalnız ona çok değer verildiğini gösterir. Ajanslar gazeteler bir haberde çok mübalağa gösterdiler mi mutlaka onun aslı doğrudur. Çünkü fiilin tesirini azaltmak için sözün kuvvetine müracaat ediliyor. İnsanların yüzleri sinemada ki çehrelerden farksız olduğu gibi sözleri de romanlarda ki sözlerden daha çok doğru değildir.

24Şub/140

ÇOCUK MU DEDİNİZ? – M. Fatih KÖKSAL*

ÇOCUK MU DEDİNİZ? - M. Fatih KÖKSAL*

Sayın başbakan, siz Diyarbakırlı Ali Emîrî Efendi'yi (1857-1924) bilir misiniz?

Yok bilmezsiniz. O sizin bildiğiniz Diyarbakırlılardan değildi...

On altı bin cilt el yazması eserden oluşan şahsî kütüphanesini devlete / millete bağışladı. Kütüphanesinin adını da daha sağlığında kendisi koydu: Millet Kütüphanesi. Kitaplar yazdı Ali Emirî Efendi. Türk dili ve kültürünün bir parçası olarak Diyarbakır kültür ve edebiyatını çok önemsiyordu. Diyarbakırlı şairlerin biyografilerini araştırdı, kitaplaştırdı. Onlarca kitabın yanı sıra "Amid-i Sevda" ve "Osmanlı Tarih ve Edebiyatı" dergilerini çıkardı.

İstanbul'un işgali yıllarında, çok değerli kütüphanesini satın almak için kendisine gelerek on binlerce altın, Paris'te lüks bir villa gibi akla gelecek bütün dünya nimetlerini önüne seren Fransız işgal güçleri komutanına "Biz Türklerde misafire hürmet gösterilir. Geldin kahveni içtin. Edebinle de git. Yoksa vallahi seni şununla döve döve gönderirim." diyerek Fransız generali bastonuyla kovaladığı da anlatılır.

Ali Emiri Efendi'nin çok değerli bir tarafı da Türk kültürünün en eski ve en değerli kaynaklarından Divanu Lugati't-Türk'ü bularak bu millete armağan etmesidir.

Ali Emiri Efendi hiç evlenmedi sayın Başbakan. Tıpkı Hakkı Tarık Us (1889-1956) gibi, Seyfettin Özege (1901-1981) gibi...

21Şub/140

JETON ŞİMDİ DÜŞTÜ!.. – Av. Özcan PEHLİVANOĞLU

özcan pehlivanoğluJETON ŞİMDİ DÜŞTÜ!.. – Av. Özcan PEHLİVANOĞLU

Türk doğmak, Türk yaşamak ve Türk ölmek dünyanın en zor zanaatlarından biri... Bunu hemen anlamıyorsunuz. Yıllar yılları kovaladıkça, bu gerçek önümüzde daha da belirginleşiyor.

Elimde İskender Öksüz’ün “Türk’üm Özür Dilerim” adlı kitabı var. Onu okurken bir jetonum daha düştü. Ne yapalım beni tanıyanlar köşeli jeton kullandığım için, bir türlü jetonumun düşmediğini söylerler. Herhalde yine aynı şey tekerrür etti!

Ben İskender Öksüz’ü tanımam. Ancak 1980 yılında Almanya’nın Köln şehrinin Ehrenfeld semtinde kurulu olan “Türk Kültür Ocağı”na giderken, Tarık adlı bir öğretmen ağabeyimizin elime tutuşturduğu “Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi Teorisi” isimli Ayhan Tuğcugil tarafından yazılmış bir kitabı okumuştum. Bu kitabı bölüm bölüm çalışıyor ve Cumartesi günleri fabrikalarından yorgun argın gelen işçi ağabeylerime, 17 – 18 yaşlarında bir kardeşleri olarak seminer şeklinde anlatıyordum. Çünkü Tarık hocanın emri böyleydi. Meğerse o Ayhan Tuğcugil şimdi okuduğum “Türk’üm Özür Dilerim” kitabının yazarı İskender Öksüz’müş. Nereden nereye...

20Şub/140

YENİ TÜRKİYE’DE SİYASET YARGI VE MEDYA – Prof. Dr. Nurullah AYDIN

YENİ TÜRKİYE’DE SİYASET YARGI VE MEDYA – Prof. Dr. Nurullah AYDIN

Suç’un, ahlak’ın, adalet’in, hak’kın, milli irade’nin, demokrasi’nin anlamları değişiyor.

İslamcısı, tarikatçısı, dincisi, dinsizi, sosyalisti, ulusalcısı, Atatürkçüsü, muhafazakarı, ırkçısı, milliyetçisi, ülkücüsü, demokratı, liberali, döneği, herkesin kafası karışmış durumda.

Demokrasi deniliyor; meclis suçlular meclisine dönüşüyor.

Hukuk devleti deniliyor; hukuk yandaşa göre anlam kazanıyor.

Adalet deniliyor; yandaşa karşıta göre adalet deniliyor.

Bürokrasi deniliyor; yandaşlığa dayalı yeni bürokratik yapılanma sürüyor.

Medya deniliyor; her olaya zıt görüş ortaya koyan ikicilikli anlayış ortaya çıkıyor.

Her gün yalan söyleniyor, olaylar çarpıtılıyor. Yaşa varol deniliyor.

19Şub/140

Biiiiiip Ulan Biiiiiip! – Süleyman PEKİN

Biiiiiip Ulan Biiiiiip! - Süleyman PEKİN

2 haftadır motor soğutuyorum, soğumuyor. 'Sağıma ve soluma bakmadan ben varım' dememeye çalıştım, olmuyor. Bu topraklarda 1000 yıldır görmediğimiz küfür Anadolu kıtası büyüklüğünde orta yerde duruyor.

Delikanlılığımız Bahçecik kahvehanelerinde sin - kaflı küfürlerin arasında geçti. Ama ailenin, kadının-kızın yanında edilmesine de müsaade edilmezdi. Kim olursa olsun edenin kafasının kırılmasına kimse bir şey demezdi. Zira mahalle kanunu buna cevaz verirdi.

Hafızasının fabrika ayarları 2 yıla bile ulaşmayanlara göre çok eski zamanda merhum başsavcı Nusret Demiral'ın ezanla ilgili kanaati hem kendi adaylığına hem de Milliyetçi Hareket Partisi'ne epey bir oya ve ön / son yargıya malolmuştu. Oysa kanaati de hakaret taşımıyordu; katılırsınız -katılmazsınız o başka.

19Şub/140

Bir vergi 7 vergiyi birden zıplatıyor. – Prof. Dr. Şükrü KIZILOT

Bir vergi 7 vergiyi birden zıplatıyor. - Prof. Dr.  Şükrü KIZILOT

BİLİN bakalım hangi vergi?

O vergide, ciddi bir artış olursa, olay bununla sınırlı kalmıyor.
Kendisi dahil 7 vergi ve harcı zıplatıyor.
Sonunda da tahmin ettiğiniz gibi vatandaşı zıplatıyor!
Verginin adı “emlak vergisi”, zıplattıkları ise aşağıda sıralananlar.

1. EMLAK VERGİSİ
Önümüzdeki Mart ayından itibaren, milyonlarca vatandaş emlak vergisi ilk taksitini
ödeyecek. Daha önce yazdığımız gibi, 2014 yılı emlak vergisinde “arsa değerleri” yeniden belirlendi.

Başta İstanbul olmak üzere, çok sayıda il ve ilçemizde, yüzde 100-200’ü hatta yüzde 300-500’ü bulan değer artışları var. Çok az olmakla birlikte, yüzde 1.000 artış yapılan bölgeler de var!
Arsa değerleri, “arsa payı” olarak bina maliyetine de dahil olduğundan; ev, büro, dükkân, mağaza ve diğer binaların da değeri artıyor. Emlak vergisi de bu artan değer üzerinden alınıyor.

2. KATKI PAYI
Emlak vergisinin yüzde 10’u oranında “Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunmasına Ait Katkı Payı” alınıyor. Emlak vergisi tutarı artınca, katkı payının tutarı da artıyor.

3. TAPU HARCI
Tapu harcı, emlak vergisi asgari değerinden aşağı olamıyor. (Harçlar Kanunu Md.63/2)
Emlak vergisi değerinin, gayrimenkulün gerçek alım-satım değerinden yüksek olduğu durumlarda, tapu harcı emlak vergisi üzerinden ödeniyor.

İstanbul Şişli’deki somut bir örneğe göre; gerçek alım-satım değeri 400 bin, emlak vergisi değeri 2 milyon 400 bin TL olan bir ev satılırken, alan da satan da 2.4 milyon TL üzerinden, 48’er bin TL “tapu harcı” ödeyecekler!