Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
7Kas/140

DÜNYA DİLİ TÜRKÇE Mİ DEDİNİZ? – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal çiftçigüzeliDÜNYA DİLİ TÜRKÇE Mİ DEDİNİZ? - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Prof. Dr. Ahmet Buran, Fırat Üniversitesi’nin 7. Uluslararası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu’nun açılışında “Bir hayali gerçekleştirdik.” derken ürperdiğimi hissettim. Demek hala aydınlarımız rüya görmeyi unutmamışlar. Sevindim. Nihayet Türkçe’nin uluslararası toplumdaki yerini, işin önemini, vaziyetin ehemmiyetini algılayamayanlara rağmen Prof. Buran gibi gönüllü alimlerimiz, Türkologlarımız, yazarlarımız; Elazığ Fırat gibi bazı üniversitelerimiz yeterli destek olmamasına rağmen bu işin üstesinden gelebiliyor, ülkemiz, Türkçemiz için evrensel boyutta bir sıçrama yapabiliyorlar.

Bu tür etkinlikler Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kaçarin’in işaret ettiği gibi en azından hocaları, yazarları, okurlarıyla buluşturuyor. Elazığ Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kutbeddin Demirdağ’ın anlattığına göre dünyadaki yaklaşık 7 bin dilin %80’i yirmi yıla kalmaz kaybolacak. Nitekim Kafkasya’daki yerel dilllerin çoğu bugün artık yok. O dilde yazılan eserleri bir süre sonra kimse anlamayacak. Türkçe de bundan nasibini alabilir mi? Elbette alır.

Eğer Konya’da bilim ve sanatı öne çıkaran, alimlerle her zaman birlikte olan Şehit Hükümdar Karamanoğlu Mehmet Bey(1246-1283) olmasa ve resmi dili bir ferman(1277) ile Türkçe ilan etmeseydi bugün Güzel Türkçemiz de BM ve UNESCO raporlarında öyle zikredilecekti: Kaybolan Dil! Oysa günümüzde milli F klayemizi bile yaygınlaştıramayan, ithal edilen bütün bilgisayarlarda A klavyeye rıza gösteren, sektör tabelalarına eçiş büçüş yazılan, hangi dilden olduğu bile anlaşılamayan levhalara, reklamlara tavır geliştiremeyen bir otorite var. Siz bir Fransız’ı İngiltere’deki resmi bir toplantıda İngilizce konuşturamazsınız. Dünya dili olmak böyle bir şey.

6Kas/140

“BİR AYRILIK, BİR YOKSULLUK, BİR ÖLÜM” – Süleyman PEKİN

süleyman pekin“BİR AYRILIK, BİR YOKSULLUK, BİR ÖLÜM” - Süleyman PEKİN

Karacaoğlan’dan bu yana geçen 4 asırlık zaman zarfında Anadolu insanı için kader olarak üçü de değişmedi. Ayrılığın bini bir para: Eşten-dosttan, anadan-yardan, memleketten-diyardan.. Kan davasından, terör belasından, ekmek kavgasından; den-den, dan-dan…

Yoksulluksa sanki yazgıdır. Sanki “Her lahmacun acılı doğar Dolapdere sırtlarında”. Sanki Abdullah Papur ‘Yoksulluk Türküsü’nü asırlara ve her dem elleri nasırlılara ithaf etmiş. Her ne kadar Cem Karaca “Yoksulluk kader olamaz, kader değildir / Firavunlar bile böyle zalim değildir” dese de tarih ve takvim öyle demiyor.

Ölümse kol geziyor. Yalnızca son Kurban Bayramı ekseninde 113 kişi, yalnızca Soma Madeni’nde 301 kişi, yalnızca Kobani/Tezkere olaylarında 40 kişi öldü. Bir yılda sınırlarımız dâhilinde ölen kaçak göçmen sayısı yüzlerce, bir ayda sınırlarımızın dibindeki komşu ülkelerde ölen insan sayısı binlerce, bir günde ülkemizde ölen işçi sayısı 4.

2002 ile 2012 arasındaki 10 yılda iş kazalarında/cinayetlerinde ölen işçi sayısı 12 bin 686. Yalnızca 2013 yılında ölen işçi/insan sayımız 1235. 2014’ün yalnızca ilk 9 ayında ölen işçi/insan sayımız 1414. Bu 9 ay içerisinde yalnızca yollarda ölen işçi/insan sayımız 290.

2013 ile 2014 arası artan ölüm yüzdemiz % 19. İş kazası/cinayeti sıklığımız binde 15. Dünya İş Kazaları ve Ölümleri Liginde El Salvador birinci, Cezayir ikinci, biz üçüncüyüz. Neydi üçlememiz; ayrılık – yoksulluk – ölüm.

5Kas/140

OTİM’DE BİR ÖĞLE SONRASI – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal çiftçigüzeliOTİM’DE BİR ÖĞLE SONRASI - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Ortadoğu Ticaret Merkezi OTİM İstanbul Beşiktaş’ta Ihlamur Parkı’na yakın bir önemli yer. Yıllarca bu merkezde zaman zaman yemekli, bazen sadece ikramla sunulan politik, kültürel, ticari-ekonomik ve dünyadaki gelişmelere ilişkin olayların tartışıldığı toplantılar yapılırdı. Birkaçına ta Ankara’dan kalkarak gelip iştirak ettiğim etkinlikleri hatırlıyorum. Bu vesileyle epeyi süredir göremediğim arkadaşlarımla bir araya geliyor, sohbet ediyor veyahut bir konunun arka planını burada öğreniyordum. 1980’li ve 1990’lı yıllara kadar.

Turgut Özal’ın lideri olduğu Anavatan Partisi’nin hem kuruluş, hem sonrasındaki değerlendirme toplantılarından bazıları burada yapıldı. Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı’nın hazırlık girişimlerinin ilk birkaçı da öyle. Hem içimizden ve hem dışardan İstanbul’a gelen önemli bazı devlet adamları, sanatçılar, kanaat önderleri, müteşebbisler, akademisyenler, maruf kişiler bir vesile OTİM’de konuk edildi, ağırlandı ve görüşleri tartışıldı. OTİM’in şöhreti bir anda ülke sathında yayıldı ve duyuldu. Katılımcılar bir sonraki toplantının hem konuğunu ve hem de tarihini öğrenmek istediler. Bu etkinlik böylece yıllarca devam edip durdu.

4Kas/140

BU İNSAN MALZEMESİYLE NEREYE KADAR – Av. Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sönmez avBU İNSAN MALZEMESİYLE NEREYE KADAR – Av. Ruhittin SÖNMEZ

Aldığım eğitimlerden, rakamlara dayanmayan afakî değerlendirmelere itibar etmemeyi öğrendim.

Bu sebeple “Eğitimde çağ atladık” gibi sloganların gerçek olup olmadığını da ön yargısız rakamlarla anlamaya ve değerlendirmeye çalışacağım.

PISA dünyanın en kapsamlı eğitim araştırmalarından birinin adıdır. Bu araştırmaya dünya ekonomisinin yaklaşık olarak %90’ını teşkil eden 65 ülke katılmakta. “OECD üyesi ülkeler ve diğer katılımcı ülkelerdeki 15 yaş grubu öğrencilerin temel bilgi ve becerilere ne ölçüde sahip oldukları değerlendirilmektedir.”

Bu çalışmalara göre, öğrencilerimiz bilgi ve beceri bakımından 65 devletin içinde 43. sırada. Matematikte 44. Fen Bilgisinde 43. ve kendi dilinde (Türkçe) okuduğunu anlama ve anlatma becerileri açısından 42. Sırada olan öğrenciler yetiştiriyoruz.

2000 yılından itibaren her üç yılda bir yapılan PISA araştırmalarındaki sıralamada kayda değer bir iyileşmemiz yok.

Türkiye’de eğitime ayrılan bütçede ciddi artışlar olmasına rağmen, sadece fiziki şartlar ve araçlar bakımından iyileşme sağlanmış fakat nitelik bakımından sağlanan iyileşme çok düşük kalmış ve ülkeler arasındaki sıralamamız hemen hemen hiç değişmemiş.

3Kas/140

Askere yeni emir ve kapı üzerindeki işaretler.. / Saygı ÖZTÜRK

SAM_1537Askere yeni emir ve kapı üzerindeki işaretler.. / Saygı ÖZTÜRK

Askerler için “çarşı izni” önemlidir. Askeri birliğin dışına çıkmak, lokantaya gidip istediği yemeği yemek, çay içmek ayrı bir özlemdir. O gün kimlerin çarşı iznine çıkacağı okunur. “Tek tip” denilen üniformalar ütületilir, botlar boyatılır ve kahvaltıdan sonra çıkışlarına izin verilir.
Askerlerin üniformasını giyip çarşı iznine çıkarılması uygulaması önce turistik yörelerde kaldırıldı. Güneydoğu’da askere karşı bazı olumsuz tavırlar dikkate alındı ve Güneydoğu il ve ilçelerinde de, askerlerin “sivil kıyafetle” çarşıya çıkmalarına izin verildi. Sonra, bu uygulama yaygınlaştırıldı. O yüzdendir ki özellikle erleri, askeri öğrencileri üniformalı göremezsiniz.

31Eki/140

O Kedi Buraya Gelecek! – Alptekin CEVHERLİ

alptekin cevherliO Kedi Buraya Gelecek! - Alptekin CEVHERLİ

Geçen yazılarımızda, IŞİT denilen terör örgütü bahanesiyle başta PKK olmak üzere diğer terör unsurlarının Ortadoğu’da bir güç haline getirilmeye çalışıldığını, Irak ve Suriye’de Türkmenlerin sindirilerek ve yerlerinden – yurtlarından edilerek yok edilmeye çalışıldığını ve bu yolla Türkiye’nin bölgeden silinmeye çalışıldığını belirtmiştik.

Son tahlilde de IŞİT’le savaşıyor bahanesiyle terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD’ye, başta Almanya ve ABD olmak üzere, Batı ülkelerince hafif silahlar, çeşitli mühimmatlar, ağır silahları artık açıktan vermeye başladığına; hatta askeri ve siyasi eğitimleri de PYD adı altında PKK’ye verdiklerine şahit olduk.

Devletimiz ve hükümetimiz bu konuda gerekli uyarıları yapıp, PYD ve PKK’nın aynı şey olduğunu söylemesine rağmen Ayn-el Arap ya da nam-ı diğer Kobani kentinin güya IŞİT’e karşı savunulması için havadan PKK’ya yardım edilmeye devam edildi.

Eee, şimdi düşünelim…

IŞİT’i kim kurdu?

Batı.

PKK’ya güya IŞİT’le savaşması için silahı kim veriyor?

Batı.

Peki PKK kiminle savaşıyor?

Türkiye ile…

Sonuç?

30Eki/140

TOPLAM KALİTE, DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ VE MÜDÜR KIYIMI – Av. Ruhittin Sönmez

ruhittin sönmez avTOPLAM KALİTE, DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ VE MÜDÜR KIYIMI - Av. Ruhittin Sönmez

Turgut Özal döneminde uluslararası rekabete açılan Türkiye’de şirketler ve kurumlar arasında toplam kalite sistemi rüzgârı esmeye başlamıştı. “Toplam kalite sistemi” kurarak rekabet gücünü artırmak düşüncesiyle şirketlerde eğitimler başlamıştı.

Böyle bir toplantıda eğitimi veren Japon uzmana bizimkiler sormuşlar: “Siz bunları bize öğretiyorsunuz ama ileride bu sistemi uygulayarak size rakip olacağımızdan korkmuyor musunuz?”

Japon uzman gülümseyerek cevap vermiş, “Bilmek başka, uygulamak başka. Siz bu sistemi bizim kadar iyi uygulayamazsınız” demiş.

Gerçekten Toplam Kalite Yönetimi (TKY) sisteminin teorisini geliştiren Deming aslında ABD’li idi ve fakat burada sistemi uygulama imkânı bulamamıştı. 2. Dünya Savaşında yenilen Japonlar, 1950’den itibaren Deming’in öncülüğünde yaptıkları çalışmalarla müthiş bir endüstriyel gelişme sağladılar.

Sadece ürünlerde değil, üretim süreçlerindeki kalitede sağlanan iyileşme ile giderleri azaltıp, verimliliği artırarak pazar payını artırdılar.

29Eki/140

“HÜRRİYETTİR CUMHURİYET” – Süleyman PEKİN

süleyman pekin“HÜRRİYETTİR CUMHURİYET” – Süleyman PEKİN

Can Yücel’in Gelibolu’da bir köydeki sünnet merasimini anlatırken söylediği şiirin son mısrası geldi aklıma: “Sünnet değil farzdır Cumhuriyet”

91 yıl, dile kolay lâkin Cumhuriyeti anlamak istemeyenlere anlatmak zor. En azından şunu söyleyelim; hani Devletçe - Hükümetçe hedef koyduğunuz o 2023, Cumhuriyetimizin Kuruluşu’nun yani 1923’ün 100. yıldönümü oluyor.

10. Yıldönümünün marşında;

“Örnektir milletlere açtığımız yeni iz

İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz

Uyduk işte bilgiye, gidişte ülküye biz

Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz” dedik.

28Eki/140

TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN TEHLİKE!.. / Mustafa KÜPÇÜ

mustafa küpcüTÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN TEHLİKE!.. / Mustafa KÜPÇÜ

Tüm canlılar ve tüm insanlar aynı Yaradan’ın eseri değil mi?

O halde, “insanın –insana, insanın-doğaya saldırısı neden?

Aynı dine inanan ve fakat farklı mezhebin mensubu olanlar birbirini boğazlıyor!

Kimler yetiştirdi bu insanları?

Nasıl bu kadar vahşi, acımasız olabiliyorlar?

Farklı etnik, dinsel kökenden insanlar “bir arada insanca yaşama iradesi” içindeyken, sonra nasıl oluyor da “etnik köken” nedeniyle düşman olup birbirinin canını alabiliyor?

Savaşlar da terör olayları da “kanlı birer ticaret” dir!

Küresel egemenler, toplumları birbirine kırdırarak daha büyük zenginliklere ulaşıyorlar.

Petrol ve maden kaynaklarına el koyuyor, yıkılan kentleri yeniden inşa ediyor, savaşlar ve terörle dünyaya saçtıkları ölümcül hastalıkların tedavisiyle yeni sömürü alanları yaratıyorlar.

Küresel düzenin bu kirli oyunlarının farkına varamayan zavallılar, hiç uğruna ölüyor, sakat kalıyor, sefalet içinde sürünüyor.

Bu kirli savaşa “gönüllü nefer” olanlar, küresel efendilerin elindeki ipleri görmüyorlar!

26Eki/140

TARİH AFFETMEZ, AFFETMEYECEK – Halil ALTIPARMAK

halil altıparmakTARİH AFFETMEZ, AFFETMEYECEK – Halil ALTIPARMAK

Recep Tayyip ERDOĞAN ve onun yalaka takımı ne yaparsa yapsın, hangi kanunları çıkarırsa çıkarsın, teröristlerle hangi birlikteliği sergilerse sergilesin, tarihin şahitliğini yok sayamazlar.

Tarih, bu takımın yaptıkları oyunları ve çevirdikleri dolapları mutlaka ortaya dökecek.

Tarih, Türk Milleti’ne reva görülen zulmü mutlaka anlatacak.

Tarih, bu kadroyu affetmeyecek.

Tarih, 1 saat içerisinde Obama’dan alınan talimatla 180 derce dönüşün hesabını mutlaka soracak.

Bakın, kendisiyle birçok konuda ayrı düşündüğüm Soner YALÇIN’ın, tarihin hesap sormasıyla ilgili yazısı, yukarıda özetlediğim sözleri nasıl açık bir şekilde destekliyor.

“Artık…

Erdoğan Ailesi’nin fertleri; AKP’li bakanlar ile bakan çocukları ve keza Reza Zarrab yargı önüne çıkarılmayacak!

25Eki/140

Filistin’i Kim Sattı?

Filistin'i Kim Sattı?

Yahudilerin, Filistin’e yönelik yerleşme, yurt ve bağımsız ülke kurma operasyonları, Temmuz 1882’lerde resmen başlamıştır. Önceleri Batılı Yahudi zenginlerin Filistin’den para ile Yahudiler için Osmanlı’dan toprak satın alma girişimleri ile başlayan bu operasyonlar, Siyonizmin lideri Theodor Herzl’in 1896-1902 yılları arası tam beş defa İstanbul’u ziyaret ederek amacına ulaşmak için yaptığı girişimlerle yeni bir boyut kazanmıştır.(1) II. Abdülhamid, Theodor Herzl’in her teklifini -vaat ettiği para ve medya desteğine rağmen- kesin bir dille reddetmiş, padişah, arkadaşı Newslinski aracılığı ile Theodor Herzl’e şu ültimatomu göndermişti:

“Eğer Bay Herzl, senin arkadaşın ise ona söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim, bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan, tekrar kanlarımızla örteriz. Benim, Suriye ve Filistin alaylarının askerleri birer birer Plevne’de şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi bile geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanında kalmışlardır. Devlet-i Aliyye bana ait değil, Türk milletinindir. Ben onun hiçbir parçasını veremem. Bırakalım Musevîler milyonlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman, Filistin’i karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz parçalanarak, bu ülke taksim edilebilir. Ben, canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına asla müsaade edemem.(2)

23Eki/140

ÇAĞDAŞ FALCILAR – Dr. Hasan GÜNAYDIN

ÇAĞDAŞ FALCILAR - Dr. Hasan GÜNAYDIN

Son 10-15 yıldır Türkiye’nin gündemine “Çağdaş Falcılar” diyebileceğimiz bir takım adamlar girdi. Bunlar, maalesef, saçma sapan yorum ve iddiaları ile halkı olabildiğince etkiledi ve zihinleri karıştırdı. Bu vazifeyi yerine getirebilmek için de yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’i hiç utanmadan (!) kendi çıkarlarına alet etti. Bazıları kendilerine futurist, bazıları stratejist, bazıları da İslam Alimi adını veriyor. Yarım yamalak din bilgileri ve Arapçaları ile fütursuzca ahkam kesiyor, atıyor, tutuyorlar.

Bir bakıyorsunuz biyolog, bir bakıyorsunuz sosyolog oluyorlar. Çoğu zaman da, muhteremler dahi birer astrofizikçi. Yaptıkları şey, inandırmak istedikleri konularda Kur’an’dan şifreli mesajlar çıkarmak ve konuya vakıf olmayan insanları inandırmaya çalışmak.

İşte efendim; falanca tarihte iktidara falancanın geleceği yazılıymış, filanca tarihe kadar iktidarda kalacakmış, şu tarihte İsrail yıkılacakmış, bu tarihte Amerika’da iç savaş çıkacakmış, o tarihte Kuzey Irak’taki kürtler kendi arzularıyla Türkiye’ye katılacaklarmış; ama mecburen, bunun için çözüm sürecinin başarıyla tamamlanması gerekiyormuş, falan, filan, vs. vs.

22Eki/140

Chemtrail spreyleme, HAARP teknolojisi ve GDO’ lu gıda endüstrisi – Dr. Ali DEĞİRMENCİ

Chemtrail spreyleme, HAARP teknolojisi ve GDO’ lu gıda endüstrisi - Dr. Ali DEĞİRMENCİ

Günümüz saldırılarının sadece bombalardan ibaret olmadığını görüyoruz. Gerek bilinçaltımıza, gerekse bedenimize yapılan sessiz saldırıların tesiri altındayız. Görsel medya üzerinden verilen subliminal mesajlar yanında gökyüzünden sessizce yayılan zehirli bulutlar dikkatlerimizden kaçıyor. Gökyüzünde sessizce uçarken havamızı suyumuzu kirleten gazlardan haberimiz var mı?

Son zamanlarda bilim adamları iklim değiştirme(geoengineering) ve tabiatı kendilerine göre revize etme üzerinde çalışıyorlar. bu çalışmanın bir ayağı CHEMTRAİLS’dır. Chemtrails, küresel ısınmayı önlemek bahanesiyle havanın sülfat ve alüminyum içerikli gazlarla ilaçlanmasıdır. Tüm dünyada 90’lı yıllarda başlayan aerosol kullanımı son yıllarda Türkiye’de de görülmeye başladı. CHEMTRAİLS uçaklar kullanılarak tonlarca gazın gökyüzüne düzenli aralıklarla püskürtülmesidir. Genelde açık ve güneşli havalarda hatta rüzgarsız havalarda yapılan CHEMTRAİLS hatları saatlerce havada kalıyor.

21Eki/140

17/25 ARALIK BİR SERAP İMİŞ – Av. Ruhittin Sönmez

ruhittin sönmez av17/25 ARALIK BİR SERAP İMİŞ – Av. Ruhittin Sönmez

Vikipedi’de, bakın serap nasıl tarif ediliyor? “Serap, atmosferde ışık ışınlarının kırılmasından doğan ve çöllerde kolaylıkla gözlemi yapılabilen optik yanılma, optik bir doğa olayıdır. Kısaca, uzak nesnelerin görüntüsünün, ışık ışınlarının bükülmesiyle, aslında bulunmadıkları bir yerde görünmesidir. Halüsinasyonun tersine, serap bir doğa olayıdır. Kamera ile kaydedilebilir. Gözlemcinin konumunda bulunan herhangi bir optik alet bu ışık olayını gözlemleyebilir.”

Halüsinasyon (var sayma) ise, bir his organını uyaran hiçbir nesne veya uyarıcı olmaksızın, alınan bir sanının varlığına inanma durumudur. Ruh hastalıklarında sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Beş duyunun da halüsinasyonu olabilir; görme, işitme, dokunma, koklama ve tat duyusu. Halüsinasyonlarda kişi, bir hastalığının olduğunu bilmeden, gördükleri, işittikleri ve hissettiklerine bütünüyle inanır.

17/25 Aralık soruşturmalarına ait delil niteliğindeki kayıtlar, Türkiye’yi sarsan, 4 bakanın istifasına, tutuklamalara sebep olan görüntüler meğer bir serap imiş.

Yani biz toplum olarak, 800 bin TL değerindeki rüşvet saatini Bakanın kolunda gördüğümüzü sanmıştık. Ama meğer o saat ABD’deki bir iş adamının kolunda imiş.

Ayakkabı kutusunda gördüğümüz paralar, Halk Bankasının kasasında imiş de biz serap görmüşüz.

Bakan çocuğunun evinde yatak odasında gördüğümüzü sandığımız çelik para kasaları içindeki dolarlar, Eurolar da, İsviçre Bankalarının birinin deposunda imiş.

Ah bu ışık kırılmaları ah. Bu optik yanılma sayesinde yani ışık ışınlarının bükülmesiyle, bahsi geçen suç delillerinin aslında bulunmadıkları bir yerde görünmesi yüzünden ne kadar günaha girdik.

Peki ya ses kayıtları. Onlar da olsa olsa halüsinasyondur. Bakın C. Savcılarımız takipsizlik kararı verdiklerine göre “milletin A. sına koyduğunu” duyduğumuzu sandığımız, “havuz medyası” oluşturmak için rüşvet verdiğini sandığımız saygın iş adamlarının konuşmaları da herhalde halüsinasyonmuş.

Montaj mı, dublaj mı diye tartışıp durduğumuz sıfırlama tapeleri de, ihalelere fesat karıştırdı diye şüphelendiğimiz devletlilerin ses kayıtları da meğer hepsi bir halüsinasyon (var sayma) imiş.

19Eki/140

BALKANLAR GEZİSİ – Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU

BALKANLAR GEZİSİ – Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU

26 Eylül 2014 tarihinde Türk Hava Yolları Uçağı ile Karadağ’ın başkenti Podgorica’ya gittik.

THY’nin Değerli Müdürü Oğuz Ali Türkeli Bey bizi karşıladı ve evinde dört gün misafir etti.

Cumartesi günü bizi Budva’ya götürdü. Budva’da Starigrad’ı (Eski şehir) gezdik. Burada Katolik ve Ortodoks kiliselerini ziyaret ettik. Gerçekten görülmeye değer bir şehir.

Budva’dan hareket ederek Adriyatik (Dalmaçya) Kıyılarından sahil boyunca giderek Kotor’a geçtik. Yol üzerinde Kotor Körfezini karşıdan karşıya kesen ve Dubrovnik istikametine giden feribot iskelesinin önünden geçtik. Dubrovnik Hırvatistan’ın bir şehridir.

Kotor’da eski şehri gezdik. Eski şehir Kotor Kalesi’nin altında kurulmuş, içerisinde muhtelif kiliselerin ve balık restoranlarının bulunduğu bir şehir. Starigrad içindeki tarihi binalardan otel olarak faydalanmak da mümkün. Kotor Körfezi’nde bulunan limana yatların ve büyük gemilerin bağlı olduğunu gördük.

Kotor ziyareti sonrası dönüş yolunda aynı güzergah tercih edilmeyerek kestirme yol olan ve Kotor’u Tivat’a bağlayan tünel yolu tercih edilmiştir. Tivat’ta Karadağ’ın Podgorica’ya nazaran daha küçük bir hava limanı mevcuttur. Yaz aylarında Tivat havalimanı çeşitli ülkelerden gelen turistlerle çok yoğun bir yolcu trafiğine sahip olmaktadır.

18Eki/140

DURUN BAKALIM – Halil ALTIPARMAK

halil altıparmakDURUN BAKALIM – Halil ALTIPARMAK

Bugüne kadar, Kürt kimliği ile ilgili hiçbir yazı yazmadım ve konuşma yapmadım. Çünkü, akıl, mantık ve belgeler Anadolu’da Kürt Kimliği’nin Türk kavramı içerisinde yerleştiğini anlatıyor, gösteriyor.

Ama, bugün gelinen noktada, birileri hayır ben ayrı bir mensubiyete sahibim ve etnik bir ayrıcalığım var diyorsa da, zorla kimseyi Türk yapmak gibi niyetimiz, gayretimiz ve daha da önemlisi ihtiyacımız olmamalıdır. O zaman, bu ayrımı ileri sürenleri de, diğer farklı kimlikler içerisinde düşünmek ve azınlık statüsü ile değerlendirmek daha doğru olur diye düşünüyorum.

Bu arada, güneydoğuda, Kürtleşmiş Türkler olduğunu ve bunların da bu ayrım içerisinde belirlenmesinin gerektiğini ortaya koymak icap etmektedir. Çünkü, güneydoğu, tarih itibarı ile Türk göçlerinin yol üzeridir ve Türk göç yollarının önemli duraklarından biridir.

17Eki/140

23 cent / Yılmaz ÖZDİL

23 cent / Yılmaz ÖZDİL

Bismillah ilk yazımda “alavere dalavere Türk Memet nöbete”yi yazdım; Suriye topraklarını savunmak için Suriyelilerin gitmesi gerektiğini, askerlik çağındaki 500 bin Suriyeli erkek Türkiye’de gezerken, Mehmetçik’in Suriye’ye gitmesinin saçmalık olduğunu, illa gönderilecekse Bilal’in gönderilmesi gerektiğini anlattım.

*

Suriyelilere hakaret ettiğim gerekçesiyle hakkımda suç duyurusunda bulundular!

*

Halbuki, nasıl olsa elalemin kerizi biziz, Suriyeliler burda otursun, onların yerine bizim Memetler gitsin savaşsın deseydim, alkışlarlardı.

*

Çünkü…

*

ABD Savunma Bakanı John Dulles, Kore savaşı sırasında, “müttefik güçler, en ucuz askeri Türkiye’den temin ediyor, bir Türk askerinin maliyeti 23 cent’e denk geliyor” demişti. Avrupa’dan Asya’ya kadar bütün dünyadaki “insan pazarları”na bakmışlardı, tezgahtaki en ucuz fiyat bizim alnımızda yazıyordu.

*

17Eki/140

Budapeşte’den Tuna’yı Seyretmek – Dr. H. İbrahim KAHRAMAN

h ibrahim kahramanBudapeşte’den Tuna’yı Seyretmek - Dr. H. İbrahim Kahraman

Bilgi ve görgünün artmasında okumak kadar gezip-görmenin önemi tartışılamaz. Benim için Tuna’yı Budapeşte’den görmek bu etkinin ne kadar büyük olduğunu gösteren bir olaydır. Görünceye kadar Tuna benim için sadece büyük bir nehir idi. Ama o büyüklüğün neredeyse İstanbul’umuzun Boğaziçi’si gibi büyük ve o oranda çevresi için etkili olabileceğini tahmin edemezdim.

Kurucusu olduğum Çocuk Kasabası Anaokulumuzun bir eğitim programı gereği eğitimci kızlarım Şule ve Ayşenur ‘un ısrarı üzerine Macaristan toplantılarına Eşim Fatma Kahraman’la ben de katıldım. Amacımız hem Macaristan’ı ve onların okul öncesi eğitimini tanımak, hem de 23 Nisan 2015’de bu ülkelerden(İtalya-İspanya-Romanya-Macaristan-Letonya) bize gelecek olan 30 öğretmene nasıl bir programla, ülkemizi ve şehrimizi daha iyi temsil edebilecek bir ev sahipliği yapacağımızı bizzat değerlendirmekti.

Macaristan’ın başşehri Budapeşte güzel, temiz ve görenlerini hayran bırakacak özelliklere sahip bir şehirdir. Şehir büyük Tuna Nehri’ni birbirine bağlayan köprüler ve Tuna Nehri kıyılarına yapılan görkemli, mimari estetiği bol, iyi bir çevre anlayışı ile büyük bahçelere sahip yapılar şekillendirmektedir. Heykellerle zenginleştirilmiş bu yapılar çok iyi bir aydınlatma tekniği ile gece ayrı bir güzelliği, gündüz ayrı bir güzelliği insanlara tattırmaktadır.

17Eki/140

VAR MIDIR DOSTLUKTAN ÖTE – Av. Tevfik KARABULUT

tevfik karabulut avVAR MIDIR DOSTLUKTAN ÖTE – Av. Tevfik KARABULUT

Var mıdır dostluktan öte
Neden sürer bunca hata
İçine dert ata ata
Gönülleri yormak neden?

Sevgi varken ortak payda
Nefret kokuyor ortada
Şu üç günlük boş dünyada
Birbirine vurmak neden?

Yumruklar neden sıkılı
Nereye koyduk akılı
Ey Allah'ın bahtsız kulu
Kötü rüya görmek neden?

Çıkmak varken aydınlığa
Neden düştük karanlığa
Göre göre her tuzağa
Yürüyerek girmek neden?

Bozmak lazım bu büyüyü
Düşmanlığın nesi iyi
Diriltmek varken sevgiyi
Nefreti çağırmak neden?

16Eki/144

Geceyi onaran mimar – Yunus ÖZEN

1-HDmonJ28rpOjymqF7o_n5Q


https://medium.com/@yunus/geceyi-onaran-mimar-d2930bda18fc

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır,
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır,
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.