İLKESİZLİĞİN VE SİYASİ AHLAKSIZLIĞIN NORMALLEŞMESİ – Ruhittin SÖNMEZ
İLKESİZLİĞİN VE SİYASİ AHLAKSIZLIĞIN NORMALLEŞMESİ - Ruhittin SÖNMEZ
AKP’nin iktidar yürüyüşünün ilk yıllarında en çok vurguladığı kavramlar; "milli iradenin üstünlüğü", "vesayetçi yapılarla mücadele", "yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı" ve "siyasette ahlak/şeffaflık" idi.
Bugün ise aynı siyasi hareketin iktidarında, milletvekilleri ve belediye başkanları transferleri, yargı eliyle rakipleri saf dışı etme, yargıyı siyasi yapıları dizayn etme aracı olarak kullanma ve hukuki tehditlerle transferler normalleşti. Hatta bunlar birer "siyasi mühendislik" başarısı olarak algılanır oldu.
Milli irade ile seçilmiş, halkımızın AKP’yi seçim yoluyla iktidardan düşürmek için oy verdiği siyasilerin bir kısmı hapishanelerde çile çekiyor. Bunlar kendilerine “düşman hukuku” uygulandığını ifade ediyorlar. Bir kısmı da çeşitli yöntemlerle (havuç ve sopa yöntemleriyle) bir anda AKP’li hale getiriliyor.
AK Parti’nin yapılan son genel (14 Mayıs 2023) ve yerel (31 Mart 2024) seçimlerden bu yana bünyesine kattığı toplam transfer sayısı 17 milletvekili ve 86 belediye başkanıdır.
AKP’nin 25. kuruluş yıldönümü törenlerinde rozet takılan bir milletvekili, daha 5 gün önce, “PKK’ya Af Yasası”na “hayır” oyu vermiş ve “evet” diyen iktidar ve iş birliği yaptıklarına hain, şerefsiz” demişti.
Bu kadar zıt görüşteki milletvekili ve belediye başkanlarının transferleri siyasi görüş değişikliği ile açıklanamaz. Bunların seçmeninin iradesine rağmen, AKP içinde bulunmasının hiçbir ilke ve ahlaki değerle bağdaşmadığı da açık. Toplumda bu kişilerin “omurgasızlığının” sorgulanıyor olması doğru bir şey.
Ancak AKP’nin kurumsal değişimini de sorgulamamız gerekmez mi? Geçmişteki “erdemliler hareketinin” etik değerlere dair iddialarıyla bugünkü iktidar pratikleri arasındaki uçurum müthiş.
“Önce ahlak ve maneviyat” çizgisinden, "Amaca ulaşmak için her yol mübah" anlayışına evrildiler. Eskiden savunulan değerlerin “iktidar olmak için” bir araç olduğu, şimdi tek hedefin “iktidarda kalmak” ve anayasa değiştirecek meclis çoğunluğuna (400 Milletvekili) erişmek olduğu anlaşılıyor.
“İslamcı” bilinen bir partinin bu değişiminin, toplumumuzun geleceği açısından çok önemli etkileri olacak.
******************************
ELVEDA DEMOKRASİ
Siyasette ahlaki kurallar ve tutarlılık rafa kaldırılmıştır. Dün en ağır ifadelerle suçlanan aktörlerin bugün aynı masada buluşması veya parti değiştirmesi "sıradan siyasi hamleler" olarak görülmektedir.
Bu durum siyasetin "kirlilik, çıkar ilişkisi ve ilkesizlik" ile eş anlamlı algılanmasına yol açmaktadır.
Vatandaş, siyaset kurumunu toplumsal sorunlara çözüm üreten bir mekanizma olarak değil, bireysel çıkarların ve çirkin dalaverelerin yürütüldüğü bir borsa olarak izlemektedir.
Seçmenin sandıkta gösterdiği iradenin, birkaç ay sonra transfer pazarlarıyla ve yargı kararlarıyla tersyüz edilmesi, toplumda derin bir “öğrenilmiş çaresizlik” yaratmaktadır.
Halkta "Nasıl olsa kim seçilirse seçilsin, sistem bir şekilde milli iradeyi etkisizleştiriyor kendi lehine çeviriyor; seçimde tercih yapmanın bir anlamı kalmadı" kanaati hâkim oluyor.
Pervasızca yürütülen transferler ve operasyonlar, demokratik sistemin can damarı olan "seçimle gelenin seçimle gitmesi" ilkesini tamamen ortadan kaldırıyor.
Bu durum demokrasimizi “ruhuna Fatiha” eşiğine getirmekte, toplumsal ahlakı zehirlemektedir. Rejim niteliğinin kalıcı olarak dönüştüğü ve demokratik mekanizmaların tasfiye edildiği bu dönem “elveda demokrasi” süreci olarak anılacaktır.
Sonuçta kaybedilen toplumumuzun adalet duygusu ve geleceğe dair umududur.
******************************
SİYASAL İKTİDARIN İNANÇ SINAVI
İktidar, gücü elinde bulunduranların adalet, ahlak ve vicdan gibi evrensel ve dini ilkelerle olan bağını test eden en çetin süreçtir.
İslami referansları ön plana çıkaran bir siyasal hareketin, süreç içerisinde her yolu mübah gören (Makyavelist) bir anlayışa savrulması, iktidar nimetlerinin inanç değerlerinin önüne geçtiğinin göstergesidir.
Dünyevi çıkarları korumak veya iktidarda kalmak adına yalanı, hukuksuzluğu, adaletsizliği ve ilkesiz transferleri meşru gören bu zihniyet Müslüman kimliği ile çelişmekte, bir inanç sınavı vermektedir.
Bahsettiğimiz çelişkileri yaşayan bu kesim derin bir vicdani kriz içinde olmalıdır. Bir yandan Ahiret inancına sahip olduğunu iddia edeceksiniz, diğer taraftan bu dünyadaki menfaatler uğruna evrensel ahlaki değerleri ve İslami buyrukları esneteceksiniz. Bu durum inanç ile pratik arasındaki makasın ne kadar açıldığını göstermektedir.
Dini kimliğin siyasi bir tahakküm ve menfaat aracı haline gelmesi, inançlı kesimler nezdinde derin bir sorgulama yaratmak zorundadır. Çünkü, Siyasal İslamcı elitlerin sergilediği pervasız ilkesizlik, taraftarlarında da dini, ahlaki ve manevi özün zedelenmesine, ibadetin ve inancın şekilsel bir kimliğe indirgenmesine yol açmaktadır.
Sonuç olarak, iktidar sınavının şatafatlı mağlubu AKP ve O’nu destekleyen kitlelerin ahlak ve inanç zemini yıkıma uğramıştır.
******************************
DÜNYEVİLEŞMİŞ İSLAMCILARIN MALİYETİ
Siyasetin bu kadar yozlaştırılması, transfer borsaları ve yargı kılıflarıyla milli iradenin gasp edilmesi ülkenin manevi dokusunu da en ağır şekilde çürütmektedir.
Dünyevi gücü ve iktidar nimetlerini korumak adına her türlü Makyavelist yöntemi mübah gören, yalanı ve ilkesizliği sıradanlaştıran bir siyasal anlayış, en büyük darbeyi kendi dindarlık iddialarına vuruyor.
Müslüman kimliğini öne çıkaran kitleler, bu hukuksuzluklara ve ahlaki çürümeye sessiz kalmak ya da destek vermekle İslam’ın özünden ayrılmak riskini yaşıyor.
Bugün genç kuşağın dinden, inançtan ve dindarlardan hızla uzaklaşmasının, deizm veya ateizm dalgasının tırmanmasının altındaki en büyük etken, iktidarın ve tabanı olan siyasal İslamcıların ikiyüzlü ve dünyevileşmiş yüzüdür.
Sonuç olarak ortada üç katmanlı bir yıkım var: Siyasi ahlakın erimesi, demokratik iradenin etkisizleştirilmesi ve inanç değerlerinin iktidar hesabına feda edilmesi.
Geride onarılması on yıllar sürecek derin bir toplumsal ve adalet enkazı kalacaktır. Tarih, iktidar nimetleri uğruna ilkelerini tüketen hareketlerin hesabını erken ya da geç sormuştur.
Öyle bir hayal kırıklığı ve güven krizi yarattılar ki; siyasal İslamcıların önümüzdeki on yıllarda yeniden iktidar yüzü görmesi çok zor görünüyor.
17.08.2026