
Dünya’da her Türk’ün iki vatanı vardır.. / Mustafa ÇOKAY
Mustafa ÇOKAY (1890-1941)
Kazak siyaset ve fikir adamı, gazeteci.
Kazakistan’ın Akmescid (günümüzde Kızılorda) şehrinde dünyaya geldi. Bölgede yaygın olan Şokay soyadı Çokay, Tchokaieff ve Chokaev gibi çeşitli şekillerde yazılmaktadır. Babası Kazaklar’ın Kıpçak boyundan Şaştı aşireti beyi Şokay, annesi Bahtlı Hanım’dır. İlköğrenimini Kızılorda’da tamamladı. Taşkent’teki Rus Gimnazyumu’ndan mezun oldu (1910). Çocukluğunda idarecilerin haksız uygulamalarına mâruz kalan babasının ve yakınlarının çektiği sıkıntıları gördü. Kanunsuz davranışlara karşı hukuk mücadelesi verme amacıyla Petersburg Üniversitesi’nde hukuk bölümüne girdi. Zekâsı ve öğrenmeye olan isteğiyle ünlü dil bilgini F. W. Radloff’un dikkatini çekti. Ancak dil alanında çalışmak istemedi.
"BÜTÜN YOLLAR ROMA’YA ÇIKAR"
"BÜTÜN YOLLAR ROMA'YA Çıkar" çok bilinen sözdür. Zannedilir ki İtalya'nın başkenti Roma için söylenmiştir.
Ama kastedilen Roma, "Nouva", yani "Yeni Roma", yani "Konstantinople", yani "İstanbul"dur.
Hikayesi ise şöyledir:
Bizans İmparatoru Büyük Konstantin (272- 337), sadece beş bin kişinin yaşadığı Byzantium'u, Roma İmparatorluğu'nun başkenti yapmak ve yeni bir şehir yaratmak için 324 yılında kolları sıvar ve yedi tepeli şehri 14 bölgeye ayırarak işe koyulur.
Büyük bir saray (İmparatorluk Sarayı), Senato Sarayı, Aya İrini Kilisesi, Kutsal Havariler Kilisesi (bugün yerinde Fatih Camisi vardır), Ayasofya (başlar ama bitiremez), 33 bin kişilik bir Hipodrom, su kemeri, kendi adını taşıyan heykellerle süslü bir meydan (Çemberlitaş), annesi Augusteum adına bir meydan inşa edilir ve şehir ülkenin her tarafından getirilen antik sanat eserleri ile süslenir.
Şehrin korunması için eski surlar yıkılır ve yerlerine bugün hiçbir izi kalmayan Konstantin Surları inşa edilir.
Ayrıca Ayasofya'nın önünden başlayarak "Meşe" adıyla büyük bir bulvar (bugünkü Divanyolu Caddesi) açılır.
Altı yıl süren faaliyet sonunda ortaya muhteşem ve modern bir şehir çıkar.
11 Mayıs 330 Pazartesi günü geldiğinde yapılan büyük bir törenle Byzantium, Roma İmparatorluğu'nun Başkenti olur ve şehre senatonun da kararıyla Nuova Roma (Yeni Roma) adı verilir.
Büyük törenlerle kutlama yapılır.
15 Temmuzda başlayıp 21 Temmuz 1921’de biten, Sakarya Savaşı sürecinde " I. Maarif Kongresi" yapılmıştı
15 Temmuzda başlayıp 21 Temmuz 1921'de biten ,Sakarya Savaşı sürecinde " I. Maarif Kongresi" yapılmıştı
15-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında Ankara’da “I. Maarif Kongresi”ni toplanmıştı. Hemde Sakarya Savaşı'nın( *) en sıkıntılı sürecinde...
Türkiye'nin içinden geçilmekte olduğu süreçte uygulanmakta olan eğitim izlenceleri(müfredat), I. Maarif Kongresi'nde temeli atılan Türk Misak-ı Maarifi'nin neresinde?
***
Mustafa Kemal'in kongre açılış konuşmasından:
- Asırlardan beri idaredeki büyük ihmalin, devlet bünyesinde açtığı yaraları tedavi için bundan böyle en büyük gayretlerin eğitim alanında olmasıdır.
- Gerçi elimizdeki tüm olanakları henüz ülkemizi istilâ eden düşmana karşı kullanmaya mecbur isek de ülkenin eğitimi için elverişli koşullar ele geçirilmeden önceki savaş günlerinde bile, çok dikkat ve itina ile işlenmiş bir "millî eğitim programı "vücuda getirmeye çalışmaktayız.
- Şimdiye kadar izlenen talim ve terbiye usullerinin milletimizin tarihindeki gerilemede en mühim olduğu, bu nedenle bir millî eğitim programından söz ederken eski devrin hurafelerinden ve millî bünyemize hiç uymayan yabancı fikirlerden, şarktan ve garptan gelen tüm tesirlerden tamamen uzak, millî seciye ve tarihimizle mütenasip bir kültüre sahip olması zarureti” belirtilmiş, “Çocuklarımızı ve gençlerimizi yetiştirirken onlara bilhassa mevcudiyeti ile, hakkı ile, birliği ile, taarruz eden bilumum yabancı anasırla mücadele lüzumu ve efkâr-ı milliyeyi, kemal-i istiğrak ile şiddetle ve fedakârane müdafaa zarureti telkin edilmelidir ( 1)
14-16 Temmuz 1959 Kerkük Katliamı ve Sonuçları – Dr. İlhan YILMAZ CÖMERT
14-16 Temmuz 1959 Kerkük Katliamı ve Sonuçları - Dr. İlhan YILMAZ CÖMERT
Irak’ta bin yılı aşkın bir süredir her türlü mahrumiyet içinde varlıklarını günümüze kadar sürdüren Irak Türkleri, çeşitli yönetimler ve etnik gruplar tarafından zaman zaman katliamlara maruz kalmışlardır. 14 Temmuz 1959 tarihinde Kerkük’te meydana gelen katliam, Türkmenlerin yaşadığı en büyük facialardan biridir.
Kerkük katliamı, Irak ihtilalinin birinci yıldönümü şenlikleri sırasında 14-16 Temmuz 1959 tarihlerinde yapılmış ve üç gün üç gece sürmüştür. Irak güvenlik kuvvetleri ve Kerkük’te bulunan 2. Tümen askerleri katliamı seyretmekle yetinmişlerdir. Olaylar planlı olarak Barzani taraftarı komünist Kürtler tarafından çıkarılmıştır. Bu kanlı saldırıda 70 kadar Türk evi yağma edilmiş, Türk dükkânları yakılmış, pek çok Kerküklü Türk dövülmüş, yaralanmış ve feci şekilde öldürülmüştür.
MERYEM TEYZE ve Samet KARAKUŞ – Av. Uğur TARHAN
MERYEM TEYZE ve Samet Karakuş - Av. Uğur TARHAN
1982-83 yıllarında yaşanmış bir olaydan bahsetmek istiyorum. Mamak Askeri Cezaevinde yaşanmış bir olaydan…
12 Eylül darbesinin zulmü devam ediyordu. Zulmün en şiddetli yaşandığı yerler askeri cezaevleriydi. Askeri Cezaevleri içinde ise Mamak…
Mamak’ta, yurdun dört bir tarafından getirilmiş ‘’MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’’ sanıkları yatmaktaydı. 587 sanıklı davada 287 sanığın idamı isteniyordu. Davanın görülmekte olduğu Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 no’lu Askeri Mahkemesi, Mamak Cezaevi’nin hemen yanındaydı. Sanıklar, Mahkemeye cezaevinden getiriliyordu.
Aynı Mamak’ta işkence, eskilerin tabiriyle vakayı adliyedendi yani sıradan olaydı. Mahkumlara dayak için idari bir gerekçe aranmazdı. Sayımda dayak, sporda dayak, görüşte dayak vardı.
KIZIM SANA DİYO, GELİMİM SEN ANLA – ÜÇÜNCÜ MEVKİDEKİLER
KIZIM SANA DİYO, GELİMİM SEN ANLA - ÜÇÜNCÜ MEVKİDEKİLER
(Nihat Kılıçoğullarından alıntıdır)
Hikaye bu ya...
Çok eskilerden bir gün, İstanbul’dan Erzurum’a tren gider.
Velhasıl tren Aşkale’yi geçer geçmez arıza yapar. Makinist ve ilgililer Daphan Ovası’nın yanıbaşında duraklayan treni tamir etmeye çalışsa da boşadır...
Durum başkondüktöre aktarılır ve gereğinin yapılması istenir. Bu arada yolcular merakla camlardan dışarı bakmaktadır.
Başkondüktür önce birinci mevki vagonuna gider ve oradaki yolculara şöyle seslenir;
-Çok kıymetli yolcularımız! Trenimiz şu sebepten dolayı arızalanmıştır. Arkadaşlar ilgilendi ama arızayı gideremediler. Devlet Demir Yolları adına sizlerden özür diliyorum. Hazırlıklarınızı yapın, bir saate kadar otobüsler gelecek ve sizleri Erzurum’a götürecek.
Açıklamanın ardından başkondüktör ikinci mevkinin olduğu vagonlara ulaşır ve şöyle der;
-Beyler ve bayanlar! Trenimiz arızalandı. Şu karşı tarafta Aşkale-Erzurum minibüsleri geçiyor. Şimdi başınızın çaresine bakın ve treni tezden boşaltın…
Bu arada garibanların olduğu üçüncü mevkide bir telaş vardır. Telaşının arasında başkondüktür üçüncü mevki vagonunun kapısına gelir. Garibanlar trenden inmeye çalışırken başkondüktür engel olur ve der ki;
-Hele durun bağalım... Nereye bele? Bu telaş niye?
İçlerinden biri öne atılır ve derki;
-Ağabeyi! Belli ki tren arızalandi. Anlaşılan o ki tamir edemediz. Bizde ufağ ufağ yürümeye başlayağ. Erzurum’a daha çoğ yol var.
Başkondüktür vagonun kapısını sert bir şekilde kapatır ve oradaki ahaliye şöyle seslenir;
-OLA OĞLUM… SİZ GİDECEĞSIZ YA... BU TRENİ ERZURUM’A KADAR KİM İTELEYECAĞ!...
Üçüncü mevkidekilere selam olsun.
AYASOFYA NAMLUDAKİ SON KURŞUN MU / Mehmet MAHMUT YILDIZ
AYASOFYA NAMLUDAKİ SON KURŞUN MU / Mehmet MAHMUT YILDIZ - ŞAHLANIŞ HAREKETİ GENEL BAŞKANI
Saygıdeğer vatandaşlarım.
Bu haftanın yoğun gündemi içinde birkaç adım öne çıkan bir konu var. Ayasofya’nın ibadete açılması.
AYASOFYA kararını yorumlamadan önce bir açıklama yapmam gerek.
Ayasofya’da zaten namaz kılınıyordu. Minarelerinden yedi tepeye ezan sesi yayılıyordu. Dolayısıyla konudan söz ederken “İbadete açıldı., yeniden ezan sesleri semaya yükselecek.” diyenler doğruyu söylemiyorlar. Bu ifadeler, konuyu bilmeyen vatandaşa dönük bir algı operasyonudur. Verilen karar, kullanımla değil, statü ile ilgilidir. Ayasofya’nın hukuki statüsü artık müze değil, camidir.
Pek çok siyaset meraklısı gibi ben de Erdoğan’ın şu anki ortamda Ayasofya’nın açılmasını gönülden istemediğini, bu yüzden de DANIŞTAY ipine un serdiğini düşünmüştüm.
İNSAN NİYE YALAKA OLUR? – Nejdet ÖZMEN
İNSAN NİYE YALAKA OLUR? - Nejdet ÖZMEN
Artık yalakalık toplumda neredeyse meslek haline geldi git gide de yaygınlaşmaktadır..
Aslında müşteri bulmakta da zorlandıklarını da sanmıyorum..
Menfaati sürene kadar görevi başarı ile sürdürürler menfaat bittiği anda aniden saf değiştirirler..
Boşuna da yapmazlar mal, mülk, makam, mevki gibi önemli kazanımlar elde ederler..
Yalakaların mesleğindeki gizem güçle alakalı güç değişirse aniden sizi satarlar..
Bu onursuz davranış Türk Milleti'nin kültürüne de aykırıdır..
Durum böyle olmasına rağmen toplumumuz özellikle son 20 yılda baş döndürücü değişimler yaşıyor..
Allah milletimizi bu illetten korusun diyorum ve bir fıkra ile açıklık getirmek istiyorum..
Kralın birinin yalakası varmış..
Bu yalaka kral neyi severse, onu hemen över, neyi sevmezse yerermiş.. hem de bire bin katarak... Kral patlıcandan yapılan yemekleri çok sevdiği için çeşit çeşit patlıcan yemeği yaptırır ve iştahla yermiş.. Bunu bilen kralın yalakası her yerde patlıcanı övermiş.. Bu övgüden insanlara gına gelmiş..ama birşeyde yapamıyorlarmış çünkü yalaka ne de olsa kralın adamı...
Günler geçmiş kral patlıcandan usanmış bundan sonra patlıcan yemekleri yemek istemiyorum demiş..
Bunu duyan yalaka hemen başlamış patlıcanı kötülemeğe patlıcan sevimsiz yemek böyle kötü diye anlatmaya başlamış..
Bunu gören insanlar arkadaş daha düne kadar patlıcana toz kondurmuyordun? şimdi ne oldu?cevap hazır arkadaş ben kralın yalakasıyım patlıcanın değil...
Eh kıymetli dostlar toplumda, güç merkezi ne derse haklı haksız sormadan alkışlıyanları görmüyormuyuz?
Allah sonumuzu hayretsin....
xxxSevgili Hocam, Sosyal medyada paylaştı.. Sağolsun..