
Elhamdülillah – Fahri SAĞLIK
Elhamdülillah - Fahri SAĞLIK
Hamd, bütün övgü türlerini içeren bir kavramdır. Sözlükte iyilik, güzellik, üstünlük ve erdemlilikle niteleme, övme manalarına gelir. Hamd, yeni bir nimete kavuşma, güzel bir iş yapma veya bir musibetten kurtulma durumunda, kendisine o nimeti veren, o iyi işi yapmayı nasip eden veya o musibetten kurtaran Allah Teâlâ’yı hatırlama ve yüceliğinin idrakinde olmaktır.
Hamd, şükür ve medh kelimeleri birbirlerine yakın anlamları olan kelimelerdir. Esas itibarıyla övme ve yüceltme anlamlarını ifade ederler. Ancak aralarında bazı anlam farklılıkları vardır. Hamd, Allah’ı mutlak olarak övmek ve yüceltmektir. Dolayısıyla hamdetmek için bir nimetin, hamd eden kişiye ulaşmış olması şart değildir. Şükür ise, Allah’ın kullarına verdiği nimetlerin etkisinin onların dilinde övgü, kalbinde sevgi, organlarında da itaat etme/boyun eğme olarak ortaya çıkmasıdır.
Kullarına karşı sonsuz ikram sahibi olan yüce Allah, hamdedilmeye layık olandır ve hamd sadece yüce Allah’a edilir. Çünkü sayısız nimetleri, hem de hiç karşılık beklemeden veren O’dur. Ayrıca bu lütuf ve ihsanları devamlı olup, ardı arkası hiç kesilmez. Hamd ve şükürden uzak duran bir insanın, kulluk bilincini kaybetmesi kaçınılmazdır. Kur’an-ı Kerimde Şeytanın yapmaya çalıştığı en önemli şeylerden birisinin insanları şükürden uzaklaştırmak olduğu şöyle belirtilir: “…onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulamayacaksın.” (A’raf, 7/16-17.)
Hamd, kısmen yüceltme, kısmen teşekkür ile birleşen bir övgüdür. Yerine getirme yönüyle dilin hamdı “Elhamdülillâh” demektir. Sadece dil ile hamd etmek yetmez. Kalbin hamdı inanmak, organların hamdı itaat etmek, aklın hamdı tefekkür etmek, hayatın hamdı ise onu Allah yolunda geçirmektir.
DEPREMDEN AKLIMIZDA KALANLAR – Seyfettin KARAMIZRAK
DEPREMDEN AKLIMIZDA KALANLAR - Seyfettin KARAMIZRAK
Acımız tarifsiz, yaramız derin. Anlatmaya kelimeler yetmiyor. İçinde yüzlerce hatıra barındıran bu afet, gözlerimizi yaşa, kalbimizi acıya boğmakta. Yüreğimiz ıstırabın her türüyle inlemekte. Bağrımız derinden yanmaktadır.
Yaraları ve acıları sarmak, merhem olmak kifayetsiz. Teskin etmeye dermanımız yok.
Hava soğuk, evler harabe, artçılar fazla, korkutucu ve yıkıcı, kayıplar can yakmakta.
Çaresizliğin kifayetsizliği çökmüş sırtımıza.
Yine de insanlık adına, yardım ve iyilik adına durmuyoruz, susmuyoruz. Bir millet topyekûn seferber olmuş. Öncelikle darmadağın enkazların arasında, bir ses bir can bulma
umuduyla çırpınmakta. Diğer yandan da gönlüyle sardığı depremzedelere yardım çırpınışında.
ORTAK AKIL – Ruhittin SÖNMEZ
Cumhurbaşkanlığı Sistemi ittifakları zorunlu kıldı. İktidar ve muhalefetin büyük kısmı iki ayrı ittifak çatısı altında toplandı.
Bir de HDP’nin oy oranları küçük sol ve sosyalist partilerle yaptığı ittifak var. Zafer, Memleket ve Yeniden Refah partileri ise henüz ittifakların dışındalar.
Cumhur İttifakı AKP ile MHP, BBP, Vatan P. ve hatta Hüda-Par’dan oluşuyor. Fakat AKP’ye destek veren diğer partilerin iktidar olma ve ülkeyi yönetme gibi bir hedefleri yok. Diğer partilerin AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a kayıtsız şartsız desteği (biat etmeleri) söz konusu. Bu bakımdan ittifak içi sorun çıktığını görmüyoruz.
Bu “sözde ittifakta” tartışma, müzakere ve ortak akıl arayışı yok. AKP destekçisi partilerin liderleri Erdoğan’ın liderliğine tam bir itaat ve tek kişinin iradesine sadakat içindeler.
Bu yüzden partiler arasında kriz, gerginlik ve uzlaşma arayışları da olmuyor.
Ortak akıl yerine tek kişinin akıl ve iradesinin esas olduğu tek adam rejiminin sakıncalarını yaşayarak görüyoruz.
Bu sistemden sonra ekonomide bütün temel göstergeler kötüleşti. Devletin her alandaki hizmet performansı düştü.
Devletin kurumlarının deprem, sel ve yangınlar gibi olağanüstü şartlarda bile yukarıdan talimat almadan
harekete geçemediği hantal bir yapı ortaya çıktı. Liyakatin yerine parti liderine sadakatine göre atamalar yapılınca en köklü kurum ve kuruluşların nasıl çürüdüğüne şahit olduk.
Millet İttifakı ise 6 partiden, CHP+ İYİ Parti+ SP+ Deva P+ Gelecek P+ DP’den, oluşuyor. Bu ittifaktaki her parti iktidar (ortağı) olmak ve ülkeyi yönetmek arzusunda. Bu partiler kurumsal kimliklerini muhafaza ederek, ortak hedef doğrultusunda iş birliği yapıyor.
Bu iş birliğinin hedefi ortak akıl ile en makul çözüm yollarında birleşmek ve ülkenin derin ve büyük meselelerini çözmek. Bunun için müzakere yapıyorlar, gerekirse tartışıyorlar, hatta çatışıyorlar.
MERAL AKŞENER NE YAPMAK İSTİYOR? – Ruhittin SÖNMEZ
MERAL AKŞENER NE YAPMAK İSTİYOR? - Ruhittin SÖNMEZ
İYİ Parti lideri Sayın Meral Akşener’in 03 Mart Cuma günü yaptığı açıklama şok etkisi yarattı. Açıklamanın muhalefet tarafında, özellikle de CHP kanadında, bir moral çöküntüsü yarattı.
Bu moralsizlik içinde CHP yönetimi çok temkinli bir üslup kullanırken, CHP’yi destekleyen yazar ve yorumcular ile taraftar vatandaşların bir kısmı adeta çıldırmış durumda.
Meral Akşener ve İYİ Parti hakkında “ihanetten satılmış olmaya kadar” ağır sıfatlar kullanmaya başladılar. Resmi yetkililer değilse de sosyal medyada bazı İYİ Partililer de bunlara benzer üslupla cevap veriyor.
Bu tavır yanlış. Çünkü birbirlerine ne kadar kızarsa kızsınlar bu partilerin hem mevcut iktidarı yenmek ve hem de seçimi kazanırlarsa 6’li Masa olarak şimdiye kadar anlaştıkları temel politikaları uygulayabilmek için birbirine ihtiyaçları olacak.
İYİ Parti 3. bir aday çıkarırsa ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 2. tura kalırsa CHP ve İYİ Parti adına aday olanlardan hangisi öndeyse diğer taraf kitlelerinin aynı adaya oy vermesi istenecek. Bu bakımdan hangi taraftan gelirse gelsin kırıp döken bir üslup hatalı.
Bu yüzden Millet İttifakının(6’lı Masa’nın) bütün bileşenleri soğukkanlı bir şekilde değerlendirme yapmalı.
Süleyman Demirel’in “siyasette 24 saat çok uzun bir zamandır” sözünü hiç akıldan çıkarmayalım.
Şu anda ittifak bileşenlerinin hedefi açısından ve siyasal denge açısından değişen fazla bir şey yok. Muhalefet kanadı aynı yerinde duruyor, Cumhur İttifakına geçen yok.
İYİ Parti de diğer 5 parti de AKP ve Erdoğan’ın gitmesi, yerine parlamenter sistemin gelmesinde hemfikir.
Fakat birlikte olmanın sinerjisi kayboldu.
Cumhur İttifakının kazanma şansını artıran da işte bu sinerji ve moral kaybı.
KİMİN YÜZÜ TANSİYONUNUZU YÜKSELTİYOR? – Zülfikar ÖZKAN
KİMİN YÜZÜ TANSİYONUNUZU YÜKSELTİYOR? Zülfikar ÖZKAN
Yüzü üzüntü, tiksinti, veya neşe gibi güçlü bir duyguyu sergileyen birinin resmine baktığımızda yüz kaslarımız kendiliğinden ötekinin yüz ifadesini aynen yansıtmaya başlıyor (Goleman, s. 27).
Bir araştırmada, yüz kadın ve erkeğe birisiyle etkileştikleri sırada tansiyonlarını ölçen bir cihaz takılmıştı.
Hoşlandıkları dostlar ve aileleriyle birlikte olduklarında tansiyonları düşüyordu.
Sorunlu birisiye olduklarındaysa tansiyonlarında artış kaydediliyordu.
En büyük sıçrama ise zorba anne-baba, rekabetçi bir arkadaş, ansızın öfkelenen bir eş gibi kişilerle beraber olduklarında meydana geliyordu ( Gooleman, s. 283).
Gülümsemenin tüm diğer duygusal ifadelere karşı bir üstünlüğü vardır. İnsan beyni mutlu yüzleri daha uygun görüp onlara yöneliyor, onları üstün görüp onları tercih ediyor.
Bir kimsenin zehirli ruh hali yüzüne yansıyor. Bu ruh hali çevresindekileri aynen pasif sigara içiciliği gibi etkileyebiliyor.
Her insan kendi içinde keşfedilmeyi bekleyen bir hazine saklar. Bu keşif kendiliğinden olmaz.
Tereyağının özünde süt vardır ama sütü kendi haline bırakırsak süt, tereyağına kendiliğimden dönüşmez. Onu yayıkla çalkalamak gerekir.
Kendimizi keşfedebilmemiz için yüz ifademizden ve görüştüğümüz kişilerden sorumluyuz. Kimin tansiyonumuzu yükselttiğinin bilincinde olmalıyız.
• Daniel, GOLEMAN, Sosyal Zekâ, Varlık Yayınları, İstanbul, 2002.
• Zülfikar ÖZKAN, Beynin Mutluluğa Ayarlanması, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2021.
Sarsılırız Ama Yıkılmayız – Bihter GÖRDÜ
Sarsılırız Ama Yıkılmayız – Bihter GÖRDÜ
Her şey hafif bir sarsıntıyla başladı. Sonra yer içinden gelme top seslerini andıran bir gürültü peyda oldu. Sarsılırız ama yıkılmayız diye düşünüp, yan odadaki anneme seslendim ama, sesimi duyan olmadı. Sonra hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçmeye başladı. Durmak bilmeyen sarsıntı birden hafiflemeye başladı. Tam bitiyor derken birden daha da şiddetlendi. Camın önündeki ranzamla birlikte sokağa savrulacağım korkusuyla bu sefer de babama seslendim.
Ah Ryoichi Kishi Ah, Kıymetini Bilemedik… / Alptekin CEVHERLİ
Ah Ryoichi Kishi Ah, Kıymetini Bilemedik... / Alptekin CEVHERLİ
Şimdi diyeceksiniz ki, “Ryoichi Kishi” kimdir?
Durun anlatayım da siz karar verin, kimmiş.
Ülkemizin veya belediyelerimizin yönetiminde çok değil 100 tane Ryoichi Kishi olaydı memleketimiz nasıl olurdu, sonra da bir hayal edin...
* * *
Gelelim Ryoichi Kishi’ye...
Bu Japon vatandaşı mühendis arkadaş, İzmit Körfezi geçişini sağlamak için inşa edilen ama pahalılığından dolayı pek de kullanılmayan Osmangazi Köprüsü’nün kontrol mühendislerinden birisiydi.
Hatırlarsınız köprünün inşası esnasında 21 Mart 2015 tarihinde köprüdeki ana kabloları taşıyacak olan ve Catwalk (kedi yolu) olarak adlandırılan kılavuz kablolardan biri koptu. Halatın kopmasından kendisini sorumlu tutan Japon mühendis Ryoichi Kishi, kazayı onur meselesi olarak nitelendirdi ve intihar etti.
Oysa ne ölen vardı, ne sakat kalan vardı ve ne de yaralanan bir Allah’ın kulu yoktu, çok şükür. Sadece köprünün inşaatı iki ay kadar aksadı o kadar.
İşin ilginci, köprü inşaatında 8 bin kişi çalışıyordu ve bu kadar insanın içerisinden bir tek Japon mühendis Ryoichi Kishi kendini sorumlu tutarak cezalandırdı.
Oysa O; ne o halatı imal eden yerli firmanın temsilcisiydi, ne o firmada çalışıyordu. Ne de o kopan halatı oraya takan ekipteydi. Ne de inşaatı yapan yüklenici firmalardan birinin sahibiydi...
Sadece kontrol mühendisiydi.
Ve o kadar sorumluya rağmen tüm suçu: ‘Ben bu halattaki sorunu nasıl fark edemedim’di...
Adam harakiri yaparak bu ‘onursuzlukla’ yaşayamam, “Japon Milleti’ni iyi temsil edemedim” deyip kendi canına kıydı.
KORKUNÇ BİR ŞEY OLDUĞUNDA OLMAMIŞ GİBİ DAVRANAMAYIZ – Ruhittin SÖNMEZ
KORKUNÇ BİR ŞEY OLDUĞUNDA OLMAMIŞ GİBİ DAVRANAMAYIZ - Ruhittin SÖNMEZ
Başlıktaki söz bize çok yabancı geliyor değil mi? Çünkü bu sözün sahibi bizden biri değil, Yunanistan Ulaştırma Bakanı Kostas Karamanlis.
Yunanistan’da yaşanan tren kazasında yolcu treni ile yük treni çarpıştı, 36 kişi hayatını kaybederken 85 kişi yaralandı.
Tren kazasından sonra Ulusal Tren Ağı Sürücüleri Sendikası Başkanı ve Yunanistan Devlet Demiryolları Makinistleri Başkanı tren ağında eksiklikler olduğunu açıkladı. Tren ağının otomatik çalışmadığı, her şeyin manuel işlediği; göstergelerin, ışıklı sinyallerin çalışmadığı ve bu eksikliklerin de uzun zamandır bilindiği ve gerekli önlemlerin alınmadığını iddia ettiler.
Ulaştırma Bakanı Karamanlis “Korkunç bir şey olduğunda olmamış gibi davranamayız” dedi ve görevinden İSTİFA etti. Bakan Karamanlis “haksız yere ölen insanların anısına istifasının bir ‘görev’ olduğunu söyledi.
DEPREM ve KADER – Prof. Dr. Yümni SEZEN
DEPREM ve KADER - Prof. Dr. Yümni SEZEN
Herkes biliyor ki deprem bir tabiat olayıdır. Dünyanın dönüşü, güneşle ilgili durum, gece-gündüz oluşu, yağmur yağışı gibi, bu cinsten olaylar serisinden olan bir olaydır. Yer kabuğunun yerleşmesinin devam etmesi, yerküresi içinde biriken enerjinin boşalması, fay hatlarının ve kırıklarının hareketi, yer değiştirmesi ve benzeri tabiat olayları ile ilgili bir tabiat olayı olan depremin ne ve nasıl olduğuna ait ayrıntılar, bilim adamlarını ve uzmanları ilgilendirir.
Depremin ve diğerlerinin bir tabiat olayı olması, onları Allah’ın yapmadığı anlamına gelmez. Bütün âlemleri O yaratmıştır, Mülk Sahibi O’dur. Tabiat kanunları dediklerimiz O’nun koyduğu kanunlardır, O’nun adetidir. Var olanın, görünen ve bilinenin ötesinde, işin bu bağlamına inanan inanır, inanmayan inanmaz. Allah, inanmamızı istemiş, fakat zorlamamış, bizi özgür bırakmıştır. Bu konu ayrı bir konudur. Depremle ilgili herkesin kabul ettiği sonuç, onun vuku bulmasıdır. Depremler olmuştur, olmaktadır, olacaktır.
İÇ GÖÇLER, KİRA ARTIŞLARI VE ÇÖZÜM TEKLİFİ – Ruhittin SÖNMEZ
İÇ GÖÇLER, KİRA ARTIŞLARI VE ÇÖZÜM TEKLİFİ - Ruhittin SÖNMEZ
06 Şubat depremlerinden sonra iki türlü iç göç yaşanmakta. İlki depremin etkilediği illerde evini, işyerini ve yakınlarını kaybeden depremzedelerin başka illere göçüdür.
Depremzedelerin bir kısmı geçici olarak yakınlarının yanında barınmak için göçtü. Bir kısmı ise devletin, STK’ların ve vatandaşların yine geçici olarak kendilerine tahsis ettiği yurt, otel ve evlerde kalmak için il değiştirdiler. Bir kısmı da başka illerde maddi imkanları elverdiği ölçüde kiralık evlerde kalıyorlar.
Deprem bölgesinden başka illere göçenlerin miktarının 1 milyon hane halkı olduğu tahmin ediliyor. Muhtemelen deprem bölgesine yeni yapılacak evlerden sonra bunlardan bir kısmı memleketlerine dönecek ama önemli bir kısmı dönmeyecek.
HEM ACI VE HEM DE UTANÇ VERİCİ -Ruhittin SÖNMEZ
HEM ACI VE HEM DE UTANÇ VERİCİ -Ruhittin SÖNMEZ
Türkiye’nin en önemli deprem uzmanlarından Prof. Dr. Mustafa Erdik büyük acılar yaratan Kahramanmaraş merkezli depremler hakkında bilgi verirken içimi yakan bir kelime kullandı.
Prof. Dr. Mustafa Erdik’e göre, bu ülkemizin yaşadığı en yıkıcı depremdi. Fakat şu ana kadar açıklanan resmi rakamlara göre 44 bine yakın can kaybı olması, “yüzümüzü kızartacak, utanılacak” bir durumdur. Bölgede koordinatör Vali olarak hizmet veren Osman Bilgin’in dediği doğru çıkarsa yani ölü sayısı ve hasar miktarları resmi rakamların 3-5 katı ise vay halimize.
Prof. Dr. Mustafa Erdik ölü sayısının neden utanç verici olduğunu, 2010 Şili depremi ile kıyaslayarak, anlattı:
Şili sosyoekonomik açıdan Türkiye’ye en çok benzeyen ülkelerden biri. 2010 yılında Şili’de olan deprem 9,2 gibi dehşet verici bir büyüklükte gerçekleşti. Bizim K.Maraş merkezli depremlerimizin 30-40 katı büyüklüğe sahip bu deprem 500 km kıyıyı etkiledi. Mali hasar 30 milyar dolar oldu. Fakat toplam ölü sayısı sadece 500 idi.
Prof. Dr. Mustafa Erdik, Şili’de bu büyük depremde ölü sayısının az olmasını, deprem şartnamesine uyulmuş olması ile açıkladı. Şili’de şartnamelerde perde duvar oranı fazla tutulmuş. Bizde bu oran %0,5-1 arasında iken Şili’de %3-6 arasında uygulanmakta imiş. Pinochet yönetiminde Şili inşaatlarda çok sıkı kontroller yaparak mevzuatın tam olarak uygulanmasını sağlamış. Sonuçta can kaybı az olmuş.
* Prof. Dr. Tarık Özcan tarafından 2018 yılında, Yazı / Yankı (Makaleler / Denemeler) adıyla bir kitap yayınlanır.
Prof. Dr. Tarık ÖZCAN (2018) YAZI / YANKI (Makaleler-Denemeler) İstanbul: Kesit Yayınları, 607 sf., / Prof. Dr. S. Dilek YALÇIN-ÇELİK ,
* Prof. Dr. Tarık Özcan tarafından 2018 yılında, Yazı / Yankı (Makaleler / Denemeler) adıyla bir kitap yayınlanır. Sözü edilen kitap, Kesit Yayınlarından çıkmış olup 607 sayfadan oluşmaktadır. Yazı / Yankı, içeriğinden anlaşıldığı ve Ön Söz’de dile getirildiği gibi yazarının 1990’lı yılların başından beri kaleme alarak çeşitli dergilerde yayınladığı makale ve denemelerden oluşmaktadır. Metinlerin toplanıp bilgisayar ortamında bir araya getirilmesinde Araş. Gör. Sema Oruç’un katkıları bulunmaktadır.
1955 yılında İstanbul’da doğan Prof. Dr. Tarık Özcan, aslen Elazığ’lıdır. Halen Fırat Üniversitesi, İnsani ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğretim üyesi olan yazar, yazılarının ve birikiminin ana kaynağını iki büyük nehre bağlamaktadır. Birincisi gerçek bir ırmak olan Fırat Nehri ve ikincisi mecazi anlamda dile getirilen Türk dil ve edebiyatının aktığı o büyük nehirdir. Bu iki kaynak, yazarının, akademik ve sanatçı kişiliğinin oluşumunda, iki temel noktaya da vurgu yapmaktadır: Yerel değerler ve milli unsurlar ile sanatsal birikim ve tüm Türk dilinin, Türk dünyası edebiyatlarının kaynaklarının yazılarının içeriğine etkisi. Prof. Dr. Tarık Özcan’ın akademik çalışmalarının (tezleri, kitapları, makaleleri, sempozyum ve seminer gibi) yanı sıra, İkindi Işığı (2005), Kördüğüm (2013), Asyalı Hüzün (2016) adıyla yayınlanmış üç şiir kitabı bulunmaktadır.
BİNALARI YENİLESEK ÇARE OLACAK MI? – Ruhittin SÖNMEZ
BİNALARI YENİLESEK ÇARE OLACAK MI? - Ruhittin SÖNMEZ
Depremde yeni binalar da yıkıldı. Bu binalarla birlikte “1999 depremi öncesi yapılmış binalar riskli, yeni yönetmeliğin geçerli olduğu dönemde yapılanlar sağlam” tezi de yerle bir oldu.
Adıyaman’dan bir enkazın başından konuşan gazeteci Murat Ağırel bu enkazın, 5 yıl önce kentsel dönüşüm kapsamında yapılmış bir binaya ait olduğunu anlattı.
Yani buradaki mülk sahipleri “depreme dayanıklı olsun” diye var olan binalarını yıktırıp, “yeni yönetmeliğe göre” yapıldığı zannıyla bir müteahhite yenisini yaptırmışlar. Ama canlarının,
sevdiklerinin, mallarının enkaz altında kalmasına engel olamamışlar.
Elbette yeni binalar daha sağlam ve bunlarda yıkılma oranı çok düşük. Yönetmeliğimiz de neredeyse mükemmel. Ama uygulamada görülen bu kötü örneklerin yaptığı güven tahribatı çok büyük.
ORGANİZE İŞLER * DENETİMİ TBMM YAPSIN * – Naci KAPTAN
ORGANİZE İŞLER * DENETİMİ TBMM YAPSIN * – Naci KAPTAN
Her türlü afetten sonra AKP “Yardım Kampanyası” düzenler. Gönlü gani Türk Milleti de her seferinde nesi var nesi yok, verir!
Fakat nasıl oluyorsa, her kampanyadan sonra ciddi yolsuzluk söylentileri yayılır ama bir sonuç çıkmaz. Veren verdiğiyle, alan aldığıyla kalır. Kimse toplanan paraların yerine gidip gitmediğini araştırmaz, para toplayan devlet kuruluşları da lütfedip, bu paraları nereye ve nasıl harcadıklarını açıklamazlar!
Bosna’ya yardım, Mercimek, Darçın, Deniz Feneri bu yolsuzluklara örnek verilebilir. Alman Savcılar, 1 yıl süreyle Deniz Feneri çalışanlarını takip etti ve 17 Milyon Avroluk yolsuzluğu tespit etti. Elemanlar suçlarını kabul ettiler ve paranın bir kısmını pavyonlarda harcadıklarını itiraf ettiler ve 6 yıl hapse çarptırıldılar.
Gelin görün ki, Dönemin Başbakanı Erdoğan bu süreci yönetti, dosya 3 yılda Almanya’dan gelemedi ve olay kapandı. Türk Savcı şöyle demişti; “Ankara’da bir güç var, onu aşamıyoruz. Biz Savcılar ona “Hırsızlar İmparatoru” diyoruz!
ESKİ DOSTLAR… / Mustafa KÜPÇÜ
ESKİ DOSTLAR… / Mustafa KÜPÇÜ
Benim çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda İzmit, her yönüyle yaşanası bir kentti.
İzmit’in cadde ve sokaklarında hemen her insan birbirini selamlar, hal hatır sorardı.
İzmit’in esnafı yakın dostluk ve dayanışma içindeydi.
Akşamları kahvehanelerde buluşurdu insanlar. Örneğin; gençler Sefa Kahvesi’nde, ileri yaştakiler Kadıoğlu Kahvesinde bir araya gelirlerdi.
Düğünler, bayramlar, eş- dost-akraba buluşmaları için güzel vesileler olurdu.
1960’lı yılların sonuna doğru, sanayileşmenin hızıyla hem nüfusumuz arttı hem de kent hızla büyümeye başladı.
Artık, “insan ilişkileri” değişmeye başladı. Aynı kent içinde birbirimize “yabancılaşmaya” başladık!
İşte, bu koşullarda, 1966 yılında Mustafa Ersoy, Emin Saka ve Fikret Balcı öncülüğünde “Eski Dostlar” grubu oluşturuldu. Bu grupta, eski ve yeni Belediye Başkanları, Milletvekilleri ve Kocaelispor yöneticileri yer alıyordu.
Adnan Kahveci’nin İlâhiyat Profesörü kuzeni Niyazi Kahveci’den harika tespitler.
Adnan Kahveci’nin İlâhiyat Profesörü kuzeni Niyazi Kahveci'den harika tespitler.
- Bu ülkede en çok satılan, en çok satın alınan fakat hiç kullanılmayan tek şey dindir. Bunu satın alan halk problemlidir! Halkın zihin yapısı problemlidir! Bu problemlerin faturasını millet olarak birlikte ödüyoruz..
* Bu kafa birini büyütüyor, sonra da gidip kendini ona öldürtüyor.
* Bu kafa, hastalıklı bir kafadır!
* Bu kafa, anakronik (çağ dışı) bir kafadır!
* Bu kafa, şizofrenik bir kafadır!
- On bin yıl öncesinin anlayışıyla bugünü yaşamaya çalışan bir kafadır!
- Kiralık kapitalle kapitalizm, kiralık felsefeyle bağımsızlık olmaz!..
En zor iş, çağdışı insan malzemesiyle çağdaş işler yapmaya kalkışmaktır.
Otuz yıl sonra ya teknolojik insan olacaksınız, ya da gereksiz insan. Mesele bu kadar basit.
SAHİBİNİ UTANDIRACAK SÖZLER – Ruhittin SÖNMEZ
SAHİBİNİ UTANDIRACAK SÖZLER - Ruhittin SÖNMEZ
Böylesine büyük bir deprem felaketinde, Devlet adamlarına düşen ilk görev acımızı paylaşmaktır.
On binlerce masum insanımızın ölümünde, yaralananların acısında, ekonomik kayıplarda kendi hissesine düşen sorumluluğun farkında olmaktır.
Sorumluluğunun izini taşıyan, utanma ve nedametin hissedildiği bir beden dili ve de mahcup bir üslup ile halka seslenmektir.
Oysaki yüzündeki ifadeden üzüntü değil, sadece nefret ve öfke hissi okunan zatın konuşmasının içinde kullandığı kavramlara bakar mısınız?
“Kanı bozuklar, kalite ve karakter yoksunları, akbaba, alçak, mikrop, enkaz üstünde tepinen utanmazlar, işbirlikçi sefiller, izansızlar, menfaatperestler, haşaratlar, aymazlar, asalaklar, siyasi yağmacılar, fırsat düşkünü alçaklar, yalancılar…”
Tamam, vatandaşlar olarak seçtiğimiz zatlardan “çapulcu, sürtük, ayyaş” vb kavramları çok duymuştuk.
Ama bu derin acı atmosferinde böyle kavramların akla gelmesini bile anlamakta güçlük çekiyorum.
Bilinçaltı deşifresini yapabilen uzmanlar ne der bilemiyorum.
YÜCE GÖNÜLLÜLERİN İTTİFAKI – Erdal GÜZEL
YÜCE GÖNÜLLÜLERİN İTTİFAKI - Erdal GÜZEL
Yüzyılın en büyük felâketlerinden birini yaşamaktayız. On ili vuran 7,7 şiddetindeki depremle birlikte millet olarak sarsıldık ve yıkıldık.
Harabeye dönmüş şehirler, yakınlarını kaybedenlerin göklere yükselen feryatları, enkazların altında seslerini duyurmak için son nefeslerini tüketen çaresizler, acımasız iklim şartları, yangınlardan yükselen alevler, kesilen elektrik ve doğalgaz, her gün artan ölüm sayıları insanoğlunun acizliğini hatırlatırken bir yandan da güçlü bir devlet olgusunun vazgeçilmezliğini düşündürmektedir.
Bu ağır tablonun ortaya çıkmasından sonra 85 milyonun bir anda tek yürek haline gelmesi, millet olma bilincinin Anadolu topraklarında kaybolmadığını ve o bilinci oluşturan kanalların hala, saf ve temiz kaynaklardan beslendiğini göstermektedir. Ülkenin dört bir tarafında, yediden yetmişe her ferdin sorumluluk yüklenmesi ve kardeşlerine yardım konusunda imkânları nispetinde olağan üstü bir fedakârlık sergilemesi dünya tarihinde eşine ender rastlanır erdemli bir davranış olarak hafızalara yer etmiştir.
Depremin paramparça ettiği hayatlar – Yüksel ERCAN
Depremin paramparça ettiği hayatlar – Yüksel ERCAN
17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen Marmara depreminde birinci dereceden bir yakınımızı kaybetmedik ancak depremde kaybettiğimiz herkesi kendi kardeşimiz olarak kabul ettiğimizden depremde gördüğümüz acı manzaraları şu ana kadar bir dakika bile olsun aklımızdan çıkartabilmiş değiliz.
Marmara depreminden 24 yıl sonra bu kez Kahramanmaraş merkezli bir felaket ile karşı karşıya kaldık, Marmara depreminin yaraları henüz sarılmaya başlanmışken ondan kat be kat daha fazla şiddetle 10 ilimizi yerle yeksan eden deprem hepimizi tekrar başladığımız yere geri götürdü.
Depremde enkaz altında kalan ve bu yazıyı yazarken 31 bin civarında olan can kayıplarımızdan pek çoğu için bırakın cenaze namazı kılmayı kefene bile sarılmadan defnedildiği olağanüstü acı manzaralar ile karşı karşıya kaldık.
DEPREME DAİR NOTLAR – Ruhittin SÖNMEZ
DEPREME DAİR NOTLAR - Ruhittin SÖNMEZ
Kahramanmaraş merkezli iki büyük deprem beklenmeyen bir olay değildi. Bu bölgede yakın zamanda büyük bir deprem olacağını Prof. Dr. Naci Görür başta olmak üzere çok sayıda yerbilimci önceden bildirmişti.
Bundan devletin “Afet ve Acil Durum Yönetimi” için kurduğu AFAD adlı kuruluşun da elbette bilgisi vardı. Zaten bu konuda AFAD, 9-11 Ekim 2019’da, büyükçe bir de tatbikat yapmış. Tam bir isabetle Kahramanmaraş Pazarcık merkezli ve 7,5 büyüklüğünde bir deprem olacağı ve 7 ili etkileyeceği varsayımıyla yapılan tatbikata 1413 personel katılmış. Tatbikatı bizzat İçişleri Bakanı S. Soylu yönetmiş.
AFAD’ın bu bilgiye sahip olması ve tatbikat yapmış olması çok iyi bir şey. Fakat “tatbikat senaryosu büyük ölçüde doğru olmasına rağmen uygulamada neden başarılı olunamadı?” sorusunun cevabını bulmak önemli.
