Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
2Haz/230

YALANA DOLANA TALANA ÖDÜL – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sYALANA DOLANA TALANA ÖDÜL - Ruhittin SÖNMEZ

Cumhur İttifakı adayı R. T. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmasında Millet İttifakı partileri hakkında söylediği itham, hakaret ve iftira içerikli paylaşımlar çok etkili oldu.

“Onlar Kandil’den emir alıyorlar, biz Allah’tan emir alıyoruz.”

“Onlar LGBT’ci.” “Onlar Öcalan’ı serbest bırakacaklar” gibi sözlerle rakiplerini meydanlarda, cami avlularında yuhalattılar.

CHP adına yapılmış gibi “Sana Söz: Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’da özerklik ilan edeceğiz.” “Sana Söz: İktidara gelirsek oğlun isterse erkek arkadaşıyla evlilik yapabilecek” şeklinde iftira içeren sahte afişlerle bilboardları doldurdular.

Bu akıl almaz sözleri İçişleri Bakanı Süleyman Soylu meydanlarda seslendirdi. Hatta “Onlar insanlarla hayvanları evlendirecekler” boyutuna kadar taşıdı.

Koskoca Cumhurbaşkanı, montaj olduğunu bilerek, Kılıçdaroğlu ile PKK liderini birlikte “haydi” dedirten video izletti. Bu videonun montaj olduğunu itiraf ettikten sonra da (Kısıklı’daki zafer konuşmasında) aynı suçlamada bulundu.

Bunların hepsinin yalan olduğunu, hem kendileri biliyordu. Ve hem de onlara oy verenler.

Gelişmiş demokrasilerde toplumun hiç kabullenemediği olay kendisini yönetenlerin ve yönetmeye talip olanların yalan söylemesidir. Çünkü başka bir konuda da yalan söyleyerek kendilerini kandırabileceği ve millete yaptığı kötülükleri gizleyebileceğini düşünürler.

Bu ülkelerde yalan söyleyen, iftira eden ve yolsuzluklarla adı anılan kişilerin siyasi hayatı biter.

Bizde tam tersi oldu. Vatandaşlarımızın yarıdan çoğu bunlara ödül verdi.

“Sadece bir ihalede 1 milyar dolarlık rüşvet” iddialarının bile, daha önceki yolsuzluk iddiaları gibi, iktidara hiç zarar vermediği görüldü. Kimileri “iftira” saydı, kimileri “çalıyorlar ama çalışıyorlar”, kimileri de “bizden olan iktidara zarar verecekse görmemek lazım” diye düşündüler.

Bunu yapanlar ise kendilerini herkesten daha Müslüman, daha milliyetçi, daha yerli ve milli saymaktalar.

1Haz/230

DEĞİŞİM – Habip Hamza ERDEM

indirDEĞİŞİM - Habip Hamza ERDEM

Şimdilerde bir ‘Değişim’ modası başlamış görünüyor.

Ancak bu kez, birkaç gün önce yapılan, sözde ‘demokratik seçim’de muhalefetin öngördüğü toplumsal ve siyasal ‘değişim’ değil ama iktidara gelmek için muhalefetin kendi yapısında yapacağı bir ‘değişim’den söz edilmektedir.

Yani yine gömleğin düğmesi baştan yanlış iliklenmektedir, ki üzerinde fırtınalar koparılacak ‘değişim’le bir sonuç alınamayacağı şimdiden söylenebilir.

Oysa, o bildik söze uygun olarak iki seçenek vardır: ‘ya bir yol bulunacak ya da yeni bir yol yapılacaktır’.

Şimdi, öncelikle, o ‘sözde demokratik seçim’in izlenecek ‘yol’ olmadığının ayırdına varmak ve düğmeyi tam da bu noktadan bağlamak gerektiğinin altını çizmek gerekiyor.

Yani öncelikle, son yirmi yılda yapılan tüm sözde seçimlerin, gerçekte ‘seçim’ değil ama birer ‘plebisit’ olduğunun ayırdına varmadan bir arpa boyu yol alınamayacağını kabul edilmelidir.

31May/230

GELİN TANIŞ OLALIM – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrakGELİN TANIŞ OLALIM - Seyfettin KARAMIZRAK
“Gelin tanış olalım, İşi kolay kılalım. Sevelim sevilelim, Dünya kimseye kalmaz.” Yunus Emre.

Yıllar önce öğretmen arkadaşımla İstanbul’a gitmiştik. İlk kez gördüğüm bu eşsiz ve gizemli kent beni çok etkilemişti. Bir de yaşadığım bir olay:
Durakta, bir bayanın; “hastam var parasız kaldım, memleketime gitmek için yol parası verir misiniz?” şeklinde “boynu bükük” konuştuğunu görünce içim sızlamıştı. Cüzdanımı çıkarmaya çalışırken, arkadaşım elimi tuttu; “sakın verme” dedi. Bu davranışını
yadırgamıştım. Bozuldum doğrusu, “neden engel oldun yardım edecektim” diye sitem ettim uzaklaşırken.
Gülerek, “benzerlerini çok göreceksin, senin gibi duyguları temiz insanları böyle avlıyorlar” dedi. O gün yine, aynı şekilde birkaç dilenciye rastladığımda “insanlarımıza ne oldu” diye hayıflanmıştım.

30May/230

ZAFER VEYA HEZİMET ANLAYIŞI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sZAFER VEYA HEZİMET ANLAYIŞI - Ruhittin SÖNMEZ
Rahmetli Prof. Dr. Ayhan Songar Türkiye’nin en iyi Psikiyatr hekimlerinden biriydi. Aynı zamanda çok okuyan, gezen ve yazan gerçek bir aydındı. O’nun (zannederim Türkiye Gazetesi’nde) yazdığı bir hatırasını her seçimden sonra hatırlarım.

Ayhan Songar Hoca, 1986 yılında, Avusturya’nın başkenti Viyana’da Cumhurbaşkanlığı binasının önündedir. Binanın önünden geçen karayolu ile bina girişi arasındaki geniş basamaklarda diğer turistler
gibi fotoğraf çekmektedir.

Yolda basamakların başladığı yerde bir siyah otomobil durur. İçinden bir adam iner, arabadan Bond çantasını alır ve basamakları çıkmaya başlar. Gelen arabanın önünde ve arkasında hiçbir eskort araba bulunmadığı gibi adamın yanında koruma veya eşlik eden herhangi biri de bulunmamaktadır.

Songar Hoca dikkatli bakınca adamı tanır. Nasıl tanımasın ki? Avusturya’da bir gün önce yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olup seçimi kazanan Kurt Waldheim’dir gelen.

Kurt Waldheim Cumhurbaşkanı olmadan önce de Büyükelçilik ve Dışişleri Bakanlığı gibi önemli görevlerde bulunmuştur. Ayrıca Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği de yapmış dünyada tanınan bir
devlet ve siyaset adamıdır.

Seçimi kazanan Avusturya Cumhurbaşkanı, seçimin ertesi günü işbaşı yapmaya, işe yeni alınan sıradan bir memur gibi, makamına gitmektedir.

Ayhan Songar basamakların ortalarında iken Cumhurbaşkanı’na yaklaşır kendisini tanıtır ve başarılar diler. Kurt Waldheim teşekkür ettikten sonra sakin adımlarla Cumhurbaşkanlığı binasına gide

26May/230

ÜMİT ÖZDAĞ VE SİNAN OĞAN’IN TERCİHLERİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

ÜMİT ÖZDAĞ VE SİNAN OĞAN'IN TERCİHLERİ - Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda Ata İttifakı adayı olan Sinan Oğan ile bu ittifakın ana gövdesi Zafer Partisi’nin Genel Başkanı Ümit Özdağ 2. tur için zıt tercihlerde bulundular.

Sinan Oğan’ın ile Ümit Özdağ’ın tercihini açıklaması süreci, şekli ve sonucu tamamen farklı oldu.

· Sinan Oğan tek başına basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasında herhangi bir partinin amblemi, bayrağı ve yöneticisi yoktu.

· Oğan, okuduğu metni sanki ilk defa görüyormuş gibiydi. Metni tutuk bir şekilde okudu, sık sık su içti, kararını açıklarken basın mensuplarının yüzüne bile bakamadı.

· Cumhur İttifakı ve Erdoğan’ı destekleme kararının gerekçesini açıklayan bir cümle kuramadı. Metnin başından sonuna kadar okudukları Millet İttifakı adayını desteklemek için yazılmış gerekçelere benziyordu. Son cümlesi önceki anlattıklarıyla çelişki içindeydi.

***********************

SİNAN OĞAN’IN ŞARTLARI KARŞILANDI MI?

Sinan Oğan hangi adayı destekleyeceğini belirleyecek şartlarını şöyle açıklamıştı:

PKK, FETÖ, Hizbullah ve her türlü terör örgütüyle kesintisiz mücadele… Sığınmacıların geri gönderilmesi… Anayasanın ilk 4 maddesi ve 66. maddeye asla dokunulmayacağının garanti edilmesi…

Sinan Oğan Dolmabahçe Sarayı'nda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir saate yakın görüştü.

· Aslında davet Erdoğan’dan geldiyse (YRP’yi ziyareti gibi) Oğan’ı ziyaret etmesi gerekirdi. Ama Oğan Ankara’dan İstanbul’a geldi ve Saray’da “kabul edildi.”

· Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın Sinan Oğan’ın şartlarını kabul ettiğine dair bir açıklama duymadık. Aksine Erdoğan “ben böyle pazarlıklara girmem” gibi bir söz söyledi.

· Ayrıca Oğan, Cumhur İttifakı’nın Erdoğan’dan sonra diğer önemli figürü Devlet Bahçeli için sorduğu sorunun cevabını alamamıştı.

Babala TV’deki programda Oğan, kendisine yöneltilen "Şu an Devlet Bahçeli karşınızda olsa ona ne söylemek istersiniz?" sorusuna, "Türk bayrağındaki ‘Türk’ ismini çıkarmayı talep eden HÜDA PAR’la Türk milliyetçileri nasıl yan yana gelebilir?" demişti.

Bahçeli üstelik Sinan Oğan’ı hedef alarak “olmayan siyasi gücünü varmış gibi gösterip siyaseti at pazarına çeviren”, “milli ve ahlaki değerlerle ters düşen fırsatçı acizlerden” olmakla suçlamıştı. Oğan’ın taleplerini de “aşırı talep listesi” olarak tanımlamıştı.

· Sonuçta Sinan Oğan Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nı destekleme kararını açıkladı. Basın açıklamasından sonra, soru bile almadan, adeta kaçar gibi gitti. 3 gündür ortalıkta görünmüyor. Tercihini savunan bir açıklama yapamadı.

· Çok kısa zamanda Oğan’ın da Destici, Bahçeli, Kurtulmuş ve Soylu gibi “Erdoğanist” hale geleceğinden kuşku duyulmuyor. Bahçeli, Destici, Hüdapar Başkanından oluşan fotoğraf karesine Oğan’ın da eklenmesi sürpriz olmayacak.

25May/230

PROF. DR. NEVZAT YALÇINTAŞ’IN ARDINDAN – Dr. Şahin CEYLANLI

şahin ceylanlı

PROF. DR. NEVZAT YALÇINTAŞ’IN ARDINDAN - Dr. Şahin CEYLANLI

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, 1933 Yılında Ankara’da Dünya’ya geldi.
İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. Üniversite ( Lisans )
öğrenimini İstanbul Yüksek Ticaret ve İktisat Okulu’nda yaptı. Daha
sonra Fransa’da Fransa Caen Üniversitesi Hukuk ve İktisadi İlimler
Fakültesi’nde doktora eğitimini tamamlayarak yurda döndü.

Akademik hayatına Ankara’da başladı ve kısa bir süre sonra İstanbul
Üniversitesi’nde göreve başladı. Doçentlik çalışmaları için İngiltere’ye giderek Londra Üniversitesi’nde çalışmalar yaptı.

Yurda döndükten sonra sırasıyla, Devlet Su İşleri Müdürlüğü’nde, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğretim üyeliği, Devlet Planlama Teşkilatı’nda Sosyal Planlama Daire Başkanlığı, Avrupa Göçmen İşçiler Kurulu Üyeliği, TRT Genel Müdürlüğü, 21. ve 23. Dönem İstanbul Milletvekilliği görevlerinde bulunmuştur. Fransızca, İngilizce ve Arapça dillerine vakıf.

24May/230

ÇIĞLIK GİBİ SON UYARILAR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

ÇIĞLIK GİBİ SON UYARILAR - Ruhittin SÖNMEZ
Ekonomimiz çok kuvvetli alarmlar veriyor. İyi birer ekonomist olduklarına hiç kimsenin itiraz  edemeyeceği isimlerden çığlık gibi uyarılar geliyor.

Türkiye’de ekonomik çöküntünün, yeni bir yönetim anlayışına dönüş olmadan düzeltilmesi mümkün değil. Bu yeni yönetimle hukukun üstünlüğü tesis edildiği, demokratik ilke ve kuralların
işlediği, akla ve bilime dayalı çözüm yollarına başvurulduğu, kurumların işlevine kavuştuğu ve kuralların herkes için işlediği bir düzen kurulmak zorunda.

Kurumların başına bilgili, liyakatli, işini en iyi şekilde yapan, dürüst insanların getirilmesi lazım.

Ancak çok kısa vadede bekleyen ağır sorunların çözümü için de mevcut ekonomi yönetim anlayışının derhal değişmesi şart.

24May/230

28 Mayıs’ta Neyin Seçimini Yapacağız? – Prof. Dr. Hakkı KESKİN

Prof-Dr-Hakki-Keskin

28 Mayıs’ta Neyin Seçimini Yapacağız? - Prof. Dr. Hakkı KESKİN, Siyaset Bilimci, Almanya Parlamentosu ve Avrupa
Parlamenterler Meclisi Eski Üyesi 21.5.2023

Bu tarihi seçimde, Türkiye Cumhuriyeti`nde nasıl bir düzeni veya sistemi istediğimize karar vereceğiz. Türkiye`nin 100.cü yılında yapacağımız bu seçim, nasıl bir Türkiye istediğimizin oylanacağı bir referandum olacaktır.

İkinci yüzyıla girerken oylarımızla nasıl bir Türkiye istediğimize karar vereceğiz!

21May/230

HEP AZINLIK GÖRÜŞÜN SAVUNUCUSU OLDUM – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sHEP AZINLIK GÖRÜŞÜN SAVUNUCUSU OLDUM - Ruhittin SÖNMEZ
Gençlik yıllarımdan beri oy kullandığım seçimlerin sonuçlarından hiç mutlu olmadım. Seçimleri kazanan, iktidar olan partilere muhalif bir vatandaş olarak bir seçim zaferi yaşamadım. Desteklediğim partiler
iktidar olmaktan çok uzak mertebede oy alabildiler.
Ama bugüne kadar yaptığım tercihlerden de pişman değilim.
Demokrasilerde çoğunluğun en doğru kararı verdiği kabul edilir. Çünkü maşeri (toplumsal) vicdan veya milletin ortak kanaatinin en makul ve en doğru kararı verdiği bir ön kabuldür.
Ben ve benim gibi olanlar çoğunluğun verdiği kararlara saygı duymakla (en azından katlanmakla) beraber neden görüşümüzü değiştirmiyoruz?
Mademki “çoğunluk” en akıllıca karar veriyor, bizim de bu “akıllılar” arasına katılmamız daha mantıklı olmaz mıydı?
Mevlana’nın düşünce evrimini yaşayarak çelişki gibi görünen bu durumu anlayabiliriz: “Düşünmeyi öğrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim. / Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.”
21 yıldır AKP iktidarına karşı duran ve muhalefete oy veren seçmenler kararlarından hiç sapmadan devam ediyorsa bu çoğunluğun kararının doğru olmadığına inandıkları içindir.
Çünkü, kalıpları kırarak düşündüğümüz zaman, çoğunluğun doğru ve isabetli karar verebilmesi için belli şartların varlığının gerektiğini göreceğiz.

17May/230

Tayyib Atmaca ile Şiir Yürüyüşü /1 – Konuşturan: Hüseyin KAYA

dsc09276

Tayyib Atmaca ile Şiir Yürüyüşü /1 - Konuşturan: Hüseyin KAYA

Velud bir şairsiniz, senelerce şiire ara vermediniz, hayatınızın hiçbir döneminde sesinizi kısmadınız, başka türlere meyliniz olmadı. Şiirinizi bereketlendiren nedir?

Şiir yazmaya ortaokul son sınıfta başladım. Bunun sıkıntısını da çektim behresini de gördüm.

Sıkıntısı; önümde bana yol gösterecek bir büyüğüm, bir ustam olmadı. Kendi kendime kafamı gözümü yararak binlerce şiir yazıp yüzlerce mahalli gazetelerde ve dergilerde yayımlattım. Benimle
beraber şiir yazmaya başlayanların çoğu kaybolup gittiler. Başta bir heves olarak başlayan şiir yazma serüvenimiz hâlâ sürüyor. Çok yazmanın behresi ise yazdıklarımı başka şairlerin şiirleriyle karşılaştırmama vesile oldu. Kendi yerimi belirmeme açısından bu kıyas güzel oldu.

Bu işin mekteplisi olmak isterdim ama maalesef alaylısı oldum. Bunun sıkıntılarını çektiğim zamanlar da oluyor fakat bazen de kendi kendimi şöyle avutuyorum: “Mektepli olsaydım kim ne der nasıl der diye kendimi bağlamak zorunda kalırdım.” İnsan Allah’tan ne isterse Allah kalbine göre veriyor.

Şiir biraz da yara işidir. Yaran varsa hem yârin hem yaren vardır. Gönül toprakları yâr ve yarenle sürülür, ekilir, biçilir. Ben bir taraftan sürmeye diğer taraftan da ekmeye çalışıyorum. Biçme işi ise benden sonraki nesillere kalacak düşüncesini diri tuttuğumuzdan Allah’ın gönlümüze düşürdüğü ilhamla şiirimiz bereketleniyor.

16May/230

KAZANACAK ADAY – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sKAZANACAK ADAY - Ruhittin SÖNMEZ
Seçimlerin resmi olmayan sonuçları belli oldu. Cumhurbaşkanlığı seçimi 2. Tura kaldı. Fakat yüzde 49,5 oy alan R. Tayyip Erdoğan yüzde 45 oy alan K. Kılıçdaroğlu’na göre 2. tura psikolojik ve
sayısal üstünlükle başlayacak.
Sosyolojik olaylar iki kere ikinin dört etmesi gibi kesin öngörülebilir değildir.
İki hafta sonraki seçim için şu soruların cevabı belirleyici olacak:
İkinci turda adaylar ilk turda kendilerine oy veren seçmenlerin hepsinin yine kendisine oy vermesini sağlayabilecek mi? Karşı adaya oy verenlerden bazılarını kendisine oy vermeye ikna edebilecek mi? Ve
Sinan Oğan’a verilen yüzde 5,2 oy ikinci tura kalan adaylara hangi oranlarda gidecek?

15May/230

Ben de yüzde 7 gurubuna dahilim… / Raif KANDEMİR

indirBen de  yüzde 7  gurubuna dahilim… / Raif KANDEMİR

1. Hayat haksızlıklarla dolu ama yine de güzel! 

2. Şüphede kalma, ikinci bir adım daha at! 

3. Hayat, nefrete harcayacak kadar uzun değil. 

4. Hastalandığında sana işin değil, ailen, arkadaşların  bakacak, onlarla ilişkini koparma! 

5. Her ay kredi kartlarını ödemeyi unutma. 

6. Her tartışmayı kazanacaksın diye bir şey yok! Fikir  farklılıklarını kabul et! 

7. Ağlayacaksan, bir başkası ile birlikte ağla! Tek başına ağlamaktan evladır. 

8. Tanrıya kızmanda bir mahzur yok! O bunu kaldırabilir! 

9. İlk maaşından başlamak üzere, emekliliğine para ayır. 

10. Söz konusu çikolataysa, direnmenin anlamı kalmıyor.  

14May/230

ANNELER GÜNÜ ÜZERİNE – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrakANNELER GÜNÜ ÜZERİNE - Seyfettin KARAMIZRAK
“Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız, söyleyeyim: Annemdir.”
Her kadın anne adayı olarak dünyaya gelir. Sosyal çevre, eğitim ve kalıtım bu kavramı estetikleştirerek, “nadide ve eşsiz” hale getirir. Daha bir doyumsuz olur anne duygusu.
Anne olabilmenin “olmazsa olmazları” vardır. Bu duygu ve davranışlar sadece onlara özgüdür: “Merhamet, paylaşma, yaşama sevinci, olumlu davranışları kazandırma azmi ve isteği, sınırsız ve koşulsuz sevgi, koruma kollama duygusu, şefkat, sahiplenme, inanılmaz bir bağlılık ve özveri, empati, değer verme, samimiyet, halden anlama, yardımlaşma, özenme, gıpta etme, gurur duyma, özlem, sorun çözme, rehabilite etme becerisi, vb.”
Aklımıza gelebilenleri saysak da, anne sözcüğüne içerdiği ve taşıdığı önemi anlatmamız yetersizdir. Çünkü bir anne, bunlardan çok daha fazla güzelliklere, bulunmaz eşsiz hazinelere maliktir. Annelik bunlardan da öte, erişilmesi, anlaşılması ve anlatılması çok
zor fakat en zevkli, nadide bir sanattır.

12May/230

MİLYAR DOLARLAR NE DEMEK? – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sMİLYAR DOLARLAR NE DEMEK? - Ruhittin SÖNMEZ
Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, sık sık 418 Milyar dolar bir paradan bahsediyor.
“Bu ülkenin 418 milyar doları çalınmış. Kim çaldı, nasıl çaldı ortaya çıkacak. Ortaya çıkmakla da kalmayacak; her kuruşu geri alınacak. Yağma düzeni son bulacak, nepotizm, kayırmacılık son bulacak.
Ucu nereye gidiyorsa gitsin. Evrensel hukuk kaideleri içinde, kesinlikle ve kesinlikle hukuk içinde kalınarak yapılması gereken ne varsa yapılacak” diyor.

9May/230

TÜRKİYE’YE YAKIŞMIYOR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

TÜRKİYE'YE YAKIŞMIYOR - Ruhittin SÖNMEZ

“Hayatımda bu kadar çirkin bir dilin, tehdidin ortaya konulduğu bir seçimle karşılaşmadım. Seçim milletin bayramıdır. Bunlar ne yapıyor savaşa gidiyoruz sanki.”

Bu sözleri söyleyen Meral Akşener’le aynı yaştayım. Gerçekten ben de böylesine düşük seviyeli üslubun hâkim olduğu bir seçimi ilk defa yaşıyorum.

Cumhur İttifakı lideri, adayları ve bileşenleri milletin ekonomik sıkıntılarının konuşulmaması için elinden gelen her şeyi yapıyor.

Hadi sadece üslupları düşük seviyeli olsa ona da “eyvallah” diyelim. Fakat çok kışkırtıcı, ayrıştırıcı ve düşmanlaştırıcı bu nefret dili ile seçimi nasıl atlatacağız diye endişe ediyorum.

7May/230

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrak

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ - Seyfettin KARAMIZRAK
8 Mart 1857 tarihinde, ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları talebiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı.
Grev esnasında, polis işçilere şiddet uygulayarak fabrikaya kilitledi. Çıkan yangında, çoğu kadın 129 işçi can verdi.
Danimarka’nın Kopenhag kentinde düzenlenen 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, 8 Mart’ın “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak anılması kabul edildi.
8 Mart tarihinin, Dünya Emekçi Kadınlar günü olarak anılması, tam olarak 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda gerçekleşmiştir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da, 16 Aralık 1977 tarihinde; 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti.
Türkiye’de; “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ilk kez, 1921 yılında” Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlanmıştır. 1975 yılında, “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı.
1984’ten itibaren her yıl, çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” kutlanmaya devam edilmektedir.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, yine kalıplaşmış ezber cümlelerle teselli mesajları verilecek. Sokaklarda karanfiller dağıtılacak, Huzur Evlerine göstermelik ziyaretler yapılacak, hatta kadınlara özel indirimler, promosyonlar yapılacaktır.
Fakat kadınlara yönelik şiddet, öteleme, negatif ayrımcılık, haksızlık ve olumsuz tutumlar hala tam olarak giderilmiş değildir. Esas olan, kadın haklarının tam anlamı ile verilebilmesi ve gerçek anlamda hayata geçirilebilmesidir.
Türkiye’de, okuma yazma bilmeyen kadınların oranı hala erkelerden fazladır.

5May/230

BİZ ALLAH’TAN EMİR ALIYORUZ, ONLAR KANDİL’DEN… / Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sBİZ ALLAH’TAN EMİR ALIYORUZ, ONLAR KANDİL’DEN… / Ruhittin SÖNMEZ
Bundan önceki yazımda, geçen hafta içinde, Cumhur İttifakı’nın en yetkili ağızlarından duyduğumuz dehşet verici beyanlardan örnekler yazdım. Ama R. Tayyip Erdoğan bunların hepsini gölgede bırakan bir
söz ile yine fark yarattı.
Tarihte “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” olduğunu iddia edenler bile bu kadarına cüret edememişti.
“Baybay Kemal, yanındakilerle beraber bunlar, emri Kandil’deki teröristlerden alıyor. BİZ EMRİ ALLAH’TAN ALIYORUZ. 14 Mayıs’ta emri dağdan alanları mezara gömmeye var mıyız?”
Bu ifadenin neresi tevil edilebilir ki?
Hepimizin ortak tanrısı olan Yüce Allah bize Kur’an-ı Kerim yoluyla mesaj verdi. Bu söz itikadî açıdan çok sorunlu. Haşa “bize Allah doğrudan emir veriyor” anlamına gelmez mi?
Yüce Allah bize kutsal kitabı ile “yalan söylemeyin, iftira etmeyin, hırsızlık yapmayın, kul hakkı yemeyin, kamu malını çalmayın, yönetici iseniz adaletle yönetin, istişare edin, emaneti ehil (liyakatli)
olana verin, başkasının emeğini ve umutlarını çalmayın” gibi emirler veriyor.
Ama sanki Allah bazı kullarını bu emirlerden muaf tutmuş gibi. Allah’tan aldıkları emirler içinde bunlar yokmuş gibi.
Sanki Allah bize Kur’an’da emrettiği “Müslüman doğru, dürüst ve güvenilir insan olmalıdır” ilkesinden bu kullarını istisna saymış gibi.
“Allah’ın emrine uymak” Kur’an’da bildirilen bu ilkelere uygun davranışlarda (amellerde) bulunmaktır.
Bu emirlere kimin uyduğunun takdirini yapacak olan da Allah ve kamu vicdanıdır.

2May/230

ÇOK TEHLİKELİ HAREKETLER BUNLAR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sÇOK TEHLİKELİ HAREKETLER BUNLAR - Ruhittin SÖNMEZ

Seçime 2 hafta kala Cumhur İttifakı’nın en yetkili ağızlarından duyduğumuz beyanlar öylesine tehlikeli ki, dehşetli bir şaşkınlık içinde izliyoruz.
İçişleri Bakanı SÜLEYMAN SOYLU 14 Mayıs Batı’nın siyasi darbe girişimidir” dedi.
Oysaki seçimi öne alıp 14 Mayıs’ta seçim yapılma kararını veren, ABD Başkanı Biden değil, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dı.
Soylu’nun başka bir konuşmasında, 14 Mayıs’ta erkeğin erkekle, kadının kadınla, insanın hayvanla evlenip evlenmemesinin kararını vereceğiz gibi tuhaf açıklama yaptığını hatırladım.
Acaba konuşurken istemeden böyle bir beyanda bulunmuş olabilir mi? diye düşündüm. Ama ertesi gün aynı sözü tekrar etti:
”14 Mayıs’ı, evet siyasi bir darbe yapmak istiyorlar” dedi.
Yani Millet İttifakı seçimi kazanırsa “ABD güdümünde darbe” olacak, Cumhur İttifakı kazanırsa “milli iradenin zaferi” olacak.
Emrinde Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Teşkilatı olan biri bu sözü söylediğinde haliyle şu soru akla geldi:
Seçimi Millet İttifakı kazanırsa, Süleyman Soylu “bu darbeyi bastırmak gerekçesiyle, Millet İttifakının iktidarı devralmasını engelleyecek ve muhalefet liderlerini tutuklayacak mı?”
Böyle tehlikeli bir sözü bilerek ve düşüne taşına, tasarlayarak söyleyen bir İçişleri Bakanının maksadı ne olabilir?

30Nis/230

ÖĞRETMEN YETİŞTİRME SÜRECİ – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrakÖĞRETMEN YETİŞTİRME SÜRECİ - Seyfettin KARAMIZRAK

Öğretmenlik, önemi bakımından, mesleklerin en değerlisi olmasına rağmen günümüzde kamuoyundaki değer algısı daha vasattır. Bunun birçok farklı nedenleri var elbette. Oysa diğer mesleklerin inceliklerinin öğretilmesi bakımından da önemi büyüktür.

İlkokul öğretmeni yetiştirmek amacıyla ilk öğretmen okulu; “Darülmuallimin-i Sıbyan” adıyla 1868’de açılmıştır. Darülmuallimat denilen Kız Öğretmen Okulu ise 1870’te kurulmuştur.
Ortaöğretime öğretmen yetiştirmeye dönük ilk Yüksek Öğretmen Okulu ise 1890’da İstanbul’da açılan “Darülmuallimin-i Ali”dir.
Cumhuriyet sonrası dönemde öğretmen yetiştirmede öncü isim Mustafa Necati’dir. Cumhuriyetin ilk yıllarında köylerin %95’inde öğretmen olmaması karşısında Mustafa Necati; bu gidişle Cumhuriyet, öğretmensiz 35.000 köye ancak 100 yıl sonra öğretmen gönderebilecektir demişti.

28Nis/230

ÜÇYÜZ MİLYAR DOLAR DIŞ KAYNAK – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

ÜÇYÜZ MİLYAR DOLAR DIŞ KAYNAK - Ruhittin SÖNMEZ
Eski seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) genellikle “hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, sosyal adalet” gibi kavramlar üzerinden seçim kampanyası yapardı.
14 Mayıs seçimleri için ise CHP ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu daha çok somut ekonomik politikalar ve vaatlere dayalı bir kampanya yapmakta.
Hukukun üstünlüğü gibi kavramlar aslında çok önemlidir ve ekonomi ile de çok yakından alakalıdır.
Ancak çoğunluk için bunlar soyut kavramlardır. Gelişmiş bir eğitim sistemimiz olmayınca kitleler bu tür kavramlar arasında sebep- sonuç ilişkilerini kurmakta güçlük çekiyor.
Millî Eğitim Bakanlığının ABİDE (Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi) araştırması 2019 raporunda yazdığına göre, “Türkçede öğrencilerin yüzde 66,1’i orta düzey ve altında. Bu
öğrenciler deyimleri, atasözlerini, hiciv ve nüktelerdeki mesajları anlayamıyor. Neden-sonuç ilişkisi kuramıyor.”
Böyle bir eğitim sisteminden geçenler ve hiç eğitim görmemişleri topladığımızda insanımızın dörtte üçünün hukuk ve adalet ile ekonomik zenginlik arasındaki bağı kurma güçlüğü çektiğini
anlamamız gerekiyor.
Böyle olunca kitlelerin tepkisi, düşman kendi fasulye tarlasına gelinceye kadar umursamayan köylünün tepkisi gibi oluyor. Evinde tencere kaynamaz, gıda ve barınma gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelinceye kadar “padişahım çok yaşa” diyebiliyor.
Bu yüzden Millet İttifakı ve Kılıçdaroğlu seçim kampanyasında somut ekonomik vaatleri öne çıkardı.
Bence de iyi etti. Halen CB Adayı Kılıçdaroğlu yarışı rakibi Erdoğan’ın önünde götürüyor.