
ZİNCİRLERDEN KURTULUP YÜREĞİNİ DİNLEMEK – Mehmet Cemal Çiftçigüzeli
ZİNCİRLERDEN KURTULUP YÜREĞİNİ DİNLEMEK - Mehmet Cemal Çiftçigüzeli
Türk Dünyası’nın gururu ve dünyanın önemli diplomat ve yazarlarınden Rahmetli Kırgız Türk’ü Cengiz Aytmatov (12 Aralık 2012 Kırgızistan/Talas- Şeker Köyü/ 10 Haziran 2008 Almanya-Nürnberg) seksenbeşinci yaş gününde hatıraları ve eserleriyle yeniden anılıyor. Adına düzenlenen bir uluslararası sempozyum da Kırgızistan’ın Başkenti Bişkek’te 2013 sonbaharında gerçekleşecek. Dilerim bu etkinlikler çerçevesinde, Cengiz Aytmatov’un bütün eserleri orijinal dili olan Kırgız Türkçesi’nden Türkiye Türkçesi’ne tercüme edilir.
Müslümanlar ortak İslam paydasını kaybetti – Prof. Dr. Hasan ONAT
Müslümanlar ortak İslam paydasını kaybetti - Prof. Dr. Hasan ONAT
Ankara Üniversitesi’nden ilahiyatçı Prof. Dr. Hasan Onat uyarıyor: “Mezhep dinin kendisi demek değil. Hz. Muhammed zamanında ne cemaat, ne tarikat ne de mezhepler vardı. Bugün mezhep çatışmaları var. Çünkü Müslümanlar ortak İslam paydasını kaybetti.”
Satır arası...
Arap Baharı’nın ardından Ortadoğu yeniden şekillenirken dış politikanın parametreleri Şii- Sünni Blok gibi mezhep perspektifinden analiz edilir oldu. Özellikle Suriye’deki gelişmeler nedeniyle Türkiye de bu durumdan nasibini aldı. İstanbul’a yapılacak olan üçüncü köprüye Alevilerin Anadolu’da uğradığı katliamların müsebbibi gördükleri Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in adının verileceğinin açıklanmasının ardından pek çok kentte protesto eylemleri düzenleniyor. Böylesi hassas bir süreçte Türkiye ve Ortadoğu’da yaşanan gerilimleri ve mezhepçiliği Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde İslâm Mezhepleri Tarihi Anabilim Dalı başkanlığını yürüten Prof. Dr. Hasan Onat’a sordum bu hafta.
EMPERYALİZMİN TÜRK POLİTİKASI… / Av. Özcan PEHLİVANOĞLU
EMPERYALİZMİN TÜRK POLİTİKASI... Av. Özcan PEHLİVANOĞLU
Uluslararası platformda, güç ve iktidar mücadeleleri tarih boyunca sürdürülmüştür. 18 ve 19. Yüzyıllarda “güç dengesi” siyaseti; jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı Balkanlar, Anadolu, Orta Doğu, Kırım, Kafkaslar, Kuzey Afrika, Akdeniz’in ve Kardeniz’in belli kısımlarındaki Osmanlı – Türk İmparotorluğu’nun topraklarına taşınmıştır.
Bu gün bahsettiğimiz toprakların bir kısmı üzerine kurulmuş bulunan Türkiye Cumhuriyeti üzerinde bu “güç dengesi” siyaseti, ufak tefek değişiklikler gösterse de olduğu gibi sürmektedir.
Bu sebeple bu gün ülkemizde meydana gelen ve izahını yapmakta zorlandığımız olayların, neredeyse tamamı “Emperyalizmin Türk Politikası”nın yani Batılıların açık veya gizli sürdürdükleri faaliyetlerinin, politik yansımasıdır.
Bir defa Batı’nın ve onun yerli işbirlikçilerinin hedeflerinin iyi bilinmesi lazımdır. “Küresel Dünya Güçleri”nin ortak hedefi; nerede bir Türk varsa onu ufalayıp yok etmektir. Bu durum sadece Türkiye için geçerli değildir. Bu uzun bir tarihsel süreci olan, büyük bir politikadır. Yani yüzyıllardır uygulama alanı bulmuştur ve halende bulmaktadır.
Bu politikanın birinci safhası, Hristiyan topraklarının Türkler tarafından fethedilmesini durdurmaktır. İkinci safha ise, Türkleri Avrupa’dan atmak ve keşf ettikleri Türklere ait enerji havzalarına el koymaktır. Bunların hepsi olmuştur. Serv Antlaşması ise diğer bir safhadır. Bu antlaşma ile Türkiye küçük küçük devletçiklere bölünmek ve manda yönetimine sokulmak istenmiştir. Günümüzde tartışılan yerel özerklik, federasyon, konfederasyon gibi... ve bunlara yönelik bir adım olarak atıldığı söylenilen yeni “Büyük Şehir Yasası”!..
AZRAİL’İN GÜZELLİĞİ – Rahmetli Onkoloji Doktoru Halûk Nurbaki
AZRAİL'İN GÜZELLİĞİ - Rahmetli Onkoloji Doktoru Halûk Nurbaki'den gerçek bir hatıra..
Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arşiv yaptım.
Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum.
Adam gibi adamlara ihtiyacımız var / İsmail Kahraman
Adam olmak üzerine birçok söz söylenmiştir. Adamolmanın önemini ise oğluna sen adam olmazsın diyen babayı, paşa olduktan sonra zabtiyelerle huzuruna getirttiren Vali paşa ile babası arasında ki şu hadise çok iyi özetlemektedir; “Sen bana adam olmazsın demiştin ama bak ben koskoca Vali paşa oldum” diyen Vali paşaya “Ben sana Vali paşa değil, adam olamazsın demiştim” ve sen adam olsaydın zabtiyelerle beni huzuruna getirtmezdin aksine gelip elimi öperdin diyen babanın sözü adam olmanın önemini gösteriyor.
Etrafımızda birçok adam vardır. Siyaset adamı,devlet adamı, kültür adamı, spor adamı, işadamı, sanat adamı, din adamı, fikir adamı bunlara birçok adam daha ilave etmek mümkün. Acaba bu adamlar gerçek anlamda adamlık vasfına uygunlar mı? Adam olmanın sorumluklarını yerine getiriyorlar mı? Gerçekten adam gibi adamlar mı? Durup düşünmek ve sorgulamak gerekiyor.
TÜRK MİTOLOJİSİNDE KUŞLAR – Doç. Dr. Mustafa SEVER
TÜRK MİTOLOJİSİNDE KUŞLAR / Doç. Dr. Mustafa SEVER - Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi
Yeni Nesil Görgü Kuralları – Temel Aksoy
Yeni Nesil Görgü Kuralları – Temel Aksoy
Japonlar, kartvizitlerini verirlerken karşılarındaki kişiye önem verdiklerini ifade etmek için törensel bir davranış içine girerler. Japonya’da kartviziti tek elle uzatmak büyük görgüsüzlüktür.
Toplumsal ilişkileri düzenleyen görgü kuralları Batı’da ilk olarak Fransız sarayında, Kral XIV. Louis döneminde ortaya çıktı. 1789 Devrimi öncesinde saraya yeni gelenlere görgü kurallarını anlatan "etiquettev" isimli bir kitapçık verilirdi.
Doğuda ise görgü kurallarının tarihi çok daha eskilere, İÖ 2400 yıllarına, Mısır kralı Ptah-Hotep dönemine uzanır.
En ilkel kabilelerden en büyük imparatorluklara kadar her toplumun kendi nezaket ve görgü kuralları vardır. Her toplum, insan ilişkilerini düzenleyen kuralları bir nesilden diğerine sessizce aktararak gelenekler oluşturmuştur.
Bir arada yaşamanın yolunu ve yordamını düzenleyen görgü kuralları herkültürde farklılık gösterir; temelde o toplumun hayata bakışını yansıtır vetoplumsal değişime paralel olarak yeni biçimler alır.
Kaliteli Yaşamda Öfke Yönetimi / Yrd. Doç. Dr. Süleyman COŞKUNER
Kaliteli Yaşamda Öfke Yönetimi / Yrd. Doç. Dr. Süleyman COŞKUNER-Akademisyen
Öfke, istemediğimiz, hoşlanmadığımız, bizi aşağılayan, üzen, değersizleştiren, küçümseyen, alay eden ve zarar verme eğiliminde olan davranışlara karşı gösterdiğimiz olumsuz içerikli tepkilerdir.
Öfke, en basiti olan kaş çatmadan, şiddet uygulanmasına, hatta cinayetlere kadar gidebilen, çok geniş bir yelpazede kendini gösterebilir.
Eğer, kişi öfkelenmek niyetinde ise, öfkelenecek bir olay veya davranışa ulaşmakta sıkıntı çekmez.
Kazlıçeşme BOP kokacak! / Yusuf Karaca
Kazlıçeşme BOP kokacak! / Yusuf Karaca
Başbakan Taksim’in idrar koktuğunu iddia etmiş. Oysa İstanbul Valisi attığı Tweet’lerde, Taksim’in Ihlamur koktuğundan söz etmişti. Devletin valisinin yalan söyleyecek hali yok ya! …
Siyasetçi de değil, koskoca Vali…
Bu nedenle, olmayan şeyleri oldu diye anlatmaz. “yok, cami’de içki içtiler” falan, filan gibi, ipe sapa gelmez iftiralarda bulunmaz.
Vali’nin sözü, devlet sözüdür!
O Vali ki,bu halkı kötü Tweet’lere karşı bile uyardı!
Ben Vali’ye inanıyorum! Ama sadece koku konusunda…
Oranın ıhlamur koktuğunu düşünüyorum. Zaten benim burnum öyle her kokuyu almaz.
Bu yüzden burnuma çok güvenmem, gözlerime daha çok güvenirim. Üstelik bir katarakt ameliyatı olmama rağmen idare eder.
Yalnız, burnum yerli olmayan kokulara karşı çok hassastır.
Mesela, ta Atlantik’ten bir koku yola çıksın, burnum hemen alır. Hem de aylar öncesinden… Atlantik’in rüzgârı da meret, hep pis koku getirir zaten. Geldim bu yaşıma, mis gibi bir koku, getirdiğine hiç şahit olmadım.
Şimdi “gül” deyip duruyorlar. Ama ortada bir gül kokusu filan yok. Tam aksine, her tarafı BOP kokusu sarmış.
Üstelik sadece Türkiye de değil, tüm İslam dünyasında bu koku yaygın.
Polisin aşırıya kaçan müdahalesinin-şiddetinin nedenleri-2 / Prof. Dr. Osman Celbiş
Polisin aşırıya kaçan müdahalesinin-şiddetinin nedenleri-2 / Prof. Dr. Osman Celbiş
Polisin Taksim Gezi Parkı eylemlerine müdahalesi ve sonrasındaki protesto eylemlerine ilişkin geçen yazımdan sonra çok sayıda geri bildirim aldım.
Tabii ki lehte ve aleyhte görüşler vardı. Böyle olması da oldukça olağandı. Hepsine teşekkür ediyorum.
Birçok kişi polisin ne kadar zor şartlar altında çalıştığını vurguluyor, göstericilerin onları tahrik ettiğinden bahsediyorlardı.
Diyojen’e sormuşlar dünyada en zor iş nedir diye; örnek olmaktır demiş. En kolay ne demişler, akıl vermektir demiş. Benim için de böyle düşünebilirler.
Ama esas olanı kaçırmamak lazım.
EFSANELERLE KANDIRILDIK, KANDIRILIYORUZ / Halil Altıparmak
Böyle günlerde ekonomiden bahsedilir mi diyenler olabilir belki ama, bakın tarihe kayıt düşmek adına bugünlerde mutlaka araya ekonomiyi sıkıştırmak gerektir.
Neden?
Çünkü, Başbakan, bu panik halini, Cumhurbaşkanlığı, başkanlık gibi olağanüstü hırslarını frenlemezse hem kendi sağlığı tehlikeye girecek ve hem de ülkenin yakın geleceği kararacaktır. Ekonomi bu gerginliği kaldıramaz.
Zaten örtme, gizleme, kamufle etme politikasıyla bugüne gelen ve efsanelerle getirilen ekonominin Allah korusun tepetaklak gitme ihtimali var ve bunun da tek sorumlusu Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN olur. İşte tarihe kayıt düşmek dediğimiz de tam bu.
Tiyatro seyrediyoruz beyler. / Av. Tevfik Karabulut
Gezi idi, parktı, çapulcu idi derken 6491 sayılı Petrol Kanunu yeni değişiklikleri ile birlikte meclisten geçtikten sonra Cumhurbaşkanınca da onaylanarak resmi gazetede yayınlandı ve yürürlüğe girdi.
Yapılan yeni değişiklik ile Türkiye'de petrol arayacak yabancılar lehine olan şartlar daha da geliştirildi ve kapitülasyonlar benzeri hükümler getirildi. Merak edenler veya inanmayanlar lütfen resmi gazeteden bakıp görsünler.
Gezi Parkı – Prof. Dr. Recai Çoşkun
Peşin söyleyelim. Buradaki yorumlarım "hükümetin acziyetinden" faydalanarak milletin arasında sızmış illegal gruplarla ilgili değildir. Hükümet onlarla baş edemiyorsa vay bizim halimize. Yorumlarım şehrine ve ülkesine sahip çıkmak için kanuni haklarını kullanan vicdanlı insanlarla ilgilidir.
Gezi Parkı olayları süresince yurtdışındaydım. Olaylara ilişkin yorumları yeni okudum. AKP'li dostlarımın yorumundan bir kere daha Türkiye'de sağ-İslamcı kesimde büyük bir vicdan ve ahlak sorunu olduğunu gördüm. Üzüldüm.
Taksimde halkın arasına sızıp sağa sola saldıranları "vatanhaini" ilan ederken PKK teröristlerini muhatap alan hükümete tek kelime etmediler.
“DİRENİŞ HAREKETİ” SONRASI… / Av. Ruhittin Sönmez
Taksim Gezi Parkında başlayıp kısa zamanda yurt sathına yayılan eylem veya “direniş hareketinin” başladığı günlerde Kosova’da idim. Bu sebeple geçen hafta Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bu en önemli ve ilginç toplum hareketi hakkında yazamadım.
Kosova gezimizden edindiğim bilgi ve izlenimlerimi paylaşmaya devam edeceğim. Ancak öncelikle bu alışılmadık tarzda yürüyen ve inanılmaz bir hızla yayılan “direniş hareketinin” sonrasına dair düşüncelerimi arz etmeye çalışacağım.
YA BENDENSİN YA KARŞISIN ANLAYIŞI YIKILMALIDIR – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
YA BENDENSİN YA KARŞISIN ANLAYIŞI YIKILMALIDIR - Prof. Dr. Nurullah AYDIN
Türkiye uyanıyor. Türkiye ayakta artık.
İç ve dış zihin yıkıma operasyonları ters tepti.
İç ve dış şer güçler, odaklar, kin nefret içinde olanlar Türk Milleti üzerinde oyunlar oynadılar.
Türk yurdu Türkiye’de, Türklüğü tartışmaya açtılar.
Cumhuriyetin kurucularını itibarsızlaştırmaya çalıştılar.
Toplumsal kardeşliği parçaladılar. Biz ve öteki diye ayrıştırdılar.
Yandaşları kayırdılar, karşıtları dışladılar.
Milli ve manevi değerleri tersyüz ettiler.
BÜYÜK TÜRK MİLLETİ – Halil ALTIPARMAK
BÜYÜK TÜRK MİLLETİ - Halil ALTIPARMAK
Keşke, Kosova Türk Aydınlar Ocağı’nın Kosova’nın Prizren şehrinde düzenlediği Şura ile ilgili bilgiler aktarabilseydim. Ama, geldim gördüm ki, ülkem ne hallerde.
Uzun bir zamandan beri yazıyorum, söylüyorum. Türk Milleti uyanırsa ne yapacaksınız diye soruyorum.
Bırakın Türkiye’yi, dünyanın birçok yerinde Türkler bizim hükümetimizi ve yaptıklarını protesto ediyor.
Peki neden?
Protestocular haklı mı?
Bu sorulara herkes kendi âleminde ve düşüncesine göre bir cevap veriyor.
MACUN TÜP’TEN ÇIKMIŞTIR – İsmail Amasyalı
MACUN TÜP’TEN ÇIKMIŞTIR - İsmail Amasyalı
Tam bir yıl doldu. Gazetenizde köşemden her Cuma günü sizinle buluşuyor, geçmişte gördüklerimizi bugün yaşadıklarımızla karşılaştırıyor, geleceğe ait değerlendirmeler yapıyoruz.
31 Mayıs günü ve devamında Türkiye’de hepimizi düşünmeye, geçmişle mukayese etmeye sebep olan büyük bir kalkışmaya şahit olduk.
Adı gezi parkı eylemi, lideri belli değil, örgütün ismi yok, olay lokal değil.
Bir anda bütün ülkeyi kapsayan kalkışma şuurlu, bilinçli, bilgili üstelik genç.
Hiçbirinin elinde yasadışı örgüt pankartı, parti bayrağı amblemi yok. Tek bir kesici alet, eskiden eylemlerde kullanılan Molotof kokteyli silah yok.
Anne ve babaları bu topraklarda dünyaya getirirken ilk tanıştığı ay yıldızlı bayrak ile haykırıyorlar, alınganlıkları belli.
Bizi, öteki % 50 olarak vasıflandırdınız diyorlar.
Siz bizim onurumuzla oynadınız, her gün arkamda bana oy veren halkın %50’si var dediniz. Öteki taraf olarak vasıflandırdığınız biz %50’nin özgürlük alanlarını her geçen gün biraz daha daraltmaya kalktınız. Bizi patlama noktasına getirdiniz.
AKIL, KORKU VE İTAAT – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
Günün Sözü: Aklını kullanamayan korkudan, aklını kullanan sevgiden itaat eder.
AKIL, KORKU VE İTAAT - Prof. Dr. Nurullah AYDIN
Batı ve doğu toplumlarında korku ve itaat kültürü farklı seyirler izlemiştir.
Batı toplumları, aydınlanma döneminde; reform ve rönesansla, akıl odaklı insan gerçeğine yönelince, mistik dünyanın korku ve itaat kültürünü tersyüz ettiler.
Maddenin sırlarını keşfe yönelen batı insanı; dünyanın hemen her bölgesine ulaşırken, dünyanın dışına yöneldi.
Bilim sanat algısı; akılcı yöntemlerle yeryüzünde yaşam yanında gökyüzünde uçma algısının da eleştirdi. İnsanlar artık uçaklarla karasal yürüyüş gidiş uyulmasına sürat, kolaylık getirdi. Kıtalar yakınlaştı.
Kimse anlatamıyor bari ben anlatayım – Ahmet HAKAN
Kimse anlatamıyor bari ben anlatayım – Ahmet HAKAN
Merak buyurma “usta”, rahat ol. Böyle muhalefet partileri olduğu müddetçe sittin sene de geçse, sandıkta yine sen çıkarsın.
Sorun yok:
İhaleleri yine sen vereceksin. Köprüleri yine sen yapacaksın. Meydanları yine sen tanzim edeceksin. Yasaları yine sen çıkaracaksın. Eşsiz mimari bilginle anıtları yine sen dikeceksin. Milletvekillerini yine sen seçeceksin. Medyayı yine sen yönlendireceksin. İşadamlarını arayıp yine sen hesap soracaksın. Kararları yine sen vereceksin.
Önce bir rahat ol ve derin bir nefes al.
*
Bu “mesele”, öylesi bir “mesele” değil “usta”.
“Koltuk kapmaca” oynanmıyor burada...
Sen bakma sana “yandaş” yazılan yazarların yazıp çizdiklerine...
Sen bakma cesaret edip sana gerçekleri söyleyemeyen danışmanlarına...
Sen bakma sana hep “En iyisini siz bilirsiniz efendimiz” demekten başka bir şey demeyen dostlarına...
Onlar gerçeği söylemiyorlar ya da söyleyemiyorlar.
“Gezi Parkı” hareketi...
Seni sandıkta deviremeyeceğini anlayanların sokakta devirme hareketi değil.
Seni hazmedemeyenlerin hazımsızlık gösterme hareketi değil.
Karanlık şahsiyetlerin askeri tahrik edip elinden iktidarı almaya çalışma hareketi değil.
Senin yaşam tarzına karşı başlatılan bir hareket değil.
Senin inancına karşı yürütülen bir hareket değil.
*
Çapulcularla masada buluştular / Saygı ÖZTÜRK
Çapulcularla masada buluştular / Saygı ÖZTÜRK - Gazeteci Yazar
Politikada üslubun önemi, “kim söyledi, nasıl söyledi, ne söyledi” sözcükleriyle açıklanır.
Başbakan ne söylerse söylesin, önemli olan onun nasıl söylediğidir. Başbakan sözlüğe bile bakmadan bir kadeh içki içeni “ayyaş” ilan ediyor.
Halkın tencere-tavalarla sokaklara dökülmesini küçümseyip “Tencere-tava hep aynı hava. Bunlar eski alışkanlıklar” deyip geçiştiriyor. Milletvekili-emniyet müdürü-kırmızı bültenle aranan kişinin aynı araçta kaza yapmasıyla “Susurluk olayı” ülke gündemine oturmuştu. “Temiz toplum” adına “Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık” eylemi başlatılmıştı. Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan‘a “Susurluk olayı” sorulduğunda “fasa-fiso” demişti. Adalet Bakanı Şevket Kazan, lambaların yakılıp söndürülmesini “mum söndü”ye benzetip bir inanç grubunu aşağılamaya çalışmıştı.