Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
24Ağu/140

YORGUN DÜŞLER MEVSİMİNE DENK GELDİK – Av. TEVFİK KARABULUT

tevfik karabulut avYORGUN DÜŞLER MEVSİMİNE DENK GELDİK – Av. TEVFİK KARABULUT

Hatıralar kaldı, her geçen günden
Her adım bir çok iz taşıyor dünden
Gelen geçti, giden geçti üstünden
Çiğnene çiğnene yollar yoruldu

Yazısı okunmaz oldu devranın
Çivisini çıkardılar dünyanın
Durması ne mümkün akan zamanın
Tükene tükene yıllar yoruldu

Kim demiş tadında geçiyor hayat
Duygular yorulmuş, hayaller bayat
Yükler ağırlaştı gün be gün heyhat
Omuzlar yoruldu, kollar yoruldu

22Ağu/140

SAMİMİ İNANÇ – GERÇEK DİN – Feyzullah BUDAK

SAMİMİ İNANÇ – GERÇEK DİN - Feyzullah BUDAK

Günümüzün İslam coğrafyasında yaşanan en büyük problem; hakiki ve samimi inanca dayalı gerçek  din anlayışından uzaklaşılarak, anlamına erilmemiş bazı kuru ritüellerde tatmin bulunması ve böylelikle dinin tamam olduğunun sanılmasıdır. Bu problem tüm İslam coğrafyasında olduğu gibi Türkiye’de de ayniyle yaşanıyor. Hem de asırlardan beri…İş anlamına erişilmemiş kuru ritüellere binince temel amaç gözden kaçırılıyor, insanın yüceliğine has ahlaki ve insani değerlerin önemi kalmıyor.  Problem tam da buradan başlıyor.

Bizim inanç tarihimizde bir Alevi – Bektaşi  gerçekliği var ama ne yazık ki toplumun büyük çoğunluğu bunun özünden habersiz. Bu mesele derin bir bilgisizlik içerisinde yapılan ileri derecede yorumlara ve hükümlere konu oluyor. Hatta bu hükümler çeşitli siyasi çekişmelerin ve kararların temelini oluşturuyor. Ortada öylesine acınası bir cehalet var ki; bu ülkede ordu komutanlığı yapmış, genel kurmay başkanı olmasına ramak kalmış, kendince aydın geçinen bir zat, İslam inancına duyduğu husumeti örtmek için hiç alakası olmadığı halde kendisini “alevi” olarak tanıtma gafletini sergiliyor ve böyle tanınmanın inanç zafiyetini örteceğini zannediyor.  Ne büyük bir gaflet…

21Ağu/140

PARALEL YAPI DEDİKLERİ – Süleyman PEKİN

süleyman pekinPARALEL YAPI DEDİKLERİ – Süleyman PEKİN

Eğer “paralel” geometrik bir terim değilse ve ‘devlet içinde devlet teşekkül ettirmek’ yada ‘devletin yönetim organizasyonuna benzer bir siyasal ve idarî teşkilat yapısı oluşturmak’ ise senelerdir zaten var:

Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve onun askerî kanadı Kürdistan Halk Kurtuluş Cephesi (ERNK), yedek örgüt Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi (KADEK) ve askerî kanat Kürdistan Ulusal Kurtuluş Ordusu (ARGK), yedeğin yedeği Halk Kongresi (Kongra-Gel), siyasî kanatlar; Halkın Emeği Partisi (HEP), Halkın Demokrasi Partisi (HADEP), Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Halkların Demokrasi Partisi (HDP), yeni gerilla örgütü; Halk Savunma Güçleri (HPG), yeni yönetim organizasyonu; Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK), yeni gençlik örgütü; Heval HPG, Kızılay örgütü; Heyva-Sor.

- Kendi paçavrasını bayrak diye asmak,

- Ölen teröristlere cenaze merasimi açmak, şehitlik (!) yapmak,

20Ağu/140

Kimin Ortadoğusu? – Alptekin CEVHERLİ

alptekin cevherliKimin Ortadoğusu? - Alptekin CEVHERLİ

Aslında başlıkta bir hata var, kavram hatası. O da şu: “Ortadoğu”.

Yani “Doğu” neresi ki, bunun ortası “Arap Yarımadası’nın üzeri ve Mezopotamya olarak algılansın? Ya da bizim Türkiye’de anladığımız Ortadoğu ile Londra’da, Vaşington’da veya Paris’te anlaşılan Ortadoğu aynı mı?

Elbette biz bu yazıda “Ortadoğu” kavramını bugün genel olarak kullanıldığı ve anlaşılması rahat olsun diye kabul ettik. Yoksa Batılılarca oryantalist yaklaşımla uydurulan “Ortadoğu” bizim kültür coğrafyamızın “Ortadoğu”su asla değildir.

Bu konuda bir açılım getirebilmek için basit bir coğrafi terim gibi gözüken bu kavramın icadına bakmak gerekir...

19Ağu/140

Büyük Taarruz’dan Önce Ankara İle İstanbul Arasında Saltanatın Akıbetini Tayin Eden Bir Görüşme / Yrd. Doç. Dr. Ömer Akdağ

Büyük Taarruz'dan Önce Ankara İle İstanbul Arasında Saltanatın Akıbetini Tayin Eden Bir Görüşme / Yrd. Doç. Dr. Ömer Akdağ

Giriş

Milli mücadele, Türk Milleti'nin yediden yetmişe her ferdinin bütün imkanlarını seferber ettiği bir direniştir. Bu mücadelede önemli hizmetler üstlenmiş gerek siyasi gerekse askeri şahısları tanımak, millet olarak her ferdin görevi olmalıdır. Milleti için hayatını ortaya koymuş şahsiyetler, o milletin baş tacıdırlar ve onlara saygı duymak, onların hatıralarını yad etmek bizim milli görevlerimiz arasındadır. Bir millet, tarihiyle bütünleştiği oranda güçlenir ve saygıdeğer olur. Bu toprakları bizlere canı ve kanı pahasına bırakan şahsiyetlere minnet duymak her Türk için öncelikli bir görev olmalıdır. Tarihi şahsiyetlerin unutulduğu toplumlarda idealist bir gençliğin zemin bulması mümkün değildir. İdealist ve mefkure sahibi olmak için öncelikle mazi ile sağlıklı bir şekilde bütünleşmek esastır. Mazi ile yani tarihle bütünleşemeyen toplumlarda geleceğe güvenle bakmak mümkün değildir. Zira "gelecek" denilen kavram "mazi" ile güç bulur. Tarihimiz ile "sorumlu tarih" anlayışı çerçevesinde bütünleşmek milli bütünlük açısından bir gerekliliktir. Sorumlu tarih anlayışı, "dün"e mıhlanıp kalmak değil, "dün"den "ibret" alarak hataların tekrarını önlemek ve vakur bir hayatı realize etmektir.
Milli Mücadele, bilindiği gibi sadece silahla yapılmamıştır. Belki son sözü silah söylemiştir, ancak bütün olumsuz şartlara rağmen başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Milli Mücadele'nin önderleri daima siyasi teşebbüslerde bulunma yolunu tercih etmişlerdir.
Bu çalışmamızda başlığımızdan da anlaşılacağı gibi saltanatın akıbeti ile ilgili sarayda gerçekleşen bir görüşme inceleme konusu yapılacaktır. Hemen belirtelim ki, bu görüşmede gündemin konusunu saltanat meselesi teşkil etmemekteydi. Aslında Ankara hükümetinin Hariciye Vekili, Avrupa'ya kendi ifadesiyle "tenvir ve tenevvür" seyahati yapacaktı. Yani Büyük Taarruz'un arefesinde İtilaf Devletleri kamuoyunun bakış açısını yerinde tespit etmek amacıyla bir seyahati düşünmekteydi.
Bu seyahatin güzergahı İstanbul'dan geçecekti. Dolayısıyla Hariciye Vekili İstanbul'da bazı temaslarda bulunacaktı. Bu temaslardan birisi ve en ilginci Saray'da gerçekleşen bir akşam görüşmesiydi. Bu akşam görüşmesinde ilginç gelişmeler yaşandı. Bu makalemizde bu görüşmenin detaylarıyla ilgili bilgiler verilmeye çalışılacaktır.

18Ağu/140

TÜRK DİLİ ÜZERİNDE OYNANAN OYUNLAR – Av Zeki HACIİBRAHİMOĞLU

zeki hacıibrahimoğlu avTÜRK DİLİ ÜZERİNDE OYNANAN OYUNLAR – Av Zeki HACIİBRAHİMOĞLU

Gerçek vatan aslında dildir. Vatandan en hızlı, en kolay uzaklaşma, dil yolu ile olur ve hatta en sessizce gerçekleşen yol da budur.

Bir süredir, Türkçe dışındaki dillerin kamu alanında serbestçe kullanımı, özellikle eğitim dili olması yönündeki tepkiler bir kimlik ve demokrasi meselesi olarak öne sürülmektedir. Etnik grupların, kendi dillerini her alanda serbestçe kullanma iddiası bir yandan hukuken yeni azınlık yaratma diğer yandan da her etnik grubun dilinin resmi dil olan Türkçeye eş değer rol üstlenmesinin demokrasi için bir zorunluluk olduğu iddialarına hizmet etmektedir.

Türk Milletinin varlık meselesi olarak kabul ettiğimiz güzel Türkçemizin nasıl ve kimler tarafından yozlaştırıldığını araştırıp sizlere bu konuda bilgi sunmak istedim. Öz Türkçe diye uydurukça kelimeleri dilimize yerleştirmeye çalışanlar kimlermiş biliyor musunuz? Türkiye’de yıllarca beynelmilelci geçinen solcu komünist yazarlar, üniversite hocaları ve onların hempaları.

14Ağu/140

TÜRK MİLLETİNE SİTEMİMDİR! – Feyzullah Budak

TÜRK MİLLETİNE SİTEMİMDİR! - Feyzullah Budak feyzullahbudak@hotmail.com

Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlandı. Seçim öncesinde yapılan ve ısrarla halka yansıtılan tüm anketler Recep Tayyip Erdoğan’ın oy oranını % 54 ile % 58 arasında gösteriyor ve dolayısıyla adeta yapılacak seçimin sadece bir formalite olduğu, Tayyip Erdoğan’ın bu seçimi kazanmış olduğu vurgulanmaya çalışılıyor, hatta bazı programlarda bazı yorumcular bunu açıkça ifade ediyorlardı. Buna kanan pek çok seçmen sandığa gitmeye özen ve gayret göstermedi.

Sonuçta 30 Mart yerel seçimlerinde oy oranı % 43,5 olan AKP’nin  adayı Recep Tayyip Erdoğan % 51,8 oy ile kazandı. 30 Mart yerel seçimlerinde toplam oy oranı aynı (% 43,5) olan CHP ve MHP’nin yanına diğer 12 partiyi de alarak aday gösterdiği Ekmelettin İhsanoğlu ise % 38,5 oy aldı. Bunun anlamı son derecede açık. CHP seçmeninden Recep Tayyip Erdoğan’a kayda değer bir oy gittiğini hiç kimse iddia edemeyeceğine göre bu sonuçlar gösteriyor ki, MHP ve BBP  seçmeninin bir kısmı RTE’ye oy vererek bu sonuca katkıda bulundu.

Bu arada sandığa hiç gitmeyen seçmenin oranı ise % 27 ve onlar da aynen RTE’ye oy veren MHP ve BBP seçmeni gibi bu sonuca katkıda bulundular. Şimdi partisinin gösterdiği ortak adaya değil de onun rakibine oy vererek veya sandığa hiç gitmeyerek bu sonucu gerçekleştirenlere şiddetli bir sitemim var… “Niçin?” mi? Diyorsunuz?

► Devlet yönetirken oğulların evlerine stoklanan ve sabaha kadar sıfırlamak için çabalanmasına, bir yerlere aktarılmasına  rağmen bir türlü sıfırlanamayan ve gün ışırken 30 milyon doları elde kalan kara paraları kolayca AK’ladıkları için…

13Ağu/140

SADDAM VE HATIRLATTIKLARI – Prof. Dr. Nurullah AYDIN

SADDAM VE HATIRLATTIKLARI -  Prof. Dr. Nurullah AYDIN

28 Nisan 1937'de Irak'ta Tikrit kasabasında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.

Babasının ölümü nedeniyle annesi ve akrabaları tarafından büyütülen Hüseyin, 1955'te Bağdat'a giderek muhalefetteki Arap milliyetçisi bir hareket olan Baas partisine katılır ve politikaya ilk adımını atar. Saddam; 1959'da Irak'ın asker kökenli Devlet Başkanı Abdül Kerim Kasım'a bir suikast girişimini organize eder.

Bu başarısız denemenin ardından Mısır'ın başkenti Kahire'ye kaçan Hüseyin, burada parti faaliyetlerini sürdürürken hukuk eğitimi alır. 1963'te Bağdat'a dönen Hüseyin, Baas Partisi'nde Genel Sekreter Asistanı olur.

1968'e kadar muhalefette kalan Baas, bu yıl düzenlediği bir darbeyle iktidarı ele geçirir. Darbenin ardından Baas Partisi'nin kurduğu Devrim Komuta Konseyi ülkedeki tek yetkili, Saddam Hüseyin'de 1969'da Konsey'in Başkan Yardımcısı olur.

General Ahmet Hasan Bekir'i 1979 yılında devirerek iktidara gelen ve o günden sonra ABD askeri müdahalesinin yapıldığı 2003'e kadar Irak'ı yöneten Saddam Hüseyin, iktidara gelir gelmez ilk olarak, kendi yönetimine muhalefet etme olasılığı bulunan 450 parti üyesini idam ettirir.

12Ağu/140

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ BİR BAŞLANGIÇTIR – Av. Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sönmez avCUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ BİR BAŞLANGIÇTIR – Av. Ruhittin SÖNMEZ

Bir turist, ziyaret ettiği kasabada yaşlı bir adama sorar: “Bu kasaba neyi ile ünlüdür?”

Yaşlı adam cevap verir: “Bu kasaba, dünyada gidebileceğiniz her yerin başlangıç noktasıdır. Buradan başlayarak istediğiniz her yere gidebilirsiniz.”

10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri bir başlangıçtır.

Ey Türk Milleti nereye gitmek istiyorsan, buradan başlayarak oraya doğru gidebileceğin bir başlangıç.

Mustafa Mutlu’nun ifadesiyle “Önemli olan, seçilen kişi karşısında sizin alacağınız tavır... Unutmayın; tebaaya diktatör değil, cumhura başkan seçiyoruz...

Yani mühürü teslim edip kenara çekilmeyeceksiniz. Eğer çekilirseniz; o zaman seçtiğiniz kişi, kim olursa olsun diktatörleşir.”

Sadece siz kenara çekilirseniz ülke bölünür, siz göz yumarsanız millet soyulur, siz susarsanız rejim değişir.

*****

11Ağu/140

SEÇİM SONUÇLARINI DOĞRU DEĞERLENDİRELİM – Yrd. Doç. Dr. Sakin ÖNER

sakin önerSEÇİM SONUÇLARINI DOĞRU DEĞERLENDİRELİM -  Yrd. Doç. Dr. Sakin ÖNER

Recep Tayyip Erdoğan eşit ve adil olmayan şartlarla yürüttüğü seçim çalışmaları sonucunda % 51.7 oyla Türk demokrasi hayatının ilk halkoyuyla seçilen Cumhurbaşkanı oldu. Milletimize hayırlı ve uğurlu olsun.

Fakat bu seçim sonuçlarından çıkarılacak çok önemli dersler var:

1. Seçime katılma oranı 30 Mart seçimlerinde % 89.5 iken dört ay sonra yapılan bu seçimde % 74,5'a düştü. Dolayısıyla 6 milyon kişi seçime katılmadı. Bunun 5 milyonu MHP+CHP oylarıdır. Katılmayan 1 milyon da AKP'nin oylarıdır. Katılım 30 Marttaki gibi olsaydı, sonuç bugünkünden farklı olurdu, RTE birinci turda olabildi. Seçimi protesto ederek katılmayıp seçim sonuçlarını olumsuz etkileyenlerin oturup eylemlerini bir daha değerlendirmelidirler.

2. Recep Tayyip Erdoğan'ın beklediği oy oranı % 57-58'di. 6 puan altta kaldı, % 51.7 oy aldı. Bu sonuç "Başkanlık" yetkisini istediği kullanamayacağını gösterdi.

3. Seçime katılmayan 6 milyon kişinin ve RTE'ye oy veren 20 milyon kişinin ileride çözüm süreci sonucu doğacak ülkemizi bölünmeye, Sevr'i hortlatmaya götürecek sonuçlardan hiç şikayet etmeye hakları yoktur.

10Ağu/140

KARANLIK GECELERİN ŞAFAĞI SÖKMEK ÜZEREDİR – Yrd. Doç. Dr. Sakin ÖNER

ekmelettin ihsanoğlu prof drKARANLIK GECELERİN ŞAFAĞI SÖKMEK ÜZEREDİR – Yrd. Doç. Dr. Sakin ÖNER

Yüce Türk milletinin Değerli Evlatları!

Bilinen kısmıyla 5 bin yılı aşkın tarihimiz içinde Türk milleti, ideallerini engin ufku ve şaşmaz öngörüsüyle, hep bulunduğu noktadan daha ilerilere taşımıştır. Tarihinde Göktürklerden sonra devletinin adını Türkiye Cumhuriyeti olarak koyan şuurlu Türk milliyetçisi büyük Atatürk'ün kurduğu 91. yılını idrak eden devletimiz ilk 80 yılında da medeniyet yolunda hep ileriye gitmiştir.

Fakat son 10 yılda bütün kurumları ve felsefesiyle Cumhuriyet öncesine özlem duyan ve robot kafalı, standart düşünceli ve biat kültürlü bir nesil yetiştirmeyi 4+4+4 projesiyle hayata geçirmeye çalışan bir yönetimle karşı karşıyayız. Devletin bütün erklerini elinde toplamaya çalışan, kendisine karşı olan bütün kişi, kurum ve kuruluşları ya biat ettirmeyi, ya da yok etmeyi kafasına koymuş bu yönetim, kontrolden çıkmış bir buldozer hızıyla Cumhuriyet'in kazanımlarına saldırıyor.

Tarihimizdeki istibdat dönemlerini aratan bir baskı, dehşet ve zulüm dönemi geçiriyoruz. Özgürlüklerimizin çoğunu özgürce kullanamıyoruz. Hayatın her alanına müdahale ediliyor. Ülke bir korku imparatorluğu haline geldi. Kimse kimseye güvenmiyor. Aynı kurumun çalışanları birbirini nasıl etkisiz hale getireceklerinin hesabı içine sokuldu. Millet; etnisite, din, mezhep, parti, cemaat, ideoloji, felsefe boyutlarında bölünerek birbirine düşman ediliyor. Bir karabasan ülkemizin üzerine abanmış kalkmıyor. Milletin çoğu fakru zaruret ve eğitimsizlikten çaresiz kıpırdıyamaz durumda, "kontrolsüz güç" ne derse onu yapıyor. Milletin çoğunluğu birey olmanın gereğini, üretme ve başarma heyecanını, umut ve ideallerini kaybetmiş durumda...

9Ağu/140

Anam Türk, Babam Türk, Ben? – Alptekin CEVHERLİ

cev_75a786587cAnam Türk, Babam Türk, Ben? - Alptekin CEVHERLİ

Geçtiğimiz hafta Makedonya’daydım. Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat diyeceksinizdir mutlaka. Ama memleket, anlatılmaz, yaşanır…

İmkânı olan herkesin Türkiye’den Balkanlar’a gitmesini ve 100 yıl önce Türkiye’mizin herhangi bir vilayetinden farkı olmayan o ata topraklarının ne durumda olduğunu görmesini isterim.

Eskiden kentlerin nüfusunu % 90’ını oluşturan Türkler, bugün azınlık durumunda. Camiler, hanlar, hamamlar, çeşmeler, özellikle de türbeler ve mezarlar tek tek bir vesile ile yok edilmiş. Hâlâ da fırsat buldukça yok ediliyor. Meselâ camiyi yıkıp yerine İsrail Büyükelçiliği yapmışlar, bir diğerini yıkıp bakanlık binası kondurmuşlar. En son Üsküp Kalesi’ndeki cami yeniden inşa edilecek diye yıkılmış. Oradaki Türklerin dediğine göre yanına (veya üstüne) bir kilise inşa ediliyormuş. Kaleyi gezince Cami kalıntılarını görebiliyorsunuz, az ötesinde de gerçekten bir inşaat var.

Diğer yandan TİKA, muhteşem işler çıkarmış. Mustafa Paşa Camii’ni tabiri yerindeyse ihya etmiş. Bursa Büyükşehir Belediyesi de Arasta Camii’ni ve meydanı çok güzel restore etmiş. Şarık Tara Türbeleri onartmış…

Ancak başta Üsküp’ün tek selâtin camisi olan Sultan Murat Camii olmak üzere kurtarılması gereken çoook eser var…

Bu konuda imkânı olan herkesin ve her kurumun gücü dâhilinde bir şeyler yapması gerekiyor…

Diğer yandan bölgede ciddi bir sosyal sorun daha var.

8Ağu/140

CUMHURİYETİN KAVŞAK NOKTASI 10 AĞUSTOS – Dr. Sakin ÖNER

sakin-ner_thumb1CUMHURİYETİN KAVŞAK NOKTASI 10 AĞUSTOS - Dr. Sakin ÖNER

Türkiye 10 Ağustos 2014’te ilk defa halk oyuyla Cumhurbaşkanını seçmeye hazırlanıyor. Bu seçim, sonuçları itibariyle 91. Yılını idrak eden Türkiye Cumhuriyeti’nin kader seçimidir. Çünkü bu seçim sonucunda; ya iktidara geldiği günden beri Cumhuriyet’in kurucuları ve onların Türk milletine kazandırdıkları değerlerle savaşan, ülkeyi bölünme noktasına getiren ve artık tek şahıs diktatörlüğüne yönelen bir zihniyet başarılı olacak, ya da iyice yozlaştırılan parlamenter sistemi, bozulan kurumlar arası uyumu, kuvvetler ayrılığı prensibini, yok olan hukukun üstünlüğünü yeniden rayına oturtacak bir zihniyet başarılı olacak.

Türkiye Cumhuriyeti’nin son on iki yılına egemen olan siyasi iktidarın “kontrolsüz güç” haline gelen lideri, “Yeni Türkiye” söylemi ardında resmen Türkiye’nin geçmişinden intikam almaya hazırlanıyor. Ona göre “Eski Türkiye”, saltanata ve hilafete son vermiş, laikliği kabuk ederek dinden uzaklaşmış, tekkeleri kapatarak tarikatların gelişmesini önlemiş, dindarlara baskı yaparak dini hayatı engellemiş, üniter yapıda bir millî bir devlet kurarak, bizi İslam ümmetinden koparmış, çağdaş hayat tarzını benimseyerek insanımızı dinî hayat tarzından uzaklaştırmış din düşmanı bir Türkiye’dir. Onun için bu Türkiye bütün kurumlarıyla değiştirilmeli, Osmanlı yeniden hayata geçirilmelidir.

7Ağu/140

BİLMEYİZ – Av. TEVFİK KARABULUT

tevfik karabulut avBİLMEYİZ -  Av. TEVFİK KARABULUT

Tanrı'nın öğüdü bu durum bizde
Dünde eğilmedik elbet bu gün de
Ciğeri beş para etmez önünde 
Emire amade durmak bilmeyiz

Bu bir darbı mesel, bilmeyen olmaz
"Kimsenin yaptığı yanına kalmaz"
İblisle aramız iyi sayılmaz
Şeytanca sorular sormak bilmeyiz

Bunca yıl hayatla hep savaş ettik.
Hem sevindik hem de acılar tattık
Hasedi kalplerden çıkarıp attık
Fesat meyvesinden dermek bilmeyiz.

6Ağu/140

PSİKOLOJİK HARP ve İHSANOĞLU… / Av. Özcan PEHLİVANOĞLU

özcan pehlivanoğlu avPSİKOLOJİK HARP ve İHSANOĞLU… / Av. Özcan PEHLİVANOĞLU

Türkiye, Sevr’in imzalandığı güne denk gelen yeni bir 10 Ağustos’ta; ya tarihi bir basamağı kazasız belasız atlayacak ya da 1920’den bu yana binbir fedakarlık ve emekle çıktığı basamaklardan tepesi aşağıya düşecektir…

Bu düşme hadisesi hissettirilmesin diye de; bu günlerde bütün psikolojik harp argümanları devrededir!

Rahmetli Kazım Karabekir Paşa; Osmanlı – Türk Devleti’nin istihbaratında görev yaptığı zamanlara ilişkin yazdığı ve zamanın askeriyesinde ders kitabı olarak okutulan eserinde, çoğu kez psikolojik harbe yenik düştüğümüzü, başta payitaht İstanbul olmak üzere, Türk şehirleri ile irili ufaklı yerleşim birimlerinde bu psikolojik harbin çok etkili olduğunu anlatır. Bunu bilen Yunanlılarda Anadolu’yu işgal ettiklerinde, uçaklarla bildiri dağıtarak “merak etmeyin, din-i İslam’ı da biz koruyacağız” diyerek kafa bulandırmaya çalışmamışlarmıydı? Gerçi daha sonra Yunana sığınan Şeyhülislam Mustafa Sabri’de öyle demiyormuydu? Şimdi Yunanlılardan aynı vazifeyi içlerinde Mustafa Sabri’nin yetiştirmelerininde bulunduğu AKP ve RTE almış gibi duruyor!

5Ağu/140

CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMI VE EDEP YÂ HÛ – Av. Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sönmez avCUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMI VE EDEP YÂ HÛ – Av. Ruhittin Sönmez

Başta Cumhurbaşkanı Adayı Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP yandaşı medya mal bulmuş mağribi gibi diğer aday Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun basit beşeri hataları üzerinden saldırmakla meşguller.

Havuz medyası ve yandaş basın mensupları Erdoğan’ın “kırdığı yığınla potlarını düzeltmek”, hakkındaki ağır ithamların haksız olduğunu ispatlamak için canla başla çalışıyorlar. Fakat İhsanoğlu’nun uzmanı olduğu Mehmet Akif ve İstiklal Marşı hakkında bir küçük hatasını fahiş bir hata gibi göstermek yarışındalar.

Erdoğan rakibini “İstiklal Marşı ile Çanakkale Şiiri'ni birbirinden ayıramayacak kadar bu ülkenin, bu milletin yabancısı" diye suçlamakta.

4Ağu/140

BİRLİKTE SANDIK BAŞINA… / Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

mustafa-erkal-prof_thumbBİRLİKTE SANDIK BAŞINA... / Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

10 Ağustos’taki Cumhurbaşkanlığı seçimi garip bir seçim olacak. Üç aday yarışacak ama AKP adayı devletin her türlü imkanlarından fazlasıyla faydalanıyor. Diğer adaylara bağış dahil çeşitli sınırlamalar getirilmiş. Havuz medyası ilan için üç dört kat para istiyor. Kısaca ilan ambargosu bile konmuş.

Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanı, Barzani, Kandil, etnik ırkçılar ve Ermeni yönetimi AKP adayının kazanmasını bekliyorlar. Batılı sözde dostlarımız da onlardan farklı değil... Sorunları kendi çıkarları yönünde çözmede cesur adam ve açılımcı lider arayanlar herhalde Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu’nu destekleyecek değiller...

İsrail Ortadoğu’da, Rusya Ukrayna’da egemenlik alanları yaratırken ve güç toplarken en ufak bir tavize fırsat vermezken, Türkiye açılım ve çözüm adı altında ufalanma, milleti ayrıştırmakla ve devleti etkisizleştirmekle uğraşıyor. Tezgahın ve kumpasların yürütülebilmesi için ülkenin temel kurumları hedef alındı, onlara güç ve itibar kaybettirildi. Cemaat-iktidar işbirliği şimdi geri tepti. Her türlü hukuksuzluğu ve yargısız infazları dün birlikte gerçekleştirenlerin, halkı gazete manşetleri ile yanıltanların, bugün polislere yönelen hukuksuzluktan şikayet etme hakları olamaz.

3Ağu/140

MÜSLÜMAN GEÇİNENLER, MÜSLÜMANLIKTAN GEÇİNENLER – Prof. Dr. Nurullah AYDIN

MÜSLÜMAN GEÇİNENLER, MÜSLÜMANLIKTAN GEÇİNENLER – Prof. Dr. Nurullah AYDIN

Toplumların en büyük sorunu; öyle olanlar değil, öyle görünenlerdir. İnsanlar, yanlış da olsa, samimi olarak bir yolda yürüyor ise, ondan bir zarar gelmez.

Ama öyle değil de, öyle görünüyor ise; uzak durmak ve onlardan korkmak gerekir.

Dünya’nın bütün bölgelerinde bilim sanat teknoloji odaklı; refah, sosyal paylaşım, özgürlükler, eşitlik, hoşgörü, sevgi arayışları vardır.

Ancak; vahşetin, yıkımın, çatışmanın, çalmanın, yalanın bölgesi İslam ülkeleridir.

Peki ama neden?

Müslümanlar; derin bir biçimde inandıkları değerleri sarsan çatışma içindedirler.

Yüzlerce İslamcı akım; sadece kendi doğrularına inanır, savunur.

Müslümanlıkları da sahte, sözleri ve yaptıkları da.

Aynen devekuşu gibiler. Ne develer, ne de kuşlar.

Ama, şu da var: işlerine geldiğinde hem develiği, hem de kuşluğu çok iyi kullanırlar.

2Ağu/140

Ağır Vebal Altında Olmak!.. – Mustafa Küpçü

MUSTAFA KÜPCÜAğır Vebal Altında Olmak!.. - Mustafa Küpçü

Dengir Mir Fırat, AKP kurucularından biri.

AKP’den istifa etti.

“Ağır vebal altındayım” diyor!?

Daha önce AKP ile – daha doğrusu Recep Tayyip Erdoğan’la- yollarını ayıran “kurucu” siyasetçiler geliyor aklıma; örneğin Abdullatif Şener.

“Başbakan Yardımcısı” iken, “iktidarda” iken neden her şeyi bir yana itip istifa etti?

Rahmetli Erbakan’ın İzmit-Perşembe Pazarı’ndaki mitingini anımsıyorum; “AKP’nin bir Amerikan Projesi olduğunu” söylüyordu!

Erbakan yalan mı söylüyordu?

Son 12 yılda olup bitenleri bir anımsayın;

- Danimarka eski Başbakanı Rasmussen, NATO Genel Sekreter Adayı idi. AKP iktidarının 3 koşulu vardı: Hazreti Muhammed’in karikatürü nedeniyle, İslam aleminden özür dilenecekti. ROJ Tv’nin yayınları durdurulacaktı. Genel Sekreter Yardımcılarından biri bir Türk olacaktı! Hiç biri olmadı, ABD Başkanı istedi, Rasmussen’e kuzu kuzu oy verdiler!

- Fransa’da “Ermeni Soykırımını reddedenlere hapis cezası” getirmişti. O sırada Fransa, NATO Askeri Kanadına dönmek istiyordu. Türkiye veto etse dönemezdi! AKP bu kozu kullanamadı, buna da evet dedi!

1Ağu/140

HERKES HER ŞEYİ BİLİYOR! – Av. Özcan PEHLİVANOĞLU

indirHERKES HER ŞEYİ BİLİYOR! – Av. Özcan PEHLİVANOĞLU

Türkiye denilen Türk topraklarında yüzyıllardır ilginç şeyler oluyor. İstikrarlı (!) bir şekilde her yıkandığında çeken pamuklu kumaşlar gibi topraklarımız küçülüyor ve insanlarımız eksiliyor. Bunun farkında olanlarda avazları çıktığınca bağırarak, Türk Milleti’ni uyandırmaya ve aydınlatmaya çalışıyor. Bu uyandırma ve aydınlatma işi, cumhuriyet döneminde Atatürk’le başlamış ve halen de sürmektedir..

Bu meyanda Mustafa Kemal Atatürk, her gittiği yerde yaptığı konuşmalarla ve nihayet “Nutuk” adlı eseri ile Türk Milleti’ne yaşadığı olayların analizini yaparak, geleceğe dair tavsiyeler de bulunmuştur. Peki bunları anlayan var mı? Bana göre var. Herkes herşeyi teşbihte hata olmaz, tabiri caiz ise “eşek gibi” anlıyor.

Ama anlamak, türlü nedenlerle bu şahısların işine gelmiyor. Ben il, ilçe, kasaba ve köy demeden Türkiye’yi biraz fazla dolaşan bir adamım. Bunun özel bir nedeni yok. Allah bize de her halde Evliya Çelebi gibi “seyahat” demiş!

Bu sebeple, bir çok insanımızla sohbet ediyor ve onları dinliyorum. Özellikle de Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tarihsel sorunlar ile onların günümüze yansımalarına karşı, ne düşündüklerini öğrenmeye çalışıyorum.

Bugün Türkiye’nin köylü, işçi, memur, emekli, işsiz, öğrenci gibi değişik sosyal katmanlarına mensup insanlarımızla bir araya geldiğimizde; onların çok derin felsefi düşüncelere sahip olduklarını, belirli ahlaki ölçülerde davrandıklarını ve siyaseti çok iyi bildiklerini gözlemliyorum. Öyleyse, bu insanları hiçbir şey yada bir çok şeyi bilmemekle suçlamak çok yanlış olur diye düşünüyorum.