
GEÇMİŞTE KALAN BİR SİLKİNİŞ ÖYKÜSÜ – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
GEÇMİŞTE KALAN BİR SİLKİNİŞ ÖYKÜSÜ - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Hukukçu, Millet Partisi Genel Başkanı Aykut Edibali’nin vefatı dolayısıyla Yeniden Milli Mücadele Hareketi de gündeme geldi. Ankara’dan Gazeteci dostum Fehmi Çalmuk aradı bbntürk Televizyonundaki Politik Adam Programına davet etti. Prof. Dr. Anıl Çeçen hocam ve meslektaşımız Emre Aygen’den sonra ben konuştum. Program yapımcısı arkadaşım Fehmi Çalmuk’a “Biliyorsun ben MTTB orjinliyim (1967). Mücadele Birliği’yle bir alakam yok. Öyle ki birbirimize karşı hiç de öyle sempatik bakmaz, rakip firmalar gibiydik. Hatta Mücadele Birliği, Cağaloğlu’ndaki MTTB binasının tam karşısındaki binaya taşınınca bu rekabet daha da büyüdü. Bardağı taşıran son damla oldu. Oysa bugün çoğu dostum, yakınım. Ben ne anlatayım?” dedim.
DUYGU DOLU HATIRA – Seyit YÜCEL
ÜLKÜDAŞIMIN DUYGU DOLU HATIRASI - Seyit YÜCEL
Rahmetli Denktaş 1996 yılında ilk rahatsızlandığında Kıbrıs'tan Ankara'ya benim de Hastane Md. Yrd. olarak çalıştığım İbn-i Sina Hastanesi'ne getirilmişti.
Gelmesini müteakip zamanın Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Genelkurmay Başkanı ve diğer önemli zevatın tamamı kısa aralıklarla ziyaretine geldiler. Biz de elimizden geldiğinde ziyaretçileri karşılayıp Denktaş'ın yattığı 7.kata çıkararak ziyaretlerine yardımcı olduk.
Akşamın ilerleyen saatlerinde partiden gelen bir telefonla Başbuğumuzun da ziyarete gelmek üzere yola çıktığı söylendi. Saat epeyce ilerlemiş olduğundan karşılama için benden başka kimse de kalmamıştı. Hemen protokol kapısına çıktım ve biraz sonra rahmetli Başbuğumuzun arabası göründü. Arabadan indi elini öptüm, "hoş geldiniz Başbuğum" dedim ve içeri girip 7. kata çıkardık.
O ana kadar gelen hiç bir ziyaretçinin kalmadığı uzun süre odada kaldı. İçeriden neşeli sesler dışarı kadar gelmeye başladı. Rahmetli Denktaş'ın aile fertlerinin yüzlerinde de Başbuğ'un gelmesiyle birlikte muhabbetli gülücükler açmıştı. Neticede kapı açıldı ve Başbuğum göründü. Rahmetli Denktaş'a dönüp bizi işaret ederek "bak burada bizim evlatlarımız yanında, emniyettesin." dedi.
HARAM SALTANATI YIKILIR ELBET. TALAN SALTANATI YIKILIR ELBET..
HARAM SALTANATI ONLARIDA YEDİ.
Kilim türküsüyle sanatını kilim kilim işleyerek ve duruşuyla Türkiyenin en saygın sanatçısı haline geldiler.
Eşi Şebnem Kısaparmak okuduğu duygulu şiirlerle hepimizin yüreklerine ve hislerimize tercüman oldu.
Bir mor salkımlı sokaktı onlar.
Özellikle " Bu adam benim babam" şarkısıyla tüm insanların gözlerinden yaş akıttı Fatih Kısaparmak..
Hiç bir siyasetin yada partinin ucube kanatlarına sığınmadı Fatih Kısaparmak. kendi ayakları üzerine durmayı başaran ender sanatçılardan oldu.
Ne sarayın kuyruğuna takıldı nede sarayın özel sanatçısı oldu..
Ama geçtiğimiz yıllarda öyle bir şarkı yaptıki bu şarkı onun sanatçılığını bitiren şarkı oldu denilebilinir..
İş verilmiyor Fatih"e. Ekranlara çıkarılmıyor..
Çünkü o "HARAM SALTANATI YIKILIR ELBET" diye bir şarkı yapmıştı
Ve haramzadelerin kumdan kalelerini yıkmaya çalışmıştı..
Seviyoruz bu ikiliyi..
HARAM SALTANATI YIKILIR ELBET.
TALAN SALTANATI YIKILIR ELBET..
xxxBirkaç dakika önce sosyal medya da bu yazıyı görünce ilk işim paylaşmak oldu..
Kısaparmak Ailesine sabır ve sıkıntılı günleri de kolay defetmelerini diliyorum..
Fatih Kısaparmak | Haram Saltanatı (Official Video) - YouTube
https://www.youtube.com › watch
Şarkı Sözleri
Utanmadan haram lokma yutanlar
Şerefini üç kuruşa satanlar
Duymasa da Mısır'daki sultanlar
Haram saltanatı yıkılır elbet
Hortum saltanatı yıkılır elbet
Talan saltanatı yıkılır elbet
Duymasa da Ankara'da sultanlar
Haram saltanatı yıkılır elbet
Yalan saltanatı yıkılır elbet
Ar damarı ar damarı
Şimdi olmuş kar damarı
Ar damarı çatlayanlar
Bir gün elbet yer şamarı
Hey halkım hey
Uyan halkım hey hey
Hey halkım hey
Sanma ki haramla sefa süren var
Mazlumun ahından hesap veren var
Kara karıncaya gece gören var
Haram saltanatı yıkılır elbet
Yalan saltanatı yıkılır elbet
Talan saltanatı yıkılır elbet
Kara karıncaya gece gören var
Haram saltanatı yıkılır elbet
Hortum saltanatı yıkılır elbet
Ar damarı ar damarı
Şimdi olmuş kar damarı
Ar damarı çatlayanlar
Bir gün elbet yer şamarı
Hey halkım hey
Uyan halkım hey hey
Hey halkım hey
Kaynak: Musixmatch
Besteciler: Fatih Kısaparmak
TÜRK MİTOLOJİSİNDE ECDAT SAYILAN AĞAÇ! – Şükran AKGÜN
TÜRK MİTOLOJİSİNDE ECDAT SAYILAN AĞAÇ! – Şükran AKGÜN
Ülkemizde çıkan elem yangınlardan sonra milletçe ciğerlerimiz yandı, gözlerimizden yaşlar eksik olmadı. Hepimizi fidan dikmek adına amansız bir telaş aldı. Bu sevgi seli bana Türk mitolojisinde ağacın önemini bir kez daha hatırlattı.
Eski Türk halklarında ağaç, ana hatta ve hatta halkların ulu babaları olarak kendini göstermektedir. Ağaçtan türeme mitini, ilk kaleme alan İran tarihçisi Cüveyni kutsal ağaçların resmini, Uygurların duvar resimleri içerisinde görmüş ve bu resimlerle birlikte eserini kaleme almıştır.
Ağaçların duvar resimleri içerisinde olması tıpkı Göktürklerin ecdat kurt başını bayraklarına dikmelerine benzer.
Uygur mitine göre Karakurum dağlarından çıkan Tuğla ve Selenga çaylarının birleştiği Kamlangu adlı bir yerde, iki ağaç yetişmiş. Bunlardan biri fıstık diğer ise kayın ağacıymış. Ağaçlar dağ gibi büyümüş. Musikiye benzer sesler çıkartmışlar. Onların üzerine her gece bir ışık inmiş. Bir gün ağaçtan bir kapı açılmış içerde çadıra benzeyen bir şey görünmüş. Onların her birinin içerisinde bir çocuk varmış. Bu çocuklar sonradan Uygurların ataları olan ağaçtan doğan çocuklarmış. Burada ağaç çocukların hem anası hem babası konumundadır.
Türk mitolojisinde ağacın doğurması garip karşılanmaz. Çünkü ağacı inanan eski Türk boy ve boy birliklerinde ağacı; ana baba, dağ mitingine inanlarda ise hem ağaç hem de dağı ana olarak kabul edilmiştir.
Ağaçtan türeme mitleri daha çok orman civarında yaşayan Türk boylarında görülmektedir. Ağaçtan türeme orman kültüyle bağlantılıdır.
Sibirya Türklerinde ise ağaç hakkındaki efsane daha geniş tutar. Ağaç erkek çocuğu yahut ikizleri doğurur, besler. Sonradan bu ikizler Türk soyunun esası olur. Güney Sibirya Türklerinde ağacın ecdat olduğu ritüellerinde ve din sembollerinde kendini göstermiştir.
Türk mitolojisinin ana unsuru ağaçtır. Öyle ki günümüzde de halen ağaçtan evlat isteme, ağaca ip bağlama geleneği devam etmektedir. Tıpkı Yakut kadınlarının evlat sahibi olabilmek için mukaddes ağacın altında ruhlara onlara evlat vermesi için yalvarmaları gibi.
Altay-Sayan Türkleri mezarlıklarındaki kabirlerin etrafında yetişen ağaçlara bakıp ölen adamın mutlu olduğuna inanır ağaçların insan kemiklerinden yetiştiğine inanırlarmış.
Şaman ağaçlarının Şamanlıkta geniş yer bulması ise menşi mitlerinin etkisi ile oluşmuştur.
Öyle ki Türk mitolojisinde geçen soy ağacı halen günümüzde de kullanılmakta ve ağaçla bağlantılı kılınmaktadır.
Görüldüğü üzere ağaç Türk mitolojisinin ana unsurudur. Ağaç Türklerde ecdat sayılır. Bu sebepten ötürü o veya bu sebeple yok edilen her bir ağaç canımızı fazlasıyla yakar. Bu yüzden yok olan her bir ağacımızın yeri yeniden fazlasıyla doldurulacaktır.
SEVGİ, ÇOCUKLARA NASIL KAZANDIRILIR? – Seyfettin KARAMIZRAK
SEVGİ, ÇOCUKLARA NASIL KAZANDIRILIR? - Seyfettin KARAMIZRAK
“Çocuklar şekle sokulacak şeyler değil, serpilmeleri sağlanacak bireylerdir.”
“Boynunuzda taşıyabileceğiniz en değerli mücevher çocuğunuzun kollarıdır.”
Tüm kıyımların, korkuların, nefretlerin, kinlerin, savaşların bir nedeni de “adaletsiz paylaşma” yani bir bakıma “haksızlığa uğramadır.” Denilebilir. dünyadaki tüm varlıklar, yine dünyadaki tüm nimetleri adilce paylaşmak zorundadır.
Suyu, havayı, yiyeceği, giyeceği, bilgiyi, duyguyu, beceriyi, düşünceyi, işi, kurumları, yaşadığımız evi, yuvayı, mahalleyi, semti, ili, bölgeyi, ülkeyi, dünyayı, kozmosu, tüm varlıklarla birlikte paylaşırız. Yaşam tutarlı bir paylaşım olunca anlam taşıyabilir.
Ne olursa olsun “almak ve sahip olmak duygusu” tutku haline gelirse savaşların ve acıların sonu gelmez. Paylaşmayı bilmeyenlerde hep alma duygusu, bencilliği getirir. Bu tutum insanları yalnızlığa ve mutsuzluğa götürür. Paylaşmak yaşamaktan zevk almaktır.
KARBEYAZDA BİR BİLGE SANATÇI – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
KARBEYAZDA BİR BİLGE SANATÇI - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Benden aşkı soruyorsun,
Sırdır, dile gelebilmez!
Yaşayarak öğrenilir,
Akıl onu bilebilmez
Bu dizelerin sahibi Yusuf Bilge Büyükboyacı(Isparta Yalvaç 1952- İstanbul 2021) merhum ile ne zaman tanıştım hatırlamıyorum ama hep dostluğunu, samimiyetini yüreğimde hissettim. Kısa adı ESKADER olan Edebiyat, Sanat, Kültür Araştırmaları Derneği korona salgınında önce yıllardan beri Cağaloğlu’nda Babıali Sohbetleri düzenlerdi. Bu sohbetlerde Yusuf Bilge sanatçımız ile muhabbetimiz artarak sürdü. Sonra Akıl Fikir Akademisi’nde iyice pekişti. Tümünü toplasan 10-12 yıl kadar eder.
İstanbul’a ikinci defa eve dönüşümden(2008) bu yana Şair Yusuf Bilge ile hep birlikte olduk, hep edebiyat, sanat, kültür, medeniyet hareketi tartıştık, Türk Dünyasına açıldık.
İNÖNÜ ve CHURCHILL
İNÖNÜ ve CHURCHILL
Tarih 1943 Aralık, yer Kahire, durum vaziyeti; İkinci Dünya savaşının zorlu günleri.
Cumhurbaşkanı İnönü Roosvelt ve Churchill, Türkiye’nin de savaşa girmesi için görüşmek üzere İnönü’yü Kahire’ye davet ederler. Churchill İnönü’yü büyük bir salonda kabul eder.
Görevli salonun büyük kapısını açar, İnönü tam eşikte durur. Churchill büyük salonun ucundaki masadadır. Ayağa kalkarak; “Hoş geldiniz ekselans” İnönü ise eşikte durmuştur; “Hoş bulduk ekselans” Her ikisi de kıpırdamadan durmaktadır.
Churchill bir adım atarak durur, İnönü de bir adım atar ve durur…Sessizce bakışırlar.
Churchill bir adım, İnönü bir adım…
Eşit sayıda adımlarla ilerlerler. Salonun tam ortasında buluşurlar…
Diplomaside tek bir adım bile çok önemlidir. Buna dikkat etmeyen, diğer liderin ayağına gitmiş olur. Ayağına gidilen, Güçlü ve yönetici olandır. İnönü diplomasinin bu buyurgan tuzağına düşmemiştir. Buna diplomaside mütekabiliyet (eşitlik) deniyor.
#British Museum’da İSMET İNÖNÜ ve Winston Churchill’in yan yana asılmış resimleri vardır.
Churchill’in resminin altında
“Dünyayı atlatıp harbi kazanan adam. “,
İsmet İnönü’nün resminin altında ise
“Churchill’i atlatıp, yurttaşının kanını dökmeden harbi kazanan adam.” yazar.
İsmet Paşanın adını iç politikaya malzeme yapanlar, demek ki önce tarih öğrenmesi gerekiyor.
Fırına Geldiğimde Ortalıkta Ekmek Görünmüyordu – Doç. Dr. Süleyman COŞKUNER
Fırına Geldiğimde Ortalıkta Ekmek Görünmüyordu - Doç. Dr. Süleyman COŞKUNER Kaliteli Yaşam Uzmanı
Eski bir dostum olan fırıncı:
“Biraz bekleyeceksin ağabeyciğim.
İki üç dakikaya kadar çıkarıyorum,” dedi.
Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe topallıyordu.
Selam verdikten sonra, fırıncının tezgâhına yaklaşarak:
“Ekmeklerimi alayım! Benim ikizler acıkmıştır,” dedi.
Fırıncı, adamın kendisine uzattığı torbayı alarak tezgâhın altına eğildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden 4-5 tane çıkardı.
Ben o arada oturması için kendi yerimi o adama vermiş, tezgâhın yanına iyice yaklaşmıştım. Ekmeklerden birkaç tanesinin şekli değişmiş, katılaşmış, taş gibi olmuştu. Fırıncıya sordum:
“Neden taze ekmeği beklemesini söylemiyorsun? Biraz sonra çıkacak dedin ya!”
“Bayat ekmekleri kendisi istiyor. Çok fakir bir adam. Ona bayat ekmekleri yarı fiyatına veriyorum.”
“Kim bu adam?”
“Kendisi Kore gazilerinden. Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hem de çok az bir maaşı var.”
Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve ufak da olsa bir şeyler yapmak istiyordum. Fırıncıya yavaşça dedim ki:
“Aradaki farkı ben vereyim. Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler.”
Fırıncı, teklifimi kabul etti. Biraz sonra da fırından yeni çıkan taze ekmekleri adamın torbasına doldururken, şekli bozuk, bayat ekmekleri de tezgâhın altına koyarken ihtiyara takıldı:
“Bugün çok şanslısın amca. Çocuklar için sana pasta gibi ekmek vereceğim.”
Yaşlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı göğsüne bastırarak kapıdan çıkarken bana döndü ve dedi ki:
“Allah, senden razı olsun evladım. Bugün onların doğum günüydü…”
ALINTI...
Nuh’un Çağrısı – Prof. Dr. Hacı DURAN
Nuh’un Çağrısı – Prof. Dr. Hacı DURAN
Nuh peygamber, dokuz yüz yıl yaşadı. Bu süre içerisinde çocuklarını, eşini ve halkını kendine, Allah’ın koyduğu kurallara göre yaşamaya ve bu yaşamın sunacağı kurtuluşa inandıramadı. Ama tek bir çağrı ile, bütün hayvanları kurtuluş gemisine binmeye inandırdı.
Benzer bir durumu Hz. Musa örneğinden de görebiliyoruz. Hz Musa, Allah’ın adalet kuralını çiğneyerek kendi toplumu ve cemaatinden olan birisini kayırdı. İşlediği suç için tevbe etti, Allah’tan bağışlanma diledi. Firavun’un devlet kurallarını, kanunları ve yürürlükteki uygulama biçimlerini çiğnedi. Kendi cemaatini destekledi. Sonra cemaatini Firavun’un baskısından, sömrüsünden, işkencesinden, kötü uygulamalarından kurtardı.
Mehmet Akif Ersoy’u tanıyor muyuz? – Mustafa KÜPÇÜ
Mehmet Akif Ersoy’u tanıyor muyuz? – Mustafa KÜPÇÜ
Bu dünyadan ve bu ülke topraklarından Mehmet Akif Ersoy adında bir bilge insan geldi geçti.
Her canlı, uzayın sonsuz boşluğunda “Dünya” dediğimiz yaşam ortamından gelip geçiyor. Pek çok insan daha yaşarken unutuluyor!
Bedensel olarak yaşamı sonlandığında da geride hiçbir izi, adı sanı kalmıyor!
Ama kimileri de, yaşarken “ürettikleri” ve insanlığa bıraktığı değerleriyle “ölümsüzlük” onurunu taşıyor.
İşte, bugün (27 Aralık) bedensel olarak aramızdan ayrılışının yıldönümünde bu onuru taşıyan Mehmet Akif Ersoy’u anıyoruz.
Çoğumuz, O’nu “İstiklal Marşımızın yazarı” olarak tanıyor. Ama,biliyoruz ki;
O’nu hiç tanımayan o kadar çok insanımız var!
Daha da kötüsü;
“tanıdığını sanıp tanımayan” da çok!
Elveda 2021 – Hoş geldin 2022 / Mesut UĞUR
Elveda 2021 – Hoş geldin 2022 / Mesut UĞUR
İnsan sevmeye ve sevilmeye muhtaç bir varlık. Kendi yaşamını sürdürecek içgüdülerle donatılmış. Müşterek hayat şimdiye kadar olduğu gibi şimdiden sonrada riskleri öğretiyor, sevinme, eğlenme, endişe, korku hep var olmuş ve olacak. Mutluluk ise iyi beklentilerin öngörüldüğü gibi gerçekleşmesi galiba. 1 yıl dediğimiz Dünya’nın Güneş etrafında dolaşması süresi. Her birey ister ekvatorda yaşasın isterse kutuplarda kendini mutlu edecek anları yıl denen zaman diliminde yakalamaya çalışıyor. Bulunduğum enleme göre ben kışı, baharı, yazı ve güzü alıştığım ve beklediğim gibi yaşadıysam kendimi hem mutlu hem şanslı hissederim. Alıştığımız ve beklediğimiz gibi yaşamak gene bizim elimizde. Bunun için maddi manevi emek harcamalıyız. Zevk alacağımız farklı renkler, farklı tatlar, farklı şekiller bizim gayretimizle, emeğimizle ortaya çıkmakta. Dünyanın farklı yerlerinde farklı güzelliklere, lezzetlere rastlayabiliriz ama insan en çok kendi yaptığı güzel şeylerden haz duyuyor.
Bir umut olarak yeni yıl – Fahri SAĞLIK
Bir umut olarak yeni yıl – Fahri SAĞLIK
- Bugün koca bir yılın son günü. Acısıyla tatlısıyla ömrümüzden bir yıl daha geçip gitti. Zaman böyle bir şey işte, durmadan akıp gider, geri getirilmesi de mümkün değildir. Bugün sizlere bir yeni yıl yazısı yazayım istedim. İstemesine istedim de bu yazıyı nasıl kurgulayacağıma zor karar verdim. Yeni yıl yazısı iç açıcı, umut verici olmalı diye düşündüm. Tüm ekonomik, sosyal ve siyasal sıkıntılarımıza rağmen bu yazımda sizlere umut verici mesajlar vermek istedim. Yeni yıla girerken insanların kendilerine göre yeni umutları ve hedefleri vardır elbette. Hepimiz yeni yıldan bir şeyler bekleriz. Dostlarımıza “Yeni yılın size ve ailenize…” diye başlayan umut dolu cümleler kurarız. Aslında yeni yıl bir şey getirmez. Biz kendi kendimize getiririz getirmek istediklerimizi. Ama yeni yıldan beklemek umudu artırır diye düşünürüz.
BAŞARININ ÖNÜNDEKİ İKİ BÜYÜK ENGEL! – F. Özge ÇELİK
BAŞARININ ÖNÜNDEKİ İKİ BÜYÜK ENGEL! – Psikolog F. Özge ÇELİK
Psikolog ve Aile Danışmanı F.Özge Çelik, hayatımıza ve başarılarımıza gölge düşüren kararsızlık ve korku üzerine konuştu.
Psikolog F.Özge Çelik, Başarının Önündeki İki Büyük Engel!
Psikolog ve Aile Danışmanı F.Özge Çelik‘in Kararsızlık ve Korku üzerine isimli yazısı;
Hipersonik Dijitalleşme, Mobilite ve Sürdürülebilirlik – Prof. Dr. Kerem ALKİN
Hipersonik Dijitalleşme, Mobilite ve Sürdürülebilirlik – Prof. Dr. Kerem ALKİN
Herkese saygılarımı sunuyorum. Girişte yapılan konuşmaları ve benden sonraki yapılacak olan konuşmaları da dikkate alarak çok kısa değerlendirmeler yapacağım. Ardından TASAM’ın da alanına giren bir konu olması itibariyle Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü OECD’de Güneydoğu Asya ekonomileriyle ilgili olarak yeni bir toplantıya gireceğiz.
Bu yönüyle bakıldığında OECD, içinde bulunduğumuz dönemde küresel anlamda yükselen yeni coğrafyalarla ilgili olarak çok seri ve oldukça uzun sayılabilecek çok geniş kapsamlı toplantılar gerçekleştiriyor.
TASAM’ın çalışma alanına giriyor olması itibarıyla bilhassa bunu da vurgulamak istedim. Süleyman ŞENSOY ve Sedat AYBAR Hocaların söylediklerinin üzerine şunları eklemek söz konusu olabilir:
21. yüzyıl açısından baktığımızda üç tane kritik mega trend vardır. Bu üç mega trend, genel manada, OECD başta olmak üzere hemen hemen bütün uluslararası ekonomik kurumların da aynı zamanda gündeminde yer alan konu başlıklarıdır.
İstanbul İktisat Kongresi Yapıldı
İstanbul İktisat Kongresi Yapıldı
- İstanbul İktisat Kongresi, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM ile TASAM BGC tarafından “Geleceğin Ekonomisinde Türkiye ve Sosyal Ahlâk Kodu” ana temasıyla 09-10 Aralık 2021 tarihinde gerçekleştirildi...İstanbul İktisat Kongresi, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM ile TASAM BGC tarafından “Geleceğin Ekonomisinde Türkiye ve Sosyal Ahlâk Kodu“ ana temasıyla 09-10 Aralık 2021 tarihinde gerçekleştirildi
- 09 Aralık 2021 Perşembe sabahı saat 09.00’da başlayan ve iki gün süren Kongre’nin açılış konuşmalarını TASAM Başkanı Süleyman ŞENSOY, OECD nezdinde Türkiye Daimi Temsilcisi Büyükelçi Prof. Dr. Kerem ALKİN, Beykent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat FERMAN ve İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi ve TASAM Başkan Danışmanı Prof. Dr. A. Sedat AYBAR’ın yaptığı Kongre’nin Sunuş’unu ise TASAM Yönetim Kurulu Üyesi İhsan TOY yaptı.
EĞİTİMDE ŞİDDET OLAMAZ – Seyfettin KARAMIZRAK
EĞİTİMDE ŞİDDET OLAMAZ - Seyfettin KARAMIZRAK
Çocuklar eleştirilmekten, azarlanmaktan değil, kendilerine güzel örnek olunmasından etkilenirler.”
Aksaray’da bir öğretmenin öğrencisini derslikten çıkararak koridorda tekme tokat dövmesi vicdanları sızlatmıştır. Bu olay, eğitim camiası başta olmak üzere herkesi üzmüştür.
Bir eğitimcinin, bir eğitim kurumunda; sevgi, hoşgörü ve güler yüzü seçmesi yerine, şiddete başvurması olacak şey değildir. Emektar, vefalı, yüreğini koyarak özveri ile mesleğinin yıldızları olan saygın öğretmenlerimizin içinde böylesine kötü örnekleri sergileyenler olmamalıdır.
AHDE VEFA TOPLANTILARI – Musa ORDU
AHDE VEFA TOPLANTILARI - Musa ORDU
Bütün dünya ülkelerimde böyle midir bilmiyorum. Bizim memleketimizde yaşayan insanlar ne kadar değerli ve kabiliyetli olursa olsunlar, umumiyetle, hayatta oldukları süre zarfında pek kıymetleri bilinip takdir edilmezler. Hatta öyle ki, bir kimse şahsi kabiliyeti ve çalışkanlığı ile kendi sahasında biraz temayüz edip öne çıkmaya başlamış ise, hemen en başta yakınındakiler olmak üzere, etrafındakiler haklı veya haksız en ağır tenkitlerini acımasızca yapmaya başlarlar. Çok fazla yükselmesine mâni olmak için de amiyane tabirle, paçalarından tutup devamlı olarak aşağıya doğru çekiştirirler.
Bunun günlük hayatımız da birçok örnekleri olduğu gibi, yakın tarihimizde de bir çok müşahhas misalleri bulunmaktadır. Hayatta iken devamlı olarak tenkit edip, yerden yere vurduğumuz kimselerin, öldükten sonra ne kadar değerli olduğunu, yerlerinin doldurulmasının imkânsız olduğunu anlatarak sonradan yasını tutarız.
HASARI DEĞİRMENLER – İsmet AKKAYA
HASARI DEĞİRMENLER – İsmet AKKAYA
Dünkü yazımın devamı.....
Yukarı değirmenin alt kısmında "link" veya "seten" dediğimiz ayrı bir bina vardı. Buradaki taş değirmendeki gibi yatay değil araba lastiği gibi dik ve etrafında dönerdi. Islak olan buğday malalarla taşın altına itilir buğdayın zarı-kapçığı temizlenirdi. Bulgur bu şekilde, kaynatılarak yapılır, değirmende veya evlerde el değirmenlerinde çekilir, farklı eleklerden elenerek iriliklerine göre sınıflandırılır.
Hasarı değirmeninin 3.dünü Kadif dayı açtı. Zayıf, kara kuru, çelimsiz, gariban bir adamdı. Derme çatma bir baraka yatacak bir şilte çalışa çalışa ilaveler yaparak kendini geliştirdi. Değirmeni büyüttü, hayvanlar için ayrı bir bölüm yaptı. Kırçıllı bir katırlı vardı, Salı günleri bizim hana çeker, babama nallatırdı.
HASARI DEĞİRMENLERİ – İsmet AKKAYA
HASARI DEĞİRMENLERİ – İsmet AKKAYA
Sevgili Hemşehrilerim, Değerli Dostlar,
Gıda güvenliği ülkemizin temel sorunlarından biri. Dünya nüfus artışını besleyebilmek iddiasıyla yola çıkan küresel güçler, geri kalmış veya kalkınmakta olan ülkeleri sömürmek için ürün tohumları ile uğraşmışlar, genleri ile oynamışlar, verdikleri hibrit tohumlar ile bu ülkeleri kendilerine bağımlı kılmışlardır. Ata tohumlarımız göz göre göre çalınmış, satışı yasaklanmış ancak mübadele ile ekimleri sağlanmıştır.
Bu takas işlemi son zamanlarda umut verici gelişmelerin habercisidir inşallah. Bazı belediye ve sivil toplum kuruluşlarının gayretlerini ümitle ve takdirle ve takip ediyorum. Yerli tohumlarla yetiştirilmiş ürünlerimizin hasreti içerisindeyiz. Avutmuş'umuzun ince kabuk domatesimizin pazara çıkmasını özlemle bekliyor, inanın o zamana kadar yediğim domatesten tat alamıyorum.
GERİ DÖNDÜRÜLEBİLİR VE DÖNDÜRÜLEMEZ TAHRİBAT – Ruhittin SÖNMEZ
GERİ DÖNDÜRÜLEBİLİR VE DÖNDÜRÜLEMEZ TAHRİBAT - Ruhittin SÖNMEZ
“Geri döndürülemez tahribat” sözüyle kastettiğim ekonomimizin içinde bulunduğu vahim ve hazin tablo değil.
Cumhurbaşkanlığı sistemine geçtiğimizden bu yana dolar kuru 4,70 liradan 16,7 liraya çıktı. Yani üç buçuk yılda Türk Lirası yaklaşık olarak dörtte birine düştü. Sadece son üç buçuk ayda yüzde 100 devalüasyon oldu. TL sadece dolar karşısında değil bütün dünya para birimleri karşısında anormal değer kaybetti.
Enflasyondaki hızlı yükseliş yüzünden her türlü malın etiket fiyatları günlük değil, gün içinde birkaç kere değiştirilir oldu.
Öngörülemezlik hali yüzünden malı olan satmak istemiyor, “yarın daha pahalıya olur” diye düşünenler ihtiyaçlarını öne alıp, bozulmayan ürünleri stoklamaya çalışıyorlar. Hiç kimse elinde TL tutmak istemiyor. Çoğu döviz veya altın alıyor. Alabilenler otomobil, emlak gibi alanlara yatırım yapmaya çalışıyor.
Star TV’de döviz büfesinden bir dolar satın alan bir teyzenin videosunu izledim. “Bu bir doları ne yapacaksın?” sorusuna, bu hanımefendi “böyle böyle biriktirmeye çalışıyorum” cevabını verdi. İçim yandı. Çünkü bugün 15 liraya aldığı bir ürünün yarın 20 lira olacağını; yarın bir dolarının 20 lira olacağını görüyordu. Bu teyzemiz bile aslında 15 lirasının değerini korumaya çalışıyordu.