
AHDE VEFA TOPLANTILARI – Musa ORDU
AHDE VEFA TOPLANTILARI - Musa ORDU
Bütün dünya ülkelerimde böyle midir bilmiyorum. Bizim memleketimizde yaşayan insanlar ne kadar değerli ve kabiliyetli olursa olsunlar, umumiyetle, hayatta oldukları süre zarfında pek kıymetleri bilinip takdir edilmezler. Hatta öyle ki, bir kimse şahsi kabiliyeti ve çalışkanlığı ile kendi sahasında biraz temayüz edip öne çıkmaya başlamış ise, hemen en başta yakınındakiler olmak üzere, etrafındakiler haklı veya haksız en ağır tenkitlerini acımasızca yapmaya başlarlar. Çok fazla yükselmesine mâni olmak için de amiyane tabirle, paçalarından tutup devamlı olarak aşağıya doğru çekiştirirler.
Bunun günlük hayatımız da birçok örnekleri olduğu gibi, yakın tarihimizde de bir çok müşahhas misalleri bulunmaktadır. Hayatta iken devamlı olarak tenkit edip, yerden yere vurduğumuz kimselerin, öldükten sonra ne kadar değerli olduğunu, yerlerinin doldurulmasının imkânsız olduğunu anlatarak sonradan yasını tutarız.
HASARI DEĞİRMENLER – İsmet AKKAYA
HASARI DEĞİRMENLER – İsmet AKKAYA
Dünkü yazımın devamı.....
Yukarı değirmenin alt kısmında "link" veya "seten" dediğimiz ayrı bir bina vardı. Buradaki taş değirmendeki gibi yatay değil araba lastiği gibi dik ve etrafında dönerdi. Islak olan buğday malalarla taşın altına itilir buğdayın zarı-kapçığı temizlenirdi. Bulgur bu şekilde, kaynatılarak yapılır, değirmende veya evlerde el değirmenlerinde çekilir, farklı eleklerden elenerek iriliklerine göre sınıflandırılır.
Hasarı değirmeninin 3.dünü Kadif dayı açtı. Zayıf, kara kuru, çelimsiz, gariban bir adamdı. Derme çatma bir baraka yatacak bir şilte çalışa çalışa ilaveler yaparak kendini geliştirdi. Değirmeni büyüttü, hayvanlar için ayrı bir bölüm yaptı. Kırçıllı bir katırlı vardı, Salı günleri bizim hana çeker, babama nallatırdı.
HASARI DEĞİRMENLERİ – İsmet AKKAYA
HASARI DEĞİRMENLERİ – İsmet AKKAYA
Sevgili Hemşehrilerim, Değerli Dostlar,
Gıda güvenliği ülkemizin temel sorunlarından biri. Dünya nüfus artışını besleyebilmek iddiasıyla yola çıkan küresel güçler, geri kalmış veya kalkınmakta olan ülkeleri sömürmek için ürün tohumları ile uğraşmışlar, genleri ile oynamışlar, verdikleri hibrit tohumlar ile bu ülkeleri kendilerine bağımlı kılmışlardır. Ata tohumlarımız göz göre göre çalınmış, satışı yasaklanmış ancak mübadele ile ekimleri sağlanmıştır.
Bu takas işlemi son zamanlarda umut verici gelişmelerin habercisidir inşallah. Bazı belediye ve sivil toplum kuruluşlarının gayretlerini ümitle ve takdirle ve takip ediyorum. Yerli tohumlarla yetiştirilmiş ürünlerimizin hasreti içerisindeyiz. Avutmuş'umuzun ince kabuk domatesimizin pazara çıkmasını özlemle bekliyor, inanın o zamana kadar yediğim domatesten tat alamıyorum.
GERİ DÖNDÜRÜLEBİLİR VE DÖNDÜRÜLEMEZ TAHRİBAT – Ruhittin SÖNMEZ
GERİ DÖNDÜRÜLEBİLİR VE DÖNDÜRÜLEMEZ TAHRİBAT - Ruhittin SÖNMEZ
“Geri döndürülemez tahribat” sözüyle kastettiğim ekonomimizin içinde bulunduğu vahim ve hazin tablo değil.
Cumhurbaşkanlığı sistemine geçtiğimizden bu yana dolar kuru 4,70 liradan 16,7 liraya çıktı. Yani üç buçuk yılda Türk Lirası yaklaşık olarak dörtte birine düştü. Sadece son üç buçuk ayda yüzde 100 devalüasyon oldu. TL sadece dolar karşısında değil bütün dünya para birimleri karşısında anormal değer kaybetti.
Enflasyondaki hızlı yükseliş yüzünden her türlü malın etiket fiyatları günlük değil, gün içinde birkaç kere değiştirilir oldu.
Öngörülemezlik hali yüzünden malı olan satmak istemiyor, “yarın daha pahalıya olur” diye düşünenler ihtiyaçlarını öne alıp, bozulmayan ürünleri stoklamaya çalışıyorlar. Hiç kimse elinde TL tutmak istemiyor. Çoğu döviz veya altın alıyor. Alabilenler otomobil, emlak gibi alanlara yatırım yapmaya çalışıyor.
Star TV’de döviz büfesinden bir dolar satın alan bir teyzenin videosunu izledim. “Bu bir doları ne yapacaksın?” sorusuna, bu hanımefendi “böyle böyle biriktirmeye çalışıyorum” cevabını verdi. İçim yandı. Çünkü bugün 15 liraya aldığı bir ürünün yarın 20 lira olacağını; yarın bir dolarının 20 lira olacağını görüyordu. Bu teyzemiz bile aslında 15 lirasının değerini korumaya çalışıyordu.
Bir kızıl goncaya benzer dudağın… / Uğur ULUSOY
Bir kızıl goncaya benzer dudağın… / Uğur ULUSOY
Bir kızıl goncaya benzer dudağın
Açılan tek gülüsün sen bu bağın
Kurulur kalplere sevda otağın
Kim bilir hangi gönüldür durağın
Her gören göğsüme taksam seni der
Kimi ateş gibi yaktın beni der
Kimi billur bakışından söz eder
Kim bilir hangi gönüldür durağın
Kim sevmez ki bu şarkıyı…
Favori şarkılarımdan biri.
Dinlemediğim günler adeta kendimde eksiklik hissediyorum.
Her gittiğim mekanda da muhakkak bu şarkıyı çalmalarını isterim.
Aylin Şengül Taşçı’nın yanı sıra Hande Mehan’ın enstrümantalsiz yorumu ve yine Kurtuluş (Kurtuluş Türkgüven)’un rock versiyonlu yorumu bir başka güzel.
Sözleri Melek Hiç hanımefendiye ait olan bu güzel şarkının bestekarı birçoğunuzun bildiği gibi hemşehrimiz Amir Ateş’dir.
DAMNATİON MEMORİA… (Hatıraların Lanetlenmesi)
DAMNATİON MEMORİA... (Hatıraların Lanetlenmesi)
Hikaye sorunlu bir öğrenci ile öğretmeni arasında geçmektedir.
Öğretmeni öğrenciye; -“Neden arkadaşlarını kıskanıyor ve onların yaptıklarını bozuyorsun" diye sorunca, Çocuk; -“En iyi ben olmalıyım, en başarılı ben görünmeliyim" diye cevap verir.
Bunun üzerine öğretmen tahtaya bir çizgi çizer ve;
-“Bu çizgiyi nasıl kısaltabilirsin" der.
Kıskanç çocuk hemen atılıp bir kısmını siliverir.
-“Olmadı" der öğretmen, "silmek yok".
Bu sefer çocuk eliyle bir kısmının üzerini kapatır. Öğretmen;
-“Yine olmadı, kapatmak yok" der.
-“Başka nasıl yaparsın" diye soran öğretmen, bakar ki cevap yok, daha uzun bir çizgi çizer diğerinin yanına ve; "Bak öteki kısaldı" der.
-“Başkalarının çizgisiyle uğraşacağına, sen daha büyük bir çizgi çiz" der yaramaz öğrencisine.
Eski Roma'da, ''Damnatio Memorai - Hatıraların Lanetlenmesi" denilen bir terim ve uygulama vardır.
Bu uygulama; Sulla, Nero, Commodus gibi bir kaç imparatora ölümlerinden sonra uygulanmıştır.
Yaptıkları eserleri, koydukları kanunları, evleri-barkları, mezarları, heykelleri ve yazıtları günlük yaşamdan, usulca ve sinsice sistematik olarak silinmiştir.
Bu uygulamalar sonunda sanki onlar hiç yaşamamış gibi olmuşlar!
Bugün de bunların benzerlerini görüyoruz Türkiye'de. 21 y.y.'ın elverişli koşulları ve çok gelişmiş imkanları, durmadan 1930'ların Türkiye'si ile karşılaştırılmaya çalışılmaktadır.
O yılların zor şartlarında imkansızı gerçekleştiren bir liderle, 90 yıl sonrasının elverişli koşullardaki değerleri çarpıştırmanın altındaki hastalıklı psikoloji en hafifiyle kıskançlık olmalıdır.
Onuncu yıl marşını duyunca sinirlenenlerin, İzmir marşını duyunca salon terk edenlerin, İstiklal marşında ayağa kalkmayanların, TC'leri silenlerin, üniversitelerin, hava limanlarının, caddelerin, stadyumların adlarını değiştirenlerin bitmeyen hesaplarının motivasyonu, bu kıskançlık olmalıdır.
Aslında bugünün yöneticileri çok şanslıdırlar. Onu anlayabilseler ve özümseyebilselerdi, 21. yüzyılın olanaklarıyla, en az O'nunki kadar uzun ve kalıcı çizgiler çizmenin mümkün olacağını tahmin edebilirlerdi.
Eğer göz bebeklerine sinen o kıskançlık perdeleri olmasaydı, ''Seni geçtik ey Mustafa'' diye bağırdıklarında, en çok O'nun sevineceğini bilirlerdi!
Beş bin ver, beş bin ver! – Mehmet YILMAZ
Beş bin ver, beş bin ver! - Mehmet YILMAZ
Gerçekten ziyade gerçeklik algısının illüzyonu o kadar baskın ki, kapılanlar gerçeğin kendisine tahammül edemiyor. Dokunduğun derin uykudan uyandırılmanın tahammülsüzlüğü gibi tepki gösteriyor. Algıyı yöneten sistem istediği doğrultuda yönlendirmeyi de başarıyor.
Sürekli pompalanan algı “Milletimizi bölemeyeceksiniz. Bayrağımızı indiremeyeceksiniz. Ezanımızı susturmayacaksınız. Vatanımızı parçalayamayacaksınız. Bu ülkeye diz çöktüremeyeceksiniz…” Kim bunlar? Milleti bölmek isteyen kim? Bayrağı indirmek isteyen, ülkeye diz çöktürmek isteyen, vatani parçalamak isteyen kim?
Siz hangi pencereden bakıyorsunuz hangi projeksiyonu tutuyorsunuz bunu bilmiyorum ama bilin ki bu milletin %99’dan daha fazlası kutsal değerlere asla söz söyletmez. Artık yeter kendiniz gibi düşünmeyenleri düşmanlaştırma yaklaşımıyla siz kendinizce ülkemize hizmet ettiğinizi mi sanıyorsunuz? Ülkenin geleceği birlik beraberliği için en büyük tehdidi sizin olaylara bakış açınız ve bu yaklaşımınız oluşturuyor.
Namazın farzları – Fahri SAĞLIK
Namazın farzları - Fahri SAĞLIK
- Namazın kişiye farz olmasının şartları, Müslüman olmak, bulûğ çağına ulaşmak ve akıllı olmaktır. Sahih ve eksiksiz bir şekilde kılınabilmesi için namazın birtakım farzları, vacipleri, sünnetleri ve âdâbı vardır. Farzlara riayetsizlik, namazın bozulmasına yol açar. Namazın vaciplerinden biri sehven (yanılarak, yanlışlıkla) terkedilmişse sehiv secdesi yapmak, eğer kasten terkedilirse, namazın iade edilmesi yani yeniden kılınması gerekir. Sünnet ve âdâbındaki noksanlık ve kusurlar namazı bozmaz, fakat sevabını azaltır.
TELEFON KULLANIM ADABI – Mehmed Veysi DÖRTBUDAK
TELEFON KULLANIM ADABI - Mehmed Veysi DÖRTBUDAK
Bu da nerden çıktı dediğinizi duyar gibi oluyorum sevgili dostlar. Teknolojiyi getirmişiz fakat kullanımı konusunda hâlâ umursamazlık içindeyiz. Aslında kötü bir niyetimiz yok. Bencillik demeyeceğim. Kişi sevdiğini de kendisi gibi görür ve bilir diyorum. Herkesin bizim gibi olduğunu düşünüyoruz. Biz gecenin 03’ünde uyanıksak diğer kişiler de uyanıktır. Biz emekliyiz ertesi gün işe gitmiyorsak, herkes de işe gitmeyecektir o zaman. Sabah 9’a kadar 10’a kadar rahat uyuyacaktır herkes.
Ya da whatsapp üzerinden gruplara mesaj atıyoruz. E canım kötü bir şey yapmıyoruz ki, etrafı bilgilendiriyoruz. Bu hareketimizden dolayı bize teşekkür etmeliler. Cevap vermiyorlarsa bize karşı nezaketsizlik ediyorlar. Değil mi?
EĞER; – Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
EĞER; - Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
TIP okursan karşına insan DNAsının şempanze ile %98 aynı olduğu çıkar...
BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar...
FİZİK okursan karşına BİG BANG çıkar...
KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla İLK CANLILARIN nasıl oluştuğu çıkar...
TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar...
JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yıl yaşında olduğu çıkar...
ARKEOLOJİ okursan karşına tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan
SÜMER kültürü çıkar...
PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu...
EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın balık atasından kalma solungaçları ve kuyruk çıkar...
Ama hiçbir şey okumazsan sana ne söylenirse ona inanırsın.
Buraya nasıl geldik? – Mehmet YILMAZ
Buraya nasıl geldik? - Mehmet YILMAZ
Bu gün bulunduğumuz noktanın belirleyicisi dünkü tercihlerimizdi. Yarın olacağımız noktayı da bu günkü yapacaklarımız belirleyecektir.
Bu gün, içine düşürüldüğümüz ekonomik bunalım, paramızın pula dönmesi, zamlar, hayat pahalılığı, derinleşen kalıcı yoksulluk, açlık… Dünkü seçimlerimizin bir sonucuydu. Bu gün izleyeceğimiz yol ya bizi bu bunalımdan kurtaracak, ya da daha da fakirleşeceğiz.
Yolsuzluk yoksulluk ve yasakları ortadan kaldıracaktık. “Üstünlerin hukuku yerine hukukun üstünlüğü” esas alınacaktı. Reformlar AB istediği için değil, bizim insanımız buna layık olduğu için hayata geçiriliyordu!
Temmuz ayından itibaren Türkiye ekonomisi atağa kalkarak öyle bir sıçrama yapacaktı ki, etrafımızdaki herkes bizi kıskanacaktı. Eylül ayında açıklanan Orta Vadeli Programa göre de 2022 yılında dolar 9,27 lira olacaktı, kasım sonunda 14 lira sınırına dayandı.
Şimdi anlıyoruz ki Avrupa Birliğine girme hayaliyle çıktığımız yolda kaptan rotayı Çin’e çevirmiş.
ÇOCUKLARIN GELİŞİMİNDE BABANIN ÖNEMİ-1 – Seyfettin KARAMIZRAK
ÇOCUKLARIN GELİŞİMİNDE BABANIN ÖNEMİ-1 - Seyfettin KARAMIZRAK
“Bana bir bayram verin. İçerisinde babam olsun…”
Son yıllarda toplumsal hayatta yaşanan değişimler, ailedeki rollerin farklılaşması, çocuğun gelişiminin ve eğitiminin giderek daha önem kazanmasını, baba-çocuk ilişkisinin de hak ettiği ilgiyi görmesine yardımcı olmuştur.
"Çocuğun zihinsel¸ fiziksel ve sosyal gelişimi¸ gelecekteki yaşamı¸ iş ve özel hayatı¸ kuracağı aile yapısı¸ başarılı olması ya da olmaması¸ kişisel ilişkileri ailesinde yaşadığı ortama¸ anne-baba-çocuk ilişkisine bağlıdır."
Etkin bir baba, çocukların her türlü gelişimlerini olumlu etkilemektedir. Babanın çocuğu ile ilişki kurma biçimi, çocuğun kişiliğini etkiler. İlgili ve sevgi dolu bir tavır, çocukların sosyal uyum yeteneklerinin artmasına¸ liderlik özellikleri geliştirebilmelerine etki etmektedir.
İLLALLAH!.. – Duygu MERT
İLLALLAH!.. - Duygu MERT
Günaydın…
Nasılsın değerli okuyucu?
‘ülkem gibisin’ öyle değil mi?
Artık -istisnasız- herkes birbirine nasılsın diye sorduğunda bu şekilde cevaplıyor ‘ülkem gibiyim’…
***
2020’nin haziran ayında bir bagajla gittiğim Muğla-Milas/ Kıyıkışlacık’tan 16 ay sonra döndüm İzmit’ime..
‘Ooo ne şanslısın’ diyenleri duyar gibiyim..
Pek öyle olamadı..
Lokasyon bağımlılığımız yoktu, çalıştık gittiğimiz yerde de..
Gündemi takip ettik..
Kendimizce analizler yaptık, yorumladık…
Az sayıda köşe yazısı, çok sayıda sosyal medya paylaşımları yazdık, sürdürdük.
Döndük…
Nur topu gibi bir 'Yüksek tansiyon' sahibi olarak döndük 30 Eylül 2021’de..
KUR YÜKSEK AMA REKABETÇİ DEĞİL – Ruhittin SÖNMEZ
KUR YÜKSEK AMA REKABETÇİ DEĞİL - Ruhittin SÖNMEZ
Erdoğan ve Merkez Bankası yönetimi politika faizini indirmek suretiyle yeni bir ekonomik modeli denediklerini ifade ediyorlar.
Faizi indirince yükselen döviz kurlarını “rekabetçi kur” diye tanımlıyorlar. TL’nin değersizleşmesi ile ihracat için rekabet gücü kazanılacağını, böylece dış ticaret açığı ve cari açığı azaltacaklarını düşünüyorlar.
Teorik olarak kısmen doğru olan bu açıklama, talimatla faiz indirmenin doğru bir karar olduğunu göstermiyor.Çünkü Türkiye’nin ithalata bağımlı, teknolojisi sınırlı sanayi yapısını göz ardı ediyorlar.
Türkiye’nin ithalatı içinde en büyük payı hammadde ve ara malı ithalatı oluşturuyor. 2013-2021 yılları arasında hammadde ithalatının toplam ithalat içerisindeki ortalama oranı %73,01’dir. Bu çok yüksek bir oran.
Daha da kötüsü, hammadde ve ara malları ithalatımızın yaklaşık %54’ü işlem görmüş hammaddelerden oluşmakta.
YOLCULUK ÇOK KISA
YOLCULUK ÇOK KISA
İhtiyar bir hanım otobüse bindi, koltuğuna oturdu. Sonraki durakta genç, hareketli ve biraz da asabi bir kadın bindi otobüse ve yaşlı kadının yanına oturdu. Torbaları elinde çok yer kaplıyordu. İstemeden yol boyunca torbalar ihtiyar kadına çarptı.
Canı yanan ihtiyarın sessiz kaldığını görünce genç kadın, yaşlı kadına bu kadar sakin kalabilmesine şaşırdığını söyledi.
İhtiyar kadın gülümseyerek “Kaba olmaya ya da ehemmiyetsiz bir şey için münakaşaya, kalp kırmaya değer mi? Çünkü senin yanındaki yolculuğum çok kısa... Bir sonraki durakta zaten ineceğim..." dedi.
‘Gemuhluoğlu, yol güzergahındaki taşları döşeyen insandı’ – Fatih TÜRKYILMAZ
'Gemuhluoğlu, yol güzergahındaki taşları döşeyen insandı' - Fatih TÜRKYILMAZ
Kültür Konseyi Derneği Başkanı Dr. Metin Eriş, Fethi Gemuhluoğlu'nun yaşamı boyunca savunduğu değerlere ilişkin, "Fethi ağabey, Anadolu çocuklarının zaman içerisinde manevi ve milli değerlerle mücehhez hale gelmelerini sağlardı. Onları sol ve sağ fraksiyonlardan, uca kaçmaktan koruyarak onların daha kamil, olgun ve bilgili olmalarını sağlamak için elinden geleni yapan bir ağabeyimiz, bir büyüğümüzdü." dedi.
Zihniyetinizden İstifa Ediyorum – Süleyman PEKİN
Zihniyetinizden İstifa Ediyorum – Süleyman PEKİN
90’lı yılların muhalif yapısını ortaya koyan iddialı bir tiyatro oyunu vardı; “Medeniyetinizden İstifa Ediyorum” diye. Amma velâkin gitgide 80’li yılların o pek meşhur banka reklamına döndük, dönüştük: ‘Yok aslında birbirimizden farkımız; ama biz milliyetçi/ülkücü bankasıyız’.
İdeoloji bankalarının sermayesi insandır, sürekli onu harcarlar. Gerek 80 öncesinde (artı 60’ların sonlarında ve 90’ların başlarında iç hesaplaşmalar da antrparantez), gerek 99 sonrasında Ecevit’e ve 2016 sonrası Erdoğan’a yancılıkta ‘bozdur bozdur, harca’ sistemiyle oynadık. Bu sistemde taktik-maktik yoktu; bam-güm, kime denk gelirse.
Ne derler: “Haddini aşan her şey zıddına inkılâp eder.” Yani neyi aşırı eleştiriyorsan zamanla ona dönüşürsün. İslamcı cenahın ‘Yahudi, Yahudi’ demekten dilinde tüy bitti. Ve Yahudileşti, klanlaştı, ticarîleşti. Sol cenah ‘burjuvazi, burjuvazi’ diyerekten epey bir burjuvalaştı; kapitalist seçkinleşme yolunda. Bizim sarkık bıyıklı ve kurt parmacıklı cenah ise “kahrolsun PKK” ve “bölücü hainler” diye diye ağız alıştırdıkça hem kendi insanına ‘hain’ yakıştırmasına hem de terörize faaliyet sayılan darp, gasp, şantaj, tehdit vb illegal eylemlere yol buldu. Dahası kitle anormalleştikçe normali de anormal görmeye konuşlandı.
HATIRALAR ARASINDA… / Prof. Dr. Mehmet Mehdi ERGÜZEL
HATIRALAR ARASINDA… / Prof. Dr. Mehmet Mehdi ERGÜZEL
Abasız, Postsuz Bir Derviş…
-Mehmet Emin Ağar Bey İçin-
Tanpınar’ın “Ne İçindeyim Zamanın” mısraıyla başlayan şiirinden hafızamda kalanları mırıldanıp duruyordum son günlerde… Maksadım o şiirde geçtiğini tam hatırlamadığım mısralarla, bir ruh hâline karşılık aramaktı. Şiirin bir yerinde geçen şu mısralar rahatlatıcıydı:
“Başım, sükûtu öğüten / Uçsuz bucaksız değirmen /
İçim, muradına ermiş, / Abasız, postsuz bir derviş…”
Acaba biz muradımız yolunca giderken içimizde ve dışımızda olup bitenlere ne kadar müdahil olabiliyoruz? Kader, ömür dediğimiz zaman içinde hükmünü icra ediyor ve bizi sükûn sahillerinde dinlenmeye alıyor. Resmî hayatta buna “emeklilik” diyorlar. Yakın zamana kadar “tekaüd olma” denildiği gibi. Bu kelimenin “karşılıklı oturma” manası da var. Kelimenin geldiği “kuûd” un bir manası da “namazın oturarak eda edilen kısmı” …
Yıllar önce, kendisine “mütekaidînden ve müderrisînden Hacı Mehmed Emin Bey” diye hitabına niyetlendiğini haber aldığımız yirmi şu kadar yıllık arkadaşımız, belki de “tekaüd” kelimesinde mündemiç manalara doğru yeni bir hayırlı bir kapı açmaktadır. “Keşke devam etseydi..” temennileri samimi olsa da dostları, karar sahibinin gidişini; “hırka ile taç” yerine “gönlünü derviş eyleme” yönünde belirlediğini düşünerek, sağlık ve afiyet dilediler…
Sahi, OPON var mı?? – Kandıralı FETHİ
Sahi, OPON var mı?? - Kandıralı FETHİ
Başım ağrıyor dedim Nurgül Duru’ya..
Temiz havaya ihtiyaç..
Nerden çıktı, hayırdır..
Başa, dişe, bel ağrısına, söylemesi ayıp..
Bayanların sancılarına. Her derde deva..
GRİPİN ile #OPON'un firma olarak, yarıştığı yıllar.
Biii eczane vardı, GANDIRA'DA
Asım EVİN beyin
EVİN ECZANESİ....
Biiii eşi vardı, Asım beyin; hocamız - öğretmenimiz.
TURAN hanım. (Dostlar başına)
Eyvaaaa beyaaa...
Bilen - bilir..
Gene gidicem, biii yerlere..
GARIŞUK - GURUŞUK yerlere...
Yazımın başı ile kıçı, APAYRI yerlere gitse de... yazıcem....
KOKTEYL olsun.
Ters taraftan yürücem, AKÇEŞMEYE...
ELETİRİK fabrikasına doğru,
"gümm gümm"
çalışsın.
SAĞIR Memduh abi, 25 wt lık ışık ile tüm KNDR'yı ışıklandırsın..
Gayışları kopmasın yeterki, çarkların.
aşaaa inicem şimdi ...
ŞEKERİM ŞERİF ablamdan aşşa.
DÜRDANE ablamların evin önünden..
KIRTASİYE Kel Sezai abiler. Oğlu vardı ZÜHTÜ.. Bilir misiniz.!
Başım ağrıyor, biii #OPON içtim...
Tarlaların arasından, ŞOSE'ye çıktım, İzmit yoluna.
Ezbere biliyor beynim, zaten ayaklarım götürür beni,
HATIPINARINA
biiii
SU İÇİMİ....
Bii mola verdim,.
#OPON iyi geldi..
Bii sigara olaydı şu an.. Ama bırakalı onlarca yıl oldu...
Üfleseydim, TOK İÇİMLİ - BOL DUMANLI #Birinci sigarasının dumanını...
Üfleseydim, eski yaşanmışlıkların üzerine..
HATIPINARINDAN.... SEYRETSEYDİM, bir bir, kapanan evlerin ışıklarını..
Başım ağrısı geçti..
Sahi, OPON var mı??
MÜSLÜMCÜNÜN ÇİLESİ – Süleyman PEKİN
MÜSLÜMCÜNÜN ÇİLESİ – Süleyman PEKİN
Galip Erdem’in “Ülkücünün Çilesi” bakışı ve kitabı ‘ülkü’yü idealizm ve adanmışlık mânâsında anlayanlar arasında meşhurdu.
Rahmetli derdi ki; “İç Türklere rağmen milliyetçi, dış Türklere rağmen Turancı, Müslümanlara rağmen Müslüman olabilen insan, ülkücüdür.”
Bir soğan cücüğünde hasbelkader konumlanmayı ‘ülkücülük’ zannedenlere 15 yıldır ‘gönüllü kerizlik’in neye tekabül ettiğini yaza-çize anlatmaya çalışıyoruz. Şimdengerü Müslümcü de diyebiliriz.