Mustafa Küpçü ile aile geçmişi ve geleceğe mirası… – Gül ANASAL
Mustafa Küpçü ile aile geçmişi ve geleceğe mirası… - Gül ANASAL
Mustafa Küpçü, büyük bir arşive sahip. “Her konu hakkında arşivim var.” diyor. Kanıtsız konuşmuyor. 1970’li yıllardan haber ve röportajlar dahi varmış arşivinde. “İnsan unutkandır ama hafıza kayıtla güçlenir; arşiv ise unutmaz. Bu yüzden yaşadığımız önemli şeyleri mutlaka not almalı, arşivlemeliyiz.” diyor Mustafa Küpçü.
18 Mart Çarşamba günü Kocaeli Dokümantasyon Merkezi Yaşayan Tarih Sohbetleri konuğumuz Mustafa Küpçü idi.
Müzeyyen Ünal hoş geldiniz dedikten sonra konuğumuzu “Pek çok cephesiyle hepinize hitap eden, tiyatro oyunları ile heyecan veren, yazılarıyla kim bilir nelere dikkatinizi çeken bir gazeteci, yazar, şair, oyuncu olarak tanıdığımız Mustafa Küpçü bugünün konuğu.” diyerek açılış konuşmasını yaptı ve “Aslında konuk demek doğru değil. Kocaeli Dokümantasyon Merkezi kurucu üyesi ve demirbaş üyelerinden.” diyerek Mustafa Küpçü’yü anlattı bizlere. Müzeyyen Ünal günün anısına 18 Mart’ın önemini de dile getirdi. Ve sözü Mustafa Küpçü’ye bıraktı.
“Aslında bugün burada tarih sohbetlerinin ana içeriği olan kişileri tanıtma ve onların anılarını yansıtma amacının ötesinde benim bugün için düşündüğüm farklı bir şey var. Sizlere sürpriz olsun istiyorum. Şimdi elimde Kocaeli valiliğinin 12-12-1995 tarihli bir yazısı var. Valimiz Kemal Nehrozoğlu.
Kemal Nehrozoğlu kentin ve kentin değerlerine sahip çıkma duyarlılığı ile Kocaeli Dokümantasyon Merkezi’nin gelecek kuşaklara bir katkı olarak hazırlanmasını bizlere öneriyor, rica ediyor.” diyerek konuşmasına devam etti.
Mustafa Küpçü, Kocaeli Dokümantasyon Merkezi’nin o günkü ilk toplantısında kimlerin olduğunu da söyledi bizlere. “Ali Koç Demirören, Nazmi Oğuz, Süreyya Sofuoğlu, Kazım Ertek, Nuri Durak, Adnan Filiz, Tülay Filiz, Sabri Yalım, Şerif Ünan, Faruk Ertunç, Hikmet Erenkaya, Savaş Poyraz, Burhan Akçin, Sevcan Tamer, Müzeyyen Ünal, Fisun Nemutlu, Tanzer Ünal, Şakir Balkı ve Mustafa Küpçü. Bizler değerli valimizin yaktığı ateşi bu kent ölçeğinde yaymak üzere görev üstlenmiş insanlarız.”
“Sevgili dostlar, ben yetmiş beş yaşımı doldurdum. 1998 yılında aktif siyaseti noktaladım ve bir daha herhangi bir siyasi görev istemedim, üstlenmedim. O andan itibaren sade bir Türk yurttaşı olarak hem kentimin sorunlarını, ülkenin sorunlarını anlatmaya çalıştım. Bizler kültür ve sanatın önemini 1970’li yılların başında öğrenmiştik. Hatta on beş gün içinde ‘Sokrates Savunuyor’ oyununu oynayabilmek için İstanbul Şehir Tiyatroları’na dekor, kostüm ve mizansen kopyası almak için gitmiştik. Rahmetli İhsan Devrim neden geldiniz demeden bizim önümüze bir değerli sanatçıyı vererek bize yardımcı oldu. Sonra da küçük bir kart içerisine, bu oyunu 1968 yılında oynayan Engin Uludağ ‘ın telefonunu verdi ‘Arayın size yardımcı olacaktır.’ dedi. Aradık, İstanbul’dan İzmit’e her gün geldi gitti bizi çalıştırdı ve matine suare SEKA sinemasında o oyunu oynadık. Bizi gururlandıracak, onurlandıracak ve kentimize bir şeyler yapmış olmanın fırsatını verecek olaylardan bir tanesi böyleydi.”
“Bu kente benim ailem ne zaman geldi, ne arıyor?” diyerek şecere çıkarttığını söylüyor Mustafa Küpçü. “O şecerede torunum Mina’ya kadar Küpçü ailesinin fertleri var.” diye ekliyor.
Mustafa Küpçü, etkinlikte aile geçmişini ve İzmit’in kültürel hafızasını fotoğraflarla birlikte bizlere anlattı.
“Selanik Debreli’den gelen Süleyman Dede, Büyükbabam Ali Dede, kendi babam Muammer, Süleyman Dede’nin ikinci evliliğinden olan oğlu Hakkı amcam ve büyükbabamın bir başka oğlu Özdemir Küpçü. Büyükbabamın bana anlattığı kadarıyla hafif künkler yapılıyor ve Karamürsel’in suyollarını bizim künklerimizle yaptıklarını söylüyorlardı. Ve bende ailemle gurur duyuyorum. Hayatta olmayanlara rahmet diliyorum.” diyerek 1947 yılında SEKA camiası içinden bir grup insan İzmit Musiki Derneği’ni kurmuş ve orayla ilgili aile anılarını anlattı bizlere Mustafa Küpçü.
“1912 yılı Balkan Savaşı’nda Selanikli Mustafa Dede, Süleyman ve Süleyman'ın çocukları, Ali, Hasan ve Kemal zor da olsa İstanbul’a, daha sonra da İzmit’e geliyorlar. Pek çok göçmen öyküsünde olduğu gibi, mal mülk her şeylerini bırakıp geliyorlar. Büyükbabamın anlattığına göre Mustafa Dede yaşlı, Süleyman Dede orta yaşlarda, büyük oğlu Ali ise henüz sekiz yaşındadır.
Süleyman Dede, Rum kökenli bir kişiden toprak kaplar imalatını öğreniyor. Baba ve oğulları da ona yardım ediyorlar. İki yıl sonra 1. Dünya Savaşı başlıyor. Savaş sonunda önce İngiliz askerleri, daha sonra da Yunan askerleri İzmit’i işgal ediyorlar. Ortanca kardeş Hasan, Eşek Meydanı’ndan odun taşırken Yunan askeri tarafından şehit ediliyor.”
Savaş ve işgal yılları oldukça zor geçer aile için.
İzmit, tarihsel geçmişiyle önemli bir kent olmakla birlikte, o yıllarda nüfus yoğunluğu düşük, sakin bir şehirdi. Kentte esnaf ve eşraf birbirini çok iyi tanırdı. Neredeyse her ailenin bir lakabı vardı: “Marangoz Hasanlar”, “Gebeşler”, “Kurukahveciler”
Soyadı Kanunu çıktığında Ali Dedesi “Vurdöndü” soyadını almış. “Ben ortaokuldayken soyadımız buydu ve zaman zaman ‘Vursam döner misin?’ gibi sözlere maruz kalır, buna çok kızardım. Daha sonra Avukat Hasan Yazıcı, büyükbabamı ikna eder ve soyadımız ‘Küpçü’ olarak değiştirilir.”
Büyük oğul Muammer, 1949 yılında Kandıralı “Kaymakçılar” ailesinden Halime Hanım’ın kızı Şükran ile evlenir. 1950’de Mustafa, 1953’te Süleyman dünyaya gelir.
Özdemir ise, Eseler köyü kökenli Mustafa Gebeş’in kızı Nevin Hanım’la 1952 yılında evlenir. Bu evlilikten 1953’te Vedat, 1958’de Nejat doğar.
“Biz, üç kuşak on kişi birlikte yaşadık. Annelerimiz de biz çocuklar da hiçbir ayrım olmaksızın, kardeşçe bir hayat sürdük. Tabii, bazı ilginç durumlara rağmen!”
“Örneğin annemin ve yengemin tüm giysilerini babaannem alırdı. İki elti, çoğu zaman aynı kıyafetleri giyerdi.”
“Anneannemin aile geçmişi Bulgaristan kökenlidir. Ne zaman, neden Kandıra’ya geldiklerini bilmiyorum. Anneannem Halime Hanım; boylu poslu, mavi gözlü, sarışın bir kadınmış. Üstelik son derece çalışkan… Bu çalışkanlığına bizzat tanık olduğum için ona ‘Cabbar Halime’ derdim.” diyor anlatırken Mustafa Küpçü. “Genç yaşta, yakışıklı bir adam olan Gümrük Memuru Fehmi Bey ile evlendirilmiş.”
1931 yılında kızları Şükran dünyaya gelir. Ancak Şükran henüz altı aylıkken Fehmi Bey vefat eder. Kısa bir süre sonra Halime Hanım’a talipler çıkar. O ise kızını düşünerek bu teklifleri kabul etmez. Aile, bir süre sonra Halime Hanım’ı kayınbiraderi Hulusi Efendi ile evlendirir.
“Ben ve kardeşim, her yarıyıl tatilinde ve yaz aylarında büyük bir hevesle Kandıra’ya gider, anneannemlerde kalırdık. Tarlalarında ayçiçeği, mısır ve keten ekerlerdi. Anneannem ayrıca bir çift hayvan besler, sütünü satardı. Biz gittiğimizde o süt bize kalırdı. Evin bahçesinde marul, soğan, biber, salatalık ve domates yetiştirir, pazara götürüp satardı. Üst katta ise “düzen” dediği bir tezgâh vardı; orada iç çamaşırlık bezler, çarşaflar ve kilimler dokurdu. Hulusi Dedem sessiz ama çok çalışkan bir adamdı. Köy köy dolaşıp çarık sattığı için ‘Çarıkçı Hulusi’ olarak tanınırdı. Zamanla lastik, ardından deri ayakkabılar satmaya başlar. Ağva pazarına giderdi. Ama belki de en ilginç işi, Kandıra ile İzmit arasında at arabasıyla yaptığı ‘Kargo’ taşımacılığıydı. İzmit’e gidecek yükleri alır, ilk gün Çubuklu’da konaklar, ertesi gün İzmit’e varırdı. Orada malları boşaltır, bu kez Kandıra’ya götürülecek yükleri alır ve aynı güzergâhtan geri dönerdi. Her ikisi de çok çalışkan, son derece saf, temiz ve güzel insanlardı. Saygı ve rahmetle anıyorum.”
“Annem; minyon yapılı, beyaz tenli, iç dünyasının temizliği yüzüne yansımış bir güzellikti. Babasının yerini alan amcasından hiç incinmediğini söylerdi.”
Annem hep şöyle derdi: “Babanı ilk kez nikâhta gördüm.”
“Ama sonra… Birbirlerine sevgi ve saygıyla bağlanmışlar. Biz de kardeşimle birlikte, onların şefkatiyle, tek bir fiske bile yemeden büyüdük.”
“Biz de çocuklarımızı aynı insani değerlerle yetiştirmeye çalıştık. Oğlumun, torunum Mina ile kurduğu sıcak ve arkadaşça ilişkiyi gördükçe, bu mirasın sürdüğünü hissediyorum.”
“Babam, ailenin ilk çocuğuydu… Ve belki de ilk fedakârlık yapanı. Ortaokul son sınıfta eğitim hayatı sona erdi. Hayatın yükü erken yaşta omuzlarına bindi. Zamanla iş hayatının yoğunluğu içinde daha duygusal bir insan haline geldi.”
Mustafa Küpçü çocukluk ve ilk gençlik yılları, babasıyla birlikte çalışmayı öğrenerek geçmiş. “Hayatın içinden, doğrudan deneyimlerle büyüdüm.” diyor
“İlkokul yıllarımda Havva Öğretmen’in emeği büyüktür. Ortaokulda ise arkadaşım Bülent’le ‘Füze yapmaya çalıştığımız’ günleri gülümseyerek hatırlıyorum.” diyor
Babasının vefatı hayatında önemli bir kırılma noktası olmuş Mustafa Küpçü için..
“Lise yıllarımda okul tiyatrosunda ‘Köşebaşı’ oyununda yer aldım. Şiir ve kompozisyon yarışmalarına katıldım. Unutamadığım bir felsefe sınavı bile vardır. İzmit Halk Oyuncuları ile sahneye çıktığım, okul orkestrasında yer aldığım günler, hayatımın en canlı dönemlerinden biriydi. 1970 yılı, benim için eğitim hayatında bir “üçüncü mola” oldu. Tiyatro ve müzikle daha yoğun ilgilendim. Metronomlar Orkestrası’nda solistlik yaptım. Cengiz Oray, İlhan ağabey ve baterist Alkan ağabeyle birlikte çalıştım. Ölen Hangisi’ adlı oyunla Orduevi’nde sahneye çıktık.”
“10 Şubat 1970’te Ali Osman ile birlikte Ankara’ya gittim. 13 Şubat’ta Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ilk günüm… 12 Mart 1971 ve sonrasında yaşananlar ise hayatımızda derin izler bıraktı.”
“Ankara’da radyo stajı yaptım. ‘Toplumun Temeli Aile’ programında Elçin Temel ile birlikte vatandaş röportajları gerçekleştirdik. Tiyatro çalışmalarım devam etti. Vedat Nedim Tör’ün ‘Kör’ adlı oyununda yer aldım.”
“1972’de KYÖD Pişmaniye Şenliği’nde bulundum. Yener Süsoy, Erol Büyükburç, Üsküdar Musiki Cemiyeti’nden Emin Ongan ve Ahmet Katıöz gibi isimlerle yollarım kesişti.”
Aynı yıl “Sokrates Savunuyor” adlı oyunda da sahne almış Mustafa Küpçü.
“Aynı dönemde, Zafer Ergin’in sunduğu ‘Kim Bilir?’ adlı yarışmaya da katıldım. Mezuniyetinin ardından “Yeni Yerleşmeler Projesi”nde görev almış Mustafa Küpçü.
“Askerlik görevimi Tuzla Piyade Okulu’nda tamamlamış. 1977-78 döneminde Kocaeli Meslek Yüksekokulu’nda “Yönetim Bilimi” dersleri vermiş.
“Marmara Belediyeler Birliği bünyesinde kent planlama, çevre sorunları, eğitim çalışmaları ve şenlik organizasyonlarında aktif görev aldım. Bu süreçte Ali Gürlü ve pek çok değerli isimle birlikte çalıştım.”
“1980 yılının Mayıs ayında, Ceyhan’da düzenlenen Akdeniz Kentler Birliği Konferansı’na katıldım. Bu dönemde yaklaşık altı buçuk yıl boyunca alüminyum doğramacılık yaptım. 1991 yılından itibaren gazete ve televizyonlarda programlar yaptım. Sendikalarda ‘Eğitim Direktörü’ olarak görev aldım. Aynı dönemde Ajans Kayra’yı kurarak tanıtım, halkla ilişkiler ve sigorta acenteliği alanlarında faaliyet gösterdim. İGSAŞ Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum.”
Akademik ve Eğitsel Çalışmalar
“1998-2000 yılları arasında Kocaeli Üniversitesi’nde “Uluslararası Politika ve Siyaset Bilimi” alanında yüksek lisans yaptım.
Kandıra ve İzmit Meslek Yüksekokulları’nda;
Siyaset Bilimi, Siyasi Tarih, Toplumbilim, Kurumsal Kimlik, Etkili Sunum Teknikleri alanlarında dersler verdim.” diyor
1999 depremi, hayatında derin izler bırakan bir dönüm noktası olmuş Mustafa Küpçü için. “Bu süreçte önemli ve radikal kararlar aldım.” diyor
Üyelikler ve Kurucu Görevler
KYÖD (Kurucu üye)
ODTÜ KYÖD
ADD Kocaeli (Kurucu üye, iki dönem başkanlık)
CHP üyeliği
Kandıralılar Derneği
SODEV Vakfı (Kurucu üye)
Tüm Balkan Türkleri Derneği (Kurucu üye)
İZEYAP (Kurucu üye)
Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti
Kocaeli Dokümantasyon Merkezi (Kurucu üye)
2024 yılı itibarıyla emekli olmuş Mustafa Küpçü.
Hayatı boyunca hem aile değerlerini hem meslek ve siyaset deneyimlerini aktardı bizlere; “Hem de yeni nesiller için bir miras bırakmayı hedefledim.” diyerek bitirdi sözlerini Mustafa Küpçü.
Sizlere tam detaylı bilgi vermek istediğim ve geçen hafta araya bayram girdiği için yazamamıştım. Ben de anlattıklarıyla daha iyi tanımış oldum Mustafa Küpçü’yü. Sizlere de iyi okumalar diliyorum.