
Biri demiş ki!..
"İş hayatında, Büyük başarılara ulaştım.
Kimilerinin gözünde; Hayatım başarının timsali;
Fakat işin dışında; Çok az neşem oldu benim.
İşin sonunda; Zenginliğim ve Alışmış olduğum hayatın, Bana getirdiği tek gerçeklik;
Ölümle yüzleştiğim şu anda, Yatağımda uzanıp, Hayatımı gözlerimde canlandırırken; Fark ettim ki; Gururlandığım şöhretim ve servetim; Ölümün karşısında ne kadar da manasızmış.
Arabayı kullanmak için;
Size para kazandırması için;
Birilerini işe alabilirsiniz.
Ancak;
Hastalığınızı taşıması için, Kimseyi işe alamıyorsunuz.
Kaybedilen maddi şeyler bulunabilir veya yerine başkası konur;
Fakat; Kaybedildiğinde bulunamayacak veya, Yeri dolmayacak tek şey var; O da “Hayat.”
Şu an; Hayatınızın hangi sahnesinde olursanız olun; Zaman ile; O sahne perdesinin kapanması ile yüzleşeceksiniz.
Tavsiyem;
Ailenize, eşinize, arkadaşlarınıza; Çok kıymet verin ve sevin.
Kendinize iyi davranın ve insanlara değer verin.
Yaşlandıkça ve ümit ediyorum akıllandıkça; Fark ediyorsunuz ki;
300 dolarlık saat de, 30 dolarlık saat de; Aynı zamanı söylüyor.
İç huzurun bu tarz şeylerle elde edilmediğini, Anlıyorsunuz.
İster first class, ister ekonomi uçun; Bilin ki, o uçak düşerse sizde düşeceksiniz.
O yüzden umut ederim ki;
Şunu anlarsınız; Kahkaha attığınız; Sohbet ettiğiniz; Şarkılar söylediğiniz; Kuzeyden-Güneyden; Doğudan-Batıdan; Cennetten ve Dünyadan; Konuştuğunuz ahbaplarınız,
Dostlarınız, Eski arkadaşlarınız,
Anneniz,
Babanız,
Erkek kardeşiniz,
Kız kardeşiniz varsa;
Bilin ki gerçek mutluluk; Onlarmış...
Çocuklarınızı zengin olması için eğitmeyin; onları mutlu olmaları için eğitin.
Böylelikle büyüdüklerinde; Her şeyin fiyatını değil, değerini bilirler.
Yemeğinizi ilacınız gibi yiyin; Aksi halde ilacı yemek yerine yersiniz.
Sizi seven kişi, sizi asla bırakmayacaktır. Bırakmak için yüzlerce neden saysa da;
Mutlaka sizde kalmak için sebep bulacaktır. Bilin ki;
İnsan ile insan olabilmek arasında, Çok büyük fark var ve,
Bunu anlayan çok az insan var.
TÜRK PAŞASI BÖYLE OLUR. GERİSİ TEFERRUAT.
Hasan Kundakçı Paşa'yı bilir misiniz? Hatırladınız mı?
Doğumu 96'dan sonra olan gençlerimizin çoğu bilmez ve hatırlamaz... Hatırlatalım öyleyse.!
Prof. Küçükusta: Tüm sağlık reçeteleri yalan‼️
Profesör Ahmet Rasim Küçükusta ezberleri bozdu.
Dünya sağlık kartellerini eleştirdi. "Hastaneye giderseniz sizi zorla hasta ederler" dedi.
*Not: *Bir vatandaşın itirafnamesi. Doğru söze ne denir.
KAYBETTİK!..
YENİDEN KAZANMAK DUÂSIYLA...
Hükümeti kazandık, Hikmeti kaybettik.
Makamı kazandık, Mevkiiyi kaybettik.
Seçimi kazandık, Geçimi kaybettik.
Parayı kazandık, "dara"yı kaybettik.
Nimete gark olduk; Hamdı, Şükrü kaybettik.
Camiiler yaptık, Cemaatı kaybettik.
Yollar açtık, İstikameti kaybettik.
Örtüyü kazandık, Başı kaybettik
Hedefi bulduk, Edebi kaybettik.
Zenaatı kazandık, Kanaatı kaybettik.
Pahalı arabalara bindik, Yolu kaybettik.
villalar köşkler aldık, Rüyalarımızı düşlerimizi kaybettik.
Eşyaları koruduk; Ahmetleri, Ayşeleri kaybettik.
Devasa okullar yaptık, Talebeyi kaybettik
Adliye Sarayları yaptık, Adâleti kaybettik.
Geleceği kazandık, Gençliği kaybettik.
Hakkı kazandık, Teraziyi kaybettik.
Toy'u kazandık, Soy'u kaybettik.
İzanı kazandık, Kızı Kızanı kaybettik.
Misafir odaları döşedik, Misafiri kaybettik.
Ve maalesef;
Kazanmanın anahtarını bulduk, Karakterimizi kaybettik.
ALLAH;
Kaybettiklerimizi tekrar kazanmayı nasip etsin İnşaallah.
Âmin ÂMİN ÂMİN...
KANSER DALGA DALGA GELIYOR – Prof.Dr. Erkan TOPUZ
KANSER DALGA DALGA GELIYOR – Prof.Dr. Erkan TOPUZ
Prof. Dr. Erkan Topuz, verdiği şu çarpıcı bilgilerle kanserin boyutlarını açıkça ortaya koymakta: "Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yılında 20 milyon insan kansere yakalanacak. Ama eğer bunları yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yüzden gözümüzü açalım. Bu iş çocukluktan başlıyor.
Çocuklarımıza bu terbiyeyi vermek zorundayız. Ailedeki çocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa çocuk da onu yer
( tabiki anne bilinçliyse.. .! )."
BİRAZ DA GÜLELİM
BİRAZ DA GÜLELİM
Mezarlık girişinde, “ Biz de gezerdik siz gibi, / Siz de geleceksiniz biz gibi..” yazıyor. Adam ölmüş hâlâ laf sokuyor.
Kebapçıya,
‘’Abi Urfa ile Adana arasında ne fark’’ var diye sordum. “300 kilometre” dedi. Sustum, lahmacun söyledim, yiyorum.
Ben sineği öldürmemek için camı açıyorum. O gidip arkadaşlarını getiriyor, şerefsiz.
Mantara bile kültür veren Rabbim, sana vermediyse, vardır bi bildiği!
Doğru insanı bulduğunuzda beni de çağırın ne olur. Neye benziyormuş şu, bi bakıyım. Meraktan çatlayacağım valla!
‘’Erkeklerin hepsi odun” diyen kızlar, sabah o kadar makyajı ormana gitmek için mi yapıyorsunuz?
Doktora gittim, “Ağrı nerde?” dedi. Doğu Anadolu Bölgesinde” dedim. Oksijen tüpüyle kovaladı beni. Salak mıdır nedir?
Bir erkeğin en lezzetli yeri başının etidir. Milyonlarca kadın yanılıyor olamaz…
Uzaydan astronot kağıda şunu yazmış. “Burada Tanrı falan görmüyorum!” Aşağıdan efsane bir yorum gelmiş. “Oksijen tüpün bittiğinde göreceksin!..
Derleyenin eline sağlık...
Prof Dr Huseyin Yilmaz kimdir?
Prof Dr Huseyin Yilmaz kimdir?
Hikaye 1936 yılında Denizli'nin Acıpayam ilçesinde görevli öğretmenlerin pikniğe gitmeleriyle başlıyor.
Öğretmenler piknik yaparken keçilerini otlatan küçük bir çoban çocukla karşılaşır. Çobanı yanlarına davet edip çay ikram ederler ve ismini sorarlar.
Mevlânâ’nın türbesinin girişinde bu manada şu *beyt* vardır:
Mevlânâ’nın türbesinin girişinde bu manada şu *beyt* vardır:
“Lâ tahzen / **Üzülme
Çünkü hüzün, düşmanı sevindirir, dostunu üzer, haset edenin diline düşürür.* *
Lâ tahzen / *Üzülme..
Çünkü hüzün, kaybolanı geri getirmez, öleni diriltmez, kaderi değiştirmez, hiçbir fayda getirmez.*
Lâ tahzen / *Üzülme..…
Çünkü hüzün sinirleri yıpratır, kalbini yorar, gecelerini mahveder.*
Lâ tahzen / *Üzülme..
İnsanlara ihsanda bulunduğun sürece üzülme. Çünkü mutluluğun yolu insanlara ihsanda bulunmaktan geçer.*
Lâ tahzen / *Üzülme..
Çünkü iyiliğin mükafatı on mislinden yedi yüz misline, kötülüğün karşılığı ise sadece mislince.*
Ben 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyim.
Ben 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyim.
Yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum. Yazılarınızda sık sık “Gençlik nereye gidiyor?” türünden yakınmalarınız oluyor? Gençlik derken herhâlde lise ve üniversite öğrencilerini kastediyorsunuz. Bu durumda ben de nereye gittiğini çok merak ettiğiniz o grubun bir üyesiyim.
Madem bu ülkede yaşayan insanları gençler ve yetişkinler olarak ikiye ayırdınız, ben de siz yetişkinlere bazı sorular sormak istiyorum.
Bir köşe yazarı olarak gençlerin nereye gittiğinden çok, yetişkinlerin nerede durduğuyla ilgilenmeniz gerekmiyor mu?
Ülkenin başını belaya sokan olayların başaktörleri genelde gençler mi, yoksa yetişkinler mi?
Bu ülkede yüz binlerce öğrenci tek bir soru fazla yapabilmek için dirsek çürütürken, birileri sınav sorularını ve sorularla birlikte gençlerin hayallerini çaldı ve geleceğimizi çürüttü. Bu soruları çalanlar lise öğrencileri miydi?
15 Temmuz’u planlayanlar kaçıncı sınıfa gidiyordu?
Milletin yüzüne baka baka yalan söyleyen siyasetçiler hangi üniversitede okuyor?
Sanatçı kimliğiyle her türlü ahlaksızlığı yapanlar ergen mi?
Din adamı sıfatıyla ekranlara çıkıp inancıma ve değerlerime küfredenler kaç yaşında?