
Sufizm’de “SU FELSEFESİ”
Suyun doğası bir felsefe anlatır.
Mesela dağdan akan suyu düşünün.
En az direnç gösteren yolu seçer akmak için.
Yani önüne bir kaya çıkacak olursa vazgeçmez yolundan ama onunla uğraşmaz, kayayla mücadele etmez, etrafından dolaşıp devam eder akmaya.
Suyun bu doğasından alınan ilhamla şöyle der Sufiler:
“Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma, eğer uğraşırsan onunla aynı yerde kalırsın.
Etrafından dolanıp devam et yoluna.”
Diyelim ki dağdan akan su önüne çıkan kayanın etrafından dolaşamayacak bir yola denk geldi.
O zaman ne yapar?
Birikip, çoğalıp üstünden aşar.
Yok eğer bu da olmuyorsa, sabırla kayayı damla damla delmeye başlar.
Kayayı delmeyi başaran suyun kuvveti değildir tabii ki, damlaların sürekliliğidir ki buna da “sabır” derler.
“Sabretmek” hiçbir şey yapmadan oturmak değildir.
“Sabır dikenin içinde gülü, gecenin içinde gündüzü hayal edebilmektir.” der Şems-i Tebrizi.
Suyun doğası imkansızın bile başarılabileceğini, bunun için sabırlı ve istikrarlı olduğunu öğretir.
Geçmişten günümüze ekonomi özeti
Geçmişten günümüze ekonomi özeti
: (1451–1481) döneminde Türkler devlet yönetiminden uzaklaştırıldı. Onların yerlerine “devşirme” denilen Hıristiyan Avrupalı kökenliler getirildi.
Osmanlı ordusunu oluşturan yeniçeriler de Türk değildi. 10–15 yaşlarında ailelerinden koparılıp payitahta getirilerek eğitilen Avrupalı Hıristiyan çocuklardı.
Sarayda “Enderun” denilen, yönetici yetiştiren bir okul vardı, bu okula Türkler alınmazdı.
Osmanlı, Türkleri devlet yönetiminden ve ordudan uzaklaştırmakla kalmadı. Türkleri sürekli olarak hor gördü, “etrakı bi-idrak” yani “akılsız Türk” diyerek aşağıladı, öteledi.
Sultan 4. Murat döneminde (1623–1640), “Türk” sözcüğü “dangalaklıla” eş anlamda kullanılırdı.
*Aynı dönemin ünlü hiciv şairi Nef’i, bu nedenle şu dizeyi yazmıştı:
“Türk’e hakk çeşme-i irfanı haram etmiştir.”
Günümüz Türkçesiyle:
“Tanrı Türk’e, anlayış yeteneğinin çeşmesini yasaklamıştır.”
TARİHİ OKUMADAN, TARİHÎ MERDİVEN ALTINDA ÖĞRENENLERE ARZ
TARİHİ OKUMADAN, TARİHÎ MERDİVEN ALTINDA ÖĞRENENLERE ARZ
Türkiye'de neden hiç kimse;
Hun Torunuyuz,
Göktürk torunuyuz.
Uygur torununuyuz,
Avar, Hazar torunuyuz demiyor da
Sadece Osmanlı torunuyuz diyor..
Yani mesele Türklük ise ilk Türk devleti Hunlar..
Yok eğer mesele hükümdarlık ise Uygurlar hükümdarlığın kralını yaptı..
Herkes neden sadece Fatih'in, Selim'in torunu oluyor..?
Neden hiç kimse Teoman Han'ın torunuyum demiyor..
Osmanlı'dan başka devlet mi bilmiyorlar
Bu Osmanlı torunuyum diyenler arasında!
Kavimler göçü sonrası Avrupa'da kurulan ilk Türk devletini bilen var mı.?
Balamir Kağan'ı tanıyan var mı aranızda eyyy Türkçü geçinen Osmanlıcılar..
Hayatın Öğrettikleri – Özdemir ASAF
YAŞ 5
Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu
öğrendim.
YAŞ 7
Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.
YAŞ 12
Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak
olduğunu öğrendim.
YAŞ 13
Annemle babamın elele tutuşmalarının ve öpüşmelerinin beni daima mutlu
ettiğini öğrendim.
HAARP, YAPAY DEPREM ve CHEMTRAİLS
HAARP, YAPAY DEPREM ve CHEMTRAİLS
Kaan Öztürk'e beni bu komplo teorileriyle ilgili makale yazmaktan kurtardığı için teşekkür ederim. Yazının satır aralarındaki parantez içi yazılmış ismimi içeren açıklamalar bana aittir.
Makale resimler içerdiği için yayınlandığı;
https://yalansavar.org/2020/01/18/haarp/
Web sitesinde okunursa daha kolay anlaşılabilir.
Sevgilerimle.
Tuncay Erciyes
****
HAARP - Kaan ÖZTÜRK
26 Eylül 2019 tarihinde Marmara’da 5.8 şiddetinde bir deprem yaşadık. Büyük bir hasar olmadı, ama milyonlarca İstanbullu haklı olarak korktu. Jeolog ve sismologlar, ne olduğunu ve ne olabileceğini anlattılar. Öte yandan, can korkusu ve belirsizliğin hakim olduğu zamanlarda hep olduğu gibi, sahtekârlıklar, batıl inançlar, paranoyalar ve komplo teorileri de ortalıkta dolaşmaya başladı.
Bu uydurma teorilerden biri, depremin HAARP denen bir ABD (bazılarına göre İsrail) silahıyla uzaktan tetiklenmiş olduğuydu.
Tavuk dönerim dönüyor. Yağı da şıp şıp akıyor..
Tavuk dönerim dönüyor. Yağı da şıp şıp akıyor. Özlemiş herkes, saat üç oldu ve neredeyse dönerim kalmadı. Kasada paraları sayarken bir çocuk yanaştı.
Abi kaç para dedi.
Yarım beş, tam on dedim. Ya çeyrek diye sordu.
Anladım o kadar parası yok, dedim sende ne kadar çıkar? Saymaya başladı ama hep 5-10 kuruş. Koy dedim paraları şuraya, sen geç otur masaya. Ustama seslendim: ‘’Yarım olsun, içine her şey konulsun, ayranda verin, azıcıkta tabağa patates ekleyin’’.
Yerken dönerini küçücük ayaklarına baktım. Çıkarmış ayakkabıları, ayaklarını birbirine sürtüyor. Anladım ki üşümüş ısıtmaya çalışıyor. Bugün çok da yağmur yağıyordu, mübarek kuru yer bırakmıyordu.
Kendime bir çay söyledim, müsaade isteyip yanına çöküverdim. Ayranı niye açmadın dedim. Param yetmez ki abi dedi.
Namaz abdest ile, tavuk döner ayran ile dedim, açıverdim. İçti ne varsa, bitirdi tabağını da. Doymadın sen getireyim bir daha ne dersin deyince benim yıllardır aklıma gelmeyen o muhteşem şeyi duydum kulaklarımla: ‘’Elhamdülillah abi’’…
Eeee anlat bakalım nereden geldin, nereye gidiyorsun, niye sokaklarda dolaşıyorsun? Annen-baban ne yapar, evin nerede? diye sordum.
Eli ile işaret etti. Evimiz orası işte abi dedi. Benim dükkanın tam karşısında araya sıkışmış eski bir ev vardı. Ama orası uzun zamandır boştu. Tabii biz açmayınca dükkanı üç aydır görmemişiz. Bu eve birileri taşınmış.
George Stinney Jr., ABD’de 20. yüzyılda ölüme mahkum edilen en genç insandı.
George Stinney Jr., ABD'de 20. yüzyılda ölüme mahkum edilen en genç insandı.
Elektrikli sandalye tarafından idam edildiğinde sadece 14 yaşındaydı.
Duruşması sırasında, infaz gününe kadar, masum olduğunu söyledi.
11 yaşındaki Betty ve 7 yaşındaki Mary olmak üzere iki beyaz kızı öldürmekle suçlandı, gencin ailesiyle birlikte ikamet ettiği evin yakınında bulundu.
O sırada tüm jüri üyeleri beyazdı.
Duruşma sadece 2 saat sürdü ve ceza 10 dakika sonra verildi.
İnfazdan önce George, ebeveynlerini görmeden 81 gün geçirdi.
Şehrinden 80 km uzakta, yalnız bir hücreye hapsolmuştu.
Ebeveynlerinin veya bir avukatın varlığı olmadan yalnızdı.
Çocuk olduğu için kafasına geçirilen kask büyük geldi, iki defa elektrik verildi, ancak üçüncü denemede 5380 volt elektrikle idam edildi.
70 yıl sonra, masumiyetinin nihayet Güney Carolina'da bir yargıç tarafından kanıtlandı.
İki kızın öldürüldüğü alet 19.07 kilogramdan daha ağırdı. Bu nedenle, Stinney'in onu kaldırabilmesi imkansızdı, iki kızı öldürecek kadar sert vurabilecek kadar gücü de yoktu.
Çocuk masumdu, biri onu sadece siyah olduğu için suçlamak için her şeyi bir araya getirdi.
Stephen King, bu davadan 1996 yılında Green Mile (Yeşil Yol) adlı kitabı yazarken bu hikayeden ilham aldı.
Daha sonra filmi çekilen hikaye tüm dünyada bilinir oldu.
Alıntıdır.
**YAŞLILIKDAN VE YAŞLANMAKDAN KORKMAMAK LAZIM…**
ABD'li ünlü komedyen George Carlin'in ilginç önerileri var:
1. Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın. Yaş, kilo, boy...
2. Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun. Suratsız negatif insanlara
yaklaşmayın,
3. Öğrenmeyi sürdürün. El işleri, bilgisayar, bahçecilik. Beyniniz
atıl kalmasın. Atıl kafa iblisin tezgahıdır. İblisin adı da,
Alzheimer' dir!!!
4. Küçük şeylerden zevk almaya bakın,,
5. Sık sık, uzun uzun ve var gücünüzle gülün,,
Ağız Kokusunun 8 Nedenine DİKKAT.. / Dr. Efe KAYA
Ağız Kokusunun 8 Nedenine DİKKAT.. / Estetik Diş Hekimi Dr. Efe KAYA
1. Uygun Olmayan Ağız Hijyeni
Dişlerimiz üzerinde biriken gıdalar temizlenmediğinde diş eti inflamasyonuna yol açar. Bu durum diş eti kanamalarına ve ağız kokusuna yol açacaktır. Günlük düzenli fırçalama ağız kokusunun önlenmesinde çok önemli bir yere sahiptir.
2. Diş Çürükleri
Tedavi edilmeyen çürükler dişler üzerinde kavite oluştururlar. Bu kaviteler üzerinde biriken besin artıkları şiddetli ağız kokusuna yol açacaktır.