
Bir tren garında Müslüman olarak öldüğü düşünülen Rus edebiyatının dev ismi Tolstoy’un Hayatı Sorgulatacak Ders Niteliğinde 17 Sözü – Prof.Dr. Seyit Mehmet ŞEN
Bir tren garında Müslüman olarak öldüğü düşünülen Rus edebiyatının dev ismi Tolstoy’un Hayatı Sorgulatacak Ders Niteliğinde 17 Sözü - Prof.Dr. Seyit Mehmet ŞEN
1. Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.
2. Hayat ne gideni geri getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın.
3. Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden harcayın ikisini de gitsin.
4. İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.
60 yaş ÖTESİNDE ZİHİN BULANIKLIĞI VE KOLAY UNUTMA NEDENLERİ – Dr. Arnaldo Liechtenstein
60 yaş ÖTESİNDE ZİHİN BULANIKLIĞI VE KOLAY UNUTMA NEDENLERİ:
Dr. Arnaldo Liechtenstein anlatıyor:
Tıp Fakültesi eğitiminin son yılında klinik tıp öğrettiğimde öğrencilere hep şu soruyu sorarım:
Yaşlılarda zihinsel karışıklığın ve kolay unutmanın nedenleri nelerdir
Bazıları diyor ki:
"Baştaki tümörlerdir’’
Cevap: Hayır❗️
Diğerleri ise şunları söylüyor:
"Alzheimer'ın erken belirtileri".
Tekrar cevap veriyorum: Hayır❗️
Öğrenciler yanıtlarının reddedilmesiyle şaşırırlar hep❗️
7 yılda utandıran rakam
7 yılda utandıran rakam
Çocuğa cinsel istismar suçlamasıyla 2019’da ceza mahkemelerine taşınan dosyalardan toplam 15 bin 651 mahkûmiyet kararı çıktı.
Çocukların cinsel istismarı suçundan verilen mahkûmiyet kararları 2019 yılında, 2012’ye oranla yüzde 43 arttı.
Resmi verilere göre ceza mahkemelerine gelen istismar dosyalarından yalnızca 2019 yılında toplam 15 bin 651 mahkûmiyet kararı çıktı. Ceza mahkemeleri, çocukların cinsel istismarı dosyaları ile dolup taşarken mahkûmiyet kararları da 2012-2019 dönemleri arasında yüzde 43 arttı.
Atatürk ve İzmir Anısı – Salih BOZOK
Atatürk ve İzmir Anısı - Salih BOZOK
Başkumandan, düşmandan kurtardığı İzmir’de geçireceği ilk geceyi yaşıyordu. Zengin bir sofra hazırlandığı halde, ufak tefekle karnını doyurdu ve geç vakitlere kadar çalıştı. Ertesi sabah, erkenden uyandık. Hafif bir kahvaltıdan sonra vilayet konağına gittik. Vali, İngiliz konsolosuyla konuşuyordu. Biz gelince, ayağa kalktı ve konsolos ile Mustafa Kemal Paşa’yı tanıştırdı. Konsolos iyi Türkçe biliyordu.
Av. Raif Kandemir üstad demiş ki!..
Bir tarikat mensubunun diğer tarikat mensubunu Müslüman kabul etmediği, namaz kılmak, ibadet etmek için kendi kafasına uygun mekan (Mescit/ Dergah, tekke...) aradığı;
Allah'a ulaşma yolu (Tarik) olarak tarif edilen tarikatların her birisinin ayrı bir din, ayrı bir ibadet, ayrı bir insanlık ve de özellikle ayrı bir çıkar peşinde olduğu,
Ahlak değerlerinin sıfırlandığı; İndirilmiş kutsal dini bir yana bırakarak bağlı bulundukları düzenbaz fanilerin uydurduğu hurafelere din diye itibar edip bağlananların cennete gideceğim vaadi ile dinin sulandırılıp kandığı, kandırıldığı...
Ahiret yolu diye yutturulan Dünya düzeninde bunca melanet varken, başımıza taş yağmadığına şükretmek lazım...
Raif KANDEMİR.
Profesör bi öğrenciyi kürsüye çağırıp -anlat dersi, demiş
Profesör bi öğrenciyi kürsüye çağırıp
-anlat dersi, demiş
öğrenci başlamış anlatmaya
-şimdi kürsünün üstüne çık, devam et
öğrenci kürsüye çıkıp devam etmiş
-kürsünün üstüne bi sandalye koy, üstüne çık devam et
öğrenci denileni yapmış-şimdi sandalye üstüne tabureyi koy, devam et..
öğrenci artık düşmemek için dengesini kontrol ederek konuştukça dediklerinde tutarsızlıklar başlamış
Hoca dersi bitirmiş:"İnsan yükseldikçe dediklerinde tutarsızlıklar olur, çünkü artık beyin söyleneni değil, bulunan yerden düşmemeyi önceler"
Milli Kütüphane Müdürü Müjgan Cumbur‘un aktardığı..
"Milli Kütüphane Müdürü Müjgan Cumbur, bir gün kendi evinde demişti ki; "Unesco 1967 yılında, Afganistan'da bir "Yazma Eserler Semineri" düzenlemişti.
10 gün süren seminere, Türkiye adına ben katılmıştım.
Çalıştığımız binanın önünde, seminere katılan delegelerin mensup oldukları milletlerin "bayrakları" dalgalanıyordu.
Bayrağımızın gönderde dalgalanması, Özbekler arasında büyük bir heyecan doğurmuştu. Gruplar halinde geliyorlar ve bir denizi, efsanelerle yüklü bir dağı veya muhteşem bir manzarayı seyreder gibi "saatlerce bayrağımızı" seyrediyorlardı.
Beni Emanullah Han'ın köşküne yerleştirmişlerdi. Köşk, Kabil'in 10 km dışındaydı.
Bir sabah, çok erken saatlerde, bir kaval sesiyle uyandım. Çağıran, yalvaran, hıçkıran bir kaval sesi. Heyecanla pencereye koştum. Gördüm ki 70-75 yaşlarında bir dede, benim pencereme bakarak kaval çalıyor.
Giyindim ve dışarı çıktım. Yaşlı Özbek'in yanına gittim.
Kavalını duvara dayadı. Beni derin bir saygı ve sevgiyle selamladıktan sonra sordu: "Bizim bayrağımızı Kabil'de dalgalandıran o kadınefendi sen misin?".
"Benim baba!".
"O bayrak Türkiye'de dalgalandıkça, biz burada yitip bitmeyeceğiz. Gördüğün gibi ben bir çobanım ve Türk'üm.
Sordum, soruşturdum, burada kaldığını öğrendim. Geldim ki, seni kaval çalarak uyandırayım ve sana süt ikram edeyim"
Orada bulunduğum günlerde, o 75'lik dede, her sabah beni kaval çalarak uyandırdı ve bana her sabah, koyunlarından sağıp getirdiği sütten ikram etti"
Yavuz Bülent Bakiler, Üsküp'ten Kosova'ya, s. 56-57