
ADALETE GÜVENİ TESİS EDERSEK… – Ruhittin SÖNMEZ
ADALETE GÜVENİ TESİS EDERSEK… - Ruhittin SÖNMEZ
“Adalete güveni ne kadar sağlam tesis edersek ekonomi ve demokraside o derece hızlı mesafe alırız.” Bu sözün benzerlerini sıkça yazdığımı okurlarım iyi bilir. Ama bu defa sözü söyleyen ben değilim, Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan.
Ekonomi ve demokrasi alanında yaşadığımız sıkıntıların ana sebebinin “adalete güvenin” tesis edilememesi olduğuna dair tespitlerin, artık Beştepe’de de kabul edildiği anlaşılıyor.
Cumhurbaşkanı Beştepe Külliyesinde (Adalet Bakanlığında değil!), mesleğe yeni başlayan hakim ve savcıların kura töreninde yaptığı konuşmasında yargı ve hukuk sistemi hakkında değerlendirmeler yaptı.
Erdoğan, “hukuk devleti ilkesinin yaşatılabilmesi için yargının her türlü taassuptan, hizipleşmeden azade tutulmasının şart olduğunu” söyledi.
”Yargıda siyasi ve ideolojik kamplaşmaların tekrarına izin vermeyeceğiz. Yargımızın tarafsızlığını ve bağımsızlığını koruması ilk ve öncelikli şarttır” dedi.
“Ülkenin aydınlık yarınlara ulaşmasının, ancak adalet sisteminin kusursuz işleyişi, hukukun eksiksiz tecellisi, yargıya güvenin pekiştirilmesiyle mümkün olacağına” işaret etti.
“Adalet sisteminin şeffaflaştırılması, hesap verebilirliğin artırılması, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının tahkim edilmesi için yeni adımlar atmayı sürdüreceklerini” vaat etti.
Hazreti Mevlana’nın “adalet her şeyi yerli yerine koymaktır” tanımını hatırlatarak yeni yargıçlarımızdan adaleti, hakkı, hukuku yerine getirmelerini istedi.
Bu sözler doğru ve güzel sözler. Ama bir sözün inandırıcı olması söyleyenin eylemleriyle tutarlı olmasına bağlıdır. Eylem ve söylem birliği olsaydı içimiz ne kadar rahatlardı değil mi?
ŞİİR, FORMÜL VE TARİH EZBERLEMEK FAYDALIDIR – Ruhittin SÖNMEZ
ŞİİR, FORMÜL VE TARİH EZBERLEMEK FAYDALIDIR - Ruhittin SÖNMEZ
Milli Eğitim’in ilk amacı Türkçemizi iyi öğretmek, insanlarımızın okuduklarını iyi anlamasını, yorumlayabilmesini sağlayabilmek, duygu ve düşüncelerini güzel ve akıcı bir Türkçeyle anlatma becerisi kazandırmak olmalıdır.
“Formüle etme, yorumlama ve akıl yürütme” gibi becerileri olmayan, atasözleri ve vecizelerdeki soyut kavramları bile anlayamayan bir gençliğimiz var. Bu nitelikteki gençlerin eğitim alanında ve hayatta başarılı olmalarını beklemek hayal. “Başarılı” derken kastettiğim dünyadaki akranları ile yarıştıkları alanlarda rakiplerinden daha iyi olmalarıdır.
PİSAtestlerinde dünya sıralamasındaki yerimize bakmaya lüzum yok. Etrafınıza bir bakınız.Güzel Türkçe konuşan ve yazan kaç genç veya orta yaşlı tanıyorsunuz?
ARAPÇA TABELALAR VE ÖZGÜR ÖZEL – Ruhittin SÖNMEZ
ARAPÇA TABELALAR VE ÖZGÜR ÖZEL - Ruhittin SÖNMEZ
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin yerel seçimlerdeki başarısından sonra, kendi tabanının da seçimde CHP’ye emanet oy veren diğer partilerin seçmenlerinin de tepkisini çeken açıklamalar yapmakta.
Cumhurbaşkanını AKP Genel Merkezinde ziyareti ve Devlet Bahçeli’yi MHP Genel Merkezinde ziyareti nedeniyle Özgür Özel için de “değişti” ve “yumuşatıldı” gibi sözlerle endişeli ve eleştirel ifadeler kullanılıyor.
Hatta bazıları seçim zaferinden sonra göz ameliyatı olup gözlükten kurtulan Özel’in artık dünyayı ve siyaseti başka türlü görmeye başladığını söyledi.
Özgür Özel’in bazı CHP’li Belediye Başkanlarının “Arapça tabelaları sökme ve Suriyelilerin nikah ücretini 10 katına çıkartma gibi uygulamaları” üzerine yaptığı açıklama CHP’ye oy veren milliyetçi kesimde hayal kırıklığı yaratmış görünüyor.
CHP Genel Başkanının ifadeleri tümden yanlış değil. Ama iki hususu ben de çok sakıncalı buldum.
Özgür Özel “Seçmenler Türkiye’de açlık, yoksulluk, işsizlik var iken Türkiye’ye bu kadar göçmen gelmesinden rahatsız ve tepkili. Bu tepkiyi siyasete ciro için bu tip açıklamalar, CHP’li bir kamu yöneticisinin yapması gereken açıklamalar değil. Bu politikalar CHP politikalarıyla uyuşan politikalar değil. Suriyeli meselesi yerel yöneticinin çözebileceği mesele değil.”
“Arapça, Kur’an-ı Kerim’in yazıldığı ve okunduğu dildir. Belediye başkanının Arapça yazıyı yırtması vatandaşın bilinçaltında bir yara oluşturabilir.”
ÜRKİYE VE BULGARİSTAN’DA HUKUK VE REFAH İLİŞKİSİ – Ruhittin SÖNMEZ
TÜRKİYE VE BULGARİSTAN’DA HUKUK VE REFAH İLİŞKİSİ - Ruhittin SÖNMEZ
“Hukuk devleti talebi” sadece aydın kesimi ilgilendiren soyut ve felsefi bir konu değildir. Doğrudan ülkenin ve insanların refahını ilgilendirir. Bu yüzden zaman zaman “ne kadar hukuk o kadar refah” mesajlı yazılar yazıyorum.
Bu yazdıklarımın önemini kısa bir gezi yaptığım Bulgaristan’da daha iyi anladım. Bu gezi esnasında çeşitli gözlemler, görüşmeler ve okumalar yaptım. Bulgaristan hakkında öğrendiğim bazı bilgileri özetliyorum:
Bulgaristan Avrupa Birliği üyesi ve AB’nin vizesiz seyahat bölgesi Schengen’e dahil bir ülke. Fakat “Bulgaristan’da yaygın yolsuzluk önemli bir sosyoekonomik sorun. Bulgaristan AB’de en çok yolsuzluk olan ülkelerin başında gelmekte.
Ülke ayrıca nüfusun 1990’dan bu yana her yıl azalması sorunu nedeniyle demografik bir krizle karşı karşıya. 1988’de yaklaşık 9 milyonu gören ülke nüfusu şu anda 6 milyonun birazcık üzerinde.”
Araştırmalara göre dünyada nüfusu en fazla azalan ülke Bulgaristan. 2050’ye kadar nüfusunun dörtte birini daha kaybedeceği hesaplanıyor. Şu anki trend devam eder ise Bulgaristan'ın nüfusu bu yüzyılın sonunda 3 milyonun altına düşecek.
Şu anda resmen 6 milyonun üzerinde olduğu bildirilen nüfus gerçekte 6 milyonun da hayli altında imiş. Çünkü “bazı siyasi amaçlar yüzünden” ölen kişilerin hepsinin nüfustan kaydı düşülmezmiş.
Bulgaristan, gezilerimde gördüğüm kadarıyla, cennet gibi tabiata sahip bir ülke. Müthiş verimli topraklara sahip, yemyeşil bir ülkenin bu kadar göç vermesi akıl alır gibi değil. Tek izahı kötü yönetim olabilir.
Nüfusun neredeyse üçte birinin kaybı korkunç bir durum. Bunun iki temel sebebi var: İlki doğurganlığın azalması, ikincisi hukuku ve ekonomisi gelişmiş ülkelere yoğun göç.
Bulgarlar Bulgaristan’da yaşamak istemiyorlar.
Göçenler daha çok genç ve işgücü olarak nitelikli nüfus. Mesela çok sayıda doktor göç etmiş. Bu bakımdan aktif nüfus oranı düşüyor. Bulgaristan nüfusunun üçte birden fazlası 60 yaşın üzerinde. Doğurganlık azalırken ölüm oranları yükselmekte.
VİCDANLARINIZI KANATMAYA DEVAM EDECEĞİM – Ruhittin SÖNMEZ
VİCDANLARINIZI KANATMAYA DEVAM EDECEĞİM - Ruhittin SÖNMEZ
Milli görüş geleneğinin ilimizdeki önemli isimlerinden olan, fakat çok sonraları Ak Parti’li olan bir dost beni
yazılarım hakkında uyardı. Özellikle gündemde olan “yolsuzluk ve rüşvet” iddiaları sonrası yazdığım
yazıların üslubu hakkında.
Bu dostumuz parti içinde bir kısım yetkililerin, ahlaki zafiyet içinde olduklarını ve çok yanlış işler yaptığını kabul ediyor. Kendisinin ve yakın arkadaşlarının partideki bu yanlışlara ortak olmak için değil, düzeltmek için orada bulunduklarını ifade ediyor.
Bana uyarısı ise şöyle: “Bizi ayakkabı kutuları, yatak odalarındaki çelik kasalar gibi sembol kavramları kullanarak düzeltemezsiniz. Bu kavramlarla yazılan yazıla kumpasçıların ve CHP’lilerin üslubudur. Bizler ‘ayakkabı kutusu’ ibaresini gördüğümüz anda yazının gerisini okumayız. Oysa siz AK
Partililerle aynı manevi iklimden beslenmiş bir kitleyi temsil ediyorsunuz. Bizi düzeltmek istiyorsanız bu üslubunuzu değiştirmelisiniz.”
İTİBARDAN TASARRUF – Ruhittin SÖNMEZ
İTİBARDAN TASARRUF - Ruhittin SÖNMEZ
AKP döneminde etkili ve yetkili makamları işgal edenlerin “itibardan tasarruf olmaz” ilkesine sadakati gözlerimi yaşartıyor. Devletimizin önemli makamlarında oturanların bu makamların itibarını yüceltmek adına yaptıklarını takdirle karşılama gerek. Ama tam tersine bir kısım kıskanç münafıkların eleştiri yağmuruna tutmasını anlamak mümkün değil.
Mesela son günlerde Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın kiraladığı 25 milyonluk Alman otomobili (Audi A8) muhalif basının dilinde. Ne yani bunun yerine milyonlarca Müslümanın temsilcisi 1-2 milyonluk arabalara mı binsin?
Aslında biz bu sorunu 2015 yılında çözmemiş miydik?
Zamanın Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’e de böyle pahalı bir zırhlı makam aracı tahsis edilmişti. O zaman da bazıları “İsraf haramdır” anlamındaki ayetleri ve hadisleri hatırlattılar. Diyanet İşlerinin başında bulunan zatın örnek olma gibi bir sorumluluğu olduğunu söylediler.
Diyanet yayınlarında Müslümanlara şu telkinde bulunulmakta olduğunu ortaya çıkardılar: “İsraf; fert,
aile ve toplum hayatında onulmaz yaralar açar ve toplumsal bozulma ve çürümeye sebep olur. Her israf haramdır, büyük günahtır, tövbe edilmesi gerekir.”
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de yanlış yaptığını düşünerek “bu aracı kullanmayacağım ve ibret-i âlem için iade edeceğim” dedi.
Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan Diyanet İşleri Başkanına bu araçtan daha pahalı olan zırhlı bir Mercedesi makam aracı olarak tahsis etti.
Zırhlı Mercedes yetmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanı Görmez’e bir de uçak tahsis edileceğini söyledi.
İlginç olan bir başka husus uçak tahsis etmenin gerekçesi idi: “Vatikan”da dini liderin özel uçağı var, özel araçları var, zırhlı araçları var. Niye bunları görmüyorsunuz? Biz sıradan bir ülke miyiz?
Vatikan’da yapı bu olacak, bizim dini liderimiz tarifeli uçakla seyahat edecek.”
Zamanın CeHaPe Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Sayın Cumhurbaşkanımıza, “Papa’yı niye örnek gösteriyorsun? Sevgili Peygamberimizi niye göstermiyor, nasıl yaşadığını niye anlatmıyorsun?” deme küstahlığında bulundu. Tabii ki ilk seçimlerde halkımız O’na gereken cevabı verdi.
Türkiye’de bunlar olurken, Vatikan utanmadan bir de resmi kanaldan, Papa’nın özel uçağı olmadığını, İtalya Hava Yollarından kiralanan uçakla yurtdışı seyahat yaptığını, Papa hariç yolcuların kendi uçak biletlerini ödediklerini açıkladı. Sayın Cumhurbaşkanımızın kendisini yanıltan bürokratlara
gereken dersi vermiştir sanıyorum.
Galiba bu yüzden Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir özel uçak tahsis edilmedi. Ama Sayın Cumhurbaşkanı tarafından özel uçak bile layık görülmüş böyle mübarek bir makamda oturan
muhterem zata 25 milyon TL’lik bir makam aracı çok görülebilir mi? Dolar veya Euro bile değil, nihayet 25 milyon liracık bu.
Yok efendim! Bu aracın günlük kiralanma değeri 25 bin lira imiş. Bu da her bir gün için 2 buçuk aylık emekli maaşı veya bir buçuk aylık asgari ücretinin ödenmesi demekmiş.
“Biz sıradan bir ülke miyiz?” Bizim dini liderimiz ucuz araçlara mı binsin? Bakın Papa Hazretleri İstanbul’a geldiğinde, küçücük ucuz mu ucuz bir araca bindi. Adamda itibar mı kaldı? Bizim dini liderimizi o hale düşürmek bize yakışır mı?
Yok efendim! Muhterem D.İ. Başkanımızın 6 makam aracından biri yerli ve milli aracımız TOGG iken neden bu aracı kullanmıyormuş? Ne yani bizim dini liderimizin şehirler arası yolculuk yaparken aracının şarjı biter ve şarj istasyonunda kuyruğa girerse bize yakışır mı?
Biz bu meseleyi 2015 yılında çözdük efendiler. Çözümü “itibardan tasarruf olmaz” vecizesi ile gösteren Sayın Cumhurbaşkanımızı halkımız iki defa daha seçti. Bu desteği veren halkımız bugün de muhterem Diyanet İşleri Başkanımızın “itibardan tasarruf olmaz” ilkesine katkısını
alkışlayacaktır.
DÜNDEN BUGÜNE TÜRK YARGISI – Ruhittin SÖNMEZ
DÜNDEN BUGÜNE TÜRK YARGISI - Ruhittin SÖNME
53 yıllık kıdemli bir avukat olan Zeki Hacıibrahimoğlu çok önemli davalarda avukatlık yapmış değerli bir hukukçudur. Nokta TV’de yapımcılığını ve sunuculuğunu yaptığım “Geniş Açı” programında ikinci defa konuğum oldu.
Üç ay önce yaptığımız ilk programda, avukat olarak görev yaptığı, önemli siyasi davalara dair anı ve görüşlerini paylaşmıştı.
Av. Zeki Hacıibrahimoğlu 1980 darbesi sonrası Alparslan Türkeş ile MHP ve Ülkü Ocakları yöneticilerinin idam talebiyle yargılandığı “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası”nın devamlı avukatlarından biriydi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır DGM’de yargılandığı, mahkum ve siyasi yasaklı olduğu davada avukatlığını üstlendi.
Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın yargılandığı İmralı’daki davaya 3 bin şehit yakınının müdahil avukatı olarak duruşmalara devamlı katıldı. Dava sonucunda teröristbaşı Öcalan’a idam cezası verildi. Dosyanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aşamasında, elli şehit yakınıyla birlikte gittiği Fransa’nın Strasburg şehrinde yapılan yargılamaya müdahil vekili olarak katıldı.
Dönemin siyasi davalarına dair anlattıkları 1975- 2000 arası Türk yargısının siyasi davalar açısından bir aynası gibi idi. 1 Mayıs’ta yaptığımız programda ise 2000 yılı öncesi şahit olduğu ilginç siyasi olmayan davalara dair hatıralarını anlattı. İşte onlardan üç tanesi.
İYİ PARTİ KURULTAYINDAN İZLENİMLERİM – Ruhittin SÖNMEZ
İYİ Parti’nin, 27 Nisan’da yapılan Olağanüstü Kurultayında, Kurucu Genel Başkan Meral Akşener veda etti. Yapılan seçimde yerine Müsavat Dervişoğlu Genel Başkan olarak seçildi.
Medyanın ilgisi olağanüstü idi. Yarışan adayların birbirlerine ve taraftarlarının diğer tarafı destekleyenlere karşı herhangi bir nahoş hareketi olmadı. Son derece sakin, medeni ve gerginliğin olmadığı bir kurultay izledik.
ANLAŞILMASI GÜÇ SİYASİ MANEVRALAR – Ruhittin SÖNMEZ
ANLAŞILMASI GÜÇ SİYASİ MANEVRALAR - Ruhittin SÖNMEZ
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli “Mardin Büyükşehir Belediye Meclisinin açılışında ‘İstiklal Marşı’nın okutulmadığına’, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Meclisinin açılışında ise ‘Türk bayrağının kaldırıldığına’ ilişkin haberler üzerine tepki gösterdi.
Bahçeli “Türk bayrağını kabullenemeyen şerefsizlerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından derhal
çıkarılması, mallarına-mülklerine el konulması, bunun yanında DEM Parti hakkında kapatma davasının
açılarak bölücü milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, müfettiş görevlendirilmesiyle oyalanmaktan ve zamana oynamaktan vazgeçilmesi, tarihe, ecdada, vatana ve millete namus borcudur” dedi.
KORAY AYDIN’IN VERDİĞİ MESAJLAR – Ruhittin SÖNMEZ
KORAY AYDIN’IN VERDİĞİ MESAJLAR – Ruhittin SÖNMEZ
İYİ Parti’nin Genel Başkan adaylarından Koray Aydın’ın İstanbul Üst Kurul Delegeleriyle yaptığı toplantıya davetliydim. 27 Nisan’da yapılacak olağanüstü kurultay öncesi düzenlenen bu toplantıdan izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.
Öncelikle salona gelen partililerin, seçim sonu ruh halini ve moral bozukluğu üzerlerinden büyük ölçüde atmış, yeni bir umut ve heyecan kazanmış oldukları görülüyordu.
Koray Aydın ile birlikte salonda bulunan kuruculardan 27. Dönem Milletvekilleri Hayrettin Nuhoğlu ve Naci Cinisli ile İstanbul Eski İl Başkanı Coşkun Yıldırım da Koray Aydın’a destek açıklamalarını yaptılar. Delegelerin iradesi elbette kimsenin tekelinde değildir. Ama bu destek açıklamalarının
delegeler üzerinde önemli bir etki yaratabileceği biliniyor.
HAYRETTİN NUHOĞLU VE İYİ PARTİ’DE GELİŞMELER – Ruhittin SÖNMEZ
HAYRETTİN NUHOĞLU VE İYİ PARTİ’DE GELİŞMELER - Ruhittin SÖNMEZ
Nokta TV’de yaptığım Geniş Açı programının konuğu bu hafta Hayrettin Nuhoğlu idi. Çünkü son günlerde siyasetin en dikkat çekici konusu İYİ Parti’deki gelişmeler idi ve bu gelişmeleri en iyi yorumlayabilecek yetkin kişilerin başında Hayrettin Nuhoğlu geliyor.
Hayrettin Nuhoğlu genç yaşlarından beri siyasetin içinde olan tecrübeli bir siyasetçi. İYİ Parti hareketini başlatan ilk birkaç isimden biri. İYİ Parti’nin programını hazırlamada görev yaptı. Partinin tüzüğünü yazan (ben, Tolga Akalın ve Günay Kodaz’ın da içinde bulunduğu) 22 kişilik tüzük
komisyonunun da başkanı idi. İYİ Parti’nin ilk Başkanlık divanında (Genel Başkan Yardımcısı statüsünde) Genel Muhasip idi. 27. Dönem İstanbul milletvekili olan Nuhoğlu halen Genel İdare Kurulu (GİK) üyesi.
31 Mart 2024 Yerel Seçimlerinden sonra İYİ Parti lideri Meral Akşener partisinin oy kaybının sorumluluğunu üstlenerek 27 Nisan’da Olağanüstü Kurultay yapma ve bu kurultayda aday
olmama kararı verdi.
Seçim başarısızlıklarından sonra parti liderlerinde görmeye alışık olmadığımız bir tavırdı bu. Bu karar her kesimi ilgilendiriyor. Çünkü İYİ Parti’nin varlığı ve yokluğu Türk siyasetindeki dengeleri tamamen değiştirebilecek bir olgu.
Mayıs 2023’te yapılan Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra seçimin kaybedenlerinin başında gelen CHP’nin, örgütleri ve seçmeninde de müthiş bir moral bozukluğu yaşanmıştı.
CHP Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası kongre yaptı ve tekrar aday olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yerine Özgür Özel Genel Başkan seçildi.
Cumhuriyet tarihimizde (Bülent Ecevit’in İsmet İnönü’ye karşı seçilmesi hariç) pek rastlanmayan böyle bir değişim sonrası, CHP 31 Mart Yerel Seçimlerinde büyük bir başarı kazandı. Yüzde 25’lik cam tavanı kırıp yüzde 38’e yakın bir oyla birinci parti oldu. Türkiye ekonomisinin yüzde 70’ini üreten il ve ilçeleri yönetir hale geldi.
İYİ PARTİ VE AK PARTİ’DE DEĞİŞİM ŞART – Ruhittin SÖNMEZ
İYİ PARTİ VE AK PARTİ’DE DEĞİŞİM ŞART - Ruhittin SÖNMEZ
İdeoloji partileri hariç, partilerin sadık seçmen kitlesi genellikle lideri için oy verir. Seçmen, partisinin
“karizmatik liderine” çok geniş bir kredi açar ve bu aşamada çok sayıda hatasını görmezden gelir.
Bu durum zaman içinde parti liderlerini birer “seçilmiş kral” haline getirir. Liderin konumu ve gücü tartışılamaz hale geldiğinde “parti içi demokrasi” söylemleri lafta kalır.
Liderin her kararı, O’nu denetlemesi gereken partinin organları tarafından, “hikmetinden sual olunmaz” anlayışı ile kabul edilir. Zaten parti içindeki siyasi gücü dengelemesi ve denetlemesi gereken organların üyeleri de bizzat lider tarafından belirlendiği için bu durum yadırgatıcı değildir.
Karar Gazetesi’nde Semra Alkan’ın köşe yazısında belirttiği gibi bu aşamaya gelen partilerde “nevrotik bir örgüte doğru dönüşme eğilimi başlayabilir.” Yani bu partilerde “yaratıcılık yerine ya da değer katan ekipler yerine örgüt içinde ‘iç çekişmeler, çatışmalar, iletişim kopuklukları’ yaşanabilir.”
Semra Alkan “nevrotik örgüt belirtilerini AK Parti üzerinden örneklerle” anlatmış. Ben bu örnekleri son seçimin iki kaybedeni AKP ve İYİ Parti üzerinden anlatılabileceğini düşünüyorum.
Bugüne kadarki başarıların (ve son seçimdeki başarısızlığın) en büyük payı AKP’de R. Tayyip Erdoğan’a ve İyi Parti’de ise Meral Akşener’e aittir.
İYİ PARTİ VE MERAL AKŞENER – Ruhittin SÖNMEZ
İYİ PARTİ VE MERAL AKŞENER - Ruhittin SÖNMEZ
31 Mart 2024 Yerel seçimlerine “hür ve müstakil” başka bir ifadeyle “özü başına” girme kararı alan İYİ Parti seçimden büyük kayıpla çıktı. 14 Mayıs 2023 Milletvekili Genel Seçimlerinde yüzde 9,9 oy alan İYİ Parti yerel seçimlerde yüzde 3,8 oy alabildi.
Sade bir vatandaş gözüyle bakınca, bana göre, oy kaybının sebebi seçim işbirliği yapılmamasından ibaret değil.
28 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Genel Başkan Meral Akşener’in konuşmalarında gelecek değil, hep geçmiş konu edildi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığında ısrar etmesi, altılı masada kendisine karşı bir nevi tuzak kurulmasının yani “Millet İttifakı’nın CB adayını 6 parti oy birliği ile belirleyeceğiz” diye yapılan mutabakata uyulmamasının Meral Akşener’de derin gönül kırıklığı ve
öfke yarattığı görüldü.
Bu duygularında haksız değildi. Ancak seçmen partilerin kendi içlerindeki ve birbirleriyle ilişkilerindeki olaylarla pek ilgilenmez. Seçmen geleceğe dair umut veren, heyecan veren ve devleti başarıyla yöneteceğine inandığı parti ve liderleri sever ve izler.
“Muhalefete muhalefet etmek” bir muhalefet partisine hiçbir şey kazandırmaz.
Son bir yılda, İYİ Parti Genel Başkanı, vatandaşa umut ve güven vereceğine, hırçın bir görüntü verdi.
CHP’nin sembol isimleri, iki büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’na karşı sert sözler ters etki yarattı. İstanbul ve Ankara’daki İYİ Partililerin neredeyse tamamının bu isimlere oy vermesine sebep oldu.
YUMUŞAK ATIN ÇİFTESİ PEK OLDU – Ruhittin SÖNMEZ
YUMUŞAK ATIN ÇİFTESİ PEK OLDU - Ruhittin SÖNMEZ
Seçimden bir hafta önce yazdığım yazımın başlığı “SEÇİMİN KADERİ EMEKLİLERİN ELİNDE” ve son cümlesi “Yumuşak huylu atın çiftesi pek olur” idi.
Sessiz, sakin, mülayim ve uysal olan kesimlerin sinirlendiklerinde kendilerinden beklenmeyen şiddetli tepkiler verebileceklerini bu atasözümüzle hatırlatmıştım.
Dar ve sabit gelirli kesimlerin gelirleri hemen tamamı açlık ve yoksulluk sınırının altına düşmüştü.
Bunların içinde en kötü durumda olan emeklilerdi ve 16 milyon emeklimiz vardı.
Bunların çoğu Mayıs 2023’te AKP+ MHP’ye oy vermişti. Şimdi tavırları neden değişti?
Bu soru önemli. Çünkü AKP en düşük oy oranını gençlerden, en yüksek oy oranını da emeklilik yaşındaki seçmenlerden alıyordu. Bu seçimde muhtemelen en düşük oy aldığı yaş grubu emeklilerin yaş grubudur.
Çünkü Mayıs 2023’te “beka sorunu” olduğuna ve fakat yakın gelecekte ekonomik sıkıntılardan “Reis” sayesinde çıkacağına inandırılan bu kesim “aldatıldığını” gördü. Son seçimden bu yana geçen 10 ayda hayat pahalılığı dar gelirlileri / emeklileri silindir gibi ezdi. İktidar (Hazine tamtakır olduğu için) iyileştirici hiçbir önlem almadı / alamadı. Büyük çoğunluğu açlık sınırının ve asgari
ücretin altında ücret alan bu kesim sokağa çıkamaz oldu, adeta hayattan tecrit edildi.
Artık bardak dolmuştu, iktidara verilen kredi tükendiği gibi öfke ve “ders verme” duygusu yerleşti.
Demiştim ki, “Emekliler genellikle çalışma dönemlerinde iyi günler görmüş, yoksulluğu tatmamış insanlar. Bu yüzden emekliler ömür boyu yoksulluk içinde yaşayan, sosyal yardımlarla bağımlı hale getirilen kitlelere benzemezler.”
Elbette bu duyguya sahip olanlar sadece emekliler değildi. En yüksek ilk gelir grubundaki yüzde 20’lik bir kesim haricindeki herkeste az veya çok bu duygu oluşmuştu. Ancak en güçlü tepki emeklilerde idi. Ve her 4 seçmenden biri emekli idi.
RAMAZAN’DA SİYASİ AHLAK – Ruhittin SÖNMEZ
RAMAZAN’DA SİYASİ AHLAK - Ruhittin SÖNMEZ
Uygar insanların ve inanmış Müslümanların “adalet, ahlak, eşitlik, kul hakkı” gibi kavramlarla özdeşleşmiş kişilikleri olması gerekir.
Adalet ve eşitlik talep etmeyen, ahlaksız bir dindarlık ve insanlık olabilir mi? “Kul hakkı” kavramını görmezden gelen bir hukuk sistemi veya dini inanca saygı duyabilir misiniz?
Ramazan ayında bu tür sorulara cevap arayıp duruyorum. Nokta TV’de yaptığım dini içerikli iki programımda konuk ettiğim Osman Oktay ve Doç. Dr. Banu Gürer’le sohbetlerimde de benzer sorular sordum.
Mübarek Ramazan ayının feyiz ve bereketinden anlamamız gereken ilk şey yaptığımız ibadetlerin ahlakımızı güzelleştirmesi olmalı.
Zira Hz. Peygamber “ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” diyerek İslam’ın temel amacını ortaya koymuş. Yani İslam’dan önce de güzel ahlaklı olanlar vardı, İslam bu güzel ahlakı daha da geliştirmek için gönderildi.
Oysaki toplumumuzda namaz, oruç gibi dini ritüelleri yapmanın dindar olmaya yeteceğine inananların oranı hayli yüksek. Ama bu çok değerli dini ritüellerin amacı güzel ahlakı beslemektir.
Bir Müslüman’ın en temel özelliği “güvenilir” olmasıdır. Hz. Peygamberin kendisine vahiy gelmezden önce sıfatı “Güvenilir Muhammed” (Muhammed-ül emin) idi. Oysaki, kendisine güvenilen, emin olunan insan olmayı başarabilenlerimizin oranı çok düşük. Toplumumuzun çoğunluğu sözüne güvenilmeyen, kendisine bir şey emanet edilemeyen, yalan söyleyen, aldatan, kandıran,
zulmeden bireylerden oluşuyor.
“Dosdoğru olması” emredilen bir ümmetin, “güvenilir” olması gereken Müslümanların “yaşadığı gibi inanmak yerine inandığı gibi yaşaması; verdiği sözlere sadık olması” gerekir. Ama yüzde kaçımız böyle?
Diyanet İşleri E. Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu bir araştırmadan bahsetmişti:
Araştırmada “Dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirir mi?” sorusuna cevap verenlerin yüzde 80’i “hayır, gerektirmez” cevabını vermiş. “Ahlaksız bir dindarlık” olabileceğini söyleyenlerin bu kadar yüksek oranlı olması vahimdir. “Bu soruya bir Müslüman ülkede “hayır efendim, bir insan dindarsa ahlaklıdır” denilmesi gerekirdi.”
SEÇİMİN KADERİ EMEKLİLERİN ELİNDE – Ruhittin SÖNMEZ
SEÇİMİN KADERİ EMEKLİLERİN ELİNDE - Ruhittin SÖNMEZ
31 Mart 2024 yerel seçimine bir hafta kala en büyük belirsizlik şu: İktidar emeklileri ikna edebilecek mi?
Korkunç hayat pahalılığının en çok ezdiği kesim emekliler. İşçiler, köylüler ve diğer çalışanların durumu da hiç iyi değil. Ama bu kesimlere yapılan gelir artırıcı önlemler ve diğer sosyal yardımlar ile -durumları iyileşmediyse de- yoksullaşma hızı düşürüldü.
16 milyon emeklinin büyük çoğunluğu açlık sınırının ve asgari ücretin altında ücret alıyor.
Bu yıl en düşük emekli maaşı 10 bin lira oldu, açlık sınırı 16 bin lirayı aştı. Yoksulluk sınırı ise 53 bin liraya yakın. Asgari ücret 17 bin lira.
Kayıtlı seçmen sayısının yüzde 26,1’i emekli, yani kabaca her 4 seçmenden biri emekli.
Emekliler genellikle çalışma dönemlerinde iyi günler görmüş, yoksulluğu tatmamış insanlar. Fakat son yıllarda, özellikle Mayıs 2023 seçimlerinden bu yana derin bir yoksulluk içine itildiler. Eskiden asgari ücretin 1,5- 2 katı maaş alan emeklilerin maaşı asgari ücretin ve açlık sınırının altına düştü.
Bu yüzden emekliler ömür boyu yoksulluk içinde yaşayan, sosyal yardımlarla bağımlı hale getirilen kitlelere benzemezler.
Bundan önceki seçimlerde AKP en yüksek oyu yaşlı seçmenlerden alıyordu. Çoğunu emeklilerin oluşturduğu bu yaş grubu ilk defa kanaatkarlığın, şükretmenin son sınırına geldiler.
TV’de gördüğüm 80 yaşlarında bir hanımefendinin “Ramazan pidesi mis gibi kokuyor ama alamıyorum” derken, yüzünde gördüğüm acı ve yanındaki öfke milyonlarca emeklinin ortak yüz ifadesi gibiydi.
Tahammül edilmez yoksulluğu hak etmediğini düşünen, “ben yıllarca milletime hizmet ederken primlerimi eksiksiz ödedim. Ben lütuf veya ihsan istemiyorum, hakkımı istiyorum” diyen emeklilere haksızsın demek mümkün mü?
MHP İLE AKP NEDEN BİRLEŞMİYOR? – Ruhittin SÖNMEZ
MHP İLE AKP NEDEN BİRLEŞMİYOR? - Ruhittin SÖNMEZ
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin 14. Olağan Kurultayında yaptığı konuşma ile AKP Genel Başkanına biat anlamına gelen sözler söyledi.
Önce “"Benim için bu bir final, yasanın verdiği yetkiyle bu seçim benim son seçimim” diyen Tayyip Erdoğan’a “Bizi bırakma” diye adeta yalvardı:
“Ayrılamazsın, Türk milletini yalnız bırakamazsın. Yeni yüzyılın kurtarıcı lideri olarak sizi görmek istiyoruz.”
Bahçeli’nin bu sözlerinde üç husus dikkat çekiyor:
İlk olarak “yasanın verdiği yetki” yani “Anayasanın ‘bir kişi iki dönemden fazla Cumhurbaşkanı adayı olamaz’ kuralını bir kere daha delmenin bir yolunu buluruz” mesajı vermek…
İkincisi, “Türk Milleti (“bu millet” mi desek acaba?) senin gibi lider bir daha çıkaramaz” mesajını vermek.
Üçüncü olarak da “Kurucu lider Atatürk” ifadesini “eski yüzyıl” sandığına kilitleyip, “yeni yüzyıl” için “kurtarıcı lider Erdoğan” sloganı yaratmak…
“Yeni yüzyıl”dan kasıt 21. yüzyıl olmasa gerektir. Muhtemelen AKP’nin “Türkiye Yüzyılı” sloganına göndermedir.
“Kurtarıcı lider” tanımının sebebini ben anlayamadım.
“Türk milliyetçisi” olmadığı gibi “milliyetçiliği ayakları altına alan” Tayyip Erdoğan “yeni yüzyılda” Türkleri kimden ve nasıl kurtaracaktır?
Benim bildiğim Devlet Bahçeli bu cümleyi kurduysa bir bildiği olmalı. Bundan sonraki aşamalarda siyasi hamlelerini yorumlayabilmek için bu cümle hep kafamızın bir köşesinde kalmalı.
KANDIR(MA) BİZİ EY İKTİDAR – Ruhittin SÖNMEZ
KANDIR(MA) BİZİ EY İKTİDAR - Ruhittin SÖNMEZ
Mayıs 2023’te yapılan seçimlerden önce seçim rüşveti olarak verilenlerin seçimden sonra burnumuzdan getirilecek şekilde geri alınacağını her aklı başında olan vatandaşımız biliyordu.
Buna rağmen “bana güzel bir şey söyle, varsın yalan olsun” şarkısının sözleriyle avuttu kendini. İstediği beyaz yalanı söyleyen, üstüne de Karadeniz gazı, Raman petrolü, TOGG, savunma sanayi soslarını da boca eden, iktidarı ödüllendirip tekrar seçti.
Ancak, 9 ayda iktidar halkımızı derin yoksullaşma silindirinin altında öylesine ezdi ki, Hükümetin güvencesi olan balık hafızamız bile yaşanan şokla değişime uğradı sanki. İktidarın başımıza geleceği değil hoşumuza gideceği söylemesinin faydasının olmadığı görüldü gibi.
Şimdi en fazla ezilen emekliler başta olmak üzere bir kesim acı gerçeğin farkına varmış gibi gözüküyor. Mayıs 2023’te de Erdoğan’a, AKP’ye veya MHP’ye oy vermiş olan tanıdığım bazı emekliler “bu defa asla” diyorlar. “Ben bayramda memleketime gidemiyorum, eve gıda alamıyorum” gibi şikayetler sormadan dile getirilir oldu.
Bu defa oylarını AKP/MHP’ye vermeyeceklerini söyleyen bu küskünlerin gideceği yer tek değil. CHP, İYİ Parti, ZP ve YRP’ye vereceklerini söyleyenler içinde ilçe belediye başkanlığında, büyükşehirde ve meclis üyeliklerinde farklı partilere oy vermeyi düşünenler de var.
31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçim öncesi halkı rahatlatacak bir şeyler veremeyen iktidarın halkı ekonomik açıdan daha da zora sokacak tedbirleri ertelediği ve Nisan’dan itibaren bugünleri de mumla arayacağımızın da herkes farkında.
Kapalıçarşı’da altın bulunamaz hale geldi, döviz kurları hükümetin bütün bastırma çabalarına rağmen yükselişte. Çünkü herkes seçimden sonra TL’nin sert bir değer kaybı yaşayacağı beklentisinde. Cebinde üç kuruşu olan bile parasını TL’de tutmak istemiyor.
Ekonomiden sorumlu bakan Mehmet Şimşek, yabancılara yönelik olarak İngilizce yayınladığı mesajında, “Yerel seçimlerin ardından orta vadeli programı sürdürmek için seçimsiz uzun bir dönem olacak” demedi mi? Bizim sevgili halkımızın bu açıklamanın “seçimlerden sonra çok daha acı bir ilacın içirilecek” anlamına geldiğini bilmesi gerekmez mi?
RAMAZAN AYINDA SİYASET – Ruhittin SÖNMEZ
RAMAZAN AYINDA SİYASET - Ruhittin SÖNMEZ
31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçim çalışmalarının Ramazan ayına denk gelmesinden iktidar partisi
AKP’nin çok memnun olduğu kanaatindeyim. 2018 Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerini bir baskın seçim şeklinde erkene alırken de Ramazan’a denk getirmişlerdi. Çünkü Ramazan ayında yapılacak seçim çalışmalarının kendi lehlerine olacağını hesaplamışlardı.
Diyanet teşkilatı içindeki din görevlileri ile tarikat ve cemaatlerin geniş kitlelerle en etkili iletişim kurabildikleri aydır Ramazan. Bu ayda insanlarımız mübarek ayın feyiz ve bereketinden daha fazla nasiplenmek arzusu içinde olurlar. Bu yüzden Ramazan’da dini nasihatlerin içine
serpiştirilmiş siyasi mesajlara daha açık hale gelirler.
“Din görevlisi” veya “hoca” denilen şahısların çoğunluğunun AKP ile gönül veya menfaat birliği
kurmuş olduğu bilinen bir gerçek.
“Siyasal İslamcılar” bu camia içinde çok aktif çaba içindeler. Ama gerçek İslam’ı anlatma derdinde
olan hocalar yeterince etkin değiller.
İktidar partisi bu dev teşkilatı siyasi amaçla bir propaganda gücü olarak kullanmakta. Ayrıca tarikat
ve cemaat liderleriyle kurduğu iyi ilişkiler sonucu şeyhlerin, hoca efendilerin, gavsların, şıhların, melelerin mürit ve bağlılarına telkinleriyle blok oylar kazandığı biliniyor.
Oysaki ibadethanelerimizin, manevi terbiye vermesini beklenen mekanların siyasi görüş, mezhep ve meşrep farklılığına bakmaksızın manevi birlikteliğin sağladığı yerler olması lazım.
Hocaların kendilerini dinleyenlere daha iyi insan, örnek Müslüman olmak için eğitim ve telkinler vermesi gerekir.
Bu resmî veya yasal statüsü belirsiz organizasyonların, iktidarın birer uzantısı gibi hareket etmesi, din adı kullanılarak devleti ele geçirme, siyasi güç ve nüfuz sağlama çabalarına zemin hazırlamakta.
Zaman içinde manevî değerler dünyevî amaçlara ulaşmak için sadece birer araç olarak kullanılmakta ve bu organizasyonlar birer menfaat birlikteliğine dönüşmektedir. Bu durumda bu gruplara ve içinde görev alan kişilere halkın güveni azalmaktadır.
TÜRKİYE’Yİ TÜRKSÜZLEŞTİRME PROJESİ – Ruhittin SÖNMEZ
TÜRKİYE’Yİ TÜRKSÜZLEŞTİRME PROJESİ - Ruhittin SÖNMEZ
“Bu ülkede nüfus artmıyor çünkü ekonomik durum ve beklentiler çok feci durumda. Millet çocuk yapacak bir ortam göremiyor.
Ülkeden beyin göçü hızla sürerken ülkeye vasıfsız ve savaşçı nitelikte eğitimsiz bir göç alınıyor.
Maalesef ki bunlar bizden de değiller: Yani ne Uygurlar ne Türkmenler ne de Özbekler.
Türkiye Yüzyılı aslında Türkiye’yi Türksüzleştirme projesi.
Yapısal çöküş yaşayan ülkemiz maalesef cehalet içinde sefalet yaşıyor ama aslında büyük felakete doğru koşar adım ilerliyor. Ve birileri de bunu milliyetçilik ve din adına Ülkeyi kurtarmak olarak sanıyor. Tam da BOP içeriğine uygun şekilde.”
Bu cümleleri İbrahim Kahveci’nin köşe yazısından aldım.