
AK’ÇA MI-HAKÇA MI ? BÜTÜN MESELE BU… / Dr. Noyan UMRUK
AK’ÇA MI-HAKÇA MI ? BÜTÜN MESELE BU… / Dr. Noyan UMRUK
Analar için genetik, içgüdüsel bir duygudur hakça paylaşım... Allah vergisi... Keşke bu işi analara bırakabilsek
Gelelim gerçeklere…
Şu AK’ça paylaşım nasıl oluyor… Bir bakalım hele…
Gelir dağılımında adaleti ölçmek için kullanılan araçlardan en önemlisi Gini katsayısı. Gini katsayısı bir ülkede yaratılan ekonomik değerin nüfusa ne derece adil paylaştırıldığını ölçmek için kullanılan bir ekonomik gösterge…
Sıfır ile bir arasında değişen katsayı, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımı eşitliği, bire yaklaştıkça gelir dağılımı eşitsizliği söz konusu.
Dünyada yapılan gelir dağılımı araştırmaları Gini katsayısının gelişmiş ülkelerde, özellikle K.Avrupa’da (İngiltere, İsveç, Norveç gibi) 0.25-30’larda seyrettiği, en iyi durumdaki Almanya’da 0.28 olduğu, az gelişmiş ülkelerde ise uçurumun büyüklüğüne göre 0.50’leri aştığını gösteriyor. Bu açıdan Türkiye’nin durumu 0.402- 0, 404 düzeylerinde...
Görülüyor ki; gelir dağılımında adaleti ifade eden %25 Gini oranından çok uzaklardayız...Nitekim İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı da (OECD), son raporunda tüm dünyada üye ülkeler arasında zengin ve fakir arasındaki uçurumun giderek arttığı, üye ülkelerin çoğunda son 30 yılın en büyük gelir dağılımı eşitsizliğinin yaşandığı vurgulanırken, gelir dağılımı eşitsizliği hesaplamalarında kullandığı Gini parametrelerine göre 21 ülke içinde gelir eşitsizliğinde Meksika zirvede yer alıyor; Türkiye ikinci, ABD üçüncü, Yunanistan ise dördüncü sırada.
EDEBİYAT DÜNYASINDA KADIN OLMAK – Fazlı KÖKSAL
EDEBİYAT DÜNYASINDA KADIN OLMAK – Fazlı KÖKSAL
Nihal Yeğinobalı önemli bir çevirmenimizdir. 1940’lı yıllarda henüz yirmi yaşında “Genç Kızlar” isimli bir roman yazar.
HALÛK LEVENT Mİ, ACUN ILICALI MI? – Süleyman PEKİN
HALÛK LEVENT Mİ, ACUN ILICALI MI? – Süleyman PEKİN
Bu da nerden çıktı veya niye bir tercihte bulunalım ki diyebilirsiniz. Ben de zaten kendime sormuştum.
Rahmetli Barış Manço “Cumhurbaşkanını halk seçerse ben de adayım” demişti ve fakat erken bir kalp kriziyle hayata veda ettiği için temennisinin gerçekleştiği o zemini görememişti.
Gene diyeceksiniz ki 2023’e çok var, bunların yeri mi; hem şehitlerimiz var. Zaten mevzunun özü de bu. NATO Konsepti gereği katılmak durumunda kaldığımız Irak’ın, Suriye’nin, Libya’nın parçalanması kararlarından son derece olumsuz etkilendik. En azından Suriye’de yolu hataen yarıladıktan sonra Rusya ekseni ile denge oluşturarak işi soğutmaya çabaladık. İdlip’te bizim 12, Rusların 10 Gözlem Noktasıyla Rejim’le Muhalefeti stabil hale getirmeyi başarmış idik.
DEPREM KADER DEĞİLDİR, KADERCİLİKTİR – Süleyman PEKİN
DEPREM KADER DEĞİLDİR, KADERCİLİKTİR – Süleyman PEKİN
Kemalettin Kamu’nun “Ben gurbette değilim, Gurbet benim içimde” şiirindeki gibidir depremle münasebetimiz. En azından benim için öyle; ‘Deprem benim içimde.’
99 Depremi’nde İzmit Körfezi’nin güney sahilindeki Fay Hattına komşu bir binadan çıktık. Binamızın dahil olduğu site 5 kattan 10 apartmanlı ve 20 ikiz bloklu; malzemesi kaliteli, yeni ve sağlam olmasına karşın ağır hasar aldı. En iyi durumdaki bina bile yarım metreye yakın dibe batmıştı. 7 nokta 4’ü görmüş binaların birinden amcamın kalan eşyalarını çıkarırken 5 nokta 8’lik artçı oldu ve amcamızı enkazdan çıkarmak durumunda kaldık.
17 Ağustos Salı sabahı hava aydınlandığında önce manzaranın şokunu yaşadık akabinde sandviç şeklinde yıkılan ve enkazın değişik yerlerinde cesetler öylece durduğu halde demir bloklarla eşyalar arasına sıkışmış ve inleyen yaralılara yardıma koyulduk. Neyle; elle yada molozlardan bulduğumuz ilkel âletlerle. Bir kriko bulaydık arama - kurtarma timleri gelesiye kadar ne kadar insana faydamız olurdu diye hâlâ hayıflanırım.
Yazının başındaki ‘kamu’yu depremden sonraki 4-5 günde göremedik. Başiskele ile Seymen arasındaki yol güzergâhındaki trafik ve güvenlik eli sopalı mahalle gençlerince sağlandı: En orta şerit sadece ambulanslara tahsisli, onlara yol vermeyen araçların camlarına acınmayacak; orta şeridin iki yanındaki geliş ve gidiş şeridindeki araçlardan âcil ihtiyaç maddeleri / malzemeleri alınacağından kontrollü geçiş yapılacak, durup dinlemeyenlerin camlarına acınmayacak.
ÖRFE DAYALI AYETLER, RİBA VE FAİZ – Ruhittin SÖNMEZ
ÖRFE DAYALI AYETLER, RİBA VE FAİZ – Ruhittin SÖNMEZ
Günümüzde bir ayet hükmünün uygulanmaması gerektiğini söyleyen bir siyasetçi veya bilim adamı çıksa, kâfir ilan edilmekten kurtulamaz.
Öyle ya, mademki Yüce Yaratıcımız Kur’an’da emredici bir cümle ile bir buyruk vermişse biz Müslümanlara düşen o emri uygulamaktan ibarettir.
Fakat kaynaklarda gerek Hz. Peygamber döneminde ve gerekse ilk halifelerin farklı uygulamaların olduğu görülüyor.
“Kâbe yanındaki Hz. İbrahim’in ayak izi olarak bilinen yer ile ilgili ‘Makam-ı İbrahim’i namazgâh edinin’ (Bakara,125) ayeti nazil olmuştur. Kur’an’da emir sigasıyla verilen bu buyruğun Hz. Peygamber tarafından uygulanmaması ve hac farizaları arasına dâhil edilmemesi dikkatle düşünülmelidir.” (Prof. Dr. Mehmet Azimli)
Kur’an-ı Kerim’de, Müslüman erkeklerin Hıristiyan ve Yahudi kadınlarla evlenmesine izin verilmişti. (Maide, 6)
Fakat Hz. Ömer Müslüman erkeklerin Hıristiyan ve Yahudi kadınlarla evlenmesini yasakladı.
Taha Akyol bu uygulamayı “Tıpkı modern çağda Medeni Kanun’la ve Ceza Kanunu ile evlenme yaşlarının belirlenmesi ve çok eşliliğin yasaklanması gibi bir “devlet tasarrufu”ydu bu” diye değerlendiriyor ve şu bilgileri de veriyor:
“İkinci Meşrutiyet döneminde bu konular çok tartışılmış, o zamanki açık fikirli İslamcılar devletin yasama yetkisini savunmuşlardı.
Darülfünun’da fıkıh profesörü olan Mansuri-zade Sait Bey sosyal ihtiyaçları esas alarak ve aynı zamanda fıkıhla birlikte modern hukuktan gerekçeler getirerek “devletin yasama yetkisini” savunanların o devirde öncüsüdür.
Hatta o dönemde “örfe dayalı ayetler”in, örfte meydana gelen değişmeleri dikkate alarak yorumlanacağı bile yazılmış, çizilmişti.”
“Hz. Ömer, yine ‘şartlar değişti’ gerekçesiyle ganimet ayetini de uygulamadı.
Hz. Ömer’in gerekçesinin başka bir ayet ya da hadis değil, ‘değişen şartlar’ gibi tamamen ‘dünyevi’ bir olgu olmasına özellikle dikkat etmek gerekir.”
Günümüzde ise bırakın ayetlerde emir kipiyle bildirilen buyrukların yorumlanmasını, bir kısmının uydurma olduğu açık olan hadisler üzerine bile yorum yapanları ve “değişen şartlar” gibi gerekçe sunanları kâfir ilan ettiği bir atmosferde yaşıyoruz.
BİR YIL LALE EKMEZSENİZ NELER OLUR? – Ruhittin SÖNMEZ
BİR YIL LALE EKMEZSENİZ NELER OLUR? – Ruhittin SÖNMEZ
Elazığ’da yaşanan 6,8 büyüklüğündeki depremden sonra yer bilimleri alanındaki uzman bilim adamlarını yeniden hatırladık.
Prof. Dr. Naci Görür ve Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’un aylar öncesinden TV programlarında, Doğu Anadolu Fayı’nın deprem olan kısmını ismen belirterek uyarıda bulundukları anlaşıldı.
“Kendisi de Elazığlı olan Prof. Naci Görür, daha önce Elazığ için projeler hazırladıklarını ancak TÜBİTAK ve DPT tarafından reddedildiğini” üzüntüyle açıkladı.
Habertürk canlı yayınında, Jeoloji Profesörü Prof. Dr. Cem Yaltırak, muhtemel İstanbul depremine hazırlık bakımından tavsiyelerini belirtirken, “Bir projemiz var Gelibolu Yarımadası fayı üzerinde. Eften püften bir nedenden kabul edilmedi” dedi.
Cem Yaltırak'ın "Bu projenin maliyeti ne kadar?" şeklindeki soruya verdiği cevap, vicdanı olanlar için, çok ürpertici idi:
“İstanbul'a bir yıl lale ekmezseniz bütün yer bilimleri projelerini finanse edersiniz."
"Diderot Etkisi” – Doç.Dr. Süleyman ÇOŞKUNER
"Diderot Etkisi” – Doç.Dr. Süleyman ÇOŞKUNER
Fransa’nın 18. YY yazarlarından olan aydınlanma filozofu Denis Diderot, büyük bir borç batağına düşer. Onun bu perişan hali, Rus Çariçesi Katerina’nın kulağına kadar gider.
Çariçe, bu bataklıktan kurtulması için Diderot’ya nazik bir teklif sunar: Diderot’nun kütüphanesini satın alır ve kendisine tekrar hediye eder. Bu kütüphanede çalışması için de Diderot’ya 25 yıllık maaşını peşin öder.
Tabii ki bu peşin ödeme, Diderot için hiç beklenmedik bir anda bir servete sahip olma anlamına gelir. Artık Diderot, bütün borçlarından kurtulmuş ve rahatlamıştır.
Bir gün bir arkadaşı ona kadife bir sabahlık hediye eder. Ve her ne olursa işte bundan sonra olur.
Filozof sabahlığını giyinir. Çalışma masasına kurulur ve iştahla çalışırken birden bu muhteşem sabahlığı ile çalışma masasının birbirine uyuşmadığını düşünür.
Kasasındaki yüklü miktar nakdin sarhoşluğuyla derhal çalışma masasını değiştirmek üzere çıkar ve harika bir çalışma masası alır. Artık sabahlık ve çalışma masası uyumludur.
Fakat bir de ne görsün? Yerdeki eski halı, ne sabahlığına ne de çalışma masasına yakışıyor. Koşar ve kasasındaki paraya da kendisine de layık bir halı alır.
“GÖNÜLLÜ KERİZLİK” ÜZERİNE – Süleyman PEKİN
“GÖNÜLLÜ KERİZLİK” ÜZERİNE – Süleyman PEKİN
Aralık 2007’de Sendika Genel Merkez Seçimlerinde adaylık konuşmasında beyan ettiğimiz ve akabinde Türk Eğitim Sen (Yıl:4, Sayı:44, sh. 14) ve Âhenk Dergisi (Yıl:10, Sayı: 25, sh. 26) mevkuteleri ile Kocaeli Aydınlar Ocağı sitesinde (Aralık 2007) yayınlanan, yeni bir zihniyet inşası adına kaleme aldığımız yazıyı onca yıl sonra paylaşmak isterim:
“Bütün renkler aynı hızla kirleniyormuş, birinciliği beyaza vermişler.” İnsanı insan yapan değerler manzumesinin tepetaklak edildiği ve tersine çevrildiği bir çağdayız.
Çocuklarımız sınıfta “inek” muamelesi görmemek için ders çalıştığını gizlemek zorunda kalabiliyor. Askere giden gençlerimiz “nöbetten yırttım, içtimadan yırttım” replikleriyle “keriz” olmadıklarını ispatlamaya çalışıyorlar. İşçimiz 15 dakikalık çay molasını nasıl yarım saate çıkardığıyla, memurumuz nasıl izin üstüne izin aldığıyla övünebiliyor.
Doğruluğun, dürüstlüğün, erdemin borsa veya döviz karşılığının olmadığı anlaşıldığında; zoraki kürtaja tâbi tutuldular. Ve birden namusluluk namussuzluk, namussuzluk da namuslulukmuş gibi algılanır oldu. Delilik suyundan içmek zorunda kalan akıllı gibi..
Kandıralı yürüyorsa; Bu ciddi bir uyarıdır..! – İsmet ÇİĞİT
Kandıralı yürüyorsa; Bu ciddi bir uyarıdır..! – İsmet ÇİĞİT
Hepimiz biliriz…
Kandıralı uysaldır…
“Dur” dersin durur, “Kalk” dersin kalkar…
Bugüne kadar ilimizde pekçok ilçenin insanı, pekçok farklı konuda eylem yapmıştır da, Kandıralı hep evinde oturmuştur.
“Çöplük” lafı çıktığında, Gebzeliler, Dilovası halkı otobüslere binip Büyükşehir Belediyesi’nin kapısına dayanmışlardı da Belediye zabıtaları ne yapacaklarını şaşırmışlardı.
Suadiyeli kamyoncular, bölgedeki bir fabrikanın taşıma işi kendi kooperatiflerinden alınıp, başkasına verilecek diye Valiliği günlerce uykusuz bırakmıştı…
Çok örnekler verebilirim: eylemcidir, özgürlüğüne düşkündür Kocaeli Halkı.
Ama Kandıra hariç…
Kandıralı’ya söz verirler: “Sana hastane yapacağız” derler…
Aradan yıllar geçer, hastane yapılmaz ama, ses çıkmaz…
Kandıralı’ya söz verirler:”Sen turizm bölgesisin. Duble yol 2 yılda bitecek” derler.
Aradan 3 yıl geçer, duble yolun bir metresi bile yapılmaz.
Ama ses çıkmaz….
Kandıra’ya Kentsel Dönüşüm sözü verilir.
Sonra unutulur, sesleri çıkmaz…
Tarım arazileri yağmalanır.
Biraz belirlenen kamulaştırma bedellerine mırın kırın eder, yine ses çıkarmaz…
İstanbul’a götürülecek su için döşenecek borular yüzünden tarım toprakları alınır.
Gölet, baraj yapacağız diye Kandıralı evinden, yurdundan atılır.
Yine ses çıkmaz….
TİYATRO SİYASETİ VE SİYASETİN TİYATROSU – Ruhittin SÖNMEZ
TİYATRO SİYASETİ VE SİYASETİN TİYATROSU – Ruhittin SÖNMEZ
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın eşiyle birlikte bir tiyatro izlediler. İzlenen oyun halen tutuklu olan Selahattin Demirtaş'ın yazdığı 'Devran' adlı kitabından sahneye uyarlanmıştı. Bu olay ve üç önemli siyasetçinin eşlerinin verdiği resim çok tartışıldı.
Olayı hukuki açıdan değerlendirdiğinizde bir sıkıntı görünmüyor.
HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş halen tutuklu olsa da kesinleşmiş cezası olmayan bir siyasetçi. Bu siyasetçinin partisi HDP halen TBMM’de grubu bulunan, devletten para yardımı alan, çok sayıda belediye başkanı olan bir parti.
Demirtaş bu partinin eşbaşkanı iken Cumhurbaşkanı adayı olmuş, seçimlere girmesinde sakınca bulunmamıştı.
Yine bu partinin önemli adamlarından Ahmet Türk hükümlü olarak hapiste iken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin talebi ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın affı ile hapisten çıkarıldı. 31 Mart 2019 yerel seçimlerine girmesine izin verildi ve HDP’den Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Daha sonra bu belediye ve başkaları kayyuma devredildi.
Ancak halen Ahmet Türk ve diğer belediye başkanları serbestçe siyaset yapmaya devam ediyor.
Hukuken sıkıntı olmasa da, “tiyatro izleme olayının” sıradan bir kültür faaliyeti kapsamında olmadığı ve verilen fotoğrafın siyasi mesaj içerdiği açık.
İşte bu aşamada tartışmaya katılan bütün siyasetçiler, birer tiyatro yazarı veya oyuncusu gibi davranıyorlar.
KANDIRA’NIN ÇİLESİ BİTMEYECEK Mİ? – Mustafa KÜPÇÜ
KANDIRA’NIN ÇİLESİ BİTMEYECEK Mİ? – Mustafa KÜPÇÜ
Kandıra, annemin doğup büyüdüğü, çocukluk yıllarımın “mutlu kasabası” idi.
Toprağı bereketli, insanları çalışkan ve üretkendi. Keten, mısır ve ayçiçeği başta olmak üzere birçok ürün yetişirdi. Rahmetli anneannemin “keten tokaçlaması” hala gözlerinde ve belleğimde canlanır. O’nun “düzen” dediği tezgahta ürettiği keten bezinden çarşaflar, iç çamaşırları ile bir ömür yaşadık.
Kandıra’nın “manda sütü” karışımlı yoğurdu, peyniri tüm ülkede bir “marka” idi. Hindi denince akla “Kandıra Hindisi” gelirdi.
Türk sinemasının bir klasiği olan “BEYAZ MENDİL” Kandıra’da çekilmişti. Rahmetli Ömer Evin, bu filmde Fikret Hakan’ın yakın arkadaşı rolündeki başarısıyla anılır.
Kandıra’lıların “Yaşama keyfi” vardı. Özellikle yaz akşamları mahalle aralarında kurulan sofralar klarnet sesleriyle süslenirdi. “Kısır Geceleri” ile komşular bir araya gelirdi. Düğünlerin vazgeçilmesi “HEYAMOLA” alaylarını unutmak mümkün mü?
Namaz Kılanı Sevmek – Av. Hicran GÖZE
Namaz Kılanı Sevmek – Av. Hicran GÖZE
Ç…./…./1960 “Bulunmuş Defterden CUMA DÜŞÜNCELERİ” sh. 26, 27 Ergun Göze
DOĞDUĞUM kasabanın soğukları meşhurdur. Karı da fırtınası da. Yine öyle soğuk günleri yaşıyoruz. Kış günlerinde insanlar birbirlerine daha yakın ve sokulgan oluyorlar. Evler bile birbirine dayanmış, sığınmış gibiler. Aklıma eski kışlar geldi, çocukluğumun kışları… Kar üstünde yalınayak dilenen ihtiyar kadınlar. Sâdece ekmek isterlerdi. Ve kuru ekmeklere bile teşekkür ederlerdi. Yollar buzdan aynaya dönerdi. Bu buzdan aynalar üzerindeki çıplak ayaklar yürürken sanki ciğerime basardı. Çocuk mantığımla bu acıyı, bu hali izah edemez, üzüntümü içime iterdim.
Sağlığımız ve Aşılar – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN
Sağlığımız ve Aşılar – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN Bakterıyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı
Son yıllarda aşılarla ilgili zıt fikirlerle çok karşılaşmaktayız.Aşıların faydalı olmayıp bazı kronik hastalıkların sebebi olduğuna kadar giden iddialar bunlardandır. Bu sebeple koruyucu çocuk aşılarını bile reddeden insanların olduğunu basın-yayın kuruluşlarının haberlerinden okumaktayız.
Günümüzde her bilginin kolayca yayılabilme özelliği sebebiyle doğru veya yanlış olduğuna bakılmaksızın kontrolsüz bir bilgilenme ile karşı karşıyayız. Temel bilgilerdeki yetersizlik durumunda, bu bilgilerin yanlış yorumlanması sebebiyle, bazı insanlar yanlış davranışlar gösterebilmektedir. İşte aşı konusu da bunlardan biridir.
Aşıların bulunması ve uygulanması tıp tarihinde devrim özelliği taşıyan bir gelişmedir. Aşılanmanın getirdiği bağışıklık, özellikle bulaşıcı bazı enfeksiyon hastalıklarına karşı, halk sağlığı alanında çok önemli ileri imkanlar sağlamıştır. Aşılar, çiçek, çocuk felci, kızamık gibi çok bulaşıcı olduğu için salgınları ile korkutucu olan, ölüm ve sakatlıklar bırakan; kuduz, tetanoz gibi dehşetli ızdırapları ve acılar içinde ölümlere sebep olan hastalıklarla mücadele ve korunmada önemli imkanlar sağlanmıştır. İnsanlar için tehlikeli, tıp adamları ve tüm sağlık hizmeti çalışanları için korkutucu olan bu ve diğer bazı hastalıklar aşılar sayesinde günümüzde sorun olmaktan çıkmıştır.
KASIM SÜLEYMANİ’NİN ÖLDÜRÜLMESİ – Ruhittin SÖNMEZ
KASIM SÜLEYMANİ’NİN ÖLDÜRÜLMESİ – Ruhittin SÖNMEZ
Kasım Süleymani çoğu yorumcuya göre İran’ın ikinci adamı sayılıyordu. Süleymani ve İran’ın Irak'ta oluşturduğu Haşdi Şabi örgütünün ikinci adamı ABD füze saldırısı ile öldürüldü. Bu olay zaten karışık olan Ortadoğu dengelerini bir kere daha değiştirdi. Bir İran/ABD savaşı hatta üçüncü dünya savaşı ihtimali üzerinde tartışılıyor.
Kasım Süleymani İran'ın, Irak, Suriye, Lübnan ve Afganistan'daki askeri operasyonlarını yöneten Kudüs Gücü Komutanı idi. Buralarda ABD’ye ciddi sıkıntılar yaşattı.
Haşdi Şabi örgütünün organizasyonuyla, Bağdat'taki Amerikan Büyükelçiliği basılmış ve ateşe verilmiş olması ABD için aradığı bahaneyi verdi. 10 kilometrekarelik "yeşil bölge"nin ortasında bulunan kale gibi korunaklı Büyükelçilik binasının basılması, ABD için gurur kırıcı bir olaydı.
ABD belki de iç politikasının belirlediği bir zamanlama ile (Trump’ın azledilme sürecinde güç kazanma amacı ile) bu sert karşılığı verdi.
Kasım Süleymani’nin öldürülmesi karşısında Türkiye’de tepkiler tereddütlerle dolu ve çok çelişkili oldu.
ABD’nin bu eylemini “İran’ın egemenlik haklarına saldırı” sayarak, “bu saldırıyı meşru görürsek, yarın işine yaramadığı zaman Türkiye’nin Genelkurmay Başkanı veya başka üst görevlerde bulunan birine suikast düzenlemesini de meşru mu sayacağız? diye düşünenler de var..
“Süleymani Türk ve Türkiye düşmanıydı” deyip sevinenler de..
“Konuyu Şiilik-Sünnilik açısından değerlendirenler” de var.
Arslan Bulut gibi “Meselenin Şiilik-Sünnilik açısından görülmesi, Amerikan saldırısını desteklemek anlamına gelir. Oysa İran Türkiye'nin komşusudur ve İran halkının yarısı Türk'tür. İran'a yönelik büyük bir Amerikan saldırısı, aynı zamanda Türklere yönelik bir saldırı demektir. Konuya Türklük açısından baktığınızda durum budur” diyenler de..
Hangi açıdan bakarsak bakalım, olayın Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) içinde bir parça olduğunu asla unutmamalıyız. Bu olaydan sonra ABD’nin Irak’a iyice yerleşeceği ve BOP’un İran ayağının uygulanması sürecinin başlayacağı kanaatindeyim. Yani İran artık Irak ve Suriye benzeri gelişmelerle parçalanmaya çalışılacak.
Fakat İran köklü bir devlet geleneği olan, daha gelişmiş bir ülke. Yani kolay lokma değil. İran’ın Suriyeleşmesi çok daha sancılı olacak. Türkiye de bu sancıdan etkilenecek.
2019 yılına veda ederken – Mesut UĞUR
2019 yılına veda ederken – Mesut UĞUR 31-12-2019
Kıymetli dostlar,
Yıl sonu veda yazısı yazma alışkanlığımı sürdürmek için beynim aralık ayı başından beri telkinde bulunuyor. 2019 yılı nasıl geçti, neler yeni yazacağım yazının içinde olmalı diye genelde araç kullanırken aklıma geliyor. 2019 yılı film şeridi gibi gözümün önünden akıp gidiyor. Aklıma gelenleri unutmadan yazmalıyım diye kendi kendime telkinde bulunuyorum. Öncelikle 2018 vedası için yazdığım yazıyı bir okuyayım dedim. Tabiri yerindeyse 8 sayfa döktürmüşüm. 2018 yılı için güzel bir kayıt olmuş. 2019 bana neleri öğretti? Daha önce öğrendiklerimden değişenler oldu mu? Ben bildiklerimi istediğim şekilde paylaşabildim mi? Değişim ne kadar basit ne kadar zor? Ülkemizin içinde bulunduğu durumla alakalı ve dünyadaki gelişmeleri takip etmek için seminerlere, çalıştaylara, kongrelere, fuarlara katıldım. Literatür okudum. Yazılı, görsel ve sosyal medyayı izledim. Bunları irdelemeden önce bana kritik düşünmeyi öğreten Prof. Dr Frederic Vester’den bahsetmek isterim.
Prof. Vester geliştirdiği düşünme tekniği ağ düşünme tekniğidir. Almancası Vernetztes Denken, İngilizcesi Network Thinking dir. Bu tekniği öğrenenler yaptıkları bir işin başka işlere nasıl etkisi olabilir, etkileşimi nedir öğrenirler. Prof Vester bu düşünme tekniğini öğretmek için kişisel bilgisayarda çalışan “ECOPOLICY” diye sibernetik strateji oyunu geliştirmiştir. Hayatımda aldığım 3 bilgisayar oyunu budur. Önce MS-DOS işletim sisteminde çalışan sürümünü almıştım. Windows işletim sistemi çıkınca Almanca sürümünü aldım. Sonra çevremdekiler Almanca bilmiyor diye İngilizce sürümünü aldım. 1990 ların başında bu oyunu Türkiye’deki siyasilere ve bürokratların eğitimi için kullanma hedeflerim vardı. Ama kurduğum işler profesyonel yönetici eğitimiyle alakalı olmadığı için bu hayalim gerçekleşmedi. Kendi yaşamımda dünyayı değerlendirirken ağ olarak düşünme tekniklerinden çok istifade ettim ve halende etmekteyim. Bu beni sanırım faklı yapıyor. Birçokları beni müzmin muhalif olarak görebilirler. Oysa benim amacım muhalefet yapmak değil; yapılan eylemlerin daha farklı nelere nasıl etki edeceğini göstermektir. Tabi bu muhakemeleri yapmak için insanın belirli ölçüm mesnetleri olmalı. Bir örnekle anlaşılır şekle getirmek istiyorum: İGDAŞ’ın sloganı “Gökyüzüyle arkadaş”. Bundan kasıt havayı kirletmiyor demek. Doğalgaz diğer fosil yakıtlara göre daha az emisyon çıkarsa da sonuçta fosil yakıt. Karbon içerir, kükürt içerir.
KANLI NOEL – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
KANLI NOEL - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Rumların 56 yıl önce(1963) Kıbrıs Türk Alayı doktorlarından Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet Hanım, çocukları Murat, Kutsi ve Hakan’ı adadaki evlerinde şehit edilmişlerdi. Öyle ki Yunan Enosis militanlarınca Kıbrıslı Türklerin evleri basıldığında çocuklar bile saklandıkları banyoda kurşuna dizilerek katliama uğramışlardı. Bunun için her Aralık ayı sonu bu katliamın yıldönümüdür. Maalesef Rum militanlar bu saldırılarıyla Kıbrıs Adasını, Girit’teki taktiklerini uygulayarak Türk halkını soykırıma uğratacak, adının tümüne sahip olacaklardı. Hala da bu taleplerinden vaz geçmiş değiller.
ALLAH’LA İLETİŞİMİN ARACILARI – Ruhittin SÖNMEZ
ALLAH’LA İLETİŞİMİN ARACILARI – Ruhittin SÖNMEZ
Genel olarak, İslam’ın indiği coğrafyada cahiliye döneminde insanların çok sayıda putlara taptığını, İslamiyet’ten sonra çok tanrılı inanıştan tek ve yüce bir tanrı inancına geçildiği kanaati yaygındır.
Oysaki Prof. Dr. Mehmet Azimli’nin “Cahiliyye’yi Farklı Okumak” adlı eserinde belirttiğine göre;
Müşrikler de Allah kelimesini “yeri göğü yaratan” anlamında kullanıyordu. İslam öncesi bazı Arap şiirlerinde “Allahu ekber / Allah en büyüktür” denilmiştir. Ya Allah, Allahümme, Rahman gibi tabirleri kullanıyorlardı. Bir “Yüce Tanrı” inancına sahiptiler.
Cahiliyye döneminde Mekke’deki nüfusun büyük çoğunluğunun Allah inancı vardı. Onların Allah inancındaki sorun, Allah ile iletişim sorunu idi. Allah ile aralarına aracı varlık dedikleri putları koyuyor, bunların Allah’a yaklaştırıcı varlık olduğunu söylüyorlardı.
Yani Allah’ı gökte ve en büyük ilah kabul etmelerine karşın, makam ve mevki olarak O’nun altında gördükleri başka ilahları da vardı. Allah çok yüce, aşkın ve erişilmez olduğu için bu aracı ilahlar vasıtasıyla ona yaklaşacaklarını söylüyorlardı. Allah ile birlikte başka ilahlar da kabullendikleri için “ortak koşan” anlamında MÜŞRİK kelimesi ile nitelendirildiler.
Müslümanlar ile müşrikler arasındaki çatışmanın sebebi Bakara 170’de şöyle açıklanıyor: “Ne zaman onlara (Müşriklere): 'Allah'ın indirdiklerine uyun' denilse, onlar: 'Hayır, biz atalarımız neye uyduysa biz ona (geleneğe) uyarız' derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?”
Mehmet Âkif Ersoy’un Ölüm Günü Münasebetiyle – Doç. Dr. Süleyman COŞKUNER
Mehmet Âkif Ersoy’un Ölüm Günü Münasebetiyle - Doç. Dr. Süleyman COŞKUNER
Doğum tarihi: 20 Aralık 1873, İstanbul-
Ölüm tarihi ve yeri: 27 Aralık 1936, İstanbul)
Mehmet Akif Ersoy'a cenaze töreni bile çok görülmüştü.
Mehmet Akif’in Cenaze namazına bir hukuk fakültesi öğrencisi iken katılan Prof. Dr. Sulhi Dönmezer 5 Ocak 1987 de Tercüman gazetesinde “ Akif’in Cenaze Töreni” başlıklı yazısında o günü şöyle anlatacaktı :
‘…O zamanların ülkemizde egemen tek partinin otoriter düzeni içinde kimse idare ile çelişkiye düşmek istemediği için basında Mehmet Akif’in yurda dönüşü ve hastalığının seyri hakkında pek fazla haber yayınlanmazdı….
Bizler alana geldiğimizde, namaz saatinin yaklaşmış bulunmasına rağmen bir tabuta rastlamadık, hep birlikte bekliyoruz. Birden lokantanın ön kısmını bir cenaze otomobilinin geldiğini gördük, iki kişi üzerine örtü dahi konmamış bir tabutu indirdiler. Yoksul bir fakirin cenazesinin getirildiğini düşünerek bir kısım arkadaşlar yardıma teşebbüs ettiler. Fakat tabutun Mehmet Akif'e ait bulunduğu anlaşılınca bir anda yüzlerce genç ağlamaya başladı. …Gençler hemen Emin Efendi Lokantasının bayrağını alarak tabutun üstüne örttüler.
Sonra merhumun bir kısım arkadaşları gelmeye başladı ama ne vali, ne belediye reisi ve ne de tek partinin zimamdarlarından hiç kimse ortalarda yoktu.”
Erken çocuklukta oyunun önemi-1 / Rüyam Alankuş KARGILI
Erken çocuklukta oyunun önemi-1 / Rüyam Alankuş KARGILI
Oyun çocuğun en ciddi işidir." der Montaigne. Bizim için duygusal bağlarımız, iş hayatımız,ekonomik bağlantılarımız hatta dini inançlarımız ne anlam ifade ediyorsa çocuk içinde oyun ortamı aynı maddi ve duygusal yoğunluğu içeriyor diyebiliriz. Çocukların oyun oynarken size anlamsız gelen noktalara aşırı tepkiler vermeleri aslında bu durumun göstergesidir. Oyun çocuğun en büyük işidir. Oyun, çocuğun zihinsel, bedensel ve sosyal gelişimini hızlandıran en önemli faaliyetlerden bir tanesidir.Çocuklar, yaş dönemlerine göre öncelikle beş duyularını kullanabilecekleri oyunlarla başlarlar.
PROVOKASYON MU, PİŞMAN MI OLDU, KORKTU MU? – Ruhittin SÖNMEZ
PROVOKASYON MU, PİŞMAN MI OLDU, KORKTU MU? - Ruhittin SÖNMEZ
Şimdi benim de içinde bulunduğum bir grup arkadaşıma sosyal medya üzerinden yapılan tehdit ve hakaretin hikâyesini anlatacağım.
İstanbul Belediye seçimlerinin hemen öncesiydi. Millet İttifakı'nın İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu'na destek veren bir grup arkadaşımız, 'Demokrat Ülkücüler' imzalı bir bildiri ile görüşlerini kamuoyu ile paylaştılar. Bu bildiriye Kocaeli’den kamuoyunun çok yakından tanıdığı üç saygın arkadaşımız, Ahsen Okyar, Zekai Kahyaoğlu, Halil Konuşkan ve ben imza verdik.
Bu bildirinin açıklanmasından sonra, Ahmet Yiğit Yıldırım adına kayıtlı Twitter hesabından, bizim isimlerimizin de bulunduğu, içinde çok sayıda değerli ismin yer aldığı bir liste “hainler listesi” tanımlamasıyla yayımlandı.
Devamında da, bu listede bulunanlar şu ifadelerle tahkir ve tehdit edildi:
“Milliyetçi- Ülkücü hareketin ismini kullanarak pkk işbirlikçilerine destek arayan bu HAİNLERİ unutmayacağız. YA TAM SUSTURACAĞIZ, YA KAN KUSTURACAĞIZ.”
Yetmedi.
Aynı şahıs, aynı hesaptan ve aynı tarihte ikinci bir tweet mesajında da hakaret ve tehditlerini sürdürdü:
Sözcü Gazetesinde yayımlanan bir haber resminin üzerine, “Kendisini ülkücü olarak tanımlayarak PKK SEVİCİ EKREM PAPAZOĞLU’NA destek arayanlar er ya da geç ÜLKÜCÜ ADALETLE TANIŞACAKTIR. Demokrat Ülkücüler adı altında namussuzluğa imza atanların sonu bellidir. Çakallara haddini bildiren Bozkurtlara bin selam…” yazarak paylaştı.
Bu paylaşımın altında verilen resimde, “İYİ Parti’nin kurucularından Metin Bozkurt İstanbul’un Beylikdüzü ilçesinde 8 kişilik bir grubun saldırısına uğradı” metni ve saldırıya uğrayan Metin Bozkurt’un darp edilmiş, kan revan içindeki hali vardı.
Yani şahıs bu cümlelerle aynı zamanda işlenmiş olan suçu ve suçluları alenen övdü.
Bu hakaret, tehdit ile suçu ve suçluyu öven ifadelerin yayımlanmasından iki gün sonra da 22 Haziran 2019’da, şüphelinin “hainler listesi” diyerek tehdit ettiği listede yer alan isimlerden biri daha (Zihni Pamukçu) saldırıya uğradı.